ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

ayıptır söylemesi. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum. 77. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü. Yoksa. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. Gerekirse. onlardan daha üstün. 48). Alâeddin. Karanlıkta dama doğru yürüdü. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı. onu hiç unutamadı. (M. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. M. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. Konuşmalar. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. nasıl anlatayım. O makamın kutsal sakinleri.Kemal'e baş vurdu. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. onun. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir. 'Ben sana yabancı değilim. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir.' dediler. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir. Bütün fenlerde. beni dinlerken.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir. 'Dostum gitme. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar.' dedi.' Hemen kavuğunu. gönlü isterse. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak. sentaks. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım.» (Şems-i Tebrizî. Bunu seyreden aziz derviş. «O. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur. tartışır. mum gibi erimeye başladı. dördüncü kat göğe kadar çıktım. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. onlardan daha zevkli.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. temel bilgilerde. Devletşah diyor ki. ruh âleminin manasına erebilmektedir. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu. Adam o sırada.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. 'Bizim güneşimiz. onlardan daha lâtiftir. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. Asıl zevk. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki. Benim önümde. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. geceleri uyumazdı. sarığını. daima uyanık gönüllüydü. O . gramer. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu.' dedi. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var. din bilgisinde. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır. duman gibi kendini yok etmeye çalış. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. hepsinden daha yetkili konuşur. orada yerleşmiş. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa. eli vergili.

müderrislik. Tebrizlilerin uydusu haline geldi. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır. Eflâkî'ye göre Mevlânâ. Bir kısım Konyalılar da. talebesi. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı.A. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik. Derken belirli vakit gelir. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında. müftülük. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır.» diyorlardı. «Bu ne sorudur?» der. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. meslislere gitmek istemiyor. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması. o zaman da suya kandığından söz eder. cihan varlıklarının en büyüğüdür. O. Neredeyse o .» diye halkı ayaklandırıyordu. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı. Şemseddin. Şems yol üzerinde beklemekte. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. Mevlânâ bir katıra binmiş. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir. Kimseyle konuşmuyor. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. sohbet arkadaşları yapıyor. susuzluğu o kadar derindir ki. ibadet ve sohbetle meşgul olur. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar.' dediği halde Bayezid. hep onunla göz göze diz dize idi.» Bazıları da. kayıplara karıştı. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. gece gündüz. oruç. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. ona.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. hep gam. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. onun. aksine. artık başka bir âleme dalmıştı.» diyorlardı. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur. katırın dizginine yapışır.A. Şu sebepten ki. hep onun işaretlerine dönük. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. hiç dışarı çıkmazlar. Ama. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür.). sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu. 'Beni ululayın şanım ne yücedir. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer.A. Dış âlemle ilişkisini kesmiş.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından. Bu ayrılık süresi. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş.» der. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır.' diye hep özlem duyar. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız. o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu. selâm verir ve «Hemen söyle bana. sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. «Bize. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. Mevlânâ'yı sorar. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S.A. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur.). hakkındaki bu dedikoduları. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. namaz. bütün normal işlerini. bir nağra atarak yere yıkılır. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır.). Hakkın yüceliğinin. kudretinin. en yücesidir. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. sıhhatinin bozulmasına yol açtı. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler.

fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi.» dedi. Gidin ey yoldaşlar. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. sizi atlatır. Şems'in odası önünde edeple durdular. can da o viranenin baykuşu oldu. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. sen otur da seyret. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. babasının işaret ettiği hana gitti. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. «Umarız ki. bilginlerden. Sultan Velecl. Mevlânâ.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. havayı bağlar. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. halktan emirlerden. mum gibi erimeye başladım. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. Bu mektup Şemseddin'den idi. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. diri gönüllü bir dervişe rastladım. yaratıcı. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. O. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. güzellerin güzelliği hiç kalır. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. Şems. büyücülükle suya düğüm vurur. Mevlana'yı çok üzüyordu. Cadılıkla. Sultan Ve-led. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. Bir kere onun cemali parlayınca. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. kudretli. Aman ne olur. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. Öyle bir derviş ki. ger. yirmi nefer atlı. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. âşıkane secdeler et. et. birkaç yük değerli hediye. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. Oraya varır varmaz.» diye çok yalvardılar. Mevlânâ'hm mektubunu. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. saygı göstermekten geri durmazlardı.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. hâkim ve mahkûmlarla doldu. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. «Benden selâm götür. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. bu zaif hayır duası ile meşguldür.

Bu olay. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış. Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı.» dedi. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. Şam sevgilisine can vermiş. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. özgür oldu. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. 645 hicret yılı . bir gün. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu. Yüksek sesle.' der. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz.» diye feryada başladı. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. hemen bir bıçak . dedikoduya. Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. Bu ikinci gelişte. içinde bir perşembe gününe rastlar. sevindi. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. bu saldırılara bir zaman katlandı. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı.Şems. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. Bir süre durduktan sonra. Öte tarafta Şems'i sevmeyenler. sövüp saymaya başladılar. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. dedi.' diyerek dışarı çıkar. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. Ne yazık ki. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. Şems. onu fırsat buldukça küçümsemekten. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. Bir müddet ondan. 'Beni öldürmek istiyorlar. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. odasını bomboş bulunca dayanamadı. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. Rum Ülkesinden Şam tarafına. teşekkür etmiştir. Şems. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. gönül bağlamışız. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler.

Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. gazellerle ifade ediyordu. «Oğlum Şemseddin.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin.saplarlar.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. Baba Kemal. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. Eflâkî.)de. Dest tarafından Türkistan'a gitti. Şeyhi. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. Bir gün. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı. İbrahim Fahreddin. Şam'da aylarca Şemsi araması.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. Şemseddin. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. Hüseyin bin Hasan. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. şu cevabı verdi: «Ben. her günkü doğuşlarını şiirlerle. hep Medresesinde dönüp dolaşır. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. Ama olayın bir de mantık yönü vardır. onu da çileye oturttu. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş. onun. Fakat bende bu cihet eksiktir. .

«Sevgili evlâdım. Eflâkî'nin yazdığına göre de. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. Ebûbekr Nessacı. o. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. Nasıl ki Konuşmalar'da da . hep ağlar gezer. okudukça durmadan duygulanır. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. Maruf-u Kerhî'yi. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır.. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. Muhammed Zeccac'ı. yaş dökermiş. o. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki. Şeyh. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki. o da. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. Ahmed Gazalî'yi. Davud-u Taî'yi. Sultan Veled'i irşad etmiştir. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. o. Habib-i Acemiyî. Allahsal inayetler. Şiblî'yl. gönülleri hep o tarafa çeker. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. Şemseddin-i Tebrizî'yi. Cüneyd-i Bağdadî'yi.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında. o şahın hizmeti İçindir. Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. Hasan-ı Basrî'yi. sen artık dilediğin mertebeyi buldun. bunu okumaktan pek hoşlanır. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. edep kaynağından bize varlık verdi. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. Serîi Sakatî'yi. o da. dervişlik geleneklerine aykırı görür. o. müridinin alnından öperek. Ariflerin Menkıbeleri'nde. Bu da. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. o. Bahaeddin Veled. onun şu anlamdaki gazeli de. Şeyhe şikâyet ederler. Büyük bir ihtimale göre Halep. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. Onun şiirlerinin. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. ondan filizlendi o. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. Davud. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi. bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. o. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî. Mevlânâ Celâleddin'i. Hasan-ı Basrî. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. Tebrizî de. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. neşeden ağır başlı. o. Şems'in yanıp yakılmasını. Öte yandan. Onun aşkının okşayışları. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. hafif ruhlu olur. Nasıl ki. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. Maruf. yardımlar. Ahmed Hatibî'yi. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar.» demiş. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. o.

Maruf-u Kerhî'nin. Serî-i Sakatî'nin. ondan. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. Cüneyd'in. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. ondan. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. ikinci yoldan da. Çünkü bütün tezkereciler. o. Bu Rükneddin. Hasan Basrînin. o. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz.) sohbetinden feyz almıştır. Şemsin Suriye. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. o. o. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. o da. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. Ebû Ali Rubarî'ye. o. Ebû Ali Rubârî'nin. o da. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. Alâeddin. o. o. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman. Birinci yoldan. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. Ebul Necip Sühreverdî'nin. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. Allahdan idi. Ebû Osman Mağribî'nin. Ahmed Gazalî'ye.i Sakatî'ye. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). Mevlânâ. ondan. ondan da.» Bu o demektir ki. dargınlıklara yol açan. ondan. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. o. ondan. o. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. Ebû Osman Mağribî'nin. o da Hazreti Muhammed'in (S. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. SerîJ Sakatî'nin.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. o. o. Serî. o. Ebûbekr Nes-sac'ın. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. o. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. o. o da. o. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. Cüneyd-i Bağdadî'nin. Şems'in. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. o. ondan. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. bu doğru değildir. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. Habib-i Acemî'nin. Ebû Ali Rubârî'nin. Ebû Ali Kâtib'in. ondan. ondan da. o. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. Ebul Necip Sühreverdî'nin. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında.A. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. Ebû Ali Kâtib' in. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. o. Maruf-u Telhî'nin. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. Şems. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). Nasıl ki. ondan Maruf-u Kerhî'ye. ondan. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. Dâvud-u Taî'nin. o. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. o. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış.

12/12/1973. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . ulu Allahdan başarılar dilerim. Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. Bu mektupta. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. Aziz arkadaşım Prof. Şems-i Tebrizî'ye gelince. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir.başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü.

O kadimden kadimi görürsün. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki.BİRİNCİ BÖLÜM (M. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. Kadimden sana bir şey erişir. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki. Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. her şeyi bilici ve görücüdür. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. Allah yolunda savaşırlar. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. o latiftir. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir. «O. 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz.» (En'am sûresi. 103). işte bu sevginin etkisine işarettir. Allah da onları sever. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin. kâfirlere karşı güçlüdürler. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü. «Onlar Allahyı severler. belki o gözleri kavrar. nasıl ki Kuran'da. gözleri kavrar. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır.O âyetindeki nükte de buna işarettir. hiç kimseden bir şey beklemez. Hak kadim'dir. her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki. sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın.» (Mâide. 54) nükteleri. başlangıcı olmayan varlıktır. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir.» (En'am.» (Mâide sûresi. canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar. Hadis. İşte o aşk'tır". Ama sen ona niyaz götür ki. niyaz'sızdır. .

» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. 113. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir. «Hâşâ. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu. Hakkın kendisidir. bedeli bu kadardır.Bana velî diyorlar. bahaneyi aynada buluyor. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. 3) Hemen kırmayı düşündü. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim.» dedi. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. belki ihtimal vermezsin. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. «Ey üstat. Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın. O hal diliyle der ki. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar. deliller gösterdi. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır.» Ayna işi ince bir iştir. eğilimi daima hakka doğrudur. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. onu daima okşardı. doğru kal! Doğruluk göster. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. istedi ki yere vursun.» dedi. aynayı eline vereyim. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme. Bu ayna. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. dostun dostuyum. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. sözünü kıramıyorum. Öteki kendi kendine. Şûra sûresi. Remizler. «Eğer bu ayna iyi ise. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. Dedim ki haydi öyle olsun. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk. «Ben gönlü kırıkların yanındayım. «Bu elbette olmaz. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem. Şunu hatırla ki. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir.» dedi «o şartlar.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. çünkü o benim dostumdur. Ama bunu yapamadı. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar.» Tekrar gönlü razı olmadı. «aynayı getir artık sabrım kalmadı. en zor işler kolaylaştı. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. (M.» buyurulmadı mı? Sözün kısası. 15) buyuruyor. . Şimdi diyorum ki. oradan ayrılmak istemedik. Buna tanıklar. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. bu bakımdan daha sağlamım. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. «Keski.» Dedi ki: Şimdi ey dost. Bir defa ona desen ki. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur. Sen ki doğrusun. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. ancak Mevlânâ. Ben de velinin velisi.

baş ka bir işi yoktur. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. Evet o da vardır. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. odundan. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. «o onu suçlandıramaz. Musa' ya yakın değilsin. «Başka şeyler işitiyorsun derim. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. İşte bu iyi bir alâmettir. o silahtar oğlu için. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. cihanın maskarası olmuşsun. söze gücüm yeter. divan erleri bil selerdi kaparlardı. Onun ancak iki hüneri vardı ki. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. harcadı. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. kapılar açıldı. (M.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. gönlüm ona yabancı kalamıyor. Alâeddin de bir cim ri idi. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. giyecekten birşeyler gönderilsin. Onlar. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. Ona yetişmek için uğraşırım ve. senin sözün nedir. anlat onları. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. Ancak undan. güzel söz. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. Bir gün diyorum ki. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. Ancak onun himmeti buna engel dir. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. «O söylüyorsa kanını dökeriz. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. geniş meydan açıldı. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd.» diye şaka yaptığın için incindi. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. maksada uygun düşsün. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. bir temel üzerinde yürümek gerektir. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. «O bilir» dedim. çok sağlam bir devlet sahibidir o. işitir. Evhad. bugün bütün suçları işlemiştir. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. sakınıyoruz. «Konuş. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. «Sen. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. «Sözü bugün söylemelidir.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. sen de de söz varsa bana söyle. hiç bir işi yok. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. ancak bu sözden başka bir söz işitir. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. Kışın üşümemesi için eskiden. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun. Sen kimsin. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki. Bir aralık ben sana.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. H. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. Ben de. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. . Güzel sıfatları arasında utangaçlık. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. Onun mutlu sözlerindendir. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur.» dediler. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. Doğru sözdür. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. âlemin parmakla gösterilen adamı. onun hiç bir şeyi. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum.

onların sohbetine katılamaz. melek hayaline bile razı değiliz. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. 10 dervişin keremi idi. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır.» diye şüpheli bir söz söyledi. onların öldürülmesini emir buyururlardı. Her âyet ihtiyaca göre iner. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti. çirkin tarafımızı görmemişti. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. o perde de. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki.» buyurulmuştur. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. hem çirkinlik yönümü anlasın. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum.» diyor. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. (M. Çünkü onların yaşama zevkini artırır. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. Ancak benim sözümdür. A. O. çirkinliğimi gösteriyorum ki. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. Bir başka semâ da. başkalarının sohbetinden soğuması. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz. ikincisi de onu işleyene aittir. eğer sahabe bunu kullansalardı.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır. Hakka kavuşturur. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. yorumlar ve özür dileyerek der ki. Hadiste. Beş vakit namaz. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. O. sebepten dolayı indirilmiştir. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. yapılması farz olan semâdır. Hem güzellik yönümü. O. Biri de. öteki Mağrip'te harekete geçer. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı. Halbuki şarap haramdır. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. bunu başka bir dervişten sor. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. yufka yüreklilik getirir. onları başka âlemlerden dışarı götürür. Bu o demektir ki. Halbuki derviş sözü naziktir. beni olduğum gibi görsün. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. Başka söz de hatırıma gelmiyor. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. Dervişin biri onun mezarı başına gitti. onun sözü değildi. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. Ramazan orucu nasıl farz ise. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. şimdi elden gitti mi. Cüneyd'e. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir. ne Kuran'dır ne de hadistir. onlara göz yaşı. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. belki onlarla konuşamaz. o haramdır ve yasaktır. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. Semâ. Bunların. hoşlanmamasıdır. Hazreti Muhammed de (S. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. İncinme. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. Gerçi bir sema vardır ki. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. 5) Biri. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir. mest eder. Bu şeytan hayalidir. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar. yoksa size kusur bulmak değil.

kişilerin bağıdır.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti.» Öteki.» dedi. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. kafa işi değil. Ana tavuk etrafında çırpınır. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. açıklayan sözlerdir. deveye benzer. ama o kümes kuşudur. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. kümes kuşlarına karış. deniz kuşlarının hali gibidir. bir birini tamamlayan. biraz (M. gelin. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. Vaiz öğüt verir. Öteki. okun düştüğü yerde hazine saklıdır. yüzünü kıbleye çevireceksin. «Evet bilmezsin sen. Peygamberler. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. onu aramanın yolunu gösterir. o daha uzaktadır. benim yurdum o denizdir. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. Bana diyordu ki. arkanı o kubbeye. «Sen sus. alaylı bir kahkaha ile. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. tanıtan. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . halim de. bir ok atacaksın.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. yavru hemen suya atlar. hep biri birini tanıyan.» dedi. biri balıktan bahsederken başka biri. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi. Onların sözleri de. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. Kimse bu halimi anlıyamadı. Mısra: Bu gönül işidir. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. İşte seninle ben de böyleyiz. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır. «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. gerçekleyen kimselerdir. onun suya girmesine imkân yoktur. Nasıl 'ki. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. Şiir: Akıl.» Şu hale göre. bir kubbe vardır. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. ne riyazat var ne de başka bir şey. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran.

Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. Kendini yokladı. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. Hekim. sözlerine hayran olurlar. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. ahiret de dünya erlerine haramdır. göğsünü yardı. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. Biri dünya yönünden olur. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. ahireti anmayı unuturlar.» sözü de bu anlamdadır. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. sevgiye tutulan dünyayı da. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. Hallaç (Mansur). Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. diyeyim ki. nihayet müslüman gider. Cennete gider. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. yoksul bir zamanında satmıştı. bu sözü söyledi mi. dünyadan el çekmiştir. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. gönülleri sağlamdır. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. ahireti de unutur. Allah gayreti ile kin beslerler. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. onlar bunu bilmezler. Bunu satanları aradılar. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. semâyı yasak etti.onun elleri kuruma-dı. imana gelir. çocuklarınki serçelerin. kâfirlerin ruhları da. insana kendini bile unutturur. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu. Hastalandı. kara kuşun kursağındadır. O. nasıl olur da . on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. kıyamette de beni bulamazlar. selâmet gider.» der yahut da onu tutup. Bu ne hoş çekiştirme. Şeyh dedi ki: Halife. şüphe içinde gitti. Hele onu siyah bir aslana binmiş. ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. Allah rızası için sever. Öyle bir insan ki. Şu kadar var ki. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. birer birer hekime kadar dayandı. onu çok uzman bir hekime götürdüler. Elini yüzüğüne götürdü. hatta cennette bile. Derviş öldü. Nasıl ki dünyaya kapılanlar. yalnız şu kadar var ki o. ip ve urganlarla hünerler gösteren. doktor dervişin mezarını açtı. 7) Benden ötürü. bu akiki. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki. Demek oluyor ki. onda hiç bir şey göremedi. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. . Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. «Cimrilik ediyorsun. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. Bana göre. «Dünya ahiret erlerine. ayıklık yoktur. müminlerin ruhları ak kuşun. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. O. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. onun yüceliğini seyre dalarlar. bir zümre de yakın mertebesinde. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler.

«inandım. o zaten havadan ibarettir. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar. başka bir renkte görülmüştü. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. şaşıla-<cak bir şey yoktur. «Bu zor iştir. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi. batıla inanır. Onun azığı nefs ile olur. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin. Orasını Allah bilir. onun arkasından yürür ve ona uyar. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir. evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. .» Muhammed Güyani ona demişti ki. Nahiv'den (Sentaks). böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir. onlar için gelmedim.» dedi. Nihayet o. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. 12) buyurulmuştur. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir. Âciz kalınca secdeye kapanırlar. nuru ve ululuğu vardır.» dedi. çok ağlamıştı. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. «bari seninki öyle değil. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım.Bil k! benim gözümden damlamıştır. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş. Hakkın âyetleri de böyle olur.» dedi. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. Boğulacağını anlayınca. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm.» dedim. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi.» Diyordu ki. başını çöllere çevirmiş. «Aklın fetvası budur. «Fetvada akıl hiç hata etmez. Bunda. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. Nasıl ki.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir.» diyen kimse büyük hata içindedir. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. Benim halimden haberi olmayanlar. Nasıl ki. Şimdi mademki bu perde açılmıştır. lügattan anlar. Mucize de böyle yapar. Sen kimsin ki. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın. Nihayet o.» diyen Firavun gibi. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. «Evet konuşurum. Ta ki bizden. Çünkü o. Haccac ona. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır.» dedim.» (Muhammed sûresi.» diye yalvarıyordu. Nihayet. «Ey kaltak bacılı. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı. hep yenecek şeylerden ibarettir. hali gördü. Onu sıkıştırdım. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. Nasıl ki. on kat örtü içinde gizleseler. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. ondan sonra gidersin. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. ondan da ileri geçmeye çalış ki. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M. ona güvenmiş. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. «Şüphe sevmektir. Kelâm bilgini Şahap Herive. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı. suçsuz idi. niyazdan. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. o ki asılsız şeylere.

Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. o kudretlidir. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. bu hevesle mallar bağışlıyor. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. onun evlâdı. Bu gidiş onun için ölüm değil. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu. belki nefsinde velilik olan kimse velidir. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. «Bu hayatta ve bu dünyadayken. benim izimden yürür idi. suretten manaya gelelim: Ten. ten ile kaynaşırsa belâya düşer. «Divane misin?» dedi.). belki hayat olurdu. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. Belh Sultanlığından çekilmeden önce. 9) Ruhun güzelliğine erişmek. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur.» derler. Bağıramıyor. . Ancak dışarı vuran. A. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. tekrar yatmıştı. her sıfatta güçlü kuvvetli olasın.» buyurdular. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. gürültüler koparıyorlardı. Allah gözle görülebilsin. cevap veresin. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. 10) yerinde kahır. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. cevap verecek yerde. dışarıya vuran bu ışığı görürler. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. neyler üflüyor. İbrahim Ethem. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı. dileklerini öteki alemden bekleseydi. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez.A. Canın. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. «Biz âciz kimseleriz. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. Bekçiler davullara tokmaklar. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. O gitti. tamamiyle bir şeye verse idi. canlar da onun arkasından gitti. Türlü zevkler bulur.» Şu hale göre. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. îhvanı Safa derneğinin. Veliliğin manası nedir? Askerleri. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. Ömerin elindeki kâğıdı çekti. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. «Allah hazırdır. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S. Can. O. Hazreti Ömer. Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur. Sözünde. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir.(M. çubuklar vuruyor. Olgun görüşlü olanlar. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. o zorlukta kalmazdı.» ibrahim Ethem.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış. genel olarak bu iş çok zor görünür. Bunlar.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. gürültüler işitti. saygı görür. belki bir alemden öteki aleme göçerler. dehşete düşürdü. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. başım yastıktan kaldırmış. Arifler. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. susacak yerde susasın. insan mahkum olmazsa hâkim olur. Şimdi gerektir ki. azap olur. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki. oraya gitmek için çırpınırdı. Hazreti Muhammed (S.A. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. Bu âlemden gittikten sonra da.» demezler. Şah kendi kendine. Diyordu ki: Can. susmasında kahir (M. beri tarafta cana yakın kadınlar. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. Gereklidir ki sen. artık onun bir hasreti kalmaz. «Ne yapayım?» diyordu. dostlar elde eder.). kudret sahibi olasın. Kendisinden bir haber çıkmadı. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi. O tarafta mal görür. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor.» görür demiyorum. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi. O kendisini. torunları. ölüm başkadır. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. göçme başka. Hazreti Mustafa (S.

bu ona bin kere daha hoş gelirdi. şu halde hazırlıklı ol. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık.» (Cuma sûresi.» Mücevher beri tarafa geldi.» der gibi. iş onların . büyük bir saraya göçer. Ayaz. Sultan Mahmud (Gazneli). Onun Sarayında yetişmiş.» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi. Şahın bütün mülkü. «Ey Sultan şu mücevheri al. kır bunu!» dedi. Sultan. Ayaz. Nitekim Allah Kuran'da. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. Bu konuda.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. Padişaha bakarak. hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu.» diye korkuyor. feryatlar yükseliyordu. akar sular vardır. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. (M.» diyordu. ölümü dileyiniz.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı. feryadın ne yeri?» var dedi. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. Bu parlak bir aynadır ki. saf bir nur gibi onu bekleyesin. Padişahtan. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. Dilediği gibi söyler.» demedi. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı.» dedi. Padişah. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. Öyle bir Allah ki. Nasıl ki Allah. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir. edep terbiye öğrenmiş. Padişah. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım.6) Şu var ki. «Sultan» sözünden gücenirdi. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. içinde bahçeler1.» dedi. dünyaya hasreti daha azalmıştır.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez. Ayaz. güzel mi?» dedi. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin. Perdeci. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. «Hoş mudur?» deyince de. benliğim senin benliğinle dolmuştur. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. Ayaz. filozoflar.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. mücevheri aldı. Halbuki. Gerektir ki. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. «Niçin titriyorsunuz. içinde aklın. «Hoştur. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir. Her taraftan ahlar. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış. kolunun içinde saklamıştı. ölüme hazır. Doğrusuna bakılırsa. «O halde. Bu şimdi hazineye yaraşır. Sultan. bu mücevherin dörtte birini bile değmez. İşte o göçmeye ölüm denmez. «Ahin. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın.» Sultan. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa. Edep dışı bir söz olur. yine fazla bif söz katmadan. Şah içinden. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. bunu sana mutlu kılsın.» dedi. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. Allah. gök bilginleri. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. halinin açık ifadesini onda bulursun. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz. gerçek Allah erlerinden. o iş iyi bir iştir. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. 11) Bu öyle bir imtihandı ki. onu süzüyor. Kuran'da haber veriyor. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı. «Peki. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. ölüme âşık olursun. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş. «Şahın heybetinden titremek. vezirin vekilidir. ama «Ey köle al şunu. Bu söz ayna gibi parlaktır. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar. «Ey yumuşak huylu Sultan. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın.» demek istiyordu. titriyordu. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. Ama o daracık evden geniş bir eve. «Nasıl. en uygun hareket bağışlamaktır. perdeciye bir mücevher vermişti. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. Ayaza yaraşır. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. Perdeciye sorar. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir. Şu halde.

Âşıkta can korkusu yoktur. her ikisi birlikte toprağın altına giderler. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. İyi adamın gözü ayıbı görmez. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir. Sonra gönlü daralır. öteki taraftan. İşte bunu söylemek. Gündüzleri gizlice oruç tutar. Eğer sen. O âlem de. belirmeye başladı mı?» diye düşünür. Gerçek aşk için söylüyorum. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. bakalım Allah ne buyurur. Ama veliler. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. böylece onları seyretmektedir. «Nebilerin haline (M. bu. insan. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. Kendisine. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. «Ne beyaz. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse.» dediler. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. O. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. işini gücünü bırakır. O. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. işinde (Determinizm) mecburdur. O. alınyazısıdır ve değişmez. biz de duayı artıralım. (Ç. «Seni asacaklar. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. diye bekleriz. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. bütün âlemi sular kaplasa. nebilerin işi değildir. oradan acele acele geçtiklerini görür. serbesttir. İbrahim Ethem. Mevlânâ. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki.» derler. Hakkı arama . onu sevin ki. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. Onlar. ne de adımlarını sıklaştırır. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. hareketinde. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler. malın mülkün de değeri yoktur. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. «Ey Allahm. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul. o âlemden aşağı inmişler. ince manalar vardır. o ölümsüzdür. Bunlar isterler ki.» Değişik. Zaman zaman bir köye gider. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. Nebiler. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. yaptığı işin yaratıcısıdır. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. kul. görüşüne göre. bir gerçek Cebriye. Bazılarının da karınlarına kan dolar. «Zaten ben de onu arıyorum. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez.» der. «Acaba bendeki. Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. bir taraftan şikâyet eder. bir dilekten ibarettir. O anma ve araştırma ki. Bir insan da vardır ki. çok mal feda etti. Evet. Bu hal bütün hünerlerini örter. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. O. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. yatarız. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler. Burada. Öyle bir insana.» deseler. bir dilek dilemediler ancak «İnandık. bir gün dükkânını. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. tezgâhını terk eder. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. bir de taklitçi Cebriye vardır. Senden. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. «İnandık ve gerçekledik. gözü ayıp ve kusur aramaz. Bu yolda başları dönmüş. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı.dediği gibi değildir. asın beni. (Ç. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. renk renk yazılar yazmamaya bak. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. «Beni besle. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. Hak yolunu arıyordu. Sonunda.)).)). «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. yani alın yazınız böyledir. Haktan bir istekte bulundular. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur.» demekle yetinirler.

heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. onları gözetmez olur. bu oyuncular. Dervişlere karşı saygı göstermez. O havadan geçinmeyi bırak. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. Senâi başka. Gerçek eski pabuçlarının tozunu. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. Sen heva ve heves için yaratılmadın. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. îşe baştan başlamak gerek. çeşitlidir denilemez. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması.» dedi. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. Nihayet. Bu yönden. İstemiyorum ki. . âşıklarının başına değişmem. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. bu zamana şeyhlerinin. o sahtecilerden daha iyidirler. O nura koştu ama ateşe düştü. bu sözden de hoşlanır. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. Yani. Bunu bir divane bile söylemez. Seyyid başka. Bu öğütü canında sakla. artık herkesle şakalaşır. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. işine gider. Çünkü onların hep-. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. gönülde düşünce olasın. bir yıl bu huyunu terk et. sopadan kıvranması gibidir. Yukarıda sözü geçen vezir. Bu söz ona erişince hoşlanır. Buna. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. «Doğru söylüyorsun. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. üstü başı yenilenir. bir âşıkm «Keski olsaydı. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. O. Olmıya ki. Gerektir ki. yani vezirin gözünü öpmekle. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. O. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. kendi sözü kendisine senet olur. Şimdi mademki o bir ateştir. Ateşe gider ama nura düşer. Seni canımda saklıyorum.hususunda yükselmiş bir ses değildir. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. Ekmeklerini 'kazanmak için. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. o başka demek imkânsızdır. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. reyhanlar. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. Şimdi bu ha-raketiyle. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. O. Öteki de lâle bahçelerinde. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . her tarafından sarsın. ötekilerden üstündürler. gözlerde değersiz kalasın. oyunlarının bv yalan söylerler. Şah. bunu başkalarına söylesem incinirler di. bir takım sınıflara ayrılırlar. O diler ki.

Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş. kahır sıfatından üstün gelir. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider.» dedi.. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır. üzerine dayanırım. İsterse düşman olsun. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle.» dedi. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir. yazamadılar. Padişahın biri. Nasıl ki. Onlar için de bir perde vardır. Allah ile birlikte. Sırlardan bahsediyorum. ümmetine olmayan bir şey bıraktı.. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun. önünüze serilmiştir. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. onun perde-sidir. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler. hiç fazla söz söylemesin. dar yerde kalmazlar. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir. diyor ki. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin. madem ki uçuruyoruz gider. Başka bir vakitte perde yoktur.Kahır. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. Bizim o çömezlerimiz. gerçeğe uygun değildir.» Geceye uzan dedim. Allahya şükürler olsun. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. Bu büyükler ve ergin kişiler ki. onun gecesidir. Kuran'dan bir çare bulur.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti . Senin zamanından bir şey açıklanırsa. o gibi kimselerden değildir. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar. Büyü yaparlar. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun. Meğer sözden mest oldular.» Birine sordum: (M. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. Fakat sen onun kahır sıfatından. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz.» dedi. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. söz söylemiyorum.» dedi. Önce sözü anlayan ve bilenler. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. 'Bu sopamdır. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır. «Buna yol verin. Şimdi o dolunay uykudadır. Halbuki Peygamberler. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir. kitap getiren Resuller bunlardandır. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir. o da. Şah hiç iltifat etmedi. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. «Sen güvenli adamsın. Yüz bin küp dolusu şarap. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın. Lütuf sıfatı. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi. «Sen de Alla-hın kulusun ben de.» Yani bu Peygamber. o sırrı herkese duyurmak . yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver. Çünkü sen o insan değilsin ki. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. 'Elindeki nedir?' diye sordu. zamanede bir eşin daha bulunsun. Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid. bu perdeyi kaldırsınlar. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur. konuşurlar uğraşırlar ki.» buyurdular. Bu yalandır. bununla koyunlarımı sürerim. o yarım işte.

bu da sebepsiz değildir. Yani siz isteyemezsiniz. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. Sözden daha ileri geç ki. tek . «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. «Bizim söz ile işimiz yok. Bu. her gün başka bir işle uğraşmaktadır. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir. yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. iyliğini gözetir. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. O. O.» Ben de dedim ki. hayinlik. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M.A. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. «O. herkes dilediği gibi konuşur.A.» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. kendimden. Muhammed'in (S. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. bir eserim yok ki. ya aranılanın işiyle meşguldür. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki. ben isterim.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar. 15) Güzel huylu isen. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. sahabeye ve ümmete söylenmiştir. Allah’a ant içerim ki. Eğer sen kendi temizliğini. sen nasıl bir uzaksın. bundan neşeleneyim.» (Rahman sûresi.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz. Yani ey Mustafa (S. 29).» dedim. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. ben ki Allahnın elçisiyim. Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. Allahnın. 54). o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. sende kincilik.» (Enfal sûresi. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir.» (Dehr sûresi. genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki. 30). Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu. Sen ne isen osun. Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. halvete çekilmiş hak erenlerinin. heva değildir. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. bunda bir sebep vardır. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen. Sizi hiç ihmal etmez. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. hırsızlık yoksa. şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz. «Allah bilgin ve bilgedir. ya arayanın. kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur. bu sözün suretinden bile başları döner. hem görünürde.

Kula. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. O. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. Bu perdeden başkası da yoktur. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. O zaman susmak.» sözünün iki anlamı vardır. «Ben. mana eksikliğinden değildir. ona «Afiyet olsun. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir.» der. Şu zamanda. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. «Benden başkası bilmez. İşte bu misal. Nihayet söz alanı geniş ama o. Nasıl ki o. onu yermesine benzer. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. doğar doğmaz konuştu. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. Allahın kuluyum. Anam babam öldüğü için kurtlar. bir elif dışarı fırladı. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki. belki de mânanın parlaklığındandır.» (Kutsal hadis) buyuruyor. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. bu varlıktır. bu sözleri hiç söylemezdi. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. Mana aleminden. hep kendi kuruntuları. o sırrın kuvvetini göstermektedir. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. sen o olmadığın için onu incittin. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. O perde ise. işte o kadar. Bütün perdeler tek bir perdedir. İsâ Peygamber. Onları benden başkası bilmez. Sen niyaz gösteriyorsun. bu. O senin düşmanın idi. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. günün (M. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. 16) günlüğü. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar. Görmez misin. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır. Hazreti Muhammed (S. geniş alanda mana daralıyor. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar. Hak ile Halk arasında. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. Hele derneğin bozulması. Bu. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin. Ama Sultana. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. Allah. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. . saatin saatliği. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür. Dostunun mektubunu okuyamaz.) de kırk yıl sonra söze başladı. onun bekçisi ve kapıcısı olur.» Şiir: Hoşgörürlük. «Benim velilerim. A. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. O. Biri dosdoğru anlam. öteki de. hep kendi mektubunu okur. Eşek durmadan sahibine pisler. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. Halbuki. eğer sevseydiniz. A. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez. Allahnın sevgilisiydi. harfler silinir. Gerektir ki. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır.» der. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır. O eksik düşünceli cahil. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin. kubbelerim atındadır. Çünkü Hazreti Muhammed (S. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. Bir şeyi seven. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. dostlarım. Şimdi de benden dinle. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. karanlık ve bâtıl sözler. «Sen kimsin?» diye sormazlar. iki gün iki gece yem verir. ondan tiksinmez. yedi yüzü parlak. kendi hayalleridir.). bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. Bu söz. ona karşı kör ve sağır olur. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. öteki de arapatma binmiştir.başıma dışarı fırlatmış. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir. dostların dağılması. bu başka mesele. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır.

» dedi. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. çünkü yol budur. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. ondan incinmiştir. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M. bu sözleriyle.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. bunların onlardan haberleri yoktur. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. içten kulluk etmekmiş. 18) îşte o. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar. O sırada bir derviş geldi. yarın yine gelirim. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir.» dedim. Yolda yürüyen bir adam.» diye düşünüyordu. Bir kimsenin davasını onun manası için.» dedi. O dört kuş ölmüştü. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz. Tekrar binecek olsam. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. gülüşür. 17) gülmeye başlar. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir. Marifet sırlarından. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. böyle bir şeye perde olur. «Allah rızası için bana ekmek ver. Derviş. Vakit gecikti.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. Bunu bilmemek de. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa. Nihayet bunlar. (Ç. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı. Biri diyordu ki. ama Allah da ona karşılık. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. bunların hepsi hazır ama su eksik. «însan. (M. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. «Hayır. 20) buyuruluyor. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. ama ondan başkası da değildir. Allahnın ne ihtiyacı olur ki.)) diyordu. «Başüstüne. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür. sen böyle şeylerden arısın.» dedi. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki. Nasıl ki.» Erkenden yemekler hazırladı. Yüzünü kendi tarafına çevirir. «Nefislerinizi öldürünüz. davası için öğrenmek isterim. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim.» (Bakara sûresi.» (Müzemmil sûresi. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. o dört kuşu öldürdü. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. somurtur. Kuran'da. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir. ancak başka yönden dirilir. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır.» öteki de. «Hayır. Bu gidiş başka bir gidiştir. bir kimsenin manasını da. ama başka yönden dirildiler. onların sözlerinde başka bir mana vardır. «Nasıl olur. Tartışmayı bırak. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. çarçabuk ahıra koşar. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı.» dedi. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. Suyu getirdi. Çare yoktur. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. içine düşecektir. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. Kuran'da. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. o aşk ve sev* gi harekete . Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir. Allahdan ayrı bir varlık yoktur. seyis bilir. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde.» dedi. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. Başka biriyle de hoş geçinir. baktı ki. kımıldadığı vakit. nefsiyle yaşıyanlar başka. «Ey Ulu Allahm. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. Kalbiyle yaşıyanlarla. olgunluğun olgunluğudur. boğulacak. bir ırmağa rastlar. Fakat. Bunu bilmek bir olgunluktur. Musa. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. Çünkü ona. git yemekler hazırla ki. hemen dördü birden dirildi. eline iki su testisi verdi. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki. «Su getir. Meğer bunun sırrı.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. «Hoş geldin.» dedi. Ancak niyaz ehlinin niyazı.» buyurulmuştur.

Bana. «Evet sende görüyorum. «Keski onun zamanında olaydık. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz.geçer. kendimi onun benliğinde göreyim. Bana dedi ki: «Mert odur ki. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür. Bundan geri kalırsan. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir. Uydurmacıların sözünü bırak. Muhammed dininde uydurma bir şeydir. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. Halife erken sabah mumlan yaktırdı. Ama ben sende kendimi göremiyorum. yardım ve kolaylıklar görürsün. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı.» buyurulmuştur. Halbuki. Heva nerede.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir.» dedim.» dedim. kadıdan örnek verdi.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. O sofî îmad sarhoş olur. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. onun sözlerini işiteydik!» derler. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. 19) üç ihtimalin dışında değildir. Birini iki yüzlülükle. Artık başka hiç bir karşılık vermedim. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır.» dedi. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. Öte tarafında sana kuvvet gelir. daha ileriye atlamak için olursa iyidir. düşündü. onu görüyorum. Halifenin sarayında halvete koydular. Onun iki sözü vardır. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim. Doğudan Batıya kadar. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. Bunların geri gidişleri. ona bağlanmış olur. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. «Bu. onu dikkatle gözden geçirdi. ama ben sende değilim. onun sohbetine ereydik. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. «Bana bir sır söyle. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. Şüphe yok ki. O sendedir. kahır ve zulüm kalmazdı. Onların işleri o muhabbetle gelişir. Ben sizin kulunuzum. seven gözlerle bakmalı. sevgiliye.» dedi. Kılıç kalmaz. başını sallar. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı. Kendi kendine. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. O sakat hükümleri. ötekini de dosdoğru söyler. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. Saatlerce başını önüne eğdi. Ama Mecnun sen değilsin. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir.» dedi. Biri geldi. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. «Allah onları sever. çünkü sendeki benlik ben değilim. Allah kullarına getiriyorsun. ona hasret teraneleri yollamaktadır. haydutlar seni zebun düşürür.» Benim içim dışım hep bir renktedir. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. onu kendi benliğinde değil. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir. Ona öyle bir gözle bakın ki. Onu isteyin. Müslüman. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. O baş salma heva olur. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. Yahudi bunu geçecektir. «Nasılsın?» diye sor. düşünceleri tekrarlardı. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. Uzun söz burada kısaldı. bu ırmağın suyu geçilecektir. Kâfir. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. irfan ve felsefe yönünden bakarlar.» dedim. Bugün suyun öte .

Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım. «O. Peygamberleri dile getirirsin. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın.» Burada deveden maksat şeyhtir. hüküm senindir. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. (M.» «Ey dolapçı. Bu sefer de. yumuşattı. fena değildir.» O öfkeye ve sertliğe başladı. «Buraya yerleştir!» diyor. onunla öyle kaynaştım ki. söyle. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile.» derse. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur.» (Necm sûresi. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. İlim. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım. içim onun ateşiyle doldu. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. Ben söyledim sen bırakmadın. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. Bir külhan ambarını getirmiş.» . Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. «îş. felsefe derler.» dedim. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. sözden'daha sağlamdır.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. Evet. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. bir bakışla yokuşun sonuna. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler. bir çok incisiz sedeflere rastladı. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki. «Sen bilirsin.» dediler. bütün âlemi dolaşırdı. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. öğüt dinlerken içleri müslümandır. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm. «Hayır. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. Bazıları vardır ki. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. O cevher. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. hiç bir şey istemiyorum. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa. Ben. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi. onların suretleri senin ruhunla birleşir. terbiye etmek istediler. dinin ışığı olurdun. Demek ki. Değmez. Çünkü o olgun görüşlüdür. Kuran'da. onların ahvalini öğrenirsin. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. yankesici! O sende. (M. içten ve dıştan bir anlayıştır.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun. Bu söz bir zümreye acı gelir. «Sabredersen. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın.» dedi. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu. Nasıl ki. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. öyle bir yüce âleme gitti 'ki. güzel huyludur. Kuran okumak gönüle sefa verir. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım.» Ben de imkân bulunca. açık söyle söz nedir?» dedi. Bu yüzdendir ki. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. eğer. iğne atacak yer yok. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. aldanmı-şım. îlk saf daima. sedef hikâyesini anlattı. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın.» Tekrar tutturdu. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. O.» derse. sana yoldaş olur. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım. Şüphe yok ki. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. Katır. cefadan şikâyet etmezsin. «Evet. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. bir gün eşsiz bir inci bulsun.» Ne söyledi ise söyledi. parlak gözlüyüm. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. O hırka. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. bayağı bir şeydir. o da onlara. «Sana ne lâzımdır?» dedi. «Bu vasıflardan uzaktır. Şimdi tekrar görüyorum ki. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır.» dedi.» Diyordu ki. Cevap verdi: «Hayır. Bizim yakınımız. ant içerim ki o sedef bende yok. ama bizi yanıltmak istiyorsun. 20) Nişabur şehrinde.» «Hayır. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. kend si de öyledir. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet.

o cefa unutulsun. «Göreceksin ateş kimi yakacak. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir.derler. dünya işlerinden feragat gerektir ki. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. «Rahmetin öfkemi geçti. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. ben yol gösteriyorum. bu girdaptan herkes kaçar. Ancak yüzücü kaçmaz. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı. Rahmetin ayağı böyle olur. Hazreti Ali buyurdular ki. «Hayır. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir.» diye ona çıkıştı. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki.» Eğer onun hali öyle olsaydı. Bu bakkal. kahrı ve öfkeyi yok eder. Mademki gam çekmiyorsun.» Yani sizde böyle yapın. Feryada. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. istidat. görelim kim kimi yakar?» Allah. beni içine alacak. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. «Bismillah!» dedi. Öteki. fenalığın cezası misli iledir. Ziyaret edenler niyazda. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. onu ancak fırlatıp atan bilir. oradan geçilebilir. ben de rahmetten yaratılmışım. O. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi. hayır. Rahmetin ayağı kahrı tepeler.» demek istedi. Gösterdiğim yol da niyaz. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur. Evet. İbrahim dosttur. Nemrut. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir.» demiş olmana rağmen. «Ben dünyaya tapanlara söyledim.Bu. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. Hayır. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. hali ne olacak diye sınadı. Diyelim ki. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. kavgaya tutuşmuş. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah. O saatte. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır. bil ki yüce Allah buyurur ki. bakkal yine .» derdin. o niçin çıkışsın? O. ancak iş gerektir.» «Bildiğin gibi değil. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. düşmana ne yaparsın?» . Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. Onlarda bir ateş vardır. öfkelenmişti. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir. «Dosta böyle yaparsan. 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı.dedim. imtihana ne lüzum var?» Öteki. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. gam çekmem. buyuruyor. yine ziyaretleri boşa gitmez. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. korkunç bir girdap. yalvarma yoludur. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. kabiliyet. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun. Bir hizmet etmek gerekir ki. bir pabuçcunun karşısında otururdu. Bakkalın biri. Konuşmasa. O arif bizlerden değildir.» dedi. dövünmeye başlar.» dedi.» O gün. denizde bir girdap vardır. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. ona öyle bir ateş gelmişti ki. bu takdirde rahmet.» Mademki gam çekmiyorsun. «Aman ateş geliyor. üç günde anlarım. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler. yapacağın işi söyle. dostu ateşe fırlattı gitti. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. Bu öyle bir girdaptır ki. Tablaları dökülmüş. belki çok hoşuma gider. armağan sunmakta ağır davransalar bile. dirhemleri başına atılmış. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım. her gün hurma yerdi. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. Nasıl ki. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı. dostları sınamak gerektir. Bunu niçin söylüyorsun. İbrahim. Şah ise niyaz ile doludur. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. halk gelip ayınncaya kadar (M. Bütün denizciler bundan kaçarlar. rica ve niyazda bulundu. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. Ancak başkalarını da yakalar. Bilgeler bunu gerçeklemezler. kendinden geçer ve hastalanır.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı.» diyorsun. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. Ben öğünmüyorum. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. Bu ateş her kime yakın gelse. Bize göre Hak yolcusu birdir. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir.» diyebilir. Onun halini.» dedim.

söz başkaları içindir*. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. Tüccar. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır.» diyorum. işte onlar. ama o gözleri kavrar. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz. Kurtlar. «Söyle ki. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. 103) buyuruyor. Aşağı in. dükkânın köşesine otur. oranın yasak olmasından değildir.» (Tevbe sûresi. «Onlar. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. Bu ok Hakkı bilenler içindir. Kerem ve cömertlik alanında. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır.» Veziri dedi ki: «Padişahım. İster yayılsın. Vezir. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. her neyin varsa ver. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş.» dedim. «Onu gözler kavrayamaz. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. Bu öfke yumuşaklıktır. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde. cevahir tüccarı da ben. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. Ben inci hikâyesini anlatıyordum. Ama aranılan incin'. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. «Allah yolu budur. Ancak Ay'a erişilebilir. o cefanın b'. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim.» (Haşr sûresi. Nasıl ki. gramere vurursun. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın.» Şaha haber gönderdiler. ona saygı gösterir. asıl işin özeti o sıkıntıdadır. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. 9) buyuruyor. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. doğan gibi uçar. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. bu ok kendine isabet eder. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır.» Şah. o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. nefisleriyle savaştılar. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı. Ben yolu senden daha iyi bilirim. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir. Şaha da haber göndererek bunu astıralım. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. söyle. inciyi rüyasında görmüş. Kabul edersen yazarsın. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). . Aynaya bakar. alaşağı ederler. onu karşımda tutarım. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. onun için teklif tekellüf yoktur. Nimet günlerinde de. O Ay güneşe erişemez. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim.n nasıl ve nerede olduğu. O yol da dünyayı feda etmektir.» demişti. Allah. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. Oklukta kalanların da başka işleri var. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. Kuran'da.» di-yesin. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur. (En'am sûresi. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. Padişah. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. sen bunu bir pula bile almıyorsun.ttiği zamanlarda da söylerim. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi.» (Kehf sûresi. O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki. Şimdi görüyorsun ki. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır.109). Biz ona yol bulalım. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum.» «Evet. ben Allah yoluna gelin diyorum. ama Güneş Ay'a yetişebilir. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır. anlamındaki âyet. Çünkü o sözün. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar. onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. (M. Cefaya karşı tedbir almak gerektir. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. onu vurur. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki. elini istemiş ve öpmüştü. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi. kurtuluşa erenlerdir. bu yoldan başka geçit yoktur. malları ile. Yusuf Peygamber (S. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın.).hurma yemeye. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı. Bu adam bir in-•ci arıyordu.A.

Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı. «Beni kıskanıyor. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. Gerek ki iki işi bir arada yapasm. Bu ters anlama. ama o derece galip değildirler. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. «Bu velidir veya veli değildir. turşu efendinin istediğ dir. altından çıkabilirim. onun doğru olduğuna delildir. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir.» der. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. uşak «Hayır. efendi. akıl bir şey buyurur. «O halde size ne?» dedi. A. Hazreti Muhammed'le (S.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. Aksilik yaraşmaz. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı.» der. Velilerin sözleri nerede.» der. Nasıl ki adamın biri. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim. onların nişanı. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. Ancak çok içerlemişlerdi. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu. doğrusunu söyleyemiyorum. Hayır. yaşlı isen gençleşmek gerek. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler.» derim. hem mana isitesin. Sonra efendi. sen nerede? Sonra.» diyorsun. gibi kimseler. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır. bulanık suda boğulmuşlardır. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar. yani söz az mâna çok olmalı. «Ulu Allahm. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. Onu 'anlatmaya yeter. «Allah hidayet versin. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. onları doğru yola yönetsin. tartışmadı. Az çoğu gösterir. ondan azıcık bir örnek getirmişler. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi. Yani hem ince manalar dinleye-sin. Tatlı daha iyidir. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. ama ona bir şey diyemezlerdi. kulağiyle. Eğer sahabe. «Dönüş zamanında gelirim.» diye cevap verr. Bu doğru değildir. Bir marifetten bahsedemezler.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi.» diyerek imdat istediğini görmüştü. kapı dışarı ederlerdi. Allah her şeyden üstündür. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. . «Ben falan yere gidiyorum. Şimdi. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. iki parmağını oynatarak. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. Başıyla. «Allah yoldaşın olsun git.» der. Sahabe. ben sana niyaz öğreteyim. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi. «Bu saatte başka işim var. Onlara karşı muhabbetim vardır. iş birliği gerektir.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar.» deyince. Bana şovenlere de dua ederim. Onun sözlerinden ve işinden (M. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. hem başka bir iş yapasm. «tatlı getirin. tepsiler götürüyorlar. 25) yüz çevirince de. Onların diledikleri biraz gecikir. «Turşu getir. olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. hem yiyesin. sen bana uyuşmazlık öğret.(M.» Bu uygun bir iş değildir. İçimden birçok büyükleri severim. «Niçin gelmi-yorsun. Çünkü gerçekte. şu saatte mazeretim var. Heva ve heves onun aksini ister. ama açığa vurmam. Halbuki bu yolda söz birliği.» deyince. Uşak. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. ben gelmiyorum. Onlar bana nereden çattılar da. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. işin aksini öğrenmedir. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. bazıları da ihtiyarsız olurlar. marifetleri kalmamış olmasıdır. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. İki iş'bir arada nasıl olur. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz. Bir iki kere açıkladım: Bende. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. Bu şuna benzer ki. O. Kederliysen tazelenmek. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi. bana hıncı var» diyor.

» dedi. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. Adam. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. «Şüphe yok ki.» diye kendi kendine hayret eder. sen fena etme!» dedi. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. İyi yapıyorsunuz. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. «Evet» dedi. bir kadının kulağına kadar gelmiş. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. Allah yardımcınız olsun. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu.» dediler. «Bana senden fayda gelmeyecek. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum. Bu öteden beri bir töredir.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. Ahmed gülümsedi. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. 27) Bundan içlendi. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. O arada. başlamıştı.» dedi.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu. «Bunu biliyorum. lat ki dinleyelim. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum. ne de hoşlanır.» «Ne söylüyorsun. bir şeyler anlatıyordu.» diye bağırıyor. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. kervansaraylar yaptırıyor. Yolunu yürü ey eşek! Sen. dileğine kavuşmuştu.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. Halk onlara nasıl sorabilir ki. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin. «Bu adam «Ona vuralım. Ahmed ki-zararak yerine oturdu. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir.» (Kasas sûresi. onlar iyi ediyorlar. Hemen yüreği yerinden hopladı. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. ağlamaya başladı.» dediler. Hazreti Peygamber.' buyurmuştur. «Nasıl bilmem. Adam yüzünü yukarı çevirdi. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. Hoşa gider o söz. bir taraftan da yellenirmiş.» dedi. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar. 56) buyurdu. etrafım sararak. onu yorumlamak istersin. o şehre yollandı. Cüneyd içinden. ne de o buna imkân ve meydan verdi. 12). «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar. «Hiç bir niyetim yoktur. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu. Şikâyeti.» Cüneyd söze başladı.» (Ra'd sûresi. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri.» dediler. «Olmazsa şehirden sürelim. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. ney çalarmış. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. Delikanlı ayağına kapandı. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. Bağdat'tan kalktı. ne o köprü geçen eşeklerdensin. Kutsal canlar. Artık dayanamadılar. . Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. Sana yol yürümek gerek. Doğru bir söz söylersin. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. Meğer ki.Hatırlarından. Uzakta bir yere oturdu. herkes Allah için tekkeler. «Evet. Ben bunu Allah için yapıyorum. diye geçiyordu. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. bu gürültülerin sesi azizlerdendir. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez.» dedi. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim. onlarla kavga ediyordu. (M. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur.» dedim.» dedi ve sordu. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun. Bir şeyler an. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. Ben bu karışık işleri çok yaptım. sen. 26) engel olmuştu. Hazreti Peygamber. içindeki irfan buna (M.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. Doğru sözlü adam bunun üzerine.» dedi. Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi. biraz gülerler. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum.

ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. aramızda ayrılık baş gösterir. başını önüne eğerek. O. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz. bu sözler. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. Derler ki: Fahri Razî.«Ah şu benim kötü nefsim. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. Mevlânâ sanıyor ki. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. ondan çekindiler. Ama bu noktadan kaçıyorlar. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. Bunlar Hasan. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler. tarife sığmaz. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile. «Yarın. Mutezile (Mutezile. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. 28) dilini halk anlar. Ben «Yoksun kalmasın. «O şöyle söyledi. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. Bir adam vardır ki. Doğruya. bu haldeydi. «Âlem halkının sözünü söylüyor. bulanık günler geçmiştir. öteki yıldıza tapar. Biri Yahudidir. Bana dedi ki.» Bu yol. Çünkü âlem binbir renge girmiştir. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. üzüntü ve çaresizlik yolu. «Bu nükte. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. temiz ışığa dönmüştür. Halbuki insan bunu yüklendi.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır.ne geçen bir akça. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. Karanlık. (Ç. Bana göre arayan Allahdır. «Buna gerçekten güç yetmez. Yoksa âlem çok dönektir. tek bir ton ile konuşulmaz. dil daralmıştır. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi. Tarikatlerin. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. huzura. hep yolu anlatmak içindir. rahata kavuştun. daha sevilmiş kimselerdir. tefsir ve Kuran . Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. Ama benim inancım öyle değil. bir yolda kâfirin biri su götürür.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. «Peki. Allahnın işi sebepsizdir. «dünya nedir?» diye sorar. ahiret nedir?» Öteki. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. Bazan da. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. arayandanım. Peki ama. bu bize göre küfürdür. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. O gün Cüneyd' in.» diyordu. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur.» dedim ve ilâve ettim. öğrenmekle. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin.» cevabını verir. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz. onun da suya ihtiyacı vardır. uzaklara gitmez. Mimberlerde. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki. Çünkü onların (M. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. Söz. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki. Kelâmcı-lar. «Bu konuşulacak bir konudur. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. Onu yüklenmekten kaçındılar.» dedi. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. Şimdi böyle b:r adam nerede.» dedim. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. 'Biz emaneti göklere. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. yerlere. ancak onun içi o sudan rahatlaşır. Yani Allah bilgisidir. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. O. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır.» dediler ve susmadılar. Sana bir sır açıklandı ise. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. Ona dedim ki: O değirmeni satma. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. «On hıyar bir pula satılıyor.» dedi.» Belki. Görüyorsun ki. derneklerde onların sözleri dolaşır. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir.» der. Bu manaları. Mutezile yolu değildir. Bütün bu din savaşçılarının.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. «Sıfatlar. Bunu sana açıklayamam. «Ahiretten başka olan âlemdir. Dünya fenadır. ayaklanmıştır. başka hiç kimseden duymadık. senin hesabına döndüreyim. o şöhretli pirlerden daha olgun. ama o. çünkü senin nefsin diridir. Onlar sıfatlar âlemine giderler. Bu yol gönül kırıklığı. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. Nasıl ki. dağlara gösterdik. çeşitlidir. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. Öteki.» dediler. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar.' (Ahzab sûresi. o insan benim. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. beriki ateşe tapar. elbette aç kalmaz. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir.

» dedi. O kapının halkası değil. bir çok kimsenin kıblesidir. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. kıyamet meydanına gelmesinler. karıştan karışa. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. . Bu sözden. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner. dizden dize fark vardır. Eğer öyle olsaydı. Behlûl'ü yanına çağırdı. «İşittik. en son vakte kadar bağları çözülmez. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. hak ise açıklanır. «Beni bir adım geçti.» Behlûl karıya taş vurdu. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır. onlar için hayat meleği vardır. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. (M. İblis olurdu. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. sonra doğruluk gösterirler. «Ben öyle bir sofiyim ki. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler. tatlı canlarından daha değerlidir. kıble'dir. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı.) yaraşan adım sende yok. onun yanında. 29) Allahya ant içerim ki. Kuran'da. bu işi yapabilesin. Halka. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. «Çünkü karı yalan söylüyor. Halife.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki.» dedi. (M. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki. hırsızdan. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır.» Bazıları da henüz anlayamadılar. Dediler ki: «Mal işi kolaydır. nebiler âlemi hangisi. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. bilirim» dedi Allah. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. hangi taraf güvenlidir. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. tehlikelere katlanacaksın. dünyaya tapanların katında bir pul. evin iç özelliği ise başkadır. «Bu zindandan kurtulacağım. ben seninle beraberim. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal.» Cebrail. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. Ya Malatya yolu. cehennemlik olanları cehenneme götürürler. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun. Halka kapının dışındadır. penceresinin halkası bile dışardadır. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. o gitti. Sende Firavun baş kaldırdı. A. hiç vakit geçirmeden gelsinler. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. Eğer. Ölüm meleği ne gezer. Okumak hususunda gerçektirler.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. «Bir daha söyle.» dediler. Onların gizli sırları haktır. sonra Musa geldi.» diye boğazımı sıkar. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. şehre bir fitne düştü. vuruyorsun. «Niçin. adımdan adıma. oraya kadar git. Sanırsın onların canı yoktur. delalet eder. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur.» dedi. 30) Dünya müminin zindanıdır. inandık ve gerçekledik. kimseyi göremedi. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır.» dedi. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler. bir kere de oğulları ile sınayalım. taşın arkasından çıktı. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. «Ben onun yüzünden bahsediyorum. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz. imtihan edin.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. «Bizim Allahmız yoktur. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler. Ben de diyorum ki. Yolcular onu feda ettiler.» dedi. Halbuki yüz bin Fahri Razî.» dediler. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. Cennetlik olanları cennete. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın.» Halil de. kurttan. kıyamet ne hale döner. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet.» dediğim zaman. «Benim koyunlara ihtiyacım yok.» dediler. Tâ ki yol zahmetine. yuvarlanır düşersin. «Sözünden değil. Bundan sonra dikkat et ki.» «Evet. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. meleklerin gayretindendi. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler. Onları kıyamet meydanına getirseler. Fakat. «Size ufak bir sır daha açıklanır. Diyelim ki. Dünyaya tapanlara göre bir pul. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler.

Buna hiç itiraz edilemez. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır. «Uyu ki başına bir taş vurayım. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. şu altınlarını alayım. O âdet doğru olmaz. Ancak susmak ve teslim olmak vardır.» derim. içteki o pisliğ. ona göre yine uykudadır. belki dünü. Bu sözü yalanlamam. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. uyuklama başka türlü olur. artık uykudan uyanır. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. bir nükte söylemek istiyor. Diyelim ki. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. çok umutlar vardır. «Bana kibrit lâzım da onun için. 203) buyurulmuştur. hep uyanık durmak zorundadır.» O memlekette Yahudiler. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. Şaka söylüyorum. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı. «Hayır. ezelden beri vardır. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. Olgunluk bunu gerektirir. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. Umutsuz olma ki. teşekkür eder. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz. kafanı kırayım da seni öldüreyim. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa. «Niçin böyle söylersin?» dedi. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir.» derler. mezar başından daha ileri gitmez. Şu halde ona âşık dersem bu.» Altın sahibi. nur üstüne nurdur. onun ayağına kapanır. Bu söz ona yaraşmaz. Bunlardan birinin yanında altın Vardır. iş içindir. bugünü. şifa. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. Ama bu sözüm herkes için değil. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. nur üstüne nurdur. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. Aşkın zevk ile. acılarını unutur. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. umuda kapılırlar. onda uyku başka türlü. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır.) rüyada bir hırka verdi. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. daha bilgin görünürdü. «Adam daima uyanıktır. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur. Kıyamette de sah biyle beraber olur. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. Onlar önderliğe yaraşmazlar. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr.» dedi. kendinden umut kesersin.» Şöyle dedi: «Arkadaş. Abdest üzerine abdest. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi.» dedi.» (Araf sûresi. Herkes kendi pirinden söz açar. Bize. yarını olmayan bir sohbet. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir. «abdest üzerine abdest.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. Aşk cevheri. fakrdan başka şeyler de maraz'dır. O maşuk ve sevgili idi. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. doğru söylüyorsun. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. Görmüyor musun ki. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. Her zaman için gelmez. bir zümre de etmez. bugün ve yarın ile ne ilgisi var. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. Âlem daha dünkü varlıktır. Hazreti Peygamber (S. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. Fakrdan başka her şey araz'dır. n'yazsız namaz. Ama niyazsız gözyaşı.» dedi. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. din bilginiyim. insan yaşlandı mı çocuklaşır. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti. Hiç bayağılaşmadı. Hak ehlidir. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. öteki. Ama her ağaç bu surette değildir. konuşan biri söze başladı. mezarın içine birlikte girer. Yahudi olaydın. Başka bir zümre de. Fakat o uyuyan adam. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez. maşuk yani sevilen manasmdadır. Burada hiç başka yol yoktur. Olgunluk . tâ ki o nüktenin arkası gelsin.)). (Ç. «Keski. Akıllara sığmayan bir sohbet değil. Mevlânâ. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. Fakr. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. Biri dese ki. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani. Bir zümre onları takdir eder. Ama akıl. «Büyükler manaya bakarlar. «Arkadaş. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled.» Çömlek içinde olanı sızar. belki 'açmak isterim. A.Şimdi söz. Biri yanına vurunca uyanır. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. Nasıl ki. iş söz için değil. oradan herkesin kımıldanışı onadır. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. Eğer gönlü uykuda ise. Bazıları derler ki. cevherdir. başı döner. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. ama her gözyaşı da değil. yanlış bir harekettir. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir.

» derler. kırlara kaçmak gerektir. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. merhamet ve yufka yürekliliğinden. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir. Bu halk. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. biricik şerefli insanısın. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan. niyaz ve .odur ki. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. Diyelim ki. ikiyüzlülükten hoşlanırlar. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. Yine olgunluk odur ki. sana o gün bir acıma hali gelir. Bugün bazıları vardır ki. başka bir derse başlamazdı. bazısı da giderken gönül açıklığı verir. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir. Doğru sözden sıkılırlar. Çünkü onu ulular. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. çabuk çabuk yemek ister. dilek ve istek yolu ile değil. Onun arkasından da bin mesele çıkar. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. Nasıl ki. Tâ ki. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. Bazısı gelirken. Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı. Hikmet meseledir. ama. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur. Şüphe yok ki. Bu şaşılacak bir şey değildir. Eğer Allahsal bilge. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur. bahsi kavrayamadım. Çehremin rengi ciğer kanındandır. bana düşman oldu.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. fakire sorulan. Artık beni kınamayın.A. Bir zaman îmad ağlıyordu. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan.» gibi iltifatlarda bulunur. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun. ancak bir lokma lokma daha yersin. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. «Sizi çok özlemiştim. kusurum çoktur. fikrin hiç değişmesin. Gerekirdi ki.» diyesin. ellerimi yakalayarak. Dikkat et ve iyi bak ki. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. her manada görünürler. (M. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. mana galebesiyle dilleri tutulur. benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. Eğer o sözü kabul edersen. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki. istedim ki. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. bin defa da söyleseler. Doğru söylerler. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir. belki de mevki ve.» şüphe yok ki hoşuna gider. söz dinlerler.ilk sözün bereketi kaçmış olur. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum.

Zındıklarla yoldaşlık hoştur. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. Hattâ kıyamette de. beni küfürle damgalarlar. Sırat köprüsünde de. O. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. o. Şüphesiz ki. Sonra. İster o tarafa gidin. Hazreti Muhammed (S. Eğer bu onda kalmazsa. medreseye gelmez misin?» dediler.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. Bir halet de yoktur. tâ Hakka kavuşuncaya kadar. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. biz de sana yapacağımızı yaparız. Ben onlardan değilim. Bir söz ki. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun. zahiri korur. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler. garibin yeri de kervansaraydır. kendi imanı ile doludur. her vakit onu hatırlar. mümin kişidir. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka. acaba ne konuşuyorlar diye der. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik. «Peki. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. Ben evime (M. «Nasıl konuşuyorum?» dedi. Ama bendeki feragat onda yoktur. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. öyle istiyoruz ki bize. «Hüküm senindir. (M. onların hoşuna gitmiyor.yalvarma yolu ile dinlersen. 33) Bir zümre sandılar ki. ama hiç ürkerler» derviş. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler. Mevlânâ Selâhaddin. «Kâfirdir. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. o söz geldiği yere gider. Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. Halbuki kurtuluş doğruluktadır. bir adamı bekçiler yakalamışlar. O köşecikte bir kervansarayda idim. dış görünüşü. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. öteki sordu. dinlemekten de acizdir. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. mertçe ve uyanık davranır. Eğer söz ona kalırsa. Adam içeri girer. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. ben gideyim de bir şey konuşmayın. evinin kapısına kadar götürür.» derse onun boynunu vurur. gönül rahatlığına kavuşur. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi. Muhammed Güyanî. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. onun sözü kendi aslına döner. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. . bu sefer onları tutsak eder. Onların zamanları değerlidir. o. oturur. ancak evi gözetler. Onlarla önce dost olur. dama çıkar.» derler. Ama ona yetişemezler. Bu söz de kendi yerine gider.» buyurdular.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. Nasıl ki. «Bu adam doğru söylüyor.A. Ben garibim. aşağıya seslenir: geldim. Nasıl ki.» derler. isteyeceğinizi onlardan isteyin. «Bekçiler de. «Böyle değildir. Her kim. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz.). Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. onda kurtuluş müjdesi vardır. Bu Filaneddin ki. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler.» dedim ve bilmiyorum.» Bekçiler. söz söylemekten de. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. öldürürler. Senin soru sormak ve. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim. «Siz burada oturun. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter. bir pul almak onu öldürmek demektir. bu meclis hoşuna gider. aşağıda bekliyorlar.

» demişlerdir. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki. Müslümanı (M. Gam çekme. Sordular. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. Sen kendini aptal yerine koy. Her neye değerse karartır. ayıpları örter. Müslümanlık yolu bulursun. «Allahaşkına. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. ama Haktan burhan istemiyorlar. Meselâ bir keşiş. ama burunlara ateş kokusu gelir. mürit. Yani. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. Bu. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. müminsin. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. Müslümansın. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. Bunlar beni tanımıyorlar.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak. Benden burhan ve delil istiyorlar.» demezsin. senin evine sığınarak. kendi nefsini hoş eder. 35) öldürse bile aman verilmez. bir zavallıyı yere vurdu. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun. kullukta ileri bir hatundu.» buyuruldu. muradın çehresi sana görünsün. o da Müslümanlığa heves eder. öldüreceğim onu. Bir tesadüfle oradan geçiyordu.» derler. Padişah. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. Mademki karanlık başlamıştır. kendilerine perde olmuştur. başkalarını hoş etsin. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez.» demiştir. Başları döner. ya yol yoktur derler. ondan bilgi edinmek isterdi. Bütün bu söylediklerimizle beraber. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca. burhandan Hakkı arıyorlar. Bir Yahudi bile onu fırlatır. Emir Kabus da: «Yücelikler. Sen o Mecusî değilsin. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. «Onu bana getirin!» dedi.» dediler. hep gül ve reyhan kokar. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. ona karşı. yere atardı. «Müslüman. . halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. Her ne bulursa. tasalanma. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. zayıflatan adamın da belâsı hafifler. Bir gün Al-lahtan olacak ki. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. Pehlivan.» buyuruldu. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum. Nasıl ki.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. bir Müslümanı öldürse. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı. «Ona ruhumdan üfledim. çünkü. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir. o dikenlik pek hoş olur. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. Ama bir zındıktan. Bir adam da vardır ki. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. İkinci sıfat da niyazsızlıktır.» «Bugün kaç azası var?» dediler. Onlar Ye'cuc nesli gibi. biçarenin biriydi.» dedi. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. ancak onu korursun. bir kere olgunlaştı mı. Ama mürit. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. Müslüman insanı incitmez. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar. Yalancı pehlivan.» buyurulmuştur. hemen yerinden sıçradı. «Ben kâfirim. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın.» de ki. Nasıl ki. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları.» dedi. sana buseler vereyim. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz.» öldürüyorsun?» «Ben. Dinini incelten. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. ona yaklaşmaya daha çok çalış. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi. Adamı getirdiler. «Aranılanın son merhalesi arayandır. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. O lâtif yol uygunsuz görünür. Ola ki. on hayal doğar. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. Beni koru!» dese. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. «Ben onu öldüreceğim. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. Cenhennemin çepeçevre dikenliği. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu.

Bugün. Birinin sırtında hırka. Peygambere. Allanın kullarından bir kuldur. Velilere ancak bir yoldan gelir. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. Cebrail ile de vahiy gelirdi. Kendinden söylediği o söz. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. bana hal olmuştur. sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır. pek ergin bir adam olmalı. onun yoldan çıktığına karar verirler. bir neşe gelir.» buyurmuştur. cehenneme yaraşır. o. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. Ona ne desen içi coşar. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. kavrulmasın. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. Yılanı anlayan dostu da onu tanır. O deniz. Bakırın önünde benimle beraberdir. Deryanın âdeti.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre.» (Fürkan sûresi. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. bu vahiy sırasında. Ateşi de bana erişmemiştir. 37) zümre de vardır ki. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini. o bundan ürkecektir. hep altın olur. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. Ona kılavuzluk gerekmez. O birinin hırkasını soyarsan.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım. Kadılıktan ve mansıptan. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar. «Aramıza. Bunlar tövbe ederlerse. Nasıl ki Hazreti Peygamber. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. hararetlenir. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. el ayak oynatmazsa. Ola ki. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. Allah kelâmıdır. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. Çünkü sarhoştur. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. görünebilir. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. cennete lâyık bir adam görürsün. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. kalp yoluyla da. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar. Tâ ki. Hak yolcusu. bütün bu halk ve bizler hep öküz.» diye bağırdı. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. Kara topraktan filizlenmiş. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. Ben yolda söz söylemem.» «înşallah cennetlik olurum. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. başında külah görünce de. Nasıl ki önce de anlatmıştık. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. belki zehir saçan bir dağ yılanı. ne bir kitap sahibi peygamber. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. 70) Ama iş böyle olunca. Cehennem ondan utanç duymaz. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. dirileri batırmak ve öldürmektir. çömez bu sözlerle coşar. ansızın gamlanır. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. 36) «Bu imamlar. Başka bir (M. O sanır ki. Onun getirdiği müjde hoştur. Bu nükteyi söyleyen adam. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. çünkü o soğumuştu. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. güzel. (M. abasını çıkaracak olsan. Başka sebepten değil.» diyecekler. renk ve kokularını kaybetmişlerdir. iman nuru dolayısiyle kaçar. onda coşkunluk yoktur. Allahın öyle kulları vardır ki. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz. Eğer bir kimsede. cana can katan bir su ile beslenmiştir.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. Bedir çenginden gitmişler. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. . bazıları sence olağan şeylerdendir. «Olabilir ki. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki. o şeyh. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder.

» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki.. bir kaç curcuna çalar. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki. bundan Nil suyunun . «Bugün maşuk sensin. «Orası çoraktır. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. Hakkın. Şeyhin yaptığı iş. Kendiliklerinden bir iş yaparlar. ekin ekilmeye lâyık değildir. bundan hoşlanan kimse. dua etsinler. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim. sana değil. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun.» O halde.» dedi. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı. belki faydası vardır. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma. taşa bile tesir eder.» dedi. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. Ona. seni taşlattırırım. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı. Her kim tyizim dostumuz olduysa. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. elimizi duaya kaldıralım. Allah gönlünde bizi şirin göstersin. «Evet orası öyledir. bir zümre ondan mahrum değildir. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. bir gün sen demiyor muydun ki. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. «Ölen filan kadın. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. Bazıları da bu işleri yapar.» Şeyhlik feragattir.» dedi. «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. Dostlara da tavsiye edelim ki. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı. En az sadaka da. 38) Şeyh.» dedi. «Selâm sana.» «Öyle ama. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim. Ariflerin sözünü söyledim. Vaiz da. Çocuk. «O halde. Halbuki o çabuk başarılacak işi. derman ve tedavi kabul eder. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). tıpkı. iki yüzlülük ettim. sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar. Öğüt vermek mümkün olmayınca. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü veren derhal onu kıskanır. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. maşuk üzerine hüküm erişmez.» (Meryem sûresi).Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan. şüpheden kurtuldun en sonunda. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir. (M. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir. Ama sohbet için söylemiyorum. dua edelim..» dedim. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir.» Ben o mazereti kabul etmedim.» diyen zavallıya benzer. ama kendi nefsine hiç öğüt vermez.» dedim.» Hastalıklar da vardır ki. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. teneşirde gülüyordu.

ama Şeyhi görmüyorsun. kendi zünnârını koparıp attı. Sebep açıktır. onu kınamaya başladılar. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. «Hayırdır inşallah. düşkünlüğün. Derviş hikâyeyi anlattı. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. hepimiz birden belimize bağlayalım. bu halden sakın. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. :Şeyh. işi Yâsin'e kalmıştır. şefkatin kesilmesidir. Ancak onun zannına göre: Şiir: . «Bir zünnâr satın alayım.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez. o korkunç aslandır. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. Önce yapmış olduğun hizmetler. öğüt sözleri onu karartır. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. ona çirkin gelirse. (M. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. Yazıklar olsun o hastaya ki. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. düşürüyordun. onu aydınlatır. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. O daima meşguldür.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. On tane zünnâr alalım.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. alçalmanın netice-. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. Eğer böyle sözler söylerse. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. Halbuki. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir.» Arkadaşlar. Rüyada bir söz konuşuyorum. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil. Her kimde mutsuzluk varsa. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. «Biz de bunu uygun görüyoruz. ikiyüzlü konuşmasından. onları birer birer bana anlatıyor. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. bu ne hal?» dediler. şefkat sona ersin. hep birden. ne rüyada. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. «Artık gidiyorum. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın. Âşık. bütün gününü tapınakta. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. Beni kötülüyor. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın.» dedi. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. ne işinde ona inanmak istemiyorlar. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. Aynasındaki pasları artırır. onlardan daima kaçınırız. belime bağlıyayım. Ne sözünde. bundan hoşlanır. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu.si budur. Yani •o Şeyhten. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. çünkü genç bir erkektir. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. her yerde onu kovalardı. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. Nihayet çürük bir umut kalır sende. onlara veda edecekti. aksine olarak edepsizlik ediyordun. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. genç bir kadını vardır. ne de uyanıkken onu göremezsin.

çırılçıplak bir haldedir.» diye seslenir. gitmek zamanında. «öyleyse tut şu elimi. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. Halk etrafına toplanır. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. o sese kulak verir. Gramerci. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. Kardeşi nihayet dayanamamış. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir. Malı çalınan adam. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu. toz kaçmıştı. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. Halk. o dilek aşikârdır. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. Biraz sakinleşince. Demiyorlar ki. Şimdi. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. esreyle okunur. Bir gün. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. Her ikisi de bir adamın eşeğini. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. Şarkısını tekrar eder. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. Maksat sen idin.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. «Geç!» der. Herkes.» diye geçip gidiyorlardı. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. Gramerci üstünü başını parçalamış. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler. (M.» diye düşünür. Gramerci onu da aynı sözlerle savar. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. benim dileğim budur. düştüğü pislik çukurunu göremez. kadı adamın elinden tutar. «Elini uzat!» der. Bu tablayı da çaldılar. İşimi çabuk bitir.» der. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. Hakikatte onun sesini bilmez.» der. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar. ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der.» dedi. «Bizim işimiz var. Söylediklerini onlara helâl ettim. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. Cuha'nın şöhretini duymuştu. Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız.» demiş. bize onu anlatmak. o da aynı şekilde. nağralar atar. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. o kervansarayın yanına gittik. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. kesesini çalmışlardı. ikinci defa. önce ettiğin ikramın. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. Nasıl ki yine bir gramerci. «Bu ses filanın sesine benziyor. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. «Ver elini. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. «Sen bizlerden değilsin. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. Gramerci yine nağralar atar. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. Aksaray yolunun başına. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. Biri yanına gelir. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. herkes. «Bu adam böyle adamlardan değil. öteye beriye savurmuş. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim. O kuvvet bir serma> yedir. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . Ama adamın kuvveti yetmez. halka işaret eder. bizi uyandırmak istiyor. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir.» Başka biri gelir. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder.» Şimdi. Rebap üstadı Ebubekr. 41) Herkes etrafına toplanır. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor. elbisesini. Yani bu sonuncu ikram. halvete çeker.» derler. 40) daha uygun olur. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. sen bizlerdensin. şehrin etrafını dolaştırır. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. üzerine sular ve gülsuyu serperler. ona. «Kardeşim. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der. Üçüncü bir adam. Öteki.

Bana bir kadın gerektir ki. muradına ermişti. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. bu babta hayli hadisler naklediyordu. ben garip bir adamım. Kadının biri ayağa kalktı.» Vaiz.» der? Gaza. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra. Onurludur. Vaiz. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi. Hazreti Ebubekr de geri döndü. çabuk kararını ver. «Ama. O da evvelki gibi ileri yürüdü. Eşek sürücülüğü yapamaz. yüzünü açtı. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi. su taşır. ancak meydana fırlayan o pehlivan. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. hatta evli erkekleri arabuluculuğa. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim.» anlamında bir hadis daha vardır. hastanın ilâcı. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur. «Evet gördüm. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor.» dediler. sevgi artsın. Vaiz erkeğe dönerek. hangisini istiyorsun?» dedi. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. 42 )dışarı çıkmıştı. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. Tekrar umutlarıma kavuşmuş. «Beni ara sıra ziyaret et ki. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. Misafirlikte. «Ben varım. hamamda. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. çöpçatanlığa davet ediyor.» dedi. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı.» «Evet doğru ama. «Beğendim!» dedi.» dedi. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar.» dedi. semâ âyininde. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. Değirmene buğday götürür. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir. başına koydu. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. kırda. Ebubekr. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. onun kazancıyle geçinirim. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor.» dedi. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur. «Senin oğlun hamle etmiştir. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. öküzü önüme katayım.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı. Genç. Yıllar yılı umutsuz kalmış.» dedi. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var. Her ne kadar. «O halde kendini göstersin. Delikanlı. serdengeçtiler. «Ey avratlar. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. kâh dolap çevirir. Onu sen biz'm için koru. Ebubekr'in gözbebeği oğludur. «Ama. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır.» dediler. «Bu delikanlı onurludur. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. bizim sahbeti-mizden ayrılma. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. gazada dışarı çıkma. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. Ama biliyoruz ki. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. Nasıl ki Hazreti Peygamber. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. pazarda. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et. ayakyolunda. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. O uykuda sofinin işi tamam olmuş. mescitte. Bir gün bir harp sırasında. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak. kâh su çeker. evleneyim.» dedi. Kadın mimberin önüne yürüdü.» dedi. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular. beklemiştim. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan.» dediler.» Üçüncü bir kadın göründü. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. Vaiz. Hemen kalktı kerpici Öptü. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi.» dedi. kâh çift sürer.teşvikte bulunuyor. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. «Vardır. Kadın yüzünü açtı. Sen hiç harbe girme. odun taşır. bağ yolunu tutayım. bir gün mezarlıktan (M. Kalabalık arasından biri kalktı. «Bir öküzüm var. Vaiz. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir.

küfür de iman olmadıkça. hakkıyle müslüman olamaz. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir. Bu da onun için iyi bir talihtir. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar. dürüstlük ancak senin dışındadır. «Sevenin gözü kör. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz. söz söylemek edebe uygun değildir.» derler. 10) buyurulmuştur. Nasıl ki Hazreti İbrahim. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. Zünnâr. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi. Nihayet perdeyi kaldırır. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur.hakkında günahtır. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. Nasıl ki. Âlemin viran olmasına sebep olur. yoksa benim dostum olurdun. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. Ama eğer sarraf âşık ise.» buyurulmuştur.» der. Kale. din ile. diğer bir anda da pek soğuktur. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. içinde değil. konuşanın dostu veya müridi ise. (M. Âlemde görünen her bozukluk. batan. İşte dost da. her şeyi olduğu gibi görürler. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. açıklamasa da. onun kendine güveni kalmamıştır. «Kalp akça varsa onlan ayır. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. Eğer bu makama baş koysaydın. 60) Duyurulmuştur. her âşık çirkini güzel görmez. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. «Ben. Şiir: Zabitliğin düzeni. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. kulağı sağır olur. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. teşbih ile. İman küfür. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir. Fakat kale. mabetledir. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden. 43) Söz ustalarının yanında. Hakkın bir kulu. geçen geçti. Bir azize bir elem erişir. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. Ebrar için iyilik sayılan ameller. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir.» (Bakara sûresi.» demişti. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. Bilmezler ki.» (Elhâkka sûresi. Âşıklar vardır ki. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır. îhlas ehli odur ki. kaybolan şeyleri sevmiyorum. «Müslüman iyidir. halkı sapkınlığa düşürmek olur. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. . küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur.» derler.

Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. Yahut da ilim tahsili yoludur. kurtuluşa erer. Çünkü. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. bundan niçin haberin yok? (M. Olabilir de. bu nebiler ve velîler içindir. bir saat de yiyip içmekle? O. sağlık aramaktan. tekrar dirilmeniz.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. iki kaziye ve üç bölümdür. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım. Üçüncüsü caiz. aşkın özelliği şuradadır id. Ama bu cennet. Bu nüktenin benzeri. bir saat ibadetle meşgulüz. Çift demiri bir engele takıldı. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. 28) buyuruluyor. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. Bu üçüncü bölüme giren herkes. o kadar emirler. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. ikiyüzlülük yapıyordum. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. Ama yürütmek mümkün olmadı.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. Sağlığı korumak. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. Biri vacip'tir ki. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. ayrılık insanı pişirir. nefsin riyazatıdır. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. Nefislerini değil. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. «Sizin yaratılmanız. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. Peygamberlerin. derler. Bu da nefsin terbiyesi. Bu mümkün müdür ki. onlara karşı. 44) Ey parça gel. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. Halbuki açık konuşmak gerektir. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. kötülüklerden içini temizleme yoludur. Bunu kendi kendime yapayım. derler.» (Lokman sûresi. seninle kaynaşmam. Demirin ucunu yakaladı. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki.» dedi. muamma söylüyordum. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'. ama bir türlü yerinden çıkaramadı. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. Bu işin ne değeri var.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette. iki zıddın birleşememesi gibi. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. bunlar. ikincisi muhal. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. Ama onlar derler ki: «Hayır. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın. ileride oturur. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler.» buyurulmuştur. yani denilebilir ki. Sevenin gözü kör. Nasıl ki.» «Hayır. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. öküzler yüzükoyun düştüler. dedim. Allah işitir ve görür.» demektir. Ancak şu vardır ki. tecelli tecelli üstüne gelir. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. olamaz da. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. O. aynı şeydir. yani imkânsızlıktır. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez. kulağı sağır olur. benimle tanış. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. Nasıl ki. düzeltir. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. Bir kere felsefeye başlayan sensin. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor.

«Bari bir su ver de içelim!» dediler. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez.» dedi. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana. bu tarafta mı. elbisesini satsınlar. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. Bir köylü ile alaya başladılar. Çünkü köylü idi. Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. 12) ve ayrıca.» dedim. «Şehrin.» dediler. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. Babasının geleneğine uyarak. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. başını önüne eğdi. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler. kendim korunayım. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. yoksa şu tarafta mı?» dedi. sevdalan başına toplandı.» dediler1. Köylü kendi kendine. Çavuşlar koştular. Bir avuç para çıkardı. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. Belki. bilgisizlik değildir. bir iş yapıyordu. Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. «Yahu. hakkında kötü düşünürler. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu. Fütüvvet. Fakat köylü yine pişman olmuştu. hiç konuşmuyordu. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü.söyleniyordu.» dedim. Köylü. Babasına benzeyen zulmetmez. Padişah. önce verdiği karardan pişman olmuştu. ben de o şehrin sultanıyım.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar. (M. Onu ahmak yerine koyarak. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. Onda kendim yaşayayım. çünkü can korkusu yoktur. paralı olursun bir dert. ciddî konuşmaktan daha uygun olur. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. Çiftini sürüyor. öteki elini tuttu.» dedi. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. Adamlar. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. parasız olursun bir dert. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim. adamı çırıl çıplak soydular ki. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular.» dedi. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. oturdular. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. o sırada. Söylemiyordum. Çavuşlar. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. sözlerini tekrarlar durur. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. Nasıl ki başka bir yerde de. Adamlar gülerek.» dedi. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur.» dediler.» dediler. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi. «Sermayesizlikten. çok öfkeliydi. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin. yolunu sormak için çağırdım sizi. çamaşırlarını ortaya attılar. Orada bir derviş vardı. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. Bence parasız dert daha iyidir. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. gamsız bir adamdı.» «Bu. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. Bu insanlarla şakadan konuşmak. köylü bunları görünce korktu. kendim öleyim. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. Çavuşlar. Onlara dedim ki: «Bu ancak . «Haydi! Padişah seni istiyor. Allahdan mağfiret dilesin. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir. Halbuki Padişah. Şu suretle söylenmeye baş laddar. Bu sözün hakikati onlara erişmez. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü.

Halbuki biz diyoruz ki. Nefis.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum. Bu hırka kendisiyle konuşurdu. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. Ona her kim. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. Onu benim için seviyorsan.» dedi. Nasıl ki. O arıklaş-mıştır. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. sen müslümansın.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır. Allahyı görünce âşık oldu. kutuptan önce de falan şey. o Şeyh. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol. kutup. fakirlik icabıdır. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. Kız. Hangi nimet vardır ki. onu bir şeyhden daha .' buyurmuştur. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. Kâfir. Müslüman etti. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir. O. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki.» sözü gerçeklendi. Bu. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar.» diyorsun? Bu böyledir. Şu sebeple ki. Şunları söylemek istedim: «Sen. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. ona sorular sorardı. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. Ne önce gelenler. Şeytanını. Buna delil de gösteriyoruz.» dedi. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. Fakirden üstün bir şeyh vardır. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu. seni seviyorum. ne de sonuncular bunu anlayabildiler. iki ay. Nasıl ki şu. güzel bir dilberdir.» dedim. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. artık iyi insan olayım. yavaş yavaş müslüman olayım. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım.» (Dehir sûresi. Allah bize pek az bir şey vermiştir. (M.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. benim de hoşuma gider. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. «Ben kâfirim. niçin. Müslüman oldu. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben.» (Beled sûresi. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider. Şu halde Allah.» diyen kâfir olur. ama size anlatmak zordur. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur. der. şeyhten üstün. ahiret oldu. O. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim. «Bu kâfirdir. yalvardı yakardı. «Müslüman değildir. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. bunu bilmiyorlar. son derece gizli tutuyor. O da. der. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum.» dedi. Bir ay. Gâvur kızı.» Buna. yani ona. bazı kocakarı hikâyeleri.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur. bu olmaz. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. artık yaltaklanmaya başlamıştır. başka çaresi yoktur. sen ki insan oğlusun. Şimdi. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler. Adam Müslüman oldu. Bunu. 'Kendimi takdis ederim.» derse kâfir olur. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler. Bunun tersine olarak bir kâfir de. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. benim dinime gir. Allahnın ilâhî kanunudur.

ev sahibi ağacın tamamını korusun. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır. Bir zümre. 49) Birinin evinin kapısında. Onlar da.A. Her halde İblis'in mânası.» Nasıl ki. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. Çünkü önünde. bütün dalları da onun olsun. bütün parçalar senin olsun. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. «Yarabbi. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. Biri. Beyit: . «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır. ondan çıkan her ses artık senin sesindir. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur.» buyurdu. (M.A.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce. Söz öte baştan geliyor.» dedi. Türkler cesur. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım.» dedi. Allah kelâmı ise küllî'dir.» Öteki. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi. Köyün ihtiyarı onların diliyle. «Hayır. Hep öyle konuşurlar. Çünkü ben. önünde ardında dolaşırlar. Dal elden giderse kök de gider. O dedi ki: «Bu küfürdür. dervişin sözüne göre gelmez. ağzına koyar üflersin. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. gövdesi de. Şimdi Hazreti Mustafa (S. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. Nasıl ki. ötekileri değil!» diyordu. köylüler dürüst insanlardır. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. 26) diye yalvardı. ağacın gövdesi artık elden çıkar. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. Rabbimiz-sin. Halbuki. daima onların nazarı dünyayadır. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır. küfür değil bilâkis îslâmdır. birlikte yiyin. hep teker teker" yerler. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. konuşan derviş değildir. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır. o dalın kırılmasında tehlike vardır. onun suretinden evvel var idi. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan. seci'li.» dediler.» «Nuh'a mı uyacaksın. serpildi. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. bir dalım seçerler. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. 172) diye buyurdu. Burada. Bir zümre vardır M. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır. Elini bütüne uzat ki. Gerçi keçi derisinden çıkar ama.» Yani onunla herkes beraber yürür. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. yine bir sos çıkar. damar içinde dolanan kan gibidir. Böylece o deriyi davul da yaparsın. Gerektir ki. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi. hep şiir söylerler.) ise. O. burada keçi aradan çıkmış. Hazreti Mustafa (S. Bu mahvolmuş bir derviştir. keçi sesi değildir. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. kafiyeli sözlere değer verirler. Hâşâ. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. Çünkü Nuh Peygamber. Bir başkası da daima nesir söyler. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır.» dediler. fâni olmuştur. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi. onun cevabı da sadece susmak oldu. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu. Nasıl ki. Davul da çalarsın ondan. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister.» diyor. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. bütündür. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. özür dilemek gerçektir.) ne buyuruyor? «İblis. Çünkü karanlık vardır. O dedi ki: «Hayır. manası kadîm'dir. Ama nihayet. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. Bir gün. bir ağaç peydan oldu. Atlı kamçısını kaldırdı. Ruhlar toplanmış ordulardır. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir. «Evet. yola düştüler. onun yaratılmasından daha önce. arkasında değnekçileri vardır. Allah ruhlara hitaben.

«Dağ» dedi. Evet kaide budur ki.» buyurdular. orada Allah vardır. Bundan sonra yüz cevap söyler.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki. bu bahisle ilgisi yoktur. kürsüye . yemişler verir. «Nefsini bilen Rabbini bilir». Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. o ilgi de etkiler yapar. Nasıl ki. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur.Bunu ancak akıllı kişi bilir. Hazreti Peygamber. demek istedi. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. taşa vurdu. Söz. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. Çünkü öyle şeyler vardır ki.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. Allah erlerinin uykuları. Sonra da.» dedi ve hemen kılıcı getirdi.» Nihayet. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. Nihayet bu derviş. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek. uyanıklıkta insana gösterilmez. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. o meclis de hoş olur.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. sizler benim dostlanmsınız. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. Nasıl ki. A. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi. Hakkın dilinden konuşur. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. bu umutsuzluk tarafıdır. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı. Daha nasıl diyorsun ki. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir. Firavundan daha kuvvetli idi. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü. hem de cevap veren bulurdu. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. Şehrin vaizi geldi. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. ölçüsü yoktur. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. «Dağa bak!» dedi. Bu. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır. Ama tersine kılıç iki parça oldu. «Kendini bana göster. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu. Musa da kendine baktı. Her nerede söz varsa. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. o kardeşlerimi de istemiyorum. «O gözleri kavrar. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. «Onu gözler kavrayamaz. Adamın biri.» dedi. sınayalım. bana görün de. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona.» dedi. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı. «Ama senin kardeşlerin. demektir. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. halde hiç bir şey yemek istemiyordum.» dediler. hem sorusuna cevap alırdı. Biri. «Evet. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir. Bu. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. bu taraftan bir şey öğrenmedi. bu kemâle. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. onun öğrenimi öte taraftanmış. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. Musa'nın benliğidir ki. Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır.» buyurdular. Musa. «Hayır. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur.» buyurdu. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. Çünkü kemâle ermiş olan derviş. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir. Bu da tam umut yönüdür.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. medresede söylenilen her sözün. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S.). Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. ona artık perdesiz gösterirler. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim. tartışmaya da faydası çoktur. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. uyku değildir. İnsan Kâmil olunca da. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler.» buyurdu ki. sana bakayım? Yoksa biri. O dağ. Allahsını gördü.» dedi. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra. Ona. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. onun konuştuğu Peygamberi ki. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. bâtıl sözdür. nüktesine de yakın bir sözdür. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. Allah yönünden eksiklik gelmez. «Bu Hint kılıcıdır.

kürsüye çıktı. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun. 22). 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz. Çoluk çocuk etrafına toplandı.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi. içime ateş düştü.» (Nahil sûresi. Hangi cevherdenim. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. üzgün bir halde evlerine döndüler.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. billahi. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi.' dedi. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. birer birer yorumladı. Kadıncağız adamın karşısına oturdu. beni kovuyorsun. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi. Ruh da.» dedi. diye bilir. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. Ya hazırdır. Her üç harf ile ant içerim ki. Bu hafta da başka bir âlim geldi. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. şu anda neredeyim. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. 'Her kim. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. devleti sonsuz olsun. hep bir mansıp sahibi olalım. çocuklar gibi ağlamaya başladı. Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar. «Vay o kimselere ki. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. Allahya bel bağladın. diye bekler. Adam. semalar onun eliyle durulmuştur.' dedi. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. İkincisi bühtan (iftira). her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz. o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. doğrulmadı. Sen kendi dervişliğini düşün. mekândan münezzehdir. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler. bir medrese elde edelim. vallahi. imanı iman değildir. tallahi. Allahı anan kimse. Vay onun ölüsüne. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir. ister bir yerde (M. Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. bizim nasibimiz henüz erişmedi. Allahnın mutlak varlığını. dervişlik vazifeni yerine getir. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. ömrü uzun olsun. ister1 arştan uzak olsun. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur. (M. ister yersiz olsun. ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. işe boş ver ki. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar. hazır ise ona yabancılık karıştırır.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav. derler. acaba ben kimim? diye düşün.» «Ona benzer bir şey yoktur. «Efendi hayırdır inşallah.» dedi. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına. ya gaiptir. Nasıl ki. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı. yeter ki. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır. niçin geldim. canımız boğazımıza geldi. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti. Çünkü Allah. Şimdi zikreden. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. gönlünü hoş etti. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı.» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. Sen daima. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi. bir kısım halk. Hafızlar. Te. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et.» (Fecr sûresi. doğurmadı. bağırarak tersledi.» dedi. Şimdi.» diyordu. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. «Ona benzer bir şey yoktur. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı. Ama gıybet . şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir. yemek soğuyor. Sultanın önünde oturan kimse. 5). Bu bizim nasibimiz . çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. her nerede olursa olsun. Fakat bunları yanından kovdu. tenzih âyetlerini okudular. demeye getirdi. Be. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. dördüncüsü de zulüm'dür. bu halin dışında değildir. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. vay onun mezarına.» (Tâhâ sûresi. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. 52) otursun. Onların ibadetleri anlatırken. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı. üstüne rahmet yağdırsın.ederse büyük günahlardandır. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. şu medreselerde tahsil görenler.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı. Cemaat evlerine gittiler. Yani gıybet. «Allanın. Vaizin sözlerine itirazda bulundular. ölürse kâfir olarak ölür. 16).

53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire. hiç kimseyle beraber değildir. . düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. Bizim cehennemimiz böyledir.» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. cehennem ondan feryat eder. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam. aslı ve kökü elden kaçırırsın. Bütün büyüklenmeler.» dediler. Hazreti Muhammed'i (S. Cebraile. âcizlere duaya baş-lıyalım. 17) buyuruluyor. ben şeyhsiz kalsam bile. o dal ve budağın filizlendiğini. ben. Biri vardır ki. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür.A. Ettiğim o muhalefet. senin önünde başlarını yere koysunlar. «O.» dediler.değildir. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti. bu çetin işin. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler. yoksullara. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür. baldır. Kırk gün oturur. ykıe düşer. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın. her fende başta gelen üstatlar. başka bir itimat ile oldu. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi.» dediler. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. Orada akıl perdedir. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. Ayrandan kurtulur. öğüt.» Âyette. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde. sır perdedir. onları yanından kovsan bile artık gitmezler. adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü. «Hayır yabancı yok. Nasıl ki. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar. yiyecek. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. başkanlıklar. herkesin aradığı aslı bulmalısın. imanlı kimse içindir. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler.» (Fetih sûresi. O da. Yahut da böylece bize bir nazar eyle. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. «Geç ey mümin. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. bu bizi bırakmaz. camiye gel. Derhal semâ âyini düzene girdi. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. Adamın biri ölmüştü. fıkaraya. Bir kaç defa rüya sında. Gönül perdedir. gerektir ki tekbir çekenlere. ). topala da güçlük yoktur. her işten el çektim. Ta ki. başka bir şeyi öğrenmiş oldum. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. (M. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. «Beni. «Kör için güçlük yoktur. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. Biz nereye gidelim. o olmadan başaramayacağım yani. bilginler yanar. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. O cehennem geldi diye inler. o mezarın başını bekler.» dedi. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. Kalbine zahmet veren. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. ama evin içinde yol çıkaramaz. ucu bucağı yok. Cehennem müminleri arzular ve ona. Cebrail onun adımına yetişemez. Bütün asılların aslını. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). İstiyorum ki öğütler vereyim. Dallardan da bir şey elde edemezsin. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın. Gerçekten sağlam olan da odur. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. «Onu ziyarete gideyim. o seni görür.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. feryat et ki. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın. boğazımızdan yakalar. yabancı bir pabuç var.» Etrafı yokladılar. «Zâhid. «öyle ise. yahut filan bana yabancı geliyor. bizim dervişler arasında bir yabancı var. nurun ateşimi söndürecek!» der. onun gözüne ilişirsin.» «Evet. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. kalmamış olurum. Berber. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. bazıları da incindiler. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. Tâ ki.» diyordu.» «O halde ne yapayım?» dedi. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti. Her dalın arkasından ağlıyorsun.» der. hor görüyorlar. cehennem de onu görünce. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun. ayağına serpildiğini gö-resin.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız. Akıl dergâha kadar yol bulur.) yalnız bırakmış. Sen aslı yakala! Elbise. Cebrail. ululuklar. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir. Bunları isterse. «Gel!» der.

. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. Ben. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. Kıyamet günü. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır. ondan dolayı bir korku yoktur. Allah kokusundan da üstündür. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. Ana karnındaki çocuğun cinsi. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur. «Ben Allahyım!» diyor. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor. Gel de benim âlemimi. ben şafiî mezhebindenim. Bu arif benim halimi hep bilir. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. (M. 5. Allah onu o makama bağlamamıştır. Diyelim ki. En doğrusunu Allah bilir. Allah kelâmından üstün söz yoktur.işi tamam olsun. denizin garip hallerinden bahsediyordu.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. kendi içini görüyorsun. (Mümin araştırıcı olur. kapıma iki desti dolusu su getirsinler.» Daha sonra temaşalardan. 3. benim işim onunla daha iyi yoluna girer. Küfürden vaz geçtim. Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. eşekliği yönünden söylemiştir. 4. Yağmurun ne zaman yağacağı. Kişinin nerede öleceği. Allah Allahdır.» Git otur yerinde.» buyurulmuştur. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur.» Adamı geri çevirir.) buyurmuştur. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu. emirler ve yasaklarla. Kuran'dan üstün kitap yoktur. 2. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. İki elimle gözlerimi kapadım. küfür etmiştir. kovdum. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez. «Soğuk söz söylemiş. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. insanın yarın ne kazanacağı. Onun da bir sebebi vardır bunun da.» Bu ne eşektir ki. bir kancıkla birleşmiştir. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu.» dedim. bizim halimizde eksiklik başladı. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. erkeklik aletini kaldırmış.

Siz. Benim insanları ıslah. gece yarısı kadınlardan. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S.İKİNCİ BÖLÜM (M. orada bir köşeye çekilir. . Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. teşbih ve dua ediyor. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. ağlayarak secdeye kapanır. Bu kimdir ki. Nasıl ki. sevenlerin. bunu dervişlerin önüne koyarlar. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. «Dün konuştuğumuz sözlerin. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. hay hay!» derler. sonra tevil için feryadı basıyorsun. Onunla bu sözü konuşurken. Nereden söylerim? Allahtan. bif mürşide gönülden bağlanır. «Ne demek. nasıl ki. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. Nereye. bir serçeye dönüyor. sevgililerin hali böyle olunca. Peygamberler. âyette buyurulduğu gibi. Mademki öyledir. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz.) teninde bir tüy bile olamazlar. A. Bayezid'in Cüneyd'in. Ebû Sait ve o. başlangıçta açıkça ibadet. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. Bunun iç yüzü şudur: Biri.» demiyorum. Her kim bizim dostumuz ise. Benden. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. Ancak dostlara. hem de Allahya şükrediyordu. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. gündüz dilenir. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar. bir gün gider. kendileri yemezler. bu kadarı yeter. Ben böyle sanırım onu. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. Ancak bir gün sözden daralırsam. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Mevlânâ'dır. başlangıca dönmektir. onun huzuruna has-retdedirler. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. Yüzünü gönül tarafına çevirir. Allah erlerinin iyi amelleri. Bundan sonra da hal böyle olunca. ancak işin dış yüzüdür. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. sonra da diyorsun ki.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. (M. herkes umudunu kesmiştir. 56) îmad yahut Erşed. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. büyüklerin sözlerini derleyeyim.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. abraşları sağaltmak isterim. mürid. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. Yahut bir dost. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. bunları perde arkasında yapmıyordu. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. bana nereden geldiğini. Bu. bir şeyhe. hıçkıra hıçkıra ağlar. çünkü o kendi hesabına yaşıyor.» Nasıl ki. Sözlerin tevili büyük bir iştir. bazı kimseler. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. gece köpeklere ziyafet çekerler.

akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. bir şey söyleyemem. benim sadece sözümdür. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben. eşek. ağır davranırsın. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez. derler. muamele ve iş istiyorum. Eğer halim olsaydı. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. diyen zavallı taklitçi eşektir. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. Bu söz. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. Bir an oluyor ki. A.) karşılaştırabilirim? Bu. Hak zamana bağlı değildir. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. bu sözün zevk ve lezzetini bildim. Aralarında bir bağlantı vardır ki. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. sevgilim. 57) geliyor ki. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ. katkısız bir sarhoşluktur. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. nazlanmaktır ama ben. Ben. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez. tertemiz. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). Ben işe bakarım. Çünkü onun işi pek yücedir.) gelince. Hani. bir nazdır.» dedi. kemaliyle bilir.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. Bu bir teşbihtir. Onlara. senin kendine göre. O isim. Hazreti Muhammed'le (S. Bu söz de böyle kararlaştı. «Yarabbi sana. bir benzetiştir. ruhunun temizliğinden sarhoştu. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. müridinden sor.» dedi. halim değildir. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. «Onu.yahut Zeyneddin Sadaka. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım. bir zamanda da başka birinedir.» demeleri bundandır. Şimdi bana kendinden bir fazilet. bana bir ilim tahsil etmeden. Şam'a gitmek hoştur. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın. ben yüzümü ekşittim. Ama ben o davada değilim. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. Diyelim ki. Şüphe yok ki. bir peygamber türemiştir. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. içinin. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler. A. Ama sözüm. tevhid âlemine kadar gider. yoksa Allah mı?» «Üstadım. Benim önümde bu böyledir. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi. hak ölmez. Böyle açık söylemelidir. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. Bana yaraşan. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. bir üstünlük veriyorsun. Bi aralık bir şey yaz desem. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak.» «Ya üstadın mı daha iyidir. rivayet ederler. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. Ama Bayezid-i Bistamî. Ama korkarım ki. Şam'a gitmek hoştur. Öyleyse. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. Onun sarhoşluğu.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . Ben onu söylemiyorum.

bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin. gözü üzerine koyardı. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun).) içinden güzel. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. ta ki. Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu. Başına gözüne sürerdi. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. Allah bunu sana verdi. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır. Bu marifet sözü. nefes nefese. Ben temiz kaldım. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı. Değersizdir. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. Hazreti Mustafa'nın (S. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm. aradığım bulamamaktan. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi. Gerektir ki. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi). «Bunda bir sır vardır.» Hazreti Peygamber. gerekir ki. kendini yoklayasın. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki.Buyurdular ki: «Çalışın. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. dedi. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi.) pabuçlarını taşırdı. Kendini daima tazele ki. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler. ben de ulu Allahya feryat ederdim. Demediler ki. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz. Gözün karardı senin. Başka dostlar arasında da olamaz. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. şöhret yapmak gerek. sonra başına koyardı. sende bir de-. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. (M. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. A. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. Bana kararmış gözlerle bakma! . kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. adını her tarafa duyurmak. Cennet için yaratılmış olanlar. Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum. bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. «Beni zaman zaman ziyaret et ki. Yarabbi! derdim.» derler. Allah yolunda vergili olur. Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. ondan korkarsa.» Giderken. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar.» dersin. orada uyuma ki. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. «O ne güzel kişidir ki.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. önce pabuçları başı. bununla hal değişti.ğişiklik olmasın. arada ne işler oldu ki. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. Bundan fazlada bir şey göremedim. A. iyi ameller işleyin. Şu haline gözyaşları dökersin.

bağ tarafına gideyim. Artık hakikata erdin demektir. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet.» sözü bir haberdir. Herkes. Onu. Bende. Şaşırtmaca yapmaz. Buyurmuştu ki: «Halk.» Bu sözcü söz söyler. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak. Sen kendini yenile. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. Nasıl ki. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi. Ancak Mutmainne. Ama bana göre dostluk. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. öküzü önüme katayım. demektir. «Ne mutlu beni görene!» dersin. Açıklıkta da değişiklikler vardır. «Her kim beni. bundan sonra da erginlikten. Çünkü o. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. «Beni ululayın. Her âyet için bir dinar istiyordu. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. Ben yepyeniyim. Çünkü beni görürsün. benim kendisini gördüğüm gibi görürse.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili. sânım ne yücedir!» diyordu. levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam. manada sarhoştu. A. Öğrenciyle böyle sözleştiler. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. «Ben zikretmek istiyorum. Tâ ki onu bir daha bulamadık. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. melekler ayağa kalkar. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S. Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. Bak ben sabit ve kararlıyım. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan.» dedi. Nasıl ki. sende eskileşme. bir üzüm salkımına benzer. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. melekler bütün gece seni övsünler. Sözü anlayabildinse.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. «Beni ululayın. demenin. Hazreti Muhammed (S. telâşa düşersin. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur. ayıklara uyması mümkün değildi. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım. (M.» demişti. çünkü ben asla eskimem. o gönülde yaratan ancak Allahdır. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. haber hususunda aşağı düşmüştür. «Beni görene ne mutlu. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir. kutlu bir fırsat sayın. anlaşılmasına dikkat eder. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir . «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. Mevlânâ da benim için böyle söyler. Bunu yüz kere de söylese yerindedir. tekrar meydana gelir. «Beni sabit kılarsan. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. Sen kendini isbat et. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin. Mevlânâ'yı görünce. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. beni daima taze ve yeni olarak gör.A.) uyamaz-dı. Öyle bir hale gelirsin ki. benim gibi olur. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. Bayezid. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. zikrettiğin Allahdan ayırmasın.). mahv olursun. îlim vardır.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. bu takdirde o.Bu ziyaret misalinden maksat. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. o (delikanlı). öldü desinler. ilimde çeşitli değişiklikler vardır.» O zaman zikir gönül zikri olur. Mutmainne olan nefis değildir. Nasıl ki. «Git. Biri. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun.» buyurdu. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile. Bana diyorsun ki. Sadece dil ile zikir noksan sayılır.

Çünkü fellâh idi. Çok ağır. onun imkân tarafını yakalar. Bu sır değildir. eli ayağı gevşer. sadece Allah buyurmuş. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak. Ancak iki şey zarar verir. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi. Biri. Yani böylece bir şey yapınız ki. Bak ki. Padişaha. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. öyle bir mert olmalı ki.» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. mülk eksikliği bir ziyan vermez. Bunlar hep dünyadır. Şayet. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre.z olsun. Gerektir ki. diyordum. Mademki bir kimseyi görmedin.» der ve deliller gösterirse. dünyayla beraber yaşamaktadır. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. demektir.» derse ona. Görevinden uzaklaştırılmıştı. sözü de hep yağmaya gider. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. benim ruhumda tasarruf etti.) hiç kimse üstün olabilir mi? O. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. hak söz söyle. ben azim ve irade ile. Gerçi yarasadan.» buyurulmuştur. diye düşünmüştü. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. o da bizim küçük kardeşimiz olur. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. Sır bundan başkadır. diye aklından bile geçirmiyordu. O hep nur saçar. hal değildir. döner dolaşır ilk söze gelir. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. içindeki sırrı anlamak istemişti. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi.» der. Hazreti Muhammed'in (S. bir aşk olsun.temaşa öldüremez. Sen kim oluyorsun ki. Uzaktan halkı seyret. Nasıl ki o gün. Ancak o. Çünkü. Başka biri de onun eteğinden asılır. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. Hazreti Mustafa'dan (S. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. Ben Kuran'ı. şüphe perdelerini yırtsın. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır.A. Çünkü sır. bu hususta seni aydınlatırsa. A. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). . gökteki ayı iki parçaya ayırır. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. diye düşünürler. Sen o gâvurcuk değil misin ki. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. kendisinde bir dert. renkten renge girmesi. ister aşağısı ister yukarısı. hep halk ile birlikte otur demek değildir. Cevher nur saçar. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. altın. Ama tekrar açıklamaya başlar. Eğer zamanede biri gelir de. bu sizin halin. O. Bu. elbette nur saçar. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. «Sözün sırrı başkadır. hoş ve lâtif bir dille konuş. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. dopdolu! Fellâh. Padişah da onu astırır. Fellâh ibriği Padişaha verir. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver. O. bu bir hatıradır. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek. «Bu bir ahengin yadigârıdır. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. çünkü o artık sultanın naibi değildi. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. Her türlü vehim. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. mal. öyle yükseldi ki. Hali de. içi altındır. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. hayal ve tereddütleri yaksın.) ışığı. Padişah da onu astırmazdı. her tarafı birden aydınlatır. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. ancak yabancılar içindir. ancak onlara. demektir.

ilk zaman içindeki umut olurdu. Hak. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. onun yolundan ayrılmamak gerektir. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. umutsuzluk getirir. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki. Herkesin bir sevinci vardır. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. tartışma ve inatlaşmanın. sana gerçek yol gösterdi. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. âbidin. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler. A. içinde umutlar ve gülüşler olsun. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. âlimin. kulağına yapışsınlar. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. Yedi başlı aslanı görsünler. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. Daima. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. (Sözün en hayırlısı. bütün korkuları giderir. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin. «Bu böyledir. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. onun halinden hiç haberleri olmamış. güzeldir ama uzanır gider.» Duyurulmuştur. Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa. bu binlerce engeller umut bağını koparır. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. velinin. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. Bunu herkes böyle yorumladı. demektir. ona açıkça uymakla. melekler. îster gerçek. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. Hilaf. A. Bir söz de vardır ki. Zahidin. birer davettir ama. (M. ister yalan olsun. bundan çok hoşlanırsın. dağdan aşabilsinler. çoban bir buzağıyı kaybeder. Ancak gönül alçaklığı ile. o tarafa .ce kişiler vardır ki. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. nebinin birer sevinci vardır. Burada bir gülüş. o hal içinde. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. hiç umutsuzluk yoktur. Görüyorsun ki. Öyle bir nağra atarsın ki. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. Nasıl ki. bu konuda hiç bir şey söylemez. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde.

dua ve namazdan bir koku alabilsinler. Çünkü onda biraz lezzet buldular. nefisten gelmezdi. iki yönü olan bir adamım. Ama sen onun yolunda olursan. A. Nefis. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir. Bu niçin böyle oluyor? . A. Dedim ki. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. ama bu uyanıklıktır. Ben uykudayım. Ben. sende karar kılar. Ola ki o asanın yardımı ile. bana. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. Bugün böyle olmak kolaydır. Sultan naibi olan vezir. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. Belki Hazreti Muhammed (S. Diyelim ki.bu tarafa koşar ki onu bulsun. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli. «O. Uyuyanlar.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. Hal de yüksektir. O. Bu şah ise hiç mat olmaz.» (M. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler. Çünkü bu. ona güvenir ve inanır. Şimdi gerektir ki çok kazanasın. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. Gerektir ki. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik. o bir gün gelir. Şairin. yine yüz türlü dalkavukluklar. sırrımı anlar olmuşsun. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. yine biteremezdim. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın. A. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir.) değil. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. onda bir aydınlık belirsin. Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor.» Nuh Peygamber. O aydınlık onda geçici olsaydı. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. Nuh Peygamber'e uymaktır. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu.» diyorsun. Bir taştan bir taşa el atarak. varlığın kendisi olan zattır. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. o zaman Konya şahnesi. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır.). sevgilinin vuslatına ereceğim.) nefsini yitirmişti. güzel konuşur güzel dinler. «En yakın bir vezirden daha yükseksin. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır. Mustafa'ya (S.

Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. filan yerde otuz haydut öldürdü.» demiyorsun. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur.) bir gün. de dünyanın dışına çıkardı. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. gönül açıcı şiirler okuyorum. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir.» dedi. Hakkın âyeti de öyle. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor.» derse. 64) Buna emir gelmeden önce. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır. Beni ondan dolayı seversin derim. ne dünyaya ait işlerde. Hazreti Mustafa (S. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti. onu halka bağışla!» buyurdu. Hazreti Peygamber. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. cevap verecek yerde susuyorsun. gitme de otur. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. Eğer. O. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur. başı yarılmış. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. Çünkü onun yaptığı işlerde. sen bundan başkasını söyle. Herkes bir şey söylüyor. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. İsterse o benim ruhum . O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. Mucize böyle olur. A. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. «Ben bunu açıkça görüyorum. «Senden başkalarını da senin için severim. (M. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir.» O halde. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret. vezir ile.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular. başka renkte görünen bir perde idi. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar. nasıl gideyim?' dersin. Hem öylesine çıkardı ki. Hiç bir şeyden korkum yok. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden. O zaman. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. Nasıl ki. Hiç bir şey. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir. Sana çirkin görünmeye başlar. Dışarıdan biri bir söz söylese. O.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. hiç bir şeyden bilgisi yoktur. O ahmaktır. Zaman oluyor ki. Artık konuşamıyor dük. sıkıntılı bir yerdeyiz. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. ayakları şişinceye kadar namaz kılar. Çünkü o geçen hal. halimi biliyorsun. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. hep susuyorsun. bulunduğu yüzünü ekşitti. ne dinde. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. Seninle birlikte korkunç. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. kanlar içinde. ancak kendi yazdığını.de bir şey yapamaz. (M. Yani o. Sen önce yola gel ve otur. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. Gördüğün şu adam. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir. her neyi bilmezse onu olmaz sanır. «Beni döver misin?» dedi. kendi bildiğini okur. otuz kişiyi de tutsak etti.» diyordu.» dersin. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. bir nur ve mahabet vardır. «Allahu Ekber!» derdi. güvenli gösteriyorum. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. «Allahım şu hali bizden gideriver. Büyük bir hata içindedir. yahut hatalı bir iş yaparsam. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. 'Git seni de boğazlasınlar ki. sen cevap vermiyorsun. ona kendisine özür diledi.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir.

» diyor. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. Orada bir de Arap vardı. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir.) onun evlâdını. Kuran'dan bir şey anlayamazlar. «Sus. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. Bu takdirde eğer. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. İmanda tatlılık. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. «Bari ne yaptın?» dedi. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. fetva hususunda hiç hata etmez. hayli araştırdım. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. Peygamber Efendimize. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere. Allahya emanet olun dedim. bana yakınlık gösterdi. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin.olsun. A.). Sen kimsin ki. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki.A. Ben dışarı çıktım. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. 65) Onlar. ki bu yol niyaz sermayesidir. O bana. «Bunu at!» dedi. bizi görür. bir kahraman gelmiş. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. Şirin bir kimse var.» Onun bu apaçık inancı. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. Çünkü o günahsızdı. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi. ne Sokrat'ın sözünü. Muhammed ona. Nahiv'den (Sentaks). Onların benim halimden haberleri yoktur. onlar Şeyhlerin sözlerinden. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. diyorum. bütün bu işleri altüst etmiş. tâ ki Allahı da bilsinler. Hazreti Muhammed (S. «Hayırdır inşallah!» dedim. parmakla gösteririm. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. beraber konuşalım?» diyordum. Hazreti Ömer'. bize yüzünü . hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. bekle!» derler. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. Yukarda sözü geçen mücevher. derler.) devrinde Musa'dan söz açılsın. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. Bu senin işin değil. Gidip gelmek sevgiyi arttırır. Yahya'ya «veli. Ona ne isim vermişler diye gülersin. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. Hiç bir şey anlayamadım. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok. Nişabur dili konuşurdu. Yoksa ne bir gün ne on gün. Hazreti Muhammed'le (S. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi.» derlerse doğru söylemişlerdir. Nasıl ki. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse.» anlamına gelen mısraı okudum.» diyorum. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. Sordu: «Bana hoş geldin.» Yolda ona. Şahap hoş bir kâfircikti. diyorsun. görmeyenlere hayret edilemez. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. Allanın Resulüdür. iman getirirse. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır. hata ancak başka şeylerdir. elinin içine koyarsın da yine göremez. Ey kahpe bacılı. akıl hata etmez. Saklanması gerekli olan bir mücevheri. Öyle bir insan.» demişti. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. «Bu akıl. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki.» dediğin için o çok ağlamıştı. A. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır.» dedi. onu gözle görebilmek mümkün olsun. ışığı açığa çıkarır. «Muhammed. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı. Hem bu hayatta. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim. Dedim ki: «Benim. açıkça görmüş olmayayım. hadisten. lügattan anlar. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim. O. Gece yanıma gelince üzülüyorum. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. kendileri için faydalı olur. «O âlem daha hoştur. «Hayır. Ben onlar için gelmedim. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz. Mevlânâ'ya. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. kitabı Ömer'in elinden çekti. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. derler. gelip gelip gitmesinde değildir'. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme. Aklın fetvası budur. (M.

Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. O uykuda idi. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. Halbuki ben onun haline gülüyordum. Nişaburlu Şahap. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. Ben oraya gitmiye bilirdim. kendiliğinden dolmuştur. soyunur çırçıplak olur. «Eyvah. suya gitmek zor geliyor. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. erken erken kapıyı vuruyor. O zannetti ki. kendisini desteklediğim için gülüyorum. O gibilerin sermayesi niyaz. «O öldü!» diyor. zahiri. «Sana göre de bu mana böyledir. O gibilerin. rüya görmüştü. evet. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. diyordun.» dediler. bahar olmazdı şehirde gizlenir. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek. şüphe yok ki. benden daha kuvvetli yaşar. buna şaşmamalıdır. Kuran onlara lanet eder. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . yalvarmadır. güzden sonra da kış. Şeyh Muhammed. Kırlar karlarla örtülü. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. burada bir zorluk yoktur. Çünkü kış. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. Medreseye geliyor. bahar yerine kış gelseydi. (M. Sen kendi kendini göremiyorsun.» diye bahane uyduramazsın. bu şeyhlerden çok. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. Allahın has kulları ki. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. gönlümü alırlar. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. gizlendi.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. «Hayır.» buyurulmuştur. öyle değil mi?» dedim. (M. mevsim kışa rastlar. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. Şeyh Muhammed. bâtını. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. Çünkü o. Şu halde başka okuyanlar. Şeyh Muhammed. Şeyh Necib'in mürididir. hattâ batının batını manası vardır. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. Bunlardan her biri. en seçkin kulların mertebesidir. Ben böyle düşünmemiştim. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. bana itibar eder hatırımı sayarsınız.çevirirse. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. hafızlar da vardır ki. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. Bu onun işidir. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. beni dişleriyle ısıracaklar. kışı bahara döner. Gündüz olunca geldi gördü ki. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım. Bu eski bir kanundur. bir lütuftur. «Bu şeytandı. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap.» dedi. Mecliste-kiler. Kış. Ama bu yedi mana lâzım değildir. Artık. Ama hiç düşünmemişti ki. Bu kanun değildir. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. O Hallaç. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. Ama bu bütün okuyucular için değildir. kemancıya. Bana. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. «Sen zahmet etme. bizden faydalanır. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. bu ne haldir?» derdin. erkeklik organlarım kessinler. arkadaşlar arasındaydı. feryadı bastırdı. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. O saat gelip çatınca.

Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir.» demiyor. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. O. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi.» diyecekler. Hele şu saatte. dedim. «Bize de bakınız ki. vaizdir. ben değilim demektir. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. sen İmad'sın. bu nükteye işarettir. neşe ve hoşluk olur. haraket ve gülme günüdür. Sen ise tezvirde. Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. Diyelim ki. benim henüz sakalım yok. Ben ondan söz aktarırsam. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. siyah perdeler altındadır. göklerin de ışığı ondandır. «Biraz dolaşacağım. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. Mevlânâ bizden çekiniyordu. O. Eğer bugün. Allah için! Onların saçı sakalı var. «Artık geri dönünüz. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir. türlü işaretli sözler söylemiştir. Dağdaki Zâhid . Ama hiç faydası olmayacak.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. onların arkasında kalmıştır. Halbuki yerlerin de. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. Senin söylediğin. olgun kişiyim. O gün raks. Kuran'da ulu Allah. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. Sen sor ki.). Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. Ben ise Şeyhim.» sözündeki o. âlimdir. bir gün gelecektir ki. Yüzleri göklere dönüktür. araştırıcıdır. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). sen îmad sayılırsın. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. Nasıl lâyık görürsün ki. «Nöbet yoktur. Bu güneş. armağan kabul eden bir insansın. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. sen niçin ona gelesin. (M. «Ondan başka ilâh yoktur. Halk içine girmiş. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir. Dünyayı isteyen. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. ben. sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi.» derlerse vazgeçelim.A. ben de cevap vereyim. Bu asla söylenemez de. senin davan Allahyı görmek bahsidir. derler. sahtecilikte Şeyhsin. size. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur. Bana kesin olarak söz verirsen. Maklub'dur (devrik'tir). bunun nasıl olacağını anlatayım. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim. niçin sana gelsin. îşte bu âyet. tekkeyi bekleyen. Hazreti Muhammed (S. göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar. Halbuki onlar bizden. o camide bir mimberdir. O. biz de onlardan değiliz. Sen bu görüntü karşısında. 69) buyurmuştur.» (Ankebut sûresi. bu.» dersin. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu.

Hani o gün bana. O geçen günler bir şey değildir. Sonra. selâm verdi.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki. ruhtan. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. Zaman zaman emri terkediyorsun. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. burada kalma derler. ya öteki taraf. tövbenin. gönlü kabardı. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. Gönülden. peygamberlere. Adamcıl bir kişi olsaydı. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. Ama bu bir ödünçtür. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar. Hem öyle bir eve gidelim ki. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı. İnsanoğlunun taş ile ne işi.» dedi. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. «Böyle söyleme!» dedi. «Benden bir söz dinle. Yani bu âlem halkının işi. Ama bazan da aldatmacadır. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. 69) «Sen divane misin?» deyince. Bu. Benim düşüncemde de. Bu saat tamam oldu. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. hep tek başına kal. taşa doğru yöneldi. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. derviş hangisi belli olmasın. misafir derviş. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım. hem sessizliğin ışığı. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. bu nasıl olur? Yani gönülde olan. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. 70) Bazan o âlemden.» «Evet. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. Zâhid. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. Çünkü sükutta. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. Şah. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . Tâ ki. bekâr yaşa.» demiştin. «Senden bir şey istediğime pişmanım. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir. bayram değil. Pek tatlı bir nefesin var. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir. Hele kadın al. hem de konuşmanın faydası gizlidir. Sen benimle bir kaç söz konuştun.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim. Derviş Padişahın huzuruna gitti. Ama Hazreti Peygamberin. bir aziz oradan geçiyordu. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. Öyle bir hale gelirdi ki. belki dağ adamı olmuştu. kendi kendine. dervişin ziyaretine gitti desinler.» buyurduğunu unutma! Bu. Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah. söz senin varlığınla tamam olur. orada Şah hangisi. Bu bir hikâye değildir. (M. Allah. Bir gün garip bir derviş. hiç bir tarafa da iltifat etmez. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. «hoş nefes dervişlik gereğidir. mülk. atından indi. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. Ariflerden. «İslâmda rahiplik yoktur.» dedi. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. kendi kendine. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. Misafir derviş. evlenmemenin. «O halde tövbe ettim.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu.» dedi. Zâhid. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. Ona sordu: «Yahu. borç değil. Mal. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. dağdaki zâhidin ziyaretine gider. ama o artık insancıl bir zâhid değil.» dedi. büyüklerden bir şeyler naklederler. «Bu derviş her ne isterse vereyim. (M.» dedi derviş. ancak sen çok merhametlisin.

Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. bende bir umut belirdi. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar.» «Evet. sohbeti hoşuma gitmiştir. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim. benimle birlikte oldukları zaman da. size başkalarının yardımı gerekmezdi. acele etti. aklı başında insanlar da vardır. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz.» diye düşündüm. Haktan sarhoş olarak geldin. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki.» derdi. ruhun azığıdır.» buyurmuştur. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. sana da hiç bir zararı yoktur. «Ben ona inanırım. Ama Sultan onu öldürmedi. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. Bütün fenlerde. Bunlar gibi bin tanesi bile. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. İmad sözümü dinlemedi. Sultan Mahmud. belki ona uygun cevap verirdi. böyle düşünmez. çok güzel ve tatlı olurdu. «Nerede o kurban ki. daha kutlu. .» diyorsan. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı. Sana hoş gelir o temaşa. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. dersin. bu olgun bir gençtir. Ben. beni ihtiyarlattı. O derece düşkünlük ve kırgınlık. böyle söylemez. «Senin yanında konuşmak bana haramdır. ne beş gün. ben gerçi içtim. onunla öğüt bahsinde konuşurum. Halkın yabancısı sanır ki. «Hayır sen değilsin. Eğer. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. Çünkü. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. ondaki zevkin arkası kesildi.» dedim ve kendi kendime. Batın bahsi bütün bunların dışındadır.» demiştin. Ne bir gün. Karşısındakini susturur. «En iyisi. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. O.kusurlusun. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur. 'evet' deyiver. bir gün suyu azalır diye denize acırlar. binlerce kadeh boşalttığı halde. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. ömründen bir gün dahi kalsa. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. kendi çevresini bilen. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur. «Yazık olsun bana dersin. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın. Meselâ her hangi biri için. Bayezid. her ikimiz de aynı şehirdeniz. Ayaz'ın aylığını kesti. «Tövbe etmiştir. Kezervanî. Çünkü sen ona inanırsın. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında. o zahir ehli kişiler.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. ama izinsiz olursa. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. O cömert yeni müslüman için. yorumlamak istemesindedir. Bu söz. o ben olmayayım!» dersin. «Hud sûresi ve buna eşit emirler. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. benim sohbetime dayanamaz. Ama sen. Çünkü Sultan daima.» demeğe gönlüm razı olmuyor. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. Halbuki emirler. Asla bu halden daha ileri geçmem. Ayaz. Mevlânâ. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez.» diyorum.» dedim. Onlar için tek başına kalmaktansa. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. tulumdan sızan su gibi akar gider. (M. yaradılıştan hazırcevaptır. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. Evet bizim yanımızda söz haramdır. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir.» derdi. Bu imanın sırrıdır. «Aman. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. daha hoş. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona. o öğütlerin etkisi görünsün.

Ama sevgili. Onu severler. Sultanın her halinden anlar. sen de bilirsin. Ama bana gelince. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. Çünkü Ayaz. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma. 2. mizacını. canından güvenli idi. Talip isteğinde kemale ermiş. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S. üstün bir zattır. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü.' Diyelim ki. ariften daha üstün bir şey yoktur. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. anlat bize!» dedi. O. Vezir. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. onu mezara kadar götürür. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S. O halde yürüyelim ki gözün. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. Kendi kendime. «O büyük âlimdir.» dedi. Huyunu. sözlerindeki tatlılığa.Hazreti Ali buyurmuştur ki. Kadın koynunda yatakta. bende de bir hal var. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. onların söylemediklerini söyleyenler vardır. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim. . O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi).) sonra Allaha da iftira edenler. o hamam külhanından vazgeçiniz.» dedim. Lâkin biliyorum ki. isa'yı görmek de böyledir. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur.» derler. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. etrafında ateş yanan bir kabirdir. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem. Bir suç işlediği. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır.A. «Orada ne işin var. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir.» dediler. Bu bencilliktir. «İşte senin âlemin. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi. gönlün açılsın. Sizinle bir sır konuşurum ki. Sultan.) dilersen. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. onu Hazreti Muhammed (S. konu dışına da çıkamıyorum. söze yalvarıyorum. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki.A. Dünyadan konuşanları dinleme.» dedim. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın. Bunu kimseye sormadan kavramıştır. seni hiç kimse bilmeyecekti. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. «Nasıl bilmem. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise.» diyeceklerdir. 3. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. vezire bir sır emanet ettiği zaman. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. Bu yola geldiğim zaman. onu bütün gün neşelendirir. «Ama ben bilmiyorum. Ama işin sonunda. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım. erkeklik üç yerde belli olur: 1. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. o kararsızdır. içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. Aldanmamak için alışverişte. Savaşta. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. Şüphe yok ki dünya. avların en büyüğünü avladı. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. Bu bakıma göre. Bazan vaz geçiyorum. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur.A. yahut üstünü başını ıslattığı. gençler de yaşlılar da âşık olur. rahattı. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım. eğlendirirdi. (M. bir vezir vardır. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu.) söylemiştir. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz. hiç bir şeyden korkusu yoktu. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır.

«Bu. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. sarsılırdın. Bayezid-i Bistamî ise. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . onun için bende bir korku belirdi. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. «Yol bu yol değil. bizi de ona bağışlasın. Üst tarafı rüzgarla gelen. Allah onu bize. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. Dediler ki. Ama bu gafletde bir sebep vardır. ah.A. Zavallı felsefeci. ah!» diye ağlayan hoş ağlar. İşte şahneler oturmuş size. ne de taşlardır. Ama nasıl diyebilirsin ki.» Bunu benim hamlığıma verirsin. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. «Ah. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. sen de «Âmin!» deyiver. Yüce Allahm. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür. Şüphe yok ki. Ben. rezil olurlar. Ekşimiştir.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. büyüklerini de rezil ederlerdi. ha. bu adam. mideni de üşütür. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için.» diyorlar. Hazreti Peygamber. o su göndermiştir. ne dağlar. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm. Lâkin bu derecede değil. Adlarını söylerler. işte burada hazır olan velidir!» derdi. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır. O beraberlik benlik davasından uzaktır. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. gerçek bir tarafı vardır. «ha. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. o testi su ile dolmuştur.» dersin. Ama bu hep böyle oluyor. yedi feleğin dışında kalmıştır. âlemin Doğusundan Batısına kadar. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. Şimdi ise hiç çekinmiyorum.» dedim. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. güçsüz ve biçaredir. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir. Nasıl ki Kuran'da. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü. ha. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. Hep pişirdiğini yeme. Velidir! Bu. (M. benim gibi bin tanesini bulursun. senden daha korkuncum. «Âmin!» deyiver. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. Üç kere. ha!» diye gülen öyle gülmez.)) söyle. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. soğuktur. sen de. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. «Bu adam zayıftır. sorduğun soruları düşün bir kere.' dersen. Eğer anlasaydın. Hazreti Muhammed'e (S. yeri ve göğü. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur. asla buradan geçmeyin.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. Her çağda tek bir gerçek vardır. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. 7) buyurulmuştur.» dedim. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. hep böyle idiler. seven de oradadır. bütün vücudundaki organlar titrer. içinden gelen bir ses sana: «Bu. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. Daha ne kadar. kalbin çarpar. benim cevabımı düşünme korkunçtur. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. açık saçık insanlardı.» «Düşün bir kere. ama «ha. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. sevgili neredeyse. esinti ile savrulan tozlar gibidir. Uzayda.

gözler görmedi. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki.» derler. belki H söyler. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir. 'öyledir* deyiver. Ama o. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. İkincisi. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. umulur ki o. son zamanda «zün-nar» istemişti. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. Hazreti Peygamber. yüzlerini görmek arzusundadırlar. ululuk konusuna gelince. Belki de Hak nefesidir. ikincisi huzur alemindeki korku. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!. Yer uygunsuz. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. bütün Allah dostları. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. kapalı söz konuşmadı. yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). «Kuran'ın yediye kadar zahirî. Yolculuk bittiği zaman o. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. «Evet. batini manayı veliler. Dilerseniz. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. Kuran'ın Allah kelâmı.' 'eyvallah' de. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. Onlar kendilerini apaçık göstermişler. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. Biri benim yanımda esrar içmeye. Ancak onların hasretini terennüm etti. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. bendeki irade kuvveti. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. batının batını manaları vardır. Bayezid'in bundan haberi olaydı.» dedi. onunla çok kere doğru yolu bulurlar. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. Çok kere kendisinden faydalanırlar. ona.A. Hazreti Muhammed (S. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. filân zatın sözüdür. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu.» buyur ulmuştur. asla «ben» sözünü ağzına almazdı. «Kulaklar duymadı. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. Nasıl ki o. Ama çok zor. bu suretle tanıtmışlardır. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. batini.» buyurmuştur. Halk arasında onun sözleri. kat kat faydalı olanlardan da değiliz. O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. Bundan dolayıdır ki. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. her iki tarafı da korur. heybete üstün gelir. Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. Onlar ilim yolcularıdır. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır. (M. Heybet.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. kalbi yalanlamadı. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. ağırbaşlı hareket eder.). Ey Hakka yakın kardeşler. çok çetindir. Konuşulmaya. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. başlangıçta da öyledir. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. Nasıl ki. veliler. düşünceli. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur.» Gerçek Allah adamı. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. Beyazid (Bistamî). halkın en azizlerindendir deyiniz. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. yabancı sayılmaz. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. Bir kimse ki. perde arkasına alınabilir. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler.» diye söylenir. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir. sevilen. «Bu. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir. peygamberler bunlarla buluşmak. Hakîm Senâîciğin son .

Seyyid Burhaneddin'den. Benden bir söz işiten herkes. . Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. Büyük bir sır vardır ki. Bunları görüyorsun. Acele ise Şeytandandır. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir.» Çünkü Şeytan. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli.günleri. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. meğer. bedenlerimizden (irkmektedir. (M. Siz nerede. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. Meğer ki o. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. bunu kesin olarak söylemiyorum. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. imanı gider donuk bir hal alır. O bu işin adamı değildir. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. Hızır. «Kolaydır. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır.» diyorum. soru sormakta acele etti. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. kitapla geldin. deniliyor. helak olur. keski. Musa'ya. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. o yüzden. Sen bir İbrahimsin ki. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. derhal başı araya gider. Bütün hali alt üst olur. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. zannedersem gibi sözler hep böyledir. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. Siz benim dostum değilsiniz. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. Aşk böyle olur. artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. (M. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. O bundan uzaktır. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. O tepeler. Çok kerre görülmüş Bir kimse. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. damdan düşer ayağı kırılır. Onlar mahrum kalmazlar. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır. bu açık sözden. esrar doludur'. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. Eğer. Çünkü Musa. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır.

hiç bunlara benzemez. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. günah işlememek eğilimini artırsın. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana.Mevlânâ'ya gelince. Bütün bu sıkıntılarınız. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. ne bu cihandan ne o cihandandır. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. Hazreti Ebubekr. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. Onlardan daha üstün. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür. (M. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. hoş olmaz. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. 78) Hazreti Muhammed'in (S. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. ayrı bir yol daha vardır ki. onu mühürleyen zattır. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. ama susmuştur. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. O hayal. Hazreti Muhammed (S. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. o cihan bu cihana geliyor. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. gramer. Benim. Çünkü bu sohbet. o sayede sükûna kavuşsun. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. A. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. Eğer alnında bir nur. alanın hatnnı . Ama gizli değildir ki.). Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. Sende aşk galip ise. Ama Hazreti Muhammed (Ş. onlardan daha zevkli. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder.» dedi. tartışır. söz yorumlardı. beni dinlerken. Allanın da galip olduğunu anlarsın. Benim maksadım armut istemek değil. sudan bahsetmez. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. «Ondan hoşlanıyorum. o günahı işlemeden tatsız düşer. hepsinden daha yetkili konuşur. onun. Size bu daha faydalı olur. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler.» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. O. Ondan sorma. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı. Ona.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. Mevlânâ'nın yanında idi. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. yüz binlerce propagandacısı vardır. îyi bir kanun konulmuştur. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor.» Çok etkilenmişti. Bunlardan daha kısa. bu cihan halkından başkadır. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. Dağ gibi büyük bir adam. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. «Ona. marifetten doğuyor. din bilgisinde. sentaks. sana ben söylüyorum. Başka bir saatte daha iyi söylerim. Dedi ki: O. (M. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. Onlara dedim ki. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar. temel bilgilerde.). Unutmayın ki. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. Söz söylerken de havadan. Bir kerre de Pir. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. Bütün fenlerde. Dedi ki: «Bu kulak. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. Benim önümde. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. daha tatlı konuşurum. Yahut. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. A. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. Gerekirse.). onlardan daha güzeldir. ilimden. Dostum yanımdadır. Sade bu yorumlama değil. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. yeşil. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. A.

Bu değişiklik nisbete göredir. Bu duayı eden kimse. Çünkü burada değişik bir mana vardır. Nasıl olur da. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. Şu halde. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. onu bulur ve görürsün. Sonra onun nefsi de dirilir. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki.) uymak hususunda. Allah cemalidir. Kul. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. sentaks yönünden doğru değildir. Ama bu. onun makam ve mertebesini istiyor. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. dervişçe başlarını eğer giderler. perde aralanmıştır. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi. O. bunlardan biri açılsa. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. ancak Allah yoluna girdiğini anlar.» sözünün manası. gizli âlem açığa çıkmıştı. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. Allahın kendisine kavuşmadığını. ama bu gün gördüm ki O da niyaza. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. hem de adalet bakanına karşı savunasın. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. onlara zor geliyor. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . Senin bu yaptığın. Ondan bir görünüştür. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara.» dedim. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. Abdest üzerine abdest almak. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. A. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. doğuşta. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. Gerektir ki emrimi kırmayasm. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. Sana güvenerek söyledim ki. belki onun yoluna girmektir.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. İmad dedi ki: «O söylediği söz. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. Ben işin aslından. benim okumadığım bir meseleden bahsetti.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır. hem dünyayı. Bu. bu sözün manası o değilse. onun cemalini özlüyor demektir. sen hem kadıya. dedi ki: Bediuddin. kapalı konuşurum. İzzeddin onu kabul etmedi. gözleri açık olanlara göredir. Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim. yalanladı. Sen bu aslı kurmaya bak ki. hem içindekilerin! yakar. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. (M. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. Allah hakkı için ona inanırdım. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. Dünkü gün. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. diyorum. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise.dünya tarafına çekmesin. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir. Bundan sonra bana kazanç haramdır. özür dilerler. «Evet ben onu okudum.» Ben o kadar demiyorum. Yani başka bir deyimle. Onun en ufak işareti budur. Hazreti Muhammed'e (S. «Elbette ben çıplağım. O tarafa dönüp bakmasın. temelinden bahsediyorum.» dedi. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil. O.» sözündeki mana gibidir. ona her şeyi açıktan açığa anlattım. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. «Her kimin nefsi ölürse. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. Şimdi.» sözünde küfür yoksa. sana hiç bir zorluk olmasın. iki defa abdest almış demek değildir. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner. bir takım isteklere kapılmıştır. tabana göredir. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. Şeytanı da ölür. Çünkü onunla çok derinlere daldım. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir.

Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. o sözün de arkası kesilmez. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. içmenin. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki.» diyebilsin. nereye gideceğimi. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. Ben bir şey okuyayım. Sultana karşı. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı. 82) Kuran'da. sabrı kadar sonsuz olur. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken. «Her kim nefsini bildi ise. kendinden geçti. İnsanı mest eder.» sözünü. Kadı Şemseddin'in dediği gibi. «Şeyh İbrahim burada olaydı. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir. mahvolur gider. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. bu türlü insanlardan değildir. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir. «bana iftiharla hizmet eder. akıl yönünden nasıl olur? dedim. soğukluk sıcaklığa karışır.» (Nur sûresi. On beş sene çok kısa kalır. bari beni tanı. baygın hale getirir.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. Bu. ben de öyle bir yere gideceğim ki. Halep' te oturmuş. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir.» . Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. hiç ses seda gelmesin oraya. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. Dağda. geri döndü. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. Böylece. Hele senin. O da bu yemenin. «Sen ki Padişahsın. hiç bir şeyden gam yemez. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir. İyi dikkat edin ki. sual daima cevap cinsinden olur. sen de oraya kulaklarını tutasın.A. Çok güzel. Hazreti Muhammed (S.» dedim. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. arkası kuvvetlidir. ama bundan. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. murdar. onların kulaklarına üfleyeyim. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan. Sıcaklık soğukluğa. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. Eğer sen bu fikirde isen. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. O. Mevlânâ ona lâyıktır. Allahdan bir iz aradı.» Dedim ki: «Herkes talip değildir. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. . Bana dost olan bir kul. Bu takdirde onun kahrı da. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar. sana çok görünüyor. onu dilediğine isabet ettirir.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. Senedi. (M.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın. demiştir. meclise gel de seni göreyim. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. yüzümü ona çevirdim. dilediğine ettirmez. uyumanın ne olduğunu söylemez. (M. 43) buyurulmuştur. Allah başarı verirse. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam.

Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. «İslâm garip olarak başladı.» dedim. iman ise bu âlemden değildir. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. o başka âlemden gelmiştir. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana. ama sarhoşluğu büyüktür. Ona ben teklifsizce hükmederim. O sözler. öteki âlemdendir. o günde. Mademki o engel oluyor. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki.» nüktesi açıklanacak. (M. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. «Haber. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. onunla istediğim gibi pazarlık ederim.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. (M. O sıfat.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. yahut da birlikte kadıya gidelim. onu hak yoluna yöneltir. bizim aradığımız. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. Sen ilerisini düşün. o da bununla uyuşma halindedir. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. Yol işidir bu. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa. Bu işten bir o anlar. ölüm korkusu vardır onda. O sözleri. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır. 'Behey ahmak. Biri der ki: «Filan zatın oğlu. Peygamberler de böyledir. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. hadisten başka hiç bir şey gelmez. bu onunla. senden. O anladı ki. «Mekke bu âlemden. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. ben de arkadan geleyim. Şimdi bu benim elimde değil. madde âlemindendir. o zaman sana yaraşan orada beklemek. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. nefisleriniz dipdiri. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver. henüz görünmemiştir. behey eşek. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. Bir İstanbullu. perhizler yapsan bile. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir. ona hizmet etmek.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. sana göredir.» mı dersin? İşte asıl maksat budur. . Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. Yolculukta sana yük olur. gözle görmek gibi değildir. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. Nasıl ki. o zatı geüresin. ne bu çileyi. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. 83) onu buldun. «Vatan sevgisi imandandır. bir de hayvanı. Nasıl ki.» Onlar bundan başka manalar çıkararak. maksadına eriştirir. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. Mekke bu âlemdendir. Ancak ulu Allah. ne de bu halveti sorarlar. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. garip olarak da geri dönecektir.» dese. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. O gözle görmek. Ruh. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez.» hadisinde de maksat aynıdır. Söze başlarken onun hatırına âyetten. Mademki İslâm gariptir. Mademki sen de gittin.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir. sana gözünün ağrıdığını söyledi. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı. bizim matlubumuzsun. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. Sana. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim.

» dedi. değil midir. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. Hazreti Muhammed'in (S. aşkda tamam değildi. «O halde. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. önce bilmelidir 'ki. ruh sarhoşluğu fazla idi. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. sen istiyorsun ki. Zannediyoruz ki. Suda. Vaiz hemen. ruh kokusu almışlardı. onun da bilgileri çoktu.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. A.» buyurulmuştur. ona saadetini yakın olarak öğretsin. son gündür. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. bu iş senin işin değil. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. o şüphenin dışına çıkarır. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. ibretle her tarafa bakıyor. Dervişte.» dedi. kıyamet günleri gelmiştir. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi. Belki o. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi. ama ayıklığa yakındır. sanki bu saat kıyamet saatidir. kadın. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. işaretsiz sözü. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. Allah onu. Bu da. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. İsa'ya. ruh kokusuna erişir. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. Şüphe yok ki onlar. O mantıkçı idi. Evhad (Kirmanî). I^. Allahnın oğludur diyenler. Diyordum ki. Şimdi her sözü işitiyor. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. talep davasında-dır. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. Sözü geçen hadisteki mana. Bu onun tertemiz ruhu. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. Bugün burada biz ve siz varız. her sözün derecesini anlıyorum. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. altın. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. Hadiste. Allahdandı. ona yol bulmuşlardı. «Hayır. bu s. 85) Bu. o yolun adamı idi. Diyelim ki. aşkın son mertebesine daha yakın idi. Bir insan ki hakkı aramaktadır. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar. Çünkü her neyi. Allahyı inciten zavallı!» diyor. öyle bir inanç var ki. Has kullarından birini gönderdiler ki. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. her şey kendi arzuna göre olsun. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. «Otur ey avrat!» dedi. Mev-lânâ'nın da.» dedi. onun Hal mertebesi değildir. Allah kullarında. aşk deyince. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. Bir gün. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. Bu nokta. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. (M. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. Bu. Belki. toprakta bir yerin olsun da. bu Firavunda yoktu. şüphelenirsek bakarız. bu taraftan da sözler işitiyordum. «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. Her harf siz. sadece kuru davacıdır. kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun. Bu mertebe. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. bilinen manada doğmuş demek değildir. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın.z filandan çıkmıştır. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. odur sanırsa. Her ikisi birbirine karışmış olsun. . dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. Kadın atıldı. Aşkın yorumuna gelince. her sessiz kelâmı dinliyor.» Burada. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. kemal mertebesidir. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor.) makam ve hal mertebesi değildir. bana ilim yönünden bildirildi. ama yakın ve kesin değildi. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. bu davettir. Ama Firavun. Eba Yezid. Eba Yezid sustu.

aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. O aradığı sevgili kendini göstermezse. yüzün kızarmıştı. Onlar. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım. Bazılarına hevesler. Âşıkın hali böyle değildir. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. barışık yaşarlardı. «Ah. Meğer ki. Bir kimse vardır ki. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun. gelmesinler diye oyaladım. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. belki baştan ayağa suya batar. Yani önce yoktu sonradan var oldu. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. kadîm'dir. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. her yana ve her yöne başvursun. Bazı filozoflar. O. o bu kâinat için yaratılmamıştır. aradığını bulmuş. Sultan o kişidir ki. bu yüzden duraklamalar görülür onda. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. Hadisde. 128) ve ayrıca. kendin de yiyemezsin. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. O gün. (M. Sarhoşluk ediyordun. Geciken vaatler unutulur derler. gam vaktinde bana sevinç verecektir. bizden uzak kaçar. ezelden beri vardır. 41) buyurulmuştur. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. «Ruhlar toplanmış ordulardır. Ancak bana sığındığınız için. boğulur giderler. Ama bu topluluk da çeşitlidir. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir.. O sırada oraya. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. aradığınız o Allah adamı. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum.» (Nahil sûresi. Artık bundan daha açık söz. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. Ben önlerine çıktım. ferman senindir. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. denildiği gibi. Böylece îmad ile o H'ye Allah. Bunların etekleri ıslanmak değil. dostluğa lâyıktır. Sultan olduğunu bilir. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar.» . şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. Sonra o başka bir yere göçmüştür. Aşk. ruh ezeldendir. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. benim dersem. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. der. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. sevgiler yoldaş olur. yarına bırakılmamalıdır. Her ne kadar. Ben de sana. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. çalışmakla da elde edilemez. nefsine düşkün bir sofudur. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. H. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. onun için döşenmiştir. Karanlığa gömülür. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin. daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. Ben sizi yine toplarım. Zaten. derler. Geri kalan ne varsa onun uyruğu.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. Bu günün işi. Nasıl ki. bu sarayın içi dışı. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar.» (Tövbe sûresi. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün.» dediğimiz zaman. Korkarız ki sonra dağılalırn. Mademki bizde de bir eğilim var. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum. bozguncuların da. Bu kâinat (M. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. bazılarına da aşk. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. size. isterse gelir isterse gelmez. Halbuki benim gücüm her şeye yeter. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın. hep bir arada. ona erişmiştir. îşe önceden başlamak gerektir. Bir mutlu kimse vardır ki. îmad da onlarla beraberdi. bir şeyler koparır. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. bu toplulukta Allah vardır. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. 86) Ama bunlar onlardan değildir. Her şey onun içindir. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir. hep birbirinizle. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır. işte bu sebeple. diyorlar. 87) binası onun için yaratılmış. Şu hale göre Tatarlar. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır.» diye hitap etti. Nasıl ki âyette. O evde. onun kölesidir.» buyurulmuştur. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır. bu doğuştaki beraberliktendir. «Allah bizimle beraberdir. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. ama başka biri de bizimle sohbete. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. döşemiştir.

bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. Bundan sonra öyle görünüyor ki. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir. Bir gün. O kimdir ki. Şeytan. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem.» Bu kırk sabah. Önce senin bir işin yoktu. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. (M. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. ve velilerin özledikleri bir sevgili. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. Sen ne zaman dilersen. Ancak daha fazla açıklayamazdı. İsa'ya gizlice secde etti. tatlı sözlerinde de. sizinle çok savaşlar yapar. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. Ayağımıza el uzattın. Hazre-ti Peygamber. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. Onu görmekten. yüz bin lezzet bulur. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. Ebubekr mest olur. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. bu günahı işle ve söyle. Ama onun dostları.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. Nasıl ki Kuran'da. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. Peygamber Aleyhisselâm. içki içmezdi. onun günahı ancak şu sözdeydi. derler. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. o hayalden de başka bir hayal doğsun. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi. lisanından dökülür. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. sözünü bitirmişti. Ona bizim âlemimizden bir hayal. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. Ömer'e bambaşka bir hal gelir.» Bu. diyebilirsin. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. ölüm sırasında yüz gösterir. müminin gönlünün anahtarıdır. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. size bir ziyan vermesin. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. onu arama yolunda can verir giderler. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır. Çünkü o çok meşguldü. asla o evden dışarı çıkmazdı. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. Bazıları da. Peygamber i^in. Bazılarına da. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. 15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. onun gönlüne perdeler çekilsin.:» (Sebe sûresi. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir. son derece hoşlanırlardı. Yahya'ya. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil. kârın bu oldu. Her günahın ardından karşıma gufran gelir.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. öyle ulu bir zat olduğu halde. (M. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . bir kısmı da onları görüp. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. Bu nedir? Korkudan. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin.

Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? . Adı Âdem idi. o saatte iyi bir sofi idim. Yolda aşırdılar. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. yani küfrü imandan üstün gelmiştir. diyorum. o büyük zatın günlerine erişemedik. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez. «Küfürlerini artırırlar. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki. Şemseddin onun velisidir.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. hele bir düşüneyim. Bu yolda konuşmalar. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. Ama. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud.» (M. «Onu biz" ayırdık. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. Allah onları yarlıgamaz. 60) yolundaki öğütler.» dediler. hep onu araştırıyordum içimden. «Gel. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. onu ziyarete geldi. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. gerçek mümin olabilir. bu lokma helâldir sana. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. Herkes sağa sola koşmaya başladı. «Hayır! Bu bana iftiradır. «Ben. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti. «Bu ne biçim şeriattır "ki. Evet. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan.» dedim. küfürlerini artırırlar. Şemseddin her kime küfür ederse. yüz bin kere daha korkunçtur.» sözüne güvenir. «Gel sofî budur. mümin olarak gidersin. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. onları gaflete sürüklemek. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. bu cihanın renklerine boyanmadan. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. Eğer bu yolda yürür. istersen yürü. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. Allah. gidince söyleriz. «Pek güzel! Bu sofî değil. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. «Kuran'daki bu müjdelerden. ayrılacaktır. işte o kimse veli olur.» Arkadaşlarım. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı .» dedim. Bu. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki. Kuran'a aykırı konuşmaktır. onları kuyuya düşürmektir. Biri. gittiğin yol doğrudur. Madem ki son nefesinde. sonra kâfir olurlar. halka Zaten halk. mümin olarak gidersin. terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok.' (Nisa sûresi. Halk. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru.» dedi. Bu çok bir şey değildir. 135). Ben sözü doğru söylerim. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun. «Nasıl istersen öyle say!» dedim. neticesi halkı uyutmak. işte ben onun oğullarmdanım.» dedim. O sırada. ona. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı. doğru yola da yöneltmez. Çünkü hakikatte. «Biri ben isem.» demek. şeriat yönünden iman sözü dile gelince. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır. önce iman ederler.» dedi. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin. işinden gücünden alıkoymak olur. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. gerçektir.Gerçek iman. tembeldir. söyle. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür. Peygambere.» dedim. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. 'Allaha. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. Firavun da öyle olmalıydı.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. Meclisten biri.» dediler. şu cihetten doğru değildir ki. Hemen emir verdi. Çünkü ayrılmak istiyor. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. Her işi Müslümanlık olur.» dedi. safaya ne eksiklik verir bu. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun. Ama sofîye. bu lokma bana haramdır. Ama hakikat yo-nünden o.» dedi. kıçına zahmet ver. korkutmalardan. Ayaz gözden kaybolmuştu.» (Nisa sûresi. âyette bildirilen. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin). Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap. söyle! Sofilerin edeplerinden. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M.

Hele fıkıh metodu daha da zordur.» derler. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. Bu keramet sahibi de. sana her zaman. hem başı açık hem de feryat ediyor. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. Bu bana bir bahanedir.» der. çirkinlik. Ona. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. iki kişi yan yana oturmuştur. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. Onun tarafı. Su ile dolu midenin. Şimdi pişman oldu. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. beni konuşur. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. ağaçlar. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. hep dünyadır. Aşkta. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. benim tarafımdan daha güçlü idi. yeşillikleri pek hoş. gölgeleri. fânilik ve zevksizlik âlemidir. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. sözümde gerçeğim. O halde gerektir ki. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. kara kan. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. O kerem sahibi de. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. Çünkü bu topluluktaki-ler. onu inkâr ederler.» derler. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. onların bunu kavramasına imkân yoktur. gidiyor. derler. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. Bu bir büyü gibidir. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. Bunlar. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. Onlardan utandığı için tekrar geliyor. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. gözlerinde ne bir kıl. . o konuda boş sözler söylerler. kudret içinde kudrettir. «içindeki o acı suyu dok de. bir sır ve neşe var ki. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. bu çok iyi bir şeydir. Kelâm metodu ondan da çetindir. Ben kerem sahibiyim. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". cimrilik yönünden söylemiyorum. Cana can katan derya gibi geniş. bağışlayıcıyım. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. onlardan değildi. Bu ilimlerin en kolayı. Sultan. doğrudur. Allah gölgesidir. Ancak seni mazur göstermek.» Ben bu sözleri. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. Sende safra. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. sağlık esenlik getirir. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. onu şefkatle kucakladı. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. Bunlardan biri. her taraftan bana yönelir. lezzet içinde lezzettir. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. O. Eflatun işitti ki. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. içi su ile dolu bir testiye benzer. bahçeler görüyorum. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. bağlar. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. ne de bir çapak ve toz vardır. kerem içinde keremdir. Diyerimki. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor. aradığım gölge de senin gölgen-dir. Öyle ki. Evet. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. berrak su görüyorum. hep kötülük. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. Bu da saçma sözdür. Bugün. görenler.boş duran atını gördü. Bunu onlar göremiyorlar. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. onlardan daha filozoftur. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında.

büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. o yer yaratılmışlarla beraberdir. Şeytan'dır. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. her büyüklükten daha iyidir. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır. Hekimin karşısına gelen bir hasta. kahkahalarla gülersin. Nasıl ki. insanın aklı durur. cehennemliktir. sır denilen o Allah vergisi. Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. yahut şekerli helvalar getirseler. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse. kan içer. bu. ona uysunlar!» diye yalvardım. Biri de vardır ki. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. ölüm ona olsun. küfür bile etse gülersin. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. Çünkü. için öylesine açılır ki.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. Mevlânâ'ya işaret ettim. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. Nasıl. 93) Şu halde. Her hangi bir kul. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. o da yese. eğer bütün peygamberlerin. Allah. Nasıl ki Kuran'da. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. beri. darlıklarım sana unutturur. insan sırrı ve aklı ile diridir. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. bu sırada pek dalgın bir halde idi. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. Nihayet. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz.da ancak Allahdır. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. yüzünde. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. adam susuzluk davasında yalancıdır. «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. açık sözlü. geniş gönüllü ise. (M. bir söz söyle dedim. İşte öyle bir insan. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. kerametlerden daha güçlüdür. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. Ancak ilâç istemeye baksın. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. Mevlânâ. Şu halde. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. güzel huylu. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. Gariptir ki. . «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. 94) Ona ebedîdir diyorum. «Ben güçsüzüm. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. «Allahm! onları koru ki. Birden hali değişti. o . kış gününde dışarı çıkmıştı. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. Her kimi.» dese gerektir ki. güzel yüzlü görürsen. nerdeyse donacaktı. söyle de bari onun işini tamamlayayım. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. ben de bir noktaya işaret edeceğim. Bu âlemin sıkıntılarını.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. başka bir istekte bulunmasın. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. ama ezelîdir demiyorum.Mucizeler.

sonra neşterini saplarsa. Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti. işsizlik hesabıdır. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar. (M. O dolaşmanın bereketidir ki. O zaman. gönülden evlâdıdır. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun. diye meraklanırsın. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız. Ey ulu Allahm! Hacamatçı. Bir doğuş yok. Giden gitmiştir. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. Evet kımıldanıyoruz. halvette dediler ki. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. 95) O halde. gençlerden. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. «Vergilerinizi kaldırayım. «Bu güzel bir bid'attır. (M. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. Başka biri de vardır ki. Teravih namazı için. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi. Ama. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir.» Evet. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. ikiyüzlülük. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. bir daha böyle edepsizlik etme.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. «Olamaz.A. Şüphesiz sen hikmet sahibi. Allah da. onun niteliğidir. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. söz benden ürker ve kaçar sanki.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. 'kancıklık etmediler. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. . Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki. Nihayet sen de bir din bilginisin.) candan. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. sakallılardan. O.» dedi. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. Bize henüz bir şey görünmedi. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın. Onun seçkin evlâtları da öyledir. meleklerin. 96) Bu iş hesabı değil. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz. «Sizin dininiz sizin. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. Bu saat hasret içinde geçmektedir. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. Kendiliğinden kalkıp gitti. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. kendisini bu mevkiye yükselttiler. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. pişmanlık öylesine gerektir ki. Bizim bir bilgimiz yoktur. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. bir gün şeyhliği de. Hazreti Muhammed'in (S. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. Şimdi.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. bilinmelidir ki. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. Başlangıçtaki gidişe göre. ululuğu da baştan atmak gerekiyor.» dediler. burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. demeleri gibidir. O. sonucu yeter derecede lâtif olsun. Ancak. Sen. buradan dışarı acele çıkar gidersin. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. 32). Siraceddin. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz. benim dinim benimdir. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

Oradan bu aşağılık âleme indik. «Ver bana. onun doğuştaki halini. «Kendimi kutlarım. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. hem mana yönündendir. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. Sana. ama irade muradı bilmez. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. Başka bir cevap daha var. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem. Kulak verdim. uzaktan bir taş gördü ki. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. Allah buyruğunu tutmayan kimse. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). iradeye uygun düşer. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. Kandilin maksat ve manası ise. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür. Uzaktan. heybetle kendisine doğru geliyordu. ama asla o işleri yapmayan. kentler.» diyorsun. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. Bir kimseyi gördüğü zaman. yani keyfine göre karar verir. Âdem. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. dane ve tuzak belâsı. Şu halde. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan.» Bayezid ise. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. Bu sözü çok dikkatle dinleyin.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin. Murat.» Dedi ki: «Ben. onunla çevreyi görürsün.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. «ininiz aşağı!» sesi geldi. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. ağaçlar henüz görünmüyordu.» diyorsun. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. Buna karşı tedbir alırız. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. Daneye kavuşmanın zevki. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. Kapı dışından . Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. Sarayda bir Padişah vardır. bu testi çorak bir su ile doludur.Şeyh. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. Her ne işlerse. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. Ancak. Fakat bazen de hevadan. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. yahut sevdalıdır. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. Ama uykuyu kaçırmıyor. Bu hep böyledir. Derler ki. O. yavaş yavaş yaklaşdıkca. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır. Nasıl ki. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir. Dedim ki: Onların ululaması. Başka ne .) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. diyordu. bunlar ya divane. Padişaha giden yol kapıdan geçer. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. Ona fitil takarsın havadan asarsın. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. İş böyle olunca bir kimse. son durumunu. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. Ama. bize. Ansızın oradan. diye düşünüyorum. Söylendiğine göre. Uzaktan.» diyorum. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. ben de. 105) gibi birbirimize karışmıştık. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. Sıcaklık soğuklukla. ama burada söz tehlikelidir. Şu halde bu uygunlukta hem sureti. bu varlık da meydana gelmezdi. şanım ne yücedir!» diyor.. evet şeriat da vardır. A. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa.. «Bu ırmak suyudur. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik. demek ki. Ona dosdoğru güvenebilirsin. hadis anlatıyor. iradeye uygundur. Bu söz sona ermiş değildir. Veriyorum. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. benim halim o hal değildi. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. iradeyi bilir. Onun için. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi. Hattâ adınızı bile söylememiştir.

Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler.» dedi. «Bari gideyim bir çorba içeyim. Dua ediyordu. Mevlânâ Celâleddin. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. bu buğanın kıçı sıkıdır. Sabah namazından önce . ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. Bu çetin bir konudur. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse. bana hiç gayret gelmiyor. sonsuzluğa kadar böyledir. eski konuştuklarımı tekrar edemem. Ama bir kul ki. «Burada ne yapalım?» dedim. onların niteliklerini yaratmayı.» dedi. bir ağlama hali geldi. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. bana kulluk etsinler. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. başlangıcı olmayan zamandan. Bana bir yufka yüreklilik. Bunları gizlice kaza ediyoruz.» anlamına gelen bir âyet vardır ki. sana secde edeyim. Dün gece iki üç kere sizi andım. Karar verildi. ben onunla bir şey konuşamam. O şey ki yoktur. Burada büyük tehlike vardır. O zaman söyleyeceğim. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum.) zaten has kullardandır. Bir hadis vardır. Ben ve Mevlânâ. Ebû Said (Ebül Hayr). git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim. Buna razı değiliz. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar. o bizimledir. benim sözlerimde tekrarlamak. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. «Ulu Allah. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. söyleyin de bari hoşça. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. Bana. diyemedim. anlamaz. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. Sadettin güldü. «Şemseddin.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. zahirde göründüğü gibi değildir. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki. «Bu gece bizimle birlikte kal. Meğer bizim gözlerimiz körmüş. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. biziz biziz diye bıyık burup dururlar.» dedi. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti.» Bana. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. yeniden anlatmak yoktur. Ben de. Sözü hiç tekrar etmeyin. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. O da.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. Hoylu Muhammed bana.» «Git!» dedi. Ama uygun görmezsem hiç söylemem. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. Babam bir yanlışlık yaptı. sen sus hiç konuşma. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. ona ne demeli? Bu yüzden de. Gel ki sana öpücük vereyim. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım.» dedi.» Hoşuna gitmedi. geçimlerini. Kendisine.» dedi. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. senin bir zındık olduğuna fetva versin. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu.» anlamındadır. onlarda eksik kalıyordu. o mana. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. «Ona sus dedim hele. varlıkları. 107) «Ne diyorsun?» dedim. Ne desem ona uymak yaraşır. Bizim bu Şahap da ahmaktır. Ama ben korkmayan ancak Allahdır. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. Erkekliğin devamlı olsun. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. Bu ondan değildir. Şeytan onun yönünü kesti. onlar zaten hep içerdedirler. 'Cinleri ve insanları yarattım ki.» «O halde şimdi konuşma.» dedi. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar. daha ne olsun!» dedim. Hep. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum.A. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. O. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. O istiyordu ki. O sizden uzak olsun. «Ama benim derimi yüzerler. Eğer sana gerekli ise. lanete uğrarsın. Ben bilmiyorum. «Beynimi kurutuyorsun. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. Burada. yani ezelden ebede. îş verir. Eğer birisi. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir. Ona ne güveniyorsun? (M.» deyiniz. Ama büyük ziyan olacak. Ona bizden dinlediklerini anlatır. Nasıl ki. Nasıl ki kul da hep onun halindedir. Gazneli Sultan Mahmud'un. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. «O her gün yeni bir haldedir.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. Bu doğrudur ama Kuran'da da. «Eğer bana gelirse koyver gitsin. (M. Hazreti Muhammed (S. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. bunun.

böylece bu dünyadan. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. 109) Gönlüm hoş oluyor. Biri dedi ki: «Bir sorayım. bir ah çek bari! .» Öteki cevap verdi: «Yallah. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti.çadırı kurdu. Büyük bilginler böyle ölü gibi. Yiğit gerektir ki. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu. sen de onlara cevap vermezsin. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. Bilmiyor musun ki. onların o kurbanda rızıkları yoktur. avucun dolduysa dökmeyesin. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. Bu dünyayı görüyorsun. işin içyüzünü açıkla. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. Salikler o yoldan giderler. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. sözlerimden incindi. bi Padişahtır. Şahın buyurduğu gibidir. nasıl bilmem. Herkes malını önüne kattı. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. Ama ben onların lokmasını yerim. (M. Bu iş medreseye gelmez. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. Sadettin-i Hamavî. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum.» dedi. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. Ağzını açsa. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter. o kılavuz kaçmadı. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. o güzel huylu Sultan Mahmud. «Evet.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur. yerindedir. Eğer hiç konuşmasa. ölümü sırasında cesaretsiz davrandı.» (M. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. meşgul idim. imam efendi.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. Ama Padişahın yüzü ekşidi. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. O Bayezid de. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. ona niçin cevap vermedi. bin kelle bir pula giderdi. Ama çabuk söylemiyorsun. ama beni başka birisi çağırdı. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim. namazdan önce birer kurban keserlerdi. ne vezirin. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. Yüzünü ekşitti. iş istediğinden daha iyi oldu. Onun gülümsediğini gördü. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. Hazreti îsa da. Böylece yapılan iş boş değildir. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. Ramazan boyunca. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı. Alemde. başka bir yönden de anlatılamaz. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim.

dostlardan olurdu. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. onlardan bir şey istemek vacip değildir. Şeytan senin karşına çıkamaz. Söz. Nasıl ki. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. Düşmanlarımızdan. her tarafa çekip çevirebilirsin. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. Nasıl ki şu duvar. düşmanlarımızdan demiyorum. o hal diliyle konuşuyor. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. başka bir küpten içersin. evde ne varsa tüketirsin. içimize düştü! Ama onun düşmesi. neşelenirse söze başlar ve konuşur. (M. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. Ama gerektir ki. Ya bir hadis. sen geldiğin zaman biz de. Tenin aradan gider. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. biçtik. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. Acaba bizi. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . o geldi. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. böyle soruların cevabını vermez. bizim sözümüzü kessin. söz hem öğretici. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. bir cevap söyle. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. Ama. Eğer biri dese ki. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. Kendinden bir söz konuşmaz. Sonra da batmanla içer. diye konuşuyorduk. konuştukları. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. o önceden Allahya dönmüşse. Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. gözün akan suya döner. Onun sesi bu âlemde değildir. Allah yine bizden kapacaktır. O sırada hatırından geçti ki. İşte görmüyor musun.açıktır. şüphe yok ki aklı kaçırır. işitmek istemiyorum». bir tekmede o engeli yıkar. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. ancak sırası gelir. «Nefis ölmüştür!» diyelim. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. Devamlı şarap. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. Görüyorsun ki. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. oralara git. Kabristandan geçerken. diyorum! Ama. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. hiç hayır demiyorsunuz. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. Gerekmez ki. N. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. deseydim.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. Burada bilginin. elinden âciz kaldı. kulaklarımı tutmak istiyorum. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. dedi. Bu böyle olunca. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. kuru ve tatsız olmamalı. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. hem de açık olsun. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. kimdir o aklı başında olan ayık ki. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. bu sonuna kadar sürüp gider. Allah cezbesi gelir. O Şeytan. onları tek renge boyayalım. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. akla gelen ilk sebep budur. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur. îş-te o yiğit geldi. Çünkü onları senden işitti.» dedi. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. derler. o. Şu halde o kimse gelir. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. bitirdin.Sen. O başka bir âlemden gelen bir sestir. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. (M. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. güzel ve zevkli konuşmalı. Söz vardır ki. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. Sende o zevk sürekli olmalı. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. Konuşurken tatlı. Allahya ant olsun ki. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. Yahut her kim çok sarhoş olur. Siz bunu arzuluyorsunuz. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. başka bir şey yapmazsın ki. Biz ölçtük. içtik.

Va'd de Va'id gibidir. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır. susmak yüzünden. Önce ona bütün yolları kapadım. Mecusîlere kadar gelmiş. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. Başlarını sallarlar. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet. Sır. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. Nâsih.» dedim. içinde bir sırrı olmasın. onun başı da belâya girmez. onlar?.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. senden yeni sözler istiyorum.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam. evet!» derler. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir. Ama. Semâm hakkını vermedi. «Söyle ama olacak şey değildir. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M. gördü ve gitti. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. «Etti!» dedim. O nasıl sır olabilir? Evet. söylerse de belli olur. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. Mademki. Allahın seçkin kulları yok mudur ki. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. hem de manevî inkârda bulundu. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. Nasılki Senâî. işte bu inkârdır. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı. derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa.» dedi.» dedim. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti.» dedi. O değişik renkli de olamaz. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. çalışamazlar da. işte Hallaç garip kişi oldu. sır olur. Sana kulak veriyorum. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı. şaraba dayanamaz. Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. Ancak o kimse ki. «Hiç inkâr etmedi. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. «Hey. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. O zaman adam. «Evet. onun ışığından ve kokusundan anlamaz.» demiyorum.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. onu doğruluk yönüne çekiyorum. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. bu yüzden kavga çıkarırlar. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. onu tamamiyle anlamadı.» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. alçalmıştır. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. kimse ölmesin. Yahudilere ve.» Hazreti Peygamberin. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır. Ama o. bir sır ki. Nerede o insan ki. mensûh gibidir. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. o. Bu âleme geldi. 112) çağırdı. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. zevk alıyorum. söz söyleyemez. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. göre her şey açıktır. Hallacı Mansur da bunlardandır. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve . hiç anlaşılmaz. bu sözü kapayalım. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. Ben de. Artık bunu yapmama sebep yok. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. çok iyidir. «De ki. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı. Bilmeyenlere göre sır yoktur. harap etmek galiba güç geliyor. onun ayağına vurdu. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. Ben de başımı sallarım. bir yerimiz kırılmasın. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da. şarabın etkisi altında kalır. Bunun âlemde bir yankısı yoktur.

» Dedi ki. ancak sözlerin alt tarafını anlar. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. bir zaman da sana soğukluk gelsin.A. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın. nebinin mertebesine erişemez. Onu görmeden aslan tutulamaz.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M.» Bana öyle geliyor ki. ne o kimya.» Ama o kimse ki. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. Ama su kalır yerinde.ayağına kapandı. Bir aralık. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi. O halde. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. o sana dönünce sen de dönüverirsin.» O da. Saman. en kestirme yoldan kuşkularını giderir. yüz öpücük kondurursun. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır.» dedi. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim. harekete gelir. ben de mutluyum. «Hayır. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma). Ebubekr'den nakletmişti. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: . bu hadisi.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. Sofî de sürünerek olgunlaşır. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler. bunu Muhammed'in (S. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi. her Peygambere bir özellik verilmiştir. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük. (M. «Artık onun sözlerini kırmadım. bir bulut gelir. Senin olduğun yerde dost meydandadır. velilik ve peygamberlik. Yoksa ne o kitap. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin. Şimdi de böylece farz et. saadet kimyası odur. kendiliğinden. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor. Böylece susarsın. Bu bir iş hesabı değildir. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. o.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün. Eğer inancında kuşkun varsa. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir. dostluk hesabı da değ Idir. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki. tartışma böyle olur. İstiyorum ki. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey.» buyurulmuştur.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu. ne o saadet bununla ölçülemez. Bugün o bir gerçektir. bir zaman ondan hoşlanasın. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. denetleyelim. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. karşına bir perde çeker.) söylediğini sananlar kâfir oldular. Ant olsun ki. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür. A. «Onlar uyumaktadır. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor. Hazreti Muhammed'e (S. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler. kendini görmektir. 114) Ev birdir. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. sen de böylece sözü altından anlıyorsun. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. «Ama sonra ne yapayım. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması.» dedi.» dedi. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez.» dedi. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. Hazreti Muhammed'i (S. A. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki.

hep ben ve biz sözündendîr. Bu manadan. Peygambere karşı hâşâ. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. diye cevap verirdi. Biz görmedik. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. şaşırdı. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. gibi sözler vardır. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. Çok makbul kullar vardır ki. onları perdeye sokmaz. Göreceksin. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. işte o gönül alçaklığı. Hayır asla. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. bıyığını birer birer yolsam. mananın da değişmesine delildir. nefsinle buldu ki. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. Hatanın kaynağı odur dedi. Maksadın ne olduğu belli değildi. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. A. çilede kalmayınca. Bu. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. eskiden beri böyledir. sana yazı öğreteyim. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. Ben bir kaç örnekle yetindim. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. Öyle bir durumda olursun ki. Bugün benim nefesimi kesiyorsun. Bizimle ilimden konuş. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. davetler oluyormuş. O senin nefsini. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. gözler de. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. derler. . hayır derdi.» demeyesin. Mevlânâ. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. Orada ne dolaşıp duracağız. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. Ancak sen bunu biliyorsun. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır.» Bana. Dostlarla da beraber olurduk. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. Ah. Her şey benim emrime boyun eğmiş. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir. dedi. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. «Niçin?» diye sordu. şeyhlerden kalma bir töredir. benim emrimle gelir. hep yalnız kalmak istersin. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. «Niçin gitmiyorsun. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı.» dedi. dedi.) Hira dağın-da halvete girmişti. bir söze başlamıştım. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. başına vurarak dışarı fırladı. bu yemek bana ziyan verdi. «Bana ziyam yok. Bu. Sözün değişmesi. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. Şu halde sakalını. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. Ansızın bir «Ah!» çekti. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. (M. kendi zatını gizler ki. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. Çünkü Allah. dedim. Ona dedim ki. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. ama öğrenmeye heveslid r. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. dilerse bu perdeyi önüne çeker. benim hükmüm altındadır. Aşk yolunun belâsı. Allahın öyle kulları vardır ki. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. Allahın mucizesi olmaz. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. Kelâm yani söz. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. Allah sıfatlarındandır. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır.» dedim. onlara Allah sıfatları yol gösterir. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. o da bana gücensin ve yolundan sapsın. dilerse arkasına atar. onları koparalım.» dediler. sana devamlı bir halvet hali gelir. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. bu arada. Buyurmuşlardı ki. (M. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. Başını çevirdi. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. «Yolunu şaşırmış. Kelâm sıfatı ile görünür. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. benim emrimle gider. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum.

Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. Benden sorular sordu. bütün akıllılar. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. Bu divanedir. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. Ama o kimse ki kendini feda eder. Onun da bir müridi vardı ki. «Kalk namaz kıl!» dese. ama şimdi ben sen oldum. Ama kendi hayatım göremeyen. divane olmuştu. evine konuk oldum. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. namazın utancından kurtulmuştur. görülmüş olacaktır. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. beden kuyusundan bir uçtu mu. kâh onun sözünü kabul ederim. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. el çırpıyordu. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. Bana bir hal geldi. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. Çeşme başında oturttum sustu. Şu halde bilmiyor musun ki. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. Allah dilerse görülecek. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. Sendeki o kutsal kuş. «Bu adam delidir. ölümü hayattan üstün tutsun. ilişiklerini kesmişlerdir. beden ölüdür. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. meydanda top oynar. Kâfirler ve onlara uyanlar. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. her gün sopa atmalı ki. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. zincirlere vurmalı. artık oruç düşüncesinden. raks etmeye başladım. bırakmazdı geleyim. «Elif iki üstün. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. gönlün de benim hükmüm altındadır. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. sende de hal mertebesi var. şüphesiz diri kalır. bunu tımarhaneye götürmeli. Yakışık alır mı ki. Tusî. Ağlamıyorum.» der. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. bende bu yoktur. O. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. Kim. Bana diyor ki. onlar ne yaptılar. ölüye. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. Çünkü ruh uçtu mu. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. çelik çomak oynamak nerede. özürler diliyor. onunla birlikte gideyim.» dedi.» derler. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. arayın! O Şemsi göremedim. Ancak Perir ağlıyordu. elifin iki üstünü var. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz. Dedi ki: «O kim oluyor ki. aynı sebeple. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. bunu ya tımarhaneye götürmeli. Onlarla demiyorum. kalk. Nasıl ki. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. diye düşündüm. sonra buz gibi soğurlar. Bir Haç sarık parçası verdim. Biz birisine bir şey söylüyoruz. diyordum. 118) Meğer divane olsun ki. o da onlar gibidir. hizmetler ettiler. Çünkü zorluk olur. Ben benim. elif iki esre.» diye bir ezgi tutturuyor. Böylece kurtarıyoruz.Muhammed Gûyanî. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor. Bana nimetler verdiler. Kalk gidelim. . Onu daha beter bir hale getirdim. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. (M. aklı başına gelsin. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. Kâh bunun sözünü dinlerim. Meğerki. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. Mevlânâ alnımdan öptü. Bir kaç adım gider. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. «Ben onun şehrine geldim. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. topa çomak vurur. «Hayır. yahut öldürmeli. Kulağını bük de ağlasın. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye. Gelemiyeceğim.

aydın ve güzeldi.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk. Peygamberlerin aklına sığar. O azık. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı. kâh şaşkın duruyorsun. «Elimi mi istersin. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki. ondan yüz bin nişan bulacaksın.» dedim. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. bedenimde bir titreme başlar. onun birliğini isbata. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez. bugün de sana ulaşır. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. Elimi tuttu. Mademki insaflı davranıyorsun. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar.» der.» dedikten sonra başlarlar. (M. Anadan doğma körleri bile gördürür. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. Kâh hayal kuruyor. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. Ben. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut. yüzüstü kapanır. yetkili kişidir.» O gerçekten bize bağlı ise. Allahnın işi böyledir. Tâ bir hafta onu oyaladım. gelecek hafta başka bir şey olurdu. bende o kudret yoktur. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz.» Ben utandım. (M. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. İçiyorduk. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. Hele o sevgili. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. istersen vur onun parmağını kır. sizin aşkınızla doluyuz. ancak «La îlâhe İllallah. Altın. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. «Güzel söylüyorsun.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. Halbuki kâfirler. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. Bir kaç gün içmezsem.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. Şehirde hangi kadın vardır ki. Sana da temiz. Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. düşer. «Bu benim işim değildir. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah». yoksa kitabı mı?» dedim. Parlak. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. Ama nereye gider? O senindir. Yahut yerine koyar. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. Hakkı elinde tutan felsefeci. İnsan sevdiğini çok anar. Kötü hayaller. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. kötü hayal değildir. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. «O benden daha soyludur. dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut. Onlara. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. Güldüler. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. medresemiz.» derdi. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. mücevher değerinde olabilir. başlık parasını önceden verir. bunları yüzüne vurmazdı. Kadı Honci ona çok saygı gösterir. . bize inanarak değil. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı. öylece kaldır. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. mescidimiz var. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize. benim önümde şarap içmeyin demiştim. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. Kul öyle bir durumda kalır ki. Halbuki. der. Müslüman bütün hileleri bilir. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. onu benden üstün görür. Ama bu. özürü vardır.

122) Bilir misin sen kimsin. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. Bu. ben söylemeden bana hizmette bulunsun. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin. «Dilediğin şey mümkündür. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi.. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım.» der. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin. İkinci defa sordu. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar. Eğer o. Ben inkârla cevap verdim. nefisten gelen bir davranış değildi. (M. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. O delil ise. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. bu noktada duruyor. Hızır ona öfke ile cevap verdi. Ama bu. Allahnın has kullarında. ondan delil istenir. Allah korusun. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. ama böyle bir davranışta bulunmadım. Allah o işe yardımcı olur. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz. Hızır el çırptı. ben de. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. Allah nerede? Şimdi ne .» dedim. Bunu bilirim. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. seninle birlikte başka dost seçmedi. Artık geçen geçmiştir. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. sen öyle yüce bir kişisin ki. Ben artık güçsüzüm.» (M.» diyemedi.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum. seni halvetde ziyaret etti. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. beni korudu. Öteki peygamberler demiyorum.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. Bir sürü hikâyeler anlattım. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. «Evet. Ondan sakınmak gerektir. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin. sen de temiz kalplisin. «Acaip. Şüphe yok ki.. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. kötü bir düşme değil. «Ben fakirim. sana düşmek tehlikesi görünüyor. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu. ben de bu işten vaz geçtim. O Allahsal öfke idi. Zaman olurdu ki. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet. çok ateşlenirdim. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın. hiç bir şeyim yok. bir nifak var ki. Bunun üzerine kabul ettim. o başka yönden geliyor.» dedi. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki.» dedi. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. Bunlar kendisinin oldu.» dedi. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. Dediler ki: işte sen böylesin. yoksulum. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. seni dinliyorum. Ama. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. bundan daha hayırlısı gelirdi. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. ama Allahtan korkuyorum. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. Bununla beraber. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı. onlardan faydalandım. mal vermek. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. ama bunu sana hiç açmadım. «Eğer senden bir şey sorarsam. O sana geldi. Allah bilir dedim. bağışta bulunmaktır. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet. sana döndüm. «Kendine gel!» diyordu.» derim. Bu. cimri likten değil.» dedi. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı.» derse. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum.

sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. böyle yaparım. «Ha ha. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir. 125) Şimdi dilekte bulunmak. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. yapabilir miyim. mevki ve yüce makamlar verirler. diye dikkat ederim ki. Nasıl ki. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. Bu sözü kendimden söylüyorum. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. Eğer o olaydan size (M. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. Saki uyuyakalmış. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. sen de ona uydun demektir. Benim de bir aradığım varsa. Size gideceğiniz yolu öğrettim. pervasız bir adamım.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. Araya ne evlât. nasıl dedin?» diye bilgi istedi.» dedi Hızır. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım.» diyorsun? Evet.) başından geçmişti. Benim bir şeyden hoşlanmam da. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır. (M. alabilirsin. Senin keremin bize ışık tuttu. ne de başka bir şey engel olabilir. Şimdi benimle yaşamak zordur. arada hiç bir perde engel olmasın. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. bu cevaba kızmadı. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez. A. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen. Çünkü arıyordu. İlk Allah gayretine engel olmak ister. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. mülk. Çalışın gayret edin ki. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki. mum sönmüş. Ama sadece. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. Bana mal ve makam vaat edenler. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. Baharda yarin yanağından uzak olunca.» «Hayır. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti.» diyorsun.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. araya bir engel . sözünü dinler ve anlarlar. Ancak Allah gayretidir. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. Musa. aşk tutkunluğundan idi. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. ona darılmadı. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. Dileğiniz öylesine hararetli olur. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. Bu Hazreti Muhammed'in (S. Ben teklifsiz. «Bu ne sözdür!» demedi. öyle bir âşık idi ki. O dilekteki şiddet ve hararet. incinmem de yaratılışımın gereğidir. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez.» dedi.

Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi. Sultan bir defa ferman edince. (M. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. arkadaşına. biraz duman çıkmaya başladı. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. uzaktan onu gördüler. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. bir deyişe göre kırk yıl. Bundan dolayı beraber gelemem.girmesin. «Bana uyacak mısın?» dedi. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. bana bağışlayasın. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim. Hele ona ayrıca. zahid kapkara kesilmiş. iki denizin birleştiği yere geldiler. «Seni uyandıracağım.» dedi. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür. Musa ile arkadaşı.sidir ki. okutma yolu ile. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım. Hızır. Zahidlerden biri hastalanmıştı. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez. «Sana anlatacağım. Bu hukub. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi.» dedi. Bu Allah için bir iş.» yani. Zorunlu hallerde. O Hakkı bulmuş olan. Musa'ya dedi ki: «Ben. şeriatta fetva vardır. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. Mevlânâ da onu biliyordu. Çünkü çok çeşitli. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. Şimdi. belki o dervişe hoş gelmez. hoşa gitse de. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. Bu da onun için gerekliydi. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. onlara acırlar bile. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. Müride soruyorsun. bu da şeriatta yazılıdır. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu. Hızır'ı överken onun hakkında. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum. ama o engel olmuyor. Hep perhiz yapan. Bundan daha güzel ve tatlı. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. O ilim medresede öğretilmez. bir şey yiyip içmeyen ölür.» Yüş'a geri döndü.» Bu. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. «Ödünç vereyim. O ilâç almadan geri durmazdı.» dedim. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. ağır hastalıklar geçirirdi. (Korkudan) kaçtım. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. tekkede. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun.» buyurmuştur. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. «Onu alıp getiresin. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. Suç delillerini de o bilir. Daha dikkatli baktım yüzü de. Gördüm ki. kıbleden dönmüştü. Hastalıklardan dimağını korumak. Ulu Allah. Başka bir zahid. bu yüzden saçlarını yoldum.» diye cevap verdi. ondan davacı olasınız?» de. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. Bize ikiyüzlülük yaparsa. Ancak bu. Musa. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. (M. o kız kardeşe ve damada. Bu Musa hikâyesi. «Kendi katımızda ilim öğrettik. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız. Yüş'a. 126) Mutlu insan o k. Bizim şehrimizde de böyle idi. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. namaz kılmazdı. seni yaratan Allah aşkına söyle. O kimse de. Musa. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. Ama başka bir vakit anlatacağım. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. deniz üzerinde yürürken. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. Aşağıya bakıyordum. evet.» buyurulması da başka bir iltifattır.» dedi. 127) Diyordum ki: Seyyid. Musa'ya bir şeyler sordu. gitmese de öldürür. ateşinden gökler tutuşur. Adamcağız. «Sen daha ne gördün ki. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. Şimdi. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. benim için övünülecek bir haldir. Ben. ilâç içmesini tavsiye ettiler. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. .

Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. yol ortasında durmaz. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan. Erkekse. Şems kalmıştır. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. kâh kılınan. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. ona izin verirsiniz. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. tlâcı da bu şaraptır. Başka söz konuşmam. Bu da onun dostlarına ait olur. İster . sana sevap olur. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. Bu gönül asla yalan söylemedi. Halbuki bu iş. başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. «Ben ilim şehriyim. gönül sahibi. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. zaman olur ki. «Evet. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. en güzel cevherler saçarlardı. Ona baş işaretiyle. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. Onu da göreyim.» dedim. (M.» derler.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum. ama çarçabuk söyleme» demiş. ruh sahibi. Ben onların özürlerini biliyorum. Emri görünce. sen onunla konuşamazsın. «Şunu dikiver. Sen de tanıklık edeceksin.» dedim. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler. yine gam yemezdim. kalp huzurudur. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. gitmek olur. Bugün söylediğim sözlerin anlamı. 128) Ancak sizin için haramdır. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O. Gerektir ki. kadınsa. «Kadına şeyhlik gerekmez. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. (M. bunu bana daha açık göstermek istedi. bu hal de beni yaralamaz. Ali de onun kapısıdır. Senden cüppe istedim. soğuk düşer. kendi kendime. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. biri. Emir almadan gelmek de. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. birinin bir rahatsızlığı vardır. Bu ona hiç yasak değildir. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. Her biri saf altından söz açar. Nasıl ki. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. Hele mal dağıtmak. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. her ne yaparsa daha iyi olur. kadını boşayacağına yemin eder. Emirsiz gelmek. o burada başka türlü yaşayamaz. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. önce o baş işareti sana neler söyledi. Nasıl ki emir-siz gitmek de. o sırrı. eğer onlardan ise. Bâtın namazı. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım. Meğer kalenderlik yapıyorsun. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. Ancak Allah. rahmet olmaz. Benim yârim benim gibi olaydı. Emri göremediler. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. Onun için bir yer düzelttik. Ancak. biraz güzellik gönül için güvendir. Diyelim ki. Bize gerekli olan. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. konuşan adamsın. Şimdi. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. O kimse. On kere okurum yeter. dedim. acı duymazdım. gitmek demektir. emrin tatlılığını da anlardı. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. Dost yüzlü. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı.» dedi. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse. Bundan dolayı. Şimdi mademki bahtsızdır. Eğer bugün onu gördümse şimdi. «Tanıklık edeceksin. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar. Bâtının zahiri olduğu gibi. Onu övdü. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. yahut akıllı demezler. ölümden sonra o da söylesin. Erkek kişiye asla. derler. hatırından bile geçirmeden. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm.» buyurdu. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. kadına asla gerekmez.«Bismillah. hatta sarı benizli görünür. Ama bu adam ölecektir.» dedi. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım. bilirim ki.» dedi. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. Bugün. Ama elbette makbuldür bu. Emir gelirse uymak aynı edeptir. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır. doğru yoldadır. Yani bu o demektir ki.» dedim. gelmek sayılır.» Görüyorsun ki. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler.» dedim. doğru sözlü olur. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım. Gönül hoştur. Ama bu söyle-nememiştir. Bazen namaz kıldığını da söylemez. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. «Sana vasiyet etmek istiyorum. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. başıma şeftali dikilsin. ne söylediğini anlayamadım.

Kadına. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur. Çünkü bize yabancı kalmış. mal. Ben ancak Mevlânâ için geldim.» dedim. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı.. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. Onun kendi şeyhini de göremedim ki. 131) Onda bir zorlama yoktu. Ancak hırka vermez. O nerede. «sakalımızı kestir. bir de Mevlânâ'nın. hem de Hak adamı vardır. böyledir. Bahaeddin nasıl ki o gün. onlara doğru yolu göstersin. olsun! Ne yapayım. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. Eğer Ulu Allah. «Vazgeç. «Gelin bana mü-rid olun. Gerçi âlem boş değil. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse. ağrısı dinsin. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. «Bu hırka Şems'indir> dedi. Bundan şüphe edilemez. Önce onun işini yoluna koyar. bunların kaynağı hep o. Seni görüp tekrar mezarına dönecek.» «O geçti. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. nebilerin. mülk verdi ve öldü. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. Allahdan bunu dilerim ki. Ona saygı gösterelim. Hele ne gerek vardı ki. Görmüyor musun ki. Görüyorsun ki. ister sıcak. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri.» derdim. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. aşılırsa o zaman o da verir. Dün. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi. dileğine. En çok incindiği kimseler. dedim ve hallerine acıdım. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. Her birinin inancına. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. ekmek ve gönül var. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. yüz bin ödül veriyoruz. (M. Hizmetinde bulunalım. uzaklaşmıştır. ağlayarak. Ancak ben de.» dedi. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. Hatta derler ki. Belki bin defa söyledim. Ancak onun içinde bir duygu var ki. Hep onu şöyle idare et. Mevlânâ da Hak adamıdır. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır. Dün gece yine dostları arıyordum. biri gelir de zorla. «Şimdi de kulağım ağrıyor. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. gönül alçaklığı gösterdi. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. Gizledim cehenneme gitmesin diye. . ayağım getir.» der. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak. Birinin böyle aşağıdan alması. Bu niçin böyle oluyor. Kera geldi. dağlarda tutmuyoruz ya. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. bizim olasın.» demesi başkadır. benim hoşuma gider. «Bize bir hırka ver» diye direnir. Ben de. Düşünmüyor musun ki. böyle yaşat ki. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. belki bir şeyh vardır. Şimdi bu suretle hırka vermek başka.» «Hayır. Çünkü onun hali bütün dostlar. Nihayet beş altın çıkardı. kendisinden söz nakledenlermiş. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. «Onu bana ver. o yine bu sıfatta idi. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de. O selâmı onun için verdim. «On altın verilsin. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir. edep dışı uyumuşum. onu sükûtî ve kapalı kılar. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim.» demişti. O bizimdir. düşmanlar.» dedim.» dedi.soğuk düşsün. anlayışına bir başkalık gelmiş. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim. onda var mı yok mu anlayayım. ayağımı size doğru uzatmışım. derim. ancak şu kadar öğrendim ki. (M. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu.» dedi.» dedim. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. çanak. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret.» «Mevlânâ gelsin ele versin. sonra hal hatır sorarım. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz.. Daha sonra. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. yalnız kendi işini görmek. Ben şeyhimi görmedim. Ötekilerini de. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. ayağını uzat da üzerine koyayım.

Bu hikâye uzundur. İyiye. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. onu geçebilsin. yer yer gezdiremem. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. «Ben dinleyeceğim. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır.» dediler. O. (M.» derse. Ama kendi kendine. îşte onda hiç ümit yoktur. (M. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. Benim bir âdetim vardır. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. O ise vekarlı kişidir. Biri kaçar kendini kurtarır. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. Ben de. dersten kaçar. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. bundan daha hoştur. o da laf arasında konuşur. bu ağzı mazeretle açasın. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri. Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider. ben de. Acele edersin. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. Bu çocukların ikisi de kararsız. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. Evet. her dükkânda çömelirim. Bu. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. Bu çocukta ümit vardır.Çok ayrı düştük. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun.» derim. dönek tabiatlıdırlar. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. Gariptir. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. Ben söze başlarım. öteki oruçtan tutmuş olasın. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. Çünkü o oruç. niçin onu düşüneyim. Kitaptan. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Eğer. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. duaya bel bağladım. Ağır davranırsın. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. ağır davranırlar. Semerkant. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. dün gece raks ediyordu. O İdristeki mana ise daha manevîdir. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. «Geç!» derken acıdan korkuyor. Kuran öğrenmeye teşvik eder. «Ben ne bahtsızım. 132) Ona ne diyelim ki. Onlara karşı da heyecanın artar. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. yabancılık göstermektedir. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. sarf etmiyorsun. başkalarının şiirleri! .» derse. her külhanda dolaştıramam ki. onlar ile yoldaş et! dedim. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. «Henüz vakti gelmemiştir. o demektir ki. 'ama bu böyledir. acele ederler. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. Nerede kaldı ki. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. Mevlânâ buyuruyor ki. Bu bir nimettir. Her işin bir zamanı vardır. Mevlânâ diyor ki: Filân. 133) Henüz pekmez satıyorsun. Öteki bu sofranın başına koşar. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. «O halde biribirimizle uyuşuruz. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. nimetin elden gitmesine acıyor. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta.

sana gevşeklik ve arıklık verir. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. binlerce veli.» Ancak. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez. Niçin. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. Şimdi yüz bin Bayezid de. mest.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir. «Onun etrafında dolaş. (M. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır. Bunu niçin anlatayım. .» dedim. bu sözümden de hayrette kaldım. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. Sevgiliyi arama yönünde öldü. Şimdi beni en çok korkutan nokta. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. Tekrar sordu: «O halde söyle. yoksa haram mı?» «Helâl geçti. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan. Kaldı ki.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. nebinin ayak tozuna erişemez. Beyit: Nice sevgili. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. «Ona el yetmiyor. Kadı ona yan yan baktı. çünkü âşık idi. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum. dostun mektubunu okumuyorsun. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez. (M. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. O halde nasıl reva görüyorsun ki. Ben artık ense. Halvette sizi hep hayırla anıyordu.» dedi. ancak dostların yüzüdür. Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. okşayıver. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen. Sonra gönlüm razı olmadı. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. Ancak onun vechi kalacaktır. Dün gece dedim ki. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. Yüksek sesle. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. Mürit. Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun.yetmiş kere açıkça görürüm. Şimdi sen söyle.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür. o da temizlendi. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı. önce bana sevgi ve saygısı vardı. Doğru söze tevil gerekmez. Söz.

Yakîn ve yakînde şüphe. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim. «Onu göremezsin. O felsefe yaptı. O hem şüphe. Bununla beraber. «Sana daha çok yardım edemiyorum.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. sana ansızın bir öfke gelir. İyi bil ki. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. ama başka bir su vardır ki. içindeki pisliklere dayanamaz. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan.» sözünün delilidir. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. ona. ıstırap çekerler. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. o dağ. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. onları geri çevirmez. Onlara bir şey görünmez. senin araştırma . alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. Ama. iblis. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. Diyelim ki. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. bâtının bâtını perde çekmiştir. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor. Bunlar Hak yolcularını görürler. Allah yolunun başıdır. ben sözü çıplak. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. yolcu odur ki. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. bâtın manasını ki ona. On beş yıl sonra da onu konuşturur.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. ama ikincisi daha manevîdir. Musa'dan başka oldu. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. «Ben. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür.» Başka biri de. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. Evvelkisi manevîdir. (M. ama o gözleri görür. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. Yine âyette. hararetli hararetli söyletir. sonra da bir rahatlık duyarsın. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. Hakkı arayan gerçek. müminlerin ilkiyim. İşte şu. Şu halde kendisini özleyen. taklit yolu ile değil.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. ne de Allah kelâmından bir şey anlar.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz. Görünen her nişan. Allah korusun o bir sapkın olur. Su vardır ki.» buyurulmuştur. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. O. (M.» der. yoksa aranılanın nişanı değildir. Bu. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. dersin rahmetini yine o götürdü. Hakkı arayan. benim için ne gam!» cevabını alır. «Onu gözler göremez. senin benliğindir. Ama tekrar söylemek gerekmez. Akar su pislikleri beraber sürükler. Asıl aranılan da o mertebedir. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. Zaten taklitçi. O. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. Bu sözler hep arayanın sözleridir. «Ben de üzülüyorum. o saçı ile. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. Kuran'ın içyüzünü. bu deyim manevîdir.» der. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni. Bütün bunlarla beraber diyorum ki. sakalı ile kapıda kalsın. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. Âlemde. O zaman iş şüpheli olur. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. rahatları kaçar. Eğer. Çünkü mademki ben diyorsun. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim. arayanın nişanıdır. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. hem de yakın mertebesinde kaldı. Bu takdirde. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün.» der ve «O halde. ne onun bunun şiirinden. evvelkinin dışında olsun.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği.» deyince de. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. «İster olsun ister olmasın.

Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^.» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin. Onun kıyasını. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. o uyanır. sen benim isteğime uygun hareket ettin. yaşıyanları görür. kendi haline uydurmuyorsun. Kendinden söz söyleyen kimse. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. yol kesildi.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir. Sen de o umum istekliler arasındasın. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. onlara yardımcı olurlar. arayanlarındır. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. velilerle nebilerdir. Hep kolaydır. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler.» Cevherin kıymeti kendindendir. cevher ona der ki. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. ister uyumuş olsun. Ama cevherle iddiaya girişir de. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. dinliyorsun. bu bana yeter.. belki umum sırasında bir şey istedin. ancak Allah lütfunun. «Hud sûresi ve benzerleri.A. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. beni ihtiyarlattı. ister ölmüş bulunsun. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. Allah seninle beraber olsun derim. Hazreti Muhammed (S. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse.139) Bu bir feryattır. Nasıl ki.» dedi. Şüphe yok ki. Kuran'da. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. işler düzeldi. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur. o divanedir.) hakkında söz söyleyebilir? Bu. «Yoldan. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. istirahat ettirir. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. iş bitti. yetim inciye asla değer biçilemez. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. dedim. O zaman o kimse direnmeye başlar. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır. «Ben seni çağırdım.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. Bayram geri geldi.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. akıllılardan değil. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır. «O Ayaz ki. ona İsa nefesi gerektir. (M. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır.» diye yakındı. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. inayetinin. ona ayakbağı olacağım. Siz onun sözüne bakmayın. Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. Bundan sonra da ben konuşacağım. Ama bu ayrılış dileği değil. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler. «Bunu bir kere divanelerden soralım. Her türlü pişmiş et gaz yapar. benim için zahir bilgisi sayılır. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. (M. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). Ömründe hamam yüzü görmemiş. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın.A. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . kendi benliğinden dışarı çıkmıştır. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir.» dedi. Dinde ve işte geri kalmışlardır. Akıllıya gelince o da şöyle der.» «Evet. bunun yüz bin. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun). yedirir. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı. ama bunda pek az gaz vardır. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. «Dur. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur. demektir.

Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. çünkü anlayamazlar. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. özellikle bilginlerde. korkak. ama bana su lâzımdır. Eğer iş böyle değilse sen. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz.. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. Söz başka bir yere gitmez. kime ziyanı var? (M. Onu her gün şeytan aldatıyordu. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. bir mürşid gerektir. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. o benim isimdir. yahut sadece temaşa davasın. Görüyorsun. Ama o sözü kendine söyler. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. Bu bambaşka bir iştir. Yahut ondan daha aşağılık. bir kere de başı şişmiş. Kaç kere su dökünse üşenirdi. açığa vurmamzdır. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. üzüntüsü de bana düşerdi.» «Bana edebi. îster çırpınsın. ondan bir şey esirgediği için değildi. Yeni erginlik yaşına girmişti.. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. Ama çok zararlar ediyorsun. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. onu öylesine nefsine düşkün. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. Ama eğer yapacağı o temaşa. «Kendimle hoşum.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. Zındık bile bilir ki. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. derin duyguları dışarı atmanız. başka bir sefer de söylemiştim. daha fazla olmasın. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. sen bir anda tekmeler. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. Eğer Nârenç bir günah işlerse. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. ister yılan gibi kıvransın. Medresenin hocası dedi ki: Evet. ben diyeceğimi dedim ve gitti. Onun hali bana kapalı idi. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. alt üst ederdin. Allah fakirlerinin işi boş değildir. . Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. Bütün onlar iş hesabına sığmaz. Dine de faydası yok. Benim sizden istediğim. Ama bu. Onun günahı senin boynuna yazılır. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. ben birkaç kelime söylüyordum. yolculukta. onun için korku yoktur. ağrımaya başlamıştı. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. Diyelim ki karnım toktur. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. bana bir su ver diyebilir.» Pirlerde bir onur vardır. Onu âlemde yaymak gerektir. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır. postunu bir yere götürdü. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım. Mecusîdeki sevda başkadır. ilk günü biraz geride oturursun. Nasıl ki şair. Sana Halep'te ne dualar ettim. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. sana bir faydası yok. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. Sonra bütün dşler bozulur.» demiştir.» Hoca. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun. bir melundur. (M. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. konuya dayandı. bir dilektir. Şeriat zahirdedir. Eğer böyle yapmasaydım. Ancak daha vakti gelmemişti. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. içinizdeki coşkunluğu. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi. Allaha böyle yalvarınız demektir. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. Nasıl ki. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. rengi sarardı. Benim yirmi günde başardığım işleri. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır. oraya götü-reyim de.» da kuru davacıdır. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki.

umut gününde aşk. cimrilik yönündendir derler. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. (M. Dedi ki. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır.. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. Sen arkamı örtersin. Onunla çok konuştu. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. Eğer sen imanlı kişilere. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu. Yanılsa bile ona fazla önem vermez. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. bu.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. Şiir: Yazık ki. Belki her gün bana daha iyi gelir. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. belki daha çok zahmet çekecektir. onu ben Allahtan istiyorum. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. ama şüpheli konuşuyordu.ben bilirim. Nazar değdi. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. Hak. Diyelim ki. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. Zamanede soğukluk vardır. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. İş adamı.götürdü. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. onu bizim tarafımıza çekiyorduk. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. Biz. O.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm. gece sabaha kadar rahatsız oldum. oh!» deyiver ki. Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. önüm isterse kış olsun.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. İlk defa buna çok . «Bu yanlıştır. «Vahşeti anmak vahşettir. «Kilise gereklidir. Bir gün. Öyle kişi ne acımakla.» dedim. Eğer başka küçük biri olsa. yaşlı olsun. Biri yüzünü halka çevirirse. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik. o dost da kendisinden kaçar. Sen. «Oh. bedenimi sırsıklam etti. Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur. bu bana zarar vermez. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. Vücudum pek narin. O şeyh. (M. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. arıyordu. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. ileride bunları da anlatırım.» derler. Önce. Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. yağlar ve fareye kaptırır. Yani kendine çok nazar değdirir. Sen Erzurum'dansın. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu.şekilde kim ifade edebilir. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez.» buyurulmuştur. «Şüphesiz. düşünmez.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor.) yanında oturtsalar yaraşırdı. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. bunu yazmak gerek. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor. Bende öyle ateşli bir hal var ki. kâğıdı tutar. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir .A. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. O taliplerden idi. Ancak bu işi . Rum ülkesinden genç olsun. içki bile ona ziyan vermez. açlıkla önlüyorum. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz.» Ben ona çok inanırım. Bu kimin sözüdür. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır. Ömer'in dilinden konuşur. O. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. hiç kimse bu duruma katlanamaz. başka biriyle dostluk kurar. beni kendisine çok güvendiği zata. ortaya bir söz atıyordu. İşte ben onları sağlam tutarım. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur.

ledün ilminden sözler vardır. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. (M. başka bir şey de yemedim. «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. İster inkârlı olsun. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. Haktır. halbuki çömezler açtır. Hemen bıçağı yakaladı. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz.acı ve üzüntü duyar.» dedi. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. Mu-hammed'in (S.» buyurmuştur. ağlar. Ancak bu daha yenidir. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. buna hiç bir şey engel olamaz. gönlüm perhiz istemez. bu işe memur olduğu için. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem.» dedim. «Hûd sûresi. şekerler koy. ona göre iş görür. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan.A. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. Allah kullarından kimi iş adamı.) hesabına Ali konuşmaz. bir hekime koşar. Bedenim arıklaşmıştır. Bugün benim bayramım da. Eğer onlara dönüp bakarsa. son derecesine vardırırsa . Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki.A. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. önüne helvalar. beni kocalttı. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz. bulamıyoruz. Ben dün birazcık çorba içmiştim. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. Bu şeyh. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir. Dün sizi hayırla anıyorduk. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. ellerinizde ekmeğiniz var. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. Mevlânâ'da. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. 144) Daha fazla ilerler. Bana hayat neye yarar.» Gidiyoruz. Yazıklar olsun o güne ki. «Orası uzak. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. . ona göre hiç de güç değildir. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir. hiç bir yerde durmadan. Ama Hazreti Peygamber. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim. ister inkârsız. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim.) diliyle konuşmuştur. sözü iş kuvvetiyle birleşir. onu avlamak için yine yakalarım.» Bunun cevabını ben vereyim. o gerçekten susamış değildir.başka bir zaman yine giderim. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. kimi de söz eridir. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. Mevlânâ. (M.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

ilim. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. ne ululuk var bende. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. Allah kitabını arkamıza attık. neden? diyorsun bana. Gerçi diğer bir âyette.» Hayır bu yanlış değil. beni kutladılar. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. makbul kişilerden olurdu. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. Mevlânâ da kıskançtır. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. silâhlı kişiler gizlemişti. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. O âyet içinde âyetler vardır. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli. gerçeklemesin. Olmıya ki kimse işitsin. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. Bana asla bir kimse cefa etmedi. O bin aydan hayırlıdır. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. kötü söz söylemedi ki. Siz gitmeyin.. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. hareket etmek gerekiyor. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. geri durayım. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. Ben bir hizmet görüyorum. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. Hep devlete kondum. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. nasıl hoş olmıyayım. 155) Kera Hatun bile kıskançtır. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. Ama aylar arasında gizlenmiştir. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. Halbuki. Kendi kendime adakta bulundum. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. özgür kalayım. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi.. Sonra benden ayrılmıyan. Bana «Dünya müminin zindanıdır. Efendi ev sizindir. ona ulu Allah (M. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. görelim ne demiştir. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. Aman ne izzet. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar.» deseydi. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. Ben zindan görmedim. Ben hoşum. arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. Mevlânâ'nın sohbetinden. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. Kadılık. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. ben o gün gider bir nargile içerim. Ben sana ne dedim. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. tekrar teşekkürler sunayım. Ben sanki bir inciyim. Mademki soruyorsun. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. Allah da böyle buyurdu. öylesine zaman ve mekândan uzak. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. . celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

» buyurulmuştur. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı. Hayır. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan. «Doğan kuşuyum. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur. Olgun söz böyle dolgun olur. Şiir: Üstadın aşktır senin. O. zahir bilgisi.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. Görmüyor musunuz ki. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur. «iyi davranış. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. ancak haraç verir. «Müminim. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin.» buyurdu. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar.» Pişmanlık duysun. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. Ama söz eridir. Sahabeler. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor. (M.A. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. Yarabbi. Sana. O ahmak bir iş yapar. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak. senin uyruğunum. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince. Her nerede bir kavga görse. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. Garip hadisler arasında anlatırlar. Hazreti Peygamber (S.» der ama siyahtır o. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. «Dostunum. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti. Bundan daha önemlisi. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır. ne de burada kalmak imkânı. duygu ve düşünce yönün-dendir. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. Yine hadiste.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur. Çünkü yoksulluk lokmasıdır.» (M.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm.» Ama istiyorum ki. «Gel şu savaşı. ince. «Ey Allah elçisi bize bildir. kargadır. çünkü kâfir değildir. Müslümamm. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. Cebrail'in.» der ama değildir. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. tatlı dildir. kendi keyfimce yaşarım. «Hak kulun aynasıdır. tecrübe sahibidir. ona göre konuşur.» diyor ama imanı yoktur. Ama bu pek yaygın değildir. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. gözünüzü kulağınızı açasınız ki. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir. Size demiyor Her görünüşe muyum ki. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir.» dediler. artık heva ve hevesten de üzgünüm. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun. . «Dürüst adamım. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım. şeytanın hilesiydi. «Beyazım. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. Müminin aynasıdır. bir söz söyler ki. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. Halbuki aldanmayasınız. resmî işlerden bir bilgisi yoktur.» der. ikinci lokmaya. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. Mümin üzerine şükretmek gerektir. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. kitap da yazmamıştır. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum.» anlamına gelen hadislerdir. kul da hakkın aynasıdır.» diyor ama dürüst değildir. «Mümin. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı. her fenden. savaş sevdasındadır.» buyurdu. O.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır. çalışır ki. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti. şeytanın teşv'ki. Gönlü çaldıklarına bağlıdır. kendi havasına uyar atılır. soğukluğu açıktan belli olur.yapamam.

Kullar başka bir toplumdur. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki.» anlamındaki hadiste şaşaladım. daha geniş. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor.» . Kendimde küfürden de. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. ne iman. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben. iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. Senin perhizin. Allah kelâmıdır. «Zindan nerede?» diyorum. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz. «müminlerin zindanı. Gönül ki. bir din bilginiydi. «Bu adam Farsçadan anlamaz. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. Başı sonu belli değildir. Ne Yahudilikten. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. Ben onlara (M. yahut nezaket icabı sanırlar. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir. dostluktan da değildir. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. helak oldu.» dememiştir.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. kendini karanlık bir âleme atmak. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir. o Fatiha okumasını bile beceremez. «Sen lük. Her ikisi de birdir. Şeyh ona seslendi. feleklerden daha büyük. namaz vakti geçsin. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. zindanı kendimize bostan yaparız. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. yönünden değildi.» demiş.Dostluk o mudur ki. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. her saat yüzüstü kapanıyor. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. Hayret edilecek nokta şudur ki. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. sen Müslüman olarak öleceksin. gizlice eteğini çekerler.» Bu yol çok çetindir. Ama Hoca işi sezmişti.. güzel bir eşek. daha hoş ve aydındır. Biliyorlardı ki. alsın da giysin diye. çirkin hayallerle oyalanmak. imandan da bir şey bulamadım. Ne çar'e ki.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler. Şimdi söylemek gerekir ki. 170) Su sertçe akmaktadır. «kulların zindanı. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır. Bundan dolayı âyette. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S.» Bu hoşgörme. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir. der geçersin.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir. ne Mecusîlikten. (M. Hoca. Zaten doğru konuşmak lâzımdır.. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. ahval şöyledir. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. Onlar bu hali yorgunluk. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir.A. yahut başka sebeplere yorarlar. «Şimdi bende ne küfür kaldı. çabuk çabuk.» Ona dediler ki. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. Topal eşeği bana getirdin. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. O da öteki gibi gülmez ve der ki. Şeyh. dostu uyurken biri gelsin. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. «Dünya müminin zindanıdır. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. Ancak şu. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti.» dedi. vesveselerle. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur. Meliki Âdil ona çok inanırdı. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. arada duraklıyor.» dedi sultan. Şimdi öyle hoşum. Dost ile her ne gelirse. derler. «Getir şu pabuçlarımı. göklerden. «Gel de şimdi anlat bakayım.» dedi. kâfir ölmeyeceksin. Senin huzuruna geldim. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. «Ey ulu sultan. kurtulacaksın ateşten. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz. Ancak o hazret. eteğini çeksin. Siyah şalvarlı denen. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor. Nasıl ki o gün demişti ki:. elbisesinin bir kenarını açsın.

bu günahsız Kimya'dandır. Kendi kendine: «İş gönül işidir. Ona lütuf da yaraşır kahr da. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. Yallah aslan gibi erkeksin. «Tamam artık yüz sopa oldu. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. Şu halde demektir ki. Çünkü zıp. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki.) dininin yol kesicileridir. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. Ebubekr Ömer'e sormuştu: . ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir.» buyurulmuştur.» O erkek . Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. Gizli bir topluluk da vardır ki. onlar da gizlidirler. «Ey hoca. yaraşır. «Senin için pirinç mi pişirelim. Sen ise gidiyorsun. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor.A. Nasıl olur ki. feryatlar. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. demiştir ki. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. O biliyordu ki herkese. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. Fare dağılmanın. Hiç şüphe yoktur bunda.» dedi. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S.A. söyleyemem. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor. Birçok has Allah erleri vardır ki. Yanmak ona derler ki. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. Nasıl ki. birleşebilselerdi. O bana karşılık olarak bunu yapar. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti. Hazreti Ali daha cenkçi idi. «Ey ahmak. eteğimi tutmuyorsun. Sonra diğer bir âyette. 172) Korkma hemen söyle. elinden âciz kalıyordum. Bundan faydalandın. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun. Ondan çok zahmet çektim. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. (M. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. Meğerse sevdalı olmuştur. Benim çöme-zimdir. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. Ben dedim ki: O.» dedi.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi. oradadır o.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. Bir sopa vurunca. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. Nasıl ki. kudretli bir kişisin. onların her şeyi gizlidir.dişi kerim değildir ki! Evet. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. Âyette.» Evet. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. «Kabe'nin içine giren güvende olur. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar.» diyordu. yanlış okuyor. onun aksi sıfatı da vardır. Ali için o öldü. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. Ev bana çok yabancı geliyor. Bazı şeyler var ki. sizden de şifalar olsun demek. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. Artık gideyim dedim.» Ona dedim ki. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu. Bu bağa gitmenin etkisidir. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi.) düşmanı da Yahudi idi. evet oradadır. zıp sıçrıyor. bu fareleri temizlemeye çalışırlar. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir.» Senden hapşırmak. «Etrafında bulunanları kapan. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin.» dedi. hizmet gönül hizmetidir. (M. Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır. sırlarını herkese açıklamazlar. Kerim. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı. Hakkın terbiyesindendir. Ben onun için öylesine kavgalar ettim. korkular vardır. Eğer böyle olmasaydı. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir. kerametleri gizlidir. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum. onu görür görmez boynuna sarılayım.» cehennemden söz edilmektedir. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. kedi topluluğun remzidir. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. Bana böyle sövüp saymazdı. Tekrar hapşırdın mı. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. Benim adımı ona söyle. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir.A. Güya pazarı yakacaktı. «İki horozun yok mu?» «Var. oruçtaki açlık nerede. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi. Hiç olmazsa kaçarlardı.

«Şeyhten yüz çevirdikten sonra. ona çok iltifat gösterdi. «Bidatçıyım. bu namazın hakikati. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu.» buyurdular. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi. İstiyordum ki. Ben diyorum ki. Konuşmak düşüncesinde değildir. «Başını yere koymak. «Böylece fesadı. Sordu.» dedi. Bunlardan da kâh birinden. Yüzüstü düştü ki. Ben hiç kimse için.» Nasıl ki. benim de maksadım bu idi. Aynı zevk ona da erişti. Hazreti Muhammed (S. meclisimizin süsüydü. sonra içeri geldi. Şimdi mecliste değil. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. perhiz ettim. onlar imanlı kişilerden değildirler. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. Ancak başlangıçta görüyordum ki. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim.A. dedim. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. O zaman bu hal yok idi. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü. vücudunu ayakta tutmak ayıptır.» dedi. Yarlıganmayı da. bozgunluğu önledim. «Doğru söylüyorlar. Ben de. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki.» İnanmıyordu. su döktü ve meclisten dışarı çıktı.» «Doğru söylüyorsun. günahkârdır. Tekrar inancı bozuldu. Ama içim çok hararetli idi. bir ayağını o delikanlının kucağına. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. bir hafta hamamda kalmış. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum. bir çılgın gibiydi. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. Asıl söz eri. Bu sefer feryada başladı. Bir şeyden anlamaz. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi.) bile. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm. Rubai: O put. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. Bu saatte de zararlı çıkardık. Onun hali nasıl olacaktır ki.» dedi. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. Ama daha çok onunla konuşurum. o buradan gitmeye karar vermiştir. şeyh arkasından seslendi. istedi ki geri dönsün. Şimdi sen bana söyle bakayım. Vaiz başladı. karşısına geldi. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı.» diyemem. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. «O fasıktır. Koşarak geldi ve gördü ki. dilberiydi. (M. kâh ötekinden şeftali topluyor. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin. başka bir sefer daha söz. . Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış. beraberce oturdu. aşırayım da onları susturayım. Bu zevk sahibi bir adamdır. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. bunu istiyordum zaten. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim. Ateş mangalında kebap pişiriyor. onu ziyarete koştu. Zaten bende söz kalmadı. selâm verdi almadı.» dedi. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. hakkı gözetirim. henüz satranç oynamakta. Müminler tek bir vücut gibidir. ne de kötülük düşünürüm. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü. Hakikatte o bir dosttur.» dediler.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). pek levend bir boyu var. eksikliktir.» buyuruyor. sevgim vardı. «Senden adalet yağıyor.» derler. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir. Şaşırmış hayran kalmıştı.

Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. Davette. külah ister.» diyor. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. beşma vurarak. O zaman zaman bizi gerçekler. Bu gün beni bırakmazlar ki. Hayır onu gözümle görmeliyim. «Gerektir ki dışarda kalayım. Böylece birlikte olalım. gideyim. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. Tekrar bağa dönmek de boşunadır. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. Beni cennetin kapısına götürseler. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. Perhiz yapıyorsun. Her zaman böyle olur. Allahya ant içerim ki. Birkaç kerre gördümki. asla. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. asla!» diyordum. Orada Bedr'e gitti dediler. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. Eser hemen açıkça görüldü. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. başka anlamda söyleyeyim. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. o kimsenin haberi vardır ki. bana zehir tiryaktır.» der. yine o kimseler toplansınlar. ben bunu kırayım dedim. Benim onunla görülecek başka işim yok. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim. gideyim. (M. Bana güldü.» Bana para verdi. Dedi ki. Ona. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. cemaat dağılmıştır.» Sentakstan. Ben diyorum ki. tekrar içeriye uğrar. «Otur!» diye söylediği yere gitti.» dedi. İçi boş ise. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. Onu görmek imkânı da yoktuf. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. . Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Sana. işleri ondan başkadır. Belki âciz ve zavallı biridir o. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. Nasıl ki Şahap Herive. Eğer ben suçlu isem.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun. Ben kötü ettim. «Hayır. (M. kolaylık göstermekte kahır da vardır. eteğini boynuna atmış. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. Diyorum ki. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. benim seninle işim yok. Bana. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. falanın yanında yatar. içini o marifetten boşaltmak gerekir. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. O orada mıdır? Orada yoksa. Bunun delili de. Benim cehennemim. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. Çünkü onu bağda göremiyecek.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet. Gizlice kendini dışarı attı. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. Yersiz. Zaman zaman da. söyle ki. şahit olunuz. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. Yallah ki. Cehennem benden sorar. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir. Kerim'in. (M. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. kendisi sentaks olmuştur. söyleniyordu. gözünde yaş b'rikir. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. sen bilirsin. şimdi artık hiç günahım yok. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. «Benim bir arzum var. iman getirir. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. onu bana bağışla. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. O kimseler ki içerden değildir. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. benim sevgilim senin önündedir. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. selâm verirken bugün bizi sormuyor. Hazreti Ebubekr. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. lütuf da vardır. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. Bugün tekrar tövbe etti. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. O ihtiyara. farkında olmaz. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor. benden çekinmekte ve korkmaktadır. Benim. Halk Yahudilere bile. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. önce kapıdan bakarım. Zaten onun Allah olması imkânsızdır. nerede diye sorarım. demektir. hiçe sayıyorsun. Öyleki. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. Bunu söyleyince gitti.» demişlerdi. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. O halde bana da izin ver. der. hatta Çelebiden. Onu bana ver. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe.» dedi. Sen bilirsin. anlamak da istemezler. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor.

Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. Sen başkalarının imamlarındansın. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. «Şimdi sen ona yapışma. elimi eteğimi bağlayan nokta. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. Benden rica etti. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil. bacım kesiyorlardı sanki. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. hem can olsun? Bu imkânsızdır. yol. 178) Karnı yırtılıyor.» dedi.» «Böyle söyleme. o büyüklenmezdi. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. Eğer konuşuyorsun dersem. îşte . Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki. ğim icabıdır. söylenir durur. iki yıl otursun. Ne dedim ki.» dedi. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. O kötü huylu koca. gözü arkada kalmasıdır. Ona kendi gözü ile bakmayın.179) O kimse candır. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar. Asıl beni üzen. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın. Padişah yolunu çevirdi. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. Görüyorsun ki.» diyor. Böyle yaparsa. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı. benim nikâhıma girmiş. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. «Nasıl olur?» dedi. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar. «Ben seni istemiyorum. Bu görünürde böyle değildi. Hani nerede araştırın da bakın. bana ayıp olurdu. «Şu tarafa gidelim. Dışarı çıkmadı. kendi bilgisi perde oldu. Ona. «Bu açık sözleri işitir. Külhancı. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım.» (Âli İmran sûresi. onun gönlü bende. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki. cariyeme bunu söyledim. Bunu yapmıyorsam erkekli. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise.» dedi. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın. evet diyorsun. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı. tekrar söyle.» dedi. (M. niçin evet demiyorsun. «Teferrüç yani gezinti. «Ne dedim ki işitsin. bir ev tutsun da gitsin. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım.» Firavun ve Nemrut için.» diye soruyorsun. Sonra bu. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. Bu. (M. karıma böyle dedim. Benim nazarım. Bundan keder yoktur. Beni bilirler. hem kalıp olsun. üstünde sövdü saydı. külhancı ile kavga eder. başkaları da ibret alsın. gizli sözü anladı. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle.» cevabını verdi. «Ona on gün mühlet ver. Adamın sakalını tuttum. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim.» dedi. Ben zaten itiraz ediyorum. «Gönlüm böyle istedi. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. «Bedr'e ne yapar?» dedim. O.» dedim. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz. Başkaları da senin imamın. bir ara geleyim. Bir zamiri. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. Ben kılıç ile teklifsizim. ona öyle bir şey yaptım ki. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. o iyi bir kadındır. Bu itiraz demektir. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir. iki ay otursun. imamlar uygun görmüyorlar. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü. «Külhancılara değil. kendini asla aziz saymazdı. «Aman işitiyor.» dedim. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor. Şahit getireyim.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. Bu işten dolayı özür dilemektedir.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim.» dedi. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle. Allahdan üstün kimse var mıdır ki.» «Ona söyle ki.» dedi. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur. Kaynanama şöyle dedim. Padişahın biri. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. Onun aslı külhancıdır. ona uygunsuz sözler söyledi. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun. birer birer yoldum. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. Eğer varsa söyle. Bir zümre vardır ki. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. (gizli bir sözü) var.

Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır. Bazı gerçekçi araştırmacılar.Kuran'da buyurulduğu gibi. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler. O güzel sözlerden. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. Hazreti Mustafa'ya (S. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. bu da onun aynıdır. Söz ancak onun sözüdür. bir de bilgide uzman olanlar. Bazıları görünüşte onu yok ederler. güçlenir. Eğer sorsalardı. «Onu bir Allah bilir. (M.A.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. Bunu. Bu. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. Senin görüşün onun sıfatları iledir. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. Allah işidir bu.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor. gaflet uykusundan uyanırlar. ne de maksat ve manâsım anlarlar. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler. Açık ve kapalı anlatılmıştır.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki.» dedi. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). O beni yedirir içirir. de ki. Güneş yerine çıra yakar o zavallı. geri al derim. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. Onu uygulamak ister. hali olur. «Kendimi kutlarım. aynı âyetin sonunda. ona gülmüştünüz. uyanık gönüller uykuda da iş görür. o benlik davası kendisinden gitsin. birçok gizli noktalar açıklanırdı. Olur bu işler olur.» buyurdu. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. ancak Allah vardır. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. akılla bayındırlaştırırlar. soru yönünden söylemişti. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki.» (Kehf sûresi. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. Yarın vaiz etmek gerekiyor. Pisliklere. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. ister olmasın.» sözü pervasızcadır. 180) Hazreti Muhammed (S. karanlıklara ve oburluğa. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur. Hallac'ın «Ben Hakkım. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. o halin. bu icar sözleşmesini bozsunlar. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. Herkes. Allahnız tek Allah'dır. her hangi biriniz gibi değilim. ben miyim? Vardır diyorum. şikâyetler. ama bir kapı açılmıştır. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. ama. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. bunu artırabilirler de. Bu bana da yaraşmaz. Nasıl ki. Ama önce inkâr ettirir. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur. Senin elin ayağın taklit ile uzanır.. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi. Allahmın yanında gecelerim. 181) ister değişik olsun. . Bayezid'in. Çare yoktur. her hangi biriniz gibi değilim.» yolundaki sözleri. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir. Bütün zamanlar. Senin söz üstadın bilmiyorum. ayıplamalar başlar. Bu zordur. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. bana olan saygıyı artırmış olurlar. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. «Ben. böyle söyle. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim. dil işi değil muamele işidir.» sözü daha kapalıcadır. Bu sözleşmeyi bozmak olur.» buyuruyor ki. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M.

182) Nerede o biricik evlât ki. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır.)' yüzüğünü çevirince. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz. . Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler.» dedi. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz.» dediler. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu. ikinci gün bir kaç altın verdi. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. Allahtan korkmazlar.» derse o başka. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım. bundan önce kılıyordun. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti. Allahnın. «Bana bir iş buyur. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. insanoğlu değilsen hayır. yeryüzünde değildim. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana.» dedi.» dedi. Biz. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler. Kitabım boynumda. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. Her gün bir satır okursan böyle olur. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile.A. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim. beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur. Güya havalarda uçuyordum.» Uzaklık. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. Diyordum ki: Yol. gırtlağın ki. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. Ama gördük kü bu vaiz. «Bir oğlanı seviyor. ev gibi değildir. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz. açık söylüyorum.» dediler. O bir köşeden geldi. Lala hikayesini birinci gün yasakladı. Bu. Sen namaz kılmıyorsun. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim.» (Müminun sûresi. İyi bil ki. bunun için hikâyelerin en güzeli. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. «Bu böyledir.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. İçimde bir müjde sevinci vardı. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor. yarın yerleri cehennem olacaktır. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi. hep biricik oğlunu arasın? (M. «Bu karanlıklar içinde oldu. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak. Hazreti Muhammed (S. (M. Halifenin ya-kınlarındanım.ve öyle adlandırdılar. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı. Bu Lala işidir. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik. Ey senin o. başka sözlerle meşgul olursun.» dedi. «O pislik yuvasıdır. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor. Rum diyarında kadılar kadısıyım. artık bizden vaiz istemiyecek. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa. Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın. büyüklük Mevlânâ'dandır.

184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. O iman karşısına gelince. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. bu bana bir başlangıçtır dersin. Senin güzel bir cariyen olsa. sırf sevap kazanması için tutar. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. onların hangisi erkek hangisi dişidir. nükteler vardır. bozuk ve çirkin görünür. öte tarafta yersin. Bunun misali. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. ama bir ölçüye göre. Allah bilir.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. bu nerede? Bu birinin yaptığı. Bunu öğren ki. Her millette erkek de dişi de vardır. Şiir: Hârâbat ehli oldum. Ama onda halk için faydalar vardır. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. Bende hem şarap var. Çocuğun biri. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. (M. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum.Herkes mademki onunla kendini süsler. Belimi. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti. öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. erkek ve dişidir. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. O nerede. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. Yoksa kendi nefsinde güzeldir. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. O kimdir ki. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. kuvvet yardır. biri bir şey bulamadığından aç durur. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. geride başka insanlar da var. Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. serttir. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. gamdan kurtuldum. Nihayet kendinden insaf et bir kere. yaramazlıklar yapar ki. hep uğraşırlar ki. ona. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. Ancak bir toplumda yoktur. O özgür erlere hizmet yolunda. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. hem güzel var. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. ne Kuran okuma kaygısı. Akıllı adam onu bilir. örtünsün diye. Deniyor ki. hem ışık. ne çare ki. binlerce cilveler. hanımının erkek kardeşi de onu görse. Bari onun sözü. bunlar. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. onun sağlam zünnarı ile bağladım. kimse kendisini tanımasın. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. oturdu. Bende ne zabitlik kaldı. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. Demir nefsinde demirdir. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. Fakat bakıra . (M. Bizim aşinamız. 185) Küfür bile çirkin değildir. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak.

O yavrunun yüzünden. nefsiyle bilir. Ancak onun vezir ve. onlar benimkilerdir. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. hayınlık ederiz. bunu kabul edenlere de engel oluruz. demirden ziyade. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. Artık el açma bize. Görüyorum ki. Gümüşe sıra gelinceye kadar. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. Ama balığın suda yaşadığını isbat için. isbata hacet yoktur. O bununla övünür ve onu bozmaz. Diyelim ki. çünkü biz gittik elden. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. altın. Kuran'da. onun suda yaşamasıdır. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime. onu affeder. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz.göre derecesi daha aşağıdır. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. onları ilgilendirir. Başka maksatları da olamaz. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. Çünkü o suda yaşar. onun hiç bir bilgisi yok demektir. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. Vezir. Çünkü bakır her şeye elverişlidir. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. Halife kendisi için iyi olanları bilir. Dediniz ki. ne iyi olur. göklerden dalga dalga nur yağıyor. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye. Sonunda anlaşıldı. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada. Bunlar bir toplumdur .» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun.» deriz. kimya işinde elverişlidir. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. Halife bir zümreye beyaz. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır.. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. Onun bundan başka işi yoktur. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. davaya. yine gider. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. 186) Şiir: Ay yükseldi. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. sudan çıkmaz. çok güzeldir ama. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. su korkusu ile öldüğünü görürsen. Öyle ise en azından ona. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M. îsrar edersek evet der. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. o balık değildir. bir zümreye yeşil. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. şahide. her kılığa girer. mücevher. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. Eğer böyle olmasa.

O kimdir diye sorarlarsa.. biz ne biliyoruz. kendisi bilir. bu hal ehlinin kulu kölesiyim. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var.. manalarla dopdolu idi. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. onu övünce. «Susun. Artık bir şey söylemez. Alâeddin'e. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. ben de başımla işaret ettim. Kerim'e söyledim. Benden çok incindiler. 187) Allah bizim aramızdadır.» Parmakla dokundum. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. çünkü hastaydı. O başka mesele.» «öyleyse. (M. değildir. filan kişi filanı istedi. «Düşmanın oyununa dikkat et. karara saygı göstermek gereklidir.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. 188) Ben çocuktum. O gece. satranç oynayanlara. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki. kılı kırk yaran. ona bir ziyan erişirse yazık olur. bu meseleleri kesip atsın. Sözünden başka hali de değişti. Sen büyükler . Onun çocukları için oldum. diyordum. nurun etkisiydi. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. Başım salladı. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. Bir daha ağzım açılmadı. düşmanın oyununu görebile-sin. Ama kendimi tutabildim. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. O seni açtıkça açılıyorsun. o ayırt etsin. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. deyimlerle. dediler. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış. Ama bütün içim sözlerle. Ben ona. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki. Bu azarlama onlar içindir.» diyorum. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun. karanlıktadırlar. Eğer iki dost. ona bir şeyler doğuyordu. falan evde öleceğim. O bizden atılmıştır.» dedi. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. Öfkem geçsin diye. ne yaptım ki. O.» O övmeye başladı. uzaktan huzurda olursa. kendine oyun oynuyorsun demektir. Erkeklik odur ki. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. onun gönlünde parlayan. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. sen Bayezid'in mertebesindesin. beni buna zorluyordu. Bununla beraber zordur. Öyle nazeninler ki. benim babam ol!» diyordu. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. Eğer yal-nızsa. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. Bu saatte ne var ki. onlara iki akça verip. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. Ama burada karar iş arasında veriliyor. ben söyledim. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. bana sordu. O Hâcegî denilen. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı. beni kurtardı. Gerekirdi ki. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar. Ona bir peri verdim ki. ne yapayım. «Hele bir sor. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. artık hiç bir şey söyleyemedim. neye karar verirse inayetle baş eğmek. şahitler meclistekiler benden uzakta. kaseyi doldurup götürebilirsin.» dedi. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz. Şemseddin sizden bahsediyor. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. Onların duyduklarını duyanlardanım. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım. ben. seni isterim dedim. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. onun hastası olmuştu. uçtu gitti.» dedi. Bizim nazenin kullarımızdan biri. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. Allah'dan Allah'yı istedi. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. (M. «Bana gel. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki.» der. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir. ondan bir elma istedim. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. îş arasında el çırpanlara.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. bana verdi. Yalnızdır. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. gemiye atlayanlara.ki. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı.» der. hayır ben. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. Ondan sordum. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı.

iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. neşelenirler. işitmiştim ki. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. Hak benim elimdedir. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. mest olurlar. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası.» buyuruyor. Bu çok garip şeydir. Su dağıtılan yerde bana bir. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. söz söylemez. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. yüz bin dağ gibi ağır. insan.» derler. ürkerler. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte. vücutlarında parlar. dışarıda saman çöpü gibidirler. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. cevheri kırma . Hak onların yüzlerinde. «Bu nasıl raks?» deseniz. bu. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. cevapta terbiyesizce davranırdı. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. öteki başıboş ve yularsızdır. bir şey okusun.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın. ama benimle birlikte değildir. sözünden dönerdi. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. Allah. şöyledir böyledir. Mademki yanıyor-sun.» demişlerdir. utancı.. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. hiç bir şey. İçerde dağ gibi. Ama bununla değil. Hak âleminden hiç haberi yoktu. Bana. Derviş ham hayaller peşindedir. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. «Yandım bu ıstıraba. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. Bütün vücudu dil kesilmişti. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar. büyük bir bilgindir. îşte bu çirkin bir şeydir. Söz Allahnın sözüdür.» deyince. baş sallıyorsunuz. Her gün gerektir ki. Sizden sonra. «Yârabbî yandım artık. «Ben seni bu iş için tutuyorum. Ancak iş iyi gitmedi derler. Şimdi nerede o dizgin çekme. «Tahammül et!» der. «Ne türlü nefesler vuruyor. bir satır bile olsa bu lâzım. Nasıl olur da erlere hizmet eder. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler. gazel okumaz. (M. şüphelidir de.» buyurulmuştur. işimi öğretiyor. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. bize göre onun âlemi başkadır. Geceleri uyku uyumuyor. Yani sizin önünüzde olmasın.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. 189) Bana dedi ki: «O. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. dayanamadım. Başka biri. Soruda. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. (M. yemek içmek düşüncesi.» Evet. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. der. Allah sevgililerinin sözüdür. Onun vakti dardır. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir.. ne malını satan satış yapacak. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir. Su üstünde yaprak gibi yürürler. bana hiç ayakbağı olmasın. ama küfrün de rengi ve kokusu. Bir vakit hizmet etsin. O. 190) Ama işitirse benden incinir. birlikte olalım. onlarda açıkça belirirdi. onun görüşünden gizli değildir. îster ki siz mescitte olasınız. Eğer doğru söylüyorsan. o başkalarına söz verir. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. Onlara bir kâr kokusu gider. Şimdi iyi sohbete dikkat et. Bunda da zorluklar çıkarırlar size.» Ona inanmıştım. Derviş de. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır.

şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. dalgalanmak ister. Senin gamının bulutları gelmedikçe. Acele edenler.» der. Tövbe. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. olduğu yerde sayar. nakısı ve sureti görürler. Arabi da. babam da yanımda idi. «Allahm! Sen benim ilâhımsın. sonra herkese karşı. Ama yalnız küp. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. Zahirde de bâtında da. ben de senin kulunum!» deyip. güle güle. hayır. Kırıtırsa. yaptığım hata. hep görünüşe bakar. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. cevheri benden sorasın diye kırdım. şeytan işidir. Pek açık bir gerçektir ki. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. galiba onları aşağı çektiler. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. Sofracı. Öteki de arkadan atladı. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. «Vay yavrucuklar gitti. denize girince de beraber girerler. boğuldu!» derler. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. onun maksadı odur. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. «Mademki beni astıracaksın. «Asın şunu!» diye emreder. Başka bir şey bilmiyoruz. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler.» Bu: sır içindeki hikmet. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. 192) Sonra. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. o «Başın için!» diye ant içer. damlatır. önemli bir şey değildi. coşup köpürmez. Allah ona. «Oyun . âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. (onlara ne olduğunu Allah bilir). Nihayet ırmağın. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. taşın karşısında zavallı kalır. demek gerektir. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. küp.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. Türkü. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. Kuran'da. yalnız kaldığın zaman.hikâyesini andırır. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi. Çünkü onlar. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. Ancak gülerek. senin gibi birini doğurmuş. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. Yani hoş geldin. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. Tam iki yıl yol yürüdüler. Sarayın sofracıbaşısı. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. taştan daima sakınır. ağlayıp feryat etmendir.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. «Yemin et!» deyince. asılmaya değsin. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. Biri hemen. Acele. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. Şah. O. Hatada. Bazılarını. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. Bunun sebebi de senin yalvarman. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar. etrafa yayılır ve bulaşır. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. Sevgili âşı-kma sorar. Nasıl ki. Şahın üstüne yemek. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. Yani sır (gizlilik). Hintliyi. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. 24) deme. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler.. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. başka bir şey yapamaz. ama lanet olsun o alçağa ki. hiç bir şey demedi. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. bütün peygamberlerin mucizeleri.

Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur. «Evet» dedi. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. Kedi savuşturdu. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. Ben bunlardan kaçtım. Ama bu bir kaza idi. Nuh Peygamber. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. Padişaha haber verdiler. demez. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. bir başkası götürdü.» dedi. Bu çok zor bir durum. sessizce orada oturayım. Ben dışarı çıkayım. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. Bu sözler hiç kimsede yoktur. İşittiler. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. benim makamım burası olur. îzin almasına imkân kalmadı. Ben bu adamdan ummazdım ki. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. içeriye giremedi. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız. Her biri. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. Eteğinden yakaladı ve sordu.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. her gün bir kaç semti dolaşırdı. öteki boş lâftır. Eğer ben iyi insan isem. Ansızın bir şey işitildi. Geceleri tahta çıkar otururum. Başlarını eğdiler. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. çok hayret ederlerdi. böyle bir söz üstadının izini. Şimdi yapamıyorum. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. Celâleddin de konuşacak.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. tozunu bulamazsınız. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. (M. konuşsun. söyleyiniz ki. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. mantıkçı mı?» dedi. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. o da öğretmenlik yapıyordu. sen fena yaptın. İşte Alâeddin konuşuyor. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. hemen aynı günde geri döndü. Kimse bana. «Ona iyisini verin. Ben konuştum. yüz yirmi yıldan . «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. para ve rahat lâzım değil. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. hayır hayır! dedim. şöyle yaptın böyle yaptın. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. çok uzaktır derlerdi. bize bir cilve gösterdi. Özür dileyerek. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. biraz sabırlı ol. Evet. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. sabaha karşı onu döküntülerini. «Bu adam ne diyor. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. başım sallayarak. Bazılarım atlatıyor. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es.» dedim. Bana böyle yerler. eteğini öptü. Öğretmenlik yapıyordum. bir de şu duvar var. seni ve beni bu yüzden korudu. pisliklerini süpüreyim. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». terlemeye başladı. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. imana davet ederdi.

Nasıl ki. kâfir. . kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. yaralarlardı. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. Ama dıştan kâfir görünür. ateş şeklinde görünmüştü. dediler. Onların aradıkları. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. Onlar nerede. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. Çeşitli rivayetler vardır. Hazreti Peygamber. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. ona. A. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. katlanayım. nur uğruna ateşe düşüp yandı. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. davet doğrudur. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. sesini kesmez. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. elsiz ayaksız kalırlardı. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. yolunu kaybetmiş değildi. Ancak her kesin bir huyu vardır. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. (M. Ancak o sövdü saydı. ekmekçi ve kasap değildir. Binlerce teşekkür ettiler. İşi bozuldu. başkalarının düşünceleri de daha başkadır. her gün bir semti beş kere dolaşırdı. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. işkence yapsınlar. onu döverler. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. Ama ben açıkça. Nasıl ki. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. dedim. Şiir: Bir kimse ki. Buna güç yetiremezler.» Bunu düşünmeye. 196) Ona mimber değil. yediler böylece oruç tutuyorlardı. iki parça ettiler sanırsın. secdeye kapanmış. darağacı yakışır. yalnız kendini şaşırmış. işte o hal. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. Burada. onların sözlerini kabul ediyorum. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. ancak Hakkın hazinesidir. bu uyanıklık. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. Benim yanıma getirirler ki. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. Bu kadının tuhaf bir isteği var. Müslümanlık doğru sözdür. Nasıl ki. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. Bin yıl imana davet etti. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. 195) Susayım. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. Onun için bir engel de yoktu. Evet. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. Onlarda. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. . o adı onun yanına götür. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. yiyeyim.) halidir. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. demiyorum. Akılları başlarındadır. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. Nasıl ki Şeyh. elini. Davet işinde biri vardır ki. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. Dışarı atarım. Dünyanın yaratılışından maksat. Meğerse onlara kötü ile iyinin. Burada iş aksinedir. ekmek. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. gül yerine diken ve çalı diker. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. benimle iftar ettiler. gibi bir çok yorumlar yaptılar. o yönden bir kuvvet vardır. Bizim gidişimizden öfkelenir. Beni davet ettiler. ona karşı sert davranmak gerekmez. Bir şey getirin ki.

Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi. Sonra. «Kalk!» dediler. İçinden bir «Ah!» çekti. bu iş çetindir. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. Adamcağız. yüzüğü onlara gösterdi. geri döndü.» dedi. yoğurt. sonra da konuk ister misin diye sor. (M. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. «Var ama önce bir selâm ver. Şah bunları yedi. Değirmenci giderken pişman oldu. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. kapıyı kırdılar. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular.» dedi. Hepsi yüzüstü kapandılar. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu.» dedi. bari tamburumu verin de işime gideyim. «Ne yazık ki koyun kesmedim. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç. incinmesin. Kalkmadı. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. kulağına boş sözler söyleyeyim. vezirler sıralanmış. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın. Sonra tekrar geldi. Şah konuşmaya başladı. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık. «Kalk çabuk seni Şah istiyor. eğer vermezlerse ben alır sana veririm. bir «Lahavle.» diyerek onu inandırmak istedi. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim. yanındakilerine. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar.» dediler. «Ama sen nasıl ölüsün ki. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi. kalmamış.» der. Mahmud kendi kendine. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler. Değirmenci. Yine kalkmadı.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. Orada boş sözler var. «Aman. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım. «Gözlerin rahatsız olmuştur. içeri girerek tekrar. dedi ki. «Öğütülen un yetim malıdır.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı.» dedi. Çocuk. Onu saygı ile karşıladılar.» «Ama çok iyi öğütürüm.» cevabını verdi. «Seni Şah istiyor. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir.» dediler.» dedi. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler. yemeğini nasıl yiyebilirim. «Öldüm.» dedi. «Eyvah geldiler. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de. 198) Şah oradan ayrıldı. çocuk içinden tekrar. Sakın gönlün incinmesin. her şeyden önce yemek getirsinler diye. Karşılıklı sorular.» «Kalk!» dediler.» dediler. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi. boynuna bir ip bağladılar. «Eyvah. «Eğer olsaydı biz yerdik. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım. Çocuk ne görsün bütün beyler. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım.» «Çok konuşma kalk!» dediler. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı. kalk» dediler. onun da gönlünü hoş edeyim. Bana haram olur.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum.» dedi. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. beklemeye takat getiremez.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü. «Aleyküm selâm. süt. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur. Çeke çeke götürdüler. «Sizler çok cömert insanlarsınız. ne saçmalar soyuyorsun. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi. «Bize misafir gelir misin?» derdi.aralık geri kalmıştı.» Bir ırmak kenarına götürdü. çok acıkmıştı.» «Burası mescittir. Diyorsun ki.» der. «Bir saat kadar gel de görelim seni. (M.» «Kalk. «Size un vereyim saç ekmeği. Senden incindi.Ey yüce bilgin Mevlânâ. Mevlânâ böyledir. Mertebesi yükseldi. konuşuyorsun?» Değirmenci. işi daha iyi oldu. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır. Çocuğa «Selâmün aleyküm. (M. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı. «Ancak kalan yiyecek budur..» diye kaçtı ve kapıyı kapadı.» dedi.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı. «Sanıyorum ki. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun.» buradan gideyim. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. peynir ne varsa getireyim.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede. uzaktan duymazsın belki. Büyükler nezaketlidirler. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin. yoğurt vereyim ki.

bir solukluk canım kalmıştır. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu. «Daha ne kadar yiyeceksin. Nihayet. karnım davula döndü. Bu onların körlüğünden ileri geliyor. «Adamcağız. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. Adamcağız. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar.» «Gel. öp artık kaçıyorum öp. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. «Ah beni kandırdı. ne dersin?» diye sordu. Tekrar hücreye gidiyordum. bir kat elbise vermelerim. uykumu kaçırmak için. Şahın huzuruna çıkardılar.» Kadı.» «Saygılarımı sunarım.» dedi Şah. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin.» Üç kere dışarı çıktım. O bununla gelmez dedim. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem. cehennem gibi bir işkembesi vardı. «Hayır. Derler ki. önce bir adam gösterdim. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam. orada cevabını ver!» dediler. Sonra «Onu geri çağırın. «Onu getirin!» dediler. Beyit: Ben kötülük yaptım. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. daha serseri bir suçlu gelir. geleceğim dedim. yahut edebini takınmak. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M.. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim.» Mademki kulağıma söylüyorsun. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek. kabul ettim. «Gel!» diye seslendiler. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici. bir melek varmış. «Artık benden ne istiyorsunuz. bir kerede ölüp kurtulamayacaksın. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın.» dedim.aradı. «Uykum kaçsın diye yiyorum. «Kalk çık dışarı. sen de kötü mükâfat veriyorsun. dedi. yalvardılar. «Sen öyle bir adamsın ki. Ona çocuk kaçtı. elimi de bırakıyorum. senden davacı var.» Değirmenci yüzüstü düştü. «Ham ham. yeter!» dediler. Şahın huzuruna götürdüler. Kendini deliliğe vurmuştu. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. ama belki daha beter bir belâya uğratacak.» dedi. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen.» dedi. «Be adam.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı. ama onu göremedi.» dedi. Adamı tımarhaneye soktular.» dedi. Değirmenci. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti. Arkasından koştular. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari. Hep yedim. her gün beş kilo ekmek yerdi. Çağıranlara yalvarmaya başladı. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. Kadının önüne oturttular..» dedi. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. Elimi kalbime koydum. «Ham ham. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında. yüz kat başkaca elbise dava . üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. bir zaman da bu adamın şeytanı. bırakın ki öleyim!» dedi. Yüz Bağdat çarşafı. Üç gün geçtikten sonra. yüz top istanbul atlası.» dedi. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. Bin dirhem bağışta bulunmalarını.» dediler. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. Uykumu ver ki yemeyeyim.» diye seslendiler. Ancak Sultana.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları. adamı kıskıvrak bağlasınlar. Gizlice ötekilerine emir verdi.

«Bugün ham. O zaman bir şey söylemedin. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. Ye afiyet olsun üç lokma. nihayet tekrar konuştun.» derim. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun.ederler. isterim ki. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım. beni eziyor. Her bir âyette bir müjde var. Zaten yolda da bunu böyle istedim. Ben öyle bir Allahyı arıyorum. «Ham!» der. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin. . 201) Suçlu. «Hayır. Evet ver diyorsun. O da. orada yer tuttun. onunla daha çok vakit geçer. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. bana uymak gerek. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. Evet çetin iştir bu. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü. «Allah Kuran'ı ona öğretti. «Suçunu kabul ediyorsun. ham. Ulu Allah Kuran'da. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. O ayakkabı seni rahatsız etti. «Mümin pis olmaz. Evet güzel söylüyorsun. O tarafa düşmem yakındır. nazım yolu ile. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu.» (M.» buyuruyor. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem.» dedi. O bunu yapmayaydı. niçin inkâr edersin. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var. bir kaç gün dolaştın. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. «înkâr ediyorum» der.» der Kadı. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. boynumuza sarılıp öpmelerinden. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. yatakta uykusu gelmezdi. (M. Şüphe yok ki o Haktır. «Afiyet olsun sana. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. Aksaray'a varırım. «Ben böyle bir Allah'yı istemem. hoş söylüyorsun. Diyorsun ki: «Ben. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun. ona inkâr etmesini öğretmiştir. yoldan bir kızcağız geçer. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. onlarla cilveleşir. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. «Ve onların nefislerinde. incinirdi. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur.» buyuruyor. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki. Onda ihtiyar yoktur. Yani şüphesiz Allah Haktır. gönül açıklığıdır. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. bütün âlemden el çektim. Sonra baştan savdık. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende.» der. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar.» buyurdu. «Bunu da Müslümanlık say. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki. «O haktır şüphes:'z. Ona candan dua eder ve memnun olur. mutlu ol oğlum. beni de mutlu ettin. kendinde bir hareket duyarsın. Bir söz söyledin. ona ant içtik dedin.» âyetinden anlaşılıyor ki. Ey tefsirciler.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi.» Çünkü sen benim canımın içindesin. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır.» dedim.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim. «Şüphesiz o Haktır.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı. Bunu uygun görmem. Can içinde etki yapıyorsun. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz. «Bu hakkın gayretidir. evet ver diyorsun.» Kadı der ki. «Hayır. Ya bana senden bir gayret ister. Allah kendi arzusu ile iş yapsın. ham. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki. (M. Muhammed de Haktır. yahut da sana karşı benden.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. Ey Efendi. Konuk için. «Ben. bu benim elimde değildir. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında.» diyor. «Zararı yok. Peygamber. Çelebi! Bu isteklerinden. o Buharalının kapısındadır. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. Kadı. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. Rahman sûresinde.» demek bir yorumdur. Bu bana senden dilenmek demektir. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de. Hırkayı yırtmalı. Ben vaz geçtim. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır.

(yani failimuhtar) değildir. ama o yine mümindir. elife bağlıdır. O dost başka sözleri de bilir. kâfir de küfürden. Elif harfinin manası tamam olmaz. 204) onda Kuran'ın manası vardır.» Te geldi. sözleri arasında çelişki yoktur. Ama daha fazlası elinden gelmez. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. Herkes bir tarafa kaçtı. söyler. «Yanılmaz. Ancak mümin yalancı değildir. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. demek istemiş ve onu yürütmüştür. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. o da iki eliftir. Aralarında.» buyuruyor. Musa bir kaç adım geri döner. Ona. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı.yanılmaz. elif harfin'n ayağına düştü. «Allahya iyilikle ödünç verin. Mimber ağaç olduğu halde. hem de sen hidayet verebilirsin. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. Ona. o. Saf olur. Allah ona. Ulu Allahnın. Fitne hiç yatışmadı. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. Ama ben kabul etmiyorum. yukarı çıktı ve onları ayırdı. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. yani ağaç bile. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu. bir . Hemen Elifin manasıyım. O imanlıdır. Bir topluluk. Adına fereci dediler. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar.» dedi. Cim daha uzakta idi. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. 205) Benim huyum budur.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır. Onun kâfirliği saf olur. zina. Mevlânâ bu kadar söz söyler.» Öyle ise sen failimuhtarsın. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. Ona başka zaman gel der. Mısra: Testi. başka konuşanların sözünü de konuşur. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. konuşmadan geri çevirir. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır. şahadet getirdi. O. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor. yine de. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. Firavun incinmezdi o sözden.» anlamındaki âyet gelince.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi.eder.» diyor. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı. Ama yanılıyordu. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. Hazreti ibrahim dedi ki:. (M. «Beni göremiyeceksin. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. yüce Allah. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum. Bir noktam var.» dedi. yolda seni köpek ısırmıştır. Onun en aşağı kullan. «Ey mimber! Sana söylemiyorum. içinde ne varsa onu sızdırır. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. Cim. onun ayağına düştüler. doğru yol budur diyorsun. Sonra be harfi geldi. Bir mezar taşında. Çünkü (M. Onu âciz kılacak. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. «Başımda iki noktam var. der.» dedi. «Eyvah. saf küfür olur. «Yani. Günler bizim aramızdadır. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. sonra sözü tükenir. içinden ona. Sen bir yol gösteriyorsun.Allah için dilediği gibi yapmaz. Ayrılığın. Adamın biri cübbesini yırttı. demedim. Bin kelime mi söyledi. (M. iki yönden eliften üstündür. Her saatte binlerce cihanı mahveder. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. işte. yine o bilir. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı. «Onu o yoldan çıkaran benim. «Akıl . Sen.» dedi. Mimberin son basamağında durdu. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. ona engel olacak bir varlık yoktur. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık. Dal harfine gelince. Hak sözde buna imkân yoktur. dal harfini düşman bilirler. Bunları dünya ve ahirete atarım. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. benim fere-cim. ömür. Dilediğini yapandır o. imanla yalan bir arada yürümez. «İhtiyarsız. hiç bir şey istemez.

ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. Hiç düzgün konuşmaktan. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır.» Hayırlı bir işe aracılık etti. Nihayet işaret etti ki. Ben hep emirle giderim. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. Şiir: Hikmet ehli. yavaşça. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. Sana anlatayım. Ona hizmette bulunuyoruz. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. Onda da hiç boş yer göremedim. «Lüzum yok.saattir diye yazılı idi. Okursan o zaman düşünürsün. 206) Kendisinde güzellik olmayan. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. bizim işlerimiz var. Hemen. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. Gönül halinden bir nişan arıyordum. Bu. Bir saat. onu tekrar okumak içindir. Başkalarını anmak. nazar değmemek içindir. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi. Eğer bu dağarcık olmasaydı. Onlardan her vadide. Sofî için. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. erenlerin sözlerini araştırdım. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. ibadete gidiyorum. te . Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. Ama tekrar okuyamazsan. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. fesahatten nasibim yoktu. acele gönül tarafına sefer ettim. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. işaretle. Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. A.» dedi. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. ben bir işe gidiyorum. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. Şimdi bir yazı yazmak. vaktin çocuğu derler. her şehirde bir destan var. başını çevirdi. buna gerek yoktur. O işten hiç başımı kaldıramam. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. Yani vaktine bağlı insan demektir.

«Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik. Acaba ne yapacak diye. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. Ama o neşeli anlarda olur. O Herive ki. M. nasipsiz kalmasın. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. Cevher gibi olmaz. ben şeytandan daha iyi bilirdim. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. Yoksa biri demirciye gelip. velileri. her bir parçasında başka bir âlem var. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. Bir hikmet içindir. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. Sana göre her parçasında başka bir yön. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. onlar yokken bir şey yapsın. sert başlı adam. Bizim için en iyisi budur. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. içinde ne yağ kalır ne de tencere. Birini çalgıcılığa çağırdılar. O uygunsuz adam. Söylediğin (M. zavallılardan oluruz. Ancak haberi olanlara haber verir ki. sıkıntılı zamanında da hoş olur. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. haberi de yoktur. Meğerse unutsun. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. Horasan'dan gelmişti. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der. Pişmiş et gider.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. Tebriz'de öyle insanlar var ki. bugün böyle ağrı çekmezdim. inayetini bir tarafa. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. şeytanı da bir tarafa koydu. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. Sen bilmez misin ki. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. Başka bir tencere lâzım gelir. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. Kuran'da. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. unutsun. ve •Allah erlerini içine almaktadır. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. Ağır davrandı. Gam içinde sevinç duyar. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. sefa geldin dersin. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. eşekliği yönünden. O zaman büyük adam olur. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir. Hoş geldin. Hoş hutbeler okursun. .» diye yalvardı. Tebrizlilere eşek demiş. Meğer ki. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. vücudu böyle olur. azdıracağım. nihayet sende de var. Biliyordu ki. olur. Ya benim içimi. Mert odur ki. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. Ben öyleyim ya. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek.harfidir yahut te'dir.» deyince bu söz Peygamberleri. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. ben onların en zavallısı kalırım. O muratsızlıkta murat umudu vardır. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım. Allahyı inkâr etti. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. hayır.» dedi. hiç kimseye değer vermezdi. O kendi işini yapmalıdır.» anlamındaki âyet açıktır. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. Ama özrü kabahatından beterdi. «işte bu Allah eri olgun kişidir. (M. A. Halk o öğütleri kâh tutar. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi.» dedi. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. Çünkü kim bilir ki. belki H. Ona orada Şahap derler. yanmayınca yüz dirhe. bu sözü niçin söyler? Orada. sözlerimden ürker ve bana dönerek. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. Onun. Ey efendi! Hayır. O varlıkla dopdolu olunca. Benim için. gelmez ki. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. kâh tutmaz.

Aşağı indirdim benden sakladı. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar.. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş. Çünkü o ölmemiştir. çünkü kalkar. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz. kapalı sözlerle uğraşır. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim.. O. tabağın içine dolmuştu. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. Şeyh bana de di ki: Eğer. Mimber de o anda yürümeye başlar. «Ne mutlu beni görene.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği.» dedim. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. Tabağı ona gösterince. Bu yoldan söylüyordu. Ben onun mezarına. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır.. Toprak başına olsun öyle insanların. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder.) Bunlar ne tatsız sözler. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. Mikailin ne yeri var.» dedi. «Acaba eksik kaldı. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar. Dedi ki: Ey Mustafa! (S. Oh dedi. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki. nara gitsin. bundan. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. ne mutlu beni göreni görmüş olana.) Benden niçin yüz çevirdin. ne zevksiz. onların tozu nü bulamaz. Ama o. A. gelmedi. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer. Peygamber. balığı balığa versin. îçerden şeyh seslendi: Gel. Burada sözün yeri yok. desin. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. O mantıki da (cihan farzet. Nihayet kaç kere çerez geldi. Nerede 8 Sofi ki. Dar demenin ne yeri var. geçip gidenleri birer birer çözdüm. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. Benim hemşerimdir. Çulha hikâyesini atarlar. cim be ile. İyi insan odur ki. . Halk zaman kazanmaktadır. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen. her be cim karşılaşırsa. ama ne hemşeri. hali perdeler. Kocakarı ne.) mübarek ruhu aralarında yoktu. ağzına. güzel suretler belirdi. Ama o. kaygısız yemek yesin. A. Hoşlandığı şeye erişemez. Keramet odur ki. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır.. Adam odur ki. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar. O da artık Müslüman olmuştu. Yani tamamladı. (M. Söz alanı dardır. dışarı atarsın. Çünkü içinden ona engel oluyordu. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. imkânsızlık kavramı kalmaz. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. «Yarabbi. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı.» anlamındaki âyeti düşün dediler. Sofuya başını kaldır da. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken.şey ki. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. Genişlikten ölür. «Evet dardır. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın. tekrar onu inkâra kalkıştı. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. nimeti iki cihana da yetişir. kımıldanmaz. Hazreti Muhammed (S. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler.» buyurmuştur. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. (M.

Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir. Çünkü ötekiler bir saat uçar. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır. dediklerini işitmiş. Bütün bunları söylüyorum ki. Avcının biri aslan avlardı. taklitçi değildir. Ben bir çok aziz derviş gördüm. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. bir de mana’yı gör. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. Başkaca bazı hadiseler oldu.. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. Duacınız. Bir köşede kendi âleminde meşguldü. İçinden dolaşırsan. Bu bir dairedir ki kapısı. Birkaç gün beraber kaldık. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. damarları patlayabilir. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. ağzıda budur.ile. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. hernde davranışları yönünden anlarım. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın. Şimdi bu sene. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . ŞimurgHuma kuşu. Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. gönlüme bir tiksinti geldi. köpeklerde havlardı. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. diri gönüllü bir derviş var ki. onu beğenir.yüksekten seyreder. bütün kuşları. çocukları yerlerinde bırakırdım. Arakliye karışıklığında. sözleri yönünden . Her birinin hali. Bari gönül almak. Bir topluluğun. hep çöllere düşersin. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. bu zayıf kul. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. Onların himmetsizliklerini. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. hayır dualarıyle meşguldür. ona iltifat gösterir. onda bir cevher. Siz de. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. doğan. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. onlarla sohbette bulundum. Bilmiyorum ki. ama Simurgun nazarının etkisi . Onlar. . soysuzluklarını görür. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur.yoktur. sizce de bilinmektedir. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim." dedi. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. değişik bir halde idi. geri dönersin. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. onun hakkında.görür. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi.YAZIŞMALAR. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. Bana bir daha geri dönmedi. kendisinde bazı üstün vasıflar. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. bir lokma gibi ağzına koyaşın. bir gönül alçaklığı bulur. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk. Dün Perir geldi. (M.. Ama. onun burada yerleşmesini sağladık. şimdi aslana yakın geldiniz. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. Eğer kaçacak yerini bulursan. çok zor ele geçer. sana garip bir hal geliyordu. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. sonra alçaklara konarlar. (M. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. Bunlar arasında aziz. Şam'a gittiği zaman. lokmayı kulaklarının ardından.

0 Söz söylemeye. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. Sen yanlış gıda alıyorsun. oradan sıçradı. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. bırak Halifeyi. Sende de hayırlı niyet varsa.” buyurulmuştur. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular. Allahya yalvarmıştır. Şan ondadır. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. bİzi ne kadar çirkin görürler. (M. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. bir sınavdan geçirelim. Adam bir dostunu gönderdi." dedi." dedi. "Sen benim karım olursun. İslamın gözü üzerindedir." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi. Adam saraya gitti. dedi. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. Görüyorum kî. Bir cemaate geç geldi. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. Birine şöyle sordu: . Yoksa söyler de söyler. Yine “Halk uykudadır. tekrar Şahın yanına döner. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız. Ancak öteden beri âdet böyledir. Bu ilk işin deliliydi. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış. karpuzun değeri. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. Zaten kaçak onun evindeydi. "Yarabbi kendini bana göster. "içmem. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir. Böyle bir ölüm nasıl olur? . bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. ferman böyledir. patlayıncaya kadar söyler. sağır. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. Hem bu taraftan gelir. Onda hemşirelik kalmadı. kurtuldu. çok uzaklara koşuyorsun. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin. önce balık su tarafına giderdi." Halife incindi kendini tutamadı. Falan ve senin karının falan arkadaşı. Bağdat'ta ne kadar zembilli. Onu söyleyen' dosttur. Bir "ah” çekti."dediler. müminler emîrinin huzurunda. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. dedi. çok sevimli. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi. Adam. o halini değiştirdi. Diyorsun ki. "Bu adamı götürün. Eminüddin Mikâil sevimlidir." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. Benim maksadım seni kızdırmaktı. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. "Onlar sağırdır. Oradaki bir Allah eri. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. Sevimlidir.her gün.' dedi. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir. yani doğan demezler. Onlar. 214) O oturmuş tevhid ediyor." Lokmayı onun ağzına koydu. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. kördür. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. Kabul etmezdi. o bizim adamımızdır. yahut yoktur. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. "Şunları bir sınâyalım. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu. o gayıp âleminin uluları. hûcreye atın." Dedi ki. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler. O babalık dıştan olunca. Bizim himmetimiz ya vardır. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. Sen benim karım olacaksın. düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi. "O halde halvet olsun. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır.Kur'an'da buyurulan. O İbrahimin annesi idi. o da geri kaçsın Biz Musa'nın. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. yoksa o çok ucuzdur. bütün gün. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti. başlayınca susturmak gerek. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. hem o taraftan gelmez. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. 213) Bir vakitler. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar." dedi. dilsizdir."Sizin himmetinizle. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. öldükleri vakit uyanırlar. Ondan sonra korku kalmaz. Hasta ise Bazen zârârlıdır. "Evet. O Seydî şöyle söyledi diye anlatır. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. Allah senin işlerini düzeltir. hep ekmek yiyorsun. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. ona bâz. hemşirelik kalmaz. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir. Şüphe yok ki. Kendi kendine. Seydî'den.Başın kararlı olsun. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa. Allah sözü haktır. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın. dilsiz ve kör olan sensin. ama korkudan ölürüm'. onun gölgesinde yaşar. şarabın." dedi." dedi. Sevgili . Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. Ben onun yerini biliyorum diyesin. karşına. Onda şan vardır. "Bak ki bu ne işarettir. ne kadar Halifenin adamı.

" dedi. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü.) uymak ona derler ki. yemiyorsa da istemiyorum der. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. Rabbim en büyüktür. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. Ona. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. içerler. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi. edep dışıdır. O bir deri bir kabuktur. onda ne sır olduğunu anlamak istedi. akıldan geçerler. Şimdi Mevlâna'yı gör. dalı kırar aşağı düşerler. kaynağından kurtulmuş olurlar. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. Bu yaptığım belki edep dışıdır. ayrı yollara. Zaman olur ki. biliyorsun ki. gönlü kırık bir Müslümandı. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır. "Taziye ile meşguldüm. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz.Hazreti Muhammed’e (S. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler. bana. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular. kâh öteki yoldan akar. Onun işi nedir." buyurdular. Sevgili ise hem nazenin' dir. Başka hiç kimse yoktu. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. bu sözleri sana açıklayayım. 215) Ta dilimin ucuna geldi. içine dalarlar. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac. ıslanırlar. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. demekle yetinmedi. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. işte bu. Yeter artık açıkladın. sevgiliye de kavuşamazlar.A. bu tarafa akar. dua ederken. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. keyfleri yerindedir. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır. 12/101) diye yalvardı. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. Eğer . O Muhammedi idi." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. dedim. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu. tutmamışım." buyurdular. kıbleye yolculuk yapmaktan. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını. Tekrar ona gittim. der. Orada dalıp gitmiş. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. Hazreti Yusuf da. doğru dürüst kendini kurtaramadı. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. Hamamda daima şeytan vardır. söz üstadı olduğunuzu. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. kâh o yoldan gelen su. O yüzdendir ki. belki sebeplerini aramış olursun. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. Cefa görmüştür. açıkça gördün. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. hem nâz'dır. ama söylemedim. ben akla uygun söylüyorum. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. Onun niyazı hep naz oldu. Kâh suyun hepsi bu yoldan. "Aman elimi tut. Amma. Uyanınca kendi kendine demiş ki. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. kendi yoluna geçer." (M." demiş. buyurdu. sizin insafınızı.Hakkı arar. gönül kırıklığı yoluyla. bu kıble asla hali değildir. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. arklara ayrılmıştır. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. Ayrı. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. yorumlayayım. Mevlâna kıbleye döndü. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. Ağacın dalına binenler." Bayezid. Yerler. Ama nasıl bileyim kabul etmem. evet. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. ama nitelikleri vardır. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor. Sevgilinin yurdunda.

o benim sırrımdır. senin önün de. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez. O da hırka sahibiydi. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. Peygamberlerin. herkes de bilir ki. işte Ramazan geldi. Nereye? dedi. hayale gelen şeylerden daha yücedir. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. cömertliği herkese açıktır. acemilerin yüzsuyu olasın. böyle olur diye anlattı. o. 218) Zikir kabul etmez. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. Ramazan ayma rastlamıştı. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. ihtisap ağası. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. Şimdi ulu Allah. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. Allahü Ekber! diyesin. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. bütün akla. "Allahtan başka ilâh yoktur. Evet. her şey haktır. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. yani âleme gülünç olmuştur. O." demedikçe kimse ona iman etmedi. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. Ben onu öyle okşuyordum ki. Padişahın biri. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. Adamın sözüne güleceğim geldi. Kalktı ve gitti. dedi. ondan daha büyük. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım.yüce Peygamberin. Ben geldim. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani. Ben diyorum ki. başkalarına nasıl güler. sessiz bir şey olurdu. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. Ona zikri öğretti. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. yani yırtılmıştır. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. olmasaydı söz harfsiz. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. O ise. Senin hayaline gelen düşünceleri. Önce. Bu her ikisi. Diyelim ki. . üstün zekâlı bir insan değildi. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. Bana. Bu iki temele dayanır. derdi. O ibadet zevkini gördün. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. Sen de Müslüman. O söz ona zehirdir. hem de mürit idiler. İşaret etti. Başını kaldırdı. âşık mıyım diye soruyorsun. Mevlâna ilimde. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. Ama eğer halk. dedi. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. Sonra da. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. dedi. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele." diyerek bunda tartışmaya başladılar. Mevlâna geliyor dedi. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. Ama adam dosdoğru konuşan. dedim. Derviş debir söz söyleyemez. fazilette deryadır. ama o kimse ki cihan kendisine güler. Âdem evlâdıdır. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. Bir aralık dediler ki. düzgün konuşması. peygamberlerin mirasçısıdır. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. bu sersem zahitlerdendir. gel. diye bir lahavle çekti. ne güzel yaptın diyordun. sen.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. daha yüksek birini bulasın. bir uygunsuzluk oldu. kalk gel. Bana. Ona. O bir sığıntı idi. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. bana işaret ettiler. dediler. 217) Halktan bazıları. dedi. (M. uzun boylu ısrar ediyordun. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. onun yola gelmesi ondandır. Nasıl olur ki. Diyorum ki. mazur gör. Bu Şemseddin. Öyle yaptı. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. hesap ettik ki. dedi. ibadet bundan ibarettir. onun keremi. başını salladı. başkalarına söz geçirsin. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. ben de. ey Melâna. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. arkam sana dönük. bize gücenirdin. o. neye güler? Hazreti Peygamber. Ancak oğulları hem evlât. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. diye öğerdi. Onları aldattım. arkan da aynıdır.Eğer başka bir zaman. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. "Alimler. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. Bu da bilinen bir şeydir. Onun o cevabı. Ona daha nasıl bakayım. o. Kimyayı bana gönderin de. Hayır. halk yoktur. O halde. Şehir ağası. Ben de biliyorum. sanki kendi değerini buluyorsun. üst tarafını siz bilirsiniz. (M. On iki ayda bir geliyor. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. Biliyordum ki. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. kabul etti. sersem insan daha başkadır. bilgin ve yetkili adamdır.

söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. namaz yerine sıçrattı. Oradaki Hak. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu.Muhammed Gazalî. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. dedi. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. Ama. çalgıcılara. Bu halde. demediği için hoşuma gitmedi. çalgılar çalınsın da. böylece hep benim elimde olsun. sinirlerimi. orada yer yoktur. Biz eğer bu halin dışında. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. O.Üçüncü kez okudu. Şüphesiz ki o zavallı. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. ne de dökebiliyordu. korkusuz yatardık. Mutriplere. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. şüphe yok ki rezil olur. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. şehvetle dolu insanlara. pislik yuvası gibi dolu olur. O. ama asıl sebep başka idi. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. hakikat de mecazın köprüsüdür. Hele şu. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. işte şimdi beni öldür. 220) Dostluk onun dostluğu idi. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. yok olacaktı. Çünkü dünya bir köprüdür. (M. yabancılık girecekti araya. Şiir: O kimse ki. Ansızın gördüm ki. dendi.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. derviş sözünü aklında tut. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider. 219) Onu tekrar okuyor. Onu bayındırlaştırmaya. Sen. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. yere düştü ve başı yarıldı. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. O. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. Kur'an'da. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. Gülümsüyordu. Hava ve heveslerle. davulculara seslendi. Allah rahmet etsin. Bizim aramızda ayrılık olamaz. Mecaz. nasıl gidebilir? dedi. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. Ansızın bir gürültü duyuldu. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. Bu gece. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. ama düşüncelerine aykırı davran. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. . aramızdan bir şey eksilecek. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. bilirlerdi. inşallah Allah dilerse. geçip gitmeye razı olmuyordu. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir. Şeyh.başka hiç bir şey göremiyordum. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. ayrı ayrı yatsaydık. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. derhal azarladı. Oysa. dur. bu ip ile asılır. öyle aciz bir hale getireyim ki. eğer gelmeseydim. hakikat'in köprüsü. bu huydan vazgeç dedim. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. geceleri. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. (M. bunu ne ile ispat edersin. Onu öyle elimin altına alayım. mademki söylemedi. Ne içebiliyor. dilin kesilsin."anlamına gelen bir müjde vardır. sana. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. ne de insanın kalbine doğmuştur. Gönlüm onu bırakmaya. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. sarığım yere düşmüş. boynun kopsun. Gördüm ki. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. onu bir an durdurdu. Tövbe et. bütün lâfı Enel Hak. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. diye özür dilemeye başladı. Bey şöyle bir başımı çevirdim. sırdan pek az bahsedilmiştir. parmakla gösterilir. Cihanda yaygın bir mısradır bu. çok üstün yaratılışlı. o kendi sarığını tuttu. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. Orada herşey göz kesilmiştir. Kutsal hadiste. ne kulaklar işitmiş. Ta ki. Gerçi o sana sebebini söylemez. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. Kur'an'da. fesahatte. Hemen oradan kaçarlardı. dedi. Bir perdenin delilidir bu. Evet. yani ben Hakkım'dır. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. Gazalî karşısına gelsin. Onlar gerçekte böyle yaparlar. ne gözler görmüş.Ibni Sina'dan faydalanmıştı.

dedi. hizmette duraklama olur. . Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar. ondan aydınlanırlar. Buna. orada nice paralar sarf edenler değildir. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. benim yiyeceğimi de. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. sen de zavallı yoksun. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur. çağrıyı herkese karşı yaparsın. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. Allah onu doğruya çıkarır. başka bir hal. şimdi erkendir. başaramadı diyelim.A. âşık ve yoksun zavallı. istiyorum ki. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı. sade meyhaneye gidenler. eve nasıl döner. O. Ama bu. ondan bir pay alırlar. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. Nasıl ki. savruklar. ama hepsi birden kımıldanınca. onunla helva yaptılar. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. Ne mutludur o kimselere ki. Kur an'da ne güzel incelikler. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. benim yolumda yürürler. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. ne de hamamcıyı yaratan. Bana.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı. yolda para buldular. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. Ayakları uyuşmuştur. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. bir dönüşün eseridir. herkes inancından başını sallasın. Yine Peygamber. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. Sen daveti. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. Benim işim böyledir. giyeceğimi de sağlamaktadır. ona kul. yarın yeriz. ama öteki niçin helâl olmasın. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir. Hazreti Peygamber.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. O zaman. Biri dedi ki: Onu bana ver ki. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. demekle tamam olur. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. bedenin kirini evden hamama götüreyim. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. yahut zehir cinsindendir. Büyük efendi." Yani biri burada bir hizmet yaptı. daha üstün bir hal idi. şüphe yok ki. köle olursun! Evet. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. Çünkü kirler yumuşar. iş Allah bilir. Yahudi. bu cevher herkeste yoktur. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. Bir kaç ahmak haram mal topladılar. buyurdu. Israfçılar. elbise lâzım. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. bütün bir topluma erişmez. Ama. Helvayı. dedi. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. ben de kalktım helvayı temizledim." Nihayet o ne idi ki. Çünkü vakit. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. Uyku ne gezer onda. helâl olsun! Allah bilir. gamsız ve hür yaşıyorsun. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. evet yalan söyler. değerli ömürlerini. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. rahatsın. Ancak. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. sırlar var. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. dediler. sonra zaten pek az. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. ne hamamcı razı olur. tam vakittir. Ekmek lâzım.(M. onunki yine ağır basardı. (M. bağımsızsın.

çok da yiyecek götürmüşlerdi. beyan etti. kirpi. inledi. O can dostudur. O çağlar geri kaldı. 225) O yüksekten beni gördü. Benim hemşehrim oluyorsun. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. Müminler. Ama faydasız uyku gelince. Ah ve feryat etti. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. benim o kervansarayda bir odam var. senin için. bu mânada anlarlar. geri dönmesi mümkün değil. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. dedi. Gezip dolaşma belli olmasın diye. Senin elinden inliyorum. domuz. Her taraf bom boş. Evet. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. (M. koyun kebabını beklemedi. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. dedi. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim. Ben zahidim dedim. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. hep onu gördüm. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. sevgili ile geceleri halvet olayım. yengeç. Oturdum. sarığını külahını giymişti. hemen çarh vurdu. kertenkele. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. Şimdi de artık mal yiyordu. fil. bu kimden bahsediyor dedim. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. dedi. raksetmeye başladı. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin.sen git kendi makamına çekil. Ama ilk konakta hepsini yemişler. eğer buraya gelmese. kurt. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. Ben bir vakit istedim ki. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. o zaman da ben oraya giderdim. hoş bir şey. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. Dağıtın. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. Ondan sonra dedi ki. Ama ümmetimin fukarası demediler." buyurdu. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. tilki. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. Ben damda idim sağıma soluma baktım. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. (M. Gündüz uyumadım onunla. yüzümü doğruca binaya çevirdim. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. Ne yazık ki. yok bulamazsam elimdesin. Gönlümde bir şey burkuldu. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. Ona. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. dedi. Senden bahsediyorum. karnını doyurdu. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. Titredim."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. dedi. Gündüz akşama kadar uyursun ki. Tebrizli Zahid'e göre. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. âşık olacağım. Hallacı Mansur gibi olmayayım. 223) Tebliğ etti. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. Benimle pazara gider.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. Ama hep onu değil. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. anlaşıldı! Ama geçen geçti.. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. Benden ne ücret istiyorsun. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. dedim. O teraziyi. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. fare. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. Öğle sıralarında da gelmişti. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. Hırkasını sırtına almış. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. derdi. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. Aynı sofî şakalarına başlardık. köpek. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. Sebebi anlaşılamadı. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. Elbise karşılığı için ne derler? (M. Vuslat geceleri olsun. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. şaka ve edepsizlikler eder. çok bile. Ah. bu böyledir. sana elli dinar ikram edeyim. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. bildirdi. bu saatten Çabana kadar burada kal. bir ah çekti gitti. kaplumbağa. Ne söyleyeyim sana! Sen. Gördüm. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . Üstü kapalı söyleyeyim ki. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu. O eksik idi. o sırada aşağı gitti. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı. dışarı götürün bunları dedi. oradaki pis döküntüleri yerdi. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. Öyle bir delikanlı erkek idi ki. hayal bozguna uğrar. Hoş geldin sefa geldin. mümkün olmadı.

yaşamaya razı idi. geri dönmek de artık mümkün değil. göklerin yaratıcısıdır. benden bir şeyler geçti. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. yoktur. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. Maksadı bir söz söyletmekti. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. o süt de içer. dostun var mı? Evet. falan gün de ben böyle . deyince. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. ayağı bağlı idi. Nizamî. Ne olur açık söyleyemiyorum. Evet. yahut bir köylüdür o. onu benim karşıma getirdi. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. Ama bunları hep Hakim Senayı. çocukluk etme. bir söz söyle bir şey emret. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M.Ama sen diyordun ki. Peyniri Pars denilen canavar da yer. Ama kanatlar açık ve boş olursa. dedi. ululuk bulasın. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. dedi. var. Yürekler paralar. Özgürlük çok hoş. Herkesin bir azığı vardır. yoksulluk. ne de düz yazı bilir. Şamda bir adam vardı. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. adam. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. Şeyh gülüyordu. Kutup. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. Aman bu adamı yakalayın. taklitçi değildi. Bir yerde ki. demiş. Ceylânlar. her neyim varsa ona vermek istiyorum. Falan gün başını örttü. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. bu yolda senin yoldaşın. diyordum. Kürsü'yi. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. bir nazenine naz ediyorsun. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. Hakanî ve Attar mı söyler? (M. o kadar duman yuttu. ahmaklık etme. Yüce Allah. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. Sen başka bir yerde nazeninsin. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. odur. Nihayet ben de onun için istiyorum. Ancak biraz üzüntüsü var. Orada bulunan birkaç Arap da. senin makamın nerededir? diyordu. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. böyle ağlıyorum. Bana sövüp sayıyor. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. Ne nazım'dan anlar. o bütün mavi boyaları herkese verdi. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. dedi. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. Görmüyor musun ki o oturmuştur. dedi. "kendini bana göster" dedi. 226) Allah nuru ona çakmıştı. yahut da hal ehli değildir. Kendini ona verdi. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. Cennetleri yaratmıştır. Izzeddin. karnını doyurur. kaçtı. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. Ne gariptir ki. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. dedi. Kılı kırk yarıyordum. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. Sürmari'nin oğluna karısı. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. O hiç aldırmadı. Arş'ı. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. bizi kabul etmedi. dedim. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. Nurları. keyfine bak.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. açık cefalarda bulunuyor. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. Onların halinden anlatmaya başladım. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. tekrar ona verdi. niçin bir şey söylemiyorsun. ciğerler söker. dervişlik vardır. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki. Belki bir çiftçi. Ona. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. Kutup geldi başını önüne eğdi.

Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. ama onu dinlemek istemem. bana hiç ziyanı dokunmadı. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. Gittim elimi karnına koydum. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin.söyledim. dedim. O Arş denilen makam. dnu götüreyim." (K. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. Beni ululayın. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. sizi boş yere yarattım. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. Öküzü gördü. Allah Kur'an'da." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. bana başka biri geldi. utancın ne yeri var? Adamın biri. Allanın huzurunda duygulansın. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. İsterim ki. bir dönüş içindir. ama gerektir ki o da zahiri korusun. Her kim. 229) Ama Hak. o da aracı dostun ayağına kapandı. Kendine geldiği zaman. âşıka daha hoş görünür. Hazreti Muhammed'in kalbidir. dostumsun demek. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. onun dimağı. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. Arşa hâkimdir. ben Kerimiddin'i severim. Ama Muhammed'i." buyurulmuştur. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. Nasıl ki. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. Hazretle kaç defa konuştuk. Burada göklerden maksat. dedi. beni yoksul olarak dirilt. (M. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. 2/206) buyurulmuştur. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. kulağını yahut başını okşayayım. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. bu ne gebeliktir. övmeye değer. el kaldırmak yakışmaz. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. "Rahman Arşın üstündedir. Ben biliyorum ki. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. o zehirdir. Ebubekir'in dostu." (K. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. Allahındır. düşmanı da severim. Kuran'da. namaz kılsın. peki sirkenin senin ağzında ne işi var. Hep onun hikâyesi. Bir kimseden incinirsem onu yakala. Bunları çağıralım. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. ama herkes kendi halini anlar. 20/3) buyurulmuştur. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. Dedi ki. Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. haberim var. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. Büyük Hamid. Büyük Izzeddin. Beni mi daha çok seviyorsun. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. ama Şehzadeyi göremedi. sen gitti. Başka bir âyette. yoksul olarak öldür. "Siz sanır mısınız ki. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. "İncinme. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. diyelim ki ağzın şeker doludur. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. Kalbim ağrıyor. Ben de onu istiyorum. "Yerde ve göklerde ne varsa. Bana açıkla diyordu. onun halinin ifadesidir o sözler. içi doludur. bakalım ne olacak? vah. Yoruma dikkat et ki. dedi." (K. yani kâinatın elçisi. onu yakala diyorum. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. Tattım. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra. dervişin biri. Gördüm ki gebedir. yerden maksat da onun vücududur. . Ne var ki. Derman derdin olduğu yere gider. (M. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. 228) Ağzın sirke ile doluysa. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. Köpek de yavrular doğurur. Dedi ki: Hazreti Peygamber. 23/117) buyurmuştur. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. hem onun hem de bunun dostu idi. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

hem de şeyhi oldu. başka kim olacak? Düğünler. hiç aldırmadı. Geldim eteğine yapıştım. Ne yazık ki. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. nihayet dizkapağında. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. onu çekmeye başladı. deveyi su kenarına kadar yürüttü. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. Gözünün birini bir balığa. cennette kendine açık bir makam hazırladın. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir. yürü bakalım! Fare. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. kenara çekildik. ölüm bin kat daha hoştur.Farenin biri devenin yularına yapıştı. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. (M. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. hiç bir ses çıkarmadı.değerse Müslüman olur. Beni Allaha ısmarla. Söz sözü açar. Bu da nefsin düğünüdür. gel gel dedi. ama dizden dize fark var. Bizim canlı Allahmız var. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. O çabuk yürüyüşlü. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. Fare. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. sinirini koparır. ben doğru konuşuyorum. Hem de söylemek gerektir ki. Ayağını suya basan deve. dedi. 78/9. Fare. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. Biri sordu: iblis kimdir? öteki. dedi.dedi. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. geceyi size örtü kıldık. Çünkü ben Allahyım. demeyesin. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. dedi. Bunun sırrı başkadır." buyurulmuştur. derler. "Uykunuzu size rahat sebebi. Sen kimsin? diyordum ona. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer. önce kumaşı ölç. Uykunuzu rahat. Nasıl ki. Üstat ve kâmil bir insan idi. ömür vefa etmiyor. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. Benim ipim uzun. Deve uysallığı. Kur'an'da." (K. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. Sudan geçmek kolaydır. hiç kimse konuşamaz. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. Sen akıllı kişileri dinle. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. bunun sözünü etmeye değmez. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. . Eğer söyleseydim ödün patlardı. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. başka bir parıltı daha belirdi. gemiciden sordum. evlenmeler bir türlü değildir. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. Önünde bir pul değerinde helva var. yahut keski hiç yemeseydim. Hakîm Senayî'nin hem müridi. benim tersim de sensin. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. heybetle bir baktım. ötekini başka bir balığa dikmiş. güzel tedbirler alalım. Allah daima gayretli davranır. sen bilirsin. 10) buyurulmuştur. Bir dindarın önündeki bir akçe. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek. o zaman geçti. Diyemez ki. benim nazarım ona. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen. Şimdi sen de tövbe et ki. sonra kes. 239) Bu şükran secdesidir. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. sensin dedi. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. işlerimizde daima iyi. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur. kendi yerini de gördün. Burada işi düzeltmek gerektir. iyi bir iş yaptın. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. (M. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. su çok büyük ve derin. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim. dedim.

Köpek havladı. Yani ben açık bir iş yaparım. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. Bu hırkamın kolunu öptü. Parmağımı öyle bir sıktı ki. dedi. sensin. Ama çok soğuk ve yersiz olur. (M. hav hav senin annen babandır de. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı. ama hiç kimse bilmez. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. o da bana vahiy gelir. dedi. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. . Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. ama o yine de Yahudi'dir. hav hav. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. Sağırın biri değirmenden geliyordu. soğuk kaçtı. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. Niçin sıkıldın." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. onlar da pek çok eşya götürdüler. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. mahallenin başında havlayan o köpeğe.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler. Siz şu katırı kulunuza veriniz. onun heybetinden eve kaçtım. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. Benden bir söz işitti. ben sizden herhangi biriniz gibi değilim. Selâm vermeyi bile unuttu. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. Hazreti Peygamber. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. görüyorsunuz ki. öteki yankesici. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. Onların aralarında yaptığım o işten. diye soracak dedi. Kuran'da. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. yürüdü. Meğerki ben istemiş olayım. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. bunu değil. Onlar geç kalmışlardı. hey anneciğim! Silâhımı getir. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki. o geç kalır. yağmur gönderdi ki. benzerler ve eşler niçin olsun. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. Bunu o söyledi. ne de cin eli değmiştir. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. Şu şartla ki. dışarı çık. çağlayandan. Kadının biri bu sevdada idi. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim." (K. Şarapçının biri şarap satıyordu. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. kendi kendine. Efendimiz dediler. dedi. Hey anneciğim. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. dedim. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. 55/56) buyurulmuştur. Mevlâna'yı değil. onu onu! dedim. konuşamadı. (M. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. Sonra tekrar dili açıldı. bu ayağı da değil. biz çok sopa yedik. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. Sen bana bakma. dedim. falanın başına ant içeceksiniz. Ona göre kıyas et. diye düşündü." (K. falanı değil. Peygambere. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. Yarabbi onu tut. değirmene doğru giden birine rastladı. bu. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. yine de Yahudi. onlara ne insan eli. 241) "Söyle ki. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. Sustu.

Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. kara sevda sana geldi diyorlar. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. istersem giderim. her şey yerli yerinde. Gerçekten böyle oldu. ne tuzaklar kurdu. bundan bir uğursuzluk sezdi. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. mânada söz kalmadı. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. diye emredersen. Allahnın kutsal sözündeki mânadır. çok ilgi gösterdi. henüz şüphesi geçmemişti ki. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. (M. pişman oldum. zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. Eğer başkaları işitecek olsa. Onun ne yeri var. 242) Saidi Müseyyeb. Yavrum. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. kızı gece evine getirdiler. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. Bir daha böyle şeyler söylemesin. Kadına yaraşan en iyi iş. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. Said'in bir de çömezi vardı. aman Yarabbi! dediler. O misal yönündendir. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. istemezsem gitmem. olanı biteni annesine hikâye etti. bütün yollardan ve gidişlerden. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. bu ne düş. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Bayağı divane oldu. elime geçeni burada sarfedeyim. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. Hayır. ama bir türlü elde edemedi.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım.) yolu gibi aydınlık yoktur. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. Annesi bu haberden çok ürktü. Bana falan şehre git. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. Hal hatır sorduktan sonra. dedi. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir. ne de sayıklamadır. Yoksa ben seni sevenlerdenim. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı.S. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. Annesine altınlar. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. Maksat. Halife. insaflı olanlar insaf ederler. Tekrar evine gitti. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. dedi. dediler. dedi. Bağdat müderrislerindendi. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. 243) Anne hâlâ şüpheli idi. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu. Sonra tekrar etrafına bakındı. medrese. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. Komşu kadınlar. Çünkü sözde mâna. . güzel kızımı sana ereceğim. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti. bu nasıl olur? Kız. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. ne hayal. kara sevda ve delilik hiç değil. Bu oğlan başımızı yiyecek. bu sözleri onun deliliğine yorar. O kendi başını. Güzellikte. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. gümüşler getirmişti. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden.

ey Allahm gönlümün dilediğini ver. dedi. hayır. kendi nefsine perde oluyorsun. ama o da buradan değil. Benden bunu öğren ki. alnında bir işaret görüyordu. Ah ve figan çocukların işidir. ilâhi söyler. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. dedi. ama belki o bizden daha üstündür. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. onun hiç bir şeyi yok.A. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. ona biri. ama yine hoşlanıyorum. bir sofra getiriyorlar. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. yemeğin karşısında sabredesin. ondan daha yok mu? getir. Senin. biz de sizin. ama sen önüne perde çekiyorsun. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler. O öyle arıktır ki. Ben neredeyim? Benden haberi yok. o belki. Kur'an'da. Onun da sakalı var. başka hayallerle karıştırıyorsun. Evet. Biri okunu uzağa atar. onlara yaraşır. dedi. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. senin yanında onlar gerektir. kerem sahibi olur. biri de olmalı ki beni güldürsün. bunun başka mânası vardır. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. diye yalvarır. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın. "Gördün mü. Ben ahvali biliyorum. Böylece onların adları anılır. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. Öteki bir hava tutturur. Çünkü biz dünya adamıyız. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. Fakat bu başkalarının işi değildir. İşte böyle şimdi ne yapalım. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki.. Dünya ahiretin köprüsüdür.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. 245) "Sultan. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. Soğuk ve donuk şeyler. ben bir şey değilim der. dedi. Hem kendin. biz de öyleyiz. Derviş. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. Bu da ne oluyor derler. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. Derviş evine gitti. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor.sözü öğünme yönünden değildir. ne onlar bizimdir. bunu anlattı. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. Bunu anladım. ondan getir. Ondan. onun ise dünyada gözü yoktur. Biri gerektir ki beni güldürsün.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. Meğer. Onun altını da var. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. dedi. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. Yarabbi işimi kolaylaştır. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. yahut beni unutan zata uğrayalım. der. Hoca keramet göstermişti. raks eder. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. urbası da var. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. başına su dökerler. Bu iftiradır. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. dedi. Evet onlar azap çekerler. Benim gönlüm her şeyi istemez. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. dedi. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. başına şarap dökerler. Biri ağlar. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. Evvelce sende ondan var idi getir. Ebubekir onu bilmez. O ben bir şey değilim dedi. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . perhiz edesin ilk işin budur. Gördüm ki. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. dünyaya yaramazlar. Ben sana bin dinar vereyim. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. der. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. der. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. ne de biz onlardanız. benim de. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez.

(M. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. Halbuki. Evet. "Sizi korkudan. Bunlar akıllı. çocuk babasını göremez. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. ayık sarhoşlardır. 248) Perdenin arkasına git. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Hiç şüphe yok ki. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Gel demesine imkân kalmaz. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Aşktan yüz mü çevireyim. Bir işimiz yoktur diyoruz. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Haccın zevkine ermek de başkadır. Dil yarası acıklıdır. Hiç bir iş yapamıyorum." (K. Müjdele. Ona söylerim ama tekrar unutur. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. doğrudur. dört yüz oda yaraşırdı. çabucak yemek geldi. o yüceliği. Halbuki ona iki yüz değil. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. onu düşünmek bile gerekmez. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. ikinci hafta. der. Güneş böylece her tarafa bakar. dedi. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. Doğrudur. Bu da bir imtihandır. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. dediler. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. Gittiği yerde ne bir. bak ki. Münadiler. Hazır buldukları ile . Kudret. Çünkü bu ses neyden çıkar. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. Falan. ne tuhaf oyuncaktır. Önceden söylemek gerektir ki. Olmaya ki. Kıyamet peşin kopmuştur. A. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. diyordu. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Çocuklar. Feryada gücüm yetmiyor. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Yani dileği uğrunda uyumazlar. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. temel onlardır. Ondan bir feryat kopar. herkes kendi başının çaresine baksın. Bunu sonradan söylemek yalandır. madem ki biliyorsun. Keşke surette uyuyaydık. Deveden düşersin. 156) buyurulmuştur. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. Size tekrar söylüyorum. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da." (Bakara sûresi. Hazreti Peygamberin. aşağı inmek değildir. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. Ayaklarının altında öl. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. hemen bir hüner gösterdi. ama içinden elini ağzına kapa. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. O çocuk yolda kalır. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Allah her kemali anlar. çulhadır o. Allah bilgini. bir zerre kaybolmaz. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. (M. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Eğer işitirse. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. çekilen emek nispetinde elde edilir. Çölleri aşmak başkadır. kuvvetli dayanağın var. Onlar. Akıl sahibine bir işaret yeter. işte bir iş çıktı. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. doğrudur. dedi. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. bunlara sabredenleri müjdele. açlıktan veya can ve maldan. işittiğini ya söyler de dinlemez. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. adamcağız. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. mey içerler mest olurlar.)yüce katına getirdiler. evet fena değildir. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. bu namaz kılmaz. yahut dinler de söylemez. Ebu Said bir topluluğa rastladı. Sonra bir çölün ucuna varılır. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. Bu sana uyku getirir. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. çığırtkanlar bağırırlar. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. çünkü ateşten kaçmaz.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. halinden hoşnut musun diye.

halinden hoşnut musun diye. ama içinden elini ağzına kapa. Deveden düşersin. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. aydın bir gözüm vardır. Hiç şüphe yok ki. Çölleri aşmak başkadır. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. Çünkü bu ses neyden çıkar. Bir işimiz yoktur diyoruz. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. böyle bir topluluk için açılmalıdır. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. mey içerler mest olurlar. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. O çocuk yolda kalır. "Sizi korkudan. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Bu sana uyku getirir. Falan. Doğrudur. Tekke. Halbuki ona iki yüz değil. Sonra bir çölün ucuna varılır. Allah her kemali anlar. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. dediler. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Ebu Said bir topluluğa rastladı. . evet fena değildir. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu.)yüce katına getirdiler. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Haccın zevkine ermek de başkadır. bak ki. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. Anlarım. bunlara sabredenleri müjdele. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. işte bir iş çıktı. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. ancak. Kudret. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. işittiğini ya söyler de dinlemez. doğrudur. bu namaz kılmaz. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Olmaya ki. onu düşünmek bile gerekmez. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. ikinci hafta. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Ona söylerim ama tekrar unutur. herkes kendi başının çaresine baksın. çabucak yemek geldi. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. aşağı inmek değildir. Dil yarası acıklıdır. neresi düzlük. Hiç bir iş yapamıyorum. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. ancak. Bunu sonradan söylemek yalandır. (M. dört yüz oda yaraşırdı. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem." (Bakara sûresi. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Aşktan yüz mü çevireyim. Allah bilgini. Gel demesine imkân kalmaz. der. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. başım havadadır. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. Onlar. Kıyamet peşin kopmuştur. Ayaklarının altında öl. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. çocuk babasını göremez. 248) Perdenin arkasına git. doğrudur. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. Münadiler. Eğer işitirse. temel onlardır. hemen bir hüner gösterdi. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Önceden söylemek gerektir ki. açlıktan veya can ve maldan. Akıl sahibine bir işaret yeter. yahut dinler de söylemez. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. çığırtkanlar bağırırlar. adamcağız. (M. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Katır. dedi. Yüksek bir başım. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. 156) buyurulmuştur. neresi bozuk yoldur. ayık sarhoşlardır. Müjdele. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Katır. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Feryada gücüm yetmiyor. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. kuvvetli dayanağın var. Bu da bir imtihandır. diyordu. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. neresi yarı düzlük. ben ise çok kere kervanın başındayım. ne tuhaf oyuncaktır. Tekke. isa'ya inanan Hıristiyanlar. A. Gittiği yerde ne bir. dedi.ihtiyaçlarını giderirler. Evet. Bunlar akıllı. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. ben yüce himmetliyim.

O der ki: Allah arş üzerindedir. aynı şekildedir. iki halin dışında değildir. Zavallı kapıcı. cevherimin ne olduğunu. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. Biri doğrudan doğruya ona. diyorlar. niçin geldiğimi nereye gideceğimi. Allah rüyada görünebilir derler. ürkeklik gösteriyor. Bunlar taklitçilerdir. bir şey okuyayım ki. bühtan. Her nerede ki. ya gaiptir. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. 250) Bir zaman din bilgini idim. Allah karpuz gönderdi. Gaibi anmak. (M. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. böyle konuşmayı ayıp sayarlar. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. Diyelim ki. Şah mı geliyor? dedim. neredeydin ki. falan medreseye yerleşelim dediler. Öyle bir yumruk vur ki. tallahi derler. Dışarı çıktım. Hak âlemi hoş bir âlemdir. Marifet öğrenelim. dediler. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. billahi. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. T harfleri. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. Arap dilindeki mânalar. eğer o sırada yanımda olaydın. şimdi geri geliyor. denilebilir. 110) buyuruyor. yani gıybet. Beni kurtarırlar mı. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler. Yeniden canlandım. Falan yeri tutalım. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. Artık biz de şaşırdık. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. bir zümre safa taklitçisi. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. hoşa gitmez. Pabuçsuz dışarı fırladım. Çünkü o taraftan. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. Yemin. kendime geldim. hazır olanı anmak da ürkmektir. Meğer ki sultan ona yardım etsin. Bir topluluk da hem onu taklit etmez.) taklitçisidir. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. Evet dediler. bu varlığa doğru her an ayrılık var. Bari sen gel. Divane oldum. gel git. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). kardeşlerim var. gönül taklitçisidir. derler. Şah gitti. o medresede o ciheti öğrendiler. öteki de onun hakikatine işarettir. Armut boğazda düğümlenir." (Kehf Sûresi. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. Evet. istiyorum ki. dedi. hem de ondan söz nakletmezler. Ya hazırdır. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. hazır ise vahşet. Bazıları vallahi. Bu der ki: o mekândan münezzehtir. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. Zavallı ben. "Ey Resulüm söyle ki. şu duvara vursan delerdi. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. ayrıca. Onun arı ve yüce benliği. Allahdan söz açarlar. sultan şöyle yaptı. Onun yanında çok zikretmek. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. iki kısımdır. yaşa! Ömrün uzun olsun. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. bir tayfa da Mustafa (S. ondan uzaklaşmak. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. önüne koştum. karşıma geçer.Bir kaç kişi vardır ki. yani Allahya. Bir çoğu da onun ne rüyada. Bir zümre vardır ki. Kur'an' da. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. Bilgiyi. işin içyüzüne bakarım. B. diye sesleniyorlar.. O taraf aynı renkte.' Dört büyük günah. semiz bir delikanlı da olsaydı. Bu toplulukta hep bundan bahsederler. halbuki karpuzun tadı hoştur. Arap kılığına bürünmüştür. benim de tanıdıklarım. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. Derler ki: O. (M. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. Zikreden bir kimse. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki. . Bir zümre de Allah taklitçisidir. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. ancak kendiliklerinden konuşurlar. zulümdür. çabuk meşhur olalım derler. işin içyüzü böyledir. böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. kan dökme. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. Gıybet ise büyük günahlardandır. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. Müjde dediler. yani Allahya işaret eden zamir. dedim. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. ah git der. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor.A. Her lâhza. gelmedin? dedim. gideyim danışayım. Bu bir nevi küstahlık olur. Eğer git derlerse.

Ola ki o seni görür. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. Gerektir ki o selâm versin. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. yarım selâm bile vermez. Şimdi hale ve işe bak ki. Allahnın sözünü. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. eğer Muhammed batıda olsa." (Kutsal hadis) buyurmuştur. Canlı varlıklar. kendi kendine yansın dedi. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. Yahut bal içindeyiz. Onu. sonra görünmez olur. Hak Peygamber seninle iftihar eder. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. cansız şeyler. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. sen ona ümmet oldun. Bir su kenarına geldiler. Kayıplara karışır. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. Her tarafı dolaş. Su diz kapaklarını geçmiyor. Deve ayağını suya soktu. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. . Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. hem de secde etsin. Musa'ya. Onu kendi köşesine salıver ki. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. (M. bütün varlıklara değer. Bu şiirin kelimeleri. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. Henüz çocukluk çağında idim. Erginlik yaşına varmamıştım. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar. Bugün. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. o. gerçek budur! Nasıl ki Allah. bunlar hep insanlarda vardır. dedi. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. onun dilini. bari çileyi boz da dışarı çık. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. der. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. isa'ya göstererek seninle öğünür. Karınca. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. görünüz der. Kör Bedreddin'in damadı. felek boşluğunun güzelliği. Hazreti Resul. gönülalçaklığı göstersin. senden hiç yüz çevirmesin. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. ucu bucağı yok. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. çevreleyen bir kâse de yok. o coşkun dost beni yakaladı. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. Bu mim ise mânanın perdesidir. Tertip ehli erenler. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. bakınız. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. Ancak yakınlık yönünden olsun. O nasıl ayrandır ki. bu adam benim ümmetimdir. elini tutar. Yüce âlem sensin.Mısra: Kâbeden. Henüz hamdır diye bir ses geldi. o da sevinçle raksa başlar. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. o geniş yenleri ile. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. bu sana müyesser olmuyor. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. ayıptır söylemesi. kolayca geçilir. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. 252) Beni dolaştırıyordu. gel gel. Ona ümmet olunca. benim başımdan aşar. ama dadi.

şaşırırlar. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır. "Benim katımda söz değiştirilemez. güvenlik yolu buradan çıkmaz. burada güvenlik kazanılmaz. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. evin yolunu çıkarır. Ruhuna binlerce rahmet olsun. Derviş şaşırarak. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. Çünkü bu duygular. önünden sonundan haberi olmaz. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. Derviş. ağırdır. dedi. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki." (K. gönül perdedir. Musa. Bize vaat ettiler. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'"." ve sonra (kulunun dilinden). başkalarına öğüt vermek. bir dervişin eline iki testi verdi. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. Bu gerçeklenmemiş. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. Sıkıntıdan kurtulurlar. Zamane onu da götürür. dedi. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. melekût üzerine çıkamaz. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. işte benim üstadım budur. ona göre ağlayayım. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. kendi nefsini unutmaktır. ama başka bir işte de kullanırlar. Allah sevgisi gecikmez. Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. nereden geldiğini. Talip için dedi ki. Bu birliği. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. sofiler temiz yürekli idi. Etrafında toplanırlar. sözdür. O sağlam imanım başka bir şey olur. Gerçeklense de gerçeklenmese de. (Enam Sûresi. ben sana iki kat kulluk edeyim. dedi. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. Nasıl ki Allah. İki defa doğmamış olan mahlûk. kulluktan sorular sordum. (M. sevinirler." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. dervişe. En iyi öğütçüler. evet. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır. nimet sayarlar ve yeri öperler. 194) buyurmuştur. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. Ona da akıl perdedir. fakat bizi unuttular. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. sana konuk geleceğim. "Ferahlandılar. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir. sen kimin elinde görüyorsun. çabuk su getir. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. ama evin içinde yol çıkmaz. o zaman zorlanma zamanı değildir. O uzaklaşmaya yol açar. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. 254) Kuran'da. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. . kulluk ondadır. Bir sema âleminde idi. farkı yoktur. Musa Aleyhisselâm. nefsime taatten. dedi. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. 60/1) buyurdu. cevap vermedi. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. Melek.Sonra eline bir ekmek parçası verdi. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. 91) Kur'an'daki. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. ve nereye gideceğini bilsin. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste.

Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir. A. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. 256) Tavîl. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. söz söyleyelim. dedim. şimdi nebilerinkine başlayalım. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. asılmış üzüm hevenkleri. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. 1) buyuruldu. 255) Istırap. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. Gerektir ki." (Zilzal Sûresi. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. mühlet vermiyor ki. ama öteki cihet ne oluyor. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. Senin işini düzeltirler. diyor. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. O kadıncık. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. önce korku gelir. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar." (K. (M. âfetlerden kurtulsun. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. Bir öğüt yetişmez. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. genişlik bulur" buyurmuştur. dediğinden bahsediyorsun. tutarsam dışarı atarım dedi.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. Sana bir hikâye anlatayım. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. Kudret Allahnın elindedir. Bir saat oturdum. O. o kahpe. Halbuki bir şehir alt üst olurken. Her ikisi de olabilir. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. "Genişleten kimse. gel bir kenara çekelim. Hakkın sözünü dinle. ister başka biri olsun. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. O ister adam oğlu olsun. Gönül için. 257) Oraları görmedim. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. yenini namazdan indirir. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. Şimdi gerektir ki. Bakayım topal mıyım. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. ister cuma günü. Lut Peygamberin o ahlâksız. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. bir şeftali vermedin! Ben. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. Bu tatlı baldır. Mademki böyle oluyor. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. Kâbedir. Ben konuşayım. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. (M. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. cinsî sapık değildi. diyeyim. Bu Zehra ile o. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. kolaylıkla saçasın diye. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. öküzün bacağından olsaydı. Yani. Hazreti Muhammed. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. öteki selâmette kalır. Kâfir olan Yahudiler de. bütün yeryüzünü titretirdi. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. demiş.Yer sarsıntısı. Bir kimseyi. Artık dışarı çıktın. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. Bu bahiste benimle kavga etmişti. Peygamber idi. Ben göremiyorum ne yapayım. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. Bu güzel cevaptır. hangi marifetten bahsediyorlar. "Yer sarsıldığı zaman. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. Ne kör ve sağır ediyorsun. (M. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. benlik ona perde olurdu.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. Yenine vursam. Çünkü bunların arasına düşmüştür. münkir olmaz. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. Diyelim ki. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. ne oluyor? dedim. Vav. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. yani onun muhatabı oldular. yüzünü gördükçe iğreniyorum. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. teklif de fazlalaşır. yahut Yahudi olurlar. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. Kâfir olan Nasranî. onlar nasiplerini alırlar. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. Orada . Ancak bu. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. Ona uymayan bir insan. ama gelmedi. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. ama bizimkini geri bırakırlar. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. 3/197) buyurulmuştur. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. bunu inkâr etmişti. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. Lehaverli Şeyh Şeref. ben ondan batkın bir haldeyim. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. Tebriz'e de gideceğim. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken.

Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar. denk geliyorum. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi. Onun elde edilmesi kolay değildir. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. Öküzlerini al diyeyim. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. Eşek misin sen? Evet. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. Ben eşit. Eğer bu satranç oyunu. Sakalını öptüm. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. seni sevmişim. Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. dedim. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . dedim. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. dedim. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. Ben gidersem de razı olmuyorsun. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. bu olmasa postumuzu yüzer. Ben senin duacınım. ben idim. Evet. Bu acizi de birlikte götür. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. tam denk geliyorsun. dün gece o kadar yedim ki. ertesi günü daima hamama gider. Duydum ki. Nihayet denk geliyorsun. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. diye düşünürüm. Görüyorsun ki. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. bir yıllık günahını giderir. 258) Üzülme. (M. bir çok eşekler geldi geçti. Adliye Emirine bir öpücük vereyim.falan minberde vaaz ediyordum. onu oyalarsa yetişir. kendi yaslı yuvamıza gidelim. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. Ancak diyorsun ki. para toplamak sevdasında değilsin. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. ancak bir saygı gösterme vardır ki. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. O. yıkanır. sonra Şam'a gideceğim. sevgimi açıklayamam. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. ama beni de çamura atıyorsun. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. Daima ayağım ağrıyor. bana da ver diyor. bir kısmını da oturarak kıldım. dedim. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. Şimdi sen. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. Ondan sonra Bağdat'a. dedi.

260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır. pişman oldum. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. divane oldu. Zeyneddin benim müridim idi.Ancak onların bilgileri onların olsun. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. ister tertemiz su ile." Sahabe. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. ondan halvette bazı şeyler sordu. ister hendek suyu ile söndür. — Hayır. korku içinde kalırlar. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. Ey Allah elçisi.kimseyi yakmasın. Bu. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. Neticede hakikat böyledir. Yaptıklarımın farkında değilim. konuşmadan yüz çevirmem.diyeyim. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). karşılığını peşin alırlar. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. aralarını bulmak ister. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. dileği vardır. bunların yardımı ile. orada halk yurt tutamaz. yani ben Hakkım demez.(M. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. senden yana utanarak diyordu ki. sonra tekrar uykuya vardılar. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. . şimdi onun yanından geliyorum. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum. Bu millet ise aksini yapıyor. her zaman beni kutlayın. beni kutlayın! da demez. buyurdular. O. ister idrar ile. dedi. Çünkü her müridin bir muradı. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. Kavga koparmak için yalan söylüyor. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. O sözler uyanıklığın yankısı idi. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. şerh içinde şerh yazmışlardır. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır. Bu her iki söz de bir anlamdadır. hem öteki hasma gider. biraz önce filânla birlikte idim. Allah. ben öbür tarafa geçeyim. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. Zeyneddini Tusî on. Nasılki Mevlâna. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim. Murad ise benim. bana. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. ister yalanla. Sözden. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. hiç kendime sahip değildim. Tarîrı. çok üzüntülü idi. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. yeteneklerinin eksikliğindendi. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. o kardeşler bizler miyiz? dediler. yani Peygamberimizin yoldaşları." buyurdular. Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. daldan dala sıçramam. — Yoksa nebiler mi? — Hayır. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar. Hayırseverliğin iki mislini yapar. O kimse ki hem bu adama gelir. kayıd içinde kayd. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. (M.

bu isteğin yerine geldi. ne de gizli. 2/286) buyurulmuştur. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. Hazreti Peygamber (S. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. ulu Allah. her şeyi parçalar. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . ne de son. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider. rengi değişti. istemiyorum ki incinsinler. Allahdan belirdi." buyurmuştur. benim için ha o cihan. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. ön ve son.A. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. Ben de burada ipek giyinmişim. Yedikleri de haram. sözü. âhir. oraya koşun. bilgisizlikten ileri gelir. o lokma benim boğazımdan geçmez. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. Onun yemeğini yesem. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. ha bu cihan. Kur' an'da. bunu ancak Allah için yapmaktır. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. dedim. Siz ise. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. maddenin sıfatıdır. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur. Bu ince deri sanki ipek oldu. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı. haramdır. balığın karnında mirac'ta idi. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. 23) buyurulmuştur. Ne zahir. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım. bu azim ile meşgul olursan azim gider. (M.Geçen gün hayalini karşıma getirdim. Allahsız ne evvel var idi. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. Ey Allah Resulü! dedi. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. Önce Elif nedir? Onu söyle. Uzun olmuşuz ne çıkar. Derken tartışma uzadı. yani ne açık var idi. can ve gönülden kulluk ederse. tembihtir. Hazreti Muhammed (S." Çünkü o denizin dibinde. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar." (Hac Sûresi. dedim. ayışığı kapılarına vurur. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. Evvel. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. öteki âleme çağırmadır.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. Bir ilâhi hadiste. yüksek diye bir fark yoktur.) şöyle buyurdular: Ben. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz." (K. sonra B'ye gelirsem iş uzar.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. ne batın. onunla tartışmaya koyuldum. Söz üstüne söz söyleme davet'tir. Benim bu gönlümü sana versinler.) şikâyet etti. Allah bana böyle bir yoldaş verdi. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar.A. gözü. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. Ben de buna karşılık verdim. Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. Nitekim Kur'an'da. Haram yemek ki. Alçak. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. "Her günahın bağışlanır. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). Dedi ki: Bir âlem vardır.A. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz. Sonra Hazreti Peygambere (S. "Orada giyimleri ipektir. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık. sanki bir mancınık taşı gelir.

küçükten kimse bulunmasın. kendini anma demektir. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki. O zaten doğruluk makamında idi. Bir saat daha geçmişti. içmeye ihtiyaçları vardı. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. varlığını anmadır. ya bir şehide kefen olsun. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. 5) buyuruldu. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. Ya Bedahşan'da yakut. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. Allah vardır. Allah rahmetine kavuştu. ya bir çıplağa örtü. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. Kâseler boşalınca. . ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. Kendin de evden1 çık. git dedi. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. yahut Yemen'de akik olsun. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. Bunlar yedi kişidir. ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. evi boşalt. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. Bir yerde ki rahat vardır. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. ekmekleri sof raya yerleştirdi. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. Vezirin biri bunların halini haber aldı. hemen kapıyı açtı. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. size nimetimi tamamladım. Eğer bunu anlamış olsaydı. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. Artık müsaadenizi diliyorum. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. Bu can. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. Kâseleri doldurdu. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. (M. yedi sofî arkadaş vardı. öğüt nerede. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. Beni tanıyorsan. yerlerine oturttu. Aylar gerektir ki. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. hayır. dedi.Kur'an'da." (Maide Sûresi. onları eve çağırdı. Her şey aslına döner kaidesine göre. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. O perde sayesinde onu burada gördüler. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. söz nerede kalır? (M. Vezir öyle yaptı. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. büyükten. dedi. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın. Bunların yemeğe. Aşağı indi. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. hem orada. 28) emrini işitti. dedi. Hiç kimse kapıyı çalmasm. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. ikincisini alıyorlardı. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz.

Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. gidişini gizli tut" derler. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. öteki sünnet düğünüdür der. Nasıl ki. Hazreti Peygamberde. der. halk bunların hepsini eşit görür. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . (M. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. Allanın lâtif kulları vardır. Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. ne atı yem yerken. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. Evet bir kul vardır ki. Bayezid kabristandaydı. Her ikisi de bir kere der. aynı cevabı verir. Meselâ iki kişiye sorarsınız. Gönlüne bir ilham geldi. çamurla tıkanmış. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. (Hepsi onu aynı durumda görür). Kuran'da. ne de terslerken. "Yolunu. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. o hal. ben de senden kurtulmuş olurduk. paranı. Bugün o şey ki. orada dolaşmak isterdi. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. kuvvettendir desen de öteki der ki. gülelim. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. o iki akıllının cevapları değişebilir. Neticede. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. geceleri de gökyüzünü seyret. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. Yarabbi! dedi." buyurmuştur. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. sen benden. Bundan dolayıdır ki. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. Diyelim ki. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. Çünkü bu daha zor. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. 49) buyurulmuştur. ikide iki kaç defa vardır. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. Her ne kadar. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. Biri birini yanıltmaktadır. dolaşıyordu. yanıltıcı bir sorudur. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. Başka biri de. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. Eline al ve dikkatle bak denildi. Nasıl ki. bunu niçin gizleyeyim. ne dışında. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. Bir başkası. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. bir davul çalıyor ve raks ediyor. şunu da söylerler ki. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse. Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. yüz kişi güneş altında durmuş. diye. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. (M." (Mâide Sûresi. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. Yoksa sen eldesin. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. Eğer biraz ağır davranır. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. Bazı kulaklara baktı. Biri bu gelen askerdir der. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. ne ahırın içinde. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar.Nasıl ki sofî. aynayı bir kere eğri tuttun mu. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi.

Asla zar oynamadım. Annesinin memesine sarıldı. yüzü kara olmasın. yumruklarını kaldırarak. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. Asıl odur. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. Bu ruhun gıdasıdır. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi. Ama sonra dışarda bulurlardı. Onun takati buna yeter. o asla aziz olmayacaktır. gaipten haber verirdi. Bizim kuyudan çıkardığımız. der. Halbuki. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır. Gamın başka bir dalı daha yoktur. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. Yani el emeği ve alın teridir. Günahsız. öbür kulağından çıkmış olanlardır. Yani ruh gıdası ye! demektir. Kur'an'da. ama değilim. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. Sütü kurumamıştır. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. Bir divane vardır ki. Allah yolunda çözülsün. Saygı göstererek uzaklaştı. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. Tıpkı Isa Peygamber gibi. Isa Peygamber. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. ruhunun ölmesini ister." buyurulmuştur. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. Şüphesiz iyiyim. (M. (M. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. yedikleri mutlak helâldir. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. Her yere dağılır. Onlarla birlikte vere oturur. ama başkaca konuşmadı. halk ile konuşuyordu. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. bir kişinin ölümünü ister. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. Bu varlık ki. gama taparlar. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. Çünkü onu arkada bırakmıştır. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. "Allahtan başka Allah yoktur. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. Anne. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır." sözüdür. 'Koyun. Göz ve kulak açılsın. derler. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. yüzüm ak alnım açıktır. yoksa zülüf nerede. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. Olaki bir gönül ehli. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. Sevinçten kurtulur. Ancak bazıları . Tecrübe için onu eve kapatırlardı. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. ben nerede. Bir günahkâr için. fakat onun huyunu da kapar. Allah Erenleri ile birleşsin. Nasıl ki. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. insan oğlunun bildiği şey. der. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. Nasıl ki. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. İnsanoğlu. sütüm kurudu. sütü annesinin göğsünden emer. sözlerini dinlerdi. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar. salih bir kişiyi dışarı atarlar. bir kulağından girmiş. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir." (Kasas Sûresi. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. kendine tapmaktan kurtulsun. şüphesiz kusursuzum. O böyledir. 79) buyurulmuştur. çok zorluğa da katlanmadım. çünkü o vaktini bilir. içimden doğmadı. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir.

Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. Orada inci vardı. Arif kimdir. demektir. (M. kendisinde garip bir hal belirdi. O nasıl sevgilidir ki. kendi kendine söyleniyor. "önce yoldaş. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. (M. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir.A. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. "Allahya ödünç verin. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. Biri açıktır. kim gelecek diye bekledi. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. yemesi kolaydır. tüm yerinde kalmaz. mütabaat sözünü söylüyorum. yedi kat gökler. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. Falan şeyh çilede idi. iyi kişi vardır. git su getir. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. hatırı nerelere dağılıyor. Şaşırıyor. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer. (M. sevilen de bu tarafa gidiyor. dostların önüne tutmuşsun. kutsal örtü. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. Allahya ant içerim ki. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. parçalar âlem olmadığı gibi. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. iyi bir adam tevekkül ettim der. Hayır Allahnın kuludur. yahut yiyenin yolu aydındır. ama o bunu göremiyor.) mütabaatı tanıdı. Bir kapı açıldı. Çünkü o denizin dibini biliyordu." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. Bir mescidin kenarında oturdu. Musa Mülekat'a gitti. yoksa elimdesin. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al. Muhammed (S. ne çıkar? Vakit müsait değil. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. inci tüccarı. öteki mânası. Bu kadar savaşlarla uğraştı. Nasıl ki. yani. . Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir. arif onun önünde düşkündü"?. böyıece önü örtü içinde. Bilmiyor. yani parçalar ile değildir.Kürsi. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. Mehtabın aşağı indiğini gördü. tekrar önüne düşmüştür. toplu varlıklar da âlem değildir. Hayvanî ruh. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. sonra yol" derler. ama bilgisizdir." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır. Elbisesini sırtından çıkardı. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. ama mütabaatı göremedi. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. ama bilemedi. Adem oğlu. Hayır Allahdır. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. dünyaya ayak basınca Arş. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür. Nihayet mütabaat odur ki. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. Musa. hem değildir. hayvanî örtü. Musa Peygamber. Cüziyat. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. ben de şimdi niyetimi düzelttim. dedi. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. deveyi dizinden bağla. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun.

Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. sana gereken cevabı vereyim dedim. (M. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. yoksa kâfir. nefsin sakinleşsin. Onlar kâfir oldular. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. dediler. ayrı ve bağımsız olurlardı. nur üstüne nurdur. dedi. Yüzüme atıldı. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler. keşke söylemeseydim. dedi. âlem külliyat iledir. insanoğlu da kendi nefsine. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. Bütün âlem bir kişinin elindedir. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. O zaman sonunda. Abdestler su ile tazelendi. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun. "Kavmini hidayete eriştir. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. Çünkü onlar yine de görürler. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. "Hiç şüphesiz semaları. Bir kimse sana bir söz naklederse. der. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. herkes beni iyi adlarla anıyordu. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. Bugün. Sorunu daha edepli sor ki. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. Eğer parçası olmasaydılar. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. Çünkü onlar bilmezler. O inkâr ediyordu. cevabını verdim. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. isterse bir hiddet zamanında. Dün birisi geldi. denedin. mustarip olduğumu anla. Tatarlık sendedir. bu tavsiyeyi muhafaza et. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. gel. nefsim sakinleşsin deyince. insan onunla alçalır. Müslüman derim sana. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. Bütün nebilerin. Ama yine onun parçası idiler. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler." yahut. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. O hale böylece katlanıyordu. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. nur üstüne nurdur. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. abdest üstüne abdest. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. Bil ki." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. şerefli yarattık. Senden işittik ki. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. bunu arıyorlar. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. Bir gönül sahibi sebebini sordu. iki saat bekle ki. ben. belleri kırılmaz. 273) . Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. Abdest sensin. cüziyat ile değildir diyorduk. Sözün ve sesin sonu. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. Evet. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. Şiir:(M. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. kâsedir demiştim. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. Yüzünü ona çevirdi. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. buyurdun. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. Allah. O kendini bildiği için her şeyi de bilir.

Karada bir acayip şef er oldu. ama oku bir işe yaramadı. bağırmaya başlarlar. Aman köylüye de ikram edin. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. evet derdim. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. Sonra başka bir aslan geldi. bir yerden başka bir yere göçmüştür. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. önce Hamza fırladı. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. Halk madenler gibidir. başını yüzünü yumrukluyor. diye sızlanıyorsun. diye buyurulmuştur. O da dışarı fırladı. (M. Dünya müminin zindanıdır derler. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. bir kaç fil kadar korkunç idi. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. ona da attı. geceleri uzun konuşuyorum. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. pislikler dışarı çıksın diye. ama sen engel oldun dedim. bu kuş kendini kurtarsın. günah işlerken verilir. ben de gözümle görünce. Yahut da. geri kaç dedi. içindeki cerahatlar. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. Hamza bağırdı. Allah korusun. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. yahut savaş ediyorlar. Ay kimdir ki. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. hayır nereden nereye. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. Zindana Tatarlar delik açtılar. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi. Herbiri. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. Mısra: Uzun külahım var. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. Görünmeyen lütuf odur ki. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. bir çıbanı deşiyorlar. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. dedim. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. karıncalara bir ok attı. Altın madenine benzer. Halbuki sen feryat ediyorsun. Allah istemedi. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. Galip gelenin tarafında değildir. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. . Bu senin işin değil. Eğer o başka sebepten kaçtı ise.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. Böylece on tanesini vurdu. çünkü ona bir şey vermedin.

hakaretler pek kolaydır. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. Sen büyük adamsın. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. O kendi halini bilseydi. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. Onun sözlerinin tatlılığından. muhabbet ve sevgi yönündendir. gönlünü o koku ile doldurdu. Allahya perde olur. hesap dışı kaldı? derler. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. Kur'an tefsiri okuyorsun. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. ağlayarak yardım diler. Anladım ki ancak ben sana âşığım. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. Söz tekrar geri sıçrar. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. Bir çok ağlayışlar vardır ki. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. ama o. Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. Allah kokusunu aldı. Bir vakit olur ki. kendisi için ağlardı. Şiir: Nerde o yeminler. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. onların yanında bütün sövmeler. Senden davacı olcağım. bana zulmettin! Olaki. Biz de ona ağlıyorduk. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. Yani bu güne ne oldu ki. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. kendisine ağlamıyor. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. Bir zaman olur ki. . ağlamak ona hoş gelir.Bir zümre vardır ki. kulu Allahdan uzaklaştırır. sonra yine bir an olur ki. Şimdi açıkça söyle. kuvvetli küfürler. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. aslanlar ava çıkar. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. gülmekten de. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. dedi.

kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça. O hale erginlik derler. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. Nihayet bu kör insan. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. kırk yıl putlara hizmet etti. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. Dileğini puttan diledi. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır." (Isra sûresi. puta karşı ey put! diye çağırdı. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem.) meclisine bir yoksun girdi. bir saat sonra duyguların başkadır. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. ancak insan pisliği ile oynuyor. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. 72) buyurulmuştur. Bir huzur ki. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". henüz küçüktü. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. Zengin. annesi ağlayıp sızlıyor. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı.A. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. ağzı burnu. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. O düşünceye dalmaktan maksat. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Sükûtlarının sebebini anladı. Ama nasıl olur da. yüz çevirirsin. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı. biricik sevgilin odur. Öyle köleleri vardı ki. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. birbirlerine bakışıyorlar. bazan da ondan bıkar. ama değişme sendedir. onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. hayır der.Hakta değişme yoktur. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. (M. Hazreti Muhammed'in (S. (M. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım. konuşmak bile istemiyorlardı. O derece ki. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. yine zevksizdirler. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir. Kuran'da. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. Sanırsın ki.)'dan bir haber bile veremedim. Bu iş böylece devam edip . sana çok^sevimli görünür. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. Halbuki babası. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. Şüphesiz ki o ibadet. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu. Yüzü gözü birbirine karışmış. Fakat Allah ona. o dosta düşmanlık gösterirsin. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır.A. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi. Ey Allah Peygamberi! dedi. Bazı fakir dervişler namazı terkederler."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. Hakkı. Zengin bir adamda. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever." buyurmuştur. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu.

Her şeyi kendinde görürsün. İsa. şeytanı kaçırır. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. diye buyurmadı. vesveseden arınmış olan bir kalbe. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu. Onun tabiatındaki parlak istidadı. içindeyemek önündedir. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. asla şeytan giremez. bir daha söyle. Bir aralık kapıya kulak verdim. O zaman ona. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar. Siz kerem edin de dışarı çıkın. O kalpte daima melek yerleşir. Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan. ipek ibrişimlerden örtü. Havva. Asiya. oraya şeytan giremez. Keşke .ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. göğüslerinde vesvese veren. Nuh. Hıdır. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. (M. bir vaiz. llyas. rahmetime mekân kıldım. "De ki. Bazıları da bilâkis. Nasıl ki. ben korkuyorum. "Ben kalbi. boğulur. "Görmezsiniz ki. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor." (K. ikinci bir kalp de. kendi nefsindendir. "Sana erişen bir fenalık. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı.gidiyordu. Hazreti Peygamber. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. Hayır dedi konuşmadı. Ama başka bir mânası ile göğüs. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. yalnız melekler yuvasıdır. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. şu cehennemi bir anlat dedi. Mirac'dan gelmişti. 279) Nasıl ki Allah. Nasıl ki. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları. Nemrut ve başkaları hep sendedir. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi. ben onu bilmem. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. zekâyı. her şey Allah'nın katmdandır. kalpden daha geniş bir mâna taşır.Ama ortada ye mekten eser yok. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun). dirilmiş. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. dedim. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". Allahyı altı yönde sanmayın. altın tabaklar. şeytan girer. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki. Nihayet kalpler üçe ayrılır." (Fürkan sûresi. aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. der. Bazan melek dışarı çıkar. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir." buyurmuştur." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. On sekiz yaşında öldü.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. bazan da melek girer. vesvese veren şeytanın durağıdır. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler. Biri Allahyı görmekten. ya tövbe ettirirler. Firavun. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. İbrahim. ölmüş derler. İslam'ın sadri terimi.dedi. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar.Musa. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. Onun mânası daha engindir. içine melek de girebilir. (M. Her ikisi de doğrudur. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı.

Bana niçin yemiyorsun? der. ben de yiyemem. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. Zaman zaman o inayetin eseri. tüyünü kanadını yolar. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. Allahnın öyle kullan vardır ki. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. O ben vereyim diye seslendi. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler. (M. hal ehli olduğunu sanır. Kendisi ile birlikte devam eder. keçi ne bulursa öldürür. Derler ki: Deccal koyun. Bir gün hac yolcularının. Ne mutlu bana ki. Sen diyorsun ki. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. bu dervişlere ulaşmaz. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. Utanırım derim. Herkes nihayet herkestir. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. iyi ile kötü. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. onlarla yemek istiyor. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. Musa Peygamber diyordu ki: (M. Ne yiyip içerken. deyince bir teşbihci. kâfirle Müslüman arasındaki fark. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. Yetmiş defa hac etmişti. Yüz aptala hizmet etmelisin ki.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. Bayezid'e ilham geldi. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. Allahya benzer bir şey yoktur. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. o bir aptala erişebilesin. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. Halbuki" ben kancık değilim. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. Hele bana öyle külah eder ki. Maksadım. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. ancak biz Simurg'a erişebildik. kan damarlarında dolaşır. yerinden sıçradı. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. kuşları parçalar. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. Bizden biri Abdal kılığındadır. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. ne uyurken. bazıları denizin kokusundan döküldüler. Kıptiye tokat vururken. Benim söylediğimden başka. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. Hazreti Muhammed'in (S. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. Ben ona akla uygun diyorum. Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. Allah inayetidir. SUYU . ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. (M. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. O kadın da der ki. Bunlar gerçi taklitçidirler. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. o haberi. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. Bu Simurg. Onun yoldaşları vardır. Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi.A) bildiği şeylerdir.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. canı başkalaşır. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. Diyor ki: Bana. Onun başının sadakası olsun. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. kancık diye dil uzatıyorlar. bu şeydan nedir? dedim. altı. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. o da benden hoşnuttur.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. Yarabbi! dedi. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. kolunu büker.

bulunmaz bir yaratıktır. ilk doğuşta. Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. Yarabbi! dedi. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. Bunun üzerine Bayezid. Semender garip bir yaratıktır. tövbe ettim. Köpek yüzünü çevirdi.Ondan sonrası ilimdir. Başka bir kör de gördüm ki. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. ne de suyun boğabileceği bir hayvan. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur. Yazıklar olsun onlara ki. "Günahına tövbe et. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. zekât da öyledir. Yine aynı ayette. " (Muhammed sûresi. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. Gezegenler de." . Ne ateşin yakabileceği. Ya oruç? Otuz gündür. yüz türlü yalvarışlarımla. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. göz buna güç yetiremez. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. suyu içmeye başladı. ilimden sonra da. Yahut açlıktan. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. Ben bir kör gördüm ki. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. Gerçek taklitçi. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam. Göz açıklığı demek. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. köpeğin önüne koydu. susuzluktan eline geçen bir avı yer. Kurbağa. doğru ve çok iyi hayalat gelir. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. şefaat dileklerim. Ama ateşte yanar. şunu yaptım. hem yokluk içinde can verir. O hem yokluk içinde ömür sürer. Yani ilim tavsiye eder. azaptan kurtulsunlar. Kuran'da "Bil ki. Bu Ayı herkes görür. uyanık davranmak ister.hemen bir çanağa döktü. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. Ütaritten bahset. 19) buyurulmuştur. buyurdular. Arap tekrar sordu. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. Ama kendisinde görecek göz yoktur. şüphesiz o Allah. daha ne kadar zaman. Daha sonra da gözünü açmak. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler. (M.

Henüz ilk gençlik çağındaydım. çünkü azap verir. ama size cefa da eder. Yoksa senin ateşinden duman tüter. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. onunla hesaplı konuşurum. Ben buna inanırım. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. Anlamını. Meselâ olmaz. Ömer yüzüstü kapandı. her önüne gelen şeyde fazlalık. Vefa öyle bir şeydir ki. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. gramerini. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. yoksa hakikatte değil.hem olumsuzluk edatıdır. Ya Ömer! buyurdu. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. Allah vergisi ise âsilere verilmez. Kendi cinsimden birini istiyorum. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. zındıklar bilsinler ki. istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. onu kıble edineyim. dedi. onun korkusundan şarap sirke olurdu." (K. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. o benden daha mülhid imiş. 284) Ömer.) Mescidine geldi. hayır dedi. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. Nasıl ki hıfz yani saklama. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. Ariflikte fazlalık. dedi. hemen fazlalık. Söndür. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. bir gün Hazreti Muhammed'in (S. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. yüzümü ona çevireyim. Hiç bunları düşünmedim. Bunu işiten bir mülhid. acele anasının başını kesmiş. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet. saklamayı terketmektedir. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. o halde fazla bile gördün. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. Fakat Mâ harfi. Bunu istesem de yapamam.A.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. öyle bir kahraman idi ki. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. Bu vergide artış vardır. güneş. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı. hem de başka mânalarda kullanılabilir. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum. Yoksa iğneciye göre değil. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. Kendimden geçmiş olayım. okunuşunu araştıralım. (Yani varlığı terk etmek)(M. ay insanın neresinde? . (M. hem haber edatı. 66/3) gereğince. Evet yepyenidir. Hazreti Peygamber. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. yaklaşmayayım. Ömer (Allah ondan razı olsun). "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. demiş. Görüyorsun ki. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. 285) İlim Allahdan bir vergidir. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. Ben asla bunu yapmadım. kendilerinden korkum yoktur. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. Ya tamamiyle alim olmalı. dedi. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. Ama size göre'. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. demedim.

damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. Zamanın başına ezel dediler.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. o tarafta ışık yok. Muhammed şöyledir. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. yine aldırmadım. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. âlemin içindedir. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. oyundan dönersin de. bir ses çınlıyordu. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. şeyhimizsin.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. Bizde cevher var. Nihayet taşa tapanlara. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber. Başka bir incelik daha var ki. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. kuyruğuna da ebed adını koydular. senin için korkuyorum dedi. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki. sana uyalım. dedi. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı.A. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı. Elinde öyle bir baltası vardı ki. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. sonra geldi ve bana yazık olur sana. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki. Ayın. ne söyleyelim. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. diye seslendi. ben yüzüne güler. buyurmuştur. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. akşam namazına durduk. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay. O ki. bu ne nebilik. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. Eyvallah. (M. Her kime yüzümü dönersem. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. ne adamdır o. dedi. Ezel nedir. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur. karanlığında bundan hiç haberi yok. şeyhim. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. Hocanın biri namaz vaktidir. senin dizginlerini taşırdı. taşa vursa parçalardı. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. onunla sahradan. bengi sular ondan yağar. Bana böyle şeyler gerekmez. yüzü nü butu n cihandan çevirir. Ama o ben. yani emredici (istekli) nefis. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. yüz yıl sonra da sana gelecektir. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. oraya aslanlar bile giremez.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. Güneş . ebed ne? (M. Benim seninle işim yok. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. Dedi ki: Ben.287) Bir Güneş doğdu. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. Kendime macera söyleyeyim de. bu adamla öğünürler. Eliyle işaret ediyordu. ne de resullük ve marifet makamına benzer. Git diyordu. Yolda uğrular var. diyor. Arka üstü yere düştü. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. bunlar fenadır diyorsun. Onu kahr içinde bıraktım gittim. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. Bundan sonra bir kere daha. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. içerisi baştanbaşa nur doludur. Bir kaç kere baktım gördüm ki. yazık sana. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri. Allah sana ömürler versin. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. emmâre.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi.) yakasından çıkar ki. Bu sözüm onu şaşırttı. Herkese söylerim. sana ne yapayım. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. Kul vardır ki şeytana uymaz. Bir delikanlı gitti. Bunlar daha dün meydana çıktı. Bir yerde ki. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. Biz hep kalktık. Bana gelince. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür.

Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. Bana çok ısrar ettiler. Hak. duvağı çözmüş. Ben külden. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. Şahap dedi ki: Öyleyse. bu âyetten nasip yoktur. Ne oldu da. onunla tartışayım. sonra kâfir olur. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. Dedim ki: Bu gece. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. Şiir: Diyorsun Mademki ki. Kara nerede. O. riyazat ile. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. onun secdesi bunun gönlüne. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. şu hali riyazattan bilirse.288) Söz bahanedir. Farsçaya ne olmuştur ki. sen neredesin? Sormak istedim. (M. katlandı. Bilmiyor musun ki. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. Mısra: . Başka biri. Arapçada yoktur. cılızlık ona yaraşmaz.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. der. onu denizde. Müslümanlık ise teslimdir. Bazı açıklamalarda bulunuyordum. o. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. Müslüman olur. dedi ve gitti. dediler. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. bu çok hoş bir dildir. sana mürid olalım. Yani. dedim. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. Biz Müslümanız. o kâfirdir dediler. sonra. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. Getirdiklerini oraya döktüler. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim.289) Öteki. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. her şeyden dışarı çıkar. yuvarlanıyor. oradan uzaklaştım. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder. "Biz Adem'i mükerrem yarattık. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi. Halbuki sizde teslim yoktur. Beni bırakın. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. Ona yanlış. runanî ve safi idi. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. cüzî âlemi parçaları bilmez. Gerçekte mazlum budur. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. öz ruh olmuş. tekrar Müslüman olur. Her defasında. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. Başını kırdım. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. cemalini göstermiştir. bize hırka ver dediler. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra.çevirirler. Faydası olmadı. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu.buyurmuştur. ses çıkarmadı. gıda ondan uzaklaşmıştı." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. bu kadar sabretti. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. Evet cüz. maksattan daha çok uzaklaşır. Adı emmare. sözü ağzımdan kaçtı. yanlış. ben yanlış hareket etmiyorum. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. Nihayet mazlum falandır ki. Dediler ki: Sen gel teslim. dedim. ona soğup saydım. düzeltirim. Konuşan kuvvetlidir. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim. karada taşıdık. sohbet ile olur. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. yine sustu. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. Çünkü teslim makamındadır. Şahap kaçtı. Kaçtım. Bismillah. tecrübe ediniz! (M. Sus dedim.bunun secdesi onun gönlüne olur. gülümsüyor. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. dedi. Bu acizliğimden değil. yani emredici olan o nefis ben de. tümden bahsettim.

Ey aile efradı! dedi. biz seni bilemedik. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. ne oluyor diye merak ederler. yerinde kalakaldı. Fakat yine bir şey çıkmadı. Hah! dedi. Hakkın çehresi. dedi. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. O kadar da değil. yalnız kendilerini görürler. bir kervana katılmıştı. karanlık üstüne çökmüştü. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. oku yaya koyarak atacaksın. Kendi kendine diyordu ki. Beyit: (M. sağalttı. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır. bu sene yüz dinar bulur. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. Şeytan. gelirler. elime yapış. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. Sık sık deveden iniyor. dedi. vaizlerin kürsüde. yayı çek diye emir vermedik. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. o ışık içinde bayıldı düştü. Biri. Musa Aleyhisselâm. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu.292) Ben. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . Sana kulluk edemedim. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. imamların mihrapta. çünkü ona bir şey gösterdiler. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. fakirin bu sevincine o güler. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. ok hemen önüne düştü. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. Nihayet şu cevabı verdi. diyordu. Hasta kendine gelince. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. Ey Ulu Allahm! dedi. Şaka değil. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. seni seçkin insanlardan kılmış. Çöl yolunu tutmuş. Dilencinin o sevinci. her ne kadar aradı ise de bulamadı. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin. bana hac seferi görünüyor. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. temizleniyordu. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. Ağlamaya. kervanı gitmiş buldu. ihtişam içinde büyümüştür.291) cihandan geçti. kovucu bir insandı. Kendisi gelerek oku yaya koydu. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. işte bunlar gelirler. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. işte böyle bir kimseye. Zincirini kımıldattılar. yalvarmadan da takati kesilmişti. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. acayip haller görünebilir. kemiklerim yücelerde kalsın ki. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. candan ve (M. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. dedi. artık. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. bir kul'dan bakarlar. Ey dost. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. Elinizi eteğinizi benden çekin. Kendilerine bakarlar. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. halka da böylece yayılır. (M. hemen yola çıkmalıyım. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. Biz. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. yalvarmaya başladı. deniliyordu Adam gitti. feryada başladı. Yani nefsimi bilemedim demektir. karanlık. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. Oklarını sınadılar. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. oku attı. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. yüzünü doğuya döneceksin. dedi.

hakkında. onu yüklenmekten kaçındılar. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. kıtlıktan Niçin? dedi. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. İki akçe nedir ki dedi. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir. Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. o git işareti. dediler. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. ulaşmak aynı şeydir. Hak yolu değildi. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik. onlar Hak ile ilgilendiler. yerler ve gökler bile. Yoksa nasıl olur da. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar. onların ardından yürüyorsun. Bir sıfat. Bizim ardımızda biri vardır ki. ey ahmak! dedi." (72/33) buyurulmuştur. insan yüklendi. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. Onun yayını semalar bile çekemez. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti. dediler. Olur ki. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. İki akçe şu kadar para eder. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. bunu ancak o çekebilir. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. ama yüzünü kapamıştır." demesi ne kadar ibret vericidir.A. diyordu. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. Şimdi din bahsinde de böyle olur. henüz rıza mertebesine erişmemiştir. bir makam halka korku verir. .293) gözleri başarı kazanmakta değildir. O bundan korkuyordu. keşke dedi onu göreydik." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. açıklamaları vardır. fakircik. Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. Ama ona göre kolaydır her şey.) hakkında beslesin. bak gör ki. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü. Bu ilâhî işarete göre. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. deriz. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. Çünkü onların (M. Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. git derler ama. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. dediler. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz. Bayezid. Bu kadar para kimde var. onların halinden. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor. gerçekte gitme manasındadır. Öteki. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. Önce. Yüzünü rıza yönüne çevirse. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. dervişcik diye onları küçümserler. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. sırlarından söz açıyordu. feryat ediyor. Birine coşkunluk geldi. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek.

ama Allah kullarının. Evet güneşten ayrı düşen insan. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. Onların bildikleri bir sır vardır. istiyorlardı ki. Allahtan başka Allah yoktur desin. eğer ondan korkmasam. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. Nasıl ki. Onu mescide götürdü. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. dedi. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. ah diyorlardı." buyurulmuştur. 3/7) Ben gelmiştim. Halbuki o hem Allahyı. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. Hazreti Ömer." diye feryat eder. Şeyh. dillerde sevgi var. keşke dinlemeyi bilseydik. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. yüzümü yine ondan çevirdim. dedim. Ya Ömer! dedi. bir kişi namaz kılıyor. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. Nasıl ki hadiste. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar." (K. Nasıl ki cehennem. Bu da doğrudur. Müridleri. gel de sana garip bir şey göstereyim. yalvardıkça hayır diyordu. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. Şükretmek hal dili ile olursa. Ateşe nur yaraşmaz. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. benim bundan haberim yok. Ama yanıma şeytan gelmişti. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. ne gördün? dedi. dedi.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. tam dinlemek gerektir. Nurun ateşimi söndürdü. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. Bir gün şeytan. Döner misin diye o umutla bekliyorum. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. . öteki mesci din köşesinde uyuyor. söylemiyorum. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. Az bir ışık varsa şükredince artar. Güneş yerine karşısında mum yakar. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. çevresindekiler ısrar ettikçe. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. kulaklarda sevgi var. Ben de ondan yüz çevirdim. Ömer baktı.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum. hem de onun kullarını incitir. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. Gönüllerde sevgi var. şehadet getirsin. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler. Hazreti Ömer'e geldi. Tam olarak söylemek. "Şeytan.

parmakla ağzından çıkarırlar. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. dünya sevgisinden bahsediyordu. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli. olgun bir adamdı. Güneş yerinde duruyor. başka biri geldi. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. Ben görüyorum ki. bu perde gariptir. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. Meğerki büyük üstat olmalı. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. ama sana açılmamıştır. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. fakat benimki öyle değil. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. Tıp budur. Üst tarafı oyuncaktır. Ben senin sözünü işittim. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. ne onu istesin. . Görenler. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. Yolcu. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil. şu bıyıkları kestirelim. Yoksa ekin bitmez. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. ne söylüyorum? deyince. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. Bunlar. onun değeri nispetinde ilgilenir. Biri benden sordu. ne de bunu. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. dünyanın içindedir. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. Dışarı çıkalım. kulu ile. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. Ona. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. öğüt kâr etmez. Onun terle dışarı çıkması zor olur. Güneş batmadı. İnsanın gıdası ekmektir. tek başına yiyendir. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. Güneş battı diyor. işitmiyor musun. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. dedi. 296) Gel! Tekrar gel ki. Rubai: (M. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. "Halkın en kötüsü. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. dense. yoksa saçmalama derim. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin.A. bu melektir. Nihayet dünya sevgisi. Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. Toprağı harap etmesen. kendisini soruyorum.) en kısa bir süre içinde elde etti. Savaşa gitmeyeceğiz ki. Zaman zaman çorba ile et de olur. Ölünceye kadar hasta olmaz. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. (M. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. dinler. Ama ben babasını sormuyorum. Biri. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. bu insan oğlu değildir desinler. O benden badem istese. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. dedi. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. sen işitmiyorsun. çok acayip bir insan olur.

istersen sonundan başına doğru. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. omuz vurarak denize atarlar. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. Sana elbise mi lâzım. dilerse gider. duvarda yansılandı. Hint kılıncı bile ona yetişemez. geminin yükü ağır olunca. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. kuvvetli üç tokat vurur.A. semaları yarattı. bakarlar ki. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. Akıllı olan satıcılar. elbette secdeye kapanır. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. gönül sefası gerektir. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. Nihayet o engeller aradan kalktı. görsün ki nasıl olur. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. Meğerse bir tanecik pul varmış. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. nefes lâtif ve hafif şeydir. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. şeklinde de okuyabilirsin. Üçte ikisini ekmek. derler. Aradan epeyce bir zaman geçti. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu. duvara vuran ışık daha başka. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. diyoruz. lâzım olur. o sayede devlete erişti. onun tarafından değil. Biz bunu ne yapacağız? desinler. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. yarısı ekmek. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. demiş. Ulu Allah. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. Ey kancık evlât! der. Nefsin . İsa' nın sıfatını söyleyin. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. Hazreti Muhammed'in (S.İçimde bir müjde var. ekmeği ye. desinler. ne türlü aşk oyunları oynar. Biri sırasız oruç tutar. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. derdi. Derler ki. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. üçte birini nefes için ayırdım. çiviyi pabucuna vur. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. Maksat Allah yolunda savaştır. Onu öldürmek ister. Anladım ki. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. tekrar yarasının üzerine koyarmış. yarısı da su için. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. Nasıl okursan oku. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. Eğer ölmezsem. çiviyi alnına çakmalı. bu âlemi meydana çıkardı. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. o ötekilerin tarafındandır. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. Ama ölmek bana daha hoş gelir. Gönüle vuran ışık başkadır. kaba saba bir adam var. bizim yolumuzda savaşanlardır. latif bir şeydir. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. derler. Nasıl ki. su lâtiftir üstünde kalır. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı.) sıfatını söyleyin. Babası yerinden sıçrar. (M. "Bizim yolumuzda savaşanlar. onu görür. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. Yoksa bu yolda savaşanlar. "Allah onlara azap vermedi. Zır deliler de. Bize o iç aydınlığı. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. netice aynıdır. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. Çocukluğumda bana. yeri yarattı. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. ekmeği de tabutla beraber satmalı. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. Vahy. Aşırı konuşurlar. hep tasalısın? diyorlardı. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. (M. Hakkın nefesi beliriyor. derler. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. kolay zannediyorlar. 29/69) buyurmuştur. Onun sevgisini. Pazar. çünkü orada ekmek pahalıdır.

yahut bu bir yılan yuvasıdır. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil. Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. Kendi kendime. işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır." (K. benim işim. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. Benim maksadım neydi? Bana.sırtına bin ki. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. gerçek hadis midir."buyurmuştur. (M. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber. Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. "Gökleri elimizle kurduk. 301) Bir defasında "Müslüman. Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. başlangıcı yoktur denilmez. falan hata etti. Hele şu adama bakın. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. mollalarım nazarında hayretle karşılanır. Ben bir şey düşündüm. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle. başka yere varayım. sonra yine kendi âlemine dalardı. Mademki bana ders vermiyorsun. cevabını verirlerdi. tekrar yaratılır. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. bunda ihtilâf vardır diyordum. "Halk ile onların akılları (M. diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. dileğim yok. Sordum. 33/44) buyrulmuştur. Onu. zekâtını veren kimsedir". bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. elinden ve dilinden. "Gideyim bir iş tutayım. sevgili mallarını bağışlarlardı. Kadı Şemseddin'e dedim ki. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Halbuki . Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. Bütün bu inancımla. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. değil midir. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. Benim bunda hiç bir maksatım. 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. tatlı canlarını. oruç tutuyorum diyebilesin. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. dedi. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. Bu Kâdim'dir. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. "Namazını kılan. Alemin çaresini biz bulalım.hep sana söyledim. sözleri. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. (M. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım." (K. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. Her şey onun katında mahvolur. benim maksadım soru sormak değildi. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. Bilirdi ki. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. bağlılığımla beraber. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü. 300) derecesine göre konuşunuz. bu öldürücü zehirdir. Nefsine şiddetli davran ki." âyetini ele alalım. "Şüphesiz müminler kardeştirler. ey oğul! derdi. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. iman nedir diye sorarlardı. dağı. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. Hazreti Peygambere daima. Diğer bir defasında. Bilginler tek bir insan gibidir".

halk birbirine bakıştılar.) ilgilenmekte. Size yaraşan şimdi susmaktır. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. diyen olursa. Kuran'da buyurulduğu gibi. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır."(K. 304) Devlet de bundadır. şimdi bizim mazeretimiz var. başlarını sallayarak uzaklaştılar. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. Dedim ki. diyordu. Kırda uzun müddet yürüdü. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. Bundan yani iyi sözden dem vur. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. dışarı çık. kalbin yumuşamadı. onlara karşı bir hareket göster ki. Tek bir kişi kalmıştı. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. Zaman olur ki. ben de derim ki. yine arkasından ayrılmadılar. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. Şeyh dışarı fırladı. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. kendini halka göster. Başka bir âlemden gelen bu ses. Ancak o bir eşeklik sayılır. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. Kırlara doğru yollandı. derhal eti. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. Bayram günü idi. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. sana İsa nefesi verdik. 29) buyurulmuştur. Allah ahlâkı ise hem lütuf. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. karşısında secde edenlerin. Nasıl ki müminler vasfında. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. Camsız varlıkları bile söyletir. Ona seslendi. içimizi temiz tutalım. Kuş şekeri diye bağırıyordu. ondan. Fakat halk peşine takılmıştı. "O. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. Çünkü onun üstünde biri daha var. benim için hayrın tam kendisidir. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz. Şeyh karnından bir yel çıkardı. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. Ne dostlar vardır ki. daha olgun bir sözdür. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. Başka biri de. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. kendi aralarında merhametli. Tek bir çeşnisi yoktur. hem de kendileri rahat ederler. (M. o gitmiyordu. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. Bu saygı ve ululama yönündendir. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir." (Fetih sûresi. o gerçekte yumuşaklık değildir. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. Eğer sırasında konuşursa.sende hiç bir iz bırakmadı. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de. bu yelden daha iyidir bana göre. bir dervişin hizmetini görüyordum. yoksa bir dilek için değildir. insanda iz bırakır. diyordu bu ne keramet idi ki. Hazreti Muhammed'le (S. Bayram gecesi geldi. Hep birden onu inkâr anlamında. Dedim ki. çileden bir ses işitti. beni hapsetti. onun yüceliklerini anarım. Şeyh bir zaman düşünceye daldı. dedi. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. dostu sözü ile boğmak ister. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık. sözsüz ve sessiz konuşur. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. Şeyh halkın bu kalabalığından. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın. Halbuki ulu Allah." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. diye düşündü. dedim. öbürü bir şey değildir. yine aynı yel ile gideyim. Yarabbî. geri dönsünler. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. "Kâfirlere karşı şiddetli. biraz murakabeye varmak istedi. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. Eğer fena söyledinse ben razıyım. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. O yel. ona üfledi. öyle bir vakit olur ki o derviş . (M. hem de kahir'dir. O yol tozlarla doludur.A. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. dışarı çık. Yoksa öğüt. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. sonu olmayan yüce Allah.

Büyük şehzade. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. dedi. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. görenekte olgunlaşır. Gidip babasından kızı istediler. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. Şart koştu. Allah sana kaderiyeci demiştir. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. engel olalım. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. içine girerek saklanmasını söyledi. kızın babası. Sıra küçük kardeşe gelmişti. O da aynı sevdada idi. dinlemek can beslemektir. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. Bu öküz. Görür görmez âşık oldular. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. Çünkü emir ve nehy'in gereği. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. kızın kıvırcık saçları (M. Çünkü çok sevimli bir gençti. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. Padişah emir verdi: Bunları götürün. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. konuşmak can yıkmak. Ortanca da böylece kurban gitti. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. ona içten bağlanmıştı. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. . geçip gideceklerdi. Bir padişahın üç oğlu vardı. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. eğer başkalarından ibret almadınsa. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. Ama ona sormalıdır ki.yükselir. O kul yönünden gelir. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. şaraplar dolanıyor. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. ama ortada hiç kimse yoktu. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. bilgide. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). Babaları onlara birkaç gün. oğullarında. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. Şöyle bir kaledir. Sabır feryada yetişmiyor. mumlar yanıyor. Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit. sana kaderiyeci diyor. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. onu da öldürdüler. 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. Peygamber göndermek. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. 305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. biz de padişaha kastedelim dediler. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. sana kudret sahibi diyor. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. (M. Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. vaadin ve korkutmanın icabı. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. kızın bir bileziğini aldı. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. zaten Padişah ölür.

pabucunu başına vuruyordu. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. Muhammed ümmeti olanlara göre. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. sen. O anda öyle yaptım. Biri derviş diyordu. Şehzade cevap verdi: Getirdim. Gerektir ki. "Susan selamete erdi" derler. nerede nişan? dedi. vezir ve ben. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. ." diye feryat etmiştir. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. (Ç)) Şiir: Gam. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. sana öyle bir nişan göstereyim ki. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. Musa Peygamber. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. Aşk. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu. Tövbeler ediyordu. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz. Bununla beraber. hep dervişlerle otururdum. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. Kendimi savunmaya. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. Saz başlamıştı. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. ama daha fazlası gelir. iş pek nazik bir duruma girmişti. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. getirdim ama. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. Gerektirir ki. onlardan bir tarafa çekildim. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. Bu tuhaf bir iştir. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. öteki sema diye İsrar ediyordu. Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. her üçümüz halvete çekilelim. her kıssanın. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. Büyükler yanında da susmak yaraşır. Başını önüne eğdi. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. Halvete çekildiler. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. beni uğraştırır. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. Mtisâ Peygamberde. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. ama yine de hoştur. Bunda hiç bir şüphe. Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. Ömür. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır.Padişahın yanına girince. çabuk dışarı atın. o saatte et yemekten vaz geçerim. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. Ona dedim ki. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. (M. aklın başından gitsin.

Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur.66/3) buyrulmuştur. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. Sanki.A. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. getirip kendi makamına oturttu. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol. Korkulur ki ödü patlasın. (M. onlardan öğünerek söz açsınlar. . Şeyh de kabul etti. (K. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. Şeyh dervişleri uyandırdı. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. halvete çağırmalarını emretti. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı.Beyit: (M. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. yaptıklarını da biliyor. dedi. Dervişler geldiler. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. Aşık. Hemen dışarı çıkmak istedi. Çocuğu içeriye. Şeyh seni istiyor. Her insanoğlunda bir benlik vardır. hem de büyük bir utangaçlık. Ona.) üstünlüğü buradadır. kapıyı açtılar. Ben mürid olacağım dedi. Ben iki halini de bilmekteyim. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. pişmiş tuğlada görür. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. "Onun kulağı ve gözü olurum ". kaçacaktı. Ama önceden sonunu göremedi. Bunu size de göstereceğim. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. Tecrübeli Pir. ona deyiniz ki. Gidiniz. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü. bu makama erişesin. Nasıl ki. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". zamanenin gidişini onlar yürütüyor. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır.

misafirliğe onsuz gitmez. bulunmaz bir şeydir. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. bin yıl sürer. derdi. Hele sana ki. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı. fena kişilerde bulunmaz. .sevgilinin cefası çok çetindir. 23/117) Bana.derdi. O da ağladı.o olmadan namaz kılmaz. Derler ki. (M. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. Bu nedir? diyenlere. önce elini şu tuğlaya sür. Aradığını düşünde görmüştü. doğdun ve parladın. baş sağlığına. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. üstünlük ilk davranandadır. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. Eğer şimdi ağlayacağıma. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. 310) dostlarını da bu işe zorladı. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. senden bize binlerce faydalar ulaştı. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki. yetiştirdin. bir yabancı yüz kere de vursa. Çaresiz herkes buna katıldı. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi. Her sabrı yüz yıl. ancak iyi kişilerde bulunur. ağlamaktan öyle coştu ki. Üstünlük ilk davranandadır. felek bu halimi beğenmedi. Ne kadar uzak. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. R ü b a î: Ey ay parçası. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu. hiç bir şey demem. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. halbuki. ululuk artık ölmüştür. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. Dirilik de budur. ona dedim ki. dedi.

Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. Onu sürersin. Bizim altınımız Kuran'dır. Sen kayboluyorsun. Onu burada sınayın. Ama hâlâ arzusu vardı. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. altın damarına kayıp diyorsun. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. sedefleri dışarı çıkarırlar. dedi. Onu evine götürdü.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. Geri dönmeye imkân yok. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. Birinin günahı sarhoşluk. Öğretmen. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. o da. yoksa hemen geri göndermeli. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. Beyit: (M. bazan da gizlenir. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. gölgeden kaçar. Bir öfke vardır ki. köprü üzerinde ayakları titrer. Onun işi gizli kalmaktır. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı.60/10) buyrulmuştur. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. işte onu burada tecrübe et kf. Ne olursa olsun dedi. O sırada bir ihtiyara rasladı. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. Hazret! Peygamber. O sana Yasin okuyor. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. ileri gitmeye imkân yok. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. Herkesin kendine göre bir günahı vardır. gerektir ki biraz yük taşısın. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. anlayasın. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim. derler. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. mülkümüz." (K. onun haline uygun düşer. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. can ile beraberdin. Toprak vardır ki. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. dünyayı canına bağlar. Baba üzülüyordu. Eğer köprü geçerse ne iyi. Ansızın battın ve görünmez oldun. işe yeniden başlamak gerekli. vah şeyhim. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur. Bu ancak seni sınamak içindir. öğrenci." buyurmuştur. Baba (M. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. Şeyh ayva yer. misafir etti. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. peki. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir.dedi. Kuran'ı ezberlemişti. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. kamerin ne yeri var? . Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. üzüntüsünün sebebini sordu. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. madeni belli değildir. zaman zaman ayaklanır. Çok zahmet çekmiş. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. ticaret ederlerdi. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. yaramazlıktır.

askerini toplamış. şeytan onu önüne katmış. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. de ki. Beyit: Ana ve baba. 314) Yel esti. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. O adama dedim ki. ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. . Rubai: Aşk.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. Biz ona lâyık değiliz. yardımcı gibi kullanıyor. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. Şah ise. o muhakkak Allahdır diyor. Onda hem ruhani. Gönlümü orada görürsen. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. güzelliği söz konusu olunca. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. Allah kılığında da görünür ki. hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. kendisini kabul etsinler. Şiir: Ey sabah rüzgârı. o da bizim dengimiz değil. benden onun tarafına bir selâm götür. hem de cismanî kudretler vardır. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. sen ise hep onunla diz dizesin. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. yavaş yürü! Tâ ki. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur. Hele bir kere daha dal. der. Çünkü şeytan.

Çok susuz kalırda su içersem. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım". adamı sarayına çağırdı. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. anlamındaki kutsal hadis malumdur. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına .R ü baî: Gönül ararsam. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. halkı yoldan çıkarıyor. Hele kılıç senden. bunu Dicle'ye atın dedi. Muhammed dini harap olsun. dedi. Bundan daha başı dönmüş. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. Halife işe ehemmiyet vermedi. Ey sevgili can. ölmek ne hoştur. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. bundan daha şaşkın olsun. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. senin semtinde görürüm. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. Ayağına bir desti bağladılar. Can istersem. yüz yüze gelince. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler. Acaba bir koku almadın mı ki. Beyit: Ey cihanın canı. Adam o. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. dediler. Halife. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. senin çağında açıkça küfür söylensin. saçlarının kıvrımlarında bulurum.

aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. Kürsiye yükselirsin. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin. hangi şey en büyük şahadettir. yolundaki vaade hacet yoktur. Muhammed'de (S. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler. sen doğru yol tarafını koru. tekken var ama o doğanın şahı.A.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. birdir diyorsun. Bir kerre dergâhın. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. Bir parmaklık yoldan. Bir parmak mesafe için yoldan kadın. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım. her zerrende bir heves." nüktesini de anlatsın. A) uymuşuz. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de . Derler ki: Hiç bir Müslüman. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. Niyetiyle gönülden. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. Orada adil bir Sultan vardır. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. mümin oldu. bir zaman murakabeye varsın. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. adama acıdı. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. (Tâhâ süresi. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. Şimdi dışarı çıkayım. kimse kimseye zulmetmez. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. İsterse Kabe'nin damına götürsünler. Bunu yapabildi ise Cennete girer. Sen nazar ehli ol. Muhammed'e uymak daha doğrudur.halkı suya at. 317) daha isdidatlı olsun. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. de ki Allah görücüdür. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. sor yol bu mudur? diye araştır. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. O. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. bunu bilmek lâzımdır. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. Dikkat et ki. Kalenin adını söylemek çok kolaydır. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır. Bu. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür. der. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse.A. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. 316) cehenneme atsın! Keşke." (K. Öküz heykelini gördüler. Hazreti Muhammed (S. dedi. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. "Nefsini bilen. Arşın. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. bırakmazlar.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. dedi: o zaman. huzura murakabeye varalım. Evet kâfir idi. Bu sözde gizli bir hazine vardır." buyuruyor. Yedi renge boyanmış. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. "De ki. derler. biz de Muhammed'e (S. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. o bir şeyler anlatmak ister. Dedi ki: Bundan sonra. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. Arşa. hayır deriz. buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. işleri ya açık sözlerle konuşursun. Halk (M. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. Rabbini de bilir. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş. bir şey söylemez. Ancak yolu ara. Şimdi sen otur da söyle: O. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü.

Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni.. Artık altınım gümüşüm kalmadı.sanki (M. ay da sıkıntı içinde. der gider. (M. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. Köpeklere verin. Hatta bu öküzü. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. halka götürür. denizde balığı seyrediyorum. der. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. Çünkü birzaman olurki. Bırakalım yesinler bunu. balığı koruyan melekleri görüyorum der. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. ondan başkası benim işime yaramaz. Köylüler. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. 318) Gül ter içinde kaldı. yolunda canımı da feda ettim. kâh nazlanarak. herhangi bir sebeple öne geçsin. Mutluluk o kimsededir ki. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. O. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. Ansızın bir köye geldi. Yani bir yoksulluk da vardır ki. insanı Haktan kaçırır. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz.. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. Evet asılmışım. Ben. o da iş böyledir. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. Bir gün kırlara doğru yollandı. kebaplar hazırladılar. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur. yiyebildiğinizi yiyin.geçti. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır. fezadan sonsuz boşluklara daldım. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. onlara varlık yaraşır. kuzular çevirdiler. Rubai: . kaba tabi atlı değildir ki. çabucak evlerine koştular. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. Gönlümü dava ettin ama. sonsuz rahmete bitişiktir. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler. Ben iğ istemiyorum. sofraları döşediler. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum.

Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır. Hazreti Mustafa (S. Allah. iş o tarafta.keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. İşimiz çok. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. o da. dedi. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. Hakka ermiş olsan da. her şey sen! der. Namaz kıldığını görüyoruz." demeleridir. Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz . içi boş karınsız demektir. O zaman anlaşılır ki biz.Biz hiç bir hesaba sığmayız.) yanına geldiler. hem de biziz. önce selâm vermeye cesaret edemediler. Peygamberine niçin "De ki. hep bizim pervanemizi yakar. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var. dedim. o miskindir dedi. eşsiz ve tek olan Allahtır. ne kâfirlerle uyuşur. Kadı öfkelendi. Naiblerinden biri. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. Yani sayısızlık da sayının delilidir. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S. hele bir gideyim. Karnı boş olan.A. Bir saat sonra onlara cesaret geldi. .) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı. Hakkın hakikatina. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M.. Bu onun eşidir. o da bunun eşidir. Buyurdu ki: Şimdi onu görün. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. Eğer kalırsa. yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim. bu çünkü kelimesi peltek idi. Samed. dedi. 1) Çünkü dedi ama. "Nefsini bilen rabbini de bilir.. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir. eşek midir göreceksin.' göreyim o dervişi. Nefiste şüphe vardır. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. iç yüzüne eremezsin. demişsin!. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. ne Müslümanlarla kaynaşır. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. ama yine menekşenin işini görürler. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. Burada bir kişi var ki. Onu buraya çağırmayın. ben ruhum. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun. O öyle bir mumdur ki. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir. hem bizden eksik. dediler. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. Ahmağın biri daima karları toplar. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek. O miskindir. Nasıl ki.A. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler. Samed ulu Allahdır." sözüne gelelim. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de." (ihlâs suresi. olmayana delâlet eder ki. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. getirir su içinde saklardı. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin. O yani görünmeyen Allah.. Şimdi tekrar. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz.

gözünü. dedi. dedi. Hazreti Peygamber (S. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. Onun sevgisini. Bir aralık mecliste sessizce oturdu. yaralandı kafile gitmişti. diyorlardı. bu sana. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir. .Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de.diye beddua ettikleri iblis. Şimdi (M. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. gözlerini verir." buyurdu. Hazreti Peygamberin (S. O gece kocası bir düş görüyordu. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı. ağlamaya başladı.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. gönlünü birlikte bağışlar. hiç kimse. İste İblise inanç besleyen. büyük bir saçıdır. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor. günahlarına tövbe etti. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. Çocukların kitaplarında. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar.A. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki.) selâmını söylediler. o kimsede tesirini gösterir. yüzümü hac yoluna çevireyim. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar.A. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. O ses çıkarmadı ve kızardı. O hep susuyordu. Çüneyd bunu işitince.) ziyarete geldiğini gördüler. Onun mabedi de gönüldür. imanlı kişilerin inançları. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. bereketi. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem.kapı açılır. artık ben aile hayatından vaz geçtim. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. Bir mürid geldi. (M. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır. Hazreti Peygamber (S. eşek midir göreceksin. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır.sana lanet olsun. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı. O susuyor. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. Kim olduğunu söyleyemem.) yerinden kalktı. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. hemen yerinden fırladı. Allah evini ziyarete gidiyorum. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister. Bugün olaki. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. Yazıklar olsun onlara ki.A. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı. . Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. 323) bak ki. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. Karısına.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. ailesine de dua etti.) de susuyordu. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik. sen çok zayıfsın. Sonradan dediler ki. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir. (M.A. Bizim medresemiz budur. Şeyh tekrar söze başladı. Bahtiyar odur ki. gönüllerini vermezler. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi.

namaz değildir. içimden kovarım. başını bedeninden ayırdı. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. Madem ki erkeği tanıyorsun. insan bedeninin bir örneğidir. diye homurdandı. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. . Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum. Bu yermelerden. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım. onlara. nasıl ki Hazreti Peygamber (S. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir. Biri geldi. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun. Hazreti Peygamber (S.nasıl ki yine Ulu Allah. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. 324) Yemekten korktuğun. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim. Karşılık verme. 325) Biri geldi. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. her yere konma. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. Kancıklık senden uzaklaşmıştır. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. kınama gibi duyguları atar. sen yemeğini ye. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir." buyurmuştur. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. Bu dünya evi. Arıyı görmez misin. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı. Kel. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. ben sana demedim mi." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. çarh vuruyorlar. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. büyük savaşa başladık. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir. toprak üstünde otururdu. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı. (M. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. yola getirir. aman sakının. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi. şuraya koy. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. Çünkü o şunu yap. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. Burada Allahnın kalp.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. Dudakları uçukladı. Yarabbi! derdi. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. diyen gafil kişi. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah. 28/56) dedi. yatıştı. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı. oturur..) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. Yukarı baktım. bu hendek tamamiyle dolmuştu. sövüp sayma.et. olmaz" demek kutlu düşer. Padişahlar için "Hayır. Çünkü varlığım kalmamıştır.Artık üst tarafını hesap' . Şehzadeler gittiler." deniliyor. Üst tarafı hep ruh olmuştur. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi. derler. Yani kalk." (K. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur.." buyurmuşlardır. ötekilerine karıştı.. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez. ama ağzı kilitlendi." demek doğru olmaz. "Onda insanlar için şifalar vardır. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin.A. incinme varlıktan olur. (M. ondan kızı istedi. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. Padişah benim kızım yoktur dedi. kâfirden daha sapkın. bunu yapma diye emreder. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır. toplu geçinmektir. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir. Ey Allahm. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim.Bu tozlar kaç defa çekildi. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. Yani senin konuşman boştur. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. evin tavanını göremedim-. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir. dilediği yere konar. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar. Bu topluluğun büyük savaşı. 71) hitabını işitmiştir. oradan gitti.olmaya ki.A. Kasap. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu.. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi. Büyük savaş nedir? Oruç değildir. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum.

Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. hele. Söz söyleyen benim. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. Asıl gerekli olan şey. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım. kendini kurtarır. ne de Allahdan söz açarız. bu nasıl oluyor? ." (K. Orada gördüm ki. Bir gün de. Allahya ant içerim ki. o bengi suyu içen. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu. ötekini hem kendisi okur. Cebrail bile. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor. Böylece kalacağım. bu küfür söz ve yanlış anlayış. yüce sıfatlarını o terbiye etti. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir. bana zahmettir. bana önce Allahnın (M. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa. 327) Nihayet benim soruma geldik. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz. benim varlığım bile hana zahmettir demişti." (Kasas sûresi. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. Hazreti Muhammed'i (S. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır. o sözde yoktur. şu anlamdaki âyette buyurulan.) kitabı fayda vermez. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı." derim. Müslümanlığı örtmektir. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. ama bunu ne ben bilirim." Ben. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler. "Araştırmak dindir. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. gitmem. falan münkir olmuş. onların kitaplarını okurlar. altın öküz heykeli. bizzat onda buldu. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. yüzlerini gösterirler. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. Bütün bu yaslı hali ile bana.)'ı Ebu talib besledi. derdi. Bunu inkâr eden benim nefsimdir. dediler. sormam. dedim. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. sen gel dedi. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir.A. (M. Bana Kur'an-ı tefsir et. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. halk ile oyalamak isterlerdi. Ne Muhammed'den. "Araştırma Müslümanlık değildir. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir.A. dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. üç türlü yazı yazardı. Yani gerekli görmüyorlar. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. o imanı. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir. hem de başkaları. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin. Demezler ki. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır. ama asıl işin çetin tarafı da odur. Allahyı bilen kimsedir. yani önde yürüyorsun. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. ne de başkaları. senin kendini kurtarmandır. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır.Allah velilerinin sırlarını bilenler. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. hayır. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı. Bir saat başını önüne eğdi. bir kalabalık toplandı.

Felsefeciler. Allah. bana on defa selâm söyler. Çünkü o mal. beni rüsva ettin. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. bir gün bir şeyhin yanına vardılar. sonra bedenimin iriliği. Benim öfkeli zamanımda. Halk için. kılavuzum olmadan gidemem. akıl hükmündedirler. Kadı. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. deyiniz ki: Yanımda üstadım. Onun piçliği. Şimdi bize. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. derlerse. haydi demek lâzım. Allahm bilgimi artır" diyor. dedi. örtünür. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. görelim de gelelim. dediler. cevap vermem. Ama başkalarına karşı da çok . 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. Birisi başka birini dava etmişti. çok kere ben de kaçarım. O bir yere gitmez. o hatıraya ziyan verir. yüksek her tarafı görebilirim. 282) Duyurulmuştur. deyin! Bu bir tuzaktır. haramzâdeliği kalmadı. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. başımı eğer. Çünkü haramzâdelik. dersiniz ki: işitmedik ki. Yoksa boşuna girmiş oluruz. Vezir birine dedi ki: Bin altın al. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. mürid yani dileyen odur. Kendimi sağır yerine koyarım. nihayet ben helâl süt emmişim. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. ayrılmaz bir sıfat değildir. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. Davacı on sofiyi birden getirdi. Nasıl dersin ki. Böyle değerlenir. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. kendini göstermez. dediler. Asıl surettir. Hey hey. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. Davacı: Efendimiz. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. Onuncu defadan sonra. âyette. içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. arzular dünya güzellikleri. Sen haramzadesin. inkârında idi. asıl olan mânadır. Evet. öz ve halistir. bir tanık daha getir. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. dediler." (Bakara Sûresi. Şeyh dedi ki: (M. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. Eğer üstat o taraftadır derlerse. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. yani. Dedi ki: Görmek.öfkeleniyorum. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. iki görünmüştür. Şeyhi gerçeklediler. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. Ama ne içten kurtardın. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. Allah inciten sevgili! (M. çok hoşa giden şeyler. her şeye katlanırım. Murad. kabul etmem. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. ne de dıştan. Söz. ak'ıl kâfirdir. "Sizden iki erkeği tanık getirin. Tersine de olur. içerde uyumuştur. Ben on tanık birden getirdim. selâm sana! derim. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . dedi. Kendisinden tanık istediler. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. evet. boyumun yüceliği. Dostlar yine. Evet dedim. Evet hiç bir kimse yoktur ki. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. söz yerine geçer. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. sevgili ve herkesin kıblesidir. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. hep hoş geçindik. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. her ikisi tek bir isimdir ki. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. ancak onların iç âlemini görebilmektir. Murad (istenilen) da budur. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. içeriye girmezsiniz. dediler.

Gizli sadaka ona verilir. ziyaret edememesinin sebebinin. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor. Ama onların sözleri. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. Nihayet Veys. Peygamber dünyadan göçtükten sonra.onurlu ve kibirli davranırım H. yine Hazre-ti Muhammed'in (S. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım.A.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar. (M.) huzuruna erişemedi. sözü uzattılar. "De ki o Allah tek ve eşsizdir. Hazreti Muhammed'in (S. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. ne kadar mazeret gösterdi ise. Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz. diye bakmıyorlardı. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir. annesine yardım etmek idi. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. Çünkü parmakla tutabilirsin. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. Bizi değerlendirmek. ey bizim has kulumuz. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). yahut hiç.acaba bu Peri mi. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır. Onun mazereti. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! .A. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. O havuz. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan. ancak meyhanelerde olur. dörtte dört murdar oldu. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. 331) onun işareti şöyledir. kaplan mı yoksa başka bir şey mi. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık. kendine değer vermedin. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar. bizim Allahlığımızı yüceltmektir.A. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki. Rum ülkesine-'. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu.Bana karşı hayranlık göstererek.) türbesini ziyaret etti. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz. Hazret! Muhammed'in (S.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. Veys. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. fakat onunla fazla konuşmayın. Şu hale göre. öteki öfkeyi bastırsın. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. Ama hâlâ evime ulaşmadı. Böylece üç gün geçmişti. Nasıl ki. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı. Kur'an'da. Veys'in annesi öldü. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen." deseydi o derece soğuk düşerdi. Peygamberin sağlığında. Gönlünü henüz yıkamadınsa. Benden ona selâm söyleyin. gideyim. Öyle bir öfke gerektir ki.) işareti ile olduğunu. gönlü hoş olsun. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim. gür bir su kaynağı akıyordu. Eğer benden sonra gelirse (M. mazeretini söyledi. sudan topraktan ayrılmadı.A. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. ben ona ya bir defa iltifat ederim.A. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez. O. o razı olsun. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. der. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye." (İhlâs Sûresi. hayvan mı. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S. Demişti ki. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti.

beni evine götürdü.soruları sormayacaktı. işitmek. Ama biz açız dediler. Karpuz mevsimi idi. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. 3) hükmüne göre namaz kılardı. güzel bir yer gösterdi. Dervişleri üç gün konakladı. Bir kaç gün geçmişti. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. Bazıları da. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. bana haber ver. gece gündüz şöyle ibadet ederdi. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. bulamazsam. dşdi. Oyunlar çıkarıyor. Sen yolun kâhyası mısın? dedim. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. Dervişler için karpuz toplamıştı. iki dizinin üzerine edeple oturdu. diyordu. Erzincan'a varınca dostlarda. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı." (Müzemmil Sûresi. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. onun nasibi budur dedim. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. Veys. demiş. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. Üç gün iş aramaya gittim. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. ayrı düştüm. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. mucizesi böyle idi. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin. dedi. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. Bir nara atarak yere yuvarlandı. (M. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. ben oracıkta kalakalmıştım. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. Bunları da sormuyorum. dedi. böyle cömert. Kulağımızı ağırlaştırarak. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. düğün ettiler. Hazreti Mustafa'nın (S. yemekler getirtti. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. ilmi şöyle idi. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. (M. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. bir ağlama belirdi. Çünkü pek arıklaşmıştım. şakalaşıyorduk. yiyecek bir şey bulamadılar.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. şimdi sen söyle. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. dediler. dediler. gözle görmek gibi değildir. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu.A. Beni kimse çağırmadı. onları sormuyorum dedi. Herkesi götürdüler. Ayağıma kapandı. Şöyle gönlü alçak. şimdilik elimdesin. Yemek yedikten sonra. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. o asla bu . Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. Bunları da sormuyorum. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız. Bunlara acele etmeyin dedim. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. dediler. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. kuzular kesti.

çaresizdir. (M. Elif nereye sığar. bu nasıldır? Evet dedim. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. sana izin yoktur derler. parmak kaldırdı. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. Giremezsin. Gönülden gönüle pencere vardır. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. Nün nereye sıyırdı? Biri. Bin kere de Müslüman olsan. Bu âleme niçin indik. örs oldum. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. Yüce Allah.A. Yoksulluk nedir ki. yerleştiler. (M.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. Dervişin azığı yoksulluktur. ne de en yakın bir melek giremez. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. Ulu. bana öğüt vermeye kalkıştı. hayır. Ben yüzümü hep sana çevirmişim. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. "Ben Hakkım. "Sanır mısınız ki. ona uyarlar. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki . sizi gereksiz yarattık. 334) Çünkü bana öğüt verdin. 115) buyuruyor. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. bu nasıl olur? . beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor. neticesi iyiliktir. Etimle. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. derler. Her gün on koyun kesilir. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir. âleme sığmaz. Benim bütün varlığım. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar. tekrar tazeleneydi." (Haşir Sûresi. 21) buyuruyor. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. Benim bir adetim vardır.olmaz. Kahraman olur. Orada birini gördüm. saçılıp döküleydi. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır. sende." sözü ile işaret edilen hal. Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. derimle. sen. Her zerrede dağınık. Onun göğsü. dedim . dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. Zevkini ancak o çıkarır. Allah birdir dedi. Allahsına erişiyor." diyebilirdi? Hak nerede. ta ki her şeyimle onun olayım. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. Aşağı indiler. Allahm topluluğu ondan kaldır. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. fakat sana cevap veremem.A. o onunla öğünsün . Allahsal âlemden söz açtılar. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. Ancak er odur ki. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. donuk âlemler var." (Müminun Sûresi. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı." buyuruyor. aramıza ne bir mahlûk. neticede hiç de ölmez.Allah. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. ölümden korkmaz. dediler. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. orada söz nasıl yer bulurdu. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. Sana saygı gösteriyorlar. peki sana ne? dedi. senin bütün varlığınla dolu. Sürekli olmaz.diye sorabiliriz. Yoksa nasıl olur da. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. öteki.). Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. 335)Hazreti Muhammed (S. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler. bana göstermiyorlar. yüzümü sana çevirdim. Burada gerçi başka bir incelik vardır. karmakarışık. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. Hak ışığı önünde arıktır.

geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. seni yalnız bırakmışlar. Haktan başka herşey orada idi.A. Kötülük yapma. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. . Biri. namaza ve Allah katına yol bulasın. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. içindeki bal hep dökülmüştü." (Necim Sûresi. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. "Kendini bana göster" dileği. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. Kimi ruh ile ilgilenir. Hazreti Peygamber (S. bütün dostlar. Başka biri sus demiş. Bunu fırsat bilen Hintli köle. sorar ki. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. o sana söyledikleri ne idi. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. Onu Allah yargılasın dedi. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü. Adam.) ona ne konuştuksa konuştuk der. Daha başkaları aklı ile. elbet de tersine ve yanlış söylerler." buyurmuştur. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım." buyurmuştur. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. şimdi görüyorum ki. bu kadar deniz yolculuğu yaptım." Bir de. "Ben. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. O ışık. Hades. o da aynı cevabı alır. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. iriliğini anlatırmış. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. Benim işim değildir. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. Asıl budur. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. Dedim ki: Bu. ruhu yok oluncaya kadar. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. Ruhu gelir. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. parmak parmak topladın. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. "Allah. yahut yağ asırır. bildirdi. dedi. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. o niçin vahyetti diyor. 10) buyruldu. Gönül ara.Efendi. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. (M. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu.derler." buyurulmuştur. Akıl da böylece gelir sorar. O aslı. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. Çırak içinden kızar. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. ruhları tenlerden önce yarattı. Evet her şey yok olur. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim. Seni kimsesiz buluyoruz. selâm sana. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. herkes kendi halini anlatır. "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz. demiş. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. varlıktan her ne varsa hep orada idi. Nasıl ki o hikmet ehli zat. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. der. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. yani sonradan meydana gelen şey. Yanar. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. Bundan dolayı Musa. Ben dostları olmayan bir dostum. seni yalnız buldum. gönül sevinçlidir. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. O Allah adamıdır. diye sorar. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi. diye sordu. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. bir anda kaybolur.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. 337) Tabiat ehli olmamalı. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır. çok kere gönül kırılır. Onun büyüklüğünü. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. nefsi ile alışveriştedir. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. aradan kalkar. Çünkü Musa gördü ki. Hızırda. Hele bir hadiste. fakat bir şey söyleyemezmiş. Denilebilir ki o gelir. elbet de abdest almayı gerektirir. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş. O işten hoşnut ve memnundur. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. kendi ruhu ile uğraşır. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. Allah kalır. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise. gönül ehli olmalı. evet. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer.

veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun.A. . yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur. Çünkü şeyh. yere bıraktırır. bir imtihan geçirmeden kabul olunur.doğru yolu tutarsın. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. ancak adları söylendiği için meclis kızışır. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. Kaç kere. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu.Muhammed (S. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır.. Diyelim ki onun durağı orasıdır. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. dedi. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. Mansur. "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. Kur an'da. onu yürütür. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. henüz gelişme yolunda olsun. ey minber! der. iki kere yere eğilir. içinde parlak düşünceler belirirdi. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. diyor." (M. tatlılaşır. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. Gökten şeker yağıyormuş. o çilede ve o zikir âleminde." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. Sanki halkı yoldan çıkarmak. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar. Dutun nurların en parlağı. karanlık kuruntular baş gösterirdi. hem de inkâr etmiştir. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. onu zorla çamura sürüklerler. kendiliğinden gelmez. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar. ben sana söylemiyorum. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. Nihayet gör ki. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz. onu da öylece benden kıskanırdınız. coşar. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. (M. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. Alemde hangi şey vardır ki. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir.. Musa onu dilememiş olsun! (M. en üstünüdür.) öyle bir nurdur ki. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. panzehir ocağıdır. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. Sonra tekrar gölgeye daldı mı. "Hele. 1) buyurulmuştur. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. 338) Belki. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur.

erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. hoş bir sözdür. ne de Mevlâna sevmiyor. yüzünü yere koy. eğer peygamberleri. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. Hazreti Peygamber. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. Onlar büyük adam olmuşlar. şeyh olmuşlar. Muhammed-i Razî. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. yahut da söz derleme sevdasında idin. anlatılması imkânsızdır. dedi. Berrak ve temiz su. Nefis.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. Saygısızlık edersen git. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. Orada kadınlar vardır. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. Emreden nefis. gözüme başka bir şey göründü. Güzel söz. iki damla yaş dök. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. susamış bir insan arıyorum. Sunu da söyledi: (M. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur. diye sordum. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir." Bir söz söylüyordu. nasıl edelim? (M. Hazreti Mustafa (S. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. önceleri halktan çok sakmırdı. Pilâvları getirmişler. Allahm. Tam olgunluk çağına erince. Anladım ki. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. kadın huyludur. Ben para peşinde değilim. dedim. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. yani Arap Muhammed şöyle der. Çizmelerimi giymek istedim.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. Haccac. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. Eğer sende saygı varsa gel. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. ama Allah güzellerinden değil. Emeviler devrinde Şam valisi. Çağdaş tefsirciyi ne Şems. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. Artık saygısızlıktan vaz geç. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. Bu adam. o direkler . Kendimi bir bağda gördüm. gökten yedi kapı açıldı. yüksek bir ses işittim. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. iyiden kötüden çekinirdi. bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. tekrar bir nara atarak kendime geldim. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. O altın gümüş peşindedir. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar.A. Bir zındıkla gören de zındık olur. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. yine kendimden geçtim. "Ne mutlu beni görenlere. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor." buyurulmuştur. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar." Yani. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. kendini sat! der. gayet sert ve zalim bir adam idi. gözümü onunla aydınlat.(Ç)). ama düşüncelerine aykırı davranın. en çok Hak ile dostluk ederdi. Buyurdu ki: "Beni halka satın. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. Olmaya ki. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. dedim." buyurulmuştur. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. deyiver. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. onlarla danışma yapalım. kendimden geçmiş bir vaziyette idim. "Onlara danışın. Ama Allah sözü değil. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. ben o işin peşindeyim ki. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. eşek köprüden geçsin. Bana bir ateş geldi. Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam.Ya rahat peşinde idin.

Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. Hoca Reis. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. Hayret ettim. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada.Öğrencilerden birini çağırdı. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. Ben. Bana dost görünen biri vardı. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. ötekine çimdik atar. bir hamalın sırtında evine gönderdiler. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. Bir toprak çömlek ki. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. aman bana yardım et. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. nihayet çocuğu kaldırdılar. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. bir kale duvarı üstüne kondu. babası geldiler. bir kenarından biraz yırtılmıştı. size senet verelim. ya çamura düşer. (M. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. şakalaşmak. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. benim bir canım var ama. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. boyuna aşık atıyorlardı. oynamak istedi. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. ikinci. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. bunlar ne adam-larmış. Ya boynu kopar. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. . gizlice ona seslendim. üstat diyorlardı. Orada dışarıdan biri işaret etti. Önce ona bağırdım. dersini okumaya başladı. bana güzel bir kadın bul. Bir kaç gün sonra yine unuttu. Adam yerinde donakaldı. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. Ben susuyordum. Ben müezzinlik ederim. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. Ara sıra ne oldu? diyordum. dedim. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. dedim. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. ikinci gün tekrar geldi. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım. (M. biraz sonra yerinden sıçradı. dedi. ne kadar uzak olduğunu anladı. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. dedim. hoş sesim var. Ona seslendim. diye mırıldanıyordu. Mevlâna'nın önüne koydular. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. öyle bir toprak çömlek ki. ayağıma kapanarak. Annesi. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. yahut bozulur diye korkayım. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. Selâm sanaüstat! dedi. fakat kuş uçup gitti. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. Bir gün geldi. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. üç yüz isterse sen dört yüz ver. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. Çömlek değil ki murdar olur. yere vurul-sa kırılmaz. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. Ertesi sabah namazda idim.etrafında bakışıyorlardı. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. dediler. dersini okumaya başladı. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. Hemen yere yuvarlandı. sonra da falakaya yatırdım. Arkası bu tarafa dönüktü. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. Bir de o insana bak ki. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. sönmemiştir.mümin kulların ibadetleridir. ellerini kanattım. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. iman ışığı yüzünden fışkırıyor. ona işaret ediyor. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. (M. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. ışık saçan iri gözleri vardı. yerine otur. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. Kitabı önümde açtı. müridlik davasında idi. kırıldı. ödü koptu. dedi. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. bu sönmez. henüz yeniyim. bir tokat patlattım. kalfa olacağım. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Yanına havadan iki kişi geldi. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. Bu sopayı aldım. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. şaşılacak bir şey değil. Dışarda aşık oynadığını söylediler. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım.

dedim." (K. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. ona söverdi. kitabının yanına götürdüm. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . öğütçüdür ne bilir derler. kalk gidelim. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. "O sizinle beraberdir. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum. elleri titredi. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu.renkten renge giriyor. Bunun mânası nedir. Bundan sonra bir daha gelmedi. Beyit: Erliği." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. . gizli hikmetler söyleşir. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. öyle korkusuzdu ki. ondan yoksundur. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. Onun sakalı. Artık işini bulmuştu. Geldi. Kalfa da bir kaç sopa vurdu. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. Beni tekrar mektebe götürün. ama ben içmem. Sen niçin içmezsin dedi. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. taş atardı. ben bu işe katılmam. Benim ne olacağımı. öyle cesaretli. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. o benim efendimdir. Çünkü erlikleri yoktur. rengi uçtu. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. Bunu yapamam dedi. Onlarla birlikte sırlar konuşur. ayaklarını sarar.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. hem de diyorlardı ki. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. hoş bir sesle ezan okuyordu. diye annesine babasına yalvarıyordu. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. O beni yola getirdi. ötekilerde ses çıkarmadı. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. (M. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. 346) Üstada gidiyorum dedi. Şehrin şahından . Hemen yere yuvarlandı. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. Bundan sonra bir tek söz söyledim. Her ne derlerse desinler. bıyığı ile öğünürlerdi. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki.bahsetsem. çok saygılar gösterdi. O vaizdir. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. Anne ve babası dua ediyorlar. bu. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. sen müritlerin önünde içki içersin. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. daha saygılı olmuştu. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. Öyle yumuşadı ki. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. Önüne vardım. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. Onu falakaya çektiler. bundan sonra da sopayı suya koydum. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. Kalk diyordum. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. Allah! dedi. Selâm sana. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. Sonra kendi özel hücresine davet etti. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. ne de büyükten. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. kupkuru kesildi. üç defa elini alnına götürdü. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı. Aman üstat. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. bir ay dışarı çıkmadı. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. Nihayet yine evine götürdüler. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar.

Belki bilmiyorduk. kapının dışında idi. İğneci yiğitçe yaklaştı. Akıl gerektir ki. Ey kahpecik! dedi. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. Koca. delik deşik eder. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. Bugün gece sularında bana gelir. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. iğneci. Çok düşkün bir durumda kaldı. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. Ey kadılar. hemen hazineye gitti. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. Yerinden sıçradı. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. demiri yırtar. dostluk iddiasında bulunmazlar. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. Başını kestiler. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. düşmanız derler. Ama hemen pişman oldu. Dost odur ki. hem de külahını kurtarır.Yukarıda sözü geçen delikanlı. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. Düğün dernek yapıldı. dedi bir komşu ile. bunu hiç kimse anlayamaz. (Açıkça) biz kâfiriz. Halim şu durumdadır. kendini onda yok edersin. aralık hep askerlerle dolu. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü." (Kadir Sûresi. Nasıl ki. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. benim elbisemi giyersin. figan sesleri yükseldi. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim. Sahabeddin-i Sühreverdî. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. Kendi kendine. Söz onlardan da geçerdi. kızı altına çekti. Burada dava boş lâftır. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir. Daha fazlası da işe yaramazdı. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. Yolcu şu cevabı verdi: (M. "Maktul" Şahabeddin de derler). bilgiden üstün olsun. Bahtiyar odur ki. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. emrindeyim. müderrisler. Ama geline yaklaşamadı. . Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. ellerin. içinde bir öfke duydu. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. Bu gün din âleminde de iş böyledir. tavan. hayır gitmiyordu. (M. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. fitne ve fesata sebep olan. Allahyı görürsen. benden selâm söyle. yasaktır. O insafsız bu makamda bizdendir. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. Dost çok iyidir. bir bağıştır. Simdi gel artık el ele tutuşalım. onun varlığında yürürsün. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. Sen biz olunca ulu Allahnın. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik. Kıskandılar. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. Lâfı çok uzatırsak. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. 350) Güzel söylüyorsun. Kâfirleri şu cihetten severim ki. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. Yoksa yolda kalırsın. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. feryat. Gizlice kırk dinara satın aldılar. (ona. Yarabbi onları günahtan kurtar. hâkim olsun. alt tarafı yalan olur. Bu Şahabeddin istiyordu ki. Atlı yaklaşınca yolcuya. O kalmazsa sen de kalmazsın. cezayı gerektirir. Yer. (M. derim. o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar.hay hay! dedi. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın. meseleyi açtı. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. ecel kılıcından hem başını." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır.

yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. gözünü açsın. kabuğunu soyun. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır. Biri diyordu ki. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. var ve yok eden mi daha güçlü. daha kuvvetlidir. iyi insan cana yakın. Eren de şaşkına döndü. Onun hiç bir sebebi yoktur. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. bir kere bu sende onu aynı münacaatta. bütün bu varlık Allahındır. (M. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. Allahı görsün. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. Derler ki: Simdi git. O şaşkın ve perişan idi. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. buyur derler. o makam ancak. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. Bir zaman kabahati feleğe yükler. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. davetin tam kendisidir. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. 353) Evet dedim. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. misafirin önüne koyarlar. bir gün . istiyordum ki. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. diyecek kadar hoşgörürlük varsa." (Şems Sûresi. aynı Kabe'de. Muhammed (S. 351) Yap. ağaca çıkar. tatlı bir insan olur. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. bizi hem var. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder. kırılmış olarak getirin. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. İyi insan dert ortağı olur. ancak o ve onun Allahsı bilir. Hem davet ediyorsun. bu cevize benzemiyor. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır. şeyhi meyhanede gördüğün halde. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. bunu tanırım. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı.Bugün sen de. Çoktandır sürmemiştin. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. Şeyh ibrahim. Ben bunu yiyemem. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. der. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur.A. Aleme tek başına geldin. Ben böylesin! hiç görmedim.) bizim perdedarımızdır. (M. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. temizleyin. ben bu işin sırrını bilmem. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. Bunun ne olduğunu Allah bilir. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. bu tasarrufu bırak ki. der. davet nereyedir? (M. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin. Muhammed'i gör ki. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz.

dedi. Başkaları sarhoş olur. Biri gedi. bir gün bahtına. der. Nasıl pişeyim? dedi. ister Muhammed (S. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. değişik olmayaydı. çocuktur. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. . Sen nasıl müritsin ki. Bir kere Allah yoktur der. İster iyi ister kötü olsunlar.Konuşurken bazan karanlık. bende o velilik yoktur. onları da gözden geçirelim. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. ah vah ederek karşınıza gelir. ama o küpün başında oturur. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. Allah kulları. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. işaretten anlamıyorsun dedim. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. bir gün de Allahya çatar. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. bir başka şey doğdu. Çünkü açıkça görüyorum. Ben buna ancak gülerim. (Ben) sözü ile konuşur. O velilik ancak Allahtandır ki. Yoksa aslında bilerek değildir. oradaki biçareleri görelim. ayakları titreye titreye. Dilimin ucuna geldi. Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. Ben ye demem. başcağızın kucaklar. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. Zındık ise. Cevap verdim. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. diye sızlanmaya başlar. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. vehimlerle karışık sözler söyler. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. Aslından değil. dışarı kaçarlar. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. bu acıları ben verdim sen çek. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. inkâr eder. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. Kiliseye de uğrayalım. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım.A. Onu ancak ben yaparım. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. hayır der. der. onların haline bakalım. Allah bana bilgi vermiştir. tadıyorum. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. öteki eliyle de duvarı tutarak. Allahnın öyle kulları vardır ki. rahatsızlık veriyor. daima olumsuz düşünür. Allah huzurunda nikabmı atmış. (M. ama o seni incitmesin. ister Muhammed'den başkası. 354) Benim işime kimse takat getirmez. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. kulluk eder. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. Bu gün mümin olan yoksun değildir. Gerek ki sen pişesin! dedim. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. gözlerini öperdi. perdeye yapışmış olan kimsedir. sonu iyi olur dedim. bir gece sıkıntı çeker. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. Bu vasıflar. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. yiyorum. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir.) olsun. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. Benliğinde hiç şüphesi yoktur. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. Onu bütün açıklığı ile görmekten.zamaneye. bundan ne şüphem olabilir der. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. hiç tatlılaşmaz. Mümin. bunu yine ben onarırım. (M. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. diğer bir sefer de ispat eder.

böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. Ben ondan çok faydalandım. ben de sana öğretiyorum. Tanıdıklar. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. ne efendisi olur. Ayak pabuç içinde yerleşince. Davalı tarafın tanığı yoktur. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. olmayanları gösteresiniz. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. Halbuki. Bu ona benzemez. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. Ya hizmetçi olurum. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. yabancılar etrafıma toplanır. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. Adamın biri. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. Mademki itiraz etmek gerekmez. Ama sizden faydalandığım gibi değil. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. Fedakârlıklar gösterirler. Kurban ol ki. Müridin yolu bu değildir. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. canı gider. namazda konuşulmaz. yani Allaha yaklaşmak içindir. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. yani Allah uludur diyorsun. derler. Hem de olmamalı diyorsun. ötesini Allah bilir. gerekirse oturayım. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. (M. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. Namazda. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. Dedim ki: O yapmadı. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. gerekirse gideyim. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. Şiir: Ne kimsenin uşağı. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. başını ayağını sallamaya başlar. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. Çünkü bana hayat lâzım. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. Ama onlara uymazdı. kurusa da incinmez. sus der. Allah demelisin. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. (M. rükûa varırdı. ben bunu yapamam. ben sınamaya devam ederim. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. ama münafıklar." anlamındaki . yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. kadıya şikâyete gider. onun şöyle olmalı. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. bana gerektir ki serbest davranayım. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. kurtulasın dedim. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. (M. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. onları benden başkaları bilmezler. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. billahi de. "Allahu Ekber" demek kurban.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. Bayatlayınca iş zorlaşır. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. ona sen yemin edeceksin. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar.

Tam bu sırada bir ses daha geldi.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. . Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. Şiir: Her işin tam vakti gelmedikçe Sana dostun dostluğu fayda vermez. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim. Vaizin minber üstünde. Aklı başından gitmişti. Nasuh. Derler ki: Nerede kendini görme. Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar. "Ey iman edenler. Ben onlardan değilim. dedi. isterse yer ve göklerin ortasında. ama tam bir erkekmiş. her tarafını sarmışlar.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. maşukun bir hali vardır. kör olduğunu bilmez. Bazıları bu Nasuh sözünün yorumlanmasında nefse dönmeyen şey demişlerdir. Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. Bazıları da Nasuh. Herkesin bir özel hali vardır. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. Tam otuz yıl bu işte çalışmış. Bu hoş bir deyimdir. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi. Onları da kendileri bilir. sen de benim oğlumsun. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. müridin. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez. küpe bulundu dediler. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. sonradan yaratılmış bir varlıktır. Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş. ama onlardan haberim var. ondan bir şey gelmez. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. ama içeriye girmeye gücü yetmez. Bir topluluk daha vardır ki. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş." (Tahrim Sûresi. yazılsın. hafızın minder üstünde. 8) buyurulmuştur. ister yer üstünde. Mısra: Ev sevgili. 359) Kur'an'da. Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. Allahya söz veriyor eğer bu defa kendimi kurtarırsam bundan sonra bütün ömrüm boyunca böyle bir iş yapmam. senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. Arayanlar bir Lahavle çekti. Çavuşlar hamamın kubbesini ve içini. dinleyenlerin. Sırrını Allahya ısmarladı. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı. evin kapısına gelir. kendini de baba biliyorsun? dedim. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. âşıkın bir hali. Hadis. nerede Her şey ondan nur almıştır. arka arkaya secdeye kapanıyor. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. diyor. O hadis.

o korkulardan elini tutarak seni kurtardım. "Nefsini bilen Allahsını da bilir. Ama vefaları yoktur. güneşler. kimi mevkie düşkündür. ama "Ey Allahm bana cennet kokularını koklat. Halbuki İbrahim ben batan şeyleri sevmem dedi. Evet dedim. Herkes bir şeye tapar. iç sırları âleminde de felekler. 80) ayetinde hastalığı kendine ilgilendiriyor.ama hiç faydası olmadı. yoksa onlara iyilik yapılsa hiç kabul etmezler. Her insan yüzlüyü sakın insan sanma.Nasuh'un hakkında kötü düşüncelere saptık dediler. Bu arkadaşı gece gündüz ona mertlik hikâyeleri anlatır. kendi gamımı onlara ulaştırmak istemem. Hayal. kabul etmediler. Kimi güzele. bir Yemen başörtüsü alacak ipeklisi gelmezse çok umutsuzluğa düşer. Sen öyle bir insansın ki. (M.Delik yanlıştır. Nasuh'u çağırdılar. Bir çok bilgilerden söz açar. Biri uslu. aylar vardır. hırsız var diye feryat eder. mahalle halkı da onunla birlikte hırsız var. Kendini aradan çıkarıyor ki bu benlikten sıyrılmak demektir. silâh kullanmayı. Çünkü ruhlar âleminde felekler vardır." diye dua ediyor. 360) Peygamberin yoldaşları tövbe ederlerdi. Çünkü düzeltmek yakmakla olur. bebekler yapıyor. hal diliyle bu sözü söyleyebilsin? Bunjn sırrı başka bir feleğe aittir. 362) Bir padişahın iki oğlu vardı." buyruldu. yine bozarlardı. Yani ben hastayım. yiğit. Çünkü bendeki gam onlara bulaşırsa dayanamazlar. yiğitlik örnekleri gösterir. Dediler ki: Bugün 'Hatib çok hastadır. Kerem denizi dalgalanmaktadır ondan her ne istersen onu verir. Niçin aklını bilen yahut ruhunu bilen denmedi? Dedim ki: Nefis. bu dua doğrudur. öteki uygunsuz. Bu öğretmek içindir. "Yarabbi biz nefislerimize zulmettik. Başlarında başörtüsü. Ama pisliğini temizlerken değil. o da hasta oldu. Kendini aradan çıkarınca da onu ispat etmiş oldu. Ama Allah erleri açtı! Kendi keyfim için yüz dirhem harcar. oyuncaklar önlerinde. İbrahim Peygamber gibi. Onlara karşı işte benim Allahm budur. iyiliksever. O