ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur.' Hemen kavuğunu. sentaks.' dediler. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var. mum gibi erimeye başladı. Asıl zevk. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan. Karanlıkta dama doğru yürüdü. O . gramer. (M. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. Yoksa. sarığını. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. Devletşah diyor ki. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. Konuşmalar. temel bilgilerde. Benim önümde.' dedi. «O. Alâeddin. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir.' dedi. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu.Kemal'e baş vurdu. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. 77. din bilgisinde. duman gibi kendini yok etmeye çalış. ruh âleminin manasına erebilmektedir. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum. nasıl anlatayım. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir. ayıptır söylemesi.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. onlardan daha üstün.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. eli vergili. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. Gerekirse. geceleri uyumazdı. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak. Adam o sırada.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. hepsinden daha yetkili konuşur. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. daima uyanık gönüllüydü. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. O makamın kutsal sakinleri. onu hiç unutamadı. 48). gönlü isterse. tartışır. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa. beni dinlerken. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır. onun. dördüncü kat göğe kadar çıktım. 'Dostum gitme. onlardan daha zevkli. M. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar. Bunu seyreden aziz derviş. Bütün fenlerde. 'Ben sana yabancı değilim. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur. 'Bizim güneşimiz.» (Şems-i Tebrizî. onlardan daha lâtiftir. orada yerleşmiş.

en yücesidir.» diyorlardı. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî. bir nağra atarak yere yıkılır. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur. Tebrizlilerin uydusu haline geldi. o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. gece gündüz. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. artık başka bir âleme dalmıştı. Eflâkî'ye göre Mevlânâ. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. Mevlânâ'yı sorar. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir. onun. meslislere gitmek istemiyor.). Bir kısım Konyalılar da. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını.' diye hep özlem duyar. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında. «Bize. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün.» diyorlardı. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş. namaz. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. müftülük. talebesi. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür. Ama. hiç dışarı çıkmazlar. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu.). irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. Mevlânâ bir katıra binmiş. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. sıhhatinin bozulmasına yol açtı. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ.' dediği halde Bayezid. kayıplara karıştı. sohbet arkadaşları yapıyor. aksine. Neredeyse o .» diye halkı ayaklandırıyordu. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. O. selâm verir ve «Hemen söyle bana. Şems yol üzerinde beklemekte. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. hep onunla göz göze diz dize idi. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü.A.» der. hep onun işaretlerine dönük. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından. Şu sebepten ki. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. katırın dizginine yapışır. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. susuzluğu o kadar derindir ki.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik.» Bazıları da. Bu ayrılık süresi. kudretinin. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S.). 'Beni ululayın şanım ne yücedir. Şemseddin. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. oruç. ona. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına.A.A. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ. Kimseyle konuşmuyor. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu. Derken belirli vakit gelir. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır.A. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır. Hakkın yüceliğinin. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır. o zaman da suya kandığından söz eder. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. «Bu ne sorudur?» der. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı. müderrislik. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. cihan varlıklarının en büyüğüdür. ibadet ve sohbetle meşgul olur. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler. bütün normal işlerini. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır. hep gam. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems. hakkındaki bu dedikoduları. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun.

dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler.» dedi. halktan emirlerden. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. «Benden selâm götür. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. âşıkane secdeler et. Gidin ey yoldaşlar. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. hâkim ve mahkûmlarla doldu. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. diri gönüllü bir dervişe rastladım. yaratıcı. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. Oraya varır varmaz. saygı göstermekten geri durmazlardı. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. Mevlânâ'hm mektubunu. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. yirmi nefer atlı. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. ger. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . Mevlânâ. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. Aman ne olur. fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. bu zaif hayır duası ile meşguldür. Öyle bir derviş ki. Sultan Ve-led. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. Mevlana'yı çok üzüyordu. mum gibi erimeye başladım. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. O. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. kudretli. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. sen otur da seyret. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. Sultan Velecl. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. Bir kere onun cemali parlayınca. can da o viranenin baykuşu oldu.» diye çok yalvardılar. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. büyücülükle suya düğüm vurur. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. güzellerin güzelliği hiç kalır. birkaç yük değerli hediye. sizi atlatır. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır. Şems. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse. babasının işaret ettiği hana gitti. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. Cadılıkla.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. Bu mektup Şemseddin'den idi. bilginlerden. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. Şems'in odası önünde edeple durdular. havayı bağlar. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. et. «Umarız ki.

«Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. gönül bağlamışız.» diye feryada başladı. Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti.' der. 'Beni öldürmek istiyorlar. teşekkür etmiştir. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu. Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. Bu ikinci gelişte. dedi. özgür oldu. Yüksek sesle. dedikoduya. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. hemen bir bıçak . Öte tarafta Şems'i sevmeyenler. Rum Ülkesinden Şam tarafına. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak.» dedi. Ne yazık ki. bu saldırılara bir zaman katlandı. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. 645 hicret yılı . Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. içinde bir perşembe gününe rastlar. Şems.' diyerek dışarı çıkar. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. Şems. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti.Şems. Bu olay. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. sövüp saymaya başladılar. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. Bir müddet ondan. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. sevindi. onu fırsat buldukça küçümsemekten. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. bir gün. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. odasını bomboş bulunca dayanamadı. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin. Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. Bir süre durduktan sonra. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. Şam sevgilisine can vermiş.

Ama olayın bir de mantık yönü vardır. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. Bir gün. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. . onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. şu cevabı verdi: «Ben. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. Şam'da aylarca Şemsi araması. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin. Hüseyin bin Hasan.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. onun. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. biri birini tutmayan rivayetlerdendir.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. Fakat bende bu cihet eksiktir. hep Medresesinde dönüp dolaşır. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş. «Oğlum Şemseddin. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. Eflâkî. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki. her günkü doğuşlarını şiirlerle. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. Şemseddin. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş.saplarlar. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. Şeyhi. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. gazellerle ifade ediyordu.)de. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. İbrahim Fahreddin. onu da çileye oturttu. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. Dest tarafından Türkistan'a gitti. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. Baba Kemal. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H.

Hasan-ı Basrî. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. Nasıl ki. Şiblî'yl. bunu okumaktan pek hoşlanır. Büyük bir ihtimale göre Halep. Şemseddin-i Tebrizî'yi. Bu da. Öte yandan. Onun şiirlerinin. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında. müridinin alnından öperek. «Sevgili evlâdım. gönülleri hep o tarafa çeker. yaş dökermiş.» demiş. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. onun şu anlamdaki gazeli de. o. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. Maruf-u Kerhî'yi. ondan filizlendi o. Sultan Veled'i irşad etmiştir. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. Maruf. o şahın hizmeti İçindir.. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. Mevlânâ Celâleddin'i. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. okudukça durmadan duygulanır. hafif ruhlu olur. Şeyh. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. Onun aşkının okşayışları. Serîi Sakatî'yi. Bahaeddin Veled. Ebûbekr Nessacı. o. Davud-u Taî'yi. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. Davud. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî. Cüneyd-i Bağdadî'yi. Ahmed Gazalî'yi. dervişlik geleneklerine aykırı görür. edep kaynağından bize varlık verdi. o. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. Muhammed Zeccac'ı. Şeyhe şikâyet ederler. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. Şems'in yanıp yakılmasını. Nasıl ki Konuşmalar'da da . sen artık dilediğin mertebeyi buldun. o. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. o da. Ahmed Hatibî'yi. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. o da. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu. neşeden ağır başlı. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. Allahsal inayetler. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki. Hasan-ı Basrî'yi. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. o. Eflâkî'nin yazdığına göre de. hep ağlar gezer. Habib-i Acemiyî. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. yardımlar. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. o. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. Tebrizî de. o. Ariflerin Menkıbeleri'nde. o.

o. o. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. Allahdan idi. o. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman. Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre.) sohbetinden feyz almıştır. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. o. SerîJ Sakatî'nin. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. o. o. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. Serî. Bu Rükneddin.i Sakatî'ye. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. o. o. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. Ebul Necip Sühreverdî'nin. bu doğru değildir. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Şems'in. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Maruf-u Kerhî'nin. ondan. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. ondan. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. o. Mevlânâ. Çünkü bütün tezkereciler. Serî-i Sakatî'nin. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. o da. o da. Habib-i Acemî'nin. Cüneyd-i Bağdadî'nin. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. Ebû Osman Mağribî'nin. Ebû Ali Rubârî'nin. ikinci yoldan da. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. Ebûbekr Nes-sac'ın. o. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. o. o. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. Şems. Ahmed Gazalî'ye. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in. Maruf-u Telhî'nin. Cüneyd'in. o da. o. Alâeddin. Ebû Osman Mağribî'nin. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. o. ondan. Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. o.» Bu o demektir ki. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. ondan. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. ondan da. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. ondan Maruf-u Kerhî'ye. Ebul Necip Sühreverdî'nin. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). Ebû Ali Rubârî'nin. dargınlıklara yol açan. ondan. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. ondan. o. Şeyh Ahmed Gazalî'nin.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. Ebû Ali Rubarî'ye. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . o. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. Nasıl ki. Hasan Basrînin. Dâvud-u Taî'nin. o. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. Şemsin Suriye. o da Hazreti Muhammed'in (S. Ebû Ali Kâtib' in.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. Birinci yoldan. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. ondan. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. Ebû Ali Kâtib'in. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. ondan. o. ondan da. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. o.A.

düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. Bu mektupta.başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. Şems-i Tebrizî'ye gelince. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. ulu Allahdan başarılar dilerim. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da. Aziz arkadaşım Prof. 12/12/1973.

sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın. başlangıcı olmayan varlıktır. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. o latiftir. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin.» (Mâide. Ama sen ona niyaz götür ki. hiç kimseden bir şey beklemez. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki. «Onlar Allahyı severler. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir. 103). Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki. Allah yolunda savaşırlar. . Kovucuların dedikodusundan çekinmezler.O âyetindeki nükte de buna işarettir.» (Mâide sûresi. kâfirlere karşı güçlüdürler. belki o gözleri kavrar. İşte o aşk'tır". canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar. Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki. işte bu sevginin etkisine işarettir. Allah da onları sever.» (En'am sûresi. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz. gözleri kavrar. 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. O kadimden kadimi görürsün.» (En'am.BİRİNCİ BÖLÜM (M. 54) nükteleri. nasıl ki Kuran'da. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. Hak kadim'dir. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir. her şeyi bilici ve görücüdür. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama. Hadis. «O. niyaz'sızdır. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü. Kadimden sana bir şey erişir. niyazsız olan o dergâh niyazı sever.

«Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. bedeli bu kadardır. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. bu bakımdan daha sağlamım. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. deliller gösterdi. Ben de velinin velisi. Öteki kendi kendine. Şimdi diyorum ki. «Ben gönlü kırıkların yanındayım.» Dedi ki: Şimdi ey dost. Şûra sûresi. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar. eğilimi daima hakka doğrudur. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan.» Ayna işi ince bir iştir. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. «Keski. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. Sen ki doğrusun. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. çünkü o benim dostumdur.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar. «Eğer bu ayna iyi ise. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. Hakkın kendisidir. «aynayı getir artık sabrım kalmadı. 3) Hemen kırmayı düşündü. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem. 113. bahaneyi aynada buluyor. oradan ayrılmak istemedik. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine. en zor işler kolaylaştı. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın. Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. dostun dostuyum. belki ihtimal vermezsin. «Hâşâ. ancak Mevlânâ. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim. 15) buyuruyor. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle.» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. «Ey üstat. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. . istedi ki yere vursun. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu.» dedi «o şartlar. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer. Buna tanıklar.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. sözünü kıramıyorum. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. onu daima okşardı. «Bu elbette olmaz. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. O hal diliyle der ki. (M. Şunu hatırla ki. doğru kal! Doğruluk göster. aynayı eline vereyim. Dedim ki haydi öyle olsun. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı. Bir defa ona desen ki. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma. Bu ayna.» Tekrar gönlü razı olmadı.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar.» buyurulmadı mı? Sözün kısası.» dedi. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir.» dedi. Remizler. Ama bunu yapamadı. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim.Bana velî diyorlar. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti.

kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. giyecekten birşeyler gönderilsin. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. Musa' ya yakın değilsin. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. âlemin parmakla gösterilen adamı. «O bilir» dedim. güzel söz. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. . bir temel üzerinde yürümek gerektir. harcadı. Alâeddin de bir cim ri idi. cihanın maskarası olmuşsun. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. geniş meydan açıldı. Sen kimsin.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. «Başka şeyler işitiyorsun derim. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. Çünkü günahlar suçlar vardır ki.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir. onun hiç bir şeyi. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. Evet o da vardır. «Konuş. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. Kışın üşümemesi için eskiden. senin sözün nedir. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. Evhad. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. Bir aralık ben sana. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. «o onu suçlandıramaz. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. sakınıyoruz. maksada uygun düşsün.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin. Ona yetişmek için uğraşırım ve. çok sağlam bir devlet sahibidir o. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. odundan. sen de de söz varsa bana söyle. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. Ben de. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. söze gücüm yeter. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. «Sözü bugün söylemelidir. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. işitir. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. «O söylüyorsa kanını dökeriz. kapılar açıldı. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. «Sen. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. hiç bir işi yok. o silahtar oğlu için. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. Onun ancak iki hüneri vardı ki. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer. gönlüm ona yabancı kalamıyor.» dediler. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. Onun mutlu sözlerindendir. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. baş ka bir işi yoktur.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. İşte bu iyi bir alâmettir. anlat onları. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. Onlar. bugün bütün suçları işlemiştir. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. Doğru sözdür. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. ancak bu sözden başka bir söz işitir. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun. H.» diye şaka yaptığın için incindi. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. (M. Ancak onun himmeti buna engel dir. Ancak undan. divan erleri bil selerdi kaparlardı. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. Bir gün diyorum ki.

mest eder. Biri de. başkalarının sohbetinden soğuması. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. onları başka âlemlerden dışarı götürür. Bu o demektir ki. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. Bir başka semâ da.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. onların sohbetine katılamaz. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti.» buyurulmuştur. o haramdır ve yasaktır. Beş vakit namaz. Cüneyd'e. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir. hem çirkinlik yönümü anlasın.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. yufka yüreklilik getirir. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. O. (M. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar. onlara göz yaşı. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim.» diyor. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. çirkin tarafımızı görmemişti. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. 10 dervişin keremi idi. Gerçi bir sema vardır ki. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır. hoşlanmamasıdır. onların öldürülmesini emir buyururlardı.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. Dervişin biri onun mezarı başına gitti. yapılması farz olan semâdır. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. Her âyet ihtiyaca göre iner. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir. Hazreti Muhammed de (S. yorumlar ve özür dileyerek der ki. Halbuki şarap haramdır. ne Kuran'dır ne de hadistir. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. Halbuki derviş sözü naziktir. 5) Biri. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. o perde de. ikincisi de onu işleyene aittir. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. A. çirkinliğimi gösteriyorum ki. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. Hadiste. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. Hakka kavuşturur. yoksa size kusur bulmak değil. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana.» diye şüpheli bir söz söyledi. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar. Bunların. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. melek hayaline bile razı değiliz. Ancak benim sözümdür. Başka söz de hatırıma gelmiyor. sebepten dolayı indirilmiştir. Hem güzellik yönümü. O. İncinme.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. Çünkü onların yaşama zevkini artırır. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. belki onlarla konuşamaz. Semâ. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. öteki Mağrip'te harekete geçer. onun sözü değildi. Bu şeytan hayalidir. bunu başka bir dervişten sor. O. beni olduğum gibi görsün. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır. eğer sahabe bunu kullansalardı. Ramazan orucu nasıl farz ise. şimdi elden gitti mi.

«Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam.» Şu hale göre. Nasıl 'ki. açıklayan sözlerdir. ama o kümes kuşudur. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. İşte seninle ben de böyleyiz. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. halim de. kafa işi değil. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. Ana tavuk etrafında çırpınır. Mısra: Bu gönül işidir.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. bir birini tamamlayan. benim yurdum o denizdir. kümes kuşlarına karış. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. deniz kuşlarının hali gibidir. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. tanıtan.» dedi. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. kişilerin bağıdır. «Sen sus. okun düştüğü yerde hazine saklıdır. o daha uzaktadır. arkanı o kubbeye. bir kubbe vardır. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. alaylı bir kahkaha ile. gelin. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. Öteki. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. aşk bu bağları çözer Akıl der ki.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır. biraz (M. bir ok atacaksın. yüzünü kıbleye çevireceksin. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. biri balıktan bahsederken başka biri. Bana diyordu ki. Vaiz öğüt verir. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz. Şiir: Akıl. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var. Kimse bu halimi anlıyamadı.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. Peygamberler. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . «Evet bilmezsin sen. deveye benzer. yavru hemen suya atlar. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler.» Öteki. Onların sözleri de.» dedi. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi. onun suya girmesine imkân yoktur. onu aramanın yolunu gösterir. hep biri birini tanıyan.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. ne riyazat var ne de başka bir şey. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. gerçekleyen kimselerdir.

semâyı yasak etti. Derviş öldü. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. onlar bunu bilmezler. O. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu. selâmet gider. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. onda hiç bir şey göremedi. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur. çocuklarınki serçelerin. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. bu sözü söyledi mi. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. müminlerin ruhları ak kuşun. yoksul bir zamanında satmıştı. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. Biri dünya yönünden olur. 7) Benden ötürü. onu çok uzman bir hekime götürdüler. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. Cennete gider. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. Bu ne hoş çekiştirme. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim.onun elleri kuruma-dı. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. kâfirlerin ruhları da. Şu kadar var ki. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. dünyadan el çekmiştir.» der yahut da onu tutup. imana gelir. Bunu satanları aradılar. ahireti de unutur. Hastalandı.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. sözlerine hayran olurlar. Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. Öyle bir insan ki. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. onun yüceliğini seyre dalarlar. «Cimrilik ediyorsun. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. bu akiki. Hallaç (Mansur). bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. insana kendini bile unutturur. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. «Dünya ahiret erlerine. şüphe içinde gitti. ip ve urganlarla hünerler gösteren. hatta cennette bile. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki. . nihayet müslüman gider. O. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler. kıyamette de beni bulamazlar. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. ahiret de dünya erlerine haramdır. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. nasıl olur da .» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. ayıklık yoktur.» sözü de bu anlamdadır. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. birer birer hekime kadar dayandı. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M. Demek oluyor ki. yalnız şu kadar var ki o. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. Şeyh dedi ki: Halife. ahireti anmayı unuturlar. gönülleri sağlamdır. diyeyim ki. sevgiye tutulan dünyayı da. bir zümre de yakın mertebesinde. kara kuşun kursağındadır. Kendini yokladı. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. doktor dervişin mezarını açtı. Allah gayreti ile kin beslerler. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz. Nasıl ki dünyaya kapılanlar. Hele onu siyah bir aslana binmiş. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. Elini yüzüğüne götürdü. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. Bana göre. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. göğsünü yardı. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır. Hekim. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. Allah rızası için sever.

böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir.» Muhammed Güyani ona demişti ki.» dedi. Onun azığı nefs ile olur. suçsuz idi. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. çok ağlamıştı. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. 12) buyurulmuştur. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. hep yenecek şeylerden ibarettir. Hakkın âyetleri de böyle olur. Nasıl ki.» diyen kimse büyük hata içindedir. Nihayet.» Diyordu ki. hali gördü. niyazdan. şaşıla-<cak bir şey yoktur. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı. «Aklın fetvası budur. Haccac ona.Bil k! benim gözümden damlamıştır. ondan sonra gidersin.» dedim. nuru ve ululuğu vardır.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. «Şüphe sevmektir. «Fetvada akıl hiç hata etmez. . ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. onun arkasından yürür ve ona uyar. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. ondan da ileri geçmeye çalış ki.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. «bari seninki öyle değil. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. Kelâm bilgini Şahap Herive. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun.» diye yalvarıyordu. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. onlar için gelmedim. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. Nihayet o.» (Muhammed sûresi.» dedi. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir. Âciz kalınca secdeye kapanırlar. Onu sıkıştırdım. «Ey kaltak bacılı. Orasını Allah bilir. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. o zaten havadan ibarettir. o ki asılsız şeylere. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti. Ta ki bizden. on kat örtü içinde gizleseler. Sen kimsin ki. başını çöllere çevirmiş. Bunda. Nihayet o. Çünkü o. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. batıla inanır.» dedi. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı. «Bu zor iştir. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin. ona güvenmiş. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. Benim halimden haberi olmayanlar. Mucize de böyle yapar. «inandım. Nahiv'den (Sentaks). niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. Boğulacağını anlayınca. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar.» dedim. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. «Evet konuşurum. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. Nasıl ki. Nasıl ki. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir.» diyen Firavun gibi. lügattan anlar. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. Şimdi mademki bu perde açılmıştır. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir. başka bir renkte görülmüştü.

Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez.(M. susacak yerde susasın. tekrar yatmıştı. «Ne yapayım?» diyordu. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. Arifler. . saygı görür. susmasında kahir (M. O tarafta mal görür. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. Olgun görüşlü olanlar. Bu âlemden gittikten sonra da. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. Sözünde. Türlü zevkler bulur. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki. dışarıya vuran bu ışığı görürler. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. oraya gitmek için çırpınırdı. belki hayat olurdu. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. cevap verecek yerde. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. 9) Ruhun güzelliğine erişmek. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. «Divane misin?» dedi.A. Gereklidir ki sen. kudret sahibi olasın. İbrahim Ethem. A. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. belki bir alemden öteki aleme göçerler. Bekçiler davullara tokmaklar. artık onun bir hasreti kalmaz.). göçme başka. «Biz âciz kimseleriz. Belh Sultanlığından çekilmeden önce. can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. Ancak dışarı vuran. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi.» buyurdular. «Bu hayatta ve bu dünyadayken. genel olarak bu iş çok zor görünür. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler.» Şu hale göre. Ömerin elindeki kâğıdı çekti. Hazreti Ömer. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. ölüm başkadır.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış. başım yastıktan kaldırmış. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Şimdi gerektir ki. Bağıramıyor. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. O kendisini.). Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. Can. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. Diyordu ki: Can.» görür demiyorum. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). tamamiyle bir şeye verse idi. gürültüler koparıyorlardı. belki nefsinde velilik olan kimse velidir. insan mahkum olmazsa hâkim olur. o zorlukta kalmazdı. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. gürültüler işitti. her sıfatta güçlü kuvvetli olasın. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. dehşete düşürdü. dileklerini öteki alemden bekleseydi. beri tarafta cana yakın kadınlar. onun evlâdı. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi. Veliliğin manası nedir? Askerleri. Şah kendi kendine. îhvanı Safa derneğinin. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. O gitti. cevap veresin. canlar da onun arkasından gitti.» derler.» demezler. torunları. Hazreti Mustafa (S. «Allah hazırdır. o kudretlidir.A. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi. bu hevesle mallar bağışlıyor. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. suretten manaya gelelim: Ten. benim izimden yürür idi. çubuklar vuruyor. Hazreti Muhammed (S. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı. neyler üflüyor. azap olur. ten ile kaynaşırsa belâya düşer. 10) yerinde kahır. Bu gidiş onun için ölüm değil. Kendisinden bir haber çıkmadı.» ibrahim Ethem. Allah gözle görülebilsin. O. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur. Canın. dostlar elde eder. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir. Bunlar. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri.

Her taraftan ahlar. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. Perdeci. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. titriyordu. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa. içinde aklın.» diye korkuyor. Ayaz.» (Cuma sûresi. Ama o daracık evden geniş bir eve. gök bilginleri. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. «Niçin titriyorsunuz.» Mücevher beri tarafa geldi. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. «Nasıl. ölümü dileyiniz. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. Şah içinden. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş. en uygun hareket bağışlamaktır. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. Öyle bir Allah ki. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. Sultan. gerçek Allah erlerinden. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. Sultan. Nitekim Allah Kuran'da. Allah. kolunun içinde saklamıştı. «O halde. Bu konuda. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. Dilediği gibi söyler.» demedi. (M. Padişahtan. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. Halbuki. «Ey Sultan şu mücevheri al. «Hoştur. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. büyük bir saraya göçer. Bu şimdi hazineye yaraşır. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. feryatlar yükseliyordu. ölüme âşık olursun. ama «Ey köle al şunu. vezirin vekilidir. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık. dünyaya hasreti daha azalmıştır. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. bunu sana mutlu kılsın.» dedi. 11) Bu öyle bir imtihandı ki. «Peki. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir. Şu halde. Ayaz. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir. Doğrusuna bakılırsa. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz. yine fazla bif söz katmadan. «Ahin.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez.» dedi. o iş iyi bir iştir. akar sular vardır. İşte o göçmeye ölüm denmez. «Hoş mudur?» deyince de. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. mücevheri aldı. Gerektir ki. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. Şahın bütün mülkü.6) Şu var ki. bu ona bin kere daha hoş gelirdi.» dedi. edep terbiye öğrenmiş. Padişah. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı. onu süzüyor. şu halde hazırlıklı ol.» diyordu. hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu.» demek istiyordu. «Şahın heybetinden titremek. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. Sultan Mahmud (Gazneli). Kuran'da haber veriyor.» der gibi. Ayaz'a dönerek âdeti dışında.» Sultan. Padişah. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir. Padişaha bakarak. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. halinin açık ifadesini onda bulursun. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. saf bir nur gibi onu bekleyesin. ölüme hazır. Ayaz. feryadın ne yeri?» var dedi. benliğim senin benliğinle dolmuştur.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. filozoflar. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. Nasıl ki Allah. güzel mi?» dedi. perdeciye bir mücevher vermişti. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır. Bu parlak bir aynadır ki. bu mücevherin dörtte birini bile değmez. Perdeciye sorar. Ayaza yaraşır. Onun Sarayında yetişmiş. içinde bahçeler1.» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. kır bunu!» dedi. «Sultan» sözünden gücenirdi. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. Edep dışı bir söz olur. Bu söz ayna gibi parlaktır. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. «Ey yumuşak huylu Sultan. iş onların . Ayaz.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı.

ince manalar vardır. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. «Ne beyaz. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. işini gücünü bırakır. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. Kendisine. onu sevin ki. bir gerçek Cebriye. Gündüzleri gizlice oruç tutar. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. bu. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. böylece onları seyretmektedir. Zaman zaman bir köye gider. O âlem de. «Beni besle. İbrahim Ethem. Sonunda. O anma ve araştırma ki.» Değişik. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir.dediği gibi değildir. Onlar. tezgâhını terk eder. öteki taraftan. O. bir dilekten ibarettir. Mevlânâ. Hakkı arama . görüşüne göre. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. o âlemden aşağı inmişler. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. Hak yolunu arıyordu. Sonra gönlü daralır. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. İyi adamın gözü ayıbı görmez. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. Bir insan da vardır ki. Âşıkta can korkusu yoktur.» dediler. diye bekleriz. Eğer sen. yatarız. O. (Ç. hareketinde. gözü ayıp ve kusur aramaz. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. Evet. insan. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. her ikisi birlikte toprağın altına giderler. Bunlar isterler ki. bir gün dükkânını. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. belirmeye başladı mı?» diye düşünür. bir de taklitçi Cebriye vardır. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. bir dilek dilemediler ancak «İnandık. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. «İnandık ve gerçekledik. o ölümsüzdür. biz de duayı artıralım. kul. «Ey Allahm. oradan acele acele geçtiklerini görür. Bazılarının da karınlarına kan dolar. yani alın yazınız böyledir. İşte bunu söylemek.» der.» deseler. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz.)).» demekle yetinirler. Ama veliler. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir. (Ç. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. Bu hal bütün hünerlerini örter. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. bakalım Allah ne buyurur. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. malın mülkün de değeri yoktur. «Zaten ben de onu arıyorum. Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. nebilerin işi değildir. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. yaptığı işin yaratıcısıdır. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler. Burada. alınyazısıdır ve değişmez. Haktan bir istekte bulundular. ne de adımlarını sıklaştırır. asın beni. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. işinde (Determinizm) mecburdur. «Acaba bendeki. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. Gerçek aşk için söylüyorum. «Seni asacaklar. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. bütün âlemi sular kaplasa. serbesttir. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. çok mal feda etti. Bu yolda başları dönmüş. «Nebilerin haline (M. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. Nebiler. renk renk yazılar yazmamaya bak. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. bir taraftan şikâyet eder. O. Senden.» derler. Öyle bir insana. O. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez.)).

O diler ki. Olmıya ki. İstemiyorum ki. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. o sahtecilerden daha iyidirler. . Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. âşıklarının başına değişmem. Şimdi bu ha-raketiyle. O. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. Şimdi mademki o bir ateştir. O. reyhanlar. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. kendi sözü kendisine senet olur. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. bu sözden de hoşlanır. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. O. Öteki de lâle bahçelerinde. O havadan geçinmeyi bırak. Bu öğütü canında sakla. çeşitlidir denilemez. bu zamana şeyhlerinin. gözlerde değersiz kalasın. Seyyid başka. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. Yani. yani vezirin gözünü öpmekle. Ekmeklerini 'kazanmak için. Nihayet. «Doğru söylüyorsun. Çünkü onların hep-. Ateşe gider ama nura düşer. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. Gerçek eski pabuçlarının tozunu. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. sopadan kıvranması gibidir. Dervişlere karşı saygı göstermez. bir takım sınıflara ayrılırlar. îşe baştan başlamak gerek. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu.hususunda yükselmiş bir ses değildir. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. bu oyuncular. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. o başka demek imkânsızdır. ötekilerden üstündürler. Sen heva ve heves için yaratılmadın. üstü başı yenilenir. oyunlarının bv yalan söylerler. Bu söz ona erişince hoşlanır. Buna. O nura koştu ama ateşe düştü. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. işine gider. artık herkesle şakalaşır. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. Bunu bir divane bile söylemez. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. bir âşıkm «Keski olsaydı. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. Senâi başka. her tarafından sarsın. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. Şah. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. Bu yönden. Seni canımda saklıyorum. bir yıl bu huyunu terk et. Gerektir ki. bunu başkalarına söylesem incinirler di. Yukarıda sözü geçen vezir. gönülde düşünce olasın.» dedi. onları gözetmez olur. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler.

ona bir sevgi aşılıyabilir-sin.Kahır. «Buna yol verin. o da. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi. o sırrı herkese duyurmak . Fakat sen onun kahır sıfatından. Çünkü sen o insan değilsin ki. yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti.» buyurdular. Senin zamanından bir şey açıklanırsa. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir. söz söylemiyorum. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler. Kuran'dan bir çare bulur.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz. Allah ile birlikte. dar yerde kalmazlar. konuşurlar uğraşırlar ki. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun. Padişahın biri. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. Bizim o çömezlerimiz. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. Nasıl ki. Sırlardan bahsediyorum. kahır sıfatından üstün gelir. Lütuf sıfatı. zamanede bir eşin daha bulunsun. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider.» dedi. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun.» Birine sordum: (M. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum.» Yani bu Peygamber. Büyü yaparlar.. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler.» dedi. Başka bir vakitte perde yoktur. diyor ki. bununla koyunlarımı sürerim. «Sen güvenli adamsın. Halbuki Peygamberler. o yarım işte.» dedi. önünüze serilmiştir. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. kitap getiren Resuller bunlardandır. Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. Şimdi o dolunay uykudadır.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur. 'Elindeki nedir?' diye sordu. yazamadılar. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler. Bu büyükler ve ergin kişiler ki.. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. o gibi kimselerden değildir. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. onun gecesidir.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. üzerine dayanırım. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın. gerçeğe uygun değildir. Şah hiç iltifat etmedi.» dedi. 'Bu sopamdır. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar. Bu yalandır. Meğer sözden mest oldular. İsterse düşman olsun. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. onun perde-sidir. Yüz bin küp dolusu şarap. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. Önce sözü anlayan ve bilenler. Onlar için de bir perde vardır. madem ki uçuruyoruz gider. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. hiç fazla söz söylemesin. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş. bu perdeyi kaldırsınlar. Allahya şükürler olsun.» Geceye uzan dedim. «Sen de Alla-hın kulusun ben de. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti .

» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. Eğer sen kendi temizliğini. kendimden. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış.» (Enfal sûresi. Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. Muhammed'in (S. hayinlik.» dedim. 30). ben isterim. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. bu sözün suretinden bile başları döner. 29). Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki. herkes dilediği gibi konuşur. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu. ya arayanın. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. bundan neşeleneyim. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider. «O. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi. bir eserim yok ki. bunda bir sebep vardır. 54).» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. ya aranılanın işiyle meşguldür. «Allah bilgin ve bilgedir.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir. tek . genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki. Allahnın. bu da sebepsiz değildir. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. hem görünürde.» (Rahman sûresi. Sizi hiç ihmal etmez. ben ki Allahnın elçisiyim. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. O.A. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini.» (Dehr sûresi. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. sahabeye ve ümmete söylenmiştir. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. iyliğini gözetir. heva değildir. Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur. hırsızlık yoksa. Allah’a ant içerim ki. O. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. «Bizim söz ile işimiz yok. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. 15) Güzel huylu isen. o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. Sözden daha ileri geç ki. sende kincilik. sen nasıl bir uzaksın. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen.A. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin. Bu. Sen ne isen osun. halvete çekilmiş hak erenlerinin. şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. her gün başka bir işle uğraşmaktadır.» Ben de dedim ki. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. Yani ey Mustafa (S. Yani siz isteyemezsiniz.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler.

yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. Bir şeyi seven. . Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür. hep kendi kuruntuları. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. Şu zamanda. 16) günlüğü. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. bu sözleri hiç söylemezdi. Bütün perdeler tek bir perdedir. ona «Afiyet olsun. «Benden başkası bilmez. günün (M. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin. Nihayet söz alanı geniş ama o. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. mana eksikliğinden değildir. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. Şimdi de benden dinle. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki. Eşek durmadan sahibine pisler. kubbelerim atındadır. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. işte o kadar. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. Mana aleminden. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. ona karşı kör ve sağır olur. bu varlıktır. hep kendi mektubunu okur. Bu söz. o sırrın kuvvetini göstermektedir. Nasıl ki o. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır.) de kırk yıl sonra söze başladı. O zaman susmak. İsâ Peygamber. Hazreti Muhammed (S. «Ben. O. saatin saatliği. Allah. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. onun bekçisi ve kapıcısı olur. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker. İşte bu misal. Bu. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir. Ama Sultana. At onu her türlü tehlike ve belâlardan.» Şiir: Hoşgörürlük. Allahnın sevgilisiydi. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez. Kula. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. belki de mânanın parlaklığındandır. bu başka mesele. Halbuki. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar.başıma dışarı fırlatmış. Biri dosdoğru anlam. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. sen o olmadığın için onu incittin. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. A. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. O eksik düşünceli cahil. O. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. öteki de. O senin düşmanın idi. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin.» der. doğar doğmaz konuştu. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır. Dostunun mektubunu okuyamaz. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar. Bu perdeden başkası da yoktur. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. dostlarım. eğer sevseydiniz. Hele derneğin bozulması.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. Sen niyaz gösteriyorsun. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. Onları benden başkası bilmez. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür.). dostların dağılması. Hak ile Halk arasında. iki gün iki gece yem verir. ondan tiksinmez.» der. öteki de arapatma binmiştir.» sözünün iki anlamı vardır. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. bu. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. Allahın kuluyum. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. onu yermesine benzer. O perde ise. A. Çünkü Hazreti Muhammed (S. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar. «Sen kimsin?» diye sormazlar. Anam babam öldüğü için kurtlar. Görmez misin. geniş alanda mana daralıyor. yedi yüzü parlak. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. harfler silinir. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. bir elif dışarı fırladı. «Benim velilerim. kendi hayalleridir. Gerektir ki.» (Kutsal hadis) buyuruyor. karanlık ve bâtıl sözler.

Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar. (M. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. «Allah rızası için bana ekmek ver. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. bunların hepsi hazır ama su eksik. Yüzünü kendi tarafına çevirir.» öteki de. (Ç. seyis bilir. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. git yemekler hazırla ki.» dedi. gülüşür. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. Kalbiyle yaşıyanlarla.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M. Bir kimsenin davasını onun manası için. kımıldadığı vakit. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. Yolda yürüyen bir adam. Başka biriyle de hoş geçinir. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. ancak başka yönden dirilir. Tekrar binecek olsam. Derviş. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. ama ondan başkası da değildir. somurtur. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. o aşk ve sev* gi harekete . «Su getir. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. ondan incinmiştir.)) diyordu. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. Yani her varlık Allahdan bir görünüş.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. Allahdan ayrı bir varlık yoktur. Kuran'da. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. «Başüstüne. boğulacak.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. bu sözleriyle. Marifet sırlarından. «însan. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre. baktı ki. O sırada bir derviş geldi.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. Kuran'da. nefsiyle yaşıyanlar başka. Suyu getirdi. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin. O dört kuş ölmüştü. «Hoş geldin.» Erkenden yemekler hazırladı. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir. ama Allah da ona karşılık. bir kimsenin manasını da. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. 18) îşte o. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. içten kulluk etmekmiş.» buyurulmuştur.» diye düşünüyordu. Çünkü ona. Çare yoktur. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. bir ırmağa rastlar. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir. Ancak niyaz ehlinin niyazı. Bunu bilmemek de. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı.» (Müzemmil sûresi. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. bunların onlardan haberleri yoktur.» dedi. Nasıl ki. Bu gidiş başka bir gidiştir. yarın yine gelirim. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım. eline iki su testisi verdi. «Hayır. Nihayet bunlar. böyle bir şeye perde olur. 17) gülmeye başlar. «Nefislerinizi öldürünüz. 20) buyuruluyor. davası için öğrenmek isterim.» dedim. «Nasıl olur. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki. çarçabuk ahıra koşar. Bunu bilmek bir olgunluktur. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır.» dedi. Tartışmayı bırak. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. Vakit gecikti. olgunluğun olgunluğudur.» dedi. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur. Musa.» dedi. «Ey Ulu Allahm. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir. içine düşecektir. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir.» dedi. o dört kuşu öldürdü. «Hayır. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. Biri diyordu ki. Fakat. sen böyle şeylerden arısın. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı. Meğer bunun sırrı. onların sözlerinde başka bir mana vardır. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. hemen dördü birden dirildi. çünkü yol budur. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz.» (Bakara sûresi. ama başka yönden dirildiler. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım.

«Bu.» buyurulmuştur.» dedim. O sakat hükümleri. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. Bunların geri gidişleri. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize. Ona öyle bir gözle bakın ki. seven gözlerle bakmalı. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. O baş salma heva olur. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir. Ben sizin kulunuzum. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. Bundan geri kalırsan. «Nasılsın?» diye sor. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. Yahudi bunu geçecektir. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. ona bağlanmış olur. irfan ve felsefe yönünden bakarlar. düşünceleri tekrarlardı. Bana. Artık başka hiç bir karşılık vermedim. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. O sofî îmad sarhoş olur. ona hasret teraneleri yollamaktadır.» dedi. onun sözlerini işiteydik!» derler. Öte tarafında sana kuvvet gelir. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim. Muhammed dininde uydurma bir şeydir. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. daha ileriye atlamak için olursa iyidir. ötekini de dosdoğru söyler. «Keski onun zamanında olaydık. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. haydutlar seni zebun düşürür. Müslüman. Birini iki yüzlülükle. Ama Mecnun sen değilsin. Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. yardım ve kolaylıklar görürsün. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. «Evet sende görüyorum. onun sohbetine ereydik.» dedim. sevgiliye. düşündü. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. Biri geldi. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. Allah kullarına getiriyorsun. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. kendimi onun benliğinde göreyim.» dedi. Saatlerce başını önüne eğdi. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. «Bana bir sır söyle. bu ırmağın suyu geçilecektir. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. «Allah onları sever. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. kadıdan örnek verdi. Ama ben sende kendimi göremiyorum. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. kahır ve zulüm kalmazdı.» dedi. Bana dedi ki: «Mert odur ki. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı. Uydurmacıların sözünü bırak. Kâfir. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok. onu dikkatle gözden geçirdi.» dedim. Halifenin sarayında halvete koydular.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. onu kendi benliğinde değil. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir. Halbuki. çünkü sendeki benlik ben değilim. Doğudan Batıya kadar. Şüphe yok ki. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. Halife erken sabah mumlan yaktırdı. ama ben sende değilim.geçer. Onların işleri o muhabbetle gelişir. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. O sendedir. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. Onu isteyin.» Benim içim dışım hep bir renktedir. Kılıç kalmaz. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür. Heva nerede. Bugün suyun öte . 19) üç ihtimalin dışında değildir. onu görüyorum. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. başını sallar. Uzun söz burada kısaldı. Onun iki sözü vardır. Kendi kendine.

Şimdi tekrar görüyorum ki. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. söyle. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. onların suretleri senin ruhunla birleşir. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur.» (Necm sûresi. Nasıl ki. O cevher. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. Şüphe yok ki. Bu yüzdendir ki. bir gün eşsiz bir inci bulsun. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. Bazıları vardır ki. Cevap verdi: «Hayır. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. Kuran okumak gönüle sefa verir. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. Ben söyledim sen bırakmadın. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. terbiye etmek istediler. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa. O hırka. Bir külhan ambarını getirmiş. öğüt dinlerken içleri müslümandır. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki.» derse. hiç bir şey istemiyorum.» Ben de imkân bulunca. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm. o da onlara. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. Kuran'da. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır. yankesici! O sende.» dedi. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim. Bu söz bir zümreye acı gelir. «Buraya yerleştir!» diyor. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. öyle bir yüce âleme gitti 'ki. Ben.» «Hayır. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım. Bu sefer de. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. onunla öyle kaynaştım ki. açık söyle söz nedir?» dedi. sana yoldaş olur. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. fena değildir. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. «Hayır. parlak gözlüyüm. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim.» derse. bütün âlemi dolaşırdı. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım.» dedim. güzel huyludur. eğer. (M. «Evet. 20) Nişabur şehrinde. O. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. felsefe derler.» «Ey dolapçı. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. Katır. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. Değmez. Evet. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi.» . dinin ışığı olurdun. «Sana ne lâzımdır?» dedi. içim onun ateşiyle doldu.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun. cefadan şikâyet etmezsin. Çünkü o olgun görüşlüdür. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki. Bizim yakınımız.» dedi. içten ve dıştan bir anlayıştır. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı. ama bizi yanıltmak istiyorsun.» O öfkeye ve sertliğe başladı. hüküm senindir. Demek ki. ant içerim ki o sedef bende yok.» Tekrar tutturdu. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu. onların ahvalini öğrenirsin. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar. «Sabredersen. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın. yumuşattı.» Burada deveden maksat şeyhtir. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. aldanmı-şım. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın.» dediler. bir çok incisiz sedeflere rastladı.» Diyordu ki. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler. sözden'daha sağlamdır. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. Peygamberleri dile getirirsin. «Bu vasıflardan uzaktır. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. «Sen bilirsin. (M. îlk saf daima. sedef hikâyesini anlattı.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir.» Ne söyledi ise söyledi. bayağı bir şeydir. «îş. kend si de öyledir. «O. İlim. bir bakışla yokuşun sonuna. iğne atacak yer yok. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim.

Onlarda bir ateş vardır. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı. öfkelenmişti. dünya işlerinden feragat gerektir ki. gam çekmem. üç günde anlarım. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. Nasıl ki. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın.» O gün. kavgaya tutuşmuş.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin.» Yani sizde böyle yapın. ancak iş gerektir. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. Bu ateş her kime yakın gelse. korkunç bir girdap. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi.derler. bil ki yüce Allah buyurur ki. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal. O. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. Gösterdiğim yol da niyaz.» Eğer onun hali öyle olsaydı. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. O arif bizlerden değildir. Nemrut. «Hayır. «Göreceksin ateş kimi yakacak. oradan geçilebilir. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. bakkal yine .» diyebilir. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. Bunu niçin söylüyorsun. bu takdirde rahmet. Rahmetin ayağı böyle olur. istidat. Ben öğünmüyorum. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun. Ancak başkalarını da yakalar. Konuşmasa. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki. «Bismillah!» dedi. o cefa unutulsun. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir. Mademki gam çekmiyorsun.» dedi. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. armağan sunmakta ağır davransalar bile. «Aman ateş geliyor. hayır. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. Bütün denizciler bundan kaçarlar. denizde bir girdap vardır. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. onu ancak fırlatıp atan bilir. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. halk gelip ayınncaya kadar (M. 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. Bakkalın biri. Rahmetin ayağı kahrı tepeler. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır. her gün hurma yerdi. dostu ateşe fırlattı gitti. Bu öyle bir girdaptır ki. Tablaları dökülmüş. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. Şah ise niyaz ile doludur. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir. rica ve niyazda bulundu.» «Bildiğin gibi değil. dostları sınamak gerektir. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. Hayır. dirhemleri başına atılmış. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler.» diyorsun. Hazreti Ali buyurdular ki. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. belki çok hoşuma gider. «Rahmetin öfkemi geçti. kabiliyet. Onun halini. fenalığın cezası misli iledir. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki. düşmana ne yaparsın?» . o niçin çıkışsın? O. kendinden geçer ve hastalanır. ona öyle bir ateş gelmişti ki. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. bu girdaptan herkes kaçar. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir. Evet. Gerçi bazı kimselerle tartışırım.» dedim. Diyelim ki.» derdin. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. «Dosta böyle yaparsan. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir. Ancak yüzücü kaçmaz. bir pabuçcunun karşısında otururdu. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa.Bu. yalvarma yoludur.» diye ona çıkıştı. ben yol gösteriyorum. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin. İbrahim dosttur. görelim kim kimi yakar?» Allah.» Mademki gam çekmiyorsun.dedim. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir. imtihana ne lüzum var?» Öteki. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. yine ziyaretleri boşa gitmez. hali ne olacak diye sınadı. buyuruyor. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. Ziyaret edenler niyazda. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı.» dedi. beni içine alacak. Bize göre Hak yolcusu birdir. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. Feryada. O saatte.» demiş olmana rağmen. Öteki. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. ben de rahmetten yaratılmışım. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. Bu bakkal. Bilgeler bunu gerçeklemezler. Bir hizmet etmek gerekir ki. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı. İbrahim.» demek istedi. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur. «Ben dünyaya tapanlara söyledim. yapacağın işi söyle. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. kahrı ve öfkeyi yok eder. dövünmeye başlar.

o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir. doğan gibi uçar. her neyin varsa ver. ona saygı gösterir. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. söz başkaları içindir*. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. asıl işin özeti o sıkıntıdadır. 9) buyuruyor. Vezir. Ben inci hikâyesini anlatıyordum.» Şaha haber gönderdiler. O Ay güneşe erişemez. Bu adam bir in-•ci arıyordu. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde.» (Haşr sûresi. Allah. İster yayılsın. Kuran'da. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. Bu öfke yumuşaklıktır.» (Tevbe sûresi. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. ama Güneş Ay'a yetişebilir. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme.» diyorum. Aynaya bakar. dükkânın köşesine otur. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı.109). Oklukta kalanların da başka işleri var. Cefaya karşı tedbir almak gerektir. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. Nimet günlerinde de. Şimdi görüyorsun ki.A. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. Biz ona yol bulalım. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da. .). Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. (M.» «Evet. Kerem ve cömertlik alanında. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor.» Veziri dedi ki: «Padişahım. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi.hurma yemeye. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar.n nasıl ve nerede olduğu. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı. onun için teklif tekellüf yoktur. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir. sen bunu bir pula bile almıyorsun. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. işte onlar. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. Yusuf Peygamber (S. malları ile. Kabul edersen yazarsın. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim. Tüccar. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. söyle. onu vurur. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz.» demişti. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki. Şaha da haber göndererek bunu astıralım. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri. kurtuluşa erenlerdir. bu ok kendine isabet eder. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. (En'am sûresi. gramere vurursun. Aşağı in. Kurtlar. cevahir tüccarı da ben. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. Padişah. o cefanın b'. Ben yolu senden daha iyi bilirim. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. anlamındaki âyet. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. inciyi rüyasında görmüş. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. Çünkü o sözün. «Onlar.ttiği zamanlarda da söylerim. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır. nefisleriyle savaştılar. Bu ok Hakkı bilenler içindir. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. «Allah yolu budur. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. ben Allah yoluna gelin diyorum. 103) buyuruyor. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. Ama aranılan incin'. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. ama o gözleri kavrar. onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından. bu yoldan başka geçit yoktur. Ancak Ay'a erişilebilir. onu karşımda tutarım.» (Kehf sûresi. «Söyle ki.» Şah. Nasıl ki. O yol da dünyayı feda etmektir. elini istemiş ve öpmüştü. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. «Onu gözler kavrayamaz. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır.» dedim. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi. alaşağı ederler. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum. oranın yasak olmasından değildir. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur).» di-yesin. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın.

iki parmağını oynatarak. «Bu saatte başka işim var. ondan azıcık bir örnek getirmişler. olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. A. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim. Sonra efendi. ama açığa vurmam. Allah her şeyden üstündür. yani söz az mâna çok olmalı. Bir marifetten bahsedemezler. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. «Ulu Allahm. İçimden birçok büyükleri severim. «Dönüş zamanında gelirim. Az çoğu gösterir. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. Velilerin sözleri nerede. Gerek ki iki işi bir arada yapasm. Onlara karşı muhabbetim vardır. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır.(M. Çünkü gerçekte. bulanık suda boğulmuşlardır.» deyince. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. yaşlı isen gençleşmek gerek. Onların diledikleri biraz gecikir. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. Bana şovenlere de dua ederim. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar. kulağiyle. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler. iş birliği gerektir. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır. Bir iki kere açıkladım: Bende. «Bu velidir veya veli değildir. marifetleri kalmamış olmasıdır.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar.» der. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. «Beni kıskanıyor. Nasıl ki adamın biri. ama ona bir şey diyemezlerdi. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. hem başka bir iş yapasm. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. Onu 'anlatmaya yeter. Halbuki bu yolda söz birliği. doğrusunu söyleyemiyorum. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. «Ben falan yere gidiyorum. «Niçin gelmi-yorsun. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi.» Bu uygun bir iş değildir. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu. tepsiler götürüyorlar. onları doğru yola yönetsin. onun doğru olduğuna delildir. «O halde size ne?» dedi. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar. Uşak. Ancak çok içerlemişlerdi. . Onun sözlerinden ve işinden (M. «Allah hidayet versin. sen bana uyuşmazlık öğret. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. hem yiyesin. Bu doğru değildir. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. Yani hem ince manalar dinleye-sin.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. hem mana isitesin. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi. Kederliysen tazelenmek. işin aksini öğrenmedir.» der. ben sana niyaz öğreteyim. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. O. «tatlı getirin. turşu efendinin istediğ dir. Başıyla.» derim. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. sen nerede? Sonra. Bu ters anlama. Eğer sahabe. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. Şimdi. akıl bir şey buyurur. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. onların nişanı. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. İki iş'bir arada nasıl olur. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. ama o derece galip değildirler. tartışmadı. bazıları da ihtiyarsız olurlar.» diyorsun. Sahabe.» deyince. Hayır. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. ben gelmiyorum. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar. Aksilik yaraşmaz.» diye cevap verr. 25) yüz çevirince de. gibi kimseler.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. «Allah yoldaşın olsun git. efendi. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. Bu şuna benzer ki. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. bana hıncı var» diyor.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi.» diyerek imdat istediğini görmüştü. «Turşu getir. kapı dışarı ederlerdi. altından çıkabilirim. Tatlı daha iyidir. Hazreti Muhammed'le (S.» der. Onlar bana nereden çattılar da. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. uşak «Hayır. şu saatte mazeretim var.» der. Heva ve heves onun aksini ister.

Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. Adam yüzünü yukarı çevirdi. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum. «Evet. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. bir şeyler anlatıyordu. 26) engel olmuştu. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. dileğine kavuşmuştu. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. ne de o buna imkân ve meydan verdi. «Bu adam «Ona vuralım. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum. kervansaraylar yaptırıyor. ağlamaya başladı. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım. «Hiç bir niyetim yoktur. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar.Hatırlarından. «Evet» dedi. «Bunu biliyorum. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler.» dediler. Halk onlara nasıl sorabilir ki. 56) buyurdu. Artık dayanamadılar. sen. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. Delikanlı ayağına kapandı. Hemen yüreği yerinden hopladı. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki. Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine. ne de hoşlanır.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez.» diye kendi kendine hayret eder. onu yorumlamak istersin. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi. Yolunu yürü ey eşek! Sen. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. içindeki irfan buna (M. Bağdat'tan kalktı. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. 27) Bundan içlendi. Hazreti Peygamber.» dedi. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır.' buyurmuştur.» dedim. biraz gülerler. sen fena etme!» dedi. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. herkes Allah için tekkeler. «Şüphe yok ki. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu. . Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki. Doğru sözlü adam bunun üzerine.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. Uzakta bir yere oturdu. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. Şikâyeti. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi.» (Kasas sûresi. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. lat ki dinleyelim. başlamıştı. Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi. ney çalarmış.» diye bağırıyor. (M.» dedi.» Cüneyd söze başladı. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. Hazreti Peygamber. bir kadının kulağına kadar gelmiş. Bu öteden beri bir töredir. Ahmed gülümsedi. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır.» dedi. İyi yapıyorsunuz. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez. 12).» dedi. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. Ben bunu Allah için yapıyorum. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar.» dediler. Sana yol yürümek gerek. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu. Cüneyd içinden. ne o köprü geçen eşeklerdensin. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der.» «Ne söylüyorsun. onlar iyi ediyorlar. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. Ben bu karışık işleri çok yaptım. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin. bu gürültülerin sesi azizlerdendir. bir taraftan da yellenirmiş. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. «Nasıl bilmem. Hoşa gider o söz. «Bana senden fayda gelmeyecek. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd.» (Ra'd sûresi. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. O arada. «Olmazsa şehirden sürelim. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu. onlarla kavga ediyordu. diye geçiyordu. Meğer ki. o şehre yollandı. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. Adam.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. Doğru bir söz söylersin.» dediler. Kutsal canlar. Bir şeyler an. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir. Ahmed ki-zararak yerine oturdu.» dedi. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir. etrafım sararak.» dedi ve sordu. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez. Allah yardımcınız olsun.

üzüntü ve çaresizlik yolu. Ona dedim ki: O değirmeni satma. Söz. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. 28) dilini halk anlar. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. Şimdi böyle b:r adam nerede. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi.» Bu yol. Bana dedi ki. Tarikatlerin. Derler ki: Fahri Razî. «Âlem halkının sözünü söylüyor. «On hıyar bir pula satılıyor.» dedi. Ama benim inancım öyle değil. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. dağlara gösterdik. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin. Bazan da. Mutezile (Mutezile. «Ahiretten başka olan âlemdir. «Bu konuşulacak bir konudur. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. O. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. Doğruya. Biri Yahudidir. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. «Yarın. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. Bunlar Hasan. Bütün bu din savaşçılarının.» dediler ve susmadılar. (Ç. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar.«Ah şu benim kötü nefsim. daha sevilmiş kimselerdir. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu. Halbuki insan bunu yüklendi. Dünya fenadır. O gün Cüneyd' in. o şöhretli pirlerden daha olgun. başka hiç kimseden duymadık. Çünkü onların (M. Ama bu noktadan kaçıyorlar. Yani Allah bilgisidir. tarife sığmaz. ama o. Yoksa âlem çok dönektir. Onu yüklenmekten kaçındılar. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. Kelâmcı-lar. rahata kavuştun. Sana bir sır açıklandı ise. «Peki. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. huzura. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. uzaklara gitmez.» cevabını verir.» dedi.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. bir yolda kâfirin biri su götürür. tefsir ve Kuran . Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. öteki yıldıza tapar. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. tek bir ton ile konuşulmaz. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. arayandanım. bu bize göre küfürdür. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. beriki ateşe tapar. bu haldeydi. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. 'Biz emaneti göklere. Ben «Yoksun kalmasın.ne geçen bir akça. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz. çünkü senin nefsin diridir. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. Mutezile yolu değildir. «Buna gerçekten güç yetmez. Çünkü âlem binbir renge girmiştir. Bana göre arayan Allahdır. «dünya nedir?» diye sorar. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır. onun da suya ihtiyacı vardır. Bunu sana açıklayamam. öğrenmekle. ondan çekindiler. Peki ama. başını önüne eğerek. Bir adam vardır ki. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur. ahiret nedir?» Öteki. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. bu sözler. Nasıl ki. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. elbette aç kalmaz.» der.' (Ahzab sûresi.» dedim ve ilâve ettim.» dediler. temiz ışığa dönmüştür. Öteki. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki. Görüyorsun ki. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. Mevlânâ sanıyor ki. «O şöyle söyledi. hep yolu anlatmak içindir. Allahnın işi sebepsizdir. Bu manaları. Bu yol gönül kırıklığı.» dedim. ancak onun içi o sudan rahatlaşır. dil daralmıştır. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur. Onlar sıfatlar âlemine giderler. senin hesabına döndüreyim.» Belki. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. Karanlık. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el.» diyordu. çeşitlidir. bulanık günler geçmiştir. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. «Bu nükte. Mimberlerde. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. yerlere. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. O. derneklerde onların sözleri dolaşır. «Sıfatlar. ayaklanmıştır. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. o insan benim. aramızda ayrılık baş gösterir.

Sanırsın onların canı yoktur. bir kere de oğulları ile sınayalım.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. Onları kıyamet meydanına getirseler. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki.» «Evet. hangi taraf güvenlidir. bir çok kimsenin kıblesidir. Diyelim ki.» dediğim zaman. 30) Dünya müminin zindanıdır. hak ise açıklanır. sonra doğruluk gösterirler. tehlikelere katlanacaksın. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet. «Bir daha söyle. «Niçin. «Sözünden değil. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. O kapının halkası değil. ben seninle beraberim. inandık ve gerçekledik. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. bilirim» dedi Allah. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim. bu işi yapabilesin. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. delalet eder. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit.» dediler.» dedi. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler. «Ben onun yüzünden bahsediyorum. Halka kapının dışındadır. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır.» dedi. Ya Malatya yolu. kurttan. .» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. Kuran'da. yuvarlanır düşersin. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. (M.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. Bu sözden. imtihan edin. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı.» Bazıları da henüz anlayamadılar.» diye boğazımı sıkar. Yolcular onu feda ettiler. adımdan adıma. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner.» dediler. o gitti. Dediler ki: «Mal işi kolaydır. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki. (M. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. en son vakte kadar bağları çözülmez. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. «Size ufak bir sır daha açıklanır. penceresinin halkası bile dışardadır. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün.» Behlûl karıya taş vurdu.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar. Onların gizli sırları haktır. sonra Musa geldi. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki. Eğer. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. nebiler âlemi hangisi. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal.» Halil de. Sende Firavun baş kaldırdı.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. Behlûl'ü yanına çağırdı. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır. Eğer öyle olsaydı. kıyamet ne hale döner. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. evin iç özelliği ise başkadır. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz. hırsızdan. onlar için hayat meleği vardır. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. kıyamet meydanına gelmesinler. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir. oraya kadar git. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler. «Benim koyunlara ihtiyacım yok. Ben de diyorum ki. Okumak hususunda gerçektirler. Cennetlik olanları cennete.» dedi. Dünyaya tapanlara göre bir pul. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler. Tâ ki yol zahmetine. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun. Fakat. hiç vakit geçirmeden gelsinler. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. A.» dediler. dizden dize fark vardır. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler. meleklerin gayretindendi. «Çünkü karı yalan söylüyor. «Ben öyle bir sofiyim ki. kıble'dir. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar.) yaraşan adım sende yok. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın. kimseyi göremedi. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. Ölüm meleği ne gezer. şehre bir fitne düştü.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan.» dedi. cehennemlik olanları cehenneme götürürler.» Cebrail. vuruyorsun. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti. Halbuki yüz bin Fahri Razî. «Bu zindandan kurtulacağım. 29) Allahya ant içerim ki. «Beni bir adım geçti. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler. Bundan sonra dikkat et ki. taşın arkasından çıktı. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur. Halka. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. «İşittik. karıştan karışa. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. Halife. dünyaya tapanların katında bir pul. İblis olurdu. «Bizim Allahmız yoktur.» dedi. onun yanında. tatlı canlarından daha değerlidir.

Başka bir zümre de. kendinden umut kesersin. Biri dese ki. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. ona göre yine uykudadır. Bize. fakrdan başka şeyler de maraz'dır. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani. bir zümre de etmez. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin.» O memlekette Yahudiler. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz. ezelden beri vardır. «Uyu ki başına bir taş vurayım. konuşan biri söze başladı. «Niçin böyle söylersin?» dedi. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak. Hak ehlidir. Ama her ağaç bu surette değildir. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir.» derim. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. içteki o pisliğ. A. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır. nur üstüne nurdur. Ancak susmak ve teslim olmak vardır. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. maşuk yani sevilen manasmdadır. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. Yahudi olaydın. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür.» derler. oradan herkesin kımıldanışı onadır. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez. onun ayağına kapanır. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır.) rüyada bir hırka verdi. iş söz için değil. Diyelim ki. iş içindir. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. insan yaşlandı mı çocuklaşır. «Arkadaş. Onlar önderliğe yaraşmazlar. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. 203) buyurulmuştur. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. Abdest üzerine abdest. yarını olmayan bir sohbet. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. Görmüyor musun ki. Aşkın zevk ile. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. din bilginiyim. Akıllara sığmayan bir sohbet değil. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa.» Şöyle dedi: «Arkadaş. hep uyanık durmak zorundadır. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. acılarını unutur. Kıyamette de sah biyle beraber olur. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir. Fakat o uyuyan adam. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. belki dünü.Şimdi söz. Buna hiç itiraz edilemez. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. Her zaman için gelmez. (Ç.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. bugünü. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. şifa. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. O maşuk ve sevgili idi. onda uyku başka türlü. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. Bunlardan birinin yanında altın Vardır. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir. uyuklama başka türlü olur. Umutsuz olma ki. Herkes kendi pirinden söz açar. şu altınlarını alayım. Şu halde ona âşık dersem bu. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled. Mevlânâ. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. Ama bu sözüm herkes için değil. «abdest üzerine abdest. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. bir nükte söylemek istiyor. Hiç bayağılaşmadı. Olgunluk . «Bana kibrit lâzım da onun için. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir. «Adam daima uyanıktır. Şaka söylüyorum. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. O âdet doğru olmaz. Bazıları derler ki.» dedi. Hazreti Peygamber (S. «Hayır. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur.)). Bir zümre onları takdir eder. Fakrdan başka her şey araz'dır. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir. artık uykudan uyanır. Bu söz ona yaraşmaz. Nasıl ki.» Altın sahibi. umuda kapılırlar. daha bilgin görünürdü. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir.» (Araf sûresi. «Keski. teşekkür eder. nur üstüne nurdur.» dedi. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi. ama her gözyaşı da değil. Ama niyazsız gözyaşı. Âlem daha dünkü varlıktır. Fakr. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. cevherdir. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi.» Çömlek içinde olanı sızar. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar. bugün ve yarın ile ne ilgisi var. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. Eğer gönlü uykuda ise. belki 'açmak isterim. «Büyükler manaya bakarlar. Burada hiç başka yol yoktur. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. Aşk cevheri. Olgunluk bunu gerektirir. kafanı kırayım da seni öldüreyim. yanlış bir harekettir. çok umutlar vardır. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı. başı döner. mezarın içine birlikte girer. Biri yanına vurunca uyanır. Ama akıl.» dedi. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. doğru söylüyorsun. mezar başından daha ileri gitmez. öteki. n'yazsız namaz. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. Bu sözü yalanlamam. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti.

A. bin defa da söyleseler. Eğer o sözü kabul edersen. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. Bugün bazıları vardır ki. «Sizi çok özlemiştim. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. bahsi kavrayamadım. Bu halk. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. niyaz ve .» derler. kırlara kaçmak gerektir. Onun arkasından da bin mesele çıkar. Doğru sözden sıkılırlar. biricik şerefli insanısın. Çehremin rengi ciğer kanındandır. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. her manada görünürler. Hikmet meseledir. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki. Tâ ki. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. belki de mevki ve. dilek ve istek yolu ile değil. Doğru söylerler. Eğer Allahsal bilge. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur.ilk sözün bereketi kaçmış olur. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun.» şüphe yok ki hoşuna gider. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir.odur ki. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. Artık beni kınamayın. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. istedim ki. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim.» gibi iltifatlarda bulunur. mana galebesiyle dilleri tutulur. fakire sorulan. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır. çabuk çabuk yemek ister. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. kusurum çoktur. sana o gün bir acıma hali gelir. ikiyüzlülükten hoşlanırlar. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. merhamet ve yufka yürekliliğinden. Diyelim ki. Bu şaşılacak bir şey değildir.» diyesin. bazısı da giderken gönül açıklığı verir. Şüphe yok ki. Bazısı gelirken. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. ama. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. ellerimi yakalayarak. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . Gerekirdi ki. Yine olgunluk odur ki. söz dinlerler. (M. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir. fikrin hiç değişmesin. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur. Çünkü onu ulular. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman. bana düşman oldu. Nasıl ki. başka bir derse başlamazdı. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. Bir zaman îmad ağlıyordu. ancak bir lokma lokma daha yersin. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. Dikkat et ve iyi bak ki.

Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi. . bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. onun sözü kendi aslına döner. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler. Sonra. o. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. aşağıda bekliyorlar. İster o tarafa gidin. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik.» buyurdular. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. biz de sana yapacağımızı yaparız. Mevlânâ Selâhaddin. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. ancak evi gözetler. Hazreti Muhammed (S. garibin yeri de kervansaraydır. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. Adam içeri girer. Her kim. onların hoşuna gitmiyor. kendi imanı ile doludur. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. (M. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. Bu söz de kendi yerine gider. tâ Hakka kavuşuncaya kadar. Ama ona yetişemezler.). «Bu adam doğru söylüyor. isteyeceğinizi onlardan isteyin.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. «Böyle değildir. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. acaba ne konuşuyorlar diye der. ama hiç ürkerler» derviş. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. Ben onlardan değilim. Halbuki kurtuluş doğruluktadır. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. dış görünüşü. Muhammed Güyanî. 33) Bir zümre sandılar ki. dinlemekten de acizdir. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler.» Bekçiler.» derler. Onların zamanları değerlidir.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. Bir söz ki.» dedim ve bilmiyorum. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. Ben garibim. medreseye gelmez misin?» dediler. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim. onda kurtuluş müjdesi vardır. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter. zahiri korur. öldürürler. o.» derler. Nasıl ki. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. Onlarla önce dost olur. Şüphesiz ki. öteki sordu. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. o söz geldiği yere gider. Bu Filaneddin ki.A. Ben evime (M. her vakit onu hatırlar. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa. bu meclis hoşuna gider. oturur. «Peki.» derse onun boynunu vurur. «Siz burada oturun. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim. bu sefer onları tutsak eder. Hattâ kıyamette de. Senin soru sormak ve. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. mertçe ve uyanık davranır. bir adamı bekçiler yakalamışlar. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. Ama bendeki feragat onda yoktur. evinin kapısına kadar götürür.yalvarma yolu ile dinlersen. «Nasıl konuşuyorum?» dedi. Eğer bu onda kalmazsa. ben gideyim de bir şey konuşmayın. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. «Kâfirdir.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın. Eğer söz ona kalırsa. O. dama çıkar. gönül rahatlığına kavuşur. beni küfürle damgalarlar. «Bekçiler de. Bir halet de yoktur. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. Sırat köprüsünde de. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki. O köşecikte bir kervansarayda idim. aşağıya seslenir: geldim. söz söylemekten de. bir pul almak onu öldürmek demektir. mümin kişidir. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. öyle istiyoruz ki bize. Nasıl ki. «Hüküm senindir.

Meselâ bir keşiş. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir.» dedi. ondan bilgi edinmek isterdi. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. Beni koru!» dese.» buyurulmuştur. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. Ama mürit. «Müslüman. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. on hayal doğar. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. Emir Kabus da: «Yücelikler. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. ayıpları örter. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum. bir Müslümanı öldürse. . «Onu bana getirin!» dedi.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. Müslümanı (M. Bu. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. Sen kendini aptal yerine koy. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. O lâtif yol uygunsuz görünür.» dediler. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi. Müslümansın. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. «Ben kâfirim. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. Müslüman insanı incitmez. Bir adam da vardır ki. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. tasalanma. zayıflatan adamın da belâsı hafifler. sana buseler vereyim.» demezsin. Bir Yahudi bile onu fırlatır.» «Bugün kaç azası var?» dediler. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. kendilerine perde olmuştur. Cenhennemin çepeçevre dikenliği. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. kullukta ileri bir hatundu. ama burunlara ateş kokusu gelir.» demiştir. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. çünkü. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar. Nasıl ki. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı.» buyuruldu. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz.» de ki. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi. mürit. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei. bir kere olgunlaştı mı. Yani. başkalarını hoş etsin. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. Bir gün Al-lahtan olacak ki. hemen yerinden sıçradı. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun. Adamı getirdiler. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. Padişah. burhandan Hakkı arıyorlar. biçarenin biriydi.» demişlerdir. Yalancı pehlivan.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. o da Müslümanlığa heves eder. kendi nefsini hoş eder. 35) öldürse bile aman verilmez. Onlar Ye'cuc nesli gibi. muradın çehresi sana görünsün. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. «Allahaşkına. Pehlivan. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak. müminsin. Sordular. öldüreceğim onu.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. Mademki karanlık başlamıştır. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. Bunlar beni tanımıyorlar. «Ona ruhumdan üfledim. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı.» derler. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. Nasıl ki.» buyuruldu. ama Haktan burhan istemiyorlar. Her neye değerse karartır. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın.» öldürüyorsun?» «Ben.» dedi. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz. hep gül ve reyhan kokar. ona karşı. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. Ama bir zındıktan. «Aranılanın son merhalesi arayandır. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. yere atardı. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. Müslümanlık yolu bulursun. Gam çekme. ancak onu korursun. Benden burhan ve delil istiyorlar. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar. Başları döner. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden. ona yaklaşmaya daha çok çalış. Her ne bulursa. o dikenlik pek hoş olur. «Ben onu öldüreceğim. Bütün bu söylediklerimizle beraber. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. Sen o Mecusî değilsin. senin evine sığınarak. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. ya yol yoktur derler. Dinini incelten. bir zavallıyı yere vurdu. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. Ola ki. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum.

sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. hararetlenir. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. onda coşkunluk yoktur. sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. belki zehir saçan bir dağ yılanı. onun yoldan çıktığına karar verirler. Hak yolcusu. ne bir kitap sahibi peygamber. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. bazıları sence olağan şeylerdendir.» buyurmuştur. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. Cehennem ondan utanç duymaz.» (Fürkan sûresi. Nasıl ki önce de anlatmıştık. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar. Ben yolda söz söylemem. abasını çıkaracak olsan. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. başında külah görünce de. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. «Aramıza. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. 70) Ama iş böyle olunca. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur. kalp yoluyla da. o bundan ürkecektir. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. Tâ ki. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. Kara topraktan filizlenmiş. Bakırın önünde benimle beraberdir. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. cehenneme yaraşır. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. O deniz. o. O birinin hırkasını soyarsan. Ona ne desen içi coşar. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. cana can katan bir su ile beslenmiştir. ansızın gamlanır. Peygambere. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır. renk ve kokularını kaybetmişlerdir.» «înşallah cennetlik olurum. 37) zümre de vardır ki. Bu nükteyi söyleyen adam. Kendinden söylediği o söz. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. . başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. pek ergin bir adam olmalı. el ayak oynatmazsa. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini. çömez bu sözlerle coşar. Birinin sırtında hırka. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. cennete lâyık bir adam görürsün. bana hal olmuştur. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. Allah kelâmıdır. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. kavrulmasın. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. Velilere ancak bir yoldan gelir.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. Onun getirdiği müjde hoştur. Bunlar tövbe ederlerse. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. Kadılıktan ve mansıptan. «Olabilir ki. 36) «Bu imamlar. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. Ola ki. Allahın öyle kulları vardır ki. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar.» diye bağırdı. görünebilir. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. güzel. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz. bir neşe gelir. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. o şeyh. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. Başka sebepten değil. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. Başka bir (M. Nasıl ki Hazreti Peygamber. Bugün. Deryanın âdeti. hep altın olur. (M. O sanır ki. dirileri batırmak ve öldürmektir. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur. iman nuru dolayısiyle kaçar. Ona kılavuzluk gerekmez. çünkü o soğumuştu. Ateşi de bana erişmemiştir. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. bu vahiy sırasında. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. Allanın kullarından bir kuldur. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. Eğer bir kimsede.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım.» diyecekler.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. Yılanı anlayan dostu da onu tanır. Cebrail ile de vahiy gelirdi. Çünkü sarhoştur. Bedir çenginden gitmişler. bütün bu halk ve bizler hep öküz.

38) Şeyh. ekin ekilmeye lâyık değildir. «Orası çoraktır. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. Dostlara da tavsiye edelim ki. derman ve tedavi kabul eder.» dedi.» Şeyhlik feragattir. (M. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. «Ölen filan kadın. sana değil. Ama sohbet için söylemiyorum. iki yüzlülük ettim. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. ama kendi nefsine hiç öğüt vermez. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler.. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil. En az sadaka da. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur.» dedim. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki.» «Öyle ama. bundan Nil suyunun . şüpheden kurtuldun en sonunda. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. Çünkü veren derhal onu kıskanır. Hakkın.Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. Ariflerin sözünü söyledim. Her kim tyizim dostumuz olduysa. dua edelim. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler. elimizi duaya kaldıralım. seni taşlattırırım. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı. Vaiz da. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır.» Hastalıklar da vardır ki. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun).» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim. Öğüt vermek mümkün olmayınca. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. Allah gönlünde bizi şirin göstersin. Bazıları da bu işleri yapar. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır.» dedi. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek..» diyen zavallıya benzer. bir gün sen demiyor muydun ki. Halbuki o çabuk başarılacak işi. belki faydası vardır. «Selâm sana.» dedi. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse.» dedim. bir zümre ondan mahrum değildir. dua etsinler. «O halde. bundan hoşlanan kimse.» dedi. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim. «Bugün maşuk sensin. sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar. bir kaç curcuna çalar. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir. Kendiliklerinden bir iş yaparlar. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. Ona. maşuk üzerine hüküm erişmez.» Ben o mazereti kabul etmedim. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma. tıpkı. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. taşa bile tesir eder.» (Meryem sûresi). «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler. Çocuk.» O halde. teneşirde gülüyordu. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. «Evet orası öyledir. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki. Şeyhin yaptığı iş. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız.

bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. «Bir zünnâr satın alayım. onu kınamaya başladılar. her yerde onu kovalardı. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. bu ne hal?» dediler. düşürüyordun. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. ama Şeyhi görmüyorsun. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur.» dedi. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil. onları birer birer bana anlatıyor. Nihayet çürük bir umut kalır sende. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. şefkat sona ersin. ikiyüzlü konuşmasından. Aynasındaki pasları artırır. «Biz de bunu uygun görüyoruz. düşkünlüğün. ne de uyanıkken onu göremezsin. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. belime bağlıyayım.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez. bütün gününü tapınakta. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. ne rüyada. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. bu halden sakın. (M. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. hep birden. ona çirkin gelirse. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. ne işinde ona inanmak istemiyorlar. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir.» Arkadaşlar. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. On tane zünnâr alalım. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. genç bir kadını vardır. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. onlardan daima kaçınırız. kendi zünnârını koparıp attı. onu aydınlatır. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. öğüt sözleri onu karartır. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın. O daima meşguldür. Ne sözünde. «Artık gidiyorum. Ancak onun zannına göre: Şiir: . hepimiz birden belimize bağlayalım. Halbuki. Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. Rüyada bir söz konuşuyorum. Âşık.si budur. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. Derviş hikâyeyi anlattı. şefkatin kesilmesidir. «Hayırdır inşallah. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun. Her kimde mutsuzluk varsa. aksine olarak edepsizlik ediyordun. alçalmanın netice-. çünkü genç bir erkektir. :Şeyh. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. Sebep açıktır. Yani •o Şeyhten. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. Yazıklar olsun o hastaya ki. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. bundan hoşlanır. o korkunç aslandır. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. işi Yâsin'e kalmıştır. Önce yapmış olduğun hizmetler. onlara veda edecekti. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. Beni kötülüyor. Eğer böyle sözler söylerse.

» derler. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. «Geç!» der. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu. üzerine sular ve gülsuyu serperler. Biri yanına gelir. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. Şimdi. Maksat sen idin. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. «Ver elini.» der. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu. düştüğü pislik çukurunu göremez. herkes. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. Demiyorlar ki. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. kadı adamın elinden tutar. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. Gramerci. Üçüncü bir adam. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. O kuvvet bir serma> yedir. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. sen bizlerdensin. o da aynı şekilde. Söylediklerini onlara helâl ettim. 41) Herkes etrafına toplanır. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır.» diye geçip gidiyorlardı. Öteki. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der. Hakikatte onun sesini bilmez. Kardeşi nihayet dayanamamış. «Bizim işimiz var. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. Nasıl ki yine bir gramerci.» der. Bir gün. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. «Elini uzat!» der. bizi uyandırmak istiyor. (M. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. 40) daha uygun olur.» Şimdi. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir.» diye düşünür. İşimi çabuk bitir. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. Herkes. Her ikisi de bir adamın eşeğini. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der. esreyle okunur. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. o kervansarayın yanına gittik. ikinci defa. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. «Sen bizlerden değilsin. halvete çeker. çırılçıplak bir haldedir. öteye beriye savurmuş. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. kesesini çalmışlardı. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. önce ettiğin ikramın. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız. «öyleyse tut şu elimi. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. o sese kulak verir. bize onu anlatmak. halka işaret eder. ona. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. benim dileğim budur. Gramerci onu da aynı sözlerle savar. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. «Kardeşim. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler.» Başka biri gelir. Rebap üstadı Ebubekr. Halk etrafına toplanır. Şarkısını tekrar eder. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . Malı çalınan adam. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar. elbisesini. nağralar atar.» dedi. «Bu ses filanın sesine benziyor. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim.» diye seslenir. gitmek zamanında. Yani bu sonuncu ikram. o dilek aşikârdır. Ama adamın kuvveti yetmez. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. Halk. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. Biraz sakinleşince. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor. Aksaray yolunun başına. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. Bu tablayı da çaldılar. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir.» demiş. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu. Cuha'nın şöhretini duymuştu. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. toz kaçmıştı. şehrin etrafını dolaştırır. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine. Gramerci üstünü başını parçalamış. «Bu adam böyle adamlardan değil. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. Gramerci yine nağralar atar. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor.

» Vaiz. Hazreti Ebubekr de geri döndü. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim.» anlamında bir hadis daha vardır. «Vardır. onun kazancıyle geçinirim. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. sevgi artsın. Misafirlikte. hangisini istiyorsun?» dedi. Vaiz. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. beklemiştim. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. ancak meydana fırlayan o pehlivan. O da evvelki gibi ileri yürüdü. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra. Bir gün bir harp sırasında. Sen hiç harbe girme. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. muradına ermişti. Genç. Eşek sürücülüğü yapamaz. bizim sahbeti-mizden ayrılma. Onu sen biz'm için koru. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var.» dedi.» dediler. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. gazada dışarı çıkma. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var.» dediler. çabuk kararını ver.» der? Gaza. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir. Vaiz.» dedi. Kadının biri ayağa kalktı.» dedi.» dediler.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o. Delikanlı. Kadın yüzünü açtı. Değirmene buğday götürür. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. kâh dolap çevirir. Ama biliyoruz ki. kâh çift sürer. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur.» «Evet doğru ama. semâ âyininde. pazarda.» dedi. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor. Ebubekr. «Bir öküzüm var. Vaiz. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. 42 )dışarı çıkmıştı. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir. Vaiz erkeğe dönerek. Kalabalık arasından biri kalktı. çöpçatanlığa davet ediyor. «Beğendim!» dedi. hamamda. «O halde kendini göstersin. «Ben varım. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. bir gün mezarlıktan (M. Her ne kadar. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . «Bak yüzüne delikanlı!» dedi. Hemen kalktı kerpici Öptü. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın. «Ama. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi.» dedi. su taşır.teşvikte bulunuyor.» Üçüncü bir kadın göründü. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. odun taşır. «Bu delikanlı onurludur. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. ben garip bir adamım. «Ama. «Evet gördüm. kâh su çeker. mescitte. Nasıl ki Hazreti Peygamber. başına koydu. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak. öküzü önüme katayım.» dedi. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır. «Senin oğlun hamle etmiştir. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. serdengeçtiler. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi.» dedi. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur. evleneyim. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. Kadın mimberin önüne yürüdü. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. Onurludur. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. hatta evli erkekleri arabuluculuğa. Bana bir kadın gerektir ki. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz. bağ yolunu tutayım. O uykuda sofinin işi tamam olmuş.» dedi. hastanın ilâcı. Yıllar yılı umutsuz kalmış. «Ey avratlar. kırda. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi. bu babta hayli hadisler naklediyordu. yüzünü açtı. Ebubekr'in gözbebeği oğludur. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular. «Beni ara sıra ziyaret et ki. Tekrar umutlarıma kavuşmuş.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı. ayakyolunda.

hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından. Âşıklar vardır ki. kaybolan şeyleri sevmiyorum. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. kulağı sağır olur. Nasıl ki.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur. . Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir.» derler.» (Elhâkka sûresi. dürüstlük ancak senin dışındadır. Bir azize bir elem erişir. îhlas ehli odur ki. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar. din ile. teşbih ile. Nihayet perdeyi kaldırır. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. açıklamasa da. «Ben. «Müslüman iyidir. O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür. içinde değil. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden. küfür de iman olmadıkça. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. Âlemde görünen her bozukluk. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. söz söylemek edebe uygun değildir. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz. Ebrar için iyilik sayılan ameller. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin. Ama eğer sarraf âşık ise. Nasıl ki Hazreti İbrahim. yoksa benim dostum olurdun. Şiir: Zabitliğin düzeni. İman küfür. Bilmezler ki. halkı sapkınlığa düşürmek olur. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki. mabetledir. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli. «Sevenin gözü kör. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. onun kendine güveni kalmamıştır. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. İşte dost da. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. 43) Söz ustalarının yanında.» der.» derler. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. «Kalp akça varsa onlan ayır. geçen geçti. 10) buyurulmuştur. Fakat kale. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. (M. Âlemin viran olmasına sebep olur. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. her şeyi olduğu gibi görürler. 60) Duyurulmuştur. konuşanın dostu veya müridi ise. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır.hakkında günahtır.» buyurulmuştur. Bu da onun için iyi bir talihtir. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. Hakkın bir kulu. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir.» (Bakara sûresi. batan. Zünnâr. diğer bir anda da pek soğuktur. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. Eğer bu makama baş koysaydın. hakkıyle müslüman olamaz. her âşık çirkini güzel görmez. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır.» demişti. Kale.

tecelli tecelli üstüne gelir. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor. Nasıl ki. Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. Biri vacip'tir ki. Âdem'in dışarı atıldığı cennet.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. olamaz da. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. Yahut da ilim tahsili yoludur. Halbuki açık konuşmak gerektir. aynı şeydir. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. aşkın özelliği şuradadır id. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. yani denilebilir ki. nefsin riyazatıdır. öküzler yüzükoyun düştüler. o kadar emirler. Bu mümkün müdür ki. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. derler. kurtuluşa erer.» «Hayır. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü.» dedi.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez. bundan niçin haberin yok? (M. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. iki kaziye ve üç bölümdür.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . ayrılık insanı pişirir. Nasıl ki. Demirin ucunu yakaladı.» demektir. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. Çift demiri bir engele takıldı. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. Bu üçüncü bölüme giren herkes. Bu işin ne değeri var. Bu nüktenin benzeri. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. 28) buyuruluyor. derler. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. seninle kaynaşmam. Bu da nefsin terbiyesi. Ama yürütmek mümkün olmadı. ikincisi muhal. sağlık aramaktan. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. Nefislerini değil. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. onlara karşı. «Sizin yaratılmanız. bu nebiler ve velîler içindir. ama bir türlü yerinden çıkaramadı. Ama onlar derler ki: «Hayır. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım. bir saat de yiyip içmekle? O. 44) Ey parça gel. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım. Sevenin gözü kör. düzeltir. Bir kere felsefeye başlayan sensin.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. Ama bu cennet.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette. Ancak şu vardır ki. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. bir saat ibadetle meşgulüz.» (Lokman sûresi. Bunu kendi kendime yapayım. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler. muamma söylüyordum. Allah işitir ve görür. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır.» buyurulmuştur. Üçüncüsü caiz. kulağı sağır olur. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. iki zıddın birleşememesi gibi. Sağlığı korumak. dedim. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki. O. tekrar dirilmeniz. ileride oturur. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı. ikiyüzlülük yapıyordum. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın. Olabilir de. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. Peygamberlerin. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. benimle tanış. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. bunlar. kötülüklerden içini temizleme yoludur. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. yani imkânsızlıktır.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. Çünkü. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse.

Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. kendim korunayım.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. ciddî konuşmaktan daha uygun olur. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi. «Haydi! Padişah seni istiyor. oturdular. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi. yolunu sormak için çağırdım sizi. Bir köylü ile alaya başladılar. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi.söyleniyordu. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. başını önüne eğdi. Çavuşlar. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır.» dediler. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. öteki elini tuttu.» dedi. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. Babasına benzeyen zulmetmez. elbisesini satsınlar. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar.» dediler1. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. Bir avuç para çıkardı. ben de o şehrin sultanıyım. Onlara dedim ki: «Bu ancak .» dedim. Fakat köylü yine pişman olmuştu. sevdalan başına toplandı. Onu ahmak yerine koyarak.» dediler. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. Orada bir derviş vardı.» dedi. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim. çamaşırlarını ortaya attılar. kendim öleyim. bir iş yapıyordu. hakkında kötü düşünürler. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. «Yahu. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. Bu sözün hakikati onlara erişmez. Bence parasız dert daha iyidir. Şu suretle söylenmeye baş laddar. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. gamsız bir adamdı. önce verdiği karardan pişman olmuştu. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı. Köylü. Halbuki Padişah. Fütüvvet. Çünkü köylü idi. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. parasız olursun bir dert. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. adamı çırıl çıplak soydular ki. Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. Bu insanlarla şakadan konuşmak. 12) ve ayrıca. «Bari bir su ver de içelim!» dediler. bilgisizlik değildir. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü. «Şehrin. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. Allahdan mağfiret dilesin. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana. Söylemiyordum. Nasıl ki başka bir yerde de.» dedim. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur.» dedi. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü. «Sermayesizlikten. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri. Köylü kendi kendine. Çiftini sürüyor. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler. sözlerini tekrarlar durur. bu tarafta mı. Babasının geleneğine uyarak. (M. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. o sırada. köylü bunları görünce korktu. Çavuşlar koştular. Padişah. yoksa şu tarafta mı?» dedi. Belki. çünkü can korkusu yoktur. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur.» «Bu. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. Adamlar. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm.» dediler. Onda kendim yaşayayım. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. çok öfkeliydi. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. Çavuşlar. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. paralı olursun bir dert. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. hiç konuşmuyordu.» dedi. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken. Adamlar gülerek.

O arıklaş-mıştır. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. Onu benim için seviyorsan. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur. onu bir şeyhden daha . Nasıl ki. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler. şeyhten üstün. kutuptan önce de falan şey. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. bazı kocakarı hikâyeleri.» (Beled sûresi. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. Müslüman oldu. bunu bilmiyorlar. Allahyı görünce âşık oldu. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. Hangi nimet vardır ki. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. O. Gâvur kızı. iki ay.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır. Kız. der. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. güzel bir dilberdir.» dedi.' buyurmuştur. (M. Bu hırka kendisiyle konuşurdu. Şeytanını. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol. ahiret oldu.» diyen kâfir olur. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. «Müslüman değildir. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm.» sözü gerçeklendi. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. benim dinime gir. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur.» (Dehir sûresi. Ne önce gelenler. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. Nasıl ki şu. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım. kutup. sen müslümansın. Fakirden üstün bir şeyh vardır.» dedi. Nefis. sen ki insan oğlusun. niçin. o Şeyh. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. Ona her kim. başka çaresi yoktur. ama size anlatmak zordur. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben. Şunları söylemek istedim: «Sen. Şimdi. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur.» derse kâfir olur. Allahnın ilâhî kanunudur. O da.» diyorsun? Bu böyledir. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum. 'Kendimi takdis ederim. Bir ay. Allah bize pek az bir şey vermiştir. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. Adam Müslüman oldu. O. bu olmaz. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. yalvardı yakardı. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. ne de sonuncular bunu anlayabildiler.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir. yavaş yavaş müslüman olayım. artık yaltaklanmaya başlamıştır. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar. der. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. Müslüman etti. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir.» dedim. seni seviyorum. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar. fakirlik icabıdır.» dedi. ona sorular sorardı. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. Şu sebeple ki. «Ben kâfirim. Bunun tersine olarak bir kâfir de. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. «Bu kâfirdir. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. Bunu. artık iyi insan olayım.» Buna. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. Bu. benim de hoşuma gider. Buna delil de gösteriyoruz. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. Şu halde Allah. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. Kâfir. son derece gizli tutuyor. yani ona. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. Halbuki biz diyoruz ki. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun.

ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. Gerektir ki. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır.» Nasıl ki.» dediler. kafiyeli sözlere değer verirler. Beyit: . ağacın gövdesi artık elden çıkar. Halbuki. 26) diye yalvardı. keçi sesi değildir. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. «Hayır. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. hep şiir söylerler. Onlar da.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. Allah kelâmı ise küllî'dir. Burada.» buyurdu. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. önünde ardında dolaşırlar. bütün dalları da onun olsun.» «Nuh'a mı uyacaksın. damar içinde dolanan kan gibidir. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. Allah ruhlara hitaben. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. köylüler dürüst insanlardır. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki. bütün parçalar senin olsun. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. bütündür. ağzına koyar üflersin.A. bir ağaç peydan oldu. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. ötekileri değil!» diyordu. Rabbimiz-sin.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce. Hazreti Mustafa (S. Biri. Dal elden giderse kök de gider. Köyün ihtiyarı onların diliyle. Elini bütüne uzat ki. Çünkü Nuh Peygamber. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır.» dediler. yine bir sos çıkar. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim. onun yaratılmasından daha önce. ev sahibi ağacın tamamını korusun. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . arkasında değnekçileri vardır. Çünkü karanlık vardır. Türkler cesur. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. O dedi ki: «Bu küfürdür. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu. Böylece o deriyi davul da yaparsın. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. O dedi ki: «Hayır. Söz öte baştan geliyor. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. dervişin sözüne göre gelmez. 172) diye buyurdu. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi. Şimdi Hazreti Mustafa (S. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan.) ne buyuruyor? «İblis. hep teker teker" yerler. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. gövdesi de. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de. 49) Birinin evinin kapısında. Çünkü ben. Hep öyle konuşurlar.» Öteki. Davul da çalarsın ondan. Atlı kamçısını kaldırdı. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. «Evet. küfür değil bilâkis îslâmdır. «Yarabbi. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır. daima onların nazarı dünyayadır. Bir başkası da daima nesir söyler. Hâşâ.) ise. onun cevabı da sadece susmak oldu. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. o dalın kırılmasında tehlike vardır. ondan çıkan her ses artık senin sesindir. özür dilemek gerçektir. yola düştüler. Nasıl ki. Her halde İblis'in mânası.» diyor. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. Ama nihayet. seci'li. Bir zümre vardır M. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın. birlikte yiyin. bir dalım seçerler. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır. Çünkü önünde. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. burada keçi aradan çıkmış.A. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar. onun suretinden evvel var idi.» dedi. O. Bu mahvolmuş bir derviştir. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım.» Yani onunla herkes beraber yürür. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir. manası kadîm'dir. konuşan derviş değildir. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. Bir gün. serpildi. Ruhlar toplanmış ordulardır.» dedi. (M. fâni olmuştur. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. Nasıl ki. Bir zümre.

» dediler. Adamın biri. Allahsını gördü. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. «Dağa bak!» dedi. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. Musa. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. Ona.» buyurdular. onun konuştuğu Peygamberi ki. Sonra da. «Evet. İnsan Kâmil olunca da. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. Nasıl ki. «Dağ» dedi. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S. Musa da kendine baktı. O dağ. Musa'nın benliğidir ki. bu taraftan bir şey öğrenmedi. Bundan sonra yüz cevap söyler. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler. Her nerede söz varsa. Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi. «Kendini bana göster. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. Nihayet bu derviş. ona artık perdesiz gösterirler. Nasıl ki. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim. Evet kaide budur ki. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek. sınayalım. bu umutsuzluk tarafıdır. «Bu Hint kılıcıdır. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur. hem sorusuna cevap alırdı. demektir. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü. A. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. onun öğrenimi öte taraftanmış. Ama tersine kılıç iki parça oldu. Şehrin vaizi geldi. Çünkü kemâle ermiş olan derviş. orada Allah vardır. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah.» Nihayet. Bu da tam umut yönüdür.» dedi. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. kürsüye . ölçüsü yoktur. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra.» dedi.» dedi. Firavundan daha kuvvetli idi.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. sana bakayım? Yoksa biri. o ilgi de etkiler yapar. nüktesine de yakın bir sözdür. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. Bu. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. «Ama senin kardeşlerin. Allah erlerinin uykuları. bu kemâle. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. bana görün de. bu bahisle ilgisi yoktur. «Nefsini bilen Rabbini bilir». hem de cevap veren bulurdu. taşa vurdu. o meclis de hoş olur. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir. Daha nasıl diyorsun ki. uyanıklıkta insana gösterilmez. Hakkın dilinden konuşur.» buyurdu ki. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim. Bu. sizler benim dostlanmsınız. Allah yönünden eksiklik gelmez. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. medresede söylenilen her sözün. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi.» buyurdular.). Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. halde hiç bir şey yemek istemiyordum. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır.» buyurdu. «O gözleri kavrar. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. uyku değildir. yemişler verir. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. o kardeşlerimi de istemiyorum. Hazreti Peygamber.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. «Onu gözler kavrayamaz. «Hayır. Çünkü öyle şeyler vardır ki. bâtıl sözdür. demek istedi. Biri. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. tartışmaya da faydası çoktur. Söz.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki.» dedi ve hemen kılıcı getirdi. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona.Bunu ancak akıllı kişi bilir.

bağırarak tersledi.» dedi. Sen daima.' dedi. ister1 arştan uzak olsun. bir medrese elde edelim. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. canımız boğazımıza geldi. Te.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu. doğurmadı. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi. semalar onun eliyle durulmuştur. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir. kürsüye çıktı. devleti sonsuz olsun. üstüne rahmet yağdırsın. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. yeter ki. Şimdi zikreden. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. 'Her kim. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. Vay onun ölüsüne. işe boş ver ki. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir. ister bir yerde (M. bu halin dışında değildir. Ruh da. «Allanın. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. İkincisi bühtan (iftira). ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. ister yersiz olsun.» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. bizim nasibimiz henüz erişmedi.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. imanı iman değildir. niçin geldim. Cemaat evlerine gittiler. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı. (M.» (Nahil sûresi. Ya hazırdır. her nerede olursa olsun. bir kısım halk. Çoluk çocuk etrafına toplandı. Allahnın mutlak varlığını. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz. Kadıncağız adamın karşısına oturdu. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. derler. Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. 22). Şimdi. «Ona benzer bir şey yoktur. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. 16). yemek soğuyor. 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz. dervişlik vazifeni yerine getir. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. birer birer yorumladı. Ama gıybet . billahi. Hafızlar. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir. hep bir mansıp sahibi olalım. Allahı anan kimse. hazır ise ona yabancılık karıştırır. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. içime ateş düştü. «Vay o kimselere ki. Allahya bel bağladın. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. gönlünü hoş etti. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. Bu hafta da başka bir âlim geldi. Fakat bunları yanından kovdu. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar. Sen kendi dervişliğini düşün. şu anda neredeyim. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. 5). 52) otursun. Vaizin sözlerine itirazda bulundular. vay onun mezarına. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır. Her üç harf ile ant içerim ki.» «Ona benzer bir şey yoktur. «Efendi hayırdır inşallah. vallahi. Adam. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun.» dedi. ölürse kâfir olarak ölür. Çünkü Allah. Be.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et. şu medreselerde tahsil görenler. diye bilir.' dedi. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. dördüncüsü de zulüm'dür. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. tallahi. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. Sultanın önünde oturan kimse.» diyordu. mekândan münezzehdir. doğrulmadı. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav. üzgün bir halde evlerine döndüler. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın. beni kovuyorsun. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. Nasıl ki. ya gaiptir.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. demeye getirdi. Bu bizim nasibimiz .» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı.» (Tâhâ sûresi. ömrü uzun olsun. tenzih âyetlerini okudular. Yani gıybet. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler. Hangi cevherdenim. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi.» (Fecr sûresi.ederse büyük günahlardandır. acaba ben kimim? diye düşün. diye bekler. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı. çocuklar gibi ağlamaya başladı.» dedi. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. Onların ibadetleri anlatırken.

o seni görür. ucu bucağı yok. bu çetin işin. Ettiğim o muhalefet. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil. ama evin içinde yol çıkaramaz. «öyle ise.» der.» diyordu. Nasıl ki.» Etrafı yokladılar. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın. bizim dervişler arasında bir yabancı var. Tâ ki.» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. «Hayır yabancı yok. yiyecek. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. Adamın biri ölmüştü. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. topala da güçlük yoktur. camiye gel.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. onun gözüne ilişirsin. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. Gönül perdedir. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler. boğazımızdan yakalar. o dal ve budağın filizlendiğini. ykıe düşer. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. Akıl dergâha kadar yol bulur. Biz nereye gidelim. ayağına serpildiğini gö-resin.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. Bunları isterse. Her dalın arkasından ağlıyorsun. Biri vardır ki. başkanlıklar. başka bir itimat ile oldu. «Kör için güçlük yoktur.» dediler. başka bir şeyi öğrenmiş oldum.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. ben şeyhsiz kalsam bile.» dediler. Ayrandan kurtulur. Sen aslı yakala! Elbise. yahut filan bana yabancı geliyor. hor görüyorlar. onları yanından kovsan bile artık gitmezler. . Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. Bütün asılların aslını. hiç kimseyle beraber değildir. feryat et ki. imanlı kimse içindir. Dallardan da bir şey elde edemezsin. Orada akıl perdedir. yoksullara. senin önünde başlarını yere koysunlar.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. İstiyorum ki öğütler vereyim. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. Bizim cehennemimiz böyledir. Cehennem müminleri arzular ve ona. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler. Yahut da böylece bize bir nazar eyle. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin. bilginler yanar. herkesin aradığı aslı bulmalısın. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. âcizlere duaya baş-lıyalım. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki. Cebrail.» Âyette. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman. Derhal semâ âyini düzene girdi. her fende başta gelen üstatlar.» dediler. «Beni. «Gel!» der. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). gerektir ki tekbir çekenlere. Ta ki. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir. her işten el çektim. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. yabancı bir pabuç var. öğüt.» «Evet. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. O cehennem geldi diye inler.» dedi. Berber. Cebraile. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. Hazreti Muhammed'i (S. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. Gerçekten sağlam olan da odur. (M. «Zâhid.A. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. ben.» (Fetih sûresi. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. Kalbine zahmet veren. adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü. «Onu ziyarete gideyim. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. cehennem ondan feryat eder. «O. o mezarın başını bekler. Cebrail onun adımına yetişemez. düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. bazıları da incindiler. sır perdedir. nurun ateşimi söndürecek!» der. 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. «Geç ey mümin.) yalnız bırakmış. Bir kaç defa rüya sında. bu bizi bırakmaz. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. aslı ve kökü elden kaçırırsın. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. baldır.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde. kalmamış olurum. Kırk gün oturur. o olmadan başaramayacağım yani. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. fıkaraya. ululuklar. O da. ). 17) buyuruluyor.» «O halde ne yapayım?» dedi.değildir. Bütün büyüklenmeler. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar. cehennem de onu görünce. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler.

işi tamam olsun. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. Ben. Ana karnındaki çocuğun cinsi. 5. «Soğuk söz söylemiş. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm.» Adamı geri çevirir. küfür etmiştir. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. Bu arif benim halimi hep bilir. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu. kovdum. Allah kokusundan da üstündür. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. ondan dolayı bir korku yoktur. İki elimle gözlerimi kapadım. Gel de benim âlemimi. bir kancıkla birleşmiştir. Allah kelâmından üstün söz yoktur.) buyurmuştur. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya. En doğrusunu Allah bilir. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim. eşekliği yönünden söylemiştir. ben şafiî mezhebindenim. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar. 2.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. Kıyamet günü. erkeklik aletini kaldırmış.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. (Mümin araştırıcı olur. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. benim işim onunla daha iyi yoluna girer.» dedim. Allah onu o makama bağlamamıştır.» buyurulmuştur. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al. Kuran'dan üstün kitap yoktur.» Bu ne eşektir ki. Onun da bir sebebi vardır bunun da. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki. emirler ve yasaklarla. insanın yarın ne kazanacağı. Kişinin nerede öleceği. . Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. kapıma iki desti dolusu su getirsinler. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki.» Daha sonra temaşalardan. kendi içini görüyorsun. Diyelim ki. öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. (M. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır. bizim halimizde eksiklik başladı. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1. 3.» Git otur yerinde. Allah Allahdır. «Ben Allahyım!» diyor. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. Yağmurun ne zaman yağacağı. denizin garip hallerinden bahsediyordu.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. 4. Küfürden vaz geçtim. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur.

bir gün gider. «Dün konuştuğumuz sözlerin. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. sevenlerin. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. nasıl ki.İKİNCİ BÖLÜM (M. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. başlangıca dönmektir. kendileri yemezler. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. Bunun iç yüzü şudur: Biri. sevgililerin hali böyle olunca. Peygamberler. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. Benim insanları ıslah. herkes umudunu kesmiştir. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar. Nereden söylerim? Allahtan. sonra da diyorsun ki. Mevlânâ'dır. Bu. hıçkıra hıçkıra ağlar. sonra tevil için feryadı basıyorsun. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir. Mademki öyledir. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. Yüzünü gönül tarafına çevirir. bana nereden geldiğini. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. Benden. bir şeyhe. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz.» demiyorum.» Nasıl ki. bazı kimseler. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. A. gündüz dilenir. bif mürşide gönülden bağlanır. abraşları sağaltmak isterim. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. mürid. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. Ben böyle sanırım onu. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. Yahut bir dost. teşbih ve dua ediyor. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. onun huzuruna has-retdedirler. . Allah erlerinin iyi amelleri. Ebû Sait ve o. âyette buyurulduğu gibi. bunu dervişlerin önüne koyarlar. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise.) teninde bir tüy bile olamazlar. ağlayarak secdeye kapanır. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. Siz. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. 56) îmad yahut Erşed. Ancak dostlara. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar. bunları perde arkasında yapmıyordu. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. orada bir köşeye çekilir. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. Onunla bu sözü konuşurken. hem de Allahya şükrediyordu. büyüklerin sözlerini derleyeyim. bir serçeye dönüyor. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. Sözlerin tevili büyük bir iştir. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. Bayezid'in Cüneyd'in. Bundan sonra da hal böyle olunca. başlangıçta açıkça ibadet. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. hay hay!» derler. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. gece köpeklere ziyafet çekerler. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. Nereye. «Ne demek. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. Ancak bir gün sözden daralırsam. Her kim bizim dostumuz ise. Bu kimdir ki. bu kadarı yeter. gece yarısı kadınlardan. (M. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. Nasıl ki. ancak işin dış yüzüdür. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor.

) karşılaştırabilirim? Bu. Aralarında bir bağlantı vardır ki. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben. Ama Bayezid-i Bistamî.yahut Zeyneddin Sadaka. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. ben yüzümü ekşittim. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. bir nazdır. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. bir peygamber türemiştir.» dedi. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. Bu bir teşbihtir.) gelince. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. bana bir ilim tahsil etmeden. bir şey söyleyemem. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. Hak zamana bağlı değildir. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. tertemiz. Öyleyse. Bi aralık bir şey yaz desem. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim.» dedi. Ama korkarım ki. Ben. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. bir zamanda da başka birinedir. ruhunun temizliğinden sarhoştu. tevhid âlemine kadar gider. Hani. Diyelim ki. müridinden sor. Bir an oluyor ki. Onlara. Şimdi bana kendinden bir fazilet. Bu söz de böyle kararlaştı. diyen zavallı taklitçi eşektir. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. içinin. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ. A. halim değildir. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. 57) geliyor ki. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. Eğer halim olsaydı. Ama ben o davada değilim. Ben işe bakarım. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. Böyle açık söylemelidir. «Yarabbi sana. A. derler. eşek. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. Şam'a gitmek hoştur. Şüphe yok ki. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. O isim. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. ağır davranırsın. rivayet ederler. Ama sözüm. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. bir üstünlük veriyorsun. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez. bu sözün zevk ve lezzetini bildim. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler.» «Ya üstadın mı daha iyidir. Onun sarhoşluğu. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım.» demeleri bundandır. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. nazlanmaktır ama ben. «Onu. hak ölmez. kemaliyle bilir. Bana yaraşan. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. Çünkü onun işi pek yücedir. Hazreti Muhammed'le (S. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. bir benzetiştir. senin kendine göre. yoksa Allah mı?» «Üstadım. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. katkısız bir sarhoşluktur. Bu söz. muamele ve iş istiyorum. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. Benim önümde bu böyledir. sevgilim. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. Ben onu söylemiyorum. benim sadece sözümdür. Şam'a gitmek hoştur.

bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi.) içinden güzel. Bu marifet sözü. Hazreti Mustafa'nın (S. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi. Başına gözüne sürerdi. ondan korkarsa. Demediler ki. Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez. Cennet için yaratılmış olanlar. aradığım bulamamaktan. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. orada uyuma ki. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. Bana kararmış gözlerle bakma! . Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. nefes nefese. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Şu haline gözyaşları dökersin. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur. «Beni zaman zaman ziyaret et ki. bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. sende bir de-. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki. Gözün karardı senin. ben de ulu Allahya feryat ederdim. ta ki.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin. Yarabbi! derdim.» Giderken. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. Bundan fazlada bir şey göremedim. dedi. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. bununla hal değişti. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir. A.) pabuçlarını taşırdı. Gerektir ki. iyi ameller işleyin.Buyurdular ki: «Çalışın. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. arada ne işler oldu ki. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. Ben temiz kaldım. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. gerekir ki. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. A. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. «Bunda bir sır vardır. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. gözü üzerine koyardı. «O ne güzel kişidir ki.ğişiklik olmasın. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun). Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. (M. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır. sonra başına koyardı. Kendini daima tazele ki. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi). Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. Değersizdir. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. şöhret yapmak gerek. Başka dostlar arasında da olamaz. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. Allah bunu sana verdi. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler. Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı.» Hazreti Peygamber. adını her tarafa duyurmak.» derler. kendini yoklayasın. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. Allah yolunda vergili olur. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz.» dersin. önce pabuçları başı.

Bayezid. öküzü önüme katayım. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi. A. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. Bende. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. Sen kendini yenile. «Ne mutlu beni görene!» dersin. demenin. telâşa düşersin. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki. Biri. mahv olursun. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. Artık hakikata erdin demektir. levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam. Bana diyorsun ki. Nasıl ki. «Ben zikretmek istiyorum. demektir. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. ayıklara uyması mümkün değildi. (M.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. «Beni görene ne mutlu. Mevlânâ'yı görünce. «Beni ululayın. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. benim gibi olur. Herkes. Öğrenciyle böyle sözleştiler. manada sarhoştu. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin. Ancak Mutmainne. kutlu bir fırsat sayın. Nasıl ki. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. Mutmainne olan nefis değildir.A. «Git. Her âyet için bir dinar istiyordu. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. melekler bütün gece seni övsünler.). «Beni ululayın. Bunu yüz kere de söylese yerindedir. zikrettiğin Allahdan ayırmasın.» buyurdu. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. tekrar meydana gelir. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. Onu. Açıklıkta da değişiklikler vardır. Sadece dil ile zikir noksan sayılır. Çünkü o. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır.» sözü bir haberdir. o gönülde yaratan ancak Allahdır. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir. sânım ne yücedir!» diyordu. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu.» O zaman zikir gönül zikri olur. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. Şaşırtmaca yapmaz. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. Hazreti Muhammed (S. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. beni daima taze ve yeni olarak gör. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi.» dedi. o (delikanlı). öldü desinler. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler. anlaşılmasına dikkat eder. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. Ben yepyeniyim.» Bu sözcü söz söyler. Sen kendini isbat et.» demişti. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak. Öyle bir hale gelirsin ki. «Beni sabit kılarsan. Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. melekler ayağa kalkar. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. Çünkü beni görürsün. Tâ ki onu bir daha bulamadık. «Her kim beni. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir . îlim vardır. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S.Bu ziyaret misalinden maksat. Buyurmuştu ki: «Halk. benim kendisini gördüğüm gibi görürse. bu takdirde o. çünkü ben asla eskimem. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. Sözü anlayabildinse. bir üzüm salkımına benzer. ilimde çeşitli değişiklikler vardır. haber hususunda aşağı düşmüştür. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. Bak ben sabit ve kararlıyım. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. Mevlânâ da benim için böyle söyler. bağ tarafına gideyim. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. sende eskileşme.) uyamaz-dı. Ama bana göre dostluk. Nasıl ki. bundan sonra da erginlikten. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir.

onun imkân tarafını yakalar. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş. Nasıl ki o gün. ancak onlara. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. Ancak iki şey zarar verir. Sır bundan başkadır. hak söz söyle. Uzaktan halkı seyret. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. Başka biri de onun eteğinden asılır. hayal ve tereddütleri yaksın.» der ve deliller gösterirse. renkten renge girmesi. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. gökteki ayı iki parçaya ayırır. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. Çünkü fellâh idi.) hiç kimse üstün olabilir mi? O. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. O. ben azim ve irade ile. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter. diye aklından bile geçirmiyordu. Sen o gâvurcuk değil misin ki.» der. Ancak o. Gerektir ki. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. Her türlü vehim. 60) Yukarda sözü geçen fellâh.A. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. diye düşünürler. Biri. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. sözü de hep yağmaya gider. Çok ağır. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. Hazreti Mustafa'dan (S. Cevher nur saçar. hoş ve lâtif bir dille konuş. Çünkü. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. demektir. diyordum. öyle yükseldi ki. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. Bu. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. Bu sır değildir. Hali de. Mademki bir kimseyi görmedin. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. Gerçi yarasadan. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. Yani böylece bir şey yapınız ki. dünyayla beraber yaşamaktadır. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. bu bir hatıradır. Bak ki. elbette nur saçar. mülk eksikliği bir ziyan vermez. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi. mal. bu sizin halin.) ışığı. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. Ben Kuran'ı. A. çünkü o artık sultanın naibi değildi. şüphe perdelerini yırtsın. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur.» buyurulmuştur. sadece Allah buyurmuş. O hep nur saçar. içi altındır. eli ayağı gevşer. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse. hep halk ile birlikte otur demek değildir. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. .» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. altın. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. «Sözün sırrı başkadır. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. «Bu bir ahengin yadigârıdır. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. Çünkü sır. döner dolaşır ilk söze gelir. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. Görevinden uzaklaştırılmıştı. bir aşk olsun. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). her tarafı birden aydınlatır. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. hal değildir. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi. demektir. Fellâh ibriği Padişaha verir. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak. Padişah da onu astırır. Şayet. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek. Sen kim oluyorsun ki. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver. ancak yabancılar içindir. Eğer zamanede biri gelir de. kendisinde bir dert. Padişah da onu astırmazdı. öyle bir mert olmalı ki. ister aşağısı ister yukarısı. Bunlar hep dünyadır. benim ruhumda tasarruf etti. o da bizim küçük kardeşimiz olur.» derse ona. Ama tekrar açıklamaya başlar. Hazreti Muhammed'in (S. Padişaha.z olsun. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. içindeki sırrı anlamak istemişti. dopdolu! Fellâh.temaşa öldüremez. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez. O. bu hususta seni aydınlatırsa. diye düşünmüştü.

«Bu böyledir. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. umutsuzluk getirir. Zahidin. çoban bir buzağıyı kaybeder. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. o tarafa . bu konuda hiç bir şey söylemez. ister yalan olsun. Bunu herkes böyle yorumladı. hiç umutsuzluk yoktur. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. A. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. Hilaf. sana gerçek yol gösterdi. Görüyorsun ki. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. melekler. îster gerçek. kulağına yapışsınlar. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler. o hal içinde.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. nebinin birer sevinci vardır. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. Nasıl ki. A. âbidin. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde. Öyle bir nağra atarsın ki. ilk zaman içindeki umut olurdu. Ancak gönül alçaklığı ile. ona açıkça uymakla. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki. Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler. Herkesin bir sevinci vardır. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. âlimin. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. güzeldir ama uzanır gider. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. demektir. (M.» Duyurulmuştur. Bir söz de vardır ki. bu binlerce engeller umut bağını koparır. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. onun halinden hiç haberleri olmamış. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. velinin. içinde umutlar ve gülüşler olsun.ce kişiler vardır ki. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. (Sözün en hayırlısı. Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. tartışma ve inatlaşmanın. Hak. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. onun yolundan ayrılmamak gerektir. Daima. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. Burada bir gülüş. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. bütün korkuları giderir. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. bundan çok hoşlanırsın. Yedi başlı aslanı görsünler. birer davettir ama. dağdan aşabilsinler.

Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor. Diyelim ki. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik.» (M. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. güzel konuşur güzel dinler. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli. Gerektir ki. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. ama bu uyanıklıktır. nefisten gelmezdi. Ben. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. A.) değil. Sultan naibi olan vezir. Uyuyanlar. sevgilinin vuslatına ereceğim. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler. Şairin.» diyorsun. O. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir. o bir gün gelir. zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin.). Ama sen onun yolunda olursan. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S.bu tarafa koşar ki onu bulsun. ona güvenir ve inanır. sırrımı anlar olmuşsun. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. «O. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. Bu şah ise hiç mat olmaz. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. yine yüz türlü dalkavukluklar. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. Nuh Peygamber'e uymaktır. A. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır. «En yakın bir vezirden daha yükseksin. Her işte hüküm ve karar senindir» dese.) nefsini yitirmişti. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. Nefis. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. bana.» Nuh Peygamber. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. Şimdi gerektir ki çok kazanasın. Çünkü bu. Çünkü onda biraz lezzet buldular. A. Belki Hazreti Muhammed (S. Mustafa'ya (S. varlığın kendisi olan zattır. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez. Ola ki o asanın yardımı ile. o zaman Konya şahnesi. Bir taştan bir taşa el atarak. iki yönü olan bir adamım. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. Bugün böyle olmak kolaydır. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun. Dedim ki. sende karar kılar. Ben uykudayım. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. onda bir aydınlık belirsin. yine biteremezdim. Hal de yüksektir. O aydınlık onda geçici olsaydı. Bu niçin böyle oluyor? .

Zaman oluyor ki. Çünkü onun yaptığı işlerde. ne dinde.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. otuz kişiyi de tutsak etti. nasıl gideyim?' dersin. «Beni döver misin?» dedi.» derse. bir nur ve mahabet vardır. Hazreti Mustafa (S. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. Hakkın âyeti de öyle. gitme de otur. ayakları şişinceye kadar namaz kılar. Hem öylesine çıkardı ki. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir. ne dünyaya ait işlerde. Gördüğün şu adam. Hazreti Peygamber. Eğer. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. Sen önce yola gel ve otur. Mucize böyle olur. A. kendi bildiğini okur. O.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla.» demiyorsun. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir. Hiç bir şeyden korkum yok. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. Hiç bir şey. sen bundan başkasını söyle. sıkıntılı bir yerdeyiz. yahut hatalı bir iş yaparsam. Nasıl ki. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular. «Senden başkalarını da senin için severim. ancak kendi yazdığını. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir. hep susuyorsun. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir. Artık konuşamıyor dük. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. başı yarılmış. filan yerde otuz haydut öldürdü.» O halde.de bir şey yapamaz. Çünkü o geçen hal. başka renkte görünen bir perde idi. O ahmaktır. halimi biliyorsun. Herkes bir şey söylüyor. bulunduğu yüzünü ekşitti. Yani o. de dünyanın dışına çıkardı. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden. «Allahım şu hali bizden gideriver. (M. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır. ona kendisine özür diledi. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. Dışarıdan biri bir söz söylese. Büyük bir hata içindedir. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. sen cevap vermiyorsun.» dersin. 'Git seni de boğazlasınlar ki. İsterse o benim ruhum . kanlar içinde. her neyi bilmezse onu olmaz sanır. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. güvenli gösteriyorum. «Allahu Ekber!» derdi. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. cevap verecek yerde susuyorsun. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. onu halka bağışla!» buyurdu.» diyordu. vezir ile. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. (M. Sana çirkin görünmeye başlar. O. «Ben bunu açıkça görüyorum. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur. Beni ondan dolayı seversin derim.) bir gün. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. hiç bir şeyden bilgisi yoktur. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. gönül açıcı şiirler okuyorum. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur. Seninle birlikte korkunç.» dedi. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. O zaman. 64) Buna emir gelmeden önce.

» derlerse doğru söylemişlerdir. hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. elinin içine koyarsın da yine göremez. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. Çünkü o günahsızdı.olsun.» dediğin için o çok ağlamıştı. Şirin bir kimse var. «Bu akıl. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim. kendileri için faydalı olur. «O âlem daha hoştur. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır. A. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok. Hazreti Ömer'. akıl hata etmez. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. Saklanması gerekli olan bir mücevheri. «Sus. bir kahraman gelmiş. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki.) devrinde Musa'dan söz açılsın. O. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. Bu senin işin değil. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz. fetva hususunda hiç hata etmez. Allanın Resulüdür. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. «Bunu at!» dedi. parmakla gösteririm. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi. Kuran'dan bir şey anlayamazlar. iman getirirse. Öyle bir insan. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. bana yakınlık gösterdi. Dedim ki: «Benim. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. Gidip gelmek sevgiyi arttırır. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini. Nahiv'den (Sentaks). bütün bu işleri altüst etmiş.» diyor. «Hayırdır inşallah!» dedim. Sen kimsin ki. hadisten. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. gelip gelip gitmesinde değildir'. Gece yanıma gelince üzülüyorum. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. açıkça görmüş olmayayım. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. Nasıl ki. Aklın fetvası budur.). (M.» Yolda ona. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. Ey kahpe bacılı.A. görmeyenlere hayret edilemez. Ben onlar için gelmedim. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. Hiç bir şey anlayamadım. hata ancak başka şeylerdir. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin. beraber konuşalım?» diyordum. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum. Bu takdirde eğer. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. Şahap hoş bir kâfircikti. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. hayli araştırdım.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. «Bari ne yaptın?» dedi. Yoksa ne bir gün ne on gün. İmanda tatlılık. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. diyorsun. tâ ki Allahı da bilsinler. Allahya emanet olun dedim. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. Muhammed ona. bekle!» derler.» demişti. Hem bu hayatta. derler. 65) Onlar. O bana. onlar Şeyhlerin sözlerinden. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. Hazreti Muhammed'le (S. Nişabur dili konuşurdu. ışığı açığa çıkarır. diyorum. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere.» Onun bu apaçık inancı. derler. A. Ben dışarı çıktım. Peygamber Efendimize. Yahya'ya «veli. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. «Muhammed. lügattan anlar. Onların benim halimden haberleri yoktur. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. bizi görür. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. ki bu yol niyaz sermayesidir. ne Sokrat'ın sözünü. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler.» diyorum. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. kitabı Ömer'in elinden çekti. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. Hazreti Muhammed (S.» anlamına gelen mısraı okudum. Ona ne isim vermişler diye gülersin.) onun evlâdını. Mevlânâ'ya. Yukarda sözü geçen mücevher. «Hayır.» dedi. bize yüzünü . Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim. Orada bir de Arap vardı. onu gözle görebilmek mümkün olsun. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. Sordu: «Bana hoş geldin.

Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. bizden faydalanır. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. burada bir zorluk yoktur. soyunur çırçıplak olur. «Hayır. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. (M. buna şaşmamalıdır. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. Bu kanun değildir. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. erken erken kapıyı vuruyor. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. O gibilerin sermayesi niyaz. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. bahar yerine kış gelseydi. Kırlar karlarla örtülü. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. en seçkin kulların mertebesidir. Şeyh Muhammed. Nişaburlu Şahap. O gibilerin. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. arkadaşlar arasındaydı. Bunlardan her biri. zahiri. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. Gündüz olunca geldi gördü ki. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. O Hallaç. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap. «Sana göre de bu mana böyledir. bu şeyhlerden çok. suya gitmek zor geliyor. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. hafızlar da vardır ki. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. bâtını. Medreseye geliyor. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. kendiliğinden dolmuştur. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. benden daha kuvvetli yaşar. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. Allahın has kulları ki. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. bana itibar eder hatırımı sayarsınız. erkeklik organlarım kessinler. Şeyh Necib'in mürididir. Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. feryadı bastırdı. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. gönlümü alırlar. Bana. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir.» diye bahane uyduramazsın. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım. Bu eski bir kanundur. Şeyh Muhammed. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. Halbuki ben onun haline gülüyordum. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. Ben böyle düşünmemiştim. bir lütuftur. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. Çünkü o. şüphe yok ki.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. Şu halde başka okuyanlar. Mecliste-kiler. kışı bahara döner.» dediler. Bu onun işidir. Kış. O zannetti ki. «Bu şeytandı. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. O saat gelip çatınca. Artık. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek. Çünkü kış. (M.» dedi. güzden sonra da kış.çevirirse. «Eyvah. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. kendisini desteklediğim için gülüyorum.» buyurulmuştur. rüya görmüştü. yalvarmadır. mevsim kışa rastlar. evet. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. gizlendi. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. O uykuda idi. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. hattâ batının batını manası vardır. kemancıya. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. Ama bu bütün okuyucular için değildir. Ama bu yedi mana lâzım değildir. «O öldü!» diyor. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. bahar olmazdı şehirde gizlenir. Sen kendi kendini göremiyorsun. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. «Sen zahmet etme. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. Kuran onlara lanet eder. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . bu ne haldir?» derdin. öyle değil mi?» dedim. Ama hiç düşünmemişti ki. Şeyh Muhammed. diyordun. beni dişleriyle ısıracaklar. Ben oraya gitmiye bilirdim.

senin davan Allahyı görmek bahsidir. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor. 69) buyurmuştur. Kuran'da ulu Allah. Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. Dünyayı isteyen. «Artık geri dönünüz. göklerin de ışığı ondandır. sahtecilikte Şeyhsin. Sen sor ki. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. Hazreti Muhammed (S. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir. Bana kesin olarak söz verirsen. ben de cevap vereyim. Halbuki yerlerin de. göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar. ben. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. Allah için! Onların saçı sakalı var. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. «Ondan başka ilâh yoktur. Mevlânâ bizden çekiniyordu. Bu asla söylenemez de. sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. onların arkasında kalmıştır. îşte bu âyet. bu. Sen ise tezvirde. «Biraz dolaşacağım. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. türlü işaretli sözler söylemiştir. Sen bu görüntü karşısında. vaizdir. (M. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. Senin söylediğin. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. armağan kabul eden bir insansın. Eğer bugün. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. Halk içine girmiş. Hele şu saatte. Nasıl lâyık görürsün ki. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. biz de onlardan değiliz. «Nöbet yoktur. haraket ve gülme günüdür.» dersin.» demiyor. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. ben değilim demektir. bu nükteye işarettir. Maklub'dur (devrik'tir).). bunun nasıl olacağını anlatayım. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. Yüzleri göklere dönüktür. «Bize de bakınız ki. o camide bir mimberdir. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu. Bu güneş.» sözündeki o. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. araştırıcıdır. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim. Ben ondan söz aktarırsam.» derlerse vazgeçelim. O gün raks.» (Ankebut sûresi. dedim. niçin sana gelsin. size. Diyelim ki. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. derler.» diyecekler. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. olgun kişiyim. Halbuki onlar bizden. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. Ben ise Şeyhim. sen İmad'sın. tekkeyi bekleyen. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur. O. O. sen niçin ona gelesin. sen îmad sayılırsın. Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. Dağdaki Zâhid . siyah perdeler altındadır. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. O. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. benim henüz sakalım yok. neşe ve hoşluk olur. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak. âlimdir. bir gün gelecektir ki. Ama hiç faydası olmayacak.A. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler.

Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur. Çünkü sükutta. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. orada Şah hangisi.» «Evet. tövbenin. Hem öyle bir eve gidelim ki. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki. ama o artık insancıl bir zâhid değil. «hoş nefes dervişlik gereğidir.» demiştin. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. Bu bir hikâye değildir. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. burada kalma derler. «Böyle söyleme!» dedi. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . Ama bazan da aldatmacadır. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. Allah. dağdaki zâhidin ziyaretine gider.» dedi. selâm verdi. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. hep tek başına kal. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu. hem de konuşmanın faydası gizlidir. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah. Gönülden.» buyurduğunu unutma! Bu. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. 69) «Sen divane misin?» deyince. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor.» dedi.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. Öyle bir hale gelirdi ki. Sen benimle bir kaç söz konuştun. (M. Bu. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar.» dedi. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir. Tâ ki. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. Hani o gün bana. Ona sordu: «Yahu. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki.» dedi. Zâhid. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. ruhtan. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti. gönlü kabardı. dervişin ziyaretine gitti desinler. atından indi. Hele kadın al. Ama bu bir ödünçtür. borç değil. Sonra. mülk. Adamcıl bir kişi olsaydı. «Senden bir şey istediğime pişmanım. Bir gün garip bir derviş. Ariflerden. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. bu nasıl olur? Yani gönülde olan. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. söz senin varlığınla tamam olur. (M. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi. Derviş Padişahın huzuruna gitti. bekâr yaşa. bayram değil. Zaman zaman emri terkediyorsun. 70) Bazan o âlemden. kendi kendine. Misafir derviş. «O halde tövbe ettim. ancak sen çok merhametlisin. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. belki dağ adamı olmuştu. Yani bu âlem halkının işi. «İslâmda rahiplik yoktur. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım.» dedi derviş. büyüklerden bir şeyler naklederler. kendi kendine. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. Zâhid. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. misafir derviş. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. Ama Hazreti Peygamberin. Bu saat tamam oldu. İnsanoğlunun taş ile ne işi. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. ya öteki taraf. evlenmemenin. «Benden bir söz dinle. bir aziz oradan geçiyordu. Şah. «Bu derviş her ne isterse vereyim. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. hem sessizliğin ışığı. Pek tatlı bir nefesin var. O geçen günler bir şey değildir. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim. derviş hangisi belli olmasın. Benim düşüncemde de. peygamberlere. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. taşa doğru yöneldi. hiç bir tarafa da iltifat etmez. Mal.

Ne bir gün. Ama sen. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. bir gün suyu azalır diye denize acırlar. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar. o öğütlerin etkisi görünsün. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. ruhun azığıdır. size başkalarının yardımı gerekmezdi. Sultan Mahmud. daha kutlu. böyle söylemez. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. çok güzel ve tatlı olurdu. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. onunla öğüt bahsinde konuşurum. yaradılıştan hazırcevaptır. böyle düşünmez. «Tövbe etmiştir. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında. ama izinsiz olursa. Çünkü sen ona inanırsın. «En iyisi. acele etti. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. . Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın. Evet bizim yanımızda söz haramdır. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. Batın bahsi bütün bunların dışındadır. «Ben ona inanırım. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona. Ama Sultan onu öldürmedi. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. Halbuki emirler.» demeğe gönlüm razı olmuyor. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. Halkın yabancısı sanır ki.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. Bayezid. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. daha hoş. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır. belki ona uygun cevap verirdi. Haktan sarhoş olarak geldin. «Aman. Eğer. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. bende bir umut belirdi. Çünkü. her ikimiz de aynı şehirdeniz. Sana hoş gelir o temaşa.kusurlusun. Kezervanî. Ben. kendi çevresini bilen. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. Karşısındakini susturur. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki. Ayaz'ın aylığını kesti. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. «Senin yanında konuşmak bana haramdır. o ben olmayayım!» dersin. yorumlamak istemesindedir. aklı başında insanlar da vardır. ömründen bir gün dahi kalsa.» dedim. «Hud sûresi ve buna eşit emirler. o zahir ehli kişiler.» diyorsan.» dedim ve kendi kendime. Bu söz. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. Ayaz. 'evet' deyiver. O derece düşkünlük ve kırgınlık. tulumdan sızan su gibi akar gider. (M.» derdi. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. Çünkü Sultan daima. binlerce kadeh boşalttığı halde. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. benimle birlikte oldukları zaman da. ben gerçi içtim. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. ne beş gün. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. ondaki zevkin arkası kesildi.» derdi. Mevlânâ. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. sohbeti hoşuma gitmiştir. sana da hiç bir zararı yoktur. Asla bu halden daha ileri geçmem.» «Evet.» buyurmuştur. Meselâ her hangi biri için. bu olgun bir gençtir. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. dersin. Bunlar gibi bin tanesi bile. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. beni ihtiyarlattı. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak. «Nerede o kurban ki. O. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki. benim sohbetime dayanamaz. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. Bu imanın sırrıdır. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur.» diyorum. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur. İmad sözümü dinlemedi. «Hayır sen değilsin. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz. Onlar için tek başına kalmaktansa. Bütün fenlerde. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. «Yazık olsun bana dersin. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez.» demiştin.» diye düşündüm. O cömert yeni müslüman için. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür.

Kadın koynunda yatakta. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz. 2. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur. «Nasıl bilmem. gençler de yaşlılar da âşık olur.Hazreti Ali buyurmuştur ki. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. o hamam külhanından vazgeçiniz. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. o kararsızdır. Bu bencilliktir. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S. Bazan vaz geçiyorum. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü. Lâkin biliyorum ki. Sultanın her halinden anlar. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. Huyunu.' Diyelim ki. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu. içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır. erkeklik üç yerde belli olur: 1. Bir suç işlediği. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi.A. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. bende de bir hal var. O. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. «Ama ben bilmiyorum. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. Dünyadan konuşanları dinleme. 3. canından güvenli idi. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın. Sultan. avların en büyüğünü avladı. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. «Orada ne işin var. yahut üstünü başını ıslattığı. rahattı. sözlerindeki tatlılığa. etrafında ateş yanan bir kabirdir. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. Aldanmamak için alışverişte. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim. (M. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. isa'yı görmek de böyledir. ariften daha üstün bir şey yoktur. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. sen de bilirsin. Sizinle bir sır konuşurum ki.» dedi. vezire bir sır emanet ettiği zaman.) söylemiştir. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi).» dedim. Bunu kimseye sormadan kavramıştır. O halde yürüyelim ki gözün. «O büyük âlimdir. onu Hazreti Muhammed (S. Kendi kendime. bir vezir vardır.» derler. seni hiç kimse bilmeyecekti. Çünkü Ayaz. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. Bu yola geldiğim zaman. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. Talip isteğinde kemale ermiş. elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır.A. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz. konu dışına da çıkamıyorum. Ama işin sonunda. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir. Onu severler. eğlendirirdi.» diyeceklerdir. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. Şüphe yok ki dünya.A. söze yalvarıyorum. onu mezara kadar götürür. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer.» dedim. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim. onu bütün gün neşelendirir. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. anlat bize!» dedi. mizacını. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur. Ama bana gelince.» dediler. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. gönlün açılsın. . Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem.) sonra Allaha da iftira edenler. üstün bir zattır. hiç bir şeyden korkusu yoktu. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. Ama sevgili. onların söylemediklerini söyleyenler vardır. «İşte senin âlemin. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. Savaşta.) dilersen. Bu bakıma göre. Vezir.

İşte şahneler oturmuş size. Hazreti Peygamber. Üç kere. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. «Bu adam zayıftır.A. Ekşimiştir. Ama bu hep böyle oluyor. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü. 7) buyurulmuştur. Allah onu bize. rezil olurlar. o testi su ile dolmuştur. (M.» diyorlar. sen de «Âmin!» deyiver. Yüce Allahm.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. kalbin çarpar. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. ah!» diye ağlayan hoş ağlar.» dedim. güçsüz ve biçaredir. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. Şimdi ise hiç çekinmiyorum.» dersin. benim cevabımı düşünme korkunçtur.» dedim. ha. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . Lâkin bu derecede değil. Ama bu gafletde bir sebep vardır. o su göndermiştir. ne dağlar. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır. bu adam. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. soğuktur. Ben. yeri ve göğü. seven de oradadır. mideni de üşütür. «Ah.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. Üst tarafı rüzgarla gelen. hep böyle idiler. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. Hep pişirdiğini yeme. Bayezid-i Bistamî ise. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir. gerçek bir tarafı vardır.» Bunu benim hamlığıma verirsin. onun için bende bir korku belirdi. Hazreti Muhammed'e (S. sarsılırdın. asla buradan geçmeyin. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. benim gibi bin tanesini bulursun. Eğer anlasaydın. Şüphe yok ki. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir. Adlarını söylerler. ha!» diye gülen öyle gülmez. ama «ha. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur. «Bu. Zavallı felsefeci. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. Nasıl ki Kuran'da. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir.)) söyle. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider. sorduğun soruları düşün bir kere. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. bizi de ona bağışlasın. esinti ile savrulan tozlar gibidir. büyüklerini de rezil ederlerdi.» «Düşün bir kere. içinden gelen bir ses sana: «Bu.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. senden daha korkuncum. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. sevgili neredeyse. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. işte burada hazır olan velidir!» derdi. «Yol bu yol değil. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için. Her çağda tek bir gerçek vardır. «Âmin!» deyiver. Daha ne kadar. Uzayda. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. açık saçık insanlardı. yedi feleğin dışında kalmıştır. «ha. bütün vücudundaki organlar titrer. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. ah. ne de taşlardır. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. ha. O beraberlik benlik davasından uzaktır. Velidir! Bu. Ama nasıl diyebilirsin ki. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. âlemin Doğusundan Batısına kadar. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. Dediler ki. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. sen de.' dersen.

Onlar ilim yolcularıdır. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. veliler. 'öyledir* deyiver. Nasıl ki. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. perde arkasına alınabilir. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. bütün Allah dostları. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. bu suretle tanıtmışlardır. umulur ki o. bendeki irade kuvveti. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. filân zatın sözüdür. batini. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz.). ikincisi huzur alemindeki korku. Bayezid'in bundan haberi olaydı. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. «Bu.» derler. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. Ey Hakka yakın kardeşler. gözler görmedi. Çok kere kendisinden faydalanırlar. Hazreti Peygamber. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir. Heybet. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. kalbi yalanlamadı.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. Konuşulmaya. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. peygamberler bunlarla buluşmak. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu. Belki de Hak nefesidir. halkın en azizlerindendir deyiniz. Nasıl ki o. Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez. yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. İkincisi. asla «ben» sözünü ağzına almazdı.» diye söylenir. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. Ama çok zor. Dilerseniz. başlangıçta da öyledir. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. düşünceli. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. Halk arasında onun sözleri. heybete üstün gelir.' 'eyvallah' de.» dedi. çok çetindir. yüzlerini görmek arzusundadırlar. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir. Biri benim yanımda esrar içmeye. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. her iki tarafı da korur. belki H söyler. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır. sevilen. ağırbaşlı hareket eder. «Kulaklar duymadı. Bir kimse ki. Hazreti Muhammed (S. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste. Hakîm Senâîciğin son . batının batını manaları vardır. Ama o. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. Beyazid (Bistamî). batini manayı veliler. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!. Yer uygunsuz.A.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz. onunla çok kere doğru yolu bulurlar.» Gerçek Allah adamı. ululuk konusuna gelince. kapalı söz konuşmadı. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. Kuran'ın Allah kelâmı.» buyurmuştur. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. (M. son zamanda «zün-nar» istemişti. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık. ona. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. «Kuran'ın yediye kadar zahirî.» buyur ulmuştur. Yolculuk bittiği zaman o. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir. kat kat faydalı olanlardan da değiliz. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. yabancı sayılmaz. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. Onlar kendilerini apaçık göstermişler. O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. Ancak onların hasretini terennüm etti. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. «Evet. Bundan dolayıdır ki.

artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. imanı gider donuk bir hal alır. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır. kitapla geldin. keski. Onlar mahrum kalmazlar.» diyorum. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır. Aşk böyle olur. helak olur. O bu işin adamı değildir. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. Acele ise Şeytandandır.» Çünkü Şeytan. Sen bir İbrahimsin ki. meğer. esrar doludur'. damdan düşer ayağı kırılır. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. O bundan uzaktır. . Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız. Bütün hali alt üst olur. Benden bir söz işiten herkes. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. Eğer. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki.günleri. Bunları görüyorsun. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. Musa'ya. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. bu açık sözden. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. O tepeler. o yüzden. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. Hızır. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. deniliyor. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. derhal başı araya gider. bedenlerimizden (irkmektedir. Seyyid Burhaneddin'den. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez. «Kolaydır. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. (M. soru sormakta acele etti. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. Siz benim dostum değilsiniz. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. Siz nerede. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. Meğer ki o. bunu kesin olarak söylemiyorum. zannedersem gibi sözler hep böyledir. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. (M. Büyük bir sır vardır ki. Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. Çünkü Musa. Çok kerre görülmüş Bir kimse. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır.

» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. tartışır. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan. günah işlememek eğilimini artırsın. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. Yahut. O. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz.» dedi. onun. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. beni dinlerken. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. ne bu cihandan ne o cihandandır. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. ama susmuştur. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. Sende aşk galip ise. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. gramer. Unutmayın ki. sudan bahsetmez. Hazreti Ebubekr. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. onlardan daha zevkli. din bilgisinde. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. o cihan bu cihana geliyor. yüz binlerce propagandacısı vardır. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. Sade bu yorumlama değil. (M. Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. Dostum yanımdadır. Allanın da galip olduğunu anlarsın. alanın hatnnı . Onlara dedim ki. sana ben söylüyorum. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. Bütün bu sıkıntılarınız. Çünkü bu sohbet. Ama Hazreti Muhammed (Ş. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. o günahı işlemeden tatsız düşer. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. Onlardan daha üstün. Eğer sende aşk ve sevda galip ise.). Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı. temel bilgilerde. Dağ gibi büyük bir adam. «Ona. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa.). Dedi ki: O. Ona. Bir kerre de Pir. Bütün fenlerde. «Ondan hoşlanıyorum. 78) Hazreti Muhammed'in (S. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. Bunlardan daha kısa. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. ilimden. sentaks. Gerekirse. bu cihan halkından başkadır. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. O hayal. Ondan sorma. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. yeşil. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. (M. A. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. ayrı bir yol daha vardır ki. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. Benim önümde. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. Benim. onlardan daha güzeldir. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur.Mevlânâ'ya gelince. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. Size bu daha faydalı olur. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. daha tatlı konuşurum. o sayede sükûna kavuşsun. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. hepsinden daha yetkili konuşur. söz yorumlardı. marifetten doğuyor. Ama gizli değildir ki. Dedi ki: «Bu kulak. Söz söylerken de havadan. A. Başka bir saatte daha iyi söylerim. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar.). Eğer alnında bir nur. hoş olmaz. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. hiç bunlara benzemez. onu mühürleyen zattır. Benim maksadım armut istemek değil. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. Mevlânâ'nın yanında idi. Hazreti Muhammed (S. A.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler.» Çok etkilenmişti. îyi bir kanun konulmuştur. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler.

Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. bir takım isteklere kapılmıştır. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. «Evet ben onu okudum.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. tabana göredir. bu sözün manası o değilse. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. onlara zor geliyor. Ama bu. Gerektir ki emrimi kırmayasm. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir. hem içindekilerin! yakar. Kul.dünya tarafına çekmesin.» Ben o kadar demiyorum. ona her şeyi açıktan açığa anlattım. doğuşta. ama bu gün gördüm ki O da niyaza. «Elbette ben çıplağım. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur. (M. kapalı konuşurum.» dedim. Ondan bir görünüştür. yalanladı.» sözünde küfür yoksa. O. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. onun makam ve mertebesini istiyor. Çünkü burada değişik bir mana vardır. Senin bu yaptığın. diyorum. gizli âlem açığa çıkmıştı.) uymak hususunda. Bu duayı eden kimse. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler. Allahın kendisine kavuşmadığını. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. hem de adalet bakanına karşı savunasın. «Her kimin nefsi ölürse. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır. O tarafa dönüp bakmasın. Sen bu aslı kurmaya bak ki. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. Ben işin aslından. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır. sen hem kadıya. hem dünyayı. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. belki onun yoluna girmektir. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . Sonra onun nefsi de dirilir. Onun en ufak işareti budur. iki defa abdest almış demek değildir. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. A. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. Abdest üzerine abdest almak. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur.» sözündeki mana gibidir. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. perde aralanmıştır. Bu değişiklik nisbete göredir. Nasıl olur da. dervişçe başlarını eğer giderler. Dünkü gün. İzzeddin onu kabul etmedi. sana hiç bir zorluk olmasın. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. Bundan sonra bana kazanç haramdır. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil. Yani başka bir deyimle. gözleri açık olanlara göredir. İmad dedi ki: «O söylediği söz. onun cemalini özlüyor demektir. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur. benim okumadığım bir meseleden bahsetti. ancak Allah yoluna girdiğini anlar. O. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. Bu. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. Allah cemalidir. özür dilerler. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. Allah hakkı için ona inanırdım. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir. bunlardan biri açılsa. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. Sana güvenerek söyledim ki. dedi ki: Bediuddin. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara. Şimdi. Şeytanı da ölür. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner. temelinden bahsediyorum. Çünkü onunla çok derinlere daldım. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O.» sözünün manası. Hazreti Muhammed'e (S.» dedi. onu bulur ve görürsün. sentaks yönünden doğru değildir. Şu halde. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir.

Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. . onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. o sözün de arkası kesilmez. hiç ses seda gelmesin oraya. akıl yönünden nasıl olur? dedim. «Şeyh İbrahim burada olaydı. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. nereye gideceğimi.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. Senedi.» sözünü. Mevlânâ ona lâyıktır. arkası kuvvetlidir. dilediğine ettirmez. sual daima cevap cinsinden olur. baygın hale getirir. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. demiştir. 43) buyurulmuştur. meclise gel de seni göreyim.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı. Halep' te oturmuş. Allahdan bir iz aradı. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır. (M. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu. soğukluk sıcaklığa karışır. Allah başarı verirse. ama bundan. İyi dikkat edin ki.» Dedim ki: «Herkes talip değildir.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın. Bu takdirde onun kahrı da. Böylece.» . mahvolur gider. Sıcaklık soğukluğa. On beş sene çok kısa kalır. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar. (M. Dağda.» diyebilsin. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir. «Her kim nefsini bildi ise. sana çok görünüyor. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz. «Sen ki Padişahsın.» dedim. sabrı kadar sonsuz olur. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir. Hele senin. onların kulaklarına üfleyeyim. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek. Çok güzel. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. kendinden geçti. İnsanı mest eder. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. Eğer sen bu fikirde isen. «bana iftiharla hizmet eder. Kadı Şemseddin'in dediği gibi. geri döndü. O. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. 82) Kuran'da. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur. uyumanın ne olduğunu söylemez. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. ben de öyle bir yere gideceğim ki. O da bu yemenin. içmenin. sen de oraya kulaklarını tutasın. Sultana karşı. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. Hazreti Muhammed (S. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. Bana dost olan bir kul.A. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur. bu türlü insanlardan değildir. murdar. bari beni tanı. yüzümü ona çevirdim. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. Ben bir şey okuyayım. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. Bu. onu dilediğine isabet ettirir. hiç bir şeyden gam yemez.» (Nur sûresi. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran.

bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. Peygamberler de böyledir.» dese. o zaman sana yaraşan orada beklemek. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. perhizler yapsan bile. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. (M. ölüm korkusu vardır onda. O sözler. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. behey eşek. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. nefisleriniz dipdiri. «Vatan sevgisi imandandır. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. o günde.» mı dersin? İşte asıl maksat budur. yahut da birlikte kadıya gidelim. 'Behey ahmak. garip olarak da geri dönecektir. Mademki o engel oluyor. henüz görünmemiştir.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver. ben de arkadan geleyim. «Mekke bu âlemden. o başka âlemden gelmiştir. ama sarhoşluğu büyüktür. hadisten başka hiç bir şey gelmez. ona hizmet etmek. onunla istediğim gibi pazarlık ederim. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. 83) onu buldun. iman ise bu âlemden değildir. Ancak ulu Allah.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır. o zatı geüresin. maksadına eriştirir. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. öteki âlemdendir.» hadisinde de maksat aynıdır. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. Bir İstanbullu. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. Ona ben teklifsizce hükmederim.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. (M. O anladı ki. bir de hayvanı. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. Ruh. sana gözünün ağrıdığını söyledi.» dedim. Yol işidir bu. onu hak yoluna yöneltir. Mademki İslâm gariptir. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. ne de bu halveti sorarlar. Sana. Mademki sen de gittin. Biri der ki: «Filan zatın oğlu. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. Nasıl ki. madde âlemindendir. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir. «İslâm garip olarak başladı. . o da bununla uyuşma halindedir.» Onlar bundan başka manalar çıkararak. Nasıl ki. Bu işten bir o anlar. Söze başlarken onun hatırına âyetten. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. sana göredir. O gözle görmek. bizim aradığımız.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın. «Haber. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. senden. gözle görmek gibi değildir. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. O sözleri. Yolculukta sana yük olur. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. bizim matlubumuzsun. ne bu çileyi. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. Sen ilerisini düşün. bu onunla. O sıfat. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa.» nüktesi açıklanacak. Mekke bu âlemdendir. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. Şimdi bu benim elimde değil. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir.

son gündür. «Hayır.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. I^.» buyurulmuştur. Hadiste. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. «O halde. 85) Bu. İsa'ya. Allahyı inciten zavallı!» diyor. Vaiz hemen. işaretsiz sözü. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. Her harf siz. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. aşkda tamam değildi. aşkın son mertebesine daha yakın idi.» dedi. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. değil midir. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. Diyelim ki. Zannediyoruz ki. ona yol bulmuşlardı. her sessiz kelâmı dinliyor. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. ibretle her tarafa bakıyor. bu s. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. ama ayıklığa yakındır. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. bu iş senin işin değil. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. Allahnın oğludur diyenler. sadece kuru davacıdır. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. Mev-lânâ'nın da. Bu da. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. onun da bilgileri çoktu. Hazreti Muhammed'in (S. Dervişte. Evhad (Kirmanî). mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. her şey kendi arzuna göre olsun. bu davettir. Sözü geçen hadisteki mana. Çünkü her neyi. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. bu Firavunda yoktu.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. Ama Firavun. Has kullarından birini gönderdiler ki. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. Belki o. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. A. Allah onu. . Suda. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. Diyordum ki. altın. önce bilmelidir 'ki. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. Bu nokta. bana ilim yönünden bildirildi.) makam ve hal mertebesi değildir. Allahdandı. öyle bir inanç var ki. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi.z filandan çıkmıştır. talep davasında-dır. her sözün derecesini anlıyorum. şüphelenirsek bakarız. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. kıyamet günleri gelmiştir.» dedi. Kadın atıldı. Bu onun tertemiz ruhu. Şimdi her sözü işitiyor. ruh sarhoşluğu fazla idi. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. o yolun adamı idi. bu taraftan da sözler işitiyordum.» Burada. Belki. ruh kokusuna erişir. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. «Otur ey avrat!» dedi. Allah kullarında. onun Hal mertebesi değildir. ama yakın ve kesin değildi. sanki bu saat kıyamet saatidir. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. ona saadetini yakın olarak öğretsin. kemal mertebesidir. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar. Her ikisi birbirine karışmış olsun. Bir insan ki hakkı aramaktadır. Bu. o şüphenin dışına çıkarır. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. Eba Yezid. toprakta bir yerin olsun da. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. Aşkın yorumuna gelince. Şüphe yok ki onlar. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. Bugün burada biz ve siz varız.» dedi. Bu mertebe. Eba Yezid sustu. O mantıkçı idi. ruh kokusu almışlardı. kadın. Bir gün. bilinen manada doğmuş demek değildir. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. sen istiyorsun ki. (M. aşk deyince. kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun. odur sanırsa.

bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. Sultan o kişidir ki. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir. aradığını bulmuş. O gün. ferman senindir. gelmesinler diye oyaladım. Şu hale göre Tatarlar. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. hep bir arada. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin.» (Nahil sûresi. Sonra o başka bir yere göçmüştür. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum. Bunların etekleri ıslanmak değil. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. der. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. ruh ezeldendir. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. ona erişmiştir. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. nefsine düşkün bir sofudur. «Ruhlar toplanmış ordulardır. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. Korkarız ki sonra dağılalırn. Nasıl ki âyette. benim dersem. Her şey onun içindir. kendin de yiyemezsin. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. Ben sizi yine toplarım. şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. çalışmakla da elde edilemez. diyorlar.» diye hitap etti. (M. sevgiler yoldaş olur. denildiği gibi. işte bu sebeple. Onlar. gam vaktinde bana sevinç verecektir. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır. Meğer ki. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. döşemiştir. bu toplulukta Allah vardır. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün. 128) ve ayrıca. 86) Ama bunlar onlardan değildir. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. boğulur giderler. Ancak bana sığındığınız için. bu sarayın içi dışı. ama başka biri de bizimle sohbete. derler. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. bir şeyler koparır. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. yüzün kızarmıştı. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. Ben de sana. O evde. bu doğuştaki beraberliktendir. daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. Yani önce yoktu sonradan var oldu. ezelden beri vardır. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. îmad da onlarla beraberdi. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. O. Bu günün işi. 41) buyurulmuştur. Aşk. onun kölesidir. Bir mutlu kimse vardır ki. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. bazılarına da aşk. O aradığı sevgili kendini göstermezse. dostluğa lâyıktır. H. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış.» buyurulmuştur. «Allah bizimle beraberdir. bizden uzak kaçar. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır. O sırada oraya.. Mademki bizde de bir eğilim var. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir. Ama bu topluluk da çeşitlidir. onun için döşenmiştir. o bu kâinat için yaratılmamıştır. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. Zaten. îşe önceden başlamak gerektir. Sultan olduğunu bilir. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın. 87) binası onun için yaratılmış. kadîm'dir. belki baştan ayağa suya batar.» . ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur. yarına bırakılmamalıdır. barışık yaşarlardı. Halbuki benim gücüm her şeye yeter. Böylece îmad ile o H'ye Allah. Her ne kadar. Bazı filozoflar. hep birbirinizle. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. bu yüzden duraklamalar görülür onda. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır. Ben önlerine çıktım. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. bozguncuların da. «Ah. Bazılarına hevesler. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. Âşıkın hali böyle değildir. her yana ve her yöne başvursun. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur.» dediğimiz zaman. Nasıl ki.» (Tövbe sûresi. Sarhoşluk ediyordun. size. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. isterse gelir isterse gelmez. Karanlığa gömülür. Artık bundan daha açık söz. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. Bir kimse vardır ki. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. Hadisde.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. Bu kâinat (M. Geciken vaatler unutulur derler. aradığınız o Allah adamı.

O kimdir ki. Yahya'ya. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. sözünü bitirmişti. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir. 15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. diyebilirsin. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. Önce senin bir işin yoktu. Ona bizim âlemimizden bir hayal. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. Ancak daha fazla açıklayamazdı. Çünkü o çok meşguldü. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem. onun günahı ancak şu sözdeydi. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. o hayalden de başka bir hayal doğsun. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. tatlı sözlerinde de. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. Bundan sonra öyle görünüyor ki. sizinle çok savaşlar yapar. Bazılarına da. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. Nasıl ki Kuran'da. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. Bir gün. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. içki içmezdi. Bazıları da. (M. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. Hazre-ti Peygamber. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü.» Bu kırk sabah. son derece hoşlanırlardı. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi. Ebubekr mest olur. bir kısmı da onları görüp. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. müminin gönlünün anahtarıdır. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. İsa'ya gizlice secde etti. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur.» Bu. Ama onun dostları. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. yüz bin lezzet bulur. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil. onu arama yolunda can verir giderler. derler. ve velilerin özledikleri bir sevgili. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. Onu görmekten. asla o evden dışarı çıkmazdı. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. kârın bu oldu.:» (Sebe sûresi. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. Peygamber Aleyhisselâm. ölüm sırasında yüz gösterir. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. lisanından dökülür. Ayağımıza el uzattın. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? .» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. Ömer'e bambaşka bir hal gelir. Bu nedir? Korkudan. Peygamber i^in. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. Her günahın ardından karşıma gufran gelir. onun gönlüne perdeler çekilsin. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. bu günahı işle ve söyle. öyle ulu bir zat olduğu halde. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. Sen ne zaman dilersen. size bir ziyan vermesin. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır. Şeytan. (M.

Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap. onu ziyarete geldi. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. «Nasıl istersen öyle say!» dedim. «Biri ben isem. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. Çünkü ayrılmak istiyor.» dedim. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. Biri. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı. «Gel sofî budur.» dedi. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. şu cihetten doğru değildir ki. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. Bu çok bir şey değildir. neticesi halkı uyutmak.» dedi.» sözüne güvenir. Hemen emir verdi. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. Herkes sağa sola koşmaya başladı. «Pek güzel! Bu sofî değil. söyle! Sofilerin edeplerinden. Çünkü hakikatte. hep onu araştırıyordum içimden. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun. Allah onları yarlıgamaz. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan. O sırada. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür.» dedim. Ama hakikat yo-nünden o. mümin olarak gidersin. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır. Meclisten biri.» dediler. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. Ama sofîye. «Bu ne biçim şeriattır "ki. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. Bu. «Gel. Bu yolda konuşmalar.» dedi. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur.» (Nisa sûresi. mümin olarak gidersin. âyette bildirilen. Kuran'a aykırı konuşmaktır. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. işte ben onun oğullarmdanım. yani küfrü imandan üstün gelmiştir. Her işi Müslümanlık olur.» (M. Eğer bu yolda yürür. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. gidince söyleriz. o saatte iyi bir sofi idim. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. Firavun da öyle olmalıydı. o büyük zatın günlerine erişemedik.» demek. Adı Âdem idi. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud. «Ben. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. işinden gücünden alıkoymak olur.» Arkadaşlarım.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. gittiğin yol doğrudur. söyle. safaya ne eksiklik verir bu. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin. bu cihanın renklerine boyanmadan. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki. tembeldir. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. Peygambere.» dedim. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım. Ayaz gözden kaybolmuştu. onları gaflete sürüklemek.' (Nisa sûresi. onları kuyuya düşürmektir. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. önce iman ederler. Allah. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti. 135).» dedi. Yolda aşırdılar. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? . Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru. yüz bin kere daha korkunçtur. «Küfürlerini artırırlar. terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok. Şemseddin her kime küfür ederse. gerçektir. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü.» dedim. «Kuran'daki bu müjdelerden. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. doğru yola da yöneltmez. kıçına zahmet ver. 'Allaha. hele bir düşüneyim. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı . halka Zaten halk. Evet. «Onu biz" ayırdık. diyorum. korkutmalardan. 60) yolundaki öğütler. bu lokma bana haramdır.Gerçek iman. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. Madem ki son nefesinde. gerçek mümin olabilir. sonra kâfir olurlar. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun. ona. işte o kimse veli olur. Ama. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin). onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M. bu lokma helâldir sana. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı. «Hayır! Bu bana iftiradır. şeriat yönünden iman sözü dile gelince. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. ayrılacaktır. Halk. istersen yürü. küfürlerini artırırlar. Şemseddin onun velisidir.» dediler. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. Ben sözü doğru söylerim. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır.

O. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor. onlardan değildi. benim tarafımdan daha güçlü idi. derler.» derler. aradığım gölge de senin gölgen-dir. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. Bu bana bir bahanedir. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. Ancak seni mazur göstermek. Onlardan utandığı için tekrar geliyor. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. Hele fıkıh metodu daha da zordur. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. bu çok iyi bir şeydir.» der. Ona. Bu ilimlerin en kolayı. lezzet içinde lezzettir. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. Bunlar. hep kötülük. Sultan.» Ben bu sözleri. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. cimrilik yönünden söylemiyorum. doğrudur. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. Aşkta. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. gidiyor. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. Kelâm metodu ondan da çetindir. çirkinlik. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. fânilik ve zevksizlik âlemidir. bir sır ve neşe var ki. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. kudret içinde kudrettir. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. Bu da saçma sözdür. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. Cana can katan derya gibi geniş. ağaçlar. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. gölgeleri. O halde gerektir ki. Onun tarafı. Ben kerem sahibiyim. onların bunu kavramasına imkân yoktur. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. beni konuşur. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. ne de bir çapak ve toz vardır. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. O kerem sahibi de. «içindeki o acı suyu dok de. hem başı açık hem de feryat ediyor. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. Eflatun işitti ki. bahçeler görüyorum. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. Bu bir büyü gibidir. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. iki kişi yan yana oturmuştur. Evet.boş duran atını gördü. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. bağışlayıcıyım. sağlık esenlik getirir. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". Su ile dolu midenin. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. kerem içinde keremdir. . Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. yeşillikleri pek hoş. Bunu onlar göremiyorlar. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. Allah gölgesidir. onlardan daha filozoftur. sana her zaman. içi su ile dolu bir testiye benzer. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun.» derler. Bu keramet sahibi de. Bunlardan biri. Sende safra. her taraftan bana yönelir. sözümde gerçeğim. Çünkü bu topluluktaki-ler. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. Bugün. hep dünyadır. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. onu şefkatle kucakladı. gözlerinde ne bir kıl. Diyerimki. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. Şimdi pişman oldu. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. onu inkâr ederler. kara kan. o konuda boş sözler söylerler. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. berrak su görüyorum. Öyle ki. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. bağlar. görenler.

Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. ama ezelîdir demiyorum. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir. ölüm ona olsun. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. Nihayet. İşte öyle bir insan.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. güzel yüzlü görürsen. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. Çünkü. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. söyle de bari onun işini tamamlayayım. ona uysunlar!» diye yalvardım. Bu âlemin sıkıntılarını. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. Gariptir ki. o da yese. Mevlânâ'ya işaret ettim. için öylesine açılır ki.» dese gerektir ki. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. eğer bütün peygamberlerin. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. insan sırrı ve aklı ile diridir. cehennemliktir. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. 93) Şu halde. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. Hekimin karşısına gelen bir hasta. adam susuzluk davasında yalancıdır. bu sırada pek dalgın bir halde idi. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. geniş gönüllü ise. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem. yahut şekerli helvalar getirseler. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. her büyüklükten daha iyidir. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. . Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. Şu halde. Her kimi. Allah. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın. açık sözlü. «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler.da ancak Allahdır. ben de bir noktaya işaret edeceğim. nerdeyse donacaktı. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. Nasıl ki. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. insanın aklı durur. Biri de vardır ki. Şeytan'dır. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. bu. Nasıl. (M. darlıklarım sana unutturur. Mevlânâ. Her hangi bir kul. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. «Allahm! onları koru ki. sır denilen o Allah vergisi. «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. o yer yaratılmışlarla beraberdir. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. yüzünde. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. kış gününde dışarı çıkmıştı. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. 94) Ona ebedîdir diyorum. kan içer. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. beri. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. Ancak ilâç istemeye baksın. kahkahalarla gülersin. o . Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. Nasıl ki Kuran'da. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. güzel huylu. başka bir istekte bulunmasın. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. bir söz söyle dedim. kerametlerden daha güçlüdür. Birden hali değişti. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse.Mucizeler. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. küfür bile etse gülersin. sıcaktan terlemiş bir insan gibi.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. «Ben güçsüzüm. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'.

96) Bu iş hesabı değil. Onun seçkin evlâtları da öyledir. Kendiliğinden kalkıp gitti. O dolaşmanın bereketidir ki. buradan dışarı acele çıkar gidersin. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. . «Olamaz. Giden gitmiştir. Bizim bir bilgimiz yoktur. «Vergilerinizi kaldırayım.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz. Şüphesiz sen hikmet sahibi. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. sonucu yeter derecede lâtif olsun. Bu saat hasret içinde geçmektedir. Siraceddin. «Sizin dininiz sizin. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. bilinmelidir ki. bir gün şeyhliği de. Allah da. 95) O halde. demeleri gibidir. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir. Evet kımıldanıyoruz. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. Bir doğuş yok. Bize henüz bir şey görünmedi. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. Ama. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım. Teravih namazı için. O zaman. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır. halvette dediler ki. O. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır. (M. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. 'kancıklık etmediler.» dediler. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. O. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. «Bu güzel bir bid'attır. Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti. Başka biri de vardır ki. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar. ikiyüzlülük. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir. diye meraklanırsın. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. kendisini bu mevkiye yükselttiler. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz. 32).A. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. pişmanlık öylesine gerektir ki. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız.» Evet. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. onun niteliğidir. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. Şimdi.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. Ancak.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk.» dedi. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. meleklerin.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. söz benden ürker ve kaçar sanki. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar. (M.) candan. Ey ulu Allahm! Hacamatçı. sakallılardan. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. Sen. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor. Hazreti Muhammed'in (S. bir daha böyle edepsizlik etme. benim dinim benimdir. sonra neşterini saplarsa. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. gençlerden. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. Başlangıçtaki gidişe göre. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım. işsizlik hesabıdır. Nihayet sen de bir din bilginisin. gönülden evlâdıdır. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. Onun için. onunla çevreyi görürsün. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). hadis anlatıyor. Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. Ama. diyordu. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür. O. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. ama irade muradı bilmez. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. Ama uykuyu kaçırmıyor. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. uzaktan bir taş gördü ki. onun doğuştaki halini. Sıcaklık soğuklukla. demek ki. Âdem. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. iradeye uygun düşer. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. ben de. Derler ki.» diyorsun. ama asla o işleri yapmayan. Kandilin maksat ve manası ise. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. A. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. Her ne işlerse. Buna karşı tedbir alırız. Başka bir cevap daha var. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun. Nasıl ki. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. Şu halde bu uygunlukta hem sureti. Kulak verdim. Uzaktan. Söylendiğine göre. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. iradeye uygundur. Ona dosdoğru güvenebilirsin. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. bu varlık da meydana gelmezdi. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. Kapı dışından . Başka ne . bunlar ya divane. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. yavaş yavaş yaklaşdıkca. kentler. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. Bir kimseyi gördüğü zaman. şanım ne yücedir!» diyor. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir.» Bayezid ise. dane ve tuzak belâsı. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa. Bu hep böyledir. benim halim o hal değildi. Bu sözü çok dikkatle dinleyin. evet şeriat da vardır. 105) gibi birbirimize karışmıştık. Murat. yahut sevdalıdır. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. «ininiz aşağı!» sesi geldi.» diyorum. Dedim ki: Onların ululaması. Allah buyruğunu tutmayan kimse. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. «Kendimi kutlarım. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. Ona fitil takarsın havadan asarsın. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. Hattâ adınızı bile söylememiştir. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. Şu halde. bu testi çorak bir su ile doludur. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. Daneye kavuşmanın zevki.. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. diye düşünüyorum. Ansızın oradan. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. hem mana yönündendir. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. ama burada söz tehlikelidir. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik.. «Ver bana.Şeyh. Oradan bu aşağılık âleme indik.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. Padişaha giden yol kapıdan geçer. Bu söz sona ermiş değildir. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. Fakat bazen de hevadan. iradeyi bilir. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi. ağaçlar henüz görünmüyordu.» Dedi ki: «Ben. son durumunu. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir. Sana.» diyorsun.) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. Sarayda bir Padişah vardır. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. Veriyorum. Uzaktan. Ancak. «Bu ırmak suyudur. heybetle kendisine doğru geliyordu. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. bize. İş böyle olunca bir kimse. yani keyfine göre karar verir. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki.

Bu çetin bir konudur. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. Nasıl ki kul da hep onun halindedir. O şey ki yoktur. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir. bir ağlama hali geldi. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar. Hoylu Muhammed bana. Hazreti Muhammed (S. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. Ne desem ona uymak yaraşır. Ama ben korkmayan ancak Allahdır. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz. ona ne demeli? Bu yüzden de. Gel ki sana öpücük vereyim.» «O halde şimdi konuşma. zahirde göründüğü gibi değildir.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. ben onunla bir şey konuşamam. bana hiç gayret gelmiyor. diyemedim. Sözü hiç tekrar etmeyin. onlarda eksik kalıyordu. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. sen sus hiç konuşma.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. Şeytan onun yönünü kesti.A. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. Buna razı değiliz. Sadettin güldü.» dedi. O sizden uzak olsun. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır.» Hoşuna gitmedi. «Ama benim derimi yüzerler. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki.» dedi. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti. «Ona sus dedim hele. Hep. Ben ve Mevlânâ. Dua ediyordu.» anlamına gelen bir âyet vardır ki. onların niteliklerini yaratmayı.» anlamındadır. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. Ama uygun görmezsem hiç söylemem. Ben bilmiyorum. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. Ben de. «O her gün yeni bir haldedir. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. Bu ondan değildir. O da. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. başlangıcı olmayan zamandan.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. geçimlerini. Meğer bizim gözlerimiz körmüş. (M. Bunları gizlice kaza ediyoruz. Ona ne güveniyorsun? (M. Mevlânâ Celâleddin. Bizim bu Şahap da ahmaktır.» deyiniz.» dedi. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. Erkekliğin devamlı olsun. bunun. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim.» Bana. Sabah namazından önce . o bizimledir. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu. O istiyordu ki. Ama büyük ziyan olacak.» dedi. «Bari gideyim bir çorba içeyim. îş verir. Kendisine.) zaten has kullardandır. Dün gece iki üç kere sizi andım. yani ezelden ebede. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki. senin bir zındık olduğuna fetva versin. Ebû Said (Ebül Hayr). Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi. Eğer sana gerekli ise. o mana. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki. Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. «Şemseddin. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. «Ulu Allah. lanete uğrarsın. Bir hadis vardır. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. yeniden anlatmak yoktur. O zaman söyleyeceğim. Bana bir yufka yüreklilik. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar. Ona bizden dinlediklerini anlatır. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. Ama bir kul ki. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. «Burada ne yapalım?» dedim. bana kulluk etsinler. «Eğer bana gelirse koyver gitsin.» «Git!» dedi. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler. benim sözlerimde tekrarlamak. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. «Beynimi kurutuyorsun. Eğer birisi. Nasıl ki. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. Gazneli Sultan Mahmud'un.» dedi. bu buğanın kıçı sıkıdır. Burada büyük tehlike vardır.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. Burada. Bu doğrudur ama Kuran'da da. sonsuzluğa kadar böyledir. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. sana secde edeyim. Karar verildi. varlıkları. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi. «Bu gece bizimle birlikte kal. O. Babam bir yanlışlık yaptı. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. eski konuştuklarımı tekrar edemem. anlamaz. Bana. söyleyin de bari hoşça. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. onlar zaten hep içerdedirler.» dedi. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. 'Cinleri ve insanları yarattım ki. daha ne olsun!» dedim. 107) «Ne diyorsun?» dedim.

Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. O Bayezid de. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur. bin kelle bir pula giderdi. Büyük bilginler böyle ölü gibi.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. imam efendi. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. Bu iş medreseye gelmez.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim. meşgul idim. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. Sadettin-i Hamavî. 109) Gönlüm hoş oluyor. avucun dolduysa dökmeyesin. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. sen de onlara cevap vermezsin. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun. Bu dünyayı görüyorsun. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. Salikler o yoldan giderler. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. nasıl bilmem. Herkes malını önüne kattı. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. bi Padişahtır. başka bir yönden de anlatılamaz. Hazreti îsa da. iş istediğinden daha iyi oldu. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum. Şahın buyurduğu gibidir. onların o kurbanda rızıkları yoktur. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. Yüzünü ekşitti. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. yerindedir. Böylece yapılan iş boş değildir. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu.» (M. ne vezirin. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. Bilmiyor musun ki. Onun gülümsediğini gördü. Eğer hiç konuşmasa. bir ah çek bari! . ölümü sırasında cesaretsiz davrandı.» Öteki cevap verdi: «Yallah.çadırı kurdu.» dedi. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. Ama ben onların lokmasını yerim. işin içyüzünü açıkla. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. «Evet. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı. Ama çabuk söylemiyorsun. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. Alemde. Ramazan boyunca. sözlerimden incindi. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim. ama beni başka birisi çağırdı. böylece bu dünyadan. o kılavuz kaçmadı. namazdan önce birer kurban keserlerdi. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. Biri dedi ki: «Bir sorayım. ona niçin cevap vermedi. (M. Yiğit gerektir ki. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter. Ağzını açsa. Ama Padişahın yüzü ekşidi. o güzel huylu Sultan Mahmud.

hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. sen geldiğin zaman biz de. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. Kabristandan geçerken. şüphe yok ki aklı kaçırır. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. Düşmanlarımızdan. onlardan bir şey istemek vacip değildir. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. Söz vardır ki. bizim sözümüzü kessin. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur. Kendinden bir söz konuşmaz.açıktır. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. deseydim. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. Siz bunu arzuluyorsunuz. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. dedi. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. İşte görmüyor musun. güzel ve zevkli konuşmalı. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. Eğer biri dese ki. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. Ama. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır. Onun sesi bu âlemde değildir.Sen. îş-te o yiğit geldi. Gerekmez ki. diye konuşuyorduk. Acaba bizi. neşelenirse söze başlar ve konuşur. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. Tenin aradan gider. düşmanlarımızdan demiyorum. diyorum! Ama. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. biçtik. ancak sırası gelir. Allah cezbesi gelir. hiç hayır demiyorsunuz. Konuşurken tatlı. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. Burada bilginin. kimdir o aklı başında olan ayık ki. her tarafa çekip çevirebilirsin. kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. O Şeytan. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. oralara git. akla gelen ilk sebep budur. böyle soruların cevabını vermez. bitirdin. başka bir şey yapmazsın ki. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. onları tek renge boyayalım. Sende o zevk sürekli olmalı. evde ne varsa tüketirsin. N. o geldi. hem de açık olsun. O başka bir âlemden gelen bir sestir. Bu böyle olunca. Ya bir hadis. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. işitmek istemiyorum». Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. Şu halde o kimse gelir. içimize düştü! Ama onun düşmesi. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. söz hem öğretici. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. O sırada hatırından geçti ki. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. bu sonuna kadar sürüp gider. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. gözün akan suya döner. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. «Nefis ölmüştür!» diyelim. içtik. Nasıl ki. derler. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. Devamlı şarap. kuru ve tatsız olmamalı. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. Yahut her kim çok sarhoş olur. bir tekmede o engeli yıkar. Şeytan senin karşına çıkamaz. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. Allah yine bizden kapacaktır. bir cevap söyle. o. dostlardan olurdu. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. başka bir küpten içersin. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. (M. Çünkü onları senden işitti. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . o hal diliyle konuşuyor. Biz ölçtük. Söz. Görüyorsun ki. o önceden Allahya dönmüşse. Allahya ant olsun ki. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. (M. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. konuştukları. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. Sonra da batmanla içer. Nasıl ki şu duvar. elinden âciz kaldı. Ama gerektir ki.» dedi. kulaklarımı tutmak istiyorum.

o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. hem de manevî inkârda bulundu. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. Ama. Ben de başımı sallarım. onun ayağına vurdu. alçalmıştır. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı.» dedim. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. «De ki. O nasıl sır olabilir? Evet. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. «Etti!» dedim. «Evet. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. Sır. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. çalışamazlar da. onu doğruluk yönüne çekiyorum. Nasılki Senâî. şarabın etkisi altında kalır. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir. Mecusîlere kadar gelmiş. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. Ben de. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve . Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. onun ışığından ve kokusundan anlamaz. o. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar.» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. Önce ona bütün yolları kapadım. Ama o. derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. bir yerimiz kırılmasın. «Söyle ama olacak şey değildir. Bunun âlemde bir yankısı yoktur. zevk alıyorum. Va'd de Va'id gibidir. bu sözü kapayalım.» dedi. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı. Bilmeyenlere göre sır yoktur. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. Nerede o insan ki. senden yeni sözler istiyorum. Bu âleme geldi. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. bir sır ki. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. hiç anlaşılmaz. içinde bir sırrı olmasın. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. söz söyleyemez. şaraba dayanamaz. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. kimse ölmesin. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. işte bu inkârdır. onlar?. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır.» dedi. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M.» demiyorum. onun başı da belâya girmez. göre her şey açıktır. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. «Hey. Ancak o kimse ki. «Hiç inkâr etmedi. O zaman adam. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki.» Hazreti Peygamberin. Mademki. işte Hallaç garip kişi oldu. Nâsih. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M. Semâm hakkını vermedi. O değişik renkli de olamaz. harap etmek galiba güç geliyor. çok iyidir.» dedim. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. gördü ve gitti. Başlarını sallarlar. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. bu yüzden kavga çıkarırlar. mensûh gibidir. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. söylerse de belli olur. Sana kulak veriyorum. 112) çağırdı. evet!» derler.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. Artık bunu yapmama sebep yok. sır olur.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. Yahudilere ve. Hallacı Mansur da bunlardandır. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı. onu tamamiyle anlamadı. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. susmak yüzünden. Allahın seçkin kulları yok mudur ki. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı.

ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler.A. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür. ancak sözlerin alt tarafını anlar. Ama su kalır yerinde. nebinin mertebesine erişemez.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir. Bu bir iş hesabı değildir. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. saadet kimyası odur. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler. en kestirme yoldan kuşkularını giderir. kendini görmektir. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin. Şimdi de böylece farz et. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi. dostluk hesabı da değ Idir. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. ben de mutluyum. Böylece susarsın. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor.) söylediğini sananlar kâfir oldular. İstiyorum ki. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. sen de böylece sözü altından anlıyorsun.» Bana öyle geliyor ki. 114) Ev birdir. karşına bir perde çeker. Hazreti Muhammed'i (S. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün. Ebubekr'den nakletmişti. velilik ve peygamberlik. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki.» buyurulmuştur.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. bir bulut gelir. A. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. her Peygambere bir özellik verilmiştir. O halde. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin. o. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır. (M. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum. Ant olsun ki. denetleyelim. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın. bir zaman ondan hoşlanasın. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: . O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu. o sana dönünce sen de dönüverirsin.» O da. Bugün o bir gerçektir. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki. «Onlar uyumaktadır. harekete gelir. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. tartışma böyle olur.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor. A. Eğer inancında kuşkun varsa.» dedi. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. kendiliğinden.» Dedi ki. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön. bu hadisi. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir.ayağına kapandı.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. ne o saadet bununla ölçülemez. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük.» dedi. Bir aralık. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. Saman. Yoksa ne o kitap. Hazreti Muhammed'e (S.» dedi. «Hayır. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki. «Ama sonra ne yapayım.» Ama o kimse ki. bir zaman da sana soğukluk gelsin.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. ne o kimya. Senin olduğun yerde dost meydandadır. bunu Muhammed'in (S. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun.» dedi. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. Sofî de sürünerek olgunlaşır. «Artık onun sözlerini kırmadım. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma). yüz öpücük kondurursun. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. Onu görmeden aslan tutulamaz.

Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. A.» demeyesin. dedi. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. Kelâm sıfatı ile görünür. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. nefsinle buldu ki. Maksadın ne olduğu belli değildi. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. O senin nefsini. «Yolunu şaşırmış. Bugün benim nefesimi kesiyorsun. şaşırdı. hep yalnız kalmak istersin. Orada ne dolaşıp duracağız. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. diye cevap verirdi. Biz görmedik. Ona dedim ki. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır.» dedi. dilerse arkasına atar. onlara Allah sıfatları yol gösterir. (M.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. bu arada. (M. dedim. Peygambere karşı hâşâ. Her şey benim emrime boyun eğmiş. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. Kelâm yani söz. Allah sıfatlarındandır. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. sana devamlı bir halvet hali gelir. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. benim emrimle gelir. Hayır asla. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. Çok makbul kullar vardır ki. Göreceksin. bu yemek bana ziyan verdi. gibi sözler vardır. Çünkü Allah. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir. Şu halde sakalını. Mevlânâ. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. Başını çevirdi. benim hükmüm altındadır. . onları koparalım. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır. mananın da değişmesine delildir. Aşk yolunun belâsı. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. Ben bir kaç örnekle yetindim.» Bana. dedi. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. benim emrimle gider. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. bıyığını birer birer yolsam. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. dilerse bu perdeyi önüne çeker. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. ama öğrenmeye heveslid r. Allahın öyle kulları vardır ki. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. Allahın mucizesi olmaz. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. Bizimle ilimden konuş. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. «Niçin?» diye sordu. çilede kalmayınca.» dediler. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. Sözün değişmesi. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun. o da bana gücensin ve yolundan sapsın. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. «Niçin gitmiyorsun. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. Bu. derler. davetler oluyormuş. «Bana ziyam yok. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. Bu manadan. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. Öyle bir durumda olursun ki. Buyurmuşlardı ki. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. Bu. sana yazı öğreteyim. kendi zatını gizler ki. onları perdeye sokmaz. hayır derdi. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum. Ah. Ancak sen bunu biliyorsun. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. gözler de. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. hep ben ve biz sözündendîr. başına vurarak dışarı fırladı.) Hira dağın-da halvete girmişti. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır. bir söze başlamıştım. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. Hatanın kaynağı odur dedi. işte o gönül alçaklığı. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. eskiden beri böyledir.» dedim. Dostlarla da beraber olurduk. şeyhlerden kalma bir töredir. Ansızın bir «Ah!» çekti. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da.

Bu divanedir. Çünkü zorluk olur. gönlün de benim hükmüm altındadır. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M. Kulağını bük de ağlasın. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. evine konuk oldum. meydanda top oynar. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. aklı başına gelsin. Ben benim. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye.» derler. topa çomak vurur. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. Gelemiyeceğim. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. bunu ya tımarhaneye götürmeli. ölüye. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. beden kuyusundan bir uçtu mu. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz. elif iki esre. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. Ama kendi hayatım göremeyen. bende bu yoktur. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. Bir Haç sarık parçası verdim. diyordum. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. Çeşme başında oturttum sustu. Onlarla demiyorum. Bana nimetler verdiler. Sendeki o kutsal kuş. namazın utancından kurtulmuştur. Çünkü ruh uçtu mu. diye düşündüm. Mevlânâ alnımdan öptü. 118) Meğer divane olsun ki. çelik çomak oynamak nerede. onlar ne yaptılar. divane olmuştu. (M. «Hayır. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. yahut öldürmeli. Kâfirler ve onlara uyanlar. Kalk gidelim. Kim. bırakmazdı geleyim. hizmetler ettiler.» diye bir ezgi tutturuyor. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. Onu daha beter bir hale getirdim. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. bütün akıllılar. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış.Muhammed Gûyanî. özürler diliyor. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. arayın! O Şemsi göremedim. kalk. . onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. beden ölüdür. onunla birlikte gideyim. ölümü hayattan üstün tutsun. Benden sorular sordu. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. «Ben onun şehrine geldim. «Bu adam delidir. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. zincirlere vurmalı. görülmüş olacaktır. sonra buz gibi soğurlar.» der. Meğerki. Böylece kurtarıyoruz. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. Dedi ki: «O kim oluyor ki. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. Yakışık alır mı ki. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. Kâh bunun sözünü dinlerim. şüphesiz diri kalır. Bana bir hal geldi. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. elifin iki üstünü var. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. O. Nasıl ki. kâh onun sözünü kabul ederim. her gün sopa atmalı ki. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz.» dedi. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. el çırpıyordu. Biz birisine bir şey söylüyoruz. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. Bana diyor ki. aynı sebeple. Bir kaç adım gider. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. ama şimdi ben sen oldum. o da onlar gibidir. ilişiklerini kesmişlerdir. Şu halde bilmiyor musun ki. «Elif iki üstün. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. «Kalk namaz kıl!» dese. artık oruç düşüncesinden. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. sende de hal mertebesi var. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. Ağlamıyorum. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. Allah dilerse görülecek. Tusî. bunu tımarhaneye götürmeli. Ama o kimse ki kendini feda eder. raks etmeye başladım. Ancak Perir ağlıyordu. Onun da bir müridi vardı ki.

Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah». onu benden üstün görür. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. istersen vur onun parmağını kır. kâh şaşkın duruyorsun. Halbuki kâfirler. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. Hakkı elinde tutan felsefeci. bugün de sana ulaşır. Kötü hayaller. Müslüman bütün hileleri bilir. aydın ve güzeldi. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. «Bu benim işim değildir. gelecek hafta başka bir şey olurdu. Mademki insaflı davranıyorsun. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. Kadı Honci ona çok saygı gösterir. düşer. Tâ bir hafta onu oyaladım. ancak «La îlâhe İllallah. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. Altın. yüzüstü kapanır. kötü hayal değildir. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi.» O gerçekten bize bağlı ise. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar.» dedim. der. bunları yüzüne vurmazdı. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler.» dedikten sonra başlarlar. bende o kudret yoktur. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim. mescidimiz var. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar.» der. (M. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. Kâh hayal kuruyor. Yahut yerine koyar. O azık. özürü vardır. Allahnın işi böyledir. Ama bu. bize inanarak değil. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. Elimi tuttu. «O benden daha soyludur. İçiyorduk. ondan yüz bin nişan bulacaksın. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. yoksa kitabı mı?» dedim.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. mücevher değerinde olabilir. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. sizin aşkınızla doluyuz. Şehirde hangi kadın vardır ki. Parlak. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. öylece kaldır. Halbuki. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. «Elimi mi istersin. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. medresemiz. Peygamberlerin aklına sığar. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. Anadan doğma körleri bile gördürür. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. Güldüler. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. «Güzel söylüyorsun.» derdi. yetkili kişidir. Onlara. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez. Hele o sevgili. Kul öyle bir durumda kalır ki. Sana da temiz. Bir kaç gün içmezsem. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz. bedenimde bir titreme başlar. benim önümde şarap içmeyin demiştim. Ama nereye gider? O senindir.» Ben utandım. İnsan sevdiğini çok anar. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. onun birliğini isbata. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki. Ben. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. (M. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. başlık parasını önceden verir.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. . dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut.

bu noktada duruyor. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın. Allah nerede? Şimdi ne . biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. Ama. o başka yönden geliyor. seni halvetde ziyaret etti.. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. ondan delil istenir. ama Allahtan korkuyorum. Allah o işe yardımcı olur. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı. Hızır ona öfke ile cevap verdi. Ama bu. «Eğer senden bir şey sorarsam. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. sana döndüm. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır.» diyemedi. ben de. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini.» dedi. ama bunu sana hiç açmadım. onlardan faydalandım. seninle birlikte başka dost seçmedi. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz.» dedi. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse.» derim. Hızır el çırptı. Dediler ki: işte sen böylesin. Bunlar kendisinin oldu. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. «Dilediğin şey mümkündür. Allah korusun. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım. hiç bir şeyim yok.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi. Bu. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. «Kendine gel!» diyordu. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar. İkinci defa sordu. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. Artık geçen geçmiştir. Ben inkârla cevap verdim. Bunun üzerine kabul ettim. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. bundan daha hayırlısı gelirdi. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. yoksulum. «Evet. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. Şüphe yok ki. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. «Acaip.. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. sana düşmek tehlikesi görünüyor. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. Bununla beraber. O delil ise. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet. Allah bilir dedim. bağışta bulunmaktır. kötü bir düşme değil. sen de temiz kalplisin. sen öyle yüce bir kişisin ki. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. Ondan sakınmak gerektir. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. ben de bu işten vaz geçtim. cimri likten değil. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. Allahnın has kullarında. bir nifak var ki. mal vermek. Ben artık güçsüzüm. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz.» dedi.» dedim. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum. seni dinliyorum. Bunu bilirim. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. O Allahsal öfke idi. çok ateşlenirdim. nefisten gelen bir davranış değildi. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu. Bir sürü hikâyeler anlattım.» (M. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu.» dedi. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı. beni korudu. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da. (M. Bu. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum.» derse. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. «Ben fakirim. Öteki peygamberler demiyorum. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur.» der. ama böyle bir davranışta bulunmadım. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. Eğer o. O sana geldi. ben söylemeden bana hizmette bulunsun. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. Zaman olurdu ki. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin. 122) Bilir misin sen kimsin. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır.

Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. aşk tutkunluğundan idi. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi. İlk Allah gayretine engel olmak ister. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir. mülk. Eğer o olaydan size (M. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen. A. öyle bir âşık idi ki. alabilirsin. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. yapabilir miyim. mevki ve yüce makamlar verirler. arada hiç bir perde engel olmasın. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. incinmem de yaratılışımın gereğidir. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. Nasıl ki.» diyorsun. pervasız bir adamım. Çünkü arıyordu. sen de ona uydun demektir. araya bir engel . Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez. Musa. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. bu cevaba kızmadı. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. «Ha ha. O dilekteki şiddet ve hararet. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. Ancak Allah gayretidir. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. diye dikkat ederim ki. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. «Bu ne sözdür!» demedi. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. Saki uyuyakalmış. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. Araya ne evlât. mum sönmüş. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. Benim de bir aradığım varsa. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. (M. ne de başka bir şey engel olabilir. Baharda yarin yanağından uzak olunca.» diyorsun? Evet. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. Ama sadece.) başından geçmişti. Çalışın gayret edin ki. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir.» «Hayır. sözünü dinler ve anlarlar. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. nasıl dedin?» diye bilgi istedi.» dedi. Dileğiniz öylesine hararetli olur. Şimdi benimle yaşamak zordur. ona darılmadı.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. Benim bir şeyden hoşlanmam da. böyle yaparım. Senin keremin bize ışık tuttu. Size gideceğiniz yolu öğrettim. Bu Hazreti Muhammed'in (S.» dedi Hızır. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. 125) Şimdi dilekte bulunmak. Bana mal ve makam vaat edenler. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. Ben teklifsiz. Bu sözü kendimden söylüyorum. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden.

biraz duman çıkmaya başladı. Ancak bu. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız.» dedi. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. . eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. Musa. Şimdi. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu.sidir ki. Zahidlerden biri hastalanmıştı. iki denizin birleştiği yere geldiler. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun. Adamcağız. Ama başka bir vakit anlatacağım. Sultan bir defa ferman edince. «Kendi katımızda ilim öğrettik. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. Mevlânâ da onu biliyordu. Gördüm ki. Hele ona ayrıca. Suç delillerini de o bilir. gitmese de öldürür. uzaktan onu gördüler. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. Yüş'a.» dedi. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. Bu da onun için gerekliydi. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. Musa. bu da şeriatta yazılıdır. Musa'ya dedi ki: «Ben. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. Hep perhiz yapan. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. ondan davacı olasınız?» de. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. bana bağışlayasın. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. bir şey yiyip içmeyen ölür. Bu hukub. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. (Korkudan) kaçtım. seni yaratan Allah aşkına söyle. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. O ilim medresede öğretilmez. Bu Musa hikâyesi. «Sen daha ne gördün ki. Bu Allah için bir iş. «Ödünç vereyim. belki o dervişe hoş gelmez. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra. Ulu Allah. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. Bizim şehrimizde de böyle idi. Başka bir zahid. Ben. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. o kadar kaçıyorsun?» diyordu.girmesin. ama o engel olmuyor. «Sana anlatacağım. okutma yolu ile. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. tekkede. Çünkü çok çeşitli. Müride soruyorsun.» Yüş'a geri döndü. O kimse de.» Bu. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. Bize ikiyüzlülük yaparsa. bir deyişe göre kırk yıl.» diye cevap verdi. bu yüzden saçlarını yoldum. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. kıbleden dönmüştü. «Bana uyacak mısın?» dedi. namaz kılmazdı. (M. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez.» dedim. «Onu alıp getiresin. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim.» dedi. benim için övünülecek bir haldir. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum. «Seni uyandıracağım. deniz üzerinde yürürken. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. o kız kardeşe ve damada. Zorunlu hallerde. 126) Mutlu insan o k. onlara acırlar bile. O Hakkı bulmuş olan. 127) Diyordum ki: Seyyid. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. evet. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu.» buyurulması da başka bir iltifattır. Şimdi. Hızır'ı överken onun hakkında. zahid kapkara kesilmiş. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. Hastalıklardan dimağını korumak. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. Bundan dolayı beraber gelemem.» buyurmuştur. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. Bundan daha güzel ve tatlı. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. ilâç içmesini tavsiye ettiler. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. Musa ile arkadaşı. Daha dikkatli baktım yüzü de. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. Musa'ya bir şeyler sordu. ağır hastalıklar geçirirdi. (M. ateşinden gökler tutuşur.» yani. arkadaşına. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. Aşağıya bakıyordum. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. O ilâç almadan geri durmazdı. hoşa gitse de. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım. şeriatta fetva vardır. Hızır.

Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar. gitmek olur. O kimse. eğer onlardan ise. ne söylediğini anlayamadım. emrin tatlılığını da anlardı.» dedi. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. Emir almadan gelmek de. başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor.» Görüyorsun ki. Bazen namaz kıldığını da söylemez. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. Diyelim ki. Gerektir ki. doğru sözlü olur. ölümden sonra o da söylesin. ama çarçabuk söyleme» demiş. kadına asla gerekmez. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. Ancak Allah. Emir gelirse uymak aynı edeptir. ruh sahibi. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse. Şimdi mademki bahtsızdır. en güzel cevherler saçarlardı. Nasıl ki emir-siz gitmek de. Bu ona hiç yasak değildir. Erkek kişiye asla. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. o sırrı.«Bismillah. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım. Ama elbette makbuldür bu.» dedi. acı duymazdım. yol ortasında durmaz. sana sevap olur. Emirsiz gelmek. (M. zaman olur ki. Nasıl ki. Bundan dolayı. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. hatta sarı benizli görünür. On kere okurum yeter. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. kadını boşayacağına yemin eder. soğuk düşer. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. bilirim ki. Ali de onun kapısıdır. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. Onu övdü. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. Bu da onun dostlarına ait olur. Halbuki bu iş. Emri göremediler. bu hal de beni yaralamaz.» dedim. birinin bir rahatsızlığı vardır. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. Gönül hoştur. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım. biraz güzellik gönül için güvendir.» buyurdu.» dedi. Bugün. Ancak. Onun için bir yer düzelttik. yine gam yemezdim. Bugün söylediğim sözlerin anlamı. Ben onların özürlerini biliyorum. Benim yârim benim gibi olaydı. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. Bâtının zahiri olduğu gibi. Bâtın namazı. gelmek sayılır. Ama bu söyle-nememiştir. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. biri. konuşan adamsın. Sen de tanıklık edeceksin. bunu bana daha açık göstermek istedi. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O. «Şunu dikiver. Erkekse. yahut akıllı demezler. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler. hatırından bile geçirmeden. kâh kılınan.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı.» dedim. başıma şeftali dikilsin. Ona baş işaretiyle. tlâcı da bu şaraptır. önce o baş işareti sana neler söyledi. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. Her biri saf altından söz açar.» dedim. Hele mal dağıtmak. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan. «Tanıklık edeceksin. kalp huzurudur. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. «Kadına şeyhlik gerekmez.» dedim. Dost yüzlü. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi. «Evet. Eğer bugün onu gördümse şimdi. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. 128) Ancak sizin için haramdır. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır.» derler. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. dedim. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. Bize gerekli olan. Ama bu adam ölecektir. Meğer kalenderlik yapıyorsun. Şimdi. «Sana vasiyet etmek istiyorum. her ne yaparsa daha iyi olur. o burada başka türlü yaşayamaz. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. Emri görünce. Şems kalmıştır. derler. rahmet olmaz. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler. gönül sahibi. Senden cüppe istedim. ona izin verirsiniz. «Ben ilim şehriyim. Bu gönül asla yalan söylemedi. Onu da göreyim. Başka söz konuşmam. kadınsa. doğru yoldadır. gitmek demektir. sen onunla konuşamazsın. (M. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. İster . kendi kendime. Yani bu o demektir ki.

hem de Hak adamı vardır. mülk verdi ve öldü. böyledir. Dün gece yine dostları arıyordum. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden. «Bize bir hırka ver» diye direnir. Birinin böyle aşağıdan alması. «Şimdi de kulağım ağrıyor. onlara doğru yolu göstersin. belki bir şeyh vardır. benim hoşuma gider. 131) Onda bir zorlama yoktu. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi.. nebilerin. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım.» dedi. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. uzaklaşmıştır. Önce onun işini yoluna koyar. bizim olasın. Mevlânâ da Hak adamıdır.» dedim. (M. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. Gerçi âlem boş değil. dağlarda tutmuyoruz ya.» demesi başkadır. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı. Çünkü onun hali bütün dostlar. ayağını uzat da üzerine koyayım. «On altın verilsin. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı. ekmek ve gönül var. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu.» der.» dedi. Düşünmüyor musun ki. Bahaeddin nasıl ki o gün. Gizledim cehenneme gitmesin diye. Kera geldi. (M. Şimdi bu suretle hırka vermek başka.» «O geçti. «sakalımızı kestir. En çok incindiği kimseler. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim. o yine bu sıfatta idi. çanak. böyle yaşat ki. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler. O selâmı onun için verdim. Ben şeyhimi görmedim. onda var mı yok mu anlayayım. «Gelin bana mü-rid olun. edep dışı uyumuşum. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. bunların kaynağı hep o. Daha sonra. . Ancak hırka vermez. Ona saygı gösterelim. ağrısı dinsin. Ben ancak Mevlânâ için geldim.» derdim. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. O nerede. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. Bundan şüphe edilemez. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. dedim ve hallerine acıdım. derim. bir de Mevlânâ'nın. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım. O bizimdir. anlayışına bir başkalık gelmiş.» «Hayır. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. ağlayarak. Kadına. Görmüyor musun ki. Dün. yüz bin ödül veriyoruz. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş.. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. mal. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür. onu sükûtî ve kapalı kılar. «Onu bana ver. Hatta derler ki. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. Nihayet beş altın çıkardı. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret.» dedim. gönül alçaklığı gösterdi. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. olsun! Ne yapayım. biri gelir de zorla. Belki bin defa söyledim. ister sıcak. ancak şu kadar öğrendim ki. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse. Ancak ben de. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. Ancak onun içinde bir duygu var ki. dileğine. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var. düşmanlar. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım.» dedi. yalnız kendi işini görmek. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz. Ötekilerini de. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim. «Bu hırka Şems'indir> dedi. Allahdan bunu dilerim ki. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. Onun kendi şeyhini de göremedim ki. kendisinden söz nakledenlermiş. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır.soğuk düşsün. yabancılıktan ve bilgisizliktendir.» «Mevlânâ gelsin ele versin. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. Bu niçin böyle oluyor. Hele ne gerek vardı ki. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. ayağım getir. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. sonra hal hatır sorarım. Hep onu şöyle idare et. Eğer Ulu Allah. Çünkü bize yabancı kalmış.» demişti. ayağımı size doğru uzatmışım. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. Her birinin inancına. Hizmetinde bulunalım.» dedim. Ben de. «Vazgeç. Görüyorsun ki. aşılırsa o zaman o da verir.

yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. «Henüz vakti gelmemiştir. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. O İdristeki mana ise daha manevîdir. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta. Gariptir. Ben de. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. her külhanda dolaştıramam ki. ağır davranırlar. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. Acele edersin. «Ben dinleyeceğim. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. Biri kaçar kendini kurtarır. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. «Ben ne bahtsızım. bundan daha hoştur. «Geç!» derken acıdan korkuyor. îşte onda hiç ümit yoktur. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. Eğer.» derim. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. Onlara karşı da heyecanın artar.Çok ayrı düştük. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. 132) Ona ne diyelim ki. Mevlânâ buyuruyor ki. 133) Henüz pekmez satıyorsun. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. Ben söze başlarım. Bu bir nimettir. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. Çünkü o oruç. yabancılık göstermektedir. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. Bu çocukta ümit vardır. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. o da laf arasında konuşur. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. Kuran öğrenmeye teşvik eder. İyiye. Öteki bu sofranın başına koşar. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. (M. bu ağzı mazeretle açasın. dersten kaçar. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. başkalarının şiirleri! . Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. onlar ile yoldaş et! dedim. «O halde biribirimizle uyuşuruz. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. Mevlânâ diyor ki: Filân. sarf etmiyorsun. 'ama bu böyledir. Bu. Benim bir âdetim vardır. niçin onu düşüneyim. dün gece raks ediyordu.» derse. Ağır davranırsın. onu geçebilsin. Ama kendi kendine. (M. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. Evet. Semerkant. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. acele ederler. Kitaptan. nimetin elden gitmesine acıyor. ben de. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. Bu hikâye uzundur. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz.» derse. o demektir ki. Bu çocukların ikisi de kararsız. O. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. duaya bel bağladım. yer yer gezdiremem. dönek tabiatlıdırlar. her dükkânda çömelirim. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. öteki oruçtan tutmuş olasın. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. Nerede kaldı ki. Her işin bir zamanı vardır.» dediler. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. O ise vekarlı kişidir.

Yüksek sesle. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim. Sevgiliyi arama yönünde öldü. mest. dostun mektubunu okumuyorsun. Söz. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim. (M. Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. o da temizlendi. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele. Şimdi beni en çok korkutan nokta. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. Dün gece dedim ki. okşayıver. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. yoksa haram mı?» «Helâl geçti. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi.» dedi. «Ona el yetmiyor. «Onun etrafında dolaş.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. Sonra gönlüm razı olmadı. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen. Kaldı ki. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . . Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. nebinin ayak tozuna erişemez. (M.yetmiş kere açıkça görürüm.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. sana gevşeklik ve arıklık verir. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan. Ancak onun vechi kalacaktır. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür. bu sözümden de hayrette kaldım. Mürit. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki.» dedim. Şimdi yüz bin Bayezid de. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. ancak dostların yüzüdür. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. Doğru söze tevil gerekmez. Beyit: Nice sevgili. Bunu niçin anlatayım. binlerce veli. Kadı ona yan yan baktı. O halde nasıl reva görüyorsun ki. çünkü âşık idi.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. Ben artık ense. Niçin.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. önce bana sevgi ve saygısı vardı. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu.» Ancak. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. Şimdi sen söyle. Tekrar sordu: «O halde söyle.

Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. Âlemde. arayanın nişanıdır. senin benliğindir. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. Şu halde kendisini özleyen. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. Musa'dan başka oldu. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır.» Başka biri de. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. senin araştırma .» der. evvelkinin dışında olsun. ona. ben sözü çıplak. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. «Ben de üzülüyorum. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. o saçı ile.» deyince de. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır. Bu sözler hep arayanın sözleridir.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. İşte şu. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. sonra da bir rahatlık duyarsın. Bu takdirde. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. rahatları kaçar.» buyurulmuştur. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder. yolcu odur ki. sana ansızın bir öfke gelir. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni. Allah korusun o bir sapkın olur. İyi bil ki. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki.» sözünün delilidir. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür. benim için ne gam!» cevabını alır. (M. Bu. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. dersin rahmetini yine o götürdü. On beş yıl sonra da onu konuşturur. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. o dağ. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. «Sana daha çok yardım edemiyorum. Yine âyette. bu deyim manevîdir. hem de yakın mertebesinde kaldı. içindeki pisliklere dayanamaz. Zaten taklitçi. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. onları geri çevirmez. taklit yolu ile değil. Ama tekrar söylemek gerekmez. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki. Onlara bir şey görünmez. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. ama ikincisi daha manevîdir. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. «Ben. Evvelkisi manevîdir. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. Su vardır ki. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. Asıl aranılan da o mertebedir. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. ne onun bunun şiirinden.» der. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. (M. «İster olsun ister olmasın. O felsefe yaptı. bâtının bâtını perde çekmiştir. Ama. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. iblis. hararetli hararetli söyletir. «Onu göremezsin. ama başka bir su vardır ki. müminlerin ilkiyim. Hakkı arayan gerçek. O hem şüphe. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. ıstırap çekerler. Hakkı arayan. Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer. yoksa aranılanın nişanı değildir. ama o gözleri görür. Eğer. O zaman iş şüpheli olur. Kuran'ın içyüzünü. Yakîn ve yakînde şüphe. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. sakalı ile kapıda kalsın. Görünen her nişan. Diyelim ki. O. Bunlar Hak yolcularını görürler. Bütün bunlarla beraber diyorum ki. Çünkü mademki ben diyorsun. «Onu gözler göremez. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim. Akar su pislikleri beraber sürükler. Allah yolunun başıdır. Bununla beraber. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. bâtın manasını ki ona. O.» der ve «O halde.

O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. Her türlü pişmiş et gaz yapar. Ama bu ayrılış dileği değil.A. kendi haline uydurmuyorsun.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. cevher ona der ki. «Hud sûresi ve benzerleri. onlara yardımcı olurlar. Hazreti Muhammed (S. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin. o divanedir. yetim inciye asla değer biçilemez. dedim. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. Nasıl ki. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. yaşıyanları görür. ama bunda pek az gaz vardır.139) Bu bir feryattır. ona İsa nefesi gerektir. benim için zahir bilgisi sayılır. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. işler düzeldi. Kuran'da. akıllılardan değil. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da.» Cevherin kıymeti kendindendir. «O Ayaz ki. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. (M. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun). 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. beni ihtiyarlattı. «Ben seni çağırdım. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır.» diye yakındı. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. istirahat ettirir. «Bunu bir kere divanelerden soralım. arayanlarındır. ancak Allah lütfunun. Onun kıyasını. Dinde ve işte geri kalmışlardır.) hakkında söz söyleyebilir? Bu. iş bitti. Bundan sonra da ben konuşacağım. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar. Sen de o umum istekliler arasındasın. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir. (M. dinliyorsun. Akıllıya gelince o da şöyle der. Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. O zaman o kimse direnmeye başlar. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. inayetinin. kendi benliğinden dışarı çıkmıştır. demektir. velilerle nebilerdir. Ama cevherle iddiaya girişir de. sen benim isteğime uygun hareket ettin. yol kesildi. yedirir. ister uyumuş olsun. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S.» dedi. Ömründe hamam yüzü görmemiş. «Yoldan. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. «Dur. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. Siz onun sözüne bakmayın. Şüphe yok ki.» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). Allah seninle beraber olsun derim. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı.» «Evet. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. Bayram geri geldi. o uyanır. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi.» dedi. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır.A. bunun yüz bin. Kendinden söz söyleyen kimse.. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir. bu bana yeter. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. ona ayakbağı olacağım. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. ister ölmüş bulunsun. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı. Hep kolaydır. belki umum sırasında bir şey istedin. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler.

Eğer iş böyle değilse sen. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. Mecusîdeki sevda başkadır. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. Onun hali bana kapalı idi. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. Ancak daha vakti gelmemişti. sana bir faydası yok. Medresenin hocası dedi ki: Evet. Eğer Nârenç bir günah işlerse.» da kuru davacıdır. Dine de faydası yok. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. bir dilektir. rengi sarardı. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. ama bana su lâzımdır. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. Ama çok zararlar ediyorsun. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. içinizdeki coşkunluğu. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. bir mürşid gerektir. Eğer böyle yapmasaydım. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. Bütün onlar iş hesabına sığmaz.. ben birkaç kelime söylüyordum.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. o benim isimdir. Benim sizden istediğim.» «Bana edebi. Zındık bile bilir ki. çünkü anlayamazlar. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. üzüntüsü de bana düşerdi. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. Ama eğer yapacağı o temaşa. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. ben diyeceğimi dedim ve gitti. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır. îster çırpınsın. postunu bir yere götürdü. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. kime ziyanı var? (M. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. Sana Halep'te ne dualar ettim. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. ondan bir şey esirgediği için değildi. oraya götü-reyim de. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. Allaha böyle yalvarınız demektir. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. Ama bu. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. Yeni erginlik yaşına girmişti. (M. Ama o sözü kendine söyler. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. Nasıl ki şair. sen bir anda tekmeler. Kaç kere su dökünse üşenirdi. bana bir su ver diyebilir.» demiştir. Söz başka bir yere gitmez. Allah fakirlerinin işi boş değildir. bir kere de başı şişmiş. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. Şeriat zahirdedir. Onu âlemde yaymak gerektir. Sonra bütün dşler bozulur.. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. açığa vurmamzdır. başka bir sefer de söylemiştim. ister yılan gibi kıvransın.» Hoca. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun. . onu öylesine nefsine düşkün. Görüyorsun. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. korkak. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım. Onun günahı senin boynuna yazılır. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. bir melundur. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. ağrımaya başlamıştı. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. özellikle bilginlerde. Onu her gün şeytan aldatıyordu. Benim yirmi günde başardığım işleri. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki.» Pirlerde bir onur vardır. daha fazla olmasın. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür. yolculukta. Diyelim ki karnım toktur. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi. ilk günü biraz geride oturursun. Bu bambaşka bir iştir. yahut sadece temaşa davasın. Nasıl ki. alt üst ederdin. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. Yahut ondan daha aşağılık. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. onun için korku yoktur. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. «Kendimle hoşum. konuya dayandı. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum. derin duyguları dışarı atmanız.

Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. (M.. bu.götürdü.» Ben ona çok inanırım. yağlar ve fareye kaptırır. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. hiç kimse bu duruma katlanamaz. Önce. Diyelim ki. düşünmez. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Ömer'in dilinden konuşur. başka biriyle dostluk kurar. ortaya bir söz atıyordu. O. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. «Şüphesiz. O şeyh. onu ben Allahtan istiyorum. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. Şiir: Yazık ki. «Bu yanlıştır.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur. Sen. İşte ben onları sağlam tutarım. içki bile ona ziyan vermez. belki daha çok zahmet çekecektir. Dedi ki. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz. Biz. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. ileride bunları da anlatırım. Yanılsa bile ona fazla önem vermez. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir . insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. İlk defa buna çok . bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek. Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur. Sen arkamı örtersin. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. bunu yazmak gerek. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. Öyle kişi ne acımakla. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır.ben bilirim. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. onu bizim tarafımıza çekiyorduk. Belki her gün bana daha iyi gelir. Sen Erzurum'dansın. kâğıdı tutar. «Kilise gereklidir. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. Zamanede soğukluk vardır. Bir gün. cimrilik yönündendir derler. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm. (M. o dost da kendisinden kaçar. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. O. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur. yaşlı olsun. oh!» deyiver ki. önüm isterse kış olsun.» derler.) yanında oturtsalar yaraşırdı. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. Yani kendine çok nazar değdirir. Hak. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. Nazar değdi. bedenimi sırsıklam etti. Bu kimin sözüdür. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. bu bana zarar vermez. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. beni kendisine çok güvendiği zata. umut gününde aşk. ama şüpheli konuşuyordu. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır. Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. Bende öyle ateşli bir hal var ki. «Oh. Biri yüzünü halka çevirirse. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. arıyordu. O taliplerden idi. Ancak bu işi .A.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir. Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. Eğer sen imanlı kişilere. Vücudum pek narin.» buyurulmuştur. Eğer başka küçük biri olsa. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım. «Vahşeti anmak vahşettir.» dedim. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. Onunla çok konuştu. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. açlıkla önlüyorum. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor.şekilde kim ifade edebilir. gece sabaha kadar rahatsız oldum. İş adamı. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. Rum ülkesinden genç olsun.

ister inkârsız.) diliyle konuşmuştur.acı ve üzüntü duyar. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir. (M. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. ledün ilminden sözler vardır. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim. sözü iş kuvvetiyle birleşir. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. halbuki çömezler açtır. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım. 144) Daha fazla ilerler.» Gidiyoruz. Mevlânâ'da. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. Eğer onlara dönüp bakarsa.) hesabına Ali konuşmaz. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki. onu avlamak için yine yakalarım. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. Ben dün birazcık çorba içmiştim.» buyurmuştur. «Orası uzak.A. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S. bulamıyoruz. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz. Bana hayat neye yarar. Dün sizi hayırla anıyorduk. Allah kullarından kimi iş adamı. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. Bedenim arıklaşmıştır. son derecesine vardırırsa .» Bunun cevabını ben vereyim. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez. İster inkârlı olsun. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım. hiç bir yerde durmadan. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim.başka bir zaman yine giderim. önüne helvalar. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz.» dedi. bir hekime koşar. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. Ancak bu daha yenidir. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır.A. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan. Bu şeyh. bu işe memur olduğu için. ona göre hiç de güç değildir. . nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. Haktır. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. o gerçekten susamış değildir. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. Bugün benim bayramım da. buna hiç bir şey engel olamaz. şekerler koy. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. «Hûd sûresi. ona göre iş görür. «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. ellerinizde ekmeğiniz var.» dedim. Hemen bıçağı yakaladı. gönlüm perhiz istemez. ağlar. Ama Hazreti Peygamber. kimi de söz eridir. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. Mevlânâ. Mu-hammed'in (S. Yazıklar olsun o güne ki. başka bir şey de yemedim. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz. beni kocalttı. (M. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. özgür kalayım. Mevlânâ'nın sohbetinden. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. silâhlı kişiler gizlemişti. O âyet içinde âyetler vardır. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. Ben zindan görmedim.. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi. neden? diyorsun bana. Sonra benden ayrılmıyan. ben o gün gider bir nargile içerim. Mademki soruyorsun. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti. Gerçi diğer bir âyette. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. Siz gitmeyin. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. Ben bir hizmet görüyorum. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. nasıl hoş olmıyayım.» Hayır bu yanlış değil. Efendi ev sizindir.. gerçeklemesin. Kendi kendime adakta bulundum. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. Ben sana ne dedim. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. tekrar teşekkürler sunayım. Halbuki. ne ululuk var bende. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. Ben sanki bir inciyim. Allah kitabını arkamıza attık. görelim ne demiştir. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. Allah da böyle buyurdu. hareket etmek gerekiyor. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. Ama aylar arasında gizlenmiştir. öylesine zaman ve mekândan uzak. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. Aman ne izzet. Olmıya ki kimse işitsin. beni kutladılar.» deseydi. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. O bin aydan hayırlıdır. Ben hoşum. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. Hep devlete kondum. . ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. ona ulu Allah (M. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. ilim. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. Bana «Dünya müminin zindanıdır. kötü söz söylemedi ki. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. Mevlânâ da kıskançtır. geri durayım. makbul kişilerden olurdu. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. Kadılık. 155) Kera Hatun bile kıskançtır. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. Bana asla bir kimse cefa etmedi. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

» buyurulmuştur.» buyurdu. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti. gözünüzü kulağınızı açasınız ki.» anlamına gelen hadislerdir. Halbuki aldanmayasınız. O. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. Şiir: Üstadın aşktır senin. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım. senin uyruğunum. Size demiyor Her görünüşe muyum ki. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. şeytanın hilesiydi.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. «Beyazım.» buyurdu. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur. tecrübe sahibidir. soğukluğu açıktan belli olur. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. O ahmak bir iş yapar. ikinci lokmaya. Yarabbi. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak. Görmüyor musunuz ki.» der ama siyahtır o. ona göre konuşur. bir söz söyler ki. Mümin üzerine şükretmek gerektir. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. kitap da yazmamıştır. Hazreti Peygamber (S. Her nerede bir kavga görse. «Hak kulun aynasıdır. «Gel şu savaşı. «Dostunum. «Müminim. Garip hadisler arasında anlatırlar.» Ama istiyorum ki. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır. Yine hadiste.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur. «Ey Allah elçisi bize bildir. çünkü kâfir değildir. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan. Müslümamm. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler. kul da hakkın aynasıdır. şeytanın teşv'ki. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş. her fenden. kargadır. savaş sevdasındadır.» der. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. Ama söz eridir. artık heva ve hevesten de üzgünüm. ne de burada kalmak imkânı.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti. duygu ve düşünce yönün-dendir. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. Hayır. (M. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. Sana. Sahabeler. .» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur. tatlı dildir. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. Cebrail'in.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır.A. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. «Doğan kuşuyum. Müminin aynasıdır. zahir bilgisi. «Dürüst adamım. Olgun söz böyle dolgun olur. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun.» diyor ama dürüst değildir. «iyi davranış. O. Gönlü çaldıklarına bağlıdır. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan.» dediler. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor.» der ama değildir. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz. «Mümin. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum. Bundan daha önemlisi. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O.» Pişmanlık duysun. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı. ancak haraç verir. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır.» diyor ama imanı yoktur. çalışır ki. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar. kendi keyfimce yaşarım. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin. ince.yapamam. Ama bu pek yaygın değildir. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı. kendi havasına uyar atılır.» (M.

iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. sen Müslüman olarak öleceksin. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti.» demiş. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. dostluktan da değildir. arada duraklıyor. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. Şeyh. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. ne Mecusîlikten. «kulların zindanı. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı. «Ey ulu sultan. Onlar bu hali yorgunluk. «Dünya müminin zindanıdır. dostu uyurken biri gelsin. Ama Hoca işi sezmişti. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir. Her ikisi de birdir. Hayret edilecek nokta şudur ki. «Zindan nerede?» diyorum. (M. ne iman.» dedi. namaz vakti geçsin. «Şimdi bende ne küfür kaldı. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur. Ancak şu.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. O da öteki gibi gülmez ve der ki. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. Senin huzuruna geldim. Senin perhizin. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor. «müminlerin zindanı.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. bir din bilginiydi. Ancak o hazret. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. «Getir şu pabuçlarımı. Dost ile her ne gelirse. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor. «Gel de şimdi anlat bakayım. ahval şöyledir.» dedi sultan. alsın da giysin diye. çirkin hayallerle oyalanmak. yahut nezaket icabı sanırlar. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. Topal eşeği bana getirdin. zindanı kendimize bostan yaparız. der geçersin. kâfir ölmeyeceksin. Şimdi söylemek gerekir ki. Biliyorlardı ki.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz.. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. Nasıl ki o gün demişti ki:. Şeyh ona seslendi.» anlamındaki hadiste şaşaladım. her saat yüzüstü kapanıyor.. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. güzel bir eşek.» dedi. «Sen lük.» . Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki. Meliki Âdil ona çok inanırdı. Kendimde küfürden de. Zaten doğru konuşmak lâzımdır.» Bu yol çok çetindir. vesveselerle. daha geniş. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır. Ne Yahudilikten. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. imandan da bir şey bulamadım. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir. daha hoş ve aydındır. eteğini çeksin. çabuk çabuk. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. helak oldu. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi.A. yönünden değildi. feleklerden daha büyük. Başı sonu belli değildir. Kullar başka bir toplumdur.» dememiştir. Hoca. o Fatiha okumasını bile beceremez. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. kurtulacaksın ateşten. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz.Dostluk o mudur ki. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. «Bu adam Farsçadan anlamaz. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. Allah kelâmıdır. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin. Ne çar'e ki. Ben onlara (M.» Bu hoşgörme. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. yahut başka sebeplere yorarlar. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. derler.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir. Gönül ki. göklerden. Şimdi öyle hoşum. elbisesinin bir kenarını açsın. Bundan dolayı âyette. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. Siyah şalvarlı denen.» Ona dediler ki. 170) Su sertçe akmaktadır. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. kendini karanlık bir âleme atmak. gizlice eteğini çekerler.

hizmet gönül hizmetidir. sizden de şifalar olsun demek. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. «İki horozun yok mu?» «Var. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur.» dedi. Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim.» Senden hapşırmak. Hazreti Ali daha cenkçi idi. ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir. Nasıl olur ki.dişi kerim değildir ki! Evet. Fare dağılmanın.» buyurulmuştur. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor. Yallah aslan gibi erkeksin. Eğer böyle olmasaydı. «Ey hoca. eteğimi tutmuyorsun. onun aksi sıfatı da vardır.» Ona dedim ki. sırlarını herkese açıklamazlar. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. «Ey ahmak. oradadır o. Nasıl ki. kerametleri gizlidir. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. Ben onun için öylesine kavgalar ettim. Ben dedim ki: O. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi.A. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. elinden âciz kalıyordum. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. «Tamam artık yüz sopa oldu. «Etrafında bulunanları kapan. onlar da gizlidirler. «Kabe'nin içine giren güvende olur. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar. Kerim. Ev bana çok yabancı geliyor. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. Ali için o öldü. (M. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur. Sonra diğer bir âyette. kedi topluluğun remzidir. korkular vardır. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. Nasıl ki. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir. Hiç olmazsa kaçarlardı. Tekrar hapşırdın mı. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre.» diyordu. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez.» dedi. onların her şeyi gizlidir. Ebubekr Ömer'e sormuştu: .A. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum. demiştir ki. Kendi kendine: «İş gönül işidir. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir. Bir sopa vurunca.» cehennemden söz edilmektedir.» Evet. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti. (M.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım. oruçtaki açlık nerede. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. onu görür görmez boynuna sarılayım. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir.» dedi. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. Meğerse sevdalı olmuştur. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. Şu halde demektir ki. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur. Bazı şeyler var ki. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır.) dininin yol kesicileridir.A. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. Bana böyle sövüp saymazdı. feryatlar.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi. Güya pazarı yakacaktı. yanlış okuyor. Birçok has Allah erleri vardır ki. O biliyordu ki herkese.» O erkek . Lâkin yine Yahudi olarak öldü.) düşmanı da Yahudi idi. 172) Korkma hemen söyle. bu fareleri temizlemeye çalışırlar. yaraşır. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. Âyette. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. Artık gideyim dedim. «Senin için pirinç mi pişirelim. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor. Gizli bir topluluk da vardır ki. Bu bağa gitmenin etkisidir. Hiç şüphe yoktur bunda. Ona lütuf da yaraşır kahr da. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu. Çünkü zıp. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. Benim çöme-zimdir. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. Hakkın terbiyesindendir. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. zıp sıçrıyor. bu günahsız Kimya'dandır. Yanmak ona derler ki. birleşebilselerdi. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. Benim adımı ona söyle. kudretli bir kişisin. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. evet oradadır. O bana karşılık olarak bunu yapar. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. söyleyemem. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. Ondan çok zahmet çektim. Bundan faydalandın. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S. Sen ise gidiyorsun.

.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. Bunlardan da kâh birinden. Bu sefer feryada başladı. «Senden adalet yağıyor. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü. karşısına geldi. Tekrar inancı bozuldu. Ancak başlangıçta görüyordum ki. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin. Bu zevk sahibi bir adamdır. Aynı zevk ona da erişti. kâh ötekinden şeftali topluyor.» «Doğru söylüyorsun. hakkı gözetirim.» dedi. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir. Hazreti Muhammed (S. Ama içim çok hararetli idi. Rubai: O put. Şimdi sen bana söyle bakayım. onlar imanlı kişilerden değildirler. eksikliktir. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. bozgunluğu önledim. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü. benim de maksadım bu idi. Yarlıganmayı da. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü. bunu istiyordum zaten. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm. Zaten bende söz kalmadı. başka bir sefer daha söz. İstiyordum ki. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü.» Nasıl ki. istedi ki geri dönsün. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. bir hafta hamamda kalmış. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir. perhiz ettim. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. Ben hiç kimse için. Sordu. Hakikatte o bir dosttur. günahkârdır.» dedi. Yüzüstü düştü ki. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı.) bile. ne de kötülük düşünürüm.» İnanmıyordu. «Böylece fesadı. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim.» dediler. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin. meclisimizin süsüydü. «O fasıktır. dilberiydi. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. Ben de. sevgim vardı. bir ayağını o delikanlının kucağına.» diyemem. onu ziyarete koştu. pek levend bir boyu var. Bir şeyden anlamaz. «Doğru söylüyorlar. Koşarak geldi ve gördü ki. ona çok iltifat gösterdi. Ama daha çok onunla konuşurum. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. şeyh arkasından seslendi. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları. Şimdi mecliste değil.» dedi.» buyurdular. beraberce oturdu. (M. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu. aşırayım da onları susturayım.A. Bu saatte de zararlı çıkardık. «Başını yere koymak. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. bir çılgın gibiydi. Asıl söz eri. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. selâm verdi almadı. Ben diyorum ki. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm. dedim. O zaman bu hal yok idi. vücudunu ayakta tutmak ayıptır. henüz satranç oynamakta.» dedi. Onun hali nasıl olacaktır ki. sonra içeri geldi. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim. Vaiz başladı. Konuşmak düşüncesinde değildir. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir. «Bidatçıyım. Müminler tek bir vücut gibidir. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o.» buyuruyor. Şaşırmış hayran kalmıştı. bu namazın hakikati. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. Ateş mangalında kebap pişiriyor. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. o buradan gitmeye karar vermiştir. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. su döktü ve meclisten dışarı çıktı.» derler. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır.

Perhiz yapıyorsun. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. Onu görmek imkânı da yoktuf. gideyim. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. anlamak da istemezler. İçi boş ise. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. gideyim. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. beşma vurarak. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür.» dedi. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. der. eteğini boynuna atmış. iman getirir. Cehennem benden sorar. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun.» der. (M. Böylece birlikte olalım. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. nerede diye sorarım. Dedi ki.» Bana para verdi. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. Belki âciz ve zavallı biridir o. «Gerektir ki dışarda kalayım. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. önce kapıdan bakarım. Yersiz. benden çekinmekte ve korkmaktadır. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. O halde bana da izin ver. külah ister. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. Yallah ki. Benim onunla görülecek başka işim yok. Birkaç kerre gördümki. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor. benim seninle işim yok. Benim cehennemim. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. Onu bana ver. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz. işleri ondan başkadır. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe. söyle ki. Bugün tekrar tövbe etti. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. (M. Gizlice kendini dışarı attı. asla!» diyordum. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. Halk Yahudilere bile. «Hayır. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki.» dedi. Çünkü onu bağda göremiyecek. benim sevgilim senin önündedir. Nasıl ki Şahap Herive. şahit olunuz. onu bana bağışla. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. Beni cennetin kapısına götürseler. kendisi sentaks olmuştur. Allahya ant içerim ki. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin.» demişlerdi. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. bana zehir tiryaktır. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. gözünde yaş b'rikir. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. şimdi artık hiç günahım yok. O orada mıdır? Orada yoksa. asla. Eğer ben suçlu isem. Bana güldü. Bunu söyleyince gitti. hatta Çelebiden. Öyleki. tekrar içeriye uğrar. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. lütuf da vardır. hiçe sayıyorsun. . Ben kötü ettim. Diyorum ki. Bana. Her zaman böyle olur. Bunun delili de. Sen bilirsin. Zaten onun Allah olması imkânsızdır.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. Tekrar bağa dönmek de boşunadır. kolaylık göstermekte kahır da vardır. o kimsenin haberi vardır ki. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. içini o marifetten boşaltmak gerekir. Bu gün beni bırakmazlar ki. Ona. söyleniyordu. Hazreti Ebubekr. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. «Benim bir arzum var. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. Zaman zaman da. Sana. (M. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. yine o kimseler toplansınlar. falanın yanında yatar. başka anlamda söyleyeyim. selâm verirken bugün bizi sormuyor. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. O zaman zaman bizi gerçekler. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. Eser hemen açıkça görüldü. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. Hayır onu gözümle görmeliyim. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. O ihtiyara. farkında olmaz. ben bunu kırayım dedim. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. Ben diyorum ki. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. Orada Bedr'e gitti dediler. O kimseler ki içerden değildir. «Otur!» diye söylediği yere gitti. Davette. Benim. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir.» Sentakstan. cemaat dağılmıştır. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. sen bilirsin. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. demektir.» diyor. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. Kerim'in.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet.

imamlar uygun görmüyorlar. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur. gözü arkada kalmasıdır. Benim nazarım. Hani nerede araştırın da bakın.» dedi.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. «Şimdi sen ona yapışma. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım. (M. evet diyorsun. hem can olsun? Bu imkânsızdır. onun gönlü bende. Onun aslı külhancıdır.» dedi. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun. Ben kılıç ile teklifsizim. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur. Bir zamiri. Dışarı çıkmadı. Asıl beni üzen. Başkaları da senin imamın.» dedi. bir ara geleyim.» «Böyle söyleme. gizli sözü anladı. Eğer konuşuyorsun dersem.» dedi.179) O kimse candır. Benden rica etti. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. söylenir durur. «Ben seni istemiyorum. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz. îşte . o iyi bir kadındır. Padişah yolunu çevirdi.» dedi. Bundan keder yoktur.» dedi. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. «Teferrüç yani gezinti. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü. o büyüklenmezdi. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. tekrar söyle. Bunu yapmıyorsam erkekli. «Aman işitiyor. iki ay otursun. Bu işten dolayı özür dilemektedir. niçin evet demiyorsun. bir ev tutsun da gitsin. Beni bilirler. ona öyle bir şey yaptım ki. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. «Ne dedim ki işitsin.» Firavun ve Nemrut için. birer birer yoldum. Bir zümre vardır ki. kendini asla aziz saymazdı. (M. Sonra bu. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki. «Şu tarafa gidelim. Ona kendi gözü ile bakmayın.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen. karıma böyle dedim. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum.» diye soruyorsun. Padişahın biri. Ona. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. iki yıl otursun. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. «Gönlüm böyle istedi. «Bedr'e ne yapar?» dedim.» cevabını verdi. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir.» diyor. ğim icabıdır. bacım kesiyorlardı sanki. külhancı ile kavga eder. Eğer varsa söyle. «Külhancılara değil. Ben zaten itiraz ediyorum.» (Âli İmran sûresi. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil. Bu. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı. «Bu açık sözleri işitir. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar. O. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar. Görüyorsun ki. cariyeme bunu söyledim. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım. Adamın sakalını tuttum. «Ona on gün mühlet ver. ona uygunsuz sözler söyledi. Bu itiraz demektir. Allahdan üstün kimse var mıdır ki. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. «Nasıl olur?» dedi. Şahit getireyim.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. Ne dedim ki. Böyle yaparsa. Kaynanama şöyle dedim. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. (gizli bir sözü) var.» dedi. yol. Külhancı. O kötü huylu koca. benim nikâhıma girmiş. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. 178) Karnı yırtılıyor.» «Ona söyle ki. Bu görünürde böyle değildi. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki.» dedim. bana ayıp olurdu. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. üstünde sövdü saydı. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle. Sen başkalarının imamlarındansın. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam. kendi bilgisi perde oldu. başkaları da ibret alsın. hem kalıp olsun. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer. elimi eteğimi bağlayan nokta.» dedim.

akılla bayındırlaştırırlar. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. Bayezid'in. (M.» sözü daha kapalıcadır. Eğer sorsalardı.Kuran'da buyurulduğu gibi. ayıplamalar başlar. O güzel sözlerden. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. Ama önce inkâr ettirir. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. Bu. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki. bunu artırabilirler de. hali olur. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir. ama. Senin elin ayağın taklit ile uzanır. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. 180) Hazreti Muhammed (S. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın. Bu zordur. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir. Olur bu işler olur. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. Açık ve kapalı anlatılmıştır. uyanık gönüller uykuda da iş görür. «Ben. . İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. Senin görüşün onun sıfatları iledir. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. ona gülmüştünüz. şikâyetler. soru yönünden söylemişti.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor.A. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok. bu da onun aynıdır. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur. o halin. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm.. bana olan saygıyı artırmış olurlar. ben miyim? Vardır diyorum. geri al derim. o benlik davası kendisinden gitsin.» buyurdu. Bütün zamanlar.» dedi. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler. Güneş yerine çıra yakar o zavallı. Pisliklere. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. Söz ancak onun sözüdür. karanlıklara ve oburluğa. her hangi biriniz gibi değilim. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır. 181) ister değişik olsun. «Kendimi kutlarım. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. Yarın vaiz etmek gerekiyor. Bunu. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca. bu icar sözleşmesini bozsunlar. dil işi değil muamele işidir. Herkes. Hazreti Mustafa'ya (S.» buyuruyor ki.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. her hangi biriniz gibi değilim. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M. ama bir kapı açılmıştır. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır. birçok gizli noktalar açıklanırdı. aynı âyetin sonunda.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki. Allah işidir bu. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. bir de bilgide uzman olanlar. ne de maksat ve manâsım anlarlar. Bu sözleşmeyi bozmak olur. Onu uygulamak ister. O beni yedirir içirir. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim. Senin söz üstadın bilmiyorum.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. de ki.» sözü pervasızcadır. Bu söz her iki anlamın dışında değildir.» yolundaki sözleri. ister olmasın. Allahnız tek Allah'dır. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). ancak Allah vardır. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. «Onu bir Allah bilir. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar. Bazı gerçekçi araştırmacılar. Bu bana da yaraşmaz. Allahmın yanında gecelerim. Nasıl ki. gaflet uykusundan uyanırlar. Bazıları görünüşte onu yok ederler. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. böyle söyle. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. Hallac'ın «Ben Hakkım. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı.» (Kehf sûresi. Çare yoktur. güçlenir.

Eğer bırakırlarsa işler iyi olur. ikinci gün bir kaç altın verdi.» derse o başka.» dedi. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. Diyordum ki: Yol. açık söylüyorum. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. bunun için hikâyelerin en güzeli. İçimde bir müjde sevinci vardı. büyüklük Mevlânâ'dandır. Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. Bu Lala işidir.A. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. Bu.» dedi.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır. gırtlağın ki. Lala hikayesini birinci gün yasakladı. bundan önce kılıyordun. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim.» (Müminun sûresi. yeryüzünde değildim. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. . Her gün bir satır okursan böyle olur. Rum diyarında kadılar kadısıyım. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler.)' yüzüğünü çevirince.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman.» dediler. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır. başka sözlerle meşgul olursun. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz. Sen namaz kılmıyorsun. Allahtan korkmazlar. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz.» dediler. Halifenin ya-kınlarındanım. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır. ev gibi değildir. bu sıkıntı ona bağlı olurdu.ve öyle adlandırdılar. Hazreti Muhammed (S. Allahnın. 182) Nerede o biricik evlât ki. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak. Biz. «Bir oğlanı seviyor. «O pislik yuvasıdır. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum.» Uzaklık. Ey senin o. Ama gördük kü bu vaiz. O bir köşeden geldi. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. Güya havalarda uçuyordum. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler. Kitabım boynumda. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti. (M. artık bizden vaiz istemiyecek. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı. «Bu karanlıklar içinde oldu. İyi bil ki. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor.» dedi. hep biricik oğlunu arasın? (M. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır. «Bu böyledir. beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. insanoğlu değilsen hayır. yarın yerleri cehennem olacaktır.» dedi. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. «Bana bir iş buyur.

bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. geride başka insanlar da var. O iman karşısına gelince. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. hep uğraşırlar ki. Ama onda halk için faydalar vardır. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. kuvvet yardır. Senin güzel bir cariyen olsa. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. Her millette erkek de dişi de vardır. Şiir: Hârâbat ehli oldum. Bunu öğren ki.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. Çocuğun biri. 185) Küfür bile çirkin değildir. Allah bilir. ama bir ölçüye göre. kimse kendisini tanımasın. bozuk ve çirkin görünür. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. Bunun misali. Fakat bakıra . ona. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. yaramazlıklar yapar ki. hem güzel var. O nerede. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. onların hangisi erkek hangisi dişidir. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. örtünsün diye. gamdan kurtuldum. binlerce cilveler. bu nerede? Bu birinin yaptığı. nükteler vardır. bunlar. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti. onun sağlam zünnarı ile bağladım. biri bir şey bulamadığından aç durur. Yoksa kendi nefsinde güzeldir. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. (M. Bende hem şarap var. Akıllı adam onu bilir. O özgür erlere hizmet yolunda. Ancak bir toplumda yoktur. O kimdir ki. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum. Nihayet kendinden insaf et bir kere. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. Bende ne zabitlik kaldı. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. bu bana bir başlangıçtır dersin. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir.Herkes mademki onunla kendini süsler. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. oturdu. hem ışık. Bari onun sözü. öte tarafta yersin. Deniyor ki. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. Demir nefsinde demirdir. serttir. hanımının erkek kardeşi de onu görse. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. Bizim aşinamız. ne çare ki. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. (M. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. Belimi. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. erkek ve dişidir. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. sırf sevap kazanması için tutar. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. ne Kuran okuma kaygısı.

Çünkü bakır her şeye elverişlidir. îsrar edersek evet der. çünkü biz gittik elden. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. Diyelim ki. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M. Artık el açma bize. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. sudan çıkmaz. Dediniz ki. Sonunda anlaşıldı.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki.göre derecesi daha aşağıdır. onun hiç bir bilgisi yok demektir. Başka maksatları da olamaz. O yavrunun yüzünden. yine gider. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır. Ama balığın suda yaşadığını isbat için. kimya işinde elverişlidir. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. Bunlar bir toplumdur . isbata hacet yoktur. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. onları ilgilendirir. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. çok güzeldir ama. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. Gümüşe sıra gelinceye kadar. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki.. göklerden dalga dalga nur yağıyor. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. ne iyi olur. her kılığa girer. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. bunu kabul edenlere de engel oluruz. demirden ziyade. Görüyorum ki. onun suda yaşamasıdır. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye.» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. onlar benimkilerdir. bir zümreye yeşil. mücevher. 186) Şiir: Ay yükseldi. davaya. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. Vezir. Halife bir zümreye beyaz. O bununla övünür ve onu bozmaz. nefsiyle bilir.» deriz. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. Onun bundan başka işi yoktur. Ancak onun vezir ve. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. Eğer böyle olmasa. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. su korkusu ile öldüğünü görürsen. hayınlık ederiz. Çünkü o suda yaşar. o balık değildir. onu affeder. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir. şahide. Kuran'da. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. altın. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. Öyle ise en azından ona. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. Halife kendisi için iyi olanları bilir.

onlara iki akça verip. düşmanın oyununu görebile-sin. çünkü hastaydı. karara saygı göstermek gereklidir. uçtu gitti. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın.» diyorum. Sen büyükler . bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. Öyle nazeninler ki. biz ne biliyoruz. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. Artık bir şey söylemez. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım. uzaktan huzurda olursa.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. Eğer yal-nızsa. benim babam ol!» diyordu. ne yapayım. Bu azarlama onlar içindir. seni isterim dedim. Ben ona. Sözünden başka hali de değişti. sen Bayezid'in mertebesindesin. şahitler meclistekiler benden uzakta. onun hastası olmuştu. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. kılı kırk yaran. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. bu hal ehlinin kulu kölesiyim. O başka mesele. dediler. O seni açtıkça açılıyorsun.» Parmakla dokundum. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca. Allah'dan Allah'yı istedi. Kerim'e söyledim. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. Onların duyduklarını duyanlardanım. ne yaptım ki. îş arasında el çırpanlara. beni buna zorluyordu.» dedi. filan kişi filanı istedi. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı.ki. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun. (M. Ama bütün içim sözlerle. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın.» «öyleyse.» dedi. Şemseddin sizden bahsediyor. Ondan sordum. bu meseleleri kesip atsın. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. onu övünce. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. «Hele bir sor. Alâeddin'e. falan evde öleceğim. artık hiç bir şey söyleyemedim. satranç oynayanlara. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki. manalarla dopdolu idi. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. karanlıktadırlar. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. neye karar verirse inayetle baş eğmek. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. ben söyledim. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. O. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. Ama kendimi tutabildim. ona bir ziyan erişirse yazık olur. deyimlerle.. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı. onun gönlünde parlayan. kaseyi doldurup götürebilirsin. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. beni kurtardı. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar. ben de başımla işaret ettim. 187) Allah bizim aramızdadır. Gerekirdi ki. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki. Eğer iki dost. ona bir şeyler doğuyordu. değildir. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. kendisi bilir. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. Bununla beraber zordur. O kimdir diye sorarlarsa. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. Erkeklik odur ki. O gece. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. Bizim nazenin kullarımızdan biri.» der. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. «Düşmanın oyununa dikkat et. bana sordu. Onun çocukları için oldum.» der.» O övmeye başladı. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. «Bana gel. Bir daha ağzım açılmadı. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. ondan bir elma istedim.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. Yalnızdır. kendine oyun oynuyorsun demektir. «Susun. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile.» dedi.. nurun etkisiydi. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir. Ama burada karar iş arasında veriliyor. o ayırt etsin. Ona bir peri verdim ki. 188) Ben çocuktum. hayır ben. Bu saatte ne var ki. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. Başım salladı. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. diyordum. Öfkem geçsin diye. O bizden atılmıştır. bana verdi. ben. gemiye atlayanlara. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki. O Hâcegî denilen. (M. Benden çok incindiler.

böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin. bir satır bile olsa bu lâzım. Geceleri uyku uyumuyor. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. (M. Allah sevgililerinin sözüdür. cevheri kırma . bu kulundan ne istiyorsun?» diyor.» buyurulmuştur. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. «Ben seni bu iş için tutuyorum. bana hiç ayakbağı olmasın. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler.. Onlara bir kâr kokusu gider. öteki başıboş ve yularsızdır. baş sallıyorsunuz. Bu çok garip şeydir. Soruda. İçerde dağ gibi.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. ama küfrün de rengi ve kokusu. vücutlarında parlar. dayanamadım. Nasıl olur da erlere hizmet eder. 190) Ama işitirse benden incinir. Mademki yanıyor-sun. neşelenirler. söz söylemez. Onun vakti dardır.» Evet.» buyuruyor. Söz Allahnın sözüdür. şüphelidir de. Hak âleminden hiç haberi yoktu.» deyince. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. Ancak iş iyi gitmedi derler. birlikte olalım. Eğer doğru söylüyorsan. Allah. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar. Şimdi nerede o dizgin çekme. der. «Tahammül et!» der. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir.» derler. hiç bir şey. insan. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. «Ne türlü nefesler vuruyor. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. Sizden sonra. «Bu nasıl raks?» deseniz. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir. Başka biri. O. Hak onların yüzlerinde. utancı. dışarıda saman çöpü gibidirler. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. o başkalarına söz verir. büyük bir bilgindir. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. gazel okumaz. bir şey okusun. bize göre onun âlemi başkadır. Ama bununla değil. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. «Yârabbî yandım artık. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. ne malını satan satış yapacak. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. cevapta terbiyesizce davranırdı. Derviş de. bu. işitmiştim ki. mest olurlar. 189) Bana dedi ki: «O. îster ki siz mescitte olasınız.» demişlerdir. Su dağıtılan yerde bana bir. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. îşte bu çirkin bir şeydir. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. Hak benim elimdedir. (M. Yani sizin önünüzde olmasın. onlarda açıkça belirirdi. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir. Derviş ham hayaller peşindedir. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. Su üstünde yaprak gibi yürürler. Bana. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi.» Ona inanmıştım.. onun görüşünden gizli değildir. Her gün gerektir ki. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte. Şimdi iyi sohbete dikkat et. sözünden dönerdi. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. Bütün vücudu dil kesilmişti. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası. «Yandım bu ıstıraba. yemek içmek düşüncesi. yüz bin dağ gibi ağır. işimi öğretiyor. şöyledir böyledir. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır. Bir vakit hizmet etsin. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. ürkerler. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. ama benimle birlikte değildir.

Nasıl ki.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. Çünkü onlar. Öteki de arkadan atladı. O. nakısı ve sureti görürler. yaptığım hata. Pek açık bir gerçektir ki. Şah. «Mademki beni astıracaksın. (onlara ne olduğunu Allah bilir). ben de senin kulunum!» deyip. hiç bir şey demedi. Kuran'da. coşup köpürmez. Senin gamının bulutları gelmedikçe.» Bu: sır içindeki hikmet. damlatır. Sofracı. Yani sır (gizlilik). Ancak gülerek. önemli bir şey değildi. Zahirde de bâtında da. Sarayın sofracıbaşısı. Bazılarını. galiba onları aşağı çektiler. Nihayet ırmağın. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. şeytan işidir. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. Allah ona. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. Başka bir şey bilmiyoruz. o «Başın için!» diye ant içer. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. Türkü. başka bir şey yapamaz. onun maksadı odur. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. denize girince de beraber girerler. Hintliyi. etrafa yayılır ve bulaşır. hayır. küp. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. bütün peygamberlerin mucizeleri. cevheri benden sorasın diye kırdım. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle.» der. hep görünüşe bakar. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. ama lanet olsun o alçağa ki. «Vay yavrucuklar gitti. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. asılmaya değsin. «Oyun . sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır. Tövbe. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. taştan daima sakınır. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. babam da yanımda idi. yalnız kaldığın zaman.hikâyesini andırır. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. Acele edenler. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur.. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. demek gerektir. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. Bunun sebebi de senin yalvarman. «Allahm! Sen benim ilâhımsın. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. sonra herkese karşı. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. boğuldu!» derler. Yani hoş geldin. güle güle. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. Sevgili âşı-kma sorar. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. olduğu yerde sayar. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. senin gibi birini doğurmuş. Hatada. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. Arabi da. Şahın üstüne yemek. «Yemin et!» deyince. ağlayıp feryat etmendir. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. 192) Sonra. Acele. dalgalanmak ister. Biri hemen. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. «Asın şunu!» diye emreder. 24) deme. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. Kırıtırsa. Ama yalnız küp. taşın karşısında zavallı kalır. Tam iki yıl yol yürüdüler. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli.

sen fena yaptın. seni ve beni bu yüzden korudu. Nuh Peygamber. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır. (M. Her biri. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. çok hayret ederlerdi. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. «Ona iyisini verin. içeriye giremedi. pisliklerini süpüreyim. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur. hemen aynı günde geri döndü. her gün bir kaç semti dolaşırdı. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. Öğretmenlik yapıyordum. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. bize bir cilve gösterdi. konuşsun.» dedi. Şimdi yapamıyorum. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. Başlarını eğdiler. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. yüz yirmi yıldan . Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. o da öğretmenlik yapıyordu. Bana böyle yerler. biraz sabırlı ol. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. öteki boş lâftır. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. para ve rahat lâzım değil. Geceleri tahta çıkar otururum.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. Bazılarım atlatıyor. söyleyiniz ki. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. Özür dileyerek. «Bu adam ne diyor. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. şöyle yaptın böyle yaptın. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». hayır hayır! dedim. sabaha karşı onu döküntülerini. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. demez. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. Padişaha haber verdiler. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. İşittiler. Eteğinden yakaladı ve sordu. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. Kimse bana. «Evet» dedi. mantıkçı mı?» dedi. sessizce orada oturayım. benim makamım burası olur. Kedi savuşturdu.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. çok uzaktır derlerdi. îzin almasına imkân kalmadı. Ben konuştum. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. başım sallayarak. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun.» dedim. Ansızın bir şey işitildi. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. Ben bunlardan kaçtım. Eğer ben iyi insan isem. Bu çok zor bir durum. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. Ben bu adamdan ummazdım ki. terlemeye başladı. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. bir de şu duvar var. Ben dışarı çıkayım. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. eteğini öptü. Bu sözler hiç kimsede yoktur. Evet. İşte Alâeddin konuşuyor. imana davet ederdi. Celâleddin de konuşacak. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. Ama bu bir kaza idi. bir başkası götürdü. tozunu bulamazsınız. böyle bir söz üstadının izini.

her gün bir semti beş kere dolaşırdı. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. Hazreti Peygamber. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. Ama ben açıkça. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. Buna güç yetiremezler. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. Evet. Onun için bir engel de yoktu. Çeşitli rivayetler vardır. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin.» Bunu düşünmeye. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. ona karşı sert davranmak gerekmez. Müslümanlık doğru sözdür. yiyeyim. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. yediler böylece oruç tutuyorlardı. gibi bir çok yorumlar yaptılar. Bin yıl imana davet etti. İşi bozuldu. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar.) halidir. Burada. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. yolunu kaybetmiş değildi. Bu kadının tuhaf bir isteği var. secdeye kapanmış. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. dediler. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. elini. Nasıl ki. bu uyanıklık. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. ekmek. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. 196) Ona mimber değil. nur uğruna ateşe düşüp yandı. o adı onun yanına götür. A. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. ateş şeklinde görünmüştü. Ancak o sövdü saydı. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. . yalnız kendini şaşırmış. Nasıl ki Şeyh. Onların aradıkları. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. Dışarı atarım. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. Ancak her kesin bir huyu vardır. Burada iş aksinedir. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. Dünyanın yaratılışından maksat. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. ona. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. benimle iftar ettiler. Meğerse onlara kötü ile iyinin. Bir şey getirin ki. demiyorum. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. işte o hal. Davet işinde biri vardır ki. elsiz ayaksız kalırlardı. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. Akılları başlarındadır. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. işkence yapsınlar. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. Beni davet ettiler. Onlar nerede. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. gül yerine diken ve çalı diker.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. iki parça ettiler sanırsın. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. Binlerce teşekkür ettiler. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. Nasıl ki. ekmekçi ve kasap değildir. yaralarlardı. Nasıl ki. . başkalarının düşünceleri de daha başkadır. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. o yönden bir kuvvet vardır. onların sözlerini kabul ediyorum. katlanayım. Ama dıştan kâfir görünür. (M. darağacı yakışır. sesini kesmez. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. onu döverler. kâfir. ancak Hakkın hazinesidir. 195) Susayım. davet doğrudur. Benim yanıma getirirler ki. dedim. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. Onlarda. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. Şiir: Bir kimse ki. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. Bizim gidişimizden öfkelenir.

» dedi. yüzüğü onlara gösterdi. Orada boş sözler var. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü.» dediler. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı.aralık geri kalmıştı. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını. Bana haram olur.» dediler. «Ne yazık ki koyun kesmedim. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç. «Eyvah geldiler.» dedi. bari tamburumu verin de işime gideyim. «Aman. Şah bunları yedi. «Bize misafir gelir misin?» derdi. kulağına boş sözler söyleyeyim. vezirler sıralanmış. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi.» dedi. «Öldüm. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler. uzaktan duymazsın belki.» «Çok konuşma kalk!» dediler. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin.» cevabını verdi. «Seni Şah istiyor. «Gözlerin rahatsız olmuştur. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım. Kalkmadı. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. konuşuyorsun?» Değirmenci. Hepsi yüzüstü kapandılar. Büyükler nezaketlidirler. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular. Mevlânâ böyledir. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani. boynuna bir ip bağladılar. peynir ne varsa getireyim.» dediler..» dedi. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin. «Ancak kalan yiyecek budur. her şeyden önce yemek getirsinler diye. «Size un vereyim saç ekmeği. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. Adamcağız. beklemeye takat getiremez. geri döndü. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım. Mahmud kendi kendine. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. içeri girerek tekrar. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk.» «Kalk!» dediler.» der. işi daha iyi oldu.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem. ne saçmalar soyuyorsun.» diyerek onu inandırmak istedi. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. «Var ama önce bir selâm ver. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu.» «Kalk.Ey yüce bilgin Mevlânâ. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı. «Ama sen nasıl ölüsün ki. yoğurt. sonra da konuk ister misin diye sor. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım. Çeke çeke götürdüler. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. Sakın gönlün incinmesin.» dedi. (M. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı. çok acıkmıştı. «Bir saat kadar gel de görelim seni.» Bir ırmak kenarına götürdü. «Sizler çok cömert insanlarsınız. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı. Sonra. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler.» dedi. Sonra tekrar geldi. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı. (M. Diyorsun ki.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık. kalk» dediler. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de. süt. bu iş çetindir. «Öğütülen un yetim malıdır. çocuk içinden tekrar. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. Değirmenci giderken pişman oldu. Çocuk ne görsün bütün beyler. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. Karşılıklı sorular. bir «Lahavle.» dedi. 198) Şah oradan ayrıldı. Şah konuşmaya başladı. Senden incindi. Yine kalkmadı. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir. kalmamış. Değirmenci. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın.» dedi. onun da gönlünü hoş edeyim. yanındakilerine. Mertebesi yükseldi. incinmesin. İçinden bir «Ah!» çekti.» «Ama çok iyi öğütürüm. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. Çocuğa «Selâmün aleyküm. dedi ki. kapıyı kırdılar. «Kalk!» dediler. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş. «Eğer olsaydı biz yerdik. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum. «Eyvah. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin. Onu saygı ile karşıladılar. «Kalk çabuk seni Şah istiyor. «Sanıyorum ki. Çocuk.» buradan gideyim. yoğurt vereyim ki. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi.» der.» «Burası mescittir. eğer vermezlerse ben alır sana veririm. (M. «Aleyküm selâm. yemeğini nasıl yiyebilirim.

» dediler. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. kabul ettim.» Değirmenci yüzüstü düştü. Elimi kalbime koydum. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek.aradı. bir kerede ölüp kurtulamayacaksın.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı.» dedi.» diye seslendiler. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. Adamı tımarhaneye soktular. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim. sen de kötü mükâfat veriyorsun. «Artık benden ne istiyorsunuz. dedi. daha serseri bir suçlu gelir.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin. geleceğim dedim. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. Kadının önüne oturttular. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. ne dersin?» diye sordu.» dedim. Ancak Sultana. adamı kıskıvrak bağlasınlar.» dedi. Uykumu ver ki yemeyeyim.» Mademki kulağıma söylüyorsun.. Şahın huzuruna götürdüler. Beyit: Ben kötülük yaptım. «Kalk çık dışarı. yahut edebini takınmak. orada cevabını ver!» dediler. Kendini deliliğe vurmuştu. karnım davula döndü. «Be adam. Arkasından koştular. Derler ki. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler. ama belki daha beter bir belâya uğratacak. «Daha ne kadar yiyeceksin. Ona çocuk kaçtı. Sonra «Onu geri çağırın.. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam. «Sen öyle bir adamsın ki. «Ham ham. uykumu kaçırmak için.» dedi. yüz top istanbul atlası. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı. yalvardılar. öp artık kaçıyorum öp. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın. önce bir adam gösterdim.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar.» Kadı. «Onu getirin!» dediler.» dedi. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. bir zaman da bu adamın şeytanı. yüz kat başkaca elbise dava . Hep yedim. Üç gün geçtikten sonra. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. Bin dirhem bağışta bulunmalarını. O bununla gelmez dedim. «Hayır. «Ham ham. Değirmenci. cehennem gibi bir işkembesi vardı. Tekrar hücreye gidiyordum. Yüz Bağdat çarşafı.» Üç kere dışarı çıktım. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu.» «Saygılarımı sunarım. Gizlice ötekilerine emir verdi.» dedi Şah. bırakın ki öleyim!» dedi. bir kat elbise vermelerim. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari. Adamcağız. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi.» «Gel. Bu onların körlüğünden ileri geliyor. «Adamcağız. her gün beş kilo ekmek yerdi.» dedi. elimi de bırakıyorum. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. Çağıranlara yalvarmaya başladı. bir solukluk canım kalmıştır. yeter!» dediler. senden davacı var. ama onu göremedi. «Gel!» diye seslendiler. Şahın huzuruna çıkardılar.» dedi. bir melek varmış. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim. «Uykum kaçsın diye yiyorum. Nihayet. «Ah beni kandırdı.

» derim. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır.» buyuruyor. . Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse. «Bugün ham. orada yer tuttun.» buyuruyor. «Hayır. niçin inkâr edersin. Evet ver diyorsun. hoş söylüyorsun. Kadı.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye. ona inkâr etmesini öğretmiştir.» demek bir yorumdur. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil. yatakta uykusu gelmezdi. «Ben.ederler. O bunu yapmayaydı. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum. ham. Evet çetin iştir bu. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende. bir kaç gün dolaştın. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında.» der Kadı. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. Ben öyle bir Allahyı arıyorum.» buyurdu. O ayakkabı seni rahatsız etti. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. beni eziyor. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı. boynumuza sarılıp öpmelerinden.» âyetinden anlaşılıyor ki. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. Şüphe yok ki o Haktır. «Zararı yok. O zaman bir şey söylemedin. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur. Allah kendi arzusu ile iş yapsın.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. «Suçunu kabul ediyorsun. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin. «O haktır şüphes:'z. Evet güzel söylüyorsun.» Çünkü sen benim canımın içindesin. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de. Diyorsun ki: «Ben. Her bir âyette bir müjde var. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. beni de mutlu ettin. «Bunu da Müslümanlık say. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. Ye afiyet olsun üç lokma. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler. «înkâr ediyorum» der. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu. nazım yolu ile.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. Ona candan dua eder ve memnun olur. ona ant içtik dedin. (M. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. Ya bana senden bir gayret ister. «Afiyet olsun sana. Yani şüphesiz Allah Haktır. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. «Ve onların nefislerinde. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. ham. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. onunla daha çok vakit geçer. «Hayır. Sonra baştan savdık. «Ben böyle bir Allah'yı istemem. Can içinde etki yapıyorsun. bana uymak gerek. Bunu uygun görmem. O da. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim. Zaten yolda da bunu böyle istedim. mutlu ol oğlum. «Mümin pis olmaz. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım. Ulu Allah Kuran'da. Muhammed de Haktır. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. (M. Rahman sûresinde. bu benim elimde değildir.» dedi. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki. «Allah Kuran'ı ona öğretti. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz. evet ver diyorsun.» diyor. Hırkayı yırtmalı.» dedim. Ben vaz geçtim. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler. Ey Efendi. bütün âlemden el çektim. gönül açıklığıdır.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi. «Ham!» der. Onda ihtiyar yoktur. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. Konuk için. Bir söz söyledin. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. nihayet tekrar konuştun. «Bu hakkın gayretidir. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun. onlarla cilveleşir. «Şüphesiz o Haktır. Peygamber. kendinde bir hareket duyarsın. Ey tefsirciler. o Buharalının kapısındadır. Aksaray'a varırım. incinirdi. O tarafa düşmem yakındır. isterim ki. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. yoldan bir kızcağız geçer.» Kadı der ki. Çelebi! Bu isteklerinden. 201) Suçlu. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem.» der. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. Bu bana senden dilenmek demektir.» (M. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. yahut da sana karşı benden. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki.

Saf olur. Adına fereci dediler. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir.» Öyle ise sen failimuhtarsın.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. «Beni göremiyeceksin. 204) onda Kuran'ın manası vardır.» dedi.yanılmaz. Ancak mümin yalancı değildir. Firavun incinmezdi o sözden. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. Bin kelime mi söyledi. «Yanılmaz.» diyor. yani ağaç bile.eder. doğru yol budur diyorsun. konuşmadan geri çevirir. Ulu Allahnın. içinde ne varsa onu sızdırır. Mimber ağaç olduğu halde. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum. «İhtiyarsız. (M. Musa bir kaç adım geri döner. Ayrılığın. (M. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. yukarı çıktı ve onları ayırdı. (yani failimuhtar) değildir. ama o yine mümindir. «Akıl . bir . abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. Bir noktam var.Allah için dilediği gibi yapmaz. Her saatte binlerce cihanı mahveder. yine de. «Allahya iyilikle ödünç verin. Cim. 205) Benim huyum budur.» dedi. Mısra: Testi. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz. Ona. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler.» buyuruyor.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır. Fitne hiç yatışmadı. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. o da iki eliftir. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. hem de sen hidayet verebilirsin. saf küfür olur. «Yani. elife bağlıdır. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. hiç bir şey istemez. Ama daha fazlası elinden gelmez. imanla yalan bir arada yürümez. Dal harfine gelince. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır.» dedi. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor. o. Sonra be harfi geldi. yüce Allah.» dedi. ömür. Sen bir yol gösteriyorsun. zina. Ama yanılıyordu. Ama ben kabul etmiyorum. Aralarında. iki yönden eliften üstündür. Çünkü (M. O. Ona başka zaman gel der. Elif harfinin manası tamam olmaz. O dost başka sözleri de bilir. kâfir de küfürden. Herkes bir tarafa kaçtı. işte. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. Adamın biri cübbesini yırttı. demek istemiş ve onu yürütmüştür. Allah ona. Onun kâfirliği saf olur. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. «Onu o yoldan çıkaran benim. benim fere-cim. Mevlânâ bu kadar söz söyler. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. Hazreti ibrahim dedi ki:. Bir mezar taşında. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık.» Te geldi. Mimberin son basamağında durdu. dal harfini düşman bilirler. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. Bir topluluk. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. O imanlıdır. Dilediğini yapandır o. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. sonra sözü tükenir. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. demedim. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır. Günler bizim aramızdadır. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi. söyler. «Eyvah. Onu âciz kılacak. onun ayağına düştüler. Ona. ona engel olacak bir varlık yoktur.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. Onun en aşağı kullan. Bunları dünya ve ahirete atarım. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet. «Ey mimber! Sana söylemiyorum. Hemen Elifin manasıyım. der. içinden ona. başka konuşanların sözünü de konuşur.» anlamındaki âyet gelince. Sen. Cim daha uzakta idi. şahadet getirdi. «Başımda iki noktam var. sözleri arasında çelişki yoktur. elif harfin'n ayağına düştü. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar. Hak sözde buna imkân yoktur. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. yine o bilir. yolda seni köpek ısırmıştır. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu.

Hiç düzgün konuşmaktan. 206) Kendisinde güzellik olmayan. Şimdi bir yazı yazmak. Bir saat. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz. Sana anlatayım. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. onu tekrar okumak içindir. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. ben bir işe gidiyorum. vaktin çocuğu derler. Okursan o zaman düşünürsün. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. A. Nihayet işaret etti ki. Sofî için. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim.saattir diye yazılı idi. ibadete gidiyorum. erenlerin sözlerini araştırdım. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. Yani vaktine bağlı insan demektir. yavaşça. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. Onda da hiç boş yer göremedim. Başkalarını anmak. te . her şehirde bir destan var.» Hayırlı bir işe aracılık etti. acele gönül tarafına sefer ettim. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. fesahatten nasibim yoktu. Hemen. Eğer bu dağarcık olmasaydı.» dedi. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. başını çevirdi. bizim işlerimiz var. O işten hiç başımı kaldıramam. Gönül halinden bir nişan arıyordum. Ona hizmette bulunuyoruz. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. Ama tekrar okuyamazsan. nazar değmemek içindir. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. Ben hep emirle giderim. işaretle. «Lüzum yok. buna gerek yoktur. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. Onlardan her vadide. Şiir: Hikmet ehli. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. Bu.

Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü. velileri.» deyince bu söz Peygamberleri. Söylediğin (M. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. zavallılardan oluruz. Acaba ne yapacak diye. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım. Tebrizlilere eşek demiş. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. Sen bilmez misin ki. Bir hikmet içindir. gelmez ki. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur.harfidir yahut te'dir. bu sözü niçin söyler? Orada. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. hayır. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek. (M. O uygunsuz adam. Ağır davrandı. her bir parçasında başka bir âlem var. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. sıkıntılı zamanında da hoş olur. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. Allahyı inkâr etti. Ancak haberi olanlara haber verir ki. ve •Allah erlerini içine almaktadır. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir. M. Ona orada Şahap derler. içinde ne yağ kalır ne de tencere. A. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. Ben öyleyim ya. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. Gam içinde sevinç duyar.» dedi. vücudu böyle olur. belki H. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. O varlıkla dopdolu olunca. inayetini bir tarafa. Kuran'da. Birini çalgıcılığa çağırdılar. Ey efendi! Hayır. Horasan'dan gelmişti. ben onların en zavallısı kalırım. nihayet sende de var. sefa geldin dersin. Ama özrü kabahatından beterdi.» anlamındaki âyet açıktır. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. hiç kimseye değer vermezdi. Tebriz'de öyle insanlar var ki. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. «işte bu Allah eri olgun kişidir. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. haberi de yoktur. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. Sana göre her parçasında başka bir yön. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. Meğerse unutsun. O muratsızlıkta murat umudu vardır. unutsun. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. yanmayınca yüz dirhe. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. Halk o öğütleri kâh tutar. olur. Ama o neşeli anlarda olur.» diye yalvardı. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Bizim için en iyisi budur. ben şeytandan daha iyi bilirdim. şeytanı da bir tarafa koydu. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. Mert odur ki. Pişmiş et gider. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. azdıracağım. sözlerimden ürker ve bana dönerek. Meğer ki. O kendi işini yapmalıdır. Yoksa biri demirciye gelip. O Herive ki. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. . 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. bugün böyle ağrı çekmezdim. Başka bir tencere lâzım gelir. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik. Ya benim içimi. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. sert başlı adam. onlar yokken bir şey yapsın. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. Biliyordu ki. eşekliği yönünden. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. Çünkü kim bilir ki. kâh tutmaz. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. Benim için. Hoş hutbeler okursun. nasipsiz kalmasın.» dedi. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. Cevher gibi olmaz. O zaman büyük adam olur. Hoş geldin. Onun.

Dedi ki: Ey Mustafa! (S. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. Ben onun mezarına. A. Adam odur ki. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. Yani tamamladı. tabağın içine dolmuştu. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. (M. geçip gidenleri birer birer çözdüm. Tabağı ona gösterince. ama ne hemşeri. kaygısız yemek yesin. Halk zaman kazanmaktadır. hali perdeler.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. gelmedi. Çünkü içinden ona engel oluyordu.» buyurmuştur. Ama o. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. imkânsızlık kavramı kalmaz.) Bunlar ne tatsız sözler. Söz alanı dardır. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. «Yarabbi. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. her be cim karşılaşırsa.) mübarek ruhu aralarında yoktu. Peygamber. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla.» anlamındaki âyeti düşün dediler. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar. (M. Sofuya başını kaldır da. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu.» dedi. kapalı sözlerle uğraşır. Ama o. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı.. Hazreti Muhammed (S. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer. kımıldanmaz. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. «Evet dardır. ne zevksiz. Kocakarı ne.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. nimeti iki cihana da yetişir.) Benden niçin yüz çevirdin. O da artık Müslüman olmuştu. . O mantıki da (cihan farzet. nara gitsin. güzel suretler belirdi. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. Nihayet kaç kere çerez geldi. Bu yoldan söylüyordu. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. İyi insan odur ki. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. cim be ile. «Ne mutlu beni görene. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır. O. Aşağı indirdim benden sakladı. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar. Çünkü o ölmemiştir.. tekrar onu inkâra kalkıştı. bundan. desin. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur.» dedim. çünkü kalkar. Benim hemşerimdir. Nerede 8 Sofi ki. Şeyh bana de di ki: Eğer. dışarı atarsın. Burada sözün yeri yok. Çulha hikâyesini atarlar. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen. Mimber de o anda yürümeye başlar. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. ne mutlu beni göreni görmüş olana. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. balığı balığa versin. Mikailin ne yeri var. Genişlikten ölür. Toprak başına olsun öyle insanların. A. ağzına. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî.. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır. Hoşlandığı şeye erişemez. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi.. Dar demenin ne yeri var. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz. «Acaba eksik kaldı.şey ki. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur. îçerden şeyh seslendi: Gel. Keramet odur ki. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. Oh dedi. onların tozu nü bulamaz.

bir lokma gibi ağzına koyaşın. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki. lokmayı kulaklarının ardından. onda bir cevher. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir.görür. Bu bir dairedir ki kapısı. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın. Bütün bunları söylüyorum ki. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . (M. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. . bu zayıf kul. bir de mana’yı gör. Şimdi bu sene. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır.yüksekten seyreder. Avcının biri aslan avlardı. Bunlar arasında aziz. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. onlarla sohbette bulundum. çok zor ele geçer. Her birinin hali. damarları patlayabilir. Siz de. onun hakkında. Eğer kaçacak yerini bulursan. doğan. Çünkü ötekiler bir saat uçar. Ama. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. Arakliye karışıklığında. hernde davranışları yönünden anlarım. Dün Perir geldi. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. ona iltifat gösterir. hep çöllere düşersin.. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez.yoktur. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. sonra alçaklara konarlar. çocukları yerlerinde bırakırdım. onun burada yerleşmesini sağladık. sana garip bir hal geliyordu. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun.YAZIŞMALAR. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler. hayır dualarıyle meşguldür. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. diri gönüllü bir derviş var ki. köpeklerde havlardı. sizce de bilinmektedir. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. geri dönersin. Bana bir daha geri dönmedi. Ben bir çok aziz derviş gördüm.. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada.ile. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın." dedi. Onların himmetsizliklerini. ŞimurgHuma kuşu. Onlar. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki. şimdi aslana yakın geldiniz. dediklerini işitmiş. Bari gönül almak. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. Duacınız. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. Birkaç gün beraber kaldık. (M. soysuzluklarını görür. onu beğenir. Bilmiyorum ki. sözleri yönünden . Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. ama Simurgun nazarının etkisi . ağzıda budur. taklitçi değildir. Bir köşede kendi âleminde meşguldü. bir gönül alçaklığı bulur. değişik bir halde idi. Başkaca bazı hadiseler oldu. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. gönlüme bir tiksinti geldi. kendisinde bazı üstün vasıflar. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. Bir topluluğun. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. İçinden dolaşırsan. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. bütün kuşları. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. Şam'a gittiği zaman.

"Bunun nişanı şöyle olacaktır. ona bâz. değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. Bir cemaate geç geldi. Sen benim karım olacaksın. Onlar. oradan sıçradı. o gayıp âleminin uluları. önce balık su tarafına giderdi. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir. Sende de hayırlı niyet varsa. başlayınca susturmak gerek. Hem bu taraftan gelir. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. Eminüddin Mikâil sevimlidir. Benim maksadım seni kızdırmaktı. o da geri kaçsın Biz Musa'nın. "O halde halvet olsun. çok uzaklara koşuyorsun. Allah sözü haktır." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. Adam bir dostunu gönderdi. hûcreye atın. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. onun gölgesinde yaşar. Ben onun yerini biliyorum diyesin. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. Oradaki bir Allah eri. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar.' dedi. Adam saraya gitti. Şüphe yok ki. o bizim adamımızdır. 214) O oturmuş tevhid ediyor. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. dilsizdir. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir.her gün. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. Kabul etmezdi." dedi. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. karşına. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler." Lokmayı onun ağzına koydu. öldükleri vakit uyanırlar. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. hep ekmek yiyorsun. ama korkudan ölürüm'. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın."dediler. yoksa o çok ucuzdur. Zaten kaçak onun evindeydi. Allah senin işlerini düzeltir. "Sen benim karım olursun. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. Ondan sonra korku kalmaz. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. "Şunları bir sınâyalım.Kur'an'da buyurulan.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. Ancak öteden beri âdet böyledir. dedi. Falan ve senin karının falan arkadaşı. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. O Seydî şöyle söyledi diye anlatır. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. tekrar Şahın yanına döner. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış. "Evet. şarabın. Seydî'den. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi. yahut yoktur. karpuzun değeri. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. bütün gün. Yoksa söyler de söyler. Sevimlidir. ferman böyledir. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. 0 Söz söylemeye. Yine “Halk uykudadır. yani doğan demezler." dedi. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. "Bak ki bu ne işarettir. Bir "ah” çekti. Bizim himmetimiz ya vardır." Dedi ki. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. sağır. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. dilsiz ve kör olan sensin. müminler emîrinin huzurunda. "Yarabbi kendini bana göster. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti. hem o taraftan gelmez.Başın kararlı olsun. Adam." dedi." Halife incindi kendini tutamadı. "Bu adamı götürün. Diyorsun ki. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa. Allahya yalvarmıştır. O İbrahimin annesi idi. Böyle bir ölüm nasıl olur? .” buyurulmuştur. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir." dedi. Bağdat'ta ne kadar zembilli. Şan ondadır. hemşirelik kalmaz."Sizin himmetinizle. Onda hemşirelik kalmadı. kurtuldu. bırak Halifeyi. Bu ilk işin deliliydi. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. dedi. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. o halini değiştirdi. patlayıncaya kadar söyler. Sen yanlış gıda alıyorsun. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. Onu söyleyen' dosttur. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. çok sevimli. bir sınavdan geçirelim. Sevgili . 213) Bir vakitler. düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. İslamın gözü üzerindedir. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. Birine şöyle sordu: . Onda şan vardır. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. "Onlar sağırdır. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. bİzi ne kadar çirkin görürler. ne kadar Halifenin adamı. (M. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir." dedi. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. kördür. O babalık dıştan olunca. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır. Görüyorum kî. "içmem. Kendi kendine. Hasta ise Bazen zârârlıdır.

akıldan geçerler. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben." buyurdular. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır. O yüzdendir ki. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. Ona. Sevgilinin yurdunda. sizin insafınızı. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. Hamamda daima şeytan vardır.) uymak ona derler ki. gönül kırıklığı yoluyla. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler. söz üstadı olduğunuzu. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. Zaman olur ki. Ama nasıl bileyim kabul etmem. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. der. onda ne sır olduğunu anlamak istedi. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. Kâh suyun hepsi bu yoldan. dalı kırar aşağı düşerler. işte bu. Yerler. bu sözleri sana açıklayayım. O Muhammedi idi. tutmamışım." demiş. 12/101) diye yalvardı. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. bu tarafa akar. Cefa görmüştür. dedim. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı. Tekrar ona gittim. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur. Rabbim en büyüktür. ayrı yollara. sevgiliye de kavuşamazlar. "Aman elimi tut. O bir deri bir kabuktur. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor. "Taziye ile meşguldüm. bana.Hazreti Muhammed’e (S." (M. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. Eğer . Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın." dedi. keyfleri yerindedir. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı. Amma. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi. bu kıble asla hali değildir. Mevlâna kıbleye döndü. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. kâh öteki yoldan akar. kıbleye yolculuk yapmaktan. Yeter artık açıkladın. içerler. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. edep dışıdır. Onun niyazı hep naz oldu. evet. 215) Ta dilimin ucuna geldi. Ayrı. açıkça gördün. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. arklara ayrılmıştır. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular. Şimdi Mevlâna'yı gör. Uyanınca kendi kendine demiş ki. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. gönlü kırık bir Müslümandı." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır.Hakkı arar. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. kaynağından kurtulmuş olurlar. biliyorsun ki. demekle yetinmedi. Hazreti Yusuf da. ama nitelikleri vardır." buyurdular. hem nâz'dır. dua ederken. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. Bu yaptığım belki edep dışıdır. Orada dalıp gitmiş. ama söylemedim. Ağacın dalına binenler. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. Sevgili ise hem nazenin' dir. yemiyorsa da istemiyorum der. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac. buyurdu. Onun işi nedir.A. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. kâh o yoldan gelen su. yorumlayayım. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır." Bayezid. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. ben akla uygun söylüyorum. ıslanırlar. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu. içine dalarlar. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. kendi yoluna geçer. belki sebeplerini aramış olursun. Başka hiç kimse yoktu. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. doğru dürüst kendini kurtaramadı.

Allahü Ekber! diyesin. (M. Şehir ağası. Ama adam dosdoğru konuşan. ben de. Diyorum ki. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var." demedikçe kimse ona iman etmedi. Senin hayaline gelen düşünceleri. Nereye? dedi. Sen de Müslüman. O da hırka sahibiydi. senin önün de. ondan daha büyük. cömertliği herkese açıktır. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. ne güzel yaptın diyordun. düzgün konuşması. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. Ama eğer halk. yani yırtılmıştır. (M. Kimyayı bana gönderin de. gel. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. dedi. arkan da aynıdır. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. herkes de bilir ki. O ise. Ona zikri öğretti. Evet. dedi. Mevlâna ilimde. Derviş debir söz söyleyemez. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. hayale gelen şeylerden daha yücedir. 217) Halktan bazıları. onun keremi. derdi. diye bir lahavle çekti. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. dedi. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. âşık mıyım diye soruyorsun. Bana. halk yoktur. Bir aralık dediler ki. Ben diyorum ki. Bu her ikisi. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. bize gücenirdin. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. yani âleme gülünç olmuştur. üstün zekâlı bir insan değildi. acemilerin yüzsuyu olasın. ihtisap ağası. "Alimler. Bu Şemseddin. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. bana işaret ettiler. Biliyordum ki. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. O bir sığıntı idi. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. dediler. uzun boylu ısrar ediyordun. . kalk gel. Onları aldattım. böyle olur diye anlattı. ey Melâna. Ramazan ayma rastlamıştı. Önce. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. Ona. Bu iki temele dayanır. Şimdi ulu Allah. başkalarına söz geçirsin. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir." diyerek bunda tartışmaya başladılar. ama o kimse ki cihan kendisine güler. Ona daha nasıl bakayım. o. İşaret etti. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. ibadet bundan ibarettir. mazur gör. Diyelim ki. dedim. bilgin ve yetkili adamdır. "Ben şeytanımı Müslüman ettim.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. hesap ettik ki. kabul etti. Nasıl olur ki. O ibadet zevkini gördün. neye güler? Hazreti Peygamber. O söz ona zehirdir. üst tarafını siz bilirsiniz. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. O halde. bir uygunsuzluk oldu. dedi. Peygamberlerin. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani. sanki kendi değerini buluyorsun. Âdem evlâdıdır. Öyle yaptı. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. o benim sırrımdır. Padişahın biri. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. o. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. Bana. Ben de biliyorum. onun yola gelmesi ondandır. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. hem de mürit idiler. başkalarına nasıl güler. "Allahtan başka ilâh yoktur. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. On iki ayda bir geliyor. sen." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. Başını kaldırdı. 218) Zikir kabul etmez. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. işte Ramazan geldi. Ancak oğulları hem evlât. bütün akla. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez.Eğer başka bir zaman. olmasaydı söz harfsiz. Sonra da. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. Bu da bilinen bir şeydir. O. dedi. Kalktı ve gitti. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. Mevlâna geliyor dedi. başını salladı. daha yüksek birini bulasın. arkam sana dönük.yüce Peygamberin. fazilette deryadır. Adamın sözüne güleceğim geldi. her şey haktır. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. diye öğerdi. Onun o cevabı. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. Ben onu öyle okşuyordum ki. o. sessiz bir şey olurdu. sersem insan daha başkadır. Ben geldim. peygamberlerin mirasçısıdır. Hayır. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. bu sersem zahitlerdendir.

Hava ve heveslerle. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. aramızdan bir şey eksilecek. fesahatte. Ta ki. Oradaki Hak. derhal azarladı. namaz yerine sıçrattı. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. çalgıcılara. Ansızın gördüm ki. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. 219) Onu tekrar okuyor. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. Gazalî karşısına gelsin. davulculara seslendi. Mecaz. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. ne de dökebiliyordu. O.Ibni Sina'dan faydalanmıştı. çalgılar çalınsın da. hakikat de mecazın köprüsüdür. şehvetle dolu insanlara. işte şimdi beni öldür. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider. sırdan pek az bahsedilmiştir. Evet. bu huydan vazgeç dedim. Bu gece. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. Şeyh. böylece hep benim elimde olsun. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. çok üstün yaratılışlı. Ama. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. Şüphesiz ki o zavallı. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. Tövbe et. onu bir an durdurdu. boynun kopsun. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. ne kulaklar işitmiş. Orada herşey göz kesilmiştir. geçip gitmeye razı olmuyordu. Onu öyle elimin altına alayım. bu ip ile asılır. dur. sarığım yere düşmüş. O. (M. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. . bütün lâfı Enel Hak. dedi. Kur'an'da. o kendi sarığını tuttu."anlamına gelen bir müjde vardır. ne gözler görmüş. Gerçi o sana sebebini söylemez. Şiir: O kimse ki. Onlar gerçekte böyle yaparlar. Sen. Kutsal hadiste. Gülümsüyordu. Biz eğer bu halin dışında. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. parmakla gösterilir. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. Allah rahmet etsin. yani ben Hakkım'dır. Ne içebiliyor. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. sana. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. pislik yuvası gibi dolu olur. geceleri. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. 220) Dostluk onun dostluğu idi. Bu halde. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. diye özür dilemeye başladı. ayrı ayrı yatsaydık. derviş sözünü aklında tut. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. şüphe yok ki rezil olur. ama asıl sebep başka idi. (M. Bizim aramızda ayrılık olamaz.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. bunu ne ile ispat edersin. yere düştü ve başı yarıldı. nasıl gidebilir? dedi. Gönlüm onu bırakmaya. dedi. Hele şu. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. hakikat'in köprüsü. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu. yok olacaktı. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. ama düşüncelerine aykırı davran. Bey şöyle bir başımı çevirdim. inşallah Allah dilerse. bilirlerdi. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. demediği için hoşuma gitmedi. orada yer yoktur. Kur'an'da.Üçüncü kez okudu. sinirlerimi. Cihanda yaygın bir mısradır bu. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. Çünkü dünya bir köprüdür. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. Mutriplere. Ansızın bir gürültü duyuldu. dendi. Bir perdenin delilidir bu. Hemen oradan kaçarlardı. öyle aciz bir hale getireyim ki. ne de insanın kalbine doğmuştur. eğer gelmeseydim. yabancılık girecekti araya. O. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. Onu bayındırlaştırmaya. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. korkusuz yatardık. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi.Muhammed Gazalî. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. Oysa. dilin kesilsin.başka hiç bir şey göremiyordum. mademki söylemedi. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. Gördüm ki.

ama hepsi birden kımıldanınca. istiyorum ki. benim yiyeceğimi de. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. değerli ömürlerini. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. Buna. benim yolumda yürürler. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. çağrıyı herkese karşı yaparsın. Çünkü kirler yumuşar. sırlar var. Yahudi. evet yalan söyler." Nihayet o ne idi ki. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. şüphe yok ki. Bana. başaramadı diyelim.dedi. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. eve nasıl döner. buyurdu. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. (M. tam vakittir. ben de kalktım helvayı temizledim. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. Ama bu. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. herkes inancından başını sallasın. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur. başka bir hal. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. onunki yine ağır basardı. bedenin kirini evden hamama götüreyim. yolda para buldular. ondan aydınlanırlar. köle olursun! Evet. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. bu cevher herkeste yoktur. dedi. Nasıl ki. Benim işim böyledir. Ayakları uyuşmuştur. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. bir dönüşün eseridir. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. daha üstün bir hal idi. O. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. âşık ve yoksun zavallı. . bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. Ancak. giyeceğimi de sağlamaktadır. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. Helvayı. Ekmek lâzım. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. şimdi erkendir. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. Hazreti Peygamber. ama öteki niçin helâl olmasın. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki." Yani biri burada bir hizmet yaptı. hizmette duraklama olur. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı. Ama. Uyku ne gezer onda. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. elbise lâzım. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. Ne mutludur o kimselere ki. demekle tamam olur. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. Büyük efendi. yarın yeriz. Sen daveti. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. sen de zavallı yoksun. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. Allah onu doğruya çıkarır. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. savruklar. sonra zaten pek az. onunla helva yaptılar. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. gamsız ve hür yaşıyorsun. orada nice paralar sarf edenler değildir. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. helâl olsun! Allah bilir. bağımsızsın. ne hamamcı razı olur. ne de hamamcıyı yaratan. Çünkü vakit. sade meyhaneye gidenler. Israfçılar. ona kul. rahatsın. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı.A. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. Biri dedi ki: Onu bana ver ki. iş Allah bilir. Yine Peygamber. O zaman. yahut zehir cinsindendir. Kur an'da ne güzel incelikler. ondan bir pay alırlar.(M. bütün bir topluma erişmez. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. dediler. Bir kaç ahmak haram mal topladılar.

Üstü kapalı söyleyeyim ki.sen git kendi makamına çekil. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. Ama hep onu değil. Öyle bir delikanlı erkek idi ki. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. Elbise karşılığı için ne derler? (M. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. bu saatten Çabana kadar burada kal. dedi. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. Ama ilk konakta hepsini yemişler. Ama ümmetimin fukarası demediler. sevgili ile geceleri halvet olayım. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. fare. kirpi. 225) O yüksekten beni gördü. tilki. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. (M. hayal bozguna uğrar. yüzümü doğruca binaya çevirdim. çok da yiyecek götürmüşlerdi. yok bulamazsam elimdesin. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. Şimdi de artık mal yiyordu." buyurdu. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. O çağlar geri kaldı. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. Ben zahidim dedim. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. Ondan sonra dedi ki. Gezip dolaşma belli olmasın diye. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. Gönlümde bir şey burkuldu. Hırkasını sırtına almış. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. Benden ne ücret istiyorsun. dedim. dedi. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. dedi. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. bildirdi. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. Senin elinden inliyorum. Ama faydasız uyku gelince. sarığını külahını giymişti."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. Titredim. Müminler. domuz. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. hep onu gördüm. Evet. Ben damda idim sağıma soluma baktım. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. geri dönmesi mümkün değil. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı. dışarı götürün bunları dedi. âşık olacağım. anlaşıldı! Ama geçen geçti. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. Ben bir vakit istedim ki. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. oradaki pis döküntüleri yerdi. o sırada aşağı gitti. bu kimden bahsediyor dedim. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. Ne yazık ki. koyun kebabını beklemedi. Dağıtın. şaka ve edepsizlikler eder. Benimle pazara gider. Tebrizli Zahid'e göre. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. (M.. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. kaplumbağa. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. hoş bir şey. bu böyledir. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. Ah. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. mümkün olmadı. inledi. Ona. eğer buraya gelmese. Aynı sofî şakalarına başlardık. Gördüm. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. Hoş geldin sefa geldin. beyan etti. dedi. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. raksetmeye başladı. O eksik idi. O can dostudur. bir ah çekti gitti. Sebebi anlaşılamadı. Hallacı Mansur gibi olmayayım. 223) Tebliğ etti. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. O teraziyi. çok bile. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. Gündüz uyumadım onunla. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . kertenkele. Senden bahsediyorum. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. bu mânada anlarlar. Öğle sıralarında da gelmişti. o zaman da ben oraya giderdim. Oturdum. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. derdi. karnını doyurdu. benim o kervansarayda bir odam var. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. fil. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. Ah ve feryat etti. Ne söyleyeyim sana! Sen. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. kurt. köpek. yengeç. Her taraf bom boş. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. dedi. Vuslat geceleri olsun. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. Gündüz akşama kadar uyursun ki. sana elli dinar ikram edeyim. hemen çarh vurdu. Benim hemşehrim oluyorsun. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. senin için. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki.

Kürsü'yi. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. Izzeddin. senin makamın nerededir? diyordu. böyle ağlıyorum. her neyim varsa ona vermek istiyorum. ciğerler söker. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. Ona. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. "kendini bana göster" dedi. var. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. kaçtı. diyordum. dostun var mı? Evet. dedi. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. ayağı bağlı idi. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. Ne olur açık söyleyemiyorum. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. bu yolda senin yoldaşın. yoktur. Ne gariptir ki. o süt de içer.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. Bana sövüp sayıyor. Şamda bir adam vardı. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. dedi. geri dönmek de artık mümkün değil. yoksulluk. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. Sürmari'nin oğluna karısı. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. Kutup. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. dervişlik vardır. Sen başka bir yerde nazeninsin. tekrar ona verdi. onu benim karşıma getirdi. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. Kutup geldi başını önüne eğdi. Aman bu adamı yakalayın. yahut da hal ehli değildir. Hakanî ve Attar mı söyler? (M. adam. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. Onların halinden anlatmaya başladım. odur. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. karnını doyurur. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. Evet. deyince. taklitçi değildi. Bir yerde ki. bizi kabul etmedi. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. Yüce Allah. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki.Ama sen diyordun ki. dedi. ne de düz yazı bilir. bir nazenine naz ediyorsun. bir söz söyle bir şey emret. yahut bir köylüdür o. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. dedi. dedim. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. ululuk bulasın. Kılı kırk yarıyordum. keyfine bak. o kadar duman yuttu. göklerin yaratıcısıdır. demiş. o bütün mavi boyaları herkese verdi. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. benden bir şeyler geçti. Şeyh gülüyordu. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. Özgürlük çok hoş. Ama bunları hep Hakim Senayı. 226) Allah nuru ona çakmıştı. Ancak biraz üzüntüsü var. Yürekler paralar. O hiç aldırmadı. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. Arş'ı. Nizamî. niçin bir şey söylemiyorsun. Orada bulunan birkaç Arap da. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. Cennetleri yaratmıştır. Ceylânlar. falan gün de ben böyle . Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. Belki bir çiftçi. Maksadı bir söz söyletmekti. Nurları. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin.yaşamaya razı idi. dedi. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. çocukluk etme. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. ahmaklık etme. Nihayet ben de onun için istiyorum. açık cefalarda bulunuyor. Falan gün başını örttü. Ne nazım'dan anlar. Kendini ona verdi. Görmüyor musun ki o oturmuştur. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. Ama kanatlar açık ve boş olursa. Peyniri Pars denilen canavar da yer. Herkesin bir azığı vardır.

peki sirkenin senin ağzında ne işi var. 228) Ağzın sirke ile doluysa. o da aracı dostun ayağına kapandı. 23/117) buyurmuştur. dedi. onu yakala diyorum. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. övmeye değer. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. Burada göklerden maksat. el kaldırmak yakışmaz. Derman derdin olduğu yere gider. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. bu ne gebeliktir. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. Büyük Izzeddin. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. ama onu dinlemek istemem. sizi boş yere yarattım. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. Ebubekir'in dostu. Nasıl ki. utancın ne yeri var? Adamın biri. 229) Ama Hak. İsterim ki. Allahındır. ama Şehzadeyi göremedi. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra. Beni ululayın. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. Bir kimseden incinirsem onu yakala.söyledim. düşmanı da severim. Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. Köpek de yavrular doğurur. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. (M. dostumsun demek. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. o zehirdir." (K. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. yani kâinatın elçisi. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. Beni mi daha çok seviyorsun." (K. ama gerektir ki o da zahiri korusun. "Siz sanır mısınız ki. bir dönüş içindir. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. 2/206) buyurulmuştur. onun halinin ifadesidir o sözler. ama herkes kendi halini anlar. bakalım ne olacak? vah. dervişin biri. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. âşıka daha hoş görünür. Büyük Hamid. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. yerden maksat da onun vücududur. Dedi ki. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. Gittim elimi karnına koydum. Öküzü gördü. . bana hiç ziyanı dokunmadı. Ben biliyorum ki. ben Kerimiddin'i severim. Yoruma dikkat et ki. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. diyelim ki ağzın şeker doludur. Hazreti Muhammed'in kalbidir. Hep onun hikâyesi. Tattım. Başka bir âyette. (M. beni yoksul olarak dirilt. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. Arşa hâkimdir. Kuran'da. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. Kendine geldiği zaman. içi doludur. hem onun hem de bunun dostu idi. yoksul olarak öldür." buyurulmuştur. "Yerde ve göklerde ne varsa." (K. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. dnu götüreyim. Bunları çağıralım. dedim. Ne var ki. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. Kalbim ağrıyor. Ama Muhammed'i. onun dimağı. Allanın huzurunda duygulansın. dedi. Ben de onu istiyorum. 20/3) buyurulmuştur. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. "Rahman Arşın üstündedir. sen gitti. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. bana başka biri geldi. namaz kılsın. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. Hazretle kaç defa konuştuk. Allah Kur'an'da. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. kulağını yahut başını okşayayım. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. haberim var. O Arş denilen makam. "İncinme. Bana açıkla diyordu. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. Dedi ki: Hazreti Peygamber. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. Her kim. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. Gördüm ki gebedir.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. benim tersim de sensin. heybetle bir baktım. işlerimizde daima iyi. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. nihayet dizkapağında. Burada işi düzeltmek gerektir. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. yürü bakalım! Fare. Hem de söylemek gerektir ki. yahut keski hiç yemeseydim. dedi. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. Bizim canlı Allahmız var. sinirini koparır. dedi. Fare.hem de şeyhi oldu. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. Bunun sırrı başkadır. Eğer söyleseydim ödün patlardı. gemiciden sordum. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. 239) Bu şükran secdesidir. Fare. geceyi size örtü kıldık. o zaman geçti. O çabuk yürüyüşlü. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. sensin dedi. 10) buyurulmuştur. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. evlenmeler bir türlü değildir." (K. Geldim eteğine yapıştım. Kur'an'da. Ayağını suya basan deve. önce kumaşı ölç. 78/9. derler. ölüm bin kat daha hoştur. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. sonra kes. "Uykunuzu size rahat sebebi. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. onu çekmeye başladı. sen bilirsin. Üstat ve kâmil bir insan idi. . gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. iyi bir iş yaptın. ötekini başka bir balığa dikmiş. ömür vefa etmiyor. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. dedi. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. Sen kimsin? diyordum ona. ama dizden dize fark var. başka bir parıltı daha belirdi. Bir dindarın önündeki bir akçe. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir. Sen akıllı kişileri dinle." buyurulmuştur. hiç aldırmadı. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur. Gözünün birini bir balığa. güzel tedbirler alalım. kenara çekildik. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz.dedi. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır.Farenin biri devenin yularına yapıştı. benim nazarım ona. Sudan geçmek kolaydır. Benim ipim uzun. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. gel gel dedi. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. cennette kendine açık bir makam hazırladın. Uykunuzu rahat. Bu da nefsin düğünüdür. Biri sordu: iblis kimdir? öteki. Söz sözü açar. (M. kendi yerini de gördün. başka kim olacak? Düğünler. Önünde bir pul değerinde helva var. Hakîm Senayî'nin hem müridi. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim. su çok büyük ve derin. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. hiç kimse konuşamaz. Çünkü ben Allahyım. Beni Allaha ısmarla. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. (M. Nasıl ki. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına.değerse Müslüman olur. demeyesin. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. Deve uysallığı. Ne yazık ki. hiç bir ses çıkarmadı. Şimdi sen de tövbe et ki. bunun sözünü etmeye değmez. ben doğru konuşuyorum. Allah daima gayretli davranır. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. deveyi su kenarına kadar yürüttü. Diyemez ki. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. dedim.

o geç kalır. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. kendi kendine. Ona göre kıyas et. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler. görüyorsunuz ki. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. yürüdü. hav hav senin annen babandır de." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. soğuk kaçtı. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. Şu şartla ki. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. Siz şu katırı kulunuza veriniz. Hey anneciğim. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. Kadının biri bu sevdada idi. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. dedi. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. Sağırın biri değirmenden geliyordu. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. dedim. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. Bunu o söyledi.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. Yani ben açık bir iş yaparım. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. diye soracak dedi. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. dedi. mahallenin başında havlayan o köpeğe. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. hey anneciğim! Silâhımı getir. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. Niçin sıkıldın. Sen bana bakma. Peygambere. Benden bir söz işitti. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. ama o yine de Yahudi'dir. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. dışarı çık. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. Hazreti Peygamber. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim. benzerler ve eşler niçin olsun. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. değirmene doğru giden birine rastladı. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. Parmağımı öyle bir sıktı ki. 241) "Söyle ki." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. Sustu. Şarapçının biri şarap satıyordu. . konuşamadı. Ama çok soğuk ve yersiz olur. Meğerki ben istemiş olayım. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. bunu değil. onu onu! dedim." (K. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. falanın başına ant içeceksiniz. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. Sonra tekrar dili açıldı. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki. o da bana vahiy gelir. (M. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir. ben sizden herhangi biriniz gibi değilim." (K. yağmur gönderdi ki. sensin. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. Selâm vermeyi bile unuttu. bu ayağı da değil. biz çok sopa yedik. öteki yankesici. onlara ne insan eli. Bu hırkamın kolunu öptü. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. (M. Kuran'da. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. ne de cin eli değmiştir. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. falanı değil. Onlar geç kalmışlardı. onun heybetinden eve kaçtım. diye düşündü. ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. Yarabbi onu tut. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. yine de Yahudi. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. Onların aralarında yaptığım o işten. hav hav. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. 55/56) buyurulmuştur. Köpek havladı. ama hiç kimse bilmez. Mevlâna'yı değil. bu. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. Efendimiz dediler. dedi. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. onlar da pek çok eşya götürdüler. çağlayandan. dedim. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı.

her şey yerli yerinde. dediler. Bir daha böyle şeyler söylemesin. Komşu kadınlar. Sonra tekrar etrafına bakındı. kara sevda sana geldi diyorlar. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. Onun ne yeri var. Allahnın kutsal sözündeki mânadır. bundan bir uğursuzluk sezdi. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. bu nasıl olur? Kız. ama bir türlü elde edemedi. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. Annesi bu haberden çok ürktü. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. kızı gece evine getirdiler. istemezsem gitmem. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. pişman oldum. dedi. Bana falan şehre git. Eğer başkaları işitecek olsa. (M. diye emredersen. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. Halife. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. güzel kızımı sana ereceğim. ne hayal. gümüşler getirmişti. Annesine altınlar. Hayır. zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. ne tuzaklar kurdu.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. kara sevda ve delilik hiç değil. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. Kadına yaraşan en iyi iş. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. dedi. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. Bağdat müderrislerindendi. Tekrar evine gitti. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. Bu oğlan başımızı yiyecek. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. . Gerçekten böyle oldu. bu ne düş. Yavrum. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. istersem giderim. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. Maksat. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. Güzellikte. aman Yarabbi! dediler. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. mânada söz kalmadı. bu sözleri onun deliliğine yorar. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. henüz şüphesi geçmemişti ki. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. ne de sayıklamadır. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. 243) Anne hâlâ şüpheli idi.) yolu gibi aydınlık yoktur.S. O misal yönündendir. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. medrese. Said'in bir de çömezi vardı. Yoksa ben seni sevenlerdenim. dedi. çok ilgi gösterdi. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. Bayağı divane oldu. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. O kendi başını. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. elime geçeni burada sarfedeyim. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. insaflı olanlar insaf ederler. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. bütün yollardan ve gidişlerden. olanı biteni annesine hikâye etti. Hal hatır sorduktan sonra. Çünkü sözde mâna. 242) Saidi Müseyyeb.

bunu anlattı. Benim gönlüm her şeyi istemez. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. der. Meğer. "Gördün mü. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. dedi. başka hayallerle karıştırıyorsun. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. diye yalvarır. dedi. Onun altını da var. başına su dökerler. dedi.sözü öğünme yönünden değildir. Bu da ne oluyor derler. Evet onlar azap çekerler. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. ne onlar bizimdir. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. Biri gerektir ki beni güldürsün.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. hayır. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin. onun ise dünyada gözü yoktur. bunun başka mânası vardır. Bu iftiradır. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. Ondan. Hoca keramet göstermişti. ne de biz onlardanız. ben bir şey değilim der. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. Onun da sakalı var. Bunu anladım. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. ama yine hoşlanıyorum. dedi. dedi. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. Biri okunu uzağa atar. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. raks eder. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). başına şarap dökerler. benim de. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. dedi. yahut beni unutan zata uğrayalım. O ben bir şey değilim dedi. perhiz edesin ilk işin budur. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. Evvelce sende ondan var idi getir. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? .. kendi nefsine perde oluyorsun. yemeğin karşısında sabredesin. ondan daha yok mu? getir.A. ilâhi söyler. urbası da var. kerem sahibi olur. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. o belki. dünyaya yaramazlar. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. biri de olmalı ki beni güldürsün. Ben sana bin dinar vereyim. Ah ve figan çocukların işidir. Gördüm ki. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. bir sofra getiriyorlar. İşte böyle şimdi ne yapalım. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. Yarabbi işimi kolaylaştır. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. Kur'an'da. Ebubekir onu bilmez. Evet. Derviş. Dünya ahiretin köprüsüdür. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. O öyle arıktır ki. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler. ama sen önüne perde çekiyorsun. der. ona biri. senin yanında onlar gerektir. ondan getir. Soğuk ve donuk şeyler. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. Öteki bir hava tutturur. onlara yaraşır. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. 245) "Sultan. Biri ağlar. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. Senin. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez. ey Allahm gönlümün dilediğini ver. dedi. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. Derviş evine gitti. Ben ahvali biliyorum. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. ama belki o bizden daha üstündür. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. Çünkü biz dünya adamıyız.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. der. biz de sizin. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. Fakat bu başkalarının işi değildir. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. onun hiç bir şeyi yok. alnında bir işaret görüyordu. Ben neredeyim? Benden haberi yok. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. biz de öyleyiz. Hem kendin. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. Böylece onların adları anılır. ama o da buradan değil. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. Benden bunu öğren ki.

Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. diyordu. Allah bilgini. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. ama içinden elini ağzına kapa. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. Eğer işitirse. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Önceden söylemek gerektir ki. O çocuk yolda kalır. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. der. Kudret. Sonra bir çölün ucuna varılır. Deveden düşersin. ne tuhaf oyuncaktır. onu düşünmek bile gerekmez. Münadiler. Keşke surette uyuyaydık. çocuk babasını göremez. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. evet fena değildir. Bunlar akıllı. bak ki. çığırtkanlar bağırırlar. Size tekrar söylüyorum. Halbuki ona iki yüz değil. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Bunu sonradan söylemek yalandır. bunlara sabredenleri müjdele. Ayaklarının altında öl. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Hiç şüphe yok ki. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. kuvvetli dayanağın var. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Ebu Said bir topluluğa rastladı. hemen bir hüner gösterdi. temel onlardır. Akıl sahibine bir işaret yeter. Kıyamet peşin kopmuştur. yahut dinler de söylemez. Ondan bir feryat kopar. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. adamcağız. açlıktan veya can ve maldan. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Hiç bir iş yapamıyorum.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. Ona söylerim ama tekrar unutur.)yüce katına getirdiler. dedi. Falan. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. doğrudur. Hazreti Peygamberin. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir." (K. Hazır buldukları ile . Olmaya ki. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. çünkü ateşten kaçmaz. dediler. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. Bu da bir imtihandır. Aşktan yüz mü çevireyim. bu namaz kılmaz. Feryada gücüm yetmiyor. doğrudur. Güneş böylece her tarafa bakar. Bir işimiz yoktur diyoruz. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. 248) Perdenin arkasına git. 156) buyurulmuştur. (M. Dil yarası acıklıdır. Yani dileği uğrunda uyumazlar. Gittiği yerde ne bir. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. dört yüz oda yaraşırdı. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. ikinci hafta. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Haccın zevkine ermek de başkadır. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. A. herkes kendi başının çaresine baksın. Evet. çulhadır o. (M. Allah her kemali anlar. ayık sarhoşlardır. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. dedi. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. Bu sana uyku getirir. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. o yüceliği. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. Onlar. aşağı inmek değildir. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Çölleri aşmak başkadır. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. halinden hoşnut musun diye. madem ki biliyorsun. Doğrudur. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. çabucak yemek geldi. mey içerler mest olurlar. işittiğini ya söyler de dinlemez. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. çekilen emek nispetinde elde edilir. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Çünkü bu ses neyden çıkar. Çocuklar. işte bir iş çıktı." (Bakara sûresi. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. Müjdele. "Sizi korkudan. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. Halbuki. Gel demesine imkân kalmaz. bir zerre kaybolmaz. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu.

ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz.)yüce katına getirdiler. Çölleri aşmak başkadır. işte bir iş çıktı. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. başım havadadır. dört yüz oda yaraşırdı. ancak. ben yüce himmetliyim. diyordu. Allah bilgini. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. isa'ya inanan Hıristiyanlar. adamcağız. Çünkü bu ses neyden çıkar. Münadiler. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Dil yarası acıklıdır. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. Ebu Said bir topluluğa rastladı. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. O çocuk yolda kalır. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. ama içinden elini ağzına kapa. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. 248) Perdenin arkasına git. dedi. bak ki. Halbuki ona iki yüz değil. bu namaz kılmaz. Hiç şüphe yok ki. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. çocuk babasını göremez. Bir işimiz yoktur diyoruz. . dedi. doğrudur. kuvvetli dayanağın var. Onlar. Önceden söylemek gerektir ki. Bu da bir imtihandır. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. onu düşünmek bile gerekmez. temel onlardır. Deveden düşersin. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. ben ise çok kere kervanın başındayım. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. yahut dinler de söylemez. açlıktan veya can ve maldan. ayık sarhoşlardır. Doğrudur. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. ikinci hafta. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Kudret. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Gittiği yerde ne bir. Eğer işitirse.ihtiyaçlarını giderirler. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. Bu sana uyku getirir. Akıl sahibine bir işaret yeter. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Tekke. neresi yarı düzlük. Ona söylerim ama tekrar unutur. neresi bozuk yoldur. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. evet fena değildir. mey içerler mest olurlar. Katır. Haccın zevkine ermek de başkadır. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. (M. Gel demesine imkân kalmaz. Anlarım. Bunlar akıllı. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Feryada gücüm yetmiyor. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Olmaya ki. aydın bir gözüm vardır. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. der. çabucak yemek geldi. Yüksek bir başım. ne tuhaf oyuncaktır. doğrudur. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. 156) buyurulmuştur. böyle bir topluluk için açılmalıdır. çığırtkanlar bağırırlar. Falan. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. Allah her kemali anlar. Ayaklarının altında öl. hemen bir hüner gösterdi. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. A. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. ancak. Hiç bir iş yapamıyorum. bunlara sabredenleri müjdele. Bunu sonradan söylemek yalandır. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Evet. dediler. (M. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. Sonra bir çölün ucuna varılır. aşağı inmek değildir. Tekke." (Bakara sûresi. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. Kıyamet peşin kopmuştur. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. herkes kendi başının çaresine baksın. Katır. "Sizi korkudan. neresi düzlük. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. işittiğini ya söyler de dinlemez. halinden hoşnut musun diye. Aşktan yüz mü çevireyim. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Müjdele. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem.

110) buyuruyor. Bu der ki: o mekândan münezzehtir. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. Yemin. Gaibi anmak. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. dediler. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. iki kısımdır. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. Bir çoğu da onun ne rüyada. tallahi derler.A. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. yani gıybet. ondan uzaklaşmak. (M. Marifet öğrenelim. kardeşlerim var. ancak kendiliklerinden konuşurlar. bu varlığa doğru her an ayrılık var. Her lâhza. Zavallı ben. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. Armut boğazda düğümlenir. "Ey Resulüm söyle ki. Ya hazırdır. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. T harfleri.) taklitçisidir. O der ki: Allah arş üzerindedir. Hak âlemi hoş bir âlemdir. gönül taklitçisidir. Yeniden canlandım. karşıma geçer. zulümdür. 250) Bir zaman din bilgini idim. Allahdan söz açarlar. bir zümre safa taklitçisi. gideyim danışayım. O taraf aynı renkte. Arap dilindeki mânalar. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. Bir zümre de Allah taklitçisidir. Bu bir nevi küstahlık olur. gel git. Derler ki: O. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım." (Kehf Sûresi. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. derler. şu duvara vursan delerdi. öteki de onun hakikatine işarettir. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. falan medreseye yerleşelim dediler. Dışarı çıktım. Arap kılığına bürünmüştür. niçin geldiğimi nereye gideceğimi. . (M. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler. Bilgiyi. semiz bir delikanlı da olsaydı. Eğer git derlerse. ayrıca. Zikreden bir kimse. Bazıları vallahi. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. kan dökme. dedi. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. yani Allahya. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. diyorlar. Şah gitti. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. Müjde dediler. hoşa gitmez. neredeydin ki. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. denilebilir. önüne koştum. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. Divane oldum. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. Artık biz de şaşırdık. Çünkü o taraftan. o medresede o ciheti öğrendiler. Bari sen gel. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. cevherimin ne olduğunu. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler.Bir kaç kişi vardır ki. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor. istiyorum ki. Bu toplulukta hep bundan bahsederler. Evet dediler. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim.' Dört büyük günah. Zavallı kapıcı. benim de tanıdıklarım. bühtan. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. Falan yeri tutalım. billahi. Bunlar taklitçilerdir. Onun arı ve yüce benliği. yani Allahya işaret eden zamir. Diyelim ki. ürkeklik gösteriyor. hem de ondan söz nakletmezler. Meğer ki sultan ona yardım etsin. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. Allah karpuz gönderdi. Allah rüyada görünebilir derler. diye sesleniyorlar. işin içyüzü böyledir. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. Gıybet ise büyük günahlardandır. böyle konuşmayı ayıp sayarlar. Pabuçsuz dışarı fırladım. gelmedin? dedim. Biri doğrudan doğruya ona. dedim. hazır olanı anmak da ürkmektir. Evet. Kur'an' da. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin.. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. Beni kurtarırlar mı. aynı şekildedir. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. işin içyüzüne bakarım. Şah mı geliyor? dedim. bir şey okuyayım ki. Onun yanında çok zikretmek. iki halin dışında değildir. hazır ise vahşet. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. Bir zümre vardır ki. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. yaşa! Ömrün uzun olsun. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. B. sultan şöyle yaptı. eğer o sırada yanımda olaydın. ya gaiptir. çabuk meşhur olalım derler. Her nerede ki. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. bir tayfa da Mustafa (S. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. kendime geldim. Öyle bir yumruk vur ki. halbuki karpuzun tadı hoştur. ah git der. şimdi geri geliyor. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki.

Karınca. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. senden hiç yüz çevirmesin. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. o. . elini tutar. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. Kör Bedreddin'in damadı. bunlar hep insanlarda vardır. isa'ya göstererek seninle öğünür. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. Onu. kolayca geçilir. Hazreti Resul. ama dadi. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. yarım selâm bile vermez. cansız şeyler. Ona ümmet olunca. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. bu sana müyesser olmuyor. Yahut bal içindeyiz. Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. sonra görünmez olur. gerçek budur! Nasıl ki Allah. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. o geniş yenleri ile. bu adam benim ümmetimdir. Allahnın sözünü. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. Kayıplara karışır. Musa'ya. gönülalçaklığı göstersin. Ola ki o seni görür. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. Bu mim ise mânanın perdesidir. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. 252) Beni dolaştırıyordu. Bu şiirin kelimeleri. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. Her tarafı dolaş. bari çileyi boz da dışarı çık. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. çevreleyen bir kâse de yok. görünüz der. Deve ayağını suya soktu. der. gel gel. kendi kendine yansın dedi. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. Ancak yakınlık yönünden olsun. o coşkun dost beni yakaladı. Tertip ehli erenler. Canlı varlıklar. Onu kendi köşesine salıver ki. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. bütün varlıklara değer. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. (M. Henüz çocukluk çağında idim. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. Gerektir ki o selâm versin. felek boşluğunun güzelliği. dedi. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. Hak Peygamber seninle iftihar eder. onun dilini. o da sevinçle raksa başlar. Su diz kapaklarını geçmiyor. Bir su kenarına geldiler.Mısra: Kâbeden. O nasıl ayrandır ki. Erginlik yaşına varmamıştım. ayıptır söylemesi. sen ona ümmet oldun. Henüz hamdır diye bir ses geldi. bakınız. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar." (Kutsal hadis) buyurmuştur. ucu bucağı yok. hem de secde etsin. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. benim başımdan aşar. Bugün. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. Yüce âlem sensin. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. Şimdi hale ve işe bak ki. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. eğer Muhammed batıda olsa. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur.

En iyi öğütçüler. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. dedi. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. O uzaklaşmaya yol açar.Sonra eline bir ekmek parçası verdi. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. Gerçeklense de gerçeklenmese de. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. Bir sema âleminde idi. kulluktan sorular sordum. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki." (K. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. işte benim üstadım budur. farkı yoktur. çabuk su getir. sofiler temiz yürekli idi. Bu birliği. evet. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. 91) Kur'an'daki. Musa Aleyhisselâm. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. Allah sevgisi gecikmez. Çünkü bu duygular. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. İki defa doğmamış olan mahlûk. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. Bize vaat ettiler. gönül perdedir. Zamane onu da götürür. başkalarına öğüt vermek. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste. "Benim katımda söz değiştirilemez. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır. nereden geldiğini. ona göre ağlayayım. Bu gerçeklenmemiş. Ruhuna binlerce rahmet olsun. önünden sonundan haberi olmaz. Derviş. Melek. ben sana iki kat kulluk edeyim. (M. dervişe. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. cevap vermedi. kulluk ondadır. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. Sıkıntıdan kurtulurlar. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. şaşırırlar. Nasıl ki Allah. burada güvenlik kazanılmaz." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. 194) buyurmuştur. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır. 254) Kuran'da. "Ferahlandılar. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. ama başka bir işte de kullanırlar. Etrafında toplanırlar. ve nereye gideceğini bilsin. melekût üzerine çıkamaz. sözdür. bir dervişin eline iki testi verdi. sevinirler. fakat bizi unuttular. nimet sayarlar ve yeri öperler. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. ama evin içinde yol çıkmaz. dedi. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran." ve sonra (kulunun dilinden). Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir. dedi. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. Musa. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. dedi. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. 60/1) buyurdu. kendi nefsini unutmaktır. ağırdır. Ona da akıl perdedir. nefsime taatten. (Enam Sûresi. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. Talip için dedi ki. sen kimin elinde görüyorsun. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. güvenlik yolu buradan çıkmaz. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". O sağlam imanım başka bir şey olur. Derviş şaşırarak. sana konuk geleceğim. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. İç ve dış duyguları da bunun için verildi.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. evin yolunu çıkarır. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. o zaman zorlanma zamanı değildir. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. . Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar.

önce korku gelir. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi. Bu Zehra ile o. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. genişlik bulur" buyurmuştur. yahut Yahudi olurlar. Gerektir ki. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. diyeyim. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. ister cuma günü. dedim. yenini namazdan indirir. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. 3/197) buyurulmuştur. yüzünü gördükçe iğreniyorum. Çünkü bunların arasına düşmüştür. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. öküzün bacağından olsaydı. Kâbedir. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. Diyelim ki. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. 1) buyuruldu. benlik ona perde olurdu. Bakayım topal mıyım. münkir olmaz. (M. Tebriz'e de gideceğim. teklif de fazlalaşır. Lehaverli Şeyh Şeref. Ben konuşayım. yani onun muhatabı oldular. Bir kimseyi. Hakkın sözünü dinle. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. Halbuki bir şehir alt üst olurken. "Genişleten kimse. Orada . Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. âfetlerden kurtulsun. ama bizimkini geri bırakırlar. O ister adam oğlu olsun. "Yer sarsıldığı zaman. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. hangi marifetten bahsediyorlar. diyor. Yani. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. Bu tatlı baldır. Hazreti Muhammed. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. Kudret Allahnın elindedir. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. şimdi nebilerinkine başlayalım. demiş. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. Senin işini düzeltirler. o kahpe. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. Gönül için. Ona uymayan bir insan. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. mühlet vermiyor ki. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. Vav. 255) Istırap. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. Ben göremiyorum ne yapayım. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. Yenine vursam." (Zilzal Sûresi. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. Bir öğüt yetişmez. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. 257) Oraları görmedim. (M. dediğinden bahsediyorsun. O kadıncık. Her ikisi de olabilir. (M. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. ister başka biri olsun. ama gelmedi. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. Bir saat oturdum. Artık dışarı çıktın. Bu bahiste benimle kavga etmişti. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. Şimdi gerektir ki. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. kolaylıkla saçasın diye. 256) Tavîl. tutarsam dışarı atarım dedi. Lut Peygamberin o ahlâksız. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. Sana bir hikâye anlatayım. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. gel bir kenara çekelim. Kâfir olan Nasranî. Mademki böyle oluyor. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır." (K. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. cinsî sapık değildi. Bu güzel cevaptır. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. bunu inkâr etmişti. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. Ancak bu. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. bütün yeryüzünü titretirdi. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. ben ondan batkın bir haldeyim. Ne kör ve sağır ediyorsun.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. asılmış üzüm hevenkleri. öteki selâmette kalır. onlar nasiplerini alırlar. bir şeftali vermedin! Ben. ne oluyor? dedim. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. Peygamber idi. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. O. Kâfir olan Yahudiler de. A.Yer sarsıntısı. ama öteki cihet ne oluyor. söz söyleyelim.

dedi. Şimdi sen. Eşek misin sen? Evet. bu olmasa postumuzu yüzer. Onun elde edilmesi kolay değildir. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. sonra Şam'a gideceğim. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. dedim. bir yıllık günahını giderir. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. Bu acizi de birlikte götür. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar. dedim. Ancak diyorsun ki. Görüyorsun ki. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. Ben eşit. onu oyalarsa yetişir. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. dedim. (M. Evet. bir çok eşekler geldi geçti. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. tam denk geliyorsun. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. Öküzlerini al diyeyim. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. denk geliyorum. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. bir kısmını da oturarak kıldım. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi. ben idim. para toplamak sevdasında değilsin. Duydum ki. ertesi günü daima hamama gider. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. Sakalını öptüm. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. seni sevmişim. sevgimi açıklayamam. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. Daima ayağım ağrıyor. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. diye düşünürüm. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. ama beni de çamura atıyorsun. ancak bir saygı gösterme vardır ki. Ben senin duacınım. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. dün gece o kadar yedim ki. O. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. Eğer bu satranç oyunu.falan minberde vaaz ediyordum. yıkanır. Nihayet denk geliyorsun. 258) Üzülme. Ondan sonra Bağdat'a. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. Ben gidersem de razı olmuyorsun. bana da ver diyor. dedim. kendi yaslı yuvamıza gidelim.

. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar. yani ben Hakkım demez. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. (M. O kimse ki hem bu adama gelir. çok üzüntülü idi. Neticede hakikat böyledir. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. pişman oldum. hiç kendime sahip değildim. Bu her iki söz de bir anlamdadır.diyeyim. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. Ey Allah elçisi. aralarını bulmak ister. Murad ise benim. buyurdular. — Yoksa nebiler mi? — Hayır." Sahabe. biraz önce filânla birlikte idim. Bu millet ise aksini yapıyor. beni kutlayın! da demez. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. ben öbür tarafa geçeyim. kayıd içinde kayd. Çünkü her müridin bir muradı. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. yani Peygamberimizin yoldaşları." buyurdular. ister hendek suyu ile söndür. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. yeteneklerinin eksikliğindendi. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. o kardeşler bizler miyiz? dediler. Tarîrı. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. sonra tekrar uykuya vardılar. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. Zeyneddini Tusî on. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. bunların yardımı ile. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. O. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. Yaptıklarımın farkında değilim. Hayırseverliğin iki mislini yapar. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. Bu. Zeyneddin benim müridim idi. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. şimdi onun yanından geliyorum.kimseyi yakmasın. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. Sözden.(M. dileği vardır. — Hayır. her zaman beni kutlayın. Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. konuşmadan yüz çevirmem. Allah. senden yana utanarak diyordu ki. bana. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. ister tertemiz su ile. hem öteki hasma gider. orada halk yurt tutamaz.Ancak onların bilgileri onların olsun. Nasılki Mevlâna. ister idrar ile. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. ondan halvette bazı şeyler sordu. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır. divane oldu. O sözler uyanıklığın yankısı idi. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. karşılığını peşin alırlar. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). Kavga koparmak için yalan söylüyor. ister yalanla. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. şerh içinde şerh yazmışlardır. Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim. daldan dala sıçramam. dedi. korku içinde kalırlar.

) şöyle buyurdular: Ben. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin. Uzun olmuşuz ne çıkar. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız. Sonra Hazreti Peygambere (S. bu azim ile meşgul olursan azim gider. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. maddenin sıfatıdır. balığın karnında mirac'ta idi. Yedikleri de haram. Önce Elif nedir? Onu söyle. ön ve son. bunu ancak Allah için yapmaktır.A. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. öteki âleme çağırmadır. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. Bir ilâhi hadiste. Dedi ki: Bir âlem vardır. Kur' an'da. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık.A. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar. ha bu cihan.) şikâyet etti." (K. Onun yemeğini yesem. sözü. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. Söz üstüne söz söyleme davet'tir. "Her günahın bağışlanır. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. Bu ince deri sanki ipek oldu. 2/286) buyurulmuştur. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. oraya koşun. ne batın. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. Ben de buna karşılık verdim. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı. sanki bir mancınık taşı gelir. Siz ise. ulu Allah. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. Ey Allah Resulü! dedi. tembihtir. Haram yemek ki. Nitekim Kur'an'da. dedim. ayışığı kapılarına vurur. Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. Benim bu gönlümü sana versinler. bilgisizlikten ileri gelir. rengi değişti. Derken tartışma uzadı. Alçak. o lokma benim boğazımdan geçmez. can ve gönülden kulluk ederse. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. dedim. (M." (Hac Sûresi.Geçen gün hayalini karşıma getirdim. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. 23) buyurulmuştur. ne de son. Allah bana böyle bir yoldaş verdi. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. istemiyorum ki incinsinler. ne de gizli. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. yüksek diye bir fark yoktur. gözü. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar. sonra B'ye gelirsem iş uzar.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. Allahsız ne evvel var idi. Allahdan belirdi. Ne zahir. benim için ha o cihan. Hazreti Peygamber (S. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun." buyurmuştur. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider. "Orada giyimleri ipektir. yani ne açık var idi. âhir. Ben de burada ipek giyinmişim. Evvel. Hazreti Muhammed (S. her şeyi parçalar. onunla tartışmaya koyuldum. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar." Çünkü o denizin dibinde. haramdır. bu isteğin yerine geldi. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun).A. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz.

ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. onları eve çağırdı. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. Hiç kimse kapıyı çalmasm. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. (M. büyükten. Allah vardır. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. 28) emrini işitti. Ya Bedahşan'da yakut. söz nerede kalır? (M. Bir yerde ki rahat vardır. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. O zaten doğruluk makamında idi. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. hem orada.Kur'an'da. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. git dedi. . Bunların yemeğe. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. size nimetimi tamamladım. O perde sayesinde onu burada gördüler. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. dedi. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. Allah rahmetine kavuştu. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla." (Maide Sûresi. hemen kapıyı açtı. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. Artık müsaadenizi diliyorum. varlığını anmadır. ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. Vezir öyle yaptı. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. Bir saat daha geçmişti. Eğer bunu anlamış olsaydı. Kâseler boşalınca. Vezirin biri bunların halini haber aldı. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. Bunlar yedi kişidir. Aylar gerektir ki. evi boşalt. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. yedi sofî arkadaş vardı. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. küçükten kimse bulunmasın. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. ya bir şehide kefen olsun. öğüt nerede. dedi. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. Aşağı indi. yahut Yemen'de akik olsun. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. Kendin de evden1 çık. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. dedi. 5) buyuruldu. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. Kâseleri doldurdu. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki. Beni tanıyorsan. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. ekmekleri sof raya yerleştirdi. yerlerine oturttu. hayır. ya bir çıplağa örtü. Her şey aslına döner kaidesine göre. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. kendini anma demektir. ikincisini alıyorlardı. içmeye ihtiyaçları vardı. Bu can. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın.

Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. Bundan dolayıdır ki. çamurla tıkanmış. Başka biri de. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. Eline al ve dikkatle bak denildi. "Yolunu. Bazı kulaklara baktı. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. (M. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. Bugün o şey ki. Biri bu gelen askerdir der. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. Neticede. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. Evet bir kul vardır ki. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. o iki akıllının cevapları değişebilir. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. Çünkü bu daha zor. Allanın lâtif kulları vardır. o hal." (Mâide Sûresi. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. ne dışında. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. 49) buyurulmuştur. Bir başkası. Nasıl ki. Her ne kadar. aynı cevabı verir. Diyelim ki. yüz kişi güneş altında durmuş. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. geceleri de gökyüzünü seyret. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. sen benden. Yarabbi! dedi. Yoksa sen eldesin. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. bunu niçin gizleyeyim. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. gidişini gizli tut" derler. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. Bayezid kabristandaydı. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. gülelim. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. bir davul çalıyor ve raks ediyor. (M. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. paranı. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi.Nasıl ki sofî. yanıltıcı bir sorudur. ikide iki kaç defa vardır. Meselâ iki kişiye sorarsınız. kuvvettendir desen de öteki der ki. şunu da söylerler ki. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. dolaşıyordu. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. öteki sünnet düğünüdür der. Her ikisi de bir kere der. Eğer biraz ağır davranır. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. ben de senden kurtulmuş olurduk. Gönlüne bir ilham geldi. ne atı yem yerken. Hazreti Peygamberde. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. aynayı bir kere eğri tuttun mu. orada dolaşmak isterdi. halk bunların hepsini eşit görür. Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. (Hepsi onu aynı durumda görür). "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. Kuran'da. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. der. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. ne de terslerken. ne ahırın içinde. Biri birini yanıltmaktadır." buyurmuştur. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur. Nasıl ki. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. diye. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir.

hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. Nasıl ki. Şüphesiz iyiyim. şüphesiz kusursuzum. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. Sevinçten kurtulur. 79) buyurulmuştur. Onun takati buna yeter. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir. Bu varlık ki. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. insan oğlunun bildiği şey. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. bir kulağından girmiş. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar." (Kasas Sûresi. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır. bir kişinin ölümünü ister. Isa Peygamber. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir. İnsanoğlu. Çünkü onu arkada bırakmıştır. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. Nasıl ki. halk ile konuşuyordu. "Allahtan başka Allah yoktur. Halbuki. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. Anne. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır. Bir divane vardır ki. ama başkaca konuşmadı. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir. sütüm kurudu. O böyledir. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. Allah Erenleri ile birleşsin. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. Yani ruh gıdası ye! demektir. Bir günahkâr için. ama değilim. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. Kur'an'da. yoksa zülüf nerede. (M. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. Gamın başka bir dalı daha yoktur. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. çok zorluğa da katlanmadım. Bu ruhun gıdasıdır. Sütü kurumamıştır. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. çünkü o vaktini bilir. Onlarla birlikte vere oturur. salih bir kişiyi dışarı atarlar. derler. Ama sonra dışarda bulurlardı. yüzü kara olmasın. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz." buyurulmuştur. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. yüzüm ak alnım açıktır. fakat onun huyunu da kapar. Günahsız. Asıl odur. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. o asla aziz olmayacaktır. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. der. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum. Göz ve kulak açılsın. 'Koyun. gama taparlar. Bizim kuyudan çıkardığımız. sözlerini dinlerdi. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. Saygı göstererek uzaklaştı. Ancak bazıları . öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. kendine tapmaktan kurtulsun. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir. sütü annesinin göğsünden emer. içimden doğmadı. Tıpkı Isa Peygamber gibi. Yani el emeği ve alın teridir." sözüdür. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. ruhunun ölmesini ister. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. yumruklarını kaldırarak. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. ben nerede. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. yedikleri mutlak helâldir. gaipten haber verirdi. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. Olaki bir gönül ehli. öbür kulağından çıkmış olanlardır. der. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. Asla zar oynamadım. (M. Allah yolunda çözülsün. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. Annesinin memesine sarıldı. Her yere dağılır.

hayvanî örtü. arif onun önünde düşkündü"?. parçalar âlem olmadığı gibi.A. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. Musa. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. toplu varlıklar da âlem değildir.) mütabaatı tanıdı. Arif kimdir. (M. Şaşırıyor. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. O şeyh gelerek bir köşede oturdu.Kürsi. kendi kendine söyleniyor. Bir kapı açıldı. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. Muhammed (S. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür. "önce yoldaş. "Allahya ödünç verin. O nasıl sevgilidir ki. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. kendisinde garip bir hal belirdi. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi. Mehtabın aşağı indiğini gördü. yani parçalar ile değildir. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. iyi kişi vardır. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. Orada inci vardı. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. ne çıkar? Vakit müsait değil. dostların önüne tutmuşsun. deveyi dizinden bağla. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. Nasıl ki. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. iyi bir adam tevekkül ettim der.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. (M. Musa Peygamber. Cüziyat. yani. Nihayet mütabaat odur ki. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. Bir mescidin kenarında oturdu. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. Bilmiyor. Hayır Allahnın kuludur. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. Bu kadar savaşlarla uğraştı. ama bilgisizdir. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer. sevilen de bu tarafa gidiyor. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar. böyıece önü örtü içinde. Hayvanî ruh. hem değildir. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. ama o bunu göremiyor. demektir. tekrar önüne düşmüştür. inci tüccarı. git su getir. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. ama mütabaatı göremedi. Elbisesini sırtından çıkardı. Hayır Allahdır. ben de şimdi niyetimi düzelttim. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. yoksa elimdesin. tüm yerinde kalmaz. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. kutsal örtü. Adem oğlu. ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. yedi kat gökler. öteki mânası. yemesi kolaydır. ama bilemedi. sonra yol" derler. hatırı nerelere dağılıyor. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. dedi. Falan şeyh çilede idi. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. Allahya ant içerim ki. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. Biri açıktır. yahut yiyenin yolu aydındır. dünyaya ayak basınca Arş. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. (M. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. Çünkü o denizin dibini biliyordu. Musa Mülekat'a gitti. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. kim gelecek diye bekledi. . seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. mütabaat sözünü söylüyorum.

Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. buyurdun. Bugün. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. der. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. herkes beni iyi adlarla anıyordu. Bütün nebilerin. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. keşke söylemeseydim. Sorunu daha edepli sor ki. Bir kimse sana bir söz naklederse. Çünkü onlar bilmezler. insanoğlu da kendi nefsine. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. ben. iki saat bekle ki. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. gel. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. mustarip olduğumu anla. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. belleri kırılmaz. Abdest sensin. Şiir:(M. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler. kâsedir demiştim. isterse bir hiddet zamanında. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. Abdestler su ile tazelendi. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. bu tavsiyeyi muhafaza et. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. nefsim sakinleşsin deyince. Tatarlık sendedir. Dün birisi geldi. denedin." yahut. Bil ki. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. âlem külliyat iledir. Çünkü onlar yine de görürler. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. abdest üstüne abdest. Bütün âlem bir kişinin elindedir. dediler. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. O inkâr ediyordu." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. Sözün ve sesin sonu. Müslüman derim sana. dedi. nur üstüne nurdur. bunu arıyorlar. Senden işittik ki. Bir gönül sahibi sebebini sordu. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. ayrı ve bağımsız olurlardı. Onlar kâfir oldular. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. cüziyat ile değildir diyorduk. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. sana gereken cevabı vereyim dedim. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. nur üstüne nurdur. Evet. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest. Eğer parçası olmasaydılar. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. "Hiç şüphesiz semaları. şerefli yarattık. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. cevabını verdim. dedi. Ama yine onun parçası idiler. (M. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. yoksa kâfir. O zaman sonunda. nefsin sakinleşsin. "Kavmini hidayete eriştir. Yüzüme atıldı. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. Yüzünü ona çevirdi. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. insan onunla alçalır. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. Allah. 273) . O hale böylece katlanıyordu. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler.

ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. karıncalara bir ok attı. diye sızlanıyorsun. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. Böylece on tanesini vurdu. Yahut da. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. hayır nereden nereye. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. Halk madenler gibidir. Hamza bağırdı. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. bu kuş kendini kurtarsın. Görünmeyen lütuf odur ki. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. bir yerden başka bir yere göçmüştür. diye buyurulmuştur. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. Dünya müminin zindanıdır derler. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. Ay kimdir ki. Aman köylüye de ikram edin. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. bağırmaya başlarlar. içindeki cerahatlar. Mısra: Uzun külahım var. evet derdim. Sonra başka bir aslan geldi. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. Halbuki sen feryat ediyorsun. Bu senin işin değil. ama sen engel oldun dedim. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. dedim. (M. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. geri kaç dedi. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. ben de gözümle görünce. geceleri uzun konuşuyorum. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. Zindana Tatarlar delik açtılar. O da dışarı fırladı. Karada bir acayip şef er oldu. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. pislikler dışarı çıksın diye. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. Altın madenine benzer. Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. önce Hamza fırladı. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. bir çıbanı deşiyorlar. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. . yahut savaş ediyorlar. Galip gelenin tarafında değildir. günah işlerken verilir. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. bir kaç fil kadar korkunç idi. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi. Herbiri. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. ona da attı. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. Allah korusun. ama oku bir işe yaramadı. çünkü ona bir şey vermedin. başını yüzünü yumrukluyor. Allah istemedi.

. Allahya perde olur. Bir vakit olur ki. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. Biz de ona ağlıyorduk. hakaretler pek kolaydır. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. Anladım ki ancak ben sana âşığım. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. O kendi halini bilseydi. kendisine ağlamıyor. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. muhabbet ve sevgi yönündendir. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. Şimdi açıkça söyle. sonra yine bir an olur ki. Şiir: Nerde o yeminler. kendisi için ağlardı. hesap dışı kaldı? derler. Sen büyük adamsın. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. Bir zaman olur ki. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. Senden davacı olcağım. aslanlar ava çıkar. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. Bir çok ağlayışlar vardır ki. gülmekten de. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. Allah kokusunu aldı. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. Söz tekrar geri sıçrar. Kur'an tefsiri okuyorsun. Yani bu güne ne oldu ki. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. Onun sözlerinin tatlılığından. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. kulu Allahdan uzaklaştırır. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. gönlünü o koku ile doldurdu. ama o. ağlayarak yardım diler. ağlamak ona hoş gelir. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. bana zulmettin! Olaki. onların yanında bütün sövmeler. kuvvetli küfürler. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu.Bir zümre vardır ki. Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. dedi.

söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. kırk yıl putlara hizmet etti. Halbuki babası. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. (M. ama değişme sendedir. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça. Sanırsın ki. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu." buyurmuştur. Bazı fakir dervişler namazı terkederler. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu. O hale erginlik derler. Şüphesiz ki o ibadet. Sükûtlarının sebebini anladı. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. Zengin bir adamda. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. Zengin.A. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. annesi ağlayıp sızlıyor. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem. Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez. Nihayet bu kör insan. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi. Ey Allah Peygamberi! dedi. O derece ki. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. Kuran'da. Bir huzur ki. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. Yüzü gözü birbirine karışmış. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür. bazan da ondan bıkar. biricik sevgilin odur. Öyle köleleri vardı ki. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. (M. O düşünceye dalmaktan maksat. 72) buyurulmuştur. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi.Hakta değişme yoktur. Hakkı. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. Bu iş böylece devam edip . Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. Fakat Allah ona. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. sana çok^sevimli görünür. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". Hazreti Muhammed'in (S. konuşmak bile istemiyorlardı." (Isra sûresi. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir.) meclisine bir yoksun girdi. yüz çevirirsin. o dosta düşmanlık gösterirsin. onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. ağzı burnu. birbirlerine bakışıyorlar. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım. puta karşı ey put! diye çağırdı. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır. henüz küçüktü. yine zevksizdirler. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). Ama nasıl olur da. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu.)'dan bir haber bile veremedim."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur. bir saat sonra duyguların başkadır.A. Dileğini puttan diledi. hayır der. ancak insan pisliği ile oynuyor.

Bazıları da bilâkis. Nasıl ki. kalpden daha geniş bir mâna taşır. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar. dedim. Asiya. İslam'ın sadri terimi. Allahyı altı yönde sanmayın. "Ben kalbi. Keşke . Ama başka bir mânası ile göğüs. ya tövbe ettirirler.gidiyordu. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı. şeytanı kaçırır. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki. Nihayet kalpler üçe ayrılır." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. Onun tabiatındaki parlak istidadı. bir vaiz. Nuh. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. llyas. rahmetime mekân kıldım. Bazan melek dışarı çıkar. Mirac'dan gelmişti. İbrahim. aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. Bir aralık kapıya kulak verdim. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. Onun mânası daha engindir. oraya şeytan giremez. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. Biri Allahyı görmekten.Ama ortada ye mekten eser yok. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. boğulur. dirilmiş. vesvese veren şeytanın durağıdır. bazan da melek girer. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları. Hıdır. On sekiz yaşında öldü. Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan. "Sana erişen bir fenalık. göğüslerinde vesvese veren. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor. (M. der." (Fürkan sûresi. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun). Havva. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum. Hazreti Peygamber. Firavun. ipek ibrişimlerden örtü. yalnız melekler yuvasıdır. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir." (K. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. ben onu bilmem. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı. 279) Nasıl ki Allah. diye buyurmadı. (M. "Görmezsiniz ki. zekâyı. ikinci bir kalp de. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. Her ikisi de doğrudur. O kalpte daima melek yerleşir. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. Nemrut ve başkaları hep sendedir. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. İsa. şu cehennemi bir anlat dedi. Nasıl ki. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. "De ki. altın tabaklar.ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. her şey Allah'nın katmdandır. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. içindeyemek önündedir. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler. ben korkuyorum. ölmüş derler. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. vesveseden arınmış olan bir kalbe. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. bir daha söyle." buyurmuştur. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin. O zaman ona. kendi nefsindendir. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi. şeytan girer. Hayır dedi konuşmadı.dedi. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. Her şeyi kendinde görürsün. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu. Siz kerem edin de dışarı çıkın. içine melek de girebilir.Musa. asla şeytan giremez. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin.

A) bildiği şeylerdir. bu şeydan nedir? dedim. Zaman zaman o inayetin eseri. Herkes nihayet herkestir. (M. kancık diye dil uzatıyorlar.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler. (M. deyince bir teşbihci. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. o da benden hoşnuttur. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. Allahnın öyle kullan vardır ki. Onun yoldaşları vardır. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. O ben vereyim diye seslendi. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. Maksadım. tüyünü kanadını yolar. Diyor ki: Bana. ne uyurken. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. kâfirle Müslüman arasındaki fark. o haberi. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. keçi ne bulursa öldürür. Musa Peygamber diyordu ki: (M. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. Bana niçin yemiyorsun? der. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. bazıları denizin kokusundan döküldüler. Allahya benzer bir şey yoktur. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. Kendisi ile birlikte devam eder. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. Yarabbi! dedi. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. Hele bana öyle külah eder ki. kolunu büker. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. canı başkalaşır. Allah inayetidir. Kıptiye tokat vururken. Benim söylediğimden başka. Bu Simurg. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. o bir aptala erişebilesin. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. Ne mutlu bana ki. Bizden biri Abdal kılığındadır. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. ben de yiyemem. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. Derler ki: Deccal koyun. SUYU . Sen diyorsun ki. kuşları parçalar. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler. ancak biz Simurg'a erişebildik. Utanırım derim. O kadın da der ki. bu dervişlere ulaşmaz. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. hal ehli olduğunu sanır. Halbuki" ben kancık değilim. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. Ne yiyip içerken. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. Onun başının sadakası olsun. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. Ben ona akla uygun diyorum. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. Yetmiş defa hac etmişti. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. Yüz aptala hizmet etmelisin ki. Bayezid'e ilham geldi.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. kan damarlarında dolaşır. Bunlar gerçi taklitçidirler. iyi ile kötü. Bir gün hac yolcularının. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. Hazreti Muhammed'in (S. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. onlarla yemek istiyor. Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. altı. yerinden sıçradı.

azaptan kurtulsunlar. Bu Ayı herkes görür. Ama ateşte yanar. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. Ne ateşin yakabileceği. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. Başka bir kör de gördüm ki. ilimden sonra da. Köpek yüzünü çevirdi. tövbe ettim.hemen bir çanağa döktü. Yahut açlıktan. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. " (Muhammed sûresi. Yine aynı ayette. "Günahına tövbe et. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. hem yokluk içinde can verir. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. Daha sonra da gözünü açmak. şüphesiz o Allah. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz. şunu yaptım. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur. Ütaritten bahset. Göz açıklığı demek. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. (M. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. Arap tekrar sordu.Ondan sonrası ilimdir. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. Semender garip bir yaratıktır. Gerçek taklitçi. Yarabbi! dedi. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. ilk doğuşta. Ama kendisinde görecek göz yoktur. zekât da öyledir. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. şefaat dileklerim. Kurbağa. köpeğin önüne koydu. 19) buyurulmuştur. daha ne kadar zaman. ne de suyun boğabileceği bir hayvan. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. buyurdular. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam. yüz türlü yalvarışlarımla. uyanık davranmak ister. Ya oruç? Otuz gündür. Kuran'da "Bil ki. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. suyu içmeye başladı. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. bulunmaz bir yaratıktır. Yazıklar olsun onlara ki. O hem yokluk içinde ömür sürer." . göz buna güç yetiremez. Ben bir kör gördüm ki. Gezegenler de. susuzluktan eline geçen bir avı yer. Yani ilim tavsiye eder. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. Bunun üzerine Bayezid. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler. doğru ve çok iyi hayalat gelir.

Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. yüzümü ona çevireyim. Ya Ömer! buyurdu. Yoksa iğneciye göre değil. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. hemen fazlalık. onunla hesaplı konuşurum. istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. güneş. o halde fazla bile gördün. ama size cefa da eder. hayır dedi. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. o benden daha mülhid imiş. hem de başka mânalarda kullanılabilir. onun korkusundan şarap sirke olurdu. Henüz ilk gençlik çağındaydım. zındıklar bilsinler ki. Meselâ olmaz. Vefa öyle bir şeydir ki. Ömer (Allah ondan razı olsun). Ben buna inanırım. hem haber edatı. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. yoksa hakikatte değil. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. ay insanın neresinde? . Bunu işiten bir mülhid." (K. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. Görüyorsun ki. Fakat Mâ harfi. dedi. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. okunuşunu araştıralım. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. her önüne gelen şeyde fazlalık. Ya tamamiyle alim olmalı. Yoksa senin ateşinden duman tüter. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu.) Mescidine geldi. çünkü azap verir. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. gramerini. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. Ben asla bunu yapmadım. Bunu istesem de yapamam. kendilerinden korkum yoktur. saklamayı terketmektedir. 285) İlim Allahdan bir vergidir. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. bir gün Hazreti Muhammed'in (S. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. 284) Ömer. 66/3) gereğince. dedi. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. Anlamını. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur.A. dedi. Ama size göre'. demedim. Allah vergisi ise âsilere verilmez. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder.hem olumsuzluk edatıdır. demiş. Evet yepyenidir. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı. Söndür. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. Ariflikte fazlalık. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. Hiç bunları düşünmedim. yaklaşmayayım. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. (M. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet. Hazreti Peygamber. öyle bir kahraman idi ki. Nasıl ki hıfz yani saklama. Bu vergide artış vardır. Kendimden geçmiş olayım. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. Kendi cinsimden birini istiyorum. Ömer yüzüstü kapandı. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. onu kıble edineyim. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. (Yani varlığı terk etmek)(M. acele anasının başını kesmiş.

Kul vardır ki şeytana uymaz. Eliyle işaret ediyordu. bu adamla öğünürler. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. Allah sana ömürler versin. Nihayet taşa tapanlara. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri.287) Bir Güneş doğdu. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. O ki. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. Bir kaç kere baktım gördüm ki. Onu kahr içinde bıraktım gittim. buyurmuştur. bengi sular ondan yağar. sonra geldi ve bana yazık olur sana. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım.) yakasından çıkar ki. ne söyleyelim. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. Elinde öyle bir baltası vardı ki. senin için korkuyorum dedi. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı. yüz yıl sonra da sana gelecektir. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. yüzü nü butu n cihandan çevirir. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber. Dedi ki: Ben. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. ben yüzüne güler. karanlığında bundan hiç haberi yok. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. Ezel nedir. Bana gelince. şeyhim. Hocanın biri namaz vaktidir. Herkese söylerim. Bu sözüm onu şaşırttı. yani emredici (istekli) nefis. Git diyordu. ne adamdır o. o tarafta ışık yok. taşa vursa parçalardı. bu ne nebilik. âlemin içindedir. Muhammed şöyledir. bir ses çınlıyordu. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez.A.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. senin dizginlerini taşırdı. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. akşam namazına durduk. Biz hep kalktık. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur. dedi. Bizde cevher var. oraya aslanlar bile giremez. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. kuyruğuna da ebed adını koydular. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. sana ne yapayım. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. dedi. Eyvallah. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. Her kime yüzümü dönersem. ne de resullük ve marifet makamına benzer. şeyhimizsin. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. Arka üstü yere düştü. oyundan dönersin de. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. Bir delikanlı gitti. Ayın. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. Kendime macera söyleyeyim de. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. Başka bir incelik daha var ki. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. bunlar fenadır diyorsun. Ama o ben.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. Yolda uğrular var. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. sana uyalım. Güneş . diye seslendi. yine aldırmadım. Bunlar daha dün meydana çıktı. içerisi baştanbaşa nur doludur. Bir yerde ki. ebed ne? (M.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. (M. Benim seninle işim yok. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. Zamanın başına ezel dediler. diyor. Bundan sonra bir kere daha. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. yazık sana. Bana böyle şeyler gerekmez. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki. emmâre.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. onunla sahradan.

Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. Faydası olmadı. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. Beni bırakın.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. dedi. gıda ondan uzaklaşmıştı. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. öz ruh olmuş. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. Şiir: Diyorsun Mademki ki. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. yine sustu. Evet cüz." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. Arapçada yoktur. bu âyetten nasip yoktur. yani emredici olan o nefis ben de. düzeltirim. Halbuki sizde teslim yoktur. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. Kaçtım. sen neredesin? Sormak istedim. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. sonra kâfir olur. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun.bunun secdesi onun gönlüne olur. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. karada taşıdık. cüzî âlemi parçaları bilmez. Gerçekte mazlum budur. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. Ben külden. Nihayet mazlum falandır ki. Bana çok ısrar ettiler. o kâfirdir dediler. Bazı açıklamalarda bulunuyordum. der. sana mürid olalım. Bu acizliğimden değil. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. dediler. onun secdesi bunun gönlüne. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. oradan uzaklaştım. sohbet ile olur. ona soğup saydım. Konuşan kuvvetlidir. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. Dedim ki: Bu gece. bu kadar sabretti. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. Biz Müslümanız. riyazat ile. yanlış. dedim. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. Yani. katlandı. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. tekrar Müslüman olur. Adı emmare. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. şu hali riyazattan bilirse. yuvarlanıyor. Başını kırdım. Başka biri. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. Şahap dedi ki: Öyleyse. Hak. Çünkü teslim makamındadır. her şeyden dışarı çıkar. Şahap kaçtı. Müslümanlık ise teslimdir. cemalini göstermiştir.çevirirler. runanî ve safi idi. Her defasında. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. Mısra: . o.288) Söz bahanedir. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar.289) Öteki. cılızlık ona yaraşmaz. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. Bismillah. dedim. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. Bilmiyor musun ki. gülümsüyor. dedi ve gitti. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. sonra. O. Dediler ki: Sen gel teslim. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. ses çıkarmadı. Farsçaya ne olmuştur ki. sözü ağzımdan kaçtı. tümden bahsettim. Sus dedim. bu çok hoş bir dildir. onunla tartışayım. Kara nerede. tecrübe ediniz! (M. maksattan daha çok uzaklaşır. Müslüman olur. onu denizde. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. Ona yanlış. Ne oldu da. ben yanlış hareket etmiyorum. bize hırka ver dediler. "Biz Adem'i mükerrem yarattık. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum.buyurmuştur. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. duvağı çözmüş. Getirdiklerini oraya döktüler. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. (M.

şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. Ağlamaya. bir kul'dan bakarlar. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. Ey aile efradı! dedi. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. Kendi kendine diyordu ki. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. Biri. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. Sık sık deveden iniyor. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. O kadar da değil. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. işte böyle bir kimseye. ok hemen önüne düştü. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. gelirler. imamların mihrapta. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. oku yaya koyarak atacaksın. yalvarmadan da takati kesilmişti. Biz. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. dedi. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. diyordu. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. Hah! dedi. sağalttı. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. oku attı. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. Yani nefsimi bilemedim demektir. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. Sana kulluk edemedim. Dilencinin o sevinci. biz seni bilemedik. her ne kadar aradı ise de bulamadı. bir kervana katılmıştı. Beyit: (M. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. Kendisi gelerek oku yaya koydu. Şaka değil. seni seçkin insanlardan kılmış. yalvarmaya başladı. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. fakirin bu sevincine o güler. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. bana hac seferi görünüyor. elime yapış. candan ve (M. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. kemiklerim yücelerde kalsın ki. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. yalnız kendilerini görürler. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. işte bunlar gelirler. yerinde kalakaldı.292) Ben. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . deniliyordu Adam gitti. Şeytan. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. yüzünü doğuya döneceksin. karanlık. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır. çünkü ona bir şey gösterdiler. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. karanlık üstüne çökmüştü.291) cihandan geçti. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu. Çöl yolunu tutmuş. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. Zincirini kımıldattılar. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. dedi. Kendilerine bakarlar. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. Hasta kendine gelince. vaizlerin kürsüde.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. ihtişam içinde büyümüştür. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu. dedi. halka da böylece yayılır. o ışık içinde bayıldı düştü. yayı çek diye emir vermedik. Ey Ulu Allahm! dedi. Hakkın çehresi. feryada başladı. Elinizi eteğinizi benden çekin. kovucu bir insandı. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. dedi. acayip haller görünebilir. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin. Oklarını sınadılar. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. ne oluyor diye merak ederler. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. artık. hemen yola çıkmalıyım. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. Ey dost. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. (M. kervanı gitmiş buldu. Nihayet şu cevabı verdi. bu sene yüz dinar bulur. temizleniyordu. Fakat yine bir şey çıkmadı. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. Musa Aleyhisselâm. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir.

uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. insan yüklendi. dediler. henüz rıza mertebesine erişmemiştir. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. İki akçe şu kadar para eder. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. Yüzünü rıza yönüne çevirse. feryat ediyor. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek. Yoksa nasıl olur da. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. yerler ve gökler bile. Bu ilâhî işarete göre. Birine coşkunluk geldi. git derler ama. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. sırlarından söz açıyordu. Bir sıfat. . Bu kadar para kimde var. Onun yayını semalar bile çekemez. ama yüzünü kapamıştır. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. açıklamaları vardır. Önce. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. Çünkü onların (M. Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. onlar Hak ile ilgilendiler. Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. bunu ancak o çekebilir. fakircik. gerçekte gitme manasındadır. onu yüklenmekten kaçındılar. Öteki. dediler. kıtlıktan Niçin? dedi. onların ardından yürüyorsun. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. ulaşmak aynı şeydir. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. diyordu. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. bir makam halka korku verir. Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir." (72/33) buyurulmuştur. deriz.A. onların halinden. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır. o git işareti." demesi ne kadar ibret vericidir. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". dediler. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. O bundan korkuyordu. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. dervişcik diye onları küçümserler. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. Şimdi din bahsinde de böyle olur. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. bak gör ki. Bayezid. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik. ey ahmak! dedi.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor.) hakkında beslesin. Hak yolu değildi. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. Ama ona göre kolaydır her şey. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım.hakkında. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar. keşke dedi onu göreydik. İki akçe nedir ki dedi. Bizim ardımızda biri vardır ki. Olur ki. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü.

Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. dedi. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. eğer ondan korkmasam. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. istiyorlardı ki. benim bundan haberim yok. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. Ya Ömer! dedi. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. Evet güneşten ayrı düşen insan. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor. ne gördün? dedi. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. yüzümü yine ondan çevirdim. Bu da doğrudur. ama Allah kullarının. Gönüllerde sevgi var. . Az bir ışık varsa şükredince artar. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. Onu mescide götürdü. gel de sana garip bir şey göstereyim. Döner misin diye o umutla bekliyorum." buyurulmuştur. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. Nasıl ki hadiste. keşke dinlemeyi bilseydik. ah diyorlardı. "Şeytan. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır. Hazreti Ömer. hem de onun kullarını incitir. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. yalvardıkça hayır diyordu. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. Nasıl ki. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. Şeyh. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır." (K. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. Ama yanıma şeytan gelmişti. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. Güneş yerine karşısında mum yakar.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. Ateşe nur yaraşmaz. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. Nurun ateşimi söndürdü.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. şehadet getirsin. bir kişi namaz kılıyor. Ömer baktı. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. Bir gün şeytan. söylemiyorum. Allahtan başka Allah yoktur desin. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. dedi. çevresindekiler ısrar ettikçe. Nasıl ki cehennem. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor." diye feryat eder. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. kulaklarda sevgi var. tam dinlemek gerektir. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. Tam olarak söylemek. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu. Ben de ondan yüz çevirdim. Müridleri. 3/7) Ben gelmiştim. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. dedim. Şükretmek hal dili ile olursa. öteki mesci din köşesinde uyuyor. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. Onların bildikleri bir sır vardır. dillerde sevgi var. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. Hazreti Ömer'e geldi. Halbuki o hem Allahyı.

olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. yoksa saçmalama derim. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. . bu melektir. dünya sevgisinden bahsediyordu. Tıp budur. fakat benimki öyle değil. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. Ölünceye kadar hasta olmaz. bu insan oğlu değildir desinler. tek başına yiyendir. dünyanın içindedir. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. dinler. olgun bir adamdı. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. Güneş battı diyor. Yolcu. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. dedi. Ben senin sözünü işittim. Savaşa gitmeyeceğiz ki. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. Onun terle dışarı çıkması zor olur. şu bıyıkları kestirelim. ne söylüyorum? deyince. Ama ben babasını sormuyorum. dedi. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. işitmiyor musun. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. Yoksa ekin bitmez. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. Güneş batmadı. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden.) en kısa bir süre içinde elde etti. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. kulu ile. sen işitmiyorsun. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. Nihayet dünya sevgisi. "Halkın en kötüsü. Rubai: (M. artık öfke yönünden bir şey yapamaz.A. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. 296) Gel! Tekrar gel ki. başka biri geldi. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. Meğerki büyük üstat olmalı. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. Bunlar. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. ne de bunu. (M. ama sana açılmamıştır. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. bu perde gariptir. Dışarı çıkalım. Biri benden sordu. parmakla ağzından çıkarırlar. Güneş yerinde duruyor. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. Ben görüyorum ki. çok acayip bir insan olur. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. Toprağı harap etmesen. kendisini soruyorum. Biri. onun değeri nispetinde ilgilenir. ne onu istesin. dense. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. O benden badem istese. Ona. Görenler. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli. Zaman zaman çorba ile et de olur. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. öğüt kâr etmez. İnsanın gıdası ekmektir. Üst tarafı oyuncaktır. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi.

) sıfatını söyleyin. ne türlü aşk oyunları oynar. çiviyi alnına çakmalı. desinler. Gönüle vuran ışık başkadır. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. Onun sevgisini. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. tekrar yarasının üzerine koyarmış. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. kolay zannediyorlar. omuz vurarak denize atarlar. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. geminin yükü ağır olunca. şeklinde de okuyabilirsin. Bize o iç aydınlığı. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. görsün ki nasıl olur. kaba saba bir adam var. Babası yerinden sıçrar. derler. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. su lâtiftir üstünde kalır. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. o ötekilerin tarafındandır. Ama ölmek bana daha hoş gelir. çünkü orada ekmek pahalıdır. yarısı ekmek. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. bu âlemi meydana çıkardı. hep tasalısın? diyorlardı. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. Eğer ölmezsem. Zır deliler de. Hazreti Muhammed'in (S. "Bizim yolumuzda savaşanlar. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. Nefsin . beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. elbette secdeye kapanır. Akıllı olan satıcılar. Maksat Allah yolunda savaştır. demiş. ekmeği ye. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. onu görür. Yoksa bu yolda savaşanlar. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. istersen sonundan başına doğru. (M. üçte birini nefes için ayırdım. yeri yarattı. bizim yolumuzda savaşanlardır. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. lâzım olur. yarısı da su için. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. latif bir şeydir. İsa' nın sıfatını söyleyin. Aşırı konuşurlar. duvarda yansılandı. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. onun tarafından değil. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. derler. nefes lâtif ve hafif şeydir. Derler ki. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. Sana elbise mi lâzım. gönül sefası gerektir. bakarlar ki. ekmeği de tabutla beraber satmalı. dilerse gider. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. Pazar. derdi. Vahy. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. 29/69) buyurmuştur. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. Nihayet o engeller aradan kalktı. Çocukluğumda bana. Biz bunu ne yapacağız? desinler. çiviyi pabucuna vur. netice aynıdır. Onu öldürmek ister. Hint kılıncı bile ona yetişemez. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. Hakkın nefesi beliriyor. Meğerse bir tanecik pul varmış. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. Nasıl ki. o sayede devlete erişti. Üçte ikisini ekmek. duvara vuran ışık daha başka. semaları yarattı. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki.A.İçimde bir müjde var. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. Biri sırasız oruç tutar. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. Ulu Allah. Ey kancık evlât! der. "Allah onlara azap vermedi. Aradan epeyce bir zaman geçti. derler. Nasıl okursan oku. kuvvetli üç tokat vurur. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. (M. diyoruz. Anladım ki.

sözleri.hep sana söyledim. 300) derecesine göre konuşunuz. tekrar yaratılır." (K. dağı. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber. gerçek hadis midir." âyetini ele alalım. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. Nefsine şiddetli davran ki. Benim bunda hiç bir maksatım. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil. bu öldürücü zehirdir. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. iman nedir diye sorarlardı. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. Sordum. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. Ben bir şey düşündüm. Mademki bana ders vermiyorsun. Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. Kadı Şemseddin'e dedim ki. bunda ihtilâf vardır diyordum. Bütün bu inancımla. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. Kendi kendime. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. sevgili mallarını bağışlarlardı. 33/44) buyrulmuştur. Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır. işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. yahut bu bir yılan yuvasıdır. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. Bilginler tek bir insan gibidir". ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. tatlı canlarını. benim işim. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. zekâtını veren kimsedir". diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. değil midir."buyurmuştur. Hele şu adama bakın. dedi. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. cevabını verirlerdi. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. "Şüphesiz müminler kardeştirler. Diğer bir defasında. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. (M. bağlılığımla beraber. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. sonra yine kendi âlemine dalardı. benim maksadım soru sormak değildi. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. Her şey onun katında mahvolur." (K. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. "Namazını kılan. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. başka yere varayım. 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle. "Gideyim bir iş tutayım. "Halk ile onların akılları (M. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. falan hata etti. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil. Benim maksadım neydi? Bana. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. başlangıcı yoktur denilmez. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. elinden ve dilinden. (M. Bilirdi ki.sırtına bin ki. Halbuki . 301) Bir defasında "Müslüman. dileğim yok. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. Bu Kâdim'dir. Hazreti Peygambere daima. Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. oruç tutuyorum diyebilesin. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım. "Gökleri elimizle kurduk. Onu. ey oğul! derdi. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. mollalarım nazarında hayretle karşılanır. Alemin çaresini biz bulalım.

303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. O yel. Başka biri de. Halbuki ulu Allah. 304) Devlet de bundadır. Kuş şekeri diye bağırıyordu.) ilgilenmekte. Hep birden onu inkâr anlamında. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık. içimizi temiz tutalım. sonu olmayan yüce Allah. kendi aralarında merhametli. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. öbürü bir şey değildir. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. kendini halka göster. diyen olursa. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. Tek bir çeşnisi yoktur. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. halk birbirine bakıştılar. 29) buyurulmuştur. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. Şeyh karnından bir yel çıkardı. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. ondan. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. şimdi bizim mazeretimiz var. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. çileden bir ses işitti.A. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. biraz murakabeye varmak istedi. kalbin yumuşamadı. Yarabbî. benim için hayrın tam kendisidir. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. Dedim ki. dedi. Şeyh bir zaman düşünceye daldı. Ona seslendi. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. Ancak o bir eşeklik sayılır. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. sana İsa nefesi verdik. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. (M. karşısında secde edenlerin. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. O yol tozlarla doludur. hem de kahir'dir. geri dönsünler. sözsüz ve sessiz konuşur. öyle bir vakit olur ki o derviş . her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. insanda iz bırakır. (M. ben de derim ki. bir dervişin hizmetini görüyordum. Bayram gecesi geldi. o gerçekte yumuşaklık değildir. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. diyordu bu ne keramet idi ki. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. Zaman olur ki. Bundan yani iyi sözden dem vur. Bayram günü idi. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. Şeyh dışarı fırladı. derhal eti. ona üfledi. Yoksa öğüt. Eğer sırasında konuşursa. hem de kendileri rahat ederler. Şeyh halkın bu kalabalığından. "O.sende hiç bir iz bırakmadı. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. dışarı çık. diye düşündü. yine aynı yel ile gideyim. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. beni hapsetti. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. dedim. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. başlarını sallayarak uzaklaştılar. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. "Kâfirlere karşı şiddetli. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. Hazreti Muhammed'le (S. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. Dedim ki."(K. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. Kuran'da buyurulduğu gibi. onlara karşı bir hareket göster ki. Kırda uzun müddet yürüdü. diyordu. dostu sözü ile boğmak ister. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. Fakat halk peşine takılmıştı. onun yüceliklerini anarım. Çünkü onun üstünde biri daha var. Ne dostlar vardır ki. Kırlara doğru yollandı. Size yaraşan şimdi susmaktır. daha olgun bir sözdür. Allah ahlâkı ise hem lütuf. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. bu yelden daha iyidir bana göre. Bu saygı ve ululama yönündendir. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. yoksa bir dilek için değildir. dışarı çık. Camsız varlıkları bile söyletir. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi." (Fetih sûresi. Eğer fena söyledinse ben razıyım. Nasıl ki müminler vasfında. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. yine arkasından ayrılmadılar. o gitmiyordu. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. Tek bir kişi kalmıştı. Başka bir âlemden gelen bu ses.

Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. (M. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. Sabır feryada yetişmiyor. sana kudret sahibi diyor. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. içine girerek saklanmasını söyledi. Büyük şehzade. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. 305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. Peygamber göndermek. O da aynı sevdada idi. ona içten bağlanmıştı. engel olalım. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. Gidip babasından kızı istediler. Ortanca da böylece kurban gitti. görenekte olgunlaşır. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. Ama ona sormalıdır ki. biz de padişaha kastedelim dediler. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. Allah sana kaderiyeci demiştir. Padişah emir verdi: Bunları götürün. dinlemek can beslemektir. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. Bu öküz. mumlar yanıyor. sana kaderiyeci diyor. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. Babaları onlara birkaç gün. Çünkü emir ve nehy'in gereği. Sıra küçük kardeşe gelmişti. O kul yönünden gelir. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. zaten Padişah ölür.yükselir. Bir padişahın üç oğlu vardı. 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. konuşmak can yıkmak. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. dedi. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. eğer başkalarından ibret almadınsa. geçip gideceklerdi. oğullarında. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. kızın bir bileziğini aldı. bilgide. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. vaadin ve korkutmanın icabı. düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. şaraplar dolanıyor. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. Şöyle bir kaledir. ama ortada hiç kimse yoktu. . meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. Görür görmez âşık oldular. Şart koştu. Çünkü çok sevimli bir gençti. Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. onu da öldürdüler. kızın babası. kızın kıvırcık saçları (M.

Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. sen. Mtisâ Peygamberde. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. Aşk. Saz başlamıştı. Biri derviş diyordu. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. iş pek nazik bir duruma girmişti. vezir ve ben. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. aklın başından gitsin. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. Halvete çekildiler. . (Ç)) Şiir: Gam. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. nerede nişan? dedi. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. (M. Kendimi savunmaya. Bu tuhaf bir iştir. pabucunu başına vuruyordu. Bunda hiç bir şüphe. Ona dedim ki. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. her kıssanın. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır.Padişahın yanına girince. Bununla beraber. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. O anda öyle yaptım. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. onlardan bir tarafa çekildim. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. Muhammed ümmeti olanlara göre. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. ama daha fazlası gelir." diye feryat etmiştir. getirdim ama. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. Ömür. "Susan selamete erdi" derler. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. beni uğraştırır. çabuk dışarı atın. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. o saatte et yemekten vaz geçerim. Başını önüne eğdi. Gerektirir ki. hep dervişlerle otururdum. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. ama yine de hoştur. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. Musa Peygamber. Gerektir ki. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz. Tövbeler ediyordu. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. sana öyle bir nişan göstereyim ki. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. her üçümüz halvete çekilelim. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. öteki sema diye İsrar ediyordu. Büyükler yanında da susmak yaraşır. Şehzade cevap verdi: Getirdim. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim.

Şeyh dervişleri uyandırdı. "Onun kulağı ve gözü olurum ". Çocuğu içeriye. 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol. (M. Ona. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. Dervişler geldiler. Her insanoğlunda bir benlik vardır.Beyit: (M. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü. kapıyı açtılar. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. Sanki. getirip kendi makamına oturttu. bu makama erişesin. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. Şeyh de kabul etti. Hemen dışarı çıkmak istedi. Gidiniz. Tecrübeli Pir. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. . ona deyiniz ki. Ama önceden sonunu göremedi. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. hem de büyük bir utangaçlık. Aşık. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. Nasıl ki. Ben iki halini de bilmekteyim. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. (K. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz.A. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. Şeyh seni istiyor. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler.66/3) buyrulmuştur. Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. Korkulur ki ödü patlasın. yaptıklarını da biliyor. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. onlardan öğünerek söz açsınlar. Ben mürid olacağım dedi. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. zamanenin gidişini onlar yürütüyor.) üstünlüğü buradadır. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. kaçacaktı. Bunu size de göstereceğim. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. halvete çağırmalarını emretti. pişmiş tuğlada görür. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. dedi. onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur.

halbuki. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. Çaresiz herkes buna katıldı.sevgilinin cefası çok çetindir. bin yıl sürer. doğdun ve parladın. üstünlük ilk davranandadır. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. senden bize binlerce faydalar ulaştı. Üstünlük ilk davranandadır. baş sağlığına. bulunmaz bir şeydir. 23/117) Bana. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. 310) dostlarını da bu işe zorladı. ululuk artık ölmüştür. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı. ağlamaktan öyle coştu ki. Her sabrı yüz yıl. ancak iyi kişilerde bulunur. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. derdi. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. Dirilik de budur. misafirliğe onsuz gitmez. fena kişilerde bulunmaz. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. Bu nedir? diyenlere. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur. yetiştirdin. O da ağladı. . Ne kadar uzak. bir yabancı yüz kere de vursa. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K. R ü b a î: Ey ay parçası. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu. Aradığını düşünde görmüştü. Eğer şimdi ağlayacağıma. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. önce elini şu tuğlaya sür. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. dedi. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. Derler ki. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. felek bu halimi beğenmedi. hiç bir şey demem. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. Hele sana ki. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese.derdi. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur. ona dedim ki. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama. (M. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir.o olmadan namaz kılmaz.

senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. Birinin günahı sarhoşluk. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. anlayasın. Şeyh ayva yer. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim. gerektir ki biraz yük taşısın. Eğer köprü geçerse ne iyi." buyurmuştur. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. sedefleri dışarı çıkarırlar.dedi. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. derler. o da. Herkesin kendine göre bir günahı vardır. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur. O sırada bir ihtiyara rasladı. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. Bu ancak seni sınamak içindir. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. Beyit: (M. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. madeni belli değildir. Onu evine götürdü. dedi. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. Hazret! Peygamber. Onu sürersin. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. kamerin ne yeri var? . can ile beraberdin. Sen kayboluyorsun. üzüntüsünün sebebini sordu. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. ticaret ederlerdi. Kuran'ı ezberlemişti. gölgeden kaçar. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. onun haline uygun düşer. peki. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. altın damarına kayıp diyorsun. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. mülkümüz. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. Geri dönmeye imkân yok. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. köprü üzerinde ayakları titrer. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. Bir öfke vardır ki. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu. yoksa hemen geri göndermeli. Bizim altınımız Kuran'dır. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. öğrenci. Öğretmen. yaramazlıktır. vah şeyhim. Onun işi gizli kalmaktır. Çok zahmet çekmiş. Ne olursa olsun dedi. bazan da gizlenir. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. Baba (M. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. dünyayı canına bağlar. Baba üzülüyordu. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. O sana Yasin okuyor. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. işe yeniden başlamak gerekli." (K. Onu burada sınayın.60/10) buyrulmuştur. Ama hâlâ arzusu vardı. işte onu burada tecrübe et kf. misafir etti. Toprak vardır ki. Ansızın battın ve görünmez oldun. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. zaman zaman ayaklanır. ileri gitmeye imkân yok. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu. ancak içinden bir şey çıkaramazlar.

hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. Çünkü şeytan. 314) Yel esti. o da bizim dengimiz değil. hem de cismanî kudretler vardır. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. Allah kılığında da görünür ki. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. . Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. der.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. Gönlümü orada görürsen. benden onun tarafına bir selâm götür. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. şeytan onu önüne katmış. yavaş yürü! Tâ ki. askerini toplamış. Biz ona lâyık değiliz. güzelliği söz konusu olunca. de ki. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. Şiir: Ey sabah rüzgârı. O adama dedim ki. Şah ise. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. Rubai: Aşk. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. o muhakkak Allahdır diyor. Onda hem ruhani. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur. kendisini kabul etsinler. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. Hele bir kere daha dal. Beyit: Ana ve baba. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. yardımcı gibi kullanıyor. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. sen ise hep onunla diz dizesin. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta.

Beyit: Ey cihanın canı. bundan daha şaşkın olsun. Ey sevgili can. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. senin çağında açıkça küfür söylensin. adamı sarayına çağırdı. ölmek ne hoştur. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. Ayağına bir desti bağladılar. Acaba bir koku almadın mı ki. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . senin semtinde görürüm. Halife. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. Muhammed dini harap olsun. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. Adam o. bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. Can istersem. Halife işe ehemmiyet vermedi. bunu Dicle'ye atın dedi. dedi. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. dediler. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım". saçlarının kıvrımlarında bulurum.R ü baî: Gönül ararsam. anlamındaki kutsal hadis malumdur. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. Bundan daha başı dönmüş. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. Hele kılıç senden. halkı yoldan çıkarıyor. yüz yüze gelince. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. Çok susuz kalırda su içersem. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız.

mümin oldu. Öküz heykelini gördüler. aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım. "De ki. sor yol bu mudur? diye araştır. Muhammed'de (S. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü. bunu bilmek lâzımdır. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. o bir şeyler anlatmak ister.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. bırakmazlar. Muhammed'e uymak daha doğrudur. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. biz de Muhammed'e (S. derler. A) uymuşuz.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. Ancak yolu ara. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. sen doğru yol tarafını koru. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. huzura murakabeye varalım. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. Bir kerre dergâhın. dedi: o zaman. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş. dedi. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. Bu." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. her zerrende bir heves. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. O. Dikkat et ki. 316) cehenneme atsın! Keşke. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de . kimse kimseye zulmetmez. Rabbini de bilir. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi.A. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. yolundaki vaade hacet yoktur. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. bir şey söylemez. Bir parmaklık yoldan. tekken var ama o doğanın şahı. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. bir zaman murakabeye varsın. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. Kalenin adını söylemek çok kolaydır.halkı suya at. birdir diyorsun. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. (Tâhâ süresi. Arşın. Sen nazar ehli ol.A. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. Kürsiye yükselirsin. der. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. Dedi ki: Bundan sonra. hayır deriz. Şimdi sen otur da söyle: O. "Nefsini bilen. Bunu yapabildi ise Cennete girer. hangi şey en büyük şahadettir. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. Halk (M. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. 317) daha isdidatlı olsun. Derler ki: Hiç bir Müslüman. Yedi renge boyanmış. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır." nüktesini de anlatsın. Arşa. Ey şeyh sana renkten sıyrıl." buyuruyor. de ki Allah görücüdür. İsterse Kabe'nin damına götürsünler. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. Şimdi dışarı çıkayım. Bir parmak mesafe için yoldan kadın. Orada adil bir Sultan vardır. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki. Bu sözde gizli bir hazine vardır. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim." (K. adama acıdı. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse. Hazreti Muhammed (S. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. Niyetiyle gönülden. Evet kâfir idi. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır. işleri ya açık sözlerle konuşursun. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır.

Hatta bu öküzü. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. Köpeklere verin. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. Artık altınım gümüşüm kalmadı. kâh nazlanarak. halka götürür. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. 318) Gül ter içinde kaldı. Evet asılmışım. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır. Ben iğ istemiyorum. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır.. der gider. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. balığı koruyan melekleri görüyorum der. denizde balığı seyrediyorum. kaba tabi atlı değildir ki. Ansızın bir köye geldi. çabucak evlerine koştular. yiyebildiğinizi yiyin. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. Rubai: .geçti. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. ay da sıkıntı içinde. Bırakalım yesinler bunu. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. kuzular çevirdiler. Gönlümü dava ettin ama. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. fezadan sonsuz boşluklara daldım. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. kebaplar hazırladılar. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. O. herhangi bir sebeple öne geçsin.sanki (M. sonsuz rahmete bitişiktir. sofraları döşediler. ondan başkası benim işime yaramaz. onlara varlık yaraşır. der. Bir gün kırlara doğru yollandı. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. Çünkü birzaman olurki. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. yolunda canımı da feda ettim. Mutluluk o kimsededir ki. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur. Köylüler. Ben. Yani bir yoksulluk da vardır ki.. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. insanı Haktan kaçırır. Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. (M. o da iş böyledir.

Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz . o miskindir dedi. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. Samed ulu Allahdır. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. getirir su içinde saklardı.. dediler. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var." sözüne gelelim. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. Nefiste şüphe vardır. Namaz kıldığını görüyoruz. yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren. Hakka ermiş olsan da. Bu onun eşidir. Naiblerinden biri. hele bir gideyim. bu çünkü kelimesi peltek idi. olmayana delâlet eder ki.A. dedi. ama yine menekşenin işini görürler. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de. iş o tarafta. Hakkın hakikatina. demişsin!. dedim. iç yüzüne eremezsin. ben ruhum. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M." (ihlâs suresi." demeleridir. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz. önce selâm vermeye cesaret edemediler.Biz hiç bir hesaba sığmayız. hem de biziz. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin.A. 1) Çünkü dedi ama. içi boş karınsız demektir. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. O yani görünmeyen Allah. Kadı öfkelendi.) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. o da bunun eşidir. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır. dedi. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir.' göreyim o dervişi. Nasıl ki. . Allah. İşimiz çok. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır.) yanına geldiler. Buyurdu ki: Şimdi onu görün. Karnı boş olan. "Nefsini bilen rabbini de bilir. Peygamberine niçin "De ki. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek. ne kâfirlerle uyuşur. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez. Bir saat sonra onlara cesaret geldi. ne Müslümanlarla kaynaşır. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. Eğer kalırsa. hem bizden eksik. Yani sayısızlık da sayının delilidir. O öyle bir mumdur ki. hep bizim pervanemizi yakar. Ahmağın biri daima karları toplar. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun. o da. eşsiz ve tek olan Allahtır. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. O zaman anlaşılır ki biz. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır.keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. her şey sen! der. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir. O miskindir. Onu buraya çağırmayın... Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı. eşek midir göreceksin. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler. Şimdi tekrar. Samed. Hazreti Mustafa (S. Burada bir kişi var ki.

Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı.diye beddua ettikleri iblis. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. Hazreti Peygamber (S. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. Bir mürid geldi. dedi. Yazıklar olsun onlara ki. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki.A. yüzümü hac yoluna çevireyim. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi. Şeyh tekrar söze başladı. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü. imanlı kişilerin inançları. hemen yerinden fırladı. Şimdi (M. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı. 323) bak ki. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı. sen çok zayıfsın. . gönüllerini vermezler.) de susuyordu. Karısına. Bir aralık mecliste sessizce oturdu. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim." buyurdu. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye. O hep susuyordu. Hazreti Peygamber (S. ağlamaya başladı. büyük bir saçıdır. diyorlardı. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. hiç kimse. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı. yaralandı kafile gitmişti. Kim olduğunu söyleyemem. Çocukların kitaplarında. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. eşek midir göreceksin. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir. Bizim medresemiz budur. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki. o kimsede tesirini gösterir.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. ailesine de dua etti. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. (M. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk. . O ses çıkarmadı ve kızardı. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. (M. O susuyor. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. Sonradan dediler ki. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. artık ben aile hayatından vaz geçtim.A. Çüneyd bunu işitince. İste İblise inanç besleyen.sana lanet olsun. dedi. gözünü.kapı açılır. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır. bereketi. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır.A.) yerinden kalktı. Hazreti Peygamberin (S. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. Onun mabedi de gönüldür. günahlarına tövbe etti. bu sana. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler.) ziyarete geldiğini gördüler. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir. gönlünü birlikte bağışlar.A. O gece kocası bir düş görüyordu. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. gözlerini verir. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi. Bugün olaki.) selâmını söylediler. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar. Allah evini ziyarete gidiyorum. Bahtiyar odur ki. Onun sevgisini. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam.

Yukarı baktım. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir. Biri geldi. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı. Üst tarafı hep ruh olmuştur. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim.A. incinme varlıktan olur. ben sana demedim mi. Bu topluluğun büyük savaşı. Yani senin konuşman boştur. 324) Yemekten korktuğun.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir. kınama gibi duyguları atar. namaz değildir.et. Padişahlar için "Hayır. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. olmaz" demek kutlu düşer.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu. 325) Biri geldi. içimden kovarım. diyen gafil kişi.Artık üst tarafını hesap' . evin tavanını göremedim-. yatıştı." buyurmuştur. bu hendek tamamiyle dolmuştu.. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum.Bu tozlar kaç defa çekildi. aman sakının. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. Büyük savaş nedir? Oruç değildir. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin. nasıl ki Hazreti Peygamber (S.A. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. Yani kalk. kâfirden daha sapkın. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir. Çünkü varlığım kalmamıştır. sövüp sayma.. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım. 71) hitabını işitmiştir." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir. . oradan gitti.. dilediği yere konar. bunu yapma diye emreder. şuraya koy. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. Karşılık verme. Kancıklık senden uzaklaşmıştır. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi. Şehzadeler gittiler. Bu dünya evi. yola getirir. Hazreti Peygamber (S. Madem ki erkeği tanıyorsun.olmaya ki. Kasap. Yarabbi! derdi. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun. büyük savaşa başladık. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez. toprak üstünde otururdu. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar. Ey Allahm. toplu geçinmektir. insan bedeninin bir örneğidir. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi. Bu yermelerden.nasıl ki yine Ulu Allah. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. Kel." (K. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. Burada Allahnın kalp. ötekilerine karıştı. ama ağzı kilitlendi. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim." buyurmuşlardır. onlara. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. her yere konma. oturur. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. Padişah benim kızım yoktur dedi. (M. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi. sen yemeğini ye. "Onda insanlar için şifalar vardır. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir.. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. çarh vuruyorlar. Arıyı görmez misin. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. derler. başını bedeninden ayırdı." deniliyor. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti.) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. diye homurdandı. (M. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun. ondan kızı istedi. 28/56) dedi. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. Çünkü o şunu yap. Dudakları uçukladı." demek doğru olmaz.

Bunu inkâr eden benim nefsimdir. yüce sıfatlarını o terbiye etti. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır. o imanı. "Araştırmak dindir. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. Ne Muhammed'den. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır. bizzat onda buldu. kendini kurtarır. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. Bütün bu yaslı hali ile bana. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla. ne de başkaları. Bana Kur'an-ı tefsir et.A. sormam.A. Bir gün de. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. Bir saat başını önüne eğdi. Hazreti Muhammed'i (S. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı.)'ı Ebu talib besledi." (Kasas sûresi. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler. bir kalabalık toplandı. üç türlü yazı yazardı. hem de başkaları. onların kitaplarını okurlar. bana zahmettir. senin kendini kurtarmandır. şu anlamdaki âyette buyurulan. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. bana önce Allahnın (M.Allah velilerinin sırlarını bilenler. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. "Araştırma Müslümanlık değildir. Demezler ki. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. Orada gördüm ki. yani önde yürüyorsun. hele. o sözde yoktur. Cebrail bile. Söz söyleyen benim. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. Yani gerekli görmüyorlar. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz.) kitabı fayda vermez. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. o bengi suyu içen. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır." (K. sen gel dedi. dedim. bu küfür söz ve yanlış anlayış. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. halk ile oyalamak isterlerdi. Böylece kalacağım. dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu. yüzlerini gösterirler. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor. Müslümanlığı örtmektir. gitmem. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. (M. Allahyı bilen kimsedir. altın öküz heykeli. ama asıl işin çetin tarafı da odur. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. ötekini hem kendisi okur. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır." Ben. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa. bu nasıl oluyor? . Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem. Asıl gerekli olan şey.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım. derdi. Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler. falan münkir olmuş. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. Allahya ant içerim ki. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. ama bunu ne ben bilirim. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. 327) Nihayet benim soruma geldik. ne de Allahdan söz açarız. dediler. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. hayır." derim. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı.

Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. Sen haramzadesin. bir tanık daha getir. Asıl surettir. bana on defa selâm söyler. bir gün bir şeyhin yanına vardılar. boyumun yüceliği. içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. Evet. Onuncu defadan sonra. Birisi başka birini dava etmişti. sevgili ve herkesin kıblesidir. Vezir birine dedi ki: Bin altın al. arzular dünya güzellikleri. 282) Duyurulmuştur. dediler. o hatıraya ziyan verir. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. Ama ne içten kurtardın. Davacı on sofiyi birden getirdi. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. içeriye girmezsiniz. Hey hey. haramzâdeliği kalmadı. benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. Ama başkalarına karşı da çok . Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. dersiniz ki: işitmedik ki. Eğer üstat o taraftadır derlerse. kendini göstermez. Murad (istenilen) da budur. beni rüsva ettin. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. Kadı.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. asıl olan mânadır. dedi. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. Halk için. Söz. evet. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. içerde uyumuştur. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. deyiniz ki: Yanımda üstadım. Şeyhi gerçeklediler. söz yerine geçer. O bir yere gitmez. Çünkü o mal. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. Çünkü haramzâdelik. âyette. ak'ıl kâfirdir. Dedi ki: Görmek. inkârında idi.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. Nasıl dersin ki. haydi demek lâzım. her ikisi tek bir isimdir ki. yüksek her tarafı görebilirim. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. Allah. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. başımı eğer. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. Evet hiç bir kimse yoktur ki. örtünür. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. Davacı: Efendimiz. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. Şimdi bize. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. Ben on tanık birden getirdim. Şeyh dedi ki: (M. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. Allah inciten sevgili! (M. derlerse." (Bakara Sûresi. nihayet ben helâl süt emmişim. çok hoşa giden şeyler. iki görünmüştür. Tersine de olur. hep hoş geçindik. Kendisinden tanık istediler. kabul etmem. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. "Sizden iki erkeği tanık getirin. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. dediler. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. sonra bedenimin iriliği. Dostlar yine. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. öz ve halistir. Benim öfkeli zamanımda. ayrılmaz bir sıfat değildir. Onun piçliği. deyin! Bu bir tuzaktır. akıl hükmündedirler. dediler.öfkeleniyorum. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. cevap vermem. dediler. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. Allahm bilgimi artır" diyor. Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. mürid yani dileyen odur. çok kere ben de kaçarım. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . her şeye katlanırım. selâm sana! derim. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. yani. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. kılavuzum olmadan gidemem. Böyle değerlenir. Yoksa boşuna girmiş oluruz. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. Evet dedim. görelim de gelelim. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. Murad. Kendimi sağır yerine koyarım. dedi. ancak onların iç âlemini görebilmektir. ne de dıştan. Felsefeciler.

gideyim. Hazreti Muhammed'in (S. öteki öfkeyi bastırsın. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. Bizi değerlendirmek.) huzuruna erişemedi." deseydi o derece soğuk düşerdi. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez. Öyle bir öfke gerektir ki. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki.acaba bu Peri mi. dörtte dört murdar oldu. Nasıl ki. Benden ona selâm söyleyin. O. sözü uzattılar. yahut hiç. Ama onların sözleri. ben ona ya bir defa iltifat ederim.A. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. fakat onunla fazla konuşmayın. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). Veys. o razı olsun. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca. Gizli sadaka ona verilir. Peygamber dünyadan göçtükten sonra. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. Böylece üç gün geçmişti. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur." (İhlâs Sûresi. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. Gönlünü henüz yıkamadınsa. Peygamberin sağlığında. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S. Hazret! Muhammed'in (S. sudan topraktan ayrılmadı. Onun mazereti. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. gönlü hoş olsun.A. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. (M.A. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar. Çünkü parmakla tutabilirsin.Bana karşı hayranlık göstererek. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. yine Hazre-ti Muhammed'in (S.onurlu ve kibirli davranırım H. kaplan mı yoksa başka bir şey mi. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. Veys'in annesi öldü. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor.) işareti ile olduğunu. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. Demişti ki. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. Ama hâlâ evime ulaşmadı. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu. Nihayet Veys. ey bizim has kulumuz. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir. ancak meyhanelerde olur. bizim Allahlığımızı yüceltmektir. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı. Şu hale göre. der. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. mazeretini söyledi. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar.A. Kur'an'da. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. ziyaret edememesinin sebebinin. hayvan mı.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı.A. diye bakmıyorlardı. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! . kendine değer vermedin. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım. 331) onun işareti şöyledir. "De ki o Allah tek ve eşsizdir. Eğer benden sonra gelirse (M. Rum ülkesine-'. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim. annesine yardım etmek idi. ne kadar mazeret gösterdi ise. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler. gür bir su kaynağı akıyordu.) türbesini ziyaret etti. Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz. O havuz. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı.

Veys. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. Bunları da sormuyorum. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu. bir ağlama belirdi. Ama biz açız dediler. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. Üç gün iş aramaya gittim. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız. ayrı düştüm. mucizesi böyle idi. dediler. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. şimdi sen söyle. diyordu.soruları sormayacaktı. güzel bir yer gösterdi. (M. demiş.beni evine götürdü. yemekler getirtti. Sen yolun kâhyası mısın? dedim. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin. Kulağımızı ağırlaştırarak. ben oracıkta kalakalmıştım. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. Karpuz mevsimi idi. Hazreti Mustafa'nın (S. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. bana haber ver. Bir nara atarak yere yuvarlandı. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. o asla bu . şakalaşıyorduk. Şöyle gönlü alçak. Oyunlar çıkarıyor. şimdilik elimdesin. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. 3) hükmüne göre namaz kılardı. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. Bunlara acele etmeyin dedim. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. gözle görmek gibi değildir. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. (M. Ayağıma kapandı. kuzular kesti. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur. onları sormuyorum dedi. yiyecek bir şey bulamadılar. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. Bunları da sormuyorum. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. onun nasibi budur dedim.A. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. Herkesi götürdüler. dedi. düğün ettiler. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. işitmek. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. iki dizinin üzerine edeple oturdu. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . Dervişler için karpuz toplamıştı. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. böyle cömert. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. dediler. gece gündüz şöyle ibadet ederdi. dediler. dşdi. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. Dervişleri üç gün konakladı. dedi. bulamazsam. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı. Bir kaç gün geçmişti. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. Erzincan'a varınca dostlarda.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. Çünkü pek arıklaşmıştım. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir." (Müzemmil Sûresi. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. Yemek yedikten sonra. ilmi şöyle idi. Beni kimse çağırmadı. Bazıları da.

Yani ben yüz orduyu yağmaladım. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. (M. sende. donuk âlemler var. 334) Çünkü bana öğüt verdin. Bin kere de Müslüman olsan. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. 21) buyuruyor. bana göstermiyorlar. fakat sana cevap veremem. orada söz nasıl yer bulurdu. ne de en yakın bir melek giremez. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. dediler. derler. Her zerrede dağınık. "Ben Hakkım." buyuruyor. Benim bütün varlığım. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. Nün nereye sıyırdı? Biri. Onun göğsü. bu nasıldır? Evet dedim. Yüce Allah. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. Allah birdir dedi. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. saçılıp döküleydi. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki .A. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar.diye sorabiliriz. bana öğüt vermeye kalkıştı. 115) buyuruyor.A. Allahsal âlemden söz açtılar. Dervişin azığı yoksulluktur. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. bu nasıl olur? ." (Haşir Sûresi." sözü ile işaret edilen hal. Ben yüzümü hep sana çevirmişim. Bu âleme niçin indik. Benim bir adetim vardır. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. 335)Hazreti Muhammed (S. dedim . neticede hiç de ölmez. ta ki her şeyimle onun olayım. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. Hak ışığı önünde arıktır. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır.olmaz. peki sana ne? dedi. âleme sığmaz. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır.Allah. o onunla öğünsün . Giremezsin. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. Her gün on koyun kesilir. çaresizdir. (M.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. yüzümü sana çevirdim. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. Allahsına erişiyor. sana izin yoktur derler. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine.). örs oldum. Burada gerçi başka bir incelik vardır. Ancak er odur ki. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. senin bütün varlığınla dolu. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. öteki. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir. Aşağı indiler. tekrar tazeleneydi. Etimle. Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. Kahraman olur." (Müminun Sûresi. ona uyarlar. sizi gereksiz yarattık." diyebilirdi? Hak nerede. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor. sen. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. parmak kaldırdı. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. Yoksa nasıl olur da. Orada birini gördüm. hayır. "Sanır mısınız ki. Zevkini ancak o çıkarır. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. aramıza ne bir mahlûk. Sana saygı gösteriyorlar. karmakarışık. Gönülden gönüle pencere vardır. Allahm topluluğu ondan kaldır. ölümden korkmaz. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı. neticesi iyiliktir. Yoksulluk nedir ki. yerleştiler. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. derimle. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. Sürekli olmaz. Ulu. Elif nereye sığar. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur.

Biri. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. O ışık. Kimi ruh ile ilgilenir. içindeki bal hep dökülmüştü." Bir de. Hele bir hadiste. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. Hazreti Peygamber (S. der." buyurmuştur. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. aradan kalkar. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki. kendi ruhu ile uğraşır. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. seni yalnız bırakmışlar. herkes kendi halini anlatır. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. "Kendini bana göster" dileği. . "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. Çünkü Musa gördü ki. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder. elbet de abdest almayı gerektirir. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. Akıl da böylece gelir sorar. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. o da aynı cevabı alır. şimdi görüyorum ki. varlıktan her ne varsa hep orada idi. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. Çırak içinden kızar. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. gönül ehli olmalı. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. Gönül ara.derler. bildirdi. Hızırda. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud. parmak parmak topladın. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. Bunu fırsat bilen Hintli köle. Seni kimsesiz buluyoruz. Onu Allah yargılasın dedi. yani sonradan meydana gelen şey. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. nefsi ile alışveriştedir. 337) Tabiat ehli olmamalı." buyurmuştur. Daha başkaları aklı ile. ruhu yok oluncaya kadar. elbet de tersine ve yanlış söylerler." buyurulmuştur. Adam. O Allah adamıdır. o niçin vahyetti diyor. yahut yağ asırır. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu. Kötülük yapma. Evet her şey yok olur. Asıl budur. Allah kalır. Hades. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. "Ben. Ruhu gelir. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. Ben dostları olmayan bir dostum.) ona ne konuştuksa konuştuk der. seni yalnız buldum. çok kere gönül kırılır. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş. dedi. O aslı.Efendi. O işten hoşnut ve memnundur. gönül sevinçlidir. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu. Denilebilir ki o gelir. Haktan başka herşey orada idi. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. Bundan dolayı Musa. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. o sana söyledikleri ne idi. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. bütün dostlar. Nasıl ki o hikmet ehli zat. namaza ve Allah katına yol bulasın. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. 10) buyruldu. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. bir anda kaybolur. (M. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. selâm sana. Benim işim değildir. ruhları tenlerden önce yarattı. sorar ki. evet. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. Yanar. demiş. diye sordu. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. Onun büyüklüğünü. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. diye sorar. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. fakat bir şey söyleyemezmiş. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun." (Necim Sûresi. iriliğini anlatırmış. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. "Allah. Başka biri sus demiş. Dedim ki: Bu. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir.A.

hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. Dutun nurların en parlağı. "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. hem de inkâr etmiştir. Kaç kere. dedi. panzehir ocağıdır. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. onu yürütür. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. Nihayet gör ki. karanlık kuruntular baş gösterirdi. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. Çünkü şeyh. kendiliğinden gelmez. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. Sonra tekrar gölgeye daldı mı. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. en üstünüdür. Mansur. içinde parlak düşünceler belirirdi. Musa onu dilememiş olsun! (M.doğru yolu tutarsın. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. ey minber! der. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir. tatlılaşır. yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar. bir imtihan geçirmeden kabul olunur. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. Sanki halkı yoldan çıkarmak. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. 338) Belki. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi.Muhammed (S. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur. Alemde hangi şey vardır ki. coşar." (M. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. henüz gelişme yolunda olsun. o çilede ve o zikir âleminde. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez. Kur an'da. 1) buyurulmuştur. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi. onu da öylece benden kıskanırdınız. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu.) öyle bir nurdur ki. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. Diyelim ki onun durağı orasıdır. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa.A. (M. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. ben sana söylemiyorum. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. Gökten şeker yağıyormuş. yere bıraktırır. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar... iki kere yere eğilir. ancak adları söylendiği için meclis kızışır. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. "Hele. onu zorla çamura sürüklerler. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse. . diyor. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese.

ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. Pilâvları getirmişler. yine kendimden geçtim. Ben para peşinde değilim. yüzünü yere koy." Bir söz söylüyordu. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur. hoş bir sözdür. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. yüksek bir ses işittim. eşek köprüden geçsin. gayet sert ve zalim bir adam idi. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. susamış bir insan arıyorum. en çok Hak ile dostluk ederdi. Berrak ve temiz su. Bir zındıkla gören de zındık olur. Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam. onlarla danışma yapalım. Anladım ki. "Ne mutlu beni görenlere. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. ne de Mevlâna sevmiyor.(Ç))." buyurulmuştur. o direkler . onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. kendini sat! der. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. Saygısızlık edersen git. Olmaya ki. gökten yedi kapı açıldı. dedim. eğer peygamberleri. tekrar bir nara atarak kendime geldim. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. iyiden kötüden çekinirdi.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. gözüme başka bir şey göründü. Kendimi bir bağda gördüm. Güzel söz. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki. Allahm. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. Nefis. dedi. Buyurdu ki: "Beni halka satın. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır." buyurulmuştur. Tam olgunluk çağına erince. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. Sunu da söyledi: (M. Hazreti Peygamber. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. yani Arap Muhammed şöyle der. Bu adam. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor. önceleri halktan çok sakmırdı. bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. şeyh olmuşlar. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. Çağdaş tefsirciyi ne Şems. Emreden nefis. nasıl edelim? (M. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde. Çizmelerimi giymek istedim. diye sordum. Ama Allah sözü değil. "Onlara danışın. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur. Artık saygısızlıktan vaz geç. deyiver.Ya rahat peşinde idin. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir. Haccac. kadın huyludur. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın. Emeviler devrinde Şam valisi. anlatılması imkânsızdır. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. Eğer sende saygı varsa gel. O altın gümüş peşindedir.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. ama Allah güzellerinden değil. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. iki damla yaş dök. yahut da söz derleme sevdasında idin. Onlar büyük adam olmuşlar. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar. kendimden geçmiş bir vaziyette idim." Yani. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır. ama düşüncelerine aykırı davranın. Muhammed-i Razî. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. gözümü onunla aydınlat.A. Bana bir ateş geldi. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. Hazreti Mustafa (S. Orada kadınlar vardır. dedim. ben o işin peşindeyim ki.

diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. bana güzel bir kadın bul. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. (M. Ben. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. (M. bunlar ne adam-larmış. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. Bana dost görünen biri vardı. Çömlek değil ki murdar olur. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler.etrafında bakışıyorlardı. kalfa olacağım. üç yüz isterse sen dört yüz ver. dersini okumaya başladı. Adam yerinde donakaldı. iman ışığı yüzünden fışkırıyor. nihayet çocuğu kaldırdılar. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. ne kadar uzak olduğunu anladı. ayağıma kapanarak. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. Selâm sanaüstat! dedi. dediler. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. boyuna aşık atıyorlardı. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. ikinci. Annesi. size senet verelim. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. yahut bozulur diye korkayım. bu sönmez.Öğrencilerden birini çağırdı. Bir toprak çömlek ki. Bir de o insana bak ki. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. Arkası bu tarafa dönüktü. Yanına havadan iki kişi geldi. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. öyle bir toprak çömlek ki. Önce ona bağırdım. ödü koptu. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. ötekine çimdik atar. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. Hemen yere yuvarlandı. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. Ben müezzinlik ederim. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları. Ona seslendim. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. benim bir canım var ama. üstat diyorlardı. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. aman bana yardım et. bir hamalın sırtında evine gönderdiler. sönmemiştir. Ya boynu kopar. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. Bir gün geldi. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. ikinci gün tekrar geldi. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. ışık saçan iri gözleri vardı. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. Ertesi sabah namazda idim. Hoca Reis. babası geldiler. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. diye mırıldanıyordu. dedim. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. Bir kaç gün sonra yine unuttu. Hayret ettim. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. Orada dışarıdan biri işaret etti. . henüz yeniyim. gizlice ona seslendim. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. ya çamura düşer. şaşılacak bir şey değil. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum. yere vurul-sa kırılmaz. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. dedi. ona işaret ediyor. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. Ben susuyordum. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. biraz sonra yerinden sıçradı. Mevlâna'nın önüne koydular. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. sonra da falakaya yatırdım. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım.mümin kulların ibadetleridir. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım. ellerini kanattım. kırıldı. bir tokat patlattım. müridlik davasında idi. dersini okumaya başladı. Bu sopayı aldım. Dışarda aşık oynadığını söylediler. yerine otur. dedim. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. şakalaşmak. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. (M. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. dedi. bir kale duvarı üstüne kondu. dedim. Ara sıra ne oldu? diyordum. bir kenarından biraz yırtılmıştı. Kitabı önümde açtı. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. oynamak istedi. fakat kuş uçup gitti. hoş sesim var. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim.

dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . 346) Üstada gidiyorum dedi. Selâm sana. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir." (K. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. Anne ve babası dua ediyorlar. bu. Bunun mânası nedir. "O sizinle beraberdir. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. gizli hikmetler söyleşir. kitabının yanına götürdüm. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. ona söverdi. dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. Onlarla birlikte sırlar konuşur. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar.bahsetsem. Benim ne olacağımı. Kalk diyordum. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. Çünkü erlikleri yoktur. Aman üstat. Sonra kendi özel hücresine davet etti. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. Beyit: Erliği. Bundan sonra bir tek söz söyledim. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. elleri titredi. Bunu yapamam dedi. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. Allah! dedi. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. Onun sakalı. Artık işini bulmuştu. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. hoş bir sesle ezan okuyordu. O vaizdir. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. Öyle yumuşadı ki. ötekilerde ses çıkarmadı. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. öyle korkusuzdu ki. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. ama ben içmem. Sen niçin içmezsin dedi. Şehrin şahından . küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. diye annesine babasına yalvarıyordu. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. öyle cesaretli. hem de diyorlardı ki. sen müritlerin önünde içki içersin.renkten renge giriyor. Nihayet yine evine götürdüler. O beni yola getirdi. Hemen yere yuvarlandı. Her ne derlerse desinler. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. kalk gidelim. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. bıyığı ile öğünürlerdi. ben bu işe katılmam. daha saygılı olmuştu. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. Beni tekrar mektebe götürün. Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. Geldi. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. bir ay dışarı çıkmadı.dedim. üç defa elini alnına götürdü. (M. Kalfa da bir kaç sopa vurdu. kupkuru kesildi. ondan yoksundur. ayaklarını sarar. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. rengi uçtu. ne de büyükten. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. taş atardı. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. Bundan sonra bir daha gelmedi. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. Onu falakaya çektiler. öğütçüdür ne bilir derler. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı. bundan sonra da sopayı suya koydum. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. çok saygılar gösterdi.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. Önüne vardım. o benim efendimdir. .

348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. Sahabeddin-i Sühreverdî. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. Ey kahpecik! dedi. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. müderrisler. . derim. Koca. Başını kestiler. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. "Maktul" Şahabeddin de derler). kapının dışında idi. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. tavan. hayır gitmiyordu. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. Lâfı çok uzatırsak. Kıskandılar. fitne ve fesata sebep olan. meseleyi açtı. kızı altına çekti. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. benden selâm söyle. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim. içinde bir öfke duydu. hemen hazineye gitti. 350) Güzel söylüyorsun. Simdi gel artık el ele tutuşalım. O insafsız bu makamda bizdendir. Yer. Kâfirleri şu cihetten severim ki. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. Daha fazlası da işe yaramazdı. Söz onlardan da geçerdi. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. Atlı yaklaşınca yolcuya. Sen biz olunca ulu Allahnın. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir. feryat. Yoksa yolda kalırsın. o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. Yarabbi onları günahtan kurtar. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. Yerinden sıçradı. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. Dost çok iyidir. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. Dost odur ki. Bu gün din âleminde de iş böyledir. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. (M. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın. demiri yırtar. Belki bilmiyorduk. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. Allahyı görürsen. Gizlice kırk dinara satın aldılar. aralık hep askerlerle dolu. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. alt tarafı yalan olur. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. Ey kadılar. cezayı gerektirir. hem de külahını kurtarır. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. ellerin.hay hay! dedi." (Kadir Sûresi. Düğün dernek yapıldı. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. ecel kılıcından hem başını. Yolcu şu cevabı verdi: (M. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. kendini onda yok edersin. hâkim olsun. Bahtiyar odur ki. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. Ama hemen pişman oldu. (M. onun varlığında yürürsün. Çok düşkün bir durumda kaldı. Kendi kendine.Yukarıda sözü geçen delikanlı. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. iğneci. Akıl gerektir ki. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. düşmanız derler. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. İğneci yiğitçe yaklaştı. delik deşik eder. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. Ama geline yaklaşamadı. figan sesleri yükseldi. yasaktır. emrindeyim. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. (Açıkça) biz kâfiriz. bilgiden üstün olsun. O kalmazsa sen de kalmazsın. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. Bu Şahabeddin istiyordu ki. (ona. bunu hiç kimse anlayamaz. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır. Halim şu durumdadır. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. Nasıl ki. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. dedi bir komşu ile. dostluk iddiasında bulunmazlar. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. Bugün gece sularında bana gelir. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. benim elbisemi giyersin. Burada dava boş lâftır. bir bağıştır.

Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. ancak o ve onun Allahsı bilir. Onun hiç bir sebebi yoktur. bu tasarrufu bırak ki. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. Biri diyordu ki. (M. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. Bir zaman kabahati feleğe yükler. Derler ki: Simdi git. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı.Bugün sen de. der. daha kuvvetlidir. (M. davet nereyedir? (M. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. bizi hem var. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır. ben bu işin sırrını bilmem. istiyordum ki. Şeyh ibrahim. Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. bunu tanırım. bir kere bu sende onu aynı münacaatta. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. aynı Kabe'de. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. Muhammed'i gör ki. bir gün . Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. ağaca çıkar. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır. var ve yok eden mi daha güçlü. bu cevize benzemiyor. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. Aleme tek başına geldin. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. Çoktandır sürmemiştin. misafirin önüne koyarlar. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur.) bizim perdedarımızdır. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. diyecek kadar hoşgörürlük varsa. Hem davet ediyorsun. Eren de şaşkına döndü. 353) Evet dedim. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. tatlı bir insan olur. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder. temizleyin. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. Allahı görsün. der. şeyhi meyhanede gördüğün halde. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. Bunun ne olduğunu Allah bilir. İyi insan dert ortağı olur. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı. bütün bu varlık Allahındır. Ben bunu yiyemem. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. iyi insan cana yakın. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. 351) Yap. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. kırılmış olarak getirin. buyur derler. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin." (Şems Sûresi. Muhammed (S. kabuğunu soyun. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. o makam ancak.A. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. gözünü açsın. davetin tam kendisidir. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. Ben böylesin! hiç görmedim. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. O şaşkın ve perişan idi. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur.

Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. Onu bütün açıklığı ile görmekten. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. . Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. bir başka şey doğdu. hayır der. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. ah vah ederek karşınıza gelir. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. Allah huzurunda nikabmı atmış. der. bu acıları ben verdim sen çek. Cevap verdim. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. der. rahatsızlık veriyor. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. (Ben) sözü ile konuşur. Allah kulları. Zındık ise. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. sonu iyi olur dedim. kulluk eder. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. Sen nasıl müritsin ki. ayakları titreye titreye. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. Başkaları sarhoş olur. yiyorum. onların haline bakalım. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. çocuktur. bir gece sıkıntı çeker. diye sızlanmaya başlar. işaretten anlamıyorsun dedim. perdeye yapışmış olan kimsedir. ister Muhammed'den başkası. bende o velilik yoktur.) olsun. bunu yine ben onarırım. tadıyorum. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. daima olumsuz düşünür. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. bundan ne şüphem olabilir der. Nasıl pişeyim? dedi. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. gözlerini öperdi. ama o seni incitmesin. başcağızın kucaklar. (M. Ben ye demem. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. (M. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. ister Muhammed (S. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim.zamaneye. Bu vasıflar.Konuşurken bazan karanlık. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. Aslından değil. inkâr eder. 354) Benim işime kimse takat getirmez. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. bir gün bahtına. Biri gedi. İster iyi ister kötü olsunlar. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. Benliğinde hiç şüphesi yoktur. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. değişik olmayaydı. hiç tatlılaşmaz. Allahnın öyle kulları vardır ki. onları da gözden geçirelim. Yoksa aslında bilerek değildir. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. Onu ancak ben yaparım. Ben buna ancak gülerim. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. Mümin. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. bir gün de Allahya çatar. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. diğer bir sefer de ispat eder. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. vehimlerle karışık sözler söyler.A. O velilik ancak Allahtandır ki. dışarı kaçarlar. öteki eliyle de duvarı tutarak. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. ama o küpün başında oturur. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. Çünkü açıkça görüyorum. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. dedi. Bu gün mümin olan yoksun değildir. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. Gerek ki sen pişesin! dedim. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. Dilimin ucuna geldi. Kiliseye de uğrayalım. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. Allah bana bilgi vermiştir. oradaki biçareleri görelim. Bir kere Allah yoktur der.

kurusa da incinmez. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. olmayanları gösteresiniz. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. (M. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. Davalı tarafın tanığı yoktur. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. ne efendisi olur. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. bana gerektir ki serbest davranayım. Bu ona benzemez. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. kadıya şikâyete gider. Dedim ki: O yapmadı. onları benden başkaları bilmezler. (M. Ben ondan çok faydalandım. Hem de olmamalı diyorsun. billahi de. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. yani Allaha yaklaşmak içindir. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. yani Allah uludur diyorsun. ama münafıklar. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar. Halbuki. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. Allah demelisin.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. Ayak pabuç içinde yerleşince. Çünkü bana hayat lâzım.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. başını ayağını sallamaya başlar. Ya hizmetçi olurum. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. derler. Adamın biri. onun şöyle olmalı. Müridin yolu bu değildir. Mademki itiraz etmek gerekmez. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. Namazda. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. Ama onlara uymazdı. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. yabancılar etrafıma toplanır. ona sen yemin edeceksin. Tanıdıklar. Fedakârlıklar gösterirler. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. namazda konuşulmaz. gerekirse oturayım. rükûa varırdı. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. "Allahu Ekber" demek kurban. (M. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. canı gider. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz." anlamındaki . Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. ben bunu yapamam. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. Kurban ol ki. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. sus der. ben sınamaya devam ederim. Şiir: Ne kimsenin uşağı. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir. Ama sizden faydalandığım gibi değil. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. kurtulasın dedim. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. ötesini Allah bilir. Bayatlayınca iş zorlaşır. gerekirse gideyim. ben de sana öğretiyorum.

Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim. Bu hoş bir deyimdir.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. evin kapısına gelir. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi. dedi. her tarafını sarmışlar. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. diyor. hafızın minder üstünde. O hadis. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. Sırrını Allahya ısmarladı. . Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. sonradan yaratılmış bir varlıktır. Aklı başından gitmişti. ama içeriye girmeye gücü yetmez." (Tahrim Sûresi. dinleyenlerin. isterse yer ve göklerin ortasında. Bazıları bu Nasuh sözünün yorumlanmasında nefse dönmeyen şey demişlerdir. ister yer üstünde. nerede Her şey ondan nur almıştır. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı. Arayanlar bir Lahavle çekti. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş. Tam otuz yıl bu işte çalışmış. kör olduğunu bilmez. Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. Şiir: Her işin tam vakti gelmedikçe Sana dostun dostluğu fayda vermez. arka arkaya secdeye kapanıyor. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez. Tam bu sırada bir ses daha geldi. Nasuh. ama tam bir erkekmiş. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. Bir topluluk daha vardır ki. "Ey iman edenler. Bazıları da Nasuh. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. 8) buyurulmuştur. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. Hadis. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. âşıkın bir hali.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali. Vaizin minber üstünde. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. Onları da kendileri bilir. Ben onlardan değilim. kendini de baba biliyorsun? dedim. Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar. Çavuşlar hamamın kubbesini ve içini. yazılsın. Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. sen de benim oğlumsun. ama onlardan haberim var. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. Allahya söz veriyor eğer bu defa kendimi kurtarırsam bundan sonra bütün ömrüm boyunca böyle bir iş yapmam. Derler ki: Nerede kendini görme. Mısra: Ev sevgili. küpe bulundu dediler. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. Herkesin bir özel hali vardır. ondan bir şey gelmez. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş. 359) Kur'an'da. maşukun bir hali vardır. müridin.

Sen öyle bir insansın ki. o korkulardan elini tutarak seni kurtardım. hırsız var diye feryat eder. bir Yemen başörtüsü alacak ipeklisi gelmezse çok umutsuzluğa düşer. kendi kendine ağlıyorsun! O korkulu rüyadan umutsuzluğa düşmüşsün! Ben de öyle bir adamım ki. Çünkü bendeki gam onlara bulaşırsa dayanamazlar. Kendini aradan çıkarınca da onu ispat etmiş oldu. kötü huylu." buyruldu.Delik yanlıştır. Ama vefaları yoktur. bu dua doğrudur. Padişah onu tam bir erkek gibi yetiştirmek için erkek yapılı. 79) Sonra. ölürler. Beyit: Bu yolda yüz bin tane Adem yüzlü iblis var. kendi işini düzeltmesini hiç bilmez. Yani ben hastayım. Bütün halkı sağlık yoluna çağırdı. (M. Nefis bir şeyin varlığıdır.ama hiç faydası olmadı. Bir çok bilgilerden söz açar. (M. Nasuh şu cevabı verdi: Benim elim bu gün işlemiyor. Evet dedim. Biri uslu. yolda sancılandı. saz âlemine giderim ama Allah yolunda on para vermem. oyuncaklar önlerinde." diye dua ediyor. Rüstem gibi bir pehlivan aradı ki oğluna arkadaş ve yoldaş olsun. gitti. Her insan yüzlüyü sakın insan sanma." (Araf sûresi: 23) buyurulmuştur. silâh kullanmayı. kimi paraya. "Nefsini bilen Allahsını da bilir. Ama pisliğini temizlerken değil. öteki uygunsuz. iyiliksever. Çünkü ruhlar âleminde felekler vardır. her şeyi kaplamıştır. İbrahim Peygamber gibi. padişahın yanına . Bu gün padişah geliyor dediler. diyor. Allah sevgisi nerede kalır? Diyelim ki. erkeklik törelerini öğretirdi. yoksa onlara iyilik yapılsa hiç kabul etmezler. kendi gamımı onlara ulaştırmak istemem. Buyurdu ki: Nasuh Tövbesi ile tövbe edin ki o tövbe otuz yıl yaşar hiç geri dönmez. güneşler. kimi mevkie düşkündür. çevik. Dediler ki: Bugün 'Hatib çok hastadır. yiğitlik örnekleri gösterir. Bu arkadaşı gece gündüz ona mertlik hikâyeleri anlatır. Kimi güzele.Nasuh'un hakkında kötü düşüncelere saptık dediler. öğretmen arkadaş da ötekinin zoru ile sarığını çıkarmış yere atmış. Kendilerini o gam kuyusuna bırakırlar. gidişleri de senin gidişinden başkadır. Ama Allah erleri açtı! Kendi keyfim için yüz dirhem harcar. bebekler yapıyor. Kendini aradan çıkarıyor ki bu benlikten sıyrılmak demektir. Onu küçüklükte huy edinmek gerektir. ancak yüzünü yıkarken okunur.