P. 1
Makalat i Sems i Tebrizi

Makalat i Sems i Tebrizi

|Views: 19|Likes:
Yayınlayan: emorider
Makalat i Sems i Tebrizi
Makalat i Sems i Tebrizi

More info:

Published by: emorider on Oct 01, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/12/2014

pdf

text

original

ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

geceleri uyumazdı. duman gibi kendini yok etmeye çalış. Karanlıkta dama doğru yürüdü. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. ayıptır söylemesi. onlardan daha üstün. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. onlardan daha zevkli.' dediler. temel bilgilerde. orada yerleşmiş. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. 77. 'Dostum gitme. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. gramer.» (Şems-i Tebrizî. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. nasıl anlatayım. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur. Devletşah diyor ki. eli vergili. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu. O . üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa.' dedi.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir. Alâeddin. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur. dördüncü kat göğe kadar çıktım.Kemal'e baş vurdu. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu.' Hemen kavuğunu. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum. (M. 'Bizim güneşimiz. M. Benim önümde. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu. hepsinden daha yetkili konuşur. onun. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. gönlü isterse. ruh âleminin manasına erebilmektedir. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. Asıl zevk.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. beni dinlerken. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. Bütün fenlerde. 48). halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım. 'Ben sana yabancı değilim. onu hiç unutamadı. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. onlardan daha lâtiftir. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. Konuşmalar. Adam o sırada. sarığını. Yoksa. «O. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. Bunu seyreden aziz derviş. Gerekirse. daima uyanık gönüllüydü. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. tartışır. din bilgisinde. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak. O makamın kutsal sakinleri. mum gibi erimeye başladı. sentaks. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü.' dedi. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki.

Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî. talebesi. selâm verir ve «Hemen söyle bana. gece gündüz. hep gam. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır. o zaman da suya kandığından söz eder. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. onun. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına.A. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. kayıplara karıştı. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. müftülük. namaz. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün. ibadet ve sohbetle meşgul olur. Bu ayrılık süresi. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. hakkındaki bu dedikoduları.» Bazıları da. Neredeyse o . Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems. O.A. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. «Bize. Eflâkî'ye göre Mevlânâ.» der. sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı.' dediği halde Bayezid. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış.' diye hep özlem duyar. Hakkın yüceliğinin. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu.). Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner. Kimseyle konuşmuyor. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. «Bu ne sorudur?» der. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti.). susuzluğu o kadar derindir ki.» diyorlardı. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından.A.» diyorlardı. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems. sohbet arkadaşları yapıyor. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. sıhhatinin bozulmasına yol açtı. cihan varlıklarının en büyüğüdür.). Şemseddin. artık başka bir âleme dalmıştı. aksine. hiç dışarı çıkmazlar. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir. katırın dizginine yapışır. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı.» diye halkı ayaklandırıyordu.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ. müderrislik. hep onunla göz göze diz dize idi. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. bütün normal işlerini. 'Beni ululayın şanım ne yücedir.A. Tebrizlilerin uydusu haline geldi. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor. en yücesidir. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. ona. oruç. Bir kısım Konyalılar da.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. Mevlânâ'yı sorar. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. hep onun işaretlerine dönük. Derken belirli vakit gelir. meslislere gitmek istemiyor. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. Ama. Mevlânâ bir katıra binmiş. Şu sebepten ki. bir nağra atarak yere yıkılır. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. kudretinin. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır. Şems yol üzerinde beklemekte. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır.

bu İsrarlar karşısında dayanamadı. Mevlana'yı çok üzüyordu. diri gönüllü bir dervişe rastladım. Oraya varır varmaz. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. bilginlerden. «Umarız ki. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. havayı bağlar. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. birkaç yük değerli hediye. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. halktan emirlerden. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. ger. can da o viranenin baykuşu oldu. O. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti.» diye çok yalvardılar. Bu mektup Şemseddin'den idi. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. büyücülükle suya düğüm vurur. Öyle bir derviş ki. sizi atlatır. yaratıcı. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. Gidin ey yoldaşlar. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . güzellerin güzelliği hiç kalır. Sultan Ve-led. «Benden selâm götür. âşıkane secdeler et. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar. saygı göstermekten geri durmazlardı. fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. Bir kere onun cemali parlayınca. Mevlânâ'hm mektubunu. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. hâkim ve mahkûmlarla doldu. et. yirmi nefer atlı. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. kudretli. Şems'in odası önünde edeple durdular. bu zaif hayır duası ile meşguldür. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. Şems. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. babasının işaret ettiği hana gitti. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. Cadılıkla. Sultan Velecl.» dedi. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. sen otur da seyret. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. mum gibi erimeye başladım. Aman ne olur. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. Mevlânâ. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse.

Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. Öte tarafta Şems'i sevmeyenler.» diye feryada başladı. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak. gönül bağlamışız. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin. 'Beni öldürmek istiyorlar. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. 645 hicret yılı . hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz. Rum Ülkesinden Şam tarafına. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. hemen bir bıçak . «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki.' der. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. Şems. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. odasını bomboş bulunca dayanamadı.' diyerek dışarı çıkar. dedikoduya. Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. Şems. özgür oldu. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar. dedi. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. Bu ikinci gelişte. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. onu fırsat buldukça küçümsemekten.» dedi. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. Ne yazık ki. Yüksek sesle. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. bir gün. Bir süre durduktan sonra. Şam sevgilisine can vermiş. Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. içinde bir perşembe gününe rastlar. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. teşekkür etmiştir. sevindi. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. Bir müddet ondan. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. sövüp saymaya başladılar. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. Bu olay. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu.Şems. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. bu saldırılara bir zaman katlandı. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz.

onu da çileye oturttu. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H. Bir gün. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. gazellerle ifade ediyordu. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. Dest tarafından Türkistan'a gitti. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. . her günkü doğuşlarını şiirlerle. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. şu cevabı verdi: «Ben. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. Baba Kemal. Şeyhi. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş.saplarlar. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. Şam'da aylarca Şemsi araması. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. Şemseddin. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu. Eflâkî. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. «Oğlum Şemseddin. hep Medresesinde dönüp dolaşır. İbrahim Fahreddin. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş. onun. Hüseyin bin Hasan. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır.)de. Ama olayın bir de mantık yönü vardır. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler. Fakat bende bu cihet eksiktir.

Davud-u Taî'yi. yardımlar.» demiş.. dervişlik geleneklerine aykırı görür. Maruf-u Kerhî'yi. Şems'in yanıp yakılmasını. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. hep ağlar gezer. Onun şiirlerinin. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. Nasıl ki Konuşmalar'da da . bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. edep kaynağından bize varlık verdi. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi. Maruf. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. Hasan-ı Basrî. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî. Ariflerin Menkıbeleri'nde. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. Davud. onun şu anlamdaki gazeli de. Eflâkî'nin yazdığına göre de. Öte yandan. o. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. o şahın hizmeti İçindir. müridinin alnından öperek. gönülleri hep o tarafa çeker. yaş dökermiş. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır. neşeden ağır başlı. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. Bu da. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. Sultan Veled'i irşad etmiştir. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. o da. Habib-i Acemiyî. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. o da. o. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. Serîi Sakatî'yi. Ebûbekr Nessacı. okudukça durmadan duygulanır. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. o. Ahmed Hatibî'yi.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. bunu okumaktan pek hoşlanır. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. Muhammed Zeccac'ı. Cüneyd-i Bağdadî'yi. o.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. Ahmed Gazalî'yi. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. o. «Sevgili evlâdım. Şeyhe şikâyet ederler. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. Bahaeddin Veled. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. o. Hasan-ı Basrî'yi. ondan filizlendi o. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. Büyük bir ihtimale göre Halep. Mevlânâ Celâleddin'i. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. Şemseddin-i Tebrizî'yi. Nasıl ki. Allahsal inayetler. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. o. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. hafif ruhlu olur. Şeyh. Şiblî'yl. Onun aşkının okşayışları. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki. o. Tebrizî de. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. sen artık dilediğin mertebeyi buldun. Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez.

ondan. ondan. o. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. Serî-i Sakatî'nin. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. Ebûbekr Nes-sac'ın. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). Ahmed Gazalî'ye. Serî. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. o. Habib-i Acemî'nin. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . o. o. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. o. o. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu.A. Mevlânâ. Bu Rükneddin. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. Maruf-u Kerhî'nin.i Sakatî'ye. o da. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. Nasıl ki. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. Alâeddin. Cüneyd'in. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. o. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. o da. ondan. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. Ebul Necip Sühreverdî'nin. o. Birinci yoldan. o. o da. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. Ebû Ali Kâtib'in. Hasan Basrînin. Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. ondan. Maruf-u Telhî'nin. ondan da. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. ondan. Cüneyd-i Bağdadî'nin. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. bu doğru değildir. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. ondan. Ebû Ali Rubârî'nin. ondan. o. o. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. Ebû Ali Rubarî'ye. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. o. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. o. Şems. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. Dâvud-u Taî'nin. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. Ebû Ali Rubârî'nin. o. Allahdan idi. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. ondan.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. Ebû Osman Mağribî'nin. Ebul Necip Sühreverdî'nin. ondan Maruf-u Kerhî'ye. o. Ebû Osman Mağribî'nin. ikinci yoldan da. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. Ebû Ali Kâtib' in. o. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. dargınlıklara yol açan. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. o. o. ondan da. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. o. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. o. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in. Şems'in. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman. SerîJ Sakatî'nin. Şemsin Suriye. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye.» Bu o demektir ki.) sohbetinden feyz almıştır. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. Çünkü bütün tezkereciler. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. o da Hazreti Muhammed'in (S.

Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. ulu Allahdan başarılar dilerim. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü. düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. 12/12/1973. Aziz arkadaşım Prof.başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. Şems-i Tebrizî'ye gelince. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. Bu mektupta. Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da.

Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. Kadimden sana bir şey erişir. kâfirlere karşı güçlüdürler. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir. Allah yolunda savaşırlar.O âyetindeki nükte de buna işarettir. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki.» (Mâide. «Onlar Allahyı severler. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler. İşte o aşk'tır". «O. Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. başlangıcı olmayan varlıktır.» (Mâide sûresi.» (En'am. her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki. Hak kadim'dir. 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. belki o gözleri kavrar. nasıl ki Kuran'da. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. Hadis. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. 54) nükteleri. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki. O kadimden kadimi görürsün. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz. niyaz'sızdır. gözleri kavrar.» (En'am sûresi. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü. o latiftir. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir. Allah da onları sever. her şeyi bilici ve görücüdür. hiç kimseden bir şey beklemez. Ama sen ona niyaz götür ki.BİRİNCİ BÖLÜM (M. işte bu sevginin etkisine işarettir. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin. . 103).

«Ben gönlü kırıkların yanındayım. Remizler. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı. Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. Ben de velinin velisi. aynayı eline vereyim. «Bu elbette olmaz. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir.» dedi «o şartlar. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. (M. .» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. Şimdi diyorum ki. O hal diliyle der ki. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. Hakkın kendisidir. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. belki ihtimal vermezsin. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir. ancak Mevlânâ. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu. deliller gösterdi. bahaneyi aynada buluyor. Buna tanıklar. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. Şunu hatırla ki. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk.Bana velî diyorlar. eğilimi daima hakka doğrudur. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. 113. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. Şûra sûresi. 15) buyuruyor. çünkü o benim dostumdur. sözünü kıramıyorum. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır. Bu ayna. bedeli bu kadardır. istedi ki yere vursun. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem. Bir defa ona desen ki. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma.» dedi. «aynayı getir artık sabrım kalmadı.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. Sen ki doğrusun. oradan ayrılmak istemedik. «Keski. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler. bu bakımdan daha sağlamım.» Ayna işi ince bir iştir. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. dostun dostuyum. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer.» Dedi ki: Şimdi ey dost. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine. Öteki kendi kendine. onu daima okşardı. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar. «Ey üstat. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi.» buyurulmadı mı? Sözün kısası. Dedim ki haydi öyle olsun. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı. doğru kal! Doğruluk göster. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle. «Hâşâ. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır.» dedi.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. «Eğer bu ayna iyi ise.» Tekrar gönlü razı olmadı. en zor işler kolaylaştı. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. 3) Hemen kırmayı düşündü. Ama bunu yapamadı. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur.

sakınıyoruz. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin. güzel söz. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. hiç bir işi yok. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. «Başka şeyler işitiyorsun derim. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. Kışın üşümemesi için eskiden. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. Bir aralık ben sana. Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. cihanın maskarası olmuşsun. çok sağlam bir devlet sahibidir o. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. «O söylüyorsa kanını dökeriz. söze gücüm yeter. Sen kimsin. âlemin parmakla gösterilen adamı. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. . senin sözün nedir. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. o silahtar oğlu için.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. Ben de. divan erleri bil selerdi kaparlardı. Evhad. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. Ancak onun himmeti buna engel dir. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. Onlar. Doğru sözdür. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. bugün bütün suçları işlemiştir. bir temel üzerinde yürümek gerektir. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. Ancak undan. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. maksada uygun düşsün. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun. Musa' ya yakın değilsin. Onun ancak iki hüneri vardı ki. odundan. onun hiç bir şeyi.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. Evet o da vardır. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. İşte bu iyi bir alâmettir. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. Onun mutlu sözlerindendir. gönlüm ona yabancı kalamıyor. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. Ona yetişmek için uğraşırım ve. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır.» dediler. sen de de söz varsa bana söyle. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer. «Sen.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. Alâeddin de bir cim ri idi. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. işitir. kapılar açıldı. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. H. ancak bu sözden başka bir söz işitir. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki. geniş meydan açıldı. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. «Konuş. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. «O bilir» dedim. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. baş ka bir işi yoktur. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. «o onu suçlandıramaz. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. «Sözü bugün söylemelidir. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. anlat onları. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar.» diye şaka yaptığın için incindi. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. (M. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. harcadı. giyecekten birşeyler gönderilsin. Bir gün diyorum ki.

Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. belki onlarla konuşamaz. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. Ramazan orucu nasıl farz ise. Halbuki şarap haramdır. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. O. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. onların sohbetine katılamaz. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. Biri de. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. sebepten dolayı indirilmiştir. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. Hem güzellik yönümü. Her âyet ihtiyaca göre iner. yapılması farz olan semâdır. bunu başka bir dervişten sor.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. hoşlanmamasıdır. şimdi elden gitti mi. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. yorumlar ve özür dileyerek der ki. Başka söz de hatırıma gelmiyor. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. onları başka âlemlerden dışarı götürür. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. Bu şeytan hayalidir. onların öldürülmesini emir buyururlardı. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. yoksa size kusur bulmak değil. Bir başka semâ da. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. O. Çünkü onların yaşama zevkini artırır. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. melek hayaline bile razı değiliz. hem çirkinlik yönümü anlasın. O.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum. Gerçi bir sema vardır ki. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. Dervişin biri onun mezarı başına gitti. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki. Hakka kavuşturur. Beş vakit namaz. o haramdır ve yasaktır. A. beni olduğum gibi görsün. 5) Biri. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır. öteki Mağrip'te harekete geçer. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır. İncinme. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. Bunların.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar. (M. ne Kuran'dır ne de hadistir. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana. Hazreti Muhammed de (S.» diye şüpheli bir söz söyledi.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. Bu o demektir ki. yufka yüreklilik getirir. Ancak benim sözümdür. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. Hadiste.» buyurulmuştur. Semâ. ikincisi de onu işleyene aittir. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. onun sözü değildi. mest eder. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. çirkinliğimi gösteriyorum ki. 10 dervişin keremi idi. eğer sahabe bunu kullansalardı. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. onlara göz yaşı. çirkin tarafımızı görmemişti. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. Cüneyd'e. Halbuki derviş sözü naziktir. o perde de. başkalarının sohbetinden soğuması. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar.» diyor. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz.

Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. okun düştüğü yerde hazine saklıdır. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. Bana diyordu ki. Peygamberler. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. Vaiz öğüt verir. Onların sözleri de. bir birini tamamlayan.» dedi. alaylı bir kahkaha ile.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. gerçekleyen kimselerdir. bir ok atacaksın. açıklayan sözlerdir. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi. Öteki. Ana tavuk etrafında çırpınır. «Evet bilmezsin sen. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır. «Sen sus. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. deniz kuşlarının hali gibidir. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi.» Şu hale göre. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. bir kubbe vardır. Mısra: Bu gönül işidir. Evet bütün bu sözler oraya dayanır.» Öteki. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. deveye benzer. biri balıktan bahsederken başka biri. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da.» dedi. biraz (M. gelin. onun suya girmesine imkân yoktur. yavru hemen suya atlar. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var. yüzünü kıbleye çevireceksin. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. Kimse bu halimi anlıyamadı. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. halim de.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. Şiir: Akıl. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. ne riyazat var ne de başka bir şey. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. onu aramanın yolunu gösterir. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. kişilerin bağıdır. o daha uzaktadır. arkanı o kubbeye. hep biri birini tanıyan. benim yurdum o denizdir. tanıtan. kafa işi değil. Nasıl 'ki. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz. İşte seninle ben de böyleyiz. kümes kuşlarına karış. ama o kümes kuşudur.

Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. O. Hallaç (Mansur). ip ve urganlarla hünerler gösteren. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. diyeyim ki. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu.» der yahut da onu tutup. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. Allah rızası için sever. Biri dünya yönünden olur. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. bu sözü söyledi mi. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. Demek oluyor ki. şüphe içinde gitti. Hele onu siyah bir aslana binmiş. Derviş öldü. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. onlar bunu bilmezler. bir zümre de yakın mertebesinde. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. «Dünya ahiret erlerine. Şeyh dedi ki: Halife. ahireti anmayı unuturlar. Allah gayreti ile kin beslerler. Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. onu çok uzman bir hekime götürdüler. ahireti de unutur. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. Hekim. ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. çocuklarınki serçelerin. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. gönülleri sağlamdır. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. sözlerine hayran olurlar. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. doktor dervişin mezarını açtı. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. ayıklık yoktur. Hastalandı. hatta cennette bile.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. kâfirlerin ruhları da. Bu ne hoş çekiştirme. 7) Benden ötürü. bu akiki. onun yüceliğini seyre dalarlar. ahiret de dünya erlerine haramdır. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. yalnız şu kadar var ki o.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. birer birer hekime kadar dayandı. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. göğsünü yardı. yoksul bir zamanında satmıştı. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. imana gelir. dünyadan el çekmiştir. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. Cennete gider. sevgiye tutulan dünyayı da. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz. Kendini yokladı. Elini yüzüğüne götürdü. Şu kadar var ki. Bunu satanları aradılar. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. Öyle bir insan ki.» sözü de bu anlamdadır. nasıl olur da . semâyı yasak etti. . müminlerin ruhları ak kuşun. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. kıyamette de beni bulamazlar. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. Nasıl ki dünyaya kapılanlar. «Cimrilik ediyorsun. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. kara kuşun kursağındadır. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. onda hiç bir şey göremedi. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. insana kendini bile unutturur. nihayet müslüman gider. Bana göre. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi.onun elleri kuruma-dı. selâmet gider. O. Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır.

hep yenecek şeylerden ibarettir. Mucize de böyle yapar. «Ey kaltak bacılı. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti. suçsuz idi.» dedim. Şimdi mademki bu perde açılmıştır. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi. Nasıl ki. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. onlar için gelmedim. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin. hali gördü. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. Onu sıkıştırdım. «Bu zor iştir. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. «Şüphe sevmektir. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar.» dedi. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu. Nasıl ki. Nihayet o. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. Benim halimden haberi olmayanlar. Kelâm bilgini Şahap Herive. şaşıla-<cak bir şey yoktur. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı.» dedim. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. Haccac ona. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. «Aklın fetvası budur. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. «Evet konuşurum. çok ağlamıştı. o ki asılsız şeylere.» diyen Firavun gibi. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin.» Diyordu ki. Hakkın âyetleri de böyle olur. «bari seninki öyle değil. Orasını Allah bilir. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir. Onun azığı nefs ile olur. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. «Fetvada akıl hiç hata etmez. başka bir renkte görülmüştü. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. Âciz kalınca secdeye kapanırlar. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. nuru ve ululuğu vardır. Nihayet. batıla inanır.» diyen kimse büyük hata içindedir. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı. 12) buyurulmuştur. Bunda. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. lügattan anlar. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin. Sen kimsin ki.» (Muhammed sûresi. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun.» Muhammed Güyani ona demişti ki. Nihayet o. on kat örtü içinde gizleseler. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır. Boğulacağını anlayınca. onun arkasından yürür ve ona uyar. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. Nasıl ki.» dedi. o zaten havadan ibarettir. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. Ta ki bizden. «inandım. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın.» diye yalvarıyordu. Nahiv'den (Sentaks).» dedi.Bil k! benim gözümden damlamıştır. ondan sonra gidersin.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. ona güvenmiş. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir. niyazdan. ondan da ileri geçmeye çalış ki. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. başını çöllere çevirmiş. Çünkü o. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. . Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın.

Şimdi gerektir ki. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. Veliliğin manası nedir? Askerleri. artık onun bir hasreti kalmaz. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. Bunlar.). Bağıramıyor. Bu âlemden gittikten sonra da. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. belki bir alemden öteki aleme göçerler. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi. Ancak dışarı vuran. Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. dostlar elde eder. Allah gözle görülebilsin. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı. Diyordu ki: Can. Ömerin elindeki kâğıdı çekti.A.).» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. bu hevesle mallar bağışlıyor.» demezler.A. «Allah hazırdır. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. «Divane misin?» dedi. 10) yerinde kahır. neyler üflüyor. tekrar yatmıştı. belki nefsinde velilik olan kimse velidir.(M. gürültüler işitti. Belh Sultanlığından çekilmeden önce.» ibrahim Ethem. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. torunları.» Şu hale göre. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. Türlü zevkler bulur. cevap veresin. dileklerini öteki alemden bekleseydi.» buyurdular. insan mahkum olmazsa hâkim olur. o kudretlidir. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. oraya gitmek için çırpınırdı. Arifler.» derler. başım yastıktan kaldırmış. İbrahim Ethem. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. Gereklidir ki sen. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir. kudret sahibi olasın. «Ne yapayım?» diyordu. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri. 9) Ruhun güzelliğine erişmek. azap olur. Canın. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. Bu gidiş onun için ölüm değil. beri tarafta cana yakın kadınlar. gürültüler koparıyorlardı. . Sözünde. Kendisinden bir haber çıkmadı. tamamiyle bir şeye verse idi. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. o zorlukta kalmazdı. can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez. her sıfatta güçlü kuvvetli olasın. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. O. dışarıya vuran bu ışığı görürler. dehşete düşürdü. «Bu hayatta ve bu dünyadayken. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu. suretten manaya gelelim: Ten. A. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. canlar da onun arkasından gitti. genel olarak bu iş çok zor görünür. Can. Hazreti Mustafa (S. çubuklar vuruyor. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. O gitti. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki.» görür demiyorum. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. Hazreti Ömer. benim izimden yürür idi. belki hayat olurdu. Bekçiler davullara tokmaklar. «Biz âciz kimseleriz. saygı görür. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. îhvanı Safa derneğinin. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. Şah kendi kendine. onun evlâdı. cevap verecek yerde. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). O tarafta mal görür. susmasında kahir (M. ölüm başkadır. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S. Hazreti Muhammed (S. susacak yerde susasın. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi. O kendisini. Olgun görüşlü olanlar. ten ile kaynaşırsa belâya düşer. göçme başka.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi.

«Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. «Hoş mudur?» deyince de. en uygun hareket bağışlamaktır.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. içinde bahçeler1. Şahın bütün mülkü.» dedi. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım.» dedi.» Sultan. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş. Bu parlak bir aynadır ki. «Şahın heybetinden titremek. «Hoştur. kolunun içinde saklamıştı. güzel mi?» dedi.6) Şu var ki. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. ölümü dileyiniz. Bu şimdi hazineye yaraşır. benliğim senin benliğinle dolmuştur. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. Bu konuda. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin.» demedi.» der gibi. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. Halbuki. feryadın ne yeri?» var dedi. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar. Sultan.» diyordu. Allah. o iş iyi bir iştir. Şu halde. Edep dışı bir söz olur.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. Şah içinden. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. vezirin vekilidir. Gerektir ki. ölüme âşık olursun. kır bunu!» dedi. hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu. Onun Sarayında yetişmiş. halinin açık ifadesini onda bulursun. Ayaz. İşte o göçmeye ölüm denmez. Nitekim Allah Kuran'da.» Mücevher beri tarafa geldi.» diye korkuyor. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. içinde aklın. bunu sana mutlu kılsın. Padişah. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. Perdeci. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. Dilediği gibi söyler. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa. mücevheri aldı. «Niçin titriyorsunuz. bu mücevherin dörtte birini bile değmez. Padişah. Doğrusuna bakılırsa. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. Ayaz. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. gerçek Allah erlerinden. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. Her taraftan ahlar. Padişaha bakarak. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. şu halde hazırlıklı ol. Bu söz ayna gibi parlaktır. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir. filozoflar. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. Sultan. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. ama «Ey köle al şunu. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. «Nasıl. feryatlar yükseliyordu. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. perdeciye bir mücevher vermişti. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. «Ey Sultan şu mücevheri al. dünyaya hasreti daha azalmıştır.» dedi. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir. Padişahtan.» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi. titriyordu.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. bu ona bin kere daha hoş gelirdi. yine fazla bif söz katmadan. Sultan Mahmud (Gazneli). «O halde. ölüme hazır. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık. edep terbiye öğrenmiş. Öyle bir Allah ki.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. Ama o daracık evden geniş bir eve. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler.» demek istiyordu. Ayaz. «Sultan» sözünden gücenirdi. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır. Ayaza yaraşır. «Peki. büyük bir saraya göçer. 11) Bu öyle bir imtihandı ki. Perdeciye sorar. «Ahin. iş onların . saf bir nur gibi onu bekleyesin. onu süzüyor. akar sular vardır.» (Cuma sûresi. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı. «Ey yumuşak huylu Sultan. Nasıl ki Allah. (M. Ayaz. Kuran'da haber veriyor. gök bilginleri.

«Zaten ben de onu arıyorum. O anma ve araştırma ki. bir dilek dilemediler ancak «İnandık. Bir insan da vardır ki. bir gün dükkânını. «Ne beyaz. asın beni. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. Sonra gönlü daralır. kul. malın mülkün de değeri yoktur. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur. biz de duayı artıralım. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. ince manalar vardır. İşte bunu söylemek. görüşüne göre. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. işini gücünü bırakır. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. Ama veliler. serbesttir. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. Bazılarının da karınlarına kan dolar. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. insan. bütün âlemi sular kaplasa. renk renk yazılar yazmamaya bak. (Ç. Öyle bir insana. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. işinde (Determinizm) mecburdur. yaptığı işin yaratıcısıdır. bir taraftan şikâyet eder. onu sevin ki. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. O âlem de. İyi adamın gözü ayıbı görmez. Âşıkta can korkusu yoktur. Evet. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul. her ikisi birlikte toprağın altına giderler.» derler. Sonunda. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir.» demekle yetinirler. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. bir de taklitçi Cebriye vardır. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz. böylece onları seyretmektedir. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. bakalım Allah ne buyurur. bir dilekten ibarettir. Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. «İnandık ve gerçekledik. gözü ayıp ve kusur aramaz. «Ey Allahm. Zaman zaman bir köye gider. O. O. Senden. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. O. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. belirmeye başladı mı?» diye düşünür.» der. yatarız. oradan acele acele geçtiklerini görür. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. ne de adımlarını sıklaştırır. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. Kendisine.dediği gibi değildir. Nebiler. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. yani alın yazınız böyledir.» deseler. bu. Bu yolda başları dönmüş. «Acaba bendeki. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. hareketinde. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. «Seni asacaklar. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. «Beni besle. Hak yolunu arıyordu.)). o âlemden aşağı inmişler. alınyazısıdır ve değişmez. Haktan bir istekte bulundular. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki.» dediler. Hakkı arama . Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. Bu hal bütün hünerlerini örter. tezgâhını terk eder.» Değişik. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. Burada. «Nebilerin haline (M. nebilerin işi değildir.)). bir gerçek Cebriye. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. öteki taraftan. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. Eğer sen. İbrahim Ethem. (Ç. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir. Bunlar isterler ki. Mevlânâ. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. Gündüzleri gizlice oruç tutar. diye bekleriz. O. Onlar. Gerçek aşk için söylüyorum. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. o ölümsüzdür. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. çok mal feda etti. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur.

âşıklarının başına değişmem. reyhanlar. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. artık herkesle şakalaşır. oyunlarının bv yalan söylerler. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. o sahtecilerden daha iyidirler. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. Şah. bu zamana şeyhlerinin. bu oyuncular. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. gönülde düşünce olasın. . işine gider. İstemiyorum ki. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. Seyyid başka. Bu yönden. îşe baştan başlamak gerek. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. gözlerde değersiz kalasın. Ekmeklerini 'kazanmak için. «Doğru söylüyorsun. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. çeşitlidir denilemez. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. yani vezirin gözünü öpmekle. Gerektir ki. O. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu.» dedi. her tarafından sarsın. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. bunu başkalarına söylesem incinirler di. bir takım sınıflara ayrılırlar. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. Dervişlere karşı saygı göstermez. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. Olmıya ki. Sen heva ve heves için yaratılmadın. Ateşe gider ama nura düşer. Çünkü onların hep-. bir âşıkm «Keski olsaydı. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. Bu öğütü canında sakla. Yukarıda sözü geçen vezir. Şimdi mademki o bir ateştir. O diler ki.hususunda yükselmiş bir ses değildir. Gerçek eski pabuçlarının tozunu. O. Yani. ötekilerden üstündürler. Nihayet. bu sözden de hoşlanır. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. O havadan geçinmeyi bırak. kendi sözü kendisine senet olur. Şimdi bu ha-raketiyle. sopadan kıvranması gibidir. Bu söz ona erişince hoşlanır. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. O. o başka demek imkânsızdır. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. üstü başı yenilenir. Senâi başka. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. O nura koştu ama ateşe düştü. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. Öteki de lâle bahçelerinde. onları gözetmez olur. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. Seni canımda saklıyorum. Buna. Bunu bir divane bile söylemez. bir yıl bu huyunu terk et.

yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver. Fakat sen onun kahır sıfatından. söz söylemiyorum. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. 'Elindeki nedir?' diye sordu. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. «Buna yol verin. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. hiç fazla söz söylemesin. Halbuki Peygamberler. gerçeğe uygun değildir. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler. üzerine dayanırım.» Yani bu Peygamber. Kuran'dan bir çare bulur. yazamadılar. o da. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir. Bizim o çömezlerimiz. Allahya şükürler olsun. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin. Sırlardan bahsediyorum. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. Lütuf sıfatı.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. Yüz bin küp dolusu şarap. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır. Çünkü sen o insan değilsin ki. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. zamanede bir eşin daha bulunsun. Allah ile birlikte.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var.Kahır. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti . Senin zamanından bir şey açıklanırsa. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar. o yarım işte. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. diyor ki. Onlar için de bir perde vardır. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir. bununla koyunlarımı sürerim..» dedi.. Büyü yaparlar.» dedi.» buyurdular. Padişahın biri. Bu büyükler ve ergin kişiler ki. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum. Bu yalandır. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz.» Birine sordum: (M. konuşurlar uğraşırlar ki. Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid.» Geceye uzan dedim. Şah hiç iltifat etmedi. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi.» dedi. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. o gibi kimselerden değildir.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. onun gecesidir. Meğer sözden mest oldular. İsterse düşman olsun. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. dar yerde kalmazlar. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. o sırrı herkese duyurmak . kahır sıfatından üstün gelir. Başka bir vakitte perde yoktur. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider. Şimdi o dolunay uykudadır. kitap getiren Resuller bunlardandır. önünüze serilmiştir. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler. Önce sözü anlayan ve bilenler. «Sen güvenli adamsın. «Sen de Alla-hın kulusun ben de. madem ki uçuruyoruz gider. bu perdeyi kaldırsınlar. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur. onun perde-sidir. Nasıl ki. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun. 'Bu sopamdır.» dedi. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar.

Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor. Bu. ben ki Allahnın elçisiyim. şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz. 30).» Ben de dedim ki.» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. Allahnın. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. Sen ne isen osun. Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki. halvete çekilmiş hak erenlerinin. O.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki.» (Dehr sûresi. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. O. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü.A. 15) Güzel huylu isen. yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. her gün başka bir işle uğraşmaktadır. «O. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. ya arayanın. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M.» dedim. kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. sen nasıl bir uzaksın. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış. ya aranılanın işiyle meşguldür. kendimden. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. bunda bir sebep vardır. heva değildir. 54). bir eserim yok ki. «Bizim söz ile işimiz yok. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok. hem görünürde. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin.A. Sizi hiç ihmal etmez. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. Allah’a ant içerim ki. «Allah bilgin ve bilgedir. genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki. Muhammed'in (S. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. iyliğini gözetir. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. ben isterim. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. Sözden daha ileri geç ki. o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. sende kincilik. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. Yani siz isteyemezsiniz.» (Rahman sûresi. bu da sebepsiz değildir. tek . hırsızlık yoksa. 29). sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur. bundan neşeleneyim. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. Yani ey Mustafa (S. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir.» (Enfal sûresi. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. hayinlik. herkes dilediği gibi konuşur. bu sözün suretinden bile başları döner. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. Eğer sen kendi temizliğini. sahabeye ve ümmete söylenmiştir.

Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. Bu. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. Onları benden başkası bilmez. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. Bu perdeden başkası da yoktur. geniş alanda mana daralıyor. doğar doğmaz konuştu. . bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. saatin saatliği. onu yermesine benzer. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. günün (M. Bütün perdeler tek bir perdedir. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. O senin düşmanın idi. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir.» Şiir: Hoşgörürlük.) de kırk yıl sonra söze başladı. eğer sevseydiniz. mana eksikliğinden değildir. Sen niyaz gösteriyorsun. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. İsâ Peygamber. harfler silinir. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. O. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez. Biri dosdoğru anlam. Görmez misin. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar. Halbuki. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin. Dostunun mektubunu okuyamaz. «Benim velilerim. «Benden başkası bilmez. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür. Hak ile Halk arasında. Hazreti Muhammed (S. Nihayet söz alanı geniş ama o. Allahnın sevgilisiydi. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. Anam babam öldüğü için kurtlar. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. kendi hayalleridir. Gerektir ki. bu başka mesele. «Sen kimsin?» diye sormazlar. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. Bu söz. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. ona «Afiyet olsun. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar. Şimdi de benden dinle. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker. O eksik düşünceli cahil. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. karanlık ve bâtıl sözler. Mana aleminden. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki. Allah.» der. sen o olmadığın için onu incittin.» (Kutsal hadis) buyuruyor. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. bu.» sözünün iki anlamı vardır. yedi yüzü parlak. A. Nasıl ki o. Eşek durmadan sahibine pisler. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. bir elif dışarı fırladı. Ama Sultana. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. kubbelerim atındadır. işte o kadar. öteki de arapatma binmiştir. Kula. bu sözleri hiç söylemezdi. dostlarım. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. «Ben. hep kendi mektubunu okur. ondan tiksinmez. Hele derneğin bozulması. onun bekçisi ve kapıcısı olur. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır.başıma dışarı fırlatmış. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. dostların dağılması.» der. bu varlıktır. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır. hep kendi kuruntuları. iki gün iki gece yem verir. belki de mânanın parlaklığındandır. O. o sırrın kuvvetini göstermektedir. O perde ise. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin.). ona karşı kör ve sağır olur. Allahın kuluyum. Çünkü Hazreti Muhammed (S. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. öteki de. O zaman susmak. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. İşte bu misal. A. Şu zamanda. 16) günlüğü. Bir şeyi seven.

sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi. «însan. «Hoş geldin. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. git yemekler hazırla ki. ancak başka yönden dirilir. sen böyle şeylerden arısın. yarın yine gelirim. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım. çünkü yol budur. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. Ancak niyaz ehlinin niyazı. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. Allahdan ayrı bir varlık yoktur.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. Nasıl ki. «Allah rızası için bana ekmek ver. Kuran'da. bunların hepsi hazır ama su eksik. Derviş. «Hayır.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. Suyu getirdi. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür.)) diyordu. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki. O dört kuş ölmüştü.» dedi. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır. gülüşür. Biri diyordu ki.» dedi. (M. Tartışmayı bırak. «Hayır. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar. ama ondan başkası da değildir. Çare yoktur. içten kulluk etmekmiş. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir. bir kimsenin manasını da. O sırada bir derviş geldi. boğulacak. baktı ki. 20) buyuruluyor. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır. ondan incinmiştir.» dedi. böyle bir şeye perde olur. seyis bilir. içine düşecektir. 18) îşte o. Yolda yürüyen bir adam. bu sözleriyle. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa.» dedi. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. kımıldadığı vakit. hemen dördü birden dirildi.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir.» dedi. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir.» buyurulmuştur. Çünkü ona. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır.» Erkenden yemekler hazırladı. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. Bunu bilmemek de. ama başka yönden dirildiler. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. «Nasıl olur. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. Meğer bunun sırrı. çarçabuk ahıra koşar. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. (Ç. o aşk ve sev* gi harekete . somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa. Kalbiyle yaşıyanlarla. Nihayet bunlar. 17) gülmeye başlar. Başka biriyle de hoş geçinir. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir. Musa. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. Tekrar binecek olsam. eline iki su testisi verdi. Bu gidiş başka bir gidiştir. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. Marifet sırlarından. Bir kimsenin davasını onun manası için. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. davası için öğrenmek isterim.» öteki de.» dedim. onların sözlerinde başka bir mana vardır. «Su getir. Bunu bilmek bir olgunluktur. «Başüstüne. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. nefsiyle yaşıyanlar başka. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. «Ey Ulu Allahm. o dört kuşu öldürdü.» diye düşünüyordu. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir.» dedi. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. bunların onlardan haberleri yoktur. olgunluğun olgunluğudur. somurtur. Yüzünü kendi tarafına çevirir. Kuran'da. «Nefislerinizi öldürünüz. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. bir ırmağa rastlar. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. ama Allah da ona karşılık. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M.» (Müzemmil sûresi. Fakat. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. Vakit gecikti.» (Bakara sûresi.

» dedim. Uydurmacıların sözünü bırak. onu görüyorum. «Bu. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. Onun iki sözü vardır. onun sohbetine ereydik. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün.» Benim içim dışım hep bir renktedir. Bugün suyun öte . Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. düşünceleri tekrarlardı. kahır ve zulüm kalmazdı. Ama Mecnun sen değilsin. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. sevgiliye. daha ileriye atlamak için olursa iyidir. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı. Halbuki.» buyurulmuştur. çünkü sendeki benlik ben değilim. Halifenin sarayında halvete koydular. haydutlar seni zebun düşürür.» dedim.» dedi. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. yardım ve kolaylıklar görürsün. Onların işleri o muhabbetle gelişir. düşündü. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. Bundan geri kalırsan.» dedi. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. irfan ve felsefe yönünden bakarlar. Ama ben sende kendimi göremiyorum. Ona öyle bir gözle bakın ki. Öte tarafında sana kuvvet gelir. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın. onu dikkatle gözden geçirdi. «Evet sende görüyorum. Doğudan Batıya kadar. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. O sakat hükümleri. Biri geldi. Bunların geri gidişleri. onun sözlerini işiteydik!» derler. «Nasılsın?» diye sor. Artık başka hiç bir karşılık vermedim.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle. Yahudi bunu geçecektir. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir. ama ben sende değilim. O sendedir. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. seven gözlerle bakmalı. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. ötekini de dosdoğru söyler. ona hasret teraneleri yollamaktadır. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı. Bana. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. Allah kullarına getiriyorsun. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. 19) üç ihtimalin dışında değildir. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir.» dedim. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir. Ben sizin kulunuzum. Onu isteyin. Heva nerede. Birini iki yüzlülükle. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. «Allah onları sever. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. onu kendi benliğinde değil. O sofî îmad sarhoş olur. Uzun söz burada kısaldı. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür. Saatlerce başını önüne eğdi. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok. ona bağlanmış olur. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. «Bana bir sır söyle. Müslüman. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. O baş salma heva olur. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir. Kılıç kalmaz. «Keski onun zamanında olaydık. başını sallar. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. kadıdan örnek verdi.» dedi. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim. Halife erken sabah mumlan yaktırdı. Kendi kendine. Kâfir. bu ırmağın suyu geçilecektir.geçer. Şüphe yok ki. Bana dedi ki: «Mert odur ki. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. kendimi onun benliğinde göreyim. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. Muhammed dininde uydurma bir şeydir.

«O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. cefadan şikâyet etmezsin.» derse. ant içerim ki o sedef bende yok. fena değildir. sana yoldaş olur. felsefe derler. güzel huyludur.» Tekrar tutturdu. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim.» dediler. «îş. sedef hikâyesini anlattı. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. Şimdi tekrar görüyorum ki. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. öyle bir yüce âleme gitti 'ki. 20) Nişabur şehrinde. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. Bu sefer de. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır. dinin ışığı olurdun. Peygamberleri dile getirirsin. hiç bir şey istemiyorum. «Sen bilirsin. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. o da onlara. aldanmı-şım. O hırka. iğne atacak yer yok.» Burada deveden maksat şeyhtir. (M. terbiye etmek istediler. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. eğer. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. içim onun ateşiyle doldu. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa.» O öfkeye ve sertliğe başladı. «Sabredersen. söyle.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun.» dedi. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur.» Ben de imkân bulunca. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm. yumuşattı. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu. Şüphe yok ki.» «Ey dolapçı. «Sana ne lâzımdır?» dedi. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. Bizim yakınımız.» «Hayır. Nasıl ki. bayağı bir şeydir. Çünkü o olgun görüşlüdür. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. Bazıları vardır ki. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. Ben söyledim sen bırakmadın. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. Değmez. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. sözden'daha sağlamdır. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu. O cevher. «Hayır. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki.» (Necm sûresi. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. onların suretleri senin ruhunla birleşir.» derse. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın. «Evet. îlk saf daima. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır.» dedi. (M. Cevap verdi: «Hayır. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet. içten ve dıştan bir anlayıştır. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. Kuran'da. hüküm senindir. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. Bu yüzdendir ki. Katır. Kuran okumak gönüle sefa verir. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. yankesici! O sende. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek. parlak gözlüyüm. Evet. Demek ki. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. bir çok incisiz sedeflere rastladı. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. açık söyle söz nedir?» dedi. kend si de öyledir. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. onların ahvalini öğrenirsin. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. onunla öyle kaynaştım ki. öğüt dinlerken içleri müslümandır. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler. bütün âlemi dolaşırdı. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın. bir gün eşsiz bir inci bulsun. Bu söz bir zümreye acı gelir. İlim. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar. ama bizi yanıltmak istiyorsun. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. «Bu vasıflardan uzaktır. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. «Buraya yerleştir!» diyor.» . gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir. O. Ben.» dedim.» Diyordu ki. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki. bir bakışla yokuşun sonuna.» Ne söyledi ise söyledi. Bir külhan ambarını getirmiş. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. «O.

Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. gam çekmem.» diyebilir. bil ki yüce Allah buyurur ki. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. belki çok hoşuma gider. Nasıl ki. ona öyle bir ateş gelmişti ki. O saatte. Ben öğünmüyorum. Onun halini. O. oradan geçilebilir.» demek istedi. görelim kim kimi yakar?» Allah. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir. «Rahmetin öfkemi geçti. Hazreti Ali buyurdular ki. fenalığın cezası misli iledir.» diyorsun. Bunu niçin söylüyorsun. Onlarda bir ateş vardır. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı. rica ve niyazda bulundu. Rahmetin ayağı kahrı tepeler. Hayır. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. yine ziyaretleri boşa gitmez. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. halk gelip ayınncaya kadar (M. kavgaya tutuşmuş. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah.» «Bildiğin gibi değil. «Aman ateş geliyor. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir.dedim. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir.» Yani sizde böyle yapın. Ancak yüzücü kaçmaz. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. korkunç bir girdap.» dedi. Ziyaret edenler niyazda. dünya işlerinden feragat gerektir ki. dostu ateşe fırlattı gitti. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin. bir pabuçcunun karşısında otururdu. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. kabiliyet. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin. bakkal yine .» O gün. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. İbrahim. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. Konuşmasa. Diyelim ki. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı. «Hayır.Bu. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. Bu öyle bir girdaptır ki.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı. kahrı ve öfkeyi yok eder. Bu bakkal. hayır. «Ben dünyaya tapanlara söyledim. her gün hurma yerdi. İbrahim dosttur. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. yalvarma yoludur. onu ancak fırlatıp atan bilir. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. öfkelenmişti. ancak iş gerektir.» dedi. o niçin çıkışsın? O. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki. Evet. istidat. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. «Dosta böyle yaparsan. Bakkalın biri. Bu ateş her kime yakın gelse. o cefa unutulsun.» derdin. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. Bir hizmet etmek gerekir ki.derler. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. buyuruyor. Mademki gam çekmiyorsun. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun. ben yol gösteriyorum.» dedim. «Göreceksin ateş kimi yakacak. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. dostları sınamak gerektir. O arif bizlerden değildir. Ancak başkalarını da yakalar. hali ne olacak diye sınadı. üç günde anlarım. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. Bize göre Hak yolcusu birdir. yapacağın işi söyle. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. Şah ise niyaz ile doludur. Nemrut. Feryada. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki. Bilgeler bunu gerçeklemezler. dövünmeye başlar. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. dirhemleri başına atılmış.» Mademki gam çekmiyorsun. bu takdirde rahmet. denizde bir girdap vardır. Rahmetin ayağı böyle olur. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. Gösterdiğim yol da niyaz. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. bu girdaptan herkes kaçar. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir. beni içine alacak. Bütün denizciler bundan kaçarlar. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler. düşmana ne yaparsın?» . Öteki.» Eğer onun hali öyle olsaydı.» demiş olmana rağmen. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım.» diye ona çıkıştı. kendinden geçer ve hastalanır. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir. imtihana ne lüzum var?» Öteki. armağan sunmakta ağır davransalar bile. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal. ben de rahmetten yaratılmışım. Tablaları dökülmüş. «Bismillah!» dedi.

o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. Bu ok Hakkı bilenler içindir. 103) buyuruyor. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da. ama o gözleri kavrar. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. dükkânın köşesine otur. inciyi rüyasında görmüş. bu yoldan başka geçit yoktur. Oklukta kalanların da başka işleri var. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. «Söyle ki. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki. Ben yolu senden daha iyi bilirim. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. Ancak Ay'a erişilebilir. «Onlar. o cefanın b'. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. söyle. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. onu vurur. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. anlamındaki âyet. Aynaya bakar. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. Ben inci hikâyesini anlatıyordum. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. sen bunu bir pula bile almıyorsun. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. (En'am sûresi. onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz. elini istemiş ve öpmüştü. Bu adam bir in-•ci arıyordu. asıl işin özeti o sıkıntıdadır. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır. onun için teklif tekellüf yoktur. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum.A. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. Kabul edersen yazarsın. Kerem ve cömertlik alanında.» (Haşr sûresi. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. . Allah. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın.» Şah. 9) buyuruyor. Cefaya karşı tedbir almak gerektir.» di-yesin. doğan gibi uçar. ben Allah yoluna gelin diyorum.109). Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. Çünkü o sözün. Vezir. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. her neyin varsa ver. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde.n nasıl ve nerede olduğu. bu ok kendine isabet eder. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. Aşağı in. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı.» (Kehf sûresi.» Veziri dedi ki: «Padişahım. Şimdi görüyorsun ki.» dedim. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır. söz başkaları içindir*. gramere vurursun. alaşağı ederler. işte onlar. Padişah. nefisleriyle savaştılar. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır. Bu öfke yumuşaklıktır. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir.» (Tevbe sûresi. İster yayılsın. «Onu gözler kavrayamaz. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. kurtuluşa erenlerdir.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme.» «Evet. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. Şaha da haber göndererek bunu astıralım. Ama aranılan incin'.» diyorum. Biz ona yol bulalım. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. Kuran'da. oranın yasak olmasından değildir. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. O Ay güneşe erişemez. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri. cevahir tüccarı da ben. ama Güneş Ay'a yetişebilir. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı.). O yol da dünyayı feda etmektir. Yusuf Peygamber (S.» Şaha haber gönderdiler. Nasıl ki. «Allah yolu budur.» demişti. onu karşımda tutarım. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum.hurma yemeye. (M. malları ile. ona saygı gösterir. Kurtlar. Nimet günlerinde de. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur.ttiği zamanlarda da söylerim. Tüccar. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır.

onların nişanı. tepsiler götürüyorlar.» diyorsun. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu. tartışmadı. «Ben falan yere gidiyorum.» diyerek imdat istediğini görmüştü. Çünkü gerçekte.» Bu uygun bir iş değildir. Eğer sahabe. hem başka bir iş yapasm. A. «Ulu Allahm. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. «Dönüş zamanında gelirim. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı. Bana şovenlere de dua ederim. «Allah yoldaşın olsun git.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. Gerek ki iki işi bir arada yapasm. 25) yüz çevirince de. Bir iki kere açıkladım: Bende. uşak «Hayır. «Niçin gelmi-yorsun. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. Heva ve heves onun aksini ister.» derim. efendi. Halbuki bu yolda söz birliği.» deyince. yani söz az mâna çok olmalı.» deyince. şu saatte mazeretim var. İki iş'bir arada nasıl olur. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını. iş birliği gerektir. marifetleri kalmamış olmasıdır. ondan azıcık bir örnek getirmişler. bazıları da ihtiyarsız olurlar. Velilerin sözleri nerede. olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. ama açığa vurmam. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır. ben gelmiyorum.» der. Sahabe. Ancak çok içerlemişlerdi. «Turşu getir. yaşlı isen gençleşmek gerek. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. onun doğru olduğuna delildir. «Beni kıskanıyor. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. Sonra efendi. Bir marifetten bahsedemezler. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. ama o derece galip değildirler. «Bu saatte başka işim var. bana hıncı var» diyor. kapı dışarı ederlerdi. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu.(M. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi. Bu şuna benzer ki. Aksilik yaraşmaz. ben sana niyaz öğreteyim. Onu 'anlatmaya yeter. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. hem mana isitesin. Allah her şeyden üstündür. «O halde size ne?» dedi. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. O. Onlara karşı muhabbetim vardır. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. Şimdi. bulanık suda boğulmuşlardır. . Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz. turşu efendinin istediğ dir. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. kulağiyle. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. «tatlı getirin. Az çoğu gösterir. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. gibi kimseler. sen bana uyuşmazlık öğret. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. Yani hem ince manalar dinleye-sin. Bu ters anlama. sen nerede? Sonra. Uşak. Hazreti Muhammed'le (S. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. Kederliysen tazelenmek. İçimden birçok büyükleri severim. Tatlı daha iyidir. doğrusunu söyleyemiyorum. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar. akıl bir şey buyurur. ama ona bir şey diyemezlerdi. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. «Allah hidayet versin. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi.» der. Başıyla.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir.» diye cevap verr. «Bu velidir veya veli değildir. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. işin aksini öğrenmedir. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. onları doğru yola yönetsin. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır. Hayır. Bu doğru değildir. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar. hem yiyesin. Onların diledikleri biraz gecikir. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim. Onun sözlerinden ve işinden (M. altından çıkabilirim. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu.» der. Nasıl ki adamın biri.» der. Onlar bana nereden çattılar da. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. iki parmağını oynatarak.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar.

Hatırlarından. kervansaraylar yaptırıyor. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. Artık dayanamadılar. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin. ney çalarmış. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. Ben bunu Allah için yapıyorum.» dedim. başlamıştı. Delikanlı ayağına kapandı.' buyurmuştur.» Cüneyd söze başladı. onlarla kavga ediyordu. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. «Evet» dedi. Allah yardımcınız olsun. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar. Ahmed ki-zararak yerine oturdu. Uzakta bir yere oturdu. 56) buyurdu. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu. Yolunu yürü ey eşek! Sen. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. 27) Bundan içlendi. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. sen. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler.» diye kendi kendine hayret eder. Sana yol yürümek gerek.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. «Olmazsa şehirden sürelim. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir.» dediler. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu.» dedi. etrafım sararak. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki.» dedi. «Evet. Meğer ki. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. 26) engel olmuştu. bu gürültülerin sesi azizlerdendir. Bağdat'tan kalktı. Doğru sözlü adam bunun üzerine. bir taraftan da yellenirmiş. «Nasıl bilmem. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. Bu öteden beri bir töredir. onu yorumlamak istersin. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. 12). Cüneyd içinden. ağlamaya başladı. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. ne de hoşlanır. bir şeyler anlatıyordu. «Bu adam «Ona vuralım. Doğru bir söz söylersin.» «Ne söylüyorsun. Bir şeyler an. (M. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum. Ben bu karışık işleri çok yaptım. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. ne o köprü geçen eşeklerdensin. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri. Kutsal canlar. Ahmed gülümsedi.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. ne de o buna imkân ve meydan verdi. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez.» dediler. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır. Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. «Şüphe yok ki. Adam. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. «Bana senden fayda gelmeyecek.» dedi. İyi yapıyorsunuz. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der.» dedi ve sordu. içindeki irfan buna (M. lat ki dinleyelim. herkes Allah için tekkeler. Halk onlara nasıl sorabilir ki. Hemen yüreği yerinden hopladı. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. dileğine kavuşmuştu. O arada.» (Kasas sûresi. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi. . çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. «Bunu biliyorum. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım. Hazreti Peygamber. «Hiç bir niyetim yoktur. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar.» diye bağırıyor. bir kadının kulağına kadar gelmiş. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. onlar iyi ediyorlar.» dedi. Şikâyeti. sen fena etme!» dedi.» (Ra'd sûresi.» dediler. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez. o şehre yollandı. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez. Hazreti Peygamber. Adam yüzünü yukarı çevirdi. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. biraz gülerler. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. diye geçiyordu.» dedi. Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun. Hoşa gider o söz.

Ama bu noktadan kaçıyorlar. ama o. bu sözler. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz.» dedi. «Buna gerçekten güç yetmez. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz. Onlar sıfatlar âlemine giderler. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. öteki yıldıza tapar. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. bu haldeydi. «Bu konuşulacak bir konudur. Nasıl ki. uzaklara gitmez.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. onun da suya ihtiyacı vardır.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. Bana dedi ki. bu bize göre küfürdür. Tarikatlerin. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. Bana göre arayan Allahdır. Öteki. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. Mevlânâ sanıyor ki. Yani Allah bilgisidir. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. arayandanım.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. hep yolu anlatmak içindir. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. dağlara gösterdik. tarife sığmaz. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar. Halbuki insan bunu yüklendi. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur. daha sevilmiş kimselerdir. Çünkü onların (M. Allahnın işi sebepsizdir.» dedim ve ilâve ettim. Çünkü âlem binbir renge girmiştir. Söz. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. Ama benim inancım öyle değil. O.» der.«Ah şu benim kötü nefsim.» diyordu. (Ç. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz. Bir adam vardır ki. Bunlar Hasan. Görüyorsun ki. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. o insan benim. Mutezile (Mutezile. Şimdi böyle b:r adam nerede. Onu yüklenmekten kaçındılar.» Belki. O gün Cüneyd' in. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır.» Bu yol. Peki ama. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. ahiret nedir?» Öteki. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun. dil daralmıştır. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile. huzura. yerlere. bir yolda kâfirin biri su götürür. aramızda ayrılık baş gösterir. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. «On hıyar bir pula satılıyor. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. çünkü senin nefsin diridir. senin hesabına döndüreyim. derneklerde onların sözleri dolaşır. bulanık günler geçmiştir. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. çeşitlidir. Bu yol gönül kırıklığı. Doğruya. 28) dilini halk anlar. Derler ki: Fahri Razî. tek bir ton ile konuşulmaz. «O şöyle söyledi. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu. elbette aç kalmaz. ayaklanmıştır. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. «dünya nedir?» diye sorar. öğrenmekle. o şöhretli pirlerden daha olgun. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. «Yarın. «Âlem halkının sözünü söylüyor. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir. ondan çekindiler. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. başını önüne eğerek. beriki ateşe tapar. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki. tefsir ve Kuran .' (Ahzab sûresi. Bunu sana açıklayamam. Ben «Yoksun kalmasın. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. Bütün bu din savaşçılarının. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. Biri Yahudidir.» dediler. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. temiz ışığa dönmüştür. Mutezile yolu değildir. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı. Yoksa âlem çok dönektir. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur.ne geçen bir akça. «Bu nükte. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. Mimberlerde. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler. Dünya fenadır. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki.» dedim. üzüntü ve çaresizlik yolu. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin. Kelâmcı-lar. «Peki. «Ahiretten başka olan âlemdir.» dediler ve susmadılar. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. Bu manaları. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir. O. Bazan da. rahata kavuştun.» cevabını verir. «Sıfatlar. Karanlık. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur. başka hiç kimseden duymadık. Sana bir sır açıklandı ise.» dedi. ancak onun içi o sudan rahatlaşır. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. 'Biz emaneti göklere. Ona dedim ki: O değirmeni satma.

hak ise açıklanır. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. kimseyi göremedi. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki. tatlı canlarından daha değerlidir. inandık ve gerçekledik.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. tehlikelere katlanacaksın. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner.» dedi. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır. «Beni bir adım geçti. Halka kapının dışındadır.» dedi. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet. 30) Dünya müminin zindanıdır.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. o gitti.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki.» Bazıları da henüz anlayamadılar. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün. onlar için hayat meleği vardır. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. Kuran'da. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki.» Cebrail. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş. A. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun. 29) Allahya ant içerim ki.» diye boğazımı sıkar. «Benim koyunlara ihtiyacım yok. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. Halife.» dediler. vuruyorsun. «Bizim Allahmız yoktur. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır. Tâ ki yol zahmetine. Yolcular onu feda ettiler. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. sonra doğruluk gösterirler. Bundan sonra dikkat et ki. nebiler âlemi hangisi. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler.» dediler. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler. . ben seninle beraberim. Onların gizli sırları haktır. «Çünkü karı yalan söylüyor. dünyaya tapanların katında bir pul. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. evin iç özelliği ise başkadır.) yaraşan adım sende yok. onun yanında. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. İblis olurdu. Behlûl'ü yanına çağırdı. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi. penceresinin halkası bile dışardadır. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. en son vakte kadar bağları çözülmez. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. bir kere de oğulları ile sınayalım. kurttan. Dünyaya tapanlara göre bir pul. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın. Ölüm meleği ne gezer. imtihan edin. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti. Ya Malatya yolu. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. «Sözünden değil. kıyamet meydanına gelmesinler. cehennemlik olanları cehenneme götürürler. dizden dize fark vardır.» dediler.» dediğim zaman. «Bu zindandan kurtulacağım. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. adımdan adıma. sonra Musa geldi. hiç vakit geçirmeden gelsinler. «Ben öyle bir sofiyim ki. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. delalet eder. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın.» Halil de. kıyamet ne hale döner. Halbuki yüz bin Fahri Razî. şehre bir fitne düştü. Sanırsın onların canı yoktur. meleklerin gayretindendi. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler. karıştan karışa.» dedi. yuvarlanır düşersin. taşın arkasından çıktı. «Bir daha söyle.» dedi. Sende Firavun baş kaldırdı. Okumak hususunda gerçektirler.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın. Eğer öyle olsaydı. Diyelim ki. «Niçin. «Ben onun yüzünden bahsediyorum. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. (M. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler. Fakat. bu işi yapabilesin. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. kıble'dir. Bu sözden. Ben de diyorum ki.» Behlûl karıya taş vurdu. bir çok kimsenin kıblesidir. hırsızdan. O kapının halkası değil.» «Evet. (M. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. «İşittik. oraya kadar git. hangi taraf güvenlidir.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. Eğer. «Size ufak bir sır daha açıklanır. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. Halka. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki.» dedi. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit. Cennetlik olanları cennete.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. bilirim» dedi Allah. Onları kıyamet meydanına getirseler. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. Dediler ki: «Mal işi kolaydır. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz.

Bunlardan birinin yanında altın Vardır. «abdest üzerine abdest. Her zaman için gelmez. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. konuşan biri söze başladı. belki 'açmak isterim. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. Görmüyor musun ki. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. Aşkın zevk ile. Hak ehlidir. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak. onda uyku başka türlü. Onlar önderliğe yaraşmazlar.)).» Şöyle dedi: «Arkadaş. Mevlânâ. Eğer gönlü uykuda ise. onun ayağına kapanır. Burada hiç başka yol yoktur.» dedi. Hiç bayağılaşmadı. kendinden umut kesersin.» dedi.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. Bu sözü yalanlamam. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. insan yaşlandı mı çocuklaşır. uyuklama başka türlü olur. Ancak susmak ve teslim olmak vardır. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani. hep uyanık durmak zorundadır. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. nur üstüne nurdur. ezelden beri vardır. içteki o pisliğ. «Büyükler manaya bakarlar. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. Biri dese ki. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. Şaka söylüyorum. 203) buyurulmuştur. Kıyamette de sah biyle beraber olur.) rüyada bir hırka verdi. Diyelim ki. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. teşekkür eder. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. bir zümre de etmez. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled. A. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. şu altınlarını alayım.» Altın sahibi. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur. cevherdir. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. «Niçin böyle söylersin?» dedi. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. Aşk cevheri. Abdest üzerine abdest. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. nur üstüne nurdur. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. daha bilgin görünürdü. kafanı kırayım da seni öldüreyim. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir. bir nükte söylemek istiyor. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. Hazreti Peygamber (S. «Bana kibrit lâzım da onun için. şifa. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi.Şimdi söz. bugün ve yarın ile ne ilgisi var.» derler.» (Araf sûresi. Fakr. «Hayır. yarını olmayan bir sohbet. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. fakrdan başka şeyler de maraz'dır. bugünü. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır. umuda kapılırlar. «Arkadaş.» derim. Akıllara sığmayan bir sohbet değil. acılarını unutur. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. Bize. Biri yanına vurunca uyanır. oradan herkesin kımıldanışı onadır. ona göre yine uykudadır. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı. O maşuk ve sevgili idi. Şu halde ona âşık dersem bu. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez. O âdet doğru olmaz. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. Âlem daha dünkü varlıktır. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir.» O memlekette Yahudiler. n'yazsız namaz. doğru söylüyorsun. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti. Fakrdan başka her şey araz'dır. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. Buna hiç itiraz edilemez. Ama bu sözüm herkes için değil. mezar başından daha ileri gitmez. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. iş içindir.» Çömlek içinde olanı sızar. çok umutlar vardır. iş söz için değil. Ama her ağaç bu surette değildir. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. başı döner. (Ç. Yahudi olaydın. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. maşuk yani sevilen manasmdadır. Ama niyazsız gözyaşı. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. Ama akıl. belki dünü.» dedi. Bir zümre onları takdir eder. Bazıları derler ki. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. ama her gözyaşı da değil. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. öteki. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. yanlış bir harekettir. Herkes kendi pirinden söz açar. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi. Olgunluk bunu gerektirir. din bilginiyim. Olgunluk . Bu söz ona yaraşmaz. «Keski. Umutsuz olma ki. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. artık uykudan uyanır. Başka bir zümre de. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir. «Adam daima uyanıktır. mezarın içine birlikte girer. Fakat o uyuyan adam. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. Nasıl ki. «Uyu ki başına bir taş vurayım.

anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. fakire sorulan. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. biricik şerefli insanısın. bana düşman oldu. Şüphe yok ki. Doğru sözden sıkılırlar. Bazısı gelirken. bahsi kavrayamadım. söz dinlerler. Bugün bazıları vardır ki. Bu halk. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. Dikkat et ve iyi bak ki. mana galebesiyle dilleri tutulur. Bir zaman îmad ağlıyordu.» şüphe yok ki hoşuna gider. Onun arkasından da bin mesele çıkar. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. ancak bir lokma lokma daha yersin. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. dilek ve istek yolu ile değil. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. Eğer o sözü kabul edersen. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki.» gibi iltifatlarda bulunur. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun. her manada görünürler. Çehremin rengi ciğer kanındandır. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. Gerekirdi ki. Eğer Allahsal bilge. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. istedim ki. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir.» derler. sana o gün bir acıma hali gelir. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir. (M. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. çabuk çabuk yemek ister. bazısı da giderken gönül açıklığı verir. belki de mevki ve. bin defa da söyleseler.» diyesin. ikiyüzlülükten hoşlanırlar. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. Diyelim ki.odur ki. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum. Hikmet meseledir. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . Tâ ki. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. kırlara kaçmak gerektir. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. Nasıl ki. niyaz ve . benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı. Doğru söylerler. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır. kusurum çoktur. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. başka bir derse başlamazdı. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir. Artık beni kınamayın. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. ama. Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. Yine olgunluk odur ki. Bu şaşılacak bir şey değildir. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler.A. Çünkü onu ulular. merhamet ve yufka yürekliliğinden.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. fikrin hiç değişmesin.ilk sözün bereketi kaçmış olur. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. ellerimi yakalayarak. «Sizi çok özlemiştim.

Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. «Nasıl konuşuyorum?» dedi. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. Muhammed Güyanî. evinin kapısına kadar götürür. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. Onlarla önce dost olur. o. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın. her vakit onu hatırlar. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. . ancak evi gözetler.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. aşağıda bekliyorlar. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki.» derler. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür.» derler. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. «Peki.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. onun sözü kendi aslına döner. Ben garibim. İster o tarafa gidin. ama hiç ürkerler» derviş. onda kurtuluş müjdesi vardır. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. öteki sordu. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. Sonra. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka. Bir halet de yoktur. dış görünüşü. Mevlânâ Selâhaddin. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. bu sefer onları tutsak eder. bir pul almak onu öldürmek demektir.yalvarma yolu ile dinlersen. oturur. gönül rahatlığına kavuşur.» Bekçiler. Ben onlardan değilim. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz.A.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. mümin kişidir. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. biz de sana yapacağımızı yaparız. Ben evime (M. kendi imanı ile doludur. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler. ben gideyim de bir şey konuşmayın. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik. zahiri korur. tâ Hakka kavuşuncaya kadar. Bir söz ki. söz söylemekten de. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim.» dedim ve bilmiyorum. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. dinlemekten de acizdir. Sırat köprüsünde de. Hazreti Muhammed (S. Ama bendeki feragat onda yoktur. Nasıl ki. Ama ona yetişemezler. O. «Bekçiler de. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. Her kim. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. «Kâfirdir.). Adam içeri girer. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. aşağıya seslenir: geldim. Bu Filaneddin ki. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı. öyle istiyoruz ki bize. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. garibin yeri de kervansaraydır. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. Senin soru sormak ve. Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki. Şüphesiz ki. «Böyle değildir. Bu söz de kendi yerine gider. Nasıl ki. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. bir adamı bekçiler yakalamışlar. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. dama çıkar. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. Eğer söz ona kalırsa. o söz geldiği yere gider. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. «Siz burada oturun. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. mertçe ve uyanık davranır. bu meclis hoşuna gider. (M. beni küfürle damgalarlar. Halbuki kurtuluş doğruluktadır. O köşecikte bir kervansarayda idim. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. 33) Bir zümre sandılar ki. öldürürler. Onların zamanları değerlidir. o. «Bu adam doğru söylüyor.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. isteyeceğinizi onlardan isteyin. «Hüküm senindir. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur. onların hoşuna gitmiyor. Hattâ kıyamette de.» buyurdular. acaba ne konuşuyorlar diye der.» derse onun boynunu vurur. medreseye gelmez misin?» dediler. Eğer bu onda kalmazsa. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu.

» buyurulmuştur.» buyuruldu. biçarenin biriydi. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. Sen kendini aptal yerine koy. öldüreceğim onu. Müslümanı (M. bir zavallıyı yere vurdu. ona yaklaşmaya daha çok çalış.» derler. Gam çekme. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir.» demiştir. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar. Nasıl ki. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. «Ona ruhumdan üfledim. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. Mademki karanlık başlamıştır. kullukta ileri bir hatundu. tasalanma. «Ben kâfirim. Cenhennemin çepeçevre dikenliği.» buyuruldu. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun. sana buseler vereyim. kendilerine perde olmuştur. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. Bunlar beni tanımıyorlar. o dikenlik pek hoş olur. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir. hemen yerinden sıçradı. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler.» dediler. çünkü. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. Onlar Ye'cuc nesli gibi. Adamı getirdiler. Bir gün Al-lahtan olacak ki. . on hayal doğar. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca.» de ki. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. Müslümansın. «Ben onu öldüreceğim. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın. ondan bilgi edinmek isterdi. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. kendi nefsini hoş eder. yere atardı. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir. Yani. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. «Onu bana getirin!» dedi. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki. o da Müslümanlığa heves eder. bir Müslümanı öldürse. ya yol yoktur derler. «Aranılanın son merhalesi arayandır. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları.» öldürüyorsun?» «Ben. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. burhandan Hakkı arıyorlar. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak. başkalarını hoş etsin. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. ama burunlara ateş kokusu gelir. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. «Müslüman. Ola ki. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. Ama bir zındıktan.» demezsin. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz.» dedi. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. zayıflatan adamın da belâsı hafifler. «Allahaşkına. mürit. Her ne bulursa. Padişah. Benden burhan ve delil istiyorlar.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz. ama Haktan burhan istemiyorlar. ancak onu korursun. Bütün bu söylediklerimizle beraber.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar. Meselâ bir keşiş. Beni koru!» dese. müminsin. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. bir kere olgunlaştı mı.» «Bugün kaç azası var?» dediler. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. Yalancı pehlivan.» dedi. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. Bir Yahudi bile onu fırlatır. Başları döner. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. muradın çehresi sana görünsün. Müslüman insanı incitmez. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar. Sen o Mecusî değilsin. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. Emir Kabus da: «Yücelikler. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır.» demişlerdir. 35) öldürse bile aman verilmez. Nasıl ki. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. Pehlivan. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. Ama mürit. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. Bu. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. O lâtif yol uygunsuz görünür. Sordular. Müslümanlık yolu bulursun. Her neye değerse karartır. ayıpları örter. ona karşı. Bir adam da vardır ki. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. senin evine sığınarak. hep gül ve reyhan kokar. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. Dinini incelten.

sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. ansızın gamlanır. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. Çünkü sarhoştur. Birinin sırtında hırka. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. Ona ne desen içi coşar. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. Bugün. Bakırın önünde benimle beraberdir. Ona kılavuzluk gerekmez. Tâ ki. . Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. Nasıl ki Hazreti Peygamber. çünkü o soğumuştu. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. bir neşe gelir. Yılanı anlayan dostu da onu tanır.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım. «Olabilir ki. «Aramıza. pek ergin bir adam olmalı. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler.» (Fürkan sûresi. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. bazıları sence olağan şeylerdendir. kalp yoluyla da. Cehennem ondan utanç duymaz. belki zehir saçan bir dağ yılanı. o şeyh. bana hal olmuştur. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. Allanın kullarından bir kuldur. Nasıl ki önce de anlatmıştık. (M. cana can katan bir su ile beslenmiştir. bu vahiy sırasında. O sanır ki.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. cehenneme yaraşır. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini. Bu nükteyi söyleyen adam. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. onun yoldan çıktığına karar verirler. Ben yolda söz söylemem. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. Cebrail ile de vahiy gelirdi. Allahın öyle kulları vardır ki. iman nuru dolayısiyle kaçar. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. Başka bir (M. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. çömez bu sözlerle coşar.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre. abasını çıkaracak olsan. Bunlar tövbe ederlerse. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. Velilere ancak bir yoldan gelir. görünebilir. Hak yolcusu. 37) zümre de vardır ki. hararetlenir.» diye bağırdı. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. hep altın olur. Eğer bir kimsede. dirileri batırmak ve öldürmektir. O deniz. Ola ki. Deryanın âdeti. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. Başka sebepten değil. Kara topraktan filizlenmiş. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. bütün bu halk ve bizler hep öküz. başında külah görünce de. cennete lâyık bir adam görürsün. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır.» buyurmuştur. onda coşkunluk yoktur. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. 36) «Bu imamlar. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. Bedir çenginden gitmişler. Onun getirdiği müjde hoştur.» diyecekler. Kendinden söylediği o söz. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. o bundan ürkecektir. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz. el ayak oynatmazsa. Peygambere. 70) Ama iş böyle olunca. o. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. güzel. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. kavrulmasın. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. Ateşi de bana erişmemiştir. O birinin hırkasını soyarsan. Kadılıktan ve mansıptan. Allah kelâmıdır. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil.» «înşallah cennetlik olurum. renk ve kokularını kaybetmişlerdir. ne bir kitap sahibi peygamber.

lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. Vaiz da. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. dua etsinler. «O halde. Kendiliklerinden bir iş yaparlar. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki. Öğüt vermek mümkün olmayınca. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. derman ve tedavi kabul eder. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim.» Ben o mazereti kabul etmedim. «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun. sana değil. «Orası çoraktır. bir gün sen demiyor muydun ki. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı. sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler. belki faydası vardır. «Ölen filan kadın..Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur. Ona.» (Meryem sûresi).. ekin ekilmeye lâyık değildir. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören.» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. taşa bile tesir eder. «Evet orası öyledir. En az sadaka da. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz.» O halde.» dedi. Bazıları da bu işleri yapar. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim.» dedi. (M. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. bir zümre ondan mahrum değildir. Çocuk.» diyen zavallıya benzer. Halbuki o çabuk başarılacak işi. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor.» «Öyle ama. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. Şeyhin yaptığı iş. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. Ama bu daima beni sorguya çekiyor.» Şeyhlik feragattir. maşuk üzerine hüküm erişmez. bir kaç curcuna çalar. seni taşlattırırım. bundan Nil suyunun .» dedi. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki. dua edelim. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. «Bugün maşuk sensin. Ariflerin sözünü söyledim. bundan hoşlanan kimse. Çünkü veren derhal onu kıskanır. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. teneşirde gülüyordu. ama kendi nefsine hiç öğüt vermez. Hakkın. «Selâm sana. tıpkı.» dedi.» dedim. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse. Ama sohbet için söylemiyorum. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir. Dostlara da tavsiye edelim ki. 38) Şeyh. Allah gönlünde bizi şirin göstersin. Her kim tyizim dostumuz olduysa. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan.» Hastalıklar da vardır ki. elimizi duaya kaldıralım. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı.» dedim. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim. şüpheden kurtuldun en sonunda. iki yüzlülük ettim.

ne işinde ona inanmak istemiyorlar. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. onu aydınlatır. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. bu ne hal?» dediler. Beni kötülüyor. Eğer böyle sözler söylerse. bütün gününü tapınakta. Halbuki. «Artık gidiyorum. Nihayet çürük bir umut kalır sende. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. onlardan daima kaçınırız. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. bundan hoşlanır. :Şeyh. ama Şeyhi görmüyorsun. ne de uyanıkken onu göremezsin. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. hepimiz birden belimize bağlayalım. Yani •o Şeyhten. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. Her kimde mutsuzluk varsa. öğüt sözleri onu karartır. (M. alçalmanın netice-. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. Âşık. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. onu kınamaya başladılar. Sebep açıktır. Aynasındaki pasları artırır. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu. ne rüyada. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. bu halden sakın. düşkünlüğün.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez.si budur. Önce yapmış olduğun hizmetler. O daima meşguldür. «Hayırdır inşallah.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. düşürüyordun. «Biz de bunu uygun görüyoruz. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. her yerde onu kovalardı. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. ikiyüzlü konuşmasından. onlara veda edecekti. o korkunç aslandır. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil. Rüyada bir söz konuşuyorum. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın.» dedi. çünkü genç bir erkektir. onları birer birer bana anlatıyor. şefkat sona ersin. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. kendi zünnârını koparıp attı. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. Ne sözünde. şefkatin kesilmesidir. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. Yazıklar olsun o hastaya ki. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. On tane zünnâr alalım. aksine olarak edepsizlik ediyordun. belime bağlıyayım. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. ona çirkin gelirse. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. işi Yâsin'e kalmıştır.» Arkadaşlar. Derviş hikâyeyi anlattı. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. «Bir zünnâr satın alayım. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. hep birden. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. Ancak onun zannına göre: Şiir: . Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu. genç bir kadını vardır.

» diye düşünür. Biri yanına gelir. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. Halk. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der. o da aynı şekilde. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. kadı adamın elinden tutar. Şarkısını tekrar eder. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. Gramerci.» diye geçip gidiyorlardı. o kervansarayın yanına gittik. O kuvvet bir serma> yedir. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. «Elini uzat!» der. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. «öyleyse tut şu elimi. üzerine sular ve gülsuyu serperler. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. halvete çeker. Gramerci yine nağralar atar. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. Malı çalınan adam. (M. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. bizi uyandırmak istiyor. «Geç!» der. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. Biraz sakinleşince.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. toz kaçmıştı. ona. Hakikatte onun sesini bilmez. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu.» der. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. bize onu anlatmak. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. Söylediklerini onlara helâl ettim. Yani bu sonuncu ikram. nağralar atar. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz. ikinci defa. «Ver elini. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. 40) daha uygun olur. Üçüncü bir adam. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. esreyle okunur. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der. Her ikisi de bir adamın eşeğini. «Bu ses filanın sesine benziyor. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar.» dedi. herkes. o dilek aşikârdır. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. Halk etrafına toplanır. sen bizlerdensin. Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. şehrin etrafını dolaştırır. Rebap üstadı Ebubekr. «Sen bizlerden değilsin. sıkıntısından boynuna bir tabla astı.» derler. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. çırılçıplak bir haldedir. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim. «Bizim işimiz var. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. Kardeşi nihayet dayanamamış. 41) Herkes etrafına toplanır. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. kesesini çalmışlardı.» diye seslenir. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. «Bu adam böyle adamlardan değil. Maksat sen idin. önce ettiğin ikramın. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. Öteki. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. o sese kulak verir. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu.» Şimdi. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. Bir gün. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız. Cuha'nın şöhretini duymuştu. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine.» Başka biri gelir. «Kardeşim. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. İşimi çabuk bitir. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular. halka işaret eder.» der. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. Gramerci üstünü başını parçalamış. Herkes. düştüğü pislik çukurunu göremez. Aksaray yolunun başına. Gramerci onu da aynı sözlerle savar.» demiş. Şimdi. Ama adamın kuvveti yetmez. Bu tablayı da çaldılar. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. Demiyorlar ki. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. benim dileğim budur. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor. Nasıl ki yine bir gramerci. gitmek zamanında. öteye beriye savurmuş. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. elbisesini. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler.

» dedi. kâh dolap çevirir. ben garip bir adamım. Onu sen biz'm için koru. ancak meydana fırlayan o pehlivan. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. «O halde kendini göstersin. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz. «Ama. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. Nasıl ki Hazreti Peygamber. «Senin oğlun hamle etmiştir. yüzünü açtı. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi. «Vardır. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var.teşvikte bulunuyor. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. evleneyim. Delikanlı. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir. başına koydu. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. Bir gün bir harp sırasında. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı. Hemen kalktı kerpici Öptü. öküzü önüme katayım. Onurludur. Değirmene buğday götürür. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır. bizim sahbeti-mizden ayrılma. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. Kalabalık arasından biri kalktı. hamamda. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar.» dedi.» dediler. bu babta hayli hadisler naklediyordu. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. Kadın yüzünü açtı.» Üçüncü bir kadın göründü. Yıllar yılı umutsuz kalmış. 42 )dışarı çıkmıştı. Kadın mimberin önüne yürüdü. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. Her ne kadar. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. «Ama. Bana bir kadın gerektir ki. «Evet gördüm. Vaiz erkeğe dönerek.» «Evet doğru ama. kâh çift sürer. serdengeçtiler. çabuk kararını ver. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi. çöpçatanlığa davet ediyor. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. Ebubekr. hangisini istiyorsun?» dedi. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et. ayakyolunda. «Beğendim!» dedi. odun taşır.» Vaiz. «Ben varım. sevgi artsın. Genç. kırda. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek.» dedi. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra. bağ yolunu tutayım. kâh su çeker. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer. Vaiz. Sen hiç harbe girme. Hazreti Ebubekr de geri döndü. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. semâ âyininde.» anlamında bir hadis daha vardır.» dedi. bir gün mezarlıktan (M.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi.» der? Gaza. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur.» dedi. Misafirlikte. Eşek sürücülüğü yapamaz. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. muradına ermişti.» dediler. «Beni ara sıra ziyaret et ki. Vaiz. gazada dışarı çıkma. mescitte. «Bu delikanlı onurludur. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. Vaiz. Kadının biri ayağa kalktı. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. beklemiştim. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor. hatta evli erkekleri arabuluculuğa. Ebubekr'in gözbebeği oğludur. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın.» dediler. hastanın ilâcı.» dedi. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . onun kazancıyle geçinirim. «Bir öküzüm var. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar. su taşır.» dedi. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. «Ey avratlar. Tekrar umutlarıma kavuşmuş. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. O uykuda sofinin işi tamam olmuş. pazarda. Ama biliyoruz ki.» dedi. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. O da evvelki gibi ileri yürüdü.

O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur. «Kalp akça varsa onlan ayır. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. «Ben.» buyurulmuştur. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. küfür de iman olmadıkça. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. konuşanın dostu veya müridi ise. kaybolan şeyleri sevmiyorum. Âlemin viran olmasına sebep olur. halkı sapkınlığa düşürmek olur. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. her âşık çirkini güzel görmez.» derler. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin. Zünnâr.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir.» derler. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir. Bir azize bir elem erişir. mabetledir. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. Nihayet perdeyi kaldırır. «Sevenin gözü kör. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. söz söylemek edebe uygun değildir. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz.» (Elhâkka sûresi. 10) buyurulmuştur. . Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür.hakkında günahtır. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. İşte dost da. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. kulağı sağır olur. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. Nasıl ki Hazreti İbrahim. Hakkın bir kulu. 43) Söz ustalarının yanında. açıklamasa da. Ebrar için iyilik sayılan ameller. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli. yoksa benim dostum olurdun. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur. geçen geçti. hakkıyle müslüman olamaz. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden.» demişti. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar. (M. îhlas ehli odur ki. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. içinde değil. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. teşbih ile. Fakat kale. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki. Şiir: Zabitliğin düzeni. «Müslüman iyidir. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından.» (Bakara sûresi. din ile.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir. Ama eğer sarraf âşık ise. Bilmezler ki. Eğer bu makama baş koysaydın. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. 60) Duyurulmuştur. dürüstlük ancak senin dışındadır. her şeyi olduğu gibi görürler. İman küfür. onun kendine güveni kalmamıştır. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi.» der. Nasıl ki. Âlemde görünen her bozukluk. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. Kale. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. Bu da onun için iyi bir talihtir. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez. batan. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki. diğer bir anda da pek soğuktur. Âşıklar vardır ki. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir.

Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. Bu işin ne değeri var. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım. kurtuluşa erer. iki kaziye ve üç bölümdür. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin. Olabilir de.» demektir. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın. Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. olamaz da. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. ikincisi muhal. Halbuki açık konuşmak gerektir. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. tecelli tecelli üstüne gelir. Demirin ucunu yakaladı. bir saat ibadetle meşgulüz. benimle tanış. Üçüncüsü caiz. Ama yürütmek mümkün olmadı. tekrar dirilmeniz. sağlık aramaktan. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü.» buyurulmuştur. öküzler yüzükoyun düştüler. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. yani imkânsızlıktır. Bir kere felsefeye başlayan sensin. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. aşkın özelliği şuradadır id. Bu da nefsin terbiyesi.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler. Biri vacip'tir ki.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. muamma söylüyordum. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. Bu üçüncü bölüme giren herkes. ama bir türlü yerinden çıkaramadı. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. dedim. düzeltir. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur.» dedi. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. kulağı sağır olur. bunlar. Sağlığı korumak. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'. o kadar emirler. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. Nefislerini değil. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez. derler. Çift demiri bir engele takıldı. O. Ama onlar derler ki: «Hayır. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye .» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. Allah işitir ve görür. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım. «Sizin yaratılmanız. onlara karşı. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. ayrılık insanı pişirir. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. derler. Yahut da ilim tahsili yoludur. Bu mümkün müdür ki. yani denilebilir ki. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor. bir saat de yiyip içmekle? O. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. ikiyüzlülük yapıyordum.» (Lokman sûresi. Bunu kendi kendime yapayım. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. Nasıl ki. Ama bu cennet. Nasıl ki. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı. Bu nüktenin benzeri. Sevenin gözü kör. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. Çünkü. kötülüklerden içini temizleme yoludur. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım. bu nebiler ve velîler içindir. ileride oturur. bundan niçin haberin yok? (M. iki zıddın birleşememesi gibi. seninle kaynaşmam. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. 44) Ey parça gel. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. nefsin riyazatıdır. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı.» «Hayır. Ancak şu vardır ki. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. aynı şeydir. Peygamberlerin. 28) buyuruluyor.

uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. Bir avuç para çıkardı. Adamlar gülerek. Babasının geleneğine uyarak.» dedi. Orada bir derviş vardı. «Bari bir su ver de içelim!» dediler. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. Onlara dedim ki: «Bu ancak . Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. (M.» dediler. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti.» dedi. Nasıl ki başka bir yerde de.» «Bu. Halbuki Padişah. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar.» dediler. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. başını önüne eğdi. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm. öteki elini tuttu. Çavuşlar. Onu ahmak yerine koyarak. «Haydi! Padişah seni istiyor. elbisesini satsınlar. Şu suretle söylenmeye baş laddar. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan. Fakat köylü yine pişman olmuştu. önce verdiği karardan pişman olmuştu. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin.» dedim. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. yoksa şu tarafta mı?» dedi. oturdular. çok öfkeliydi. hakkında kötü düşünürler. ben de o şehrin sultanıyım. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin.» dediler1. bir iş yapıyordu. yolunu sormak için çağırdım sizi. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. paralı olursun bir dert. hiç konuşmuyordu.söyleniyordu. sevdalan başına toplandı. kendim korunayım. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler. Bence parasız dert daha iyidir. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü. «Şehrin. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana.» dedim. Bu sözün hakikati onlara erişmez. Çavuşlar koştular. Çünkü köylü idi. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi. köylü bunları görünce korktu. çamaşırlarını ortaya attılar. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. çünkü can korkusu yoktur. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. Çiftini sürüyor. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı. adamı çırıl çıplak soydular ki. parasız olursun bir dert. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur. gamsız bir adamdı. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti. Söylemiyordum. Adamlar. sözlerini tekrarlar durur. Bu insanlarla şakadan konuşmak. o sırada. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. Köylü kendi kendine. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. Padişah. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır.» dedi. Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. Bir köylü ile alaya başladılar.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. 12) ve ayrıca.» dedi. kendim öleyim. ciddî konuşmaktan daha uygun olur. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. bilgisizlik değildir. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. «Yahu. Babasına benzeyen zulmetmez. Fütüvvet. Çavuşlar. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri. Allahdan mağfiret dilesin. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. «Sermayesizlikten. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir. bu tarafta mı. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. Belki.» dediler. Onda kendim yaşayayım. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. Köylü. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler.

Bu hırka kendisiyle konuşurdu. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım. Ona her kim. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. O. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler.» Buna. Şeytanını. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o. onu bir şeyhden daha .» dedim. Allahyı görünce âşık oldu. sen müslümansın.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum. Nasıl ki. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. (M. bazı kocakarı hikâyeleri. artık yaltaklanmaya başlamıştır. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. ona sorular sorardı. ahiret oldu. ne de sonuncular bunu anlayabildiler. Müslüman etti. Bunun tersine olarak bir kâfir de. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. «Bu kâfirdir. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar. Adam Müslüman oldu. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. seni seviyorum. Hangi nimet vardır ki. O. O da. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider. Buna delil de gösteriyoruz. güzel bir dilberdir. der. der. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. o Şeyh. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. ama size anlatmak zordur. Şu sebeple ki. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar. artık iyi insan olayım. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'.» derse kâfir olur. Onu benim için seviyorsan.» (Dehir sûresi. Halbuki biz diyoruz ki. yavaş yavaş müslüman olayım. iki ay. Allahnın ilâhî kanunudur. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona.' buyurmuştur. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. «Ben kâfirim.» diyen kâfir olur.» sözü gerçeklendi.» diyorsun? Bu böyledir. Şunları söylemek istedim: «Sen. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. yalvardı yakardı. şeyhten üstün. Bunu. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. fakirlik icabıdır. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü. Müslüman oldu. Fakirden üstün bir şeyh vardır. benim de hoşuma gider.» dedi. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim. benim dinime gir. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. Bu. 'Kendimi takdis ederim. başka çaresi yoktur. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum. Şu halde Allah. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. yani ona. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. Nasıl ki şu. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim. Ne önce gelenler.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır. Bir ay. Şimdi.» (Beled sûresi. Nefis. bu olmaz. sen ki insan oğlusun. son derece gizli tutuyor. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir. Kâfir.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir. O arıklaş-mıştır.» dedi. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur.» dedi. kutuptan önce de falan şey. Gâvur kızı. niçin. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. Allah bize pek az bir şey vermiştir. bunu bilmiyorlar. kutup. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. Kız.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. «Müslüman değildir.

yola düştüler.» «Nuh'a mı uyacaksın. Çünkü karanlık vardır. hep teker teker" yerler. Şimdi Hazreti Mustafa (S. Ama nihayet. Onlar da. Allah kelâmı ise küllî'dir. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. konuşan derviş değildir. Hâşâ. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan. kafiyeli sözlere değer verirler. serpildi. Nasıl ki. onun suretinden evvel var idi. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. ondan çıkan her ses artık senin sesindir. Burada. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar.A. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel .geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. Dal elden giderse kök de gider. O dedi ki: «Hayır. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır. özür dilemek gerçektir. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi. hep şiir söylerler. 172) diye buyurdu. daima onların nazarı dünyayadır. (M. Davul da çalarsın ondan. Böylece o deriyi davul da yaparsın. onun cevabı da sadece susmak oldu. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. Bir başkası da daima nesir söyler. Allah ruhlara hitaben. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi.» dediler. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım. gövdesi de. Elini bütüne uzat ki. O. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır. «Hayır. Atlı kamçısını kaldırdı. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez.» Öteki.) ne buyuruyor? «İblis. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir. yine bir sos çıkar. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. birlikte yiyin. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. bütün parçalar senin olsun. bir ağaç peydan oldu. küfür değil bilâkis îslâmdır. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin. Nasıl ki. 26) diye yalvardı. 49) Birinin evinin kapısında. arkasında değnekçileri vardır. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi. Bir gün. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. o dalın kırılmasında tehlike vardır. damar içinde dolanan kan gibidir. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. Türkler cesur. keçi sesi değildir. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. Çünkü Nuh Peygamber. bir dalım seçerler. bütün dalları da onun olsun. Gerektir ki.» buyurdu. Biri. ev sahibi ağacın tamamını korusun. Söz öte baştan geliyor.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce.» Yani onunla herkes beraber yürür. «Evet. Hep öyle konuşurlar. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar.) ise. Köyün ihtiyarı onların diliyle. ağacın gövdesi artık elden çıkar. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. Hazreti Mustafa (S. köylüler dürüst insanlardır. Beyit: .» dediler.» Nasıl ki. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. ağzına koyar üflersin. Bu mahvolmuş bir derviştir. Rabbimiz-sin. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. fâni olmuştur. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. Çünkü ben. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye.» dedi.» dedi. O dedi ki: «Bu küfürdür. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. Bir zümre. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. önünde ardında dolaşırlar. Halbuki. seci'li. manası kadîm'dir. «Yarabbi.A. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır. burada keçi aradan çıkmış. onun yaratılmasından daha önce. Her halde İblis'in mânası. ötekileri değil!» diyordu. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. bütündür. Bir zümre vardır M. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. Ruhlar toplanmış ordulardır. Çünkü önünde. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır.» diyor. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. dervişin sözüne göre gelmez.

Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. o ilgi de etkiler yapar. «Ama senin kardeşlerin. Daha nasıl diyorsun ki.» buyurdular. yemişler verir. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir.» buyurdu ki. «Evet. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. «Nefsini bilen Rabbini bilir». «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır. medresede söylenilen her sözün. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir.» dediler. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi. bu taraftan bir şey öğrenmedi. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı.» dedi. Musa da kendine baktı. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir. Biri. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu. Nasıl ki.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler. bana görün de. bu bahisle ilgisi yoktur. «Kendini bana göster. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır. sınayalım. Hakkın dilinden konuşur.» buyurdu. halde hiç bir şey yemek istemiyordum. nüktesine de yakın bir sözdür. Bu. Söz. Musa'nın benliğidir ki. Hazreti Peygamber. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. Adamın biri. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. Allahsını gördü. A. Çünkü öyle şeyler vardır ki. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim.» dedi. hem sorusuna cevap alırdı.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. «Onu gözler kavrayamaz. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek. «O gözleri kavrar. Her nerede söz varsa. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim. tartışmaya da faydası çoktur. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur.» dedi. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. o kardeşlerimi de istemiyorum. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir. Ona. «Dağ» dedi. demektir. Musa. onun öğrenimi öte taraftanmış. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü. Bu da tam umut yönüdür. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. uyku değildir. «Bu Hint kılıcıdır. Çünkü kemâle ermiş olan derviş.» buyurdular. Sonra da. ona artık perdesiz gösterirler. Evet kaide budur ki. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır.» Nihayet. İnsan Kâmil olunca da. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. Şehrin vaizi geldi.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. sizler benim dostlanmsınız. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. kürsüye . onun konuştuğu Peygamberi ki. ölçüsü yoktur. demek istedi. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı.). bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. hem de cevap veren bulurdu. bâtıl sözdür. o meclis de hoş olur. Allah yönünden eksiklik gelmez.» dedi ve hemen kılıcı getirdi. bu umutsuzluk tarafıdır. O dağ. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. taşa vurdu. Bundan sonra yüz cevap söyler. Ama tersine kılıç iki parça oldu. Nihayet bu derviş.Bunu ancak akıllı kişi bilir. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. «Hayır. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. orada Allah vardır. «Dağa bak!» dedi. Bu. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. uyanıklıkta insana gösterilmez. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. Firavundan daha kuvvetli idi. Allah erlerinin uykuları.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. bu kemâle. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. sana bakayım? Yoksa biri. Nasıl ki.

Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. bir medrese elde edelim. Sultanın önünde oturan kimse. çocuklar gibi ağlamaya başladı. Sen daima. Allahya bel bağladın. tallahi. niçin geldim. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. Allahı anan kimse. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. üstüne rahmet yağdırsın. ömrü uzun olsun. Adam. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. doğrulmadı. 22). Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti. Vay onun ölüsüne. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. bizim nasibimiz henüz erişmedi. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar. Ruh da. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun. Şimdi zikreden. Be. bu halin dışında değildir.» «Ona benzer bir şey yoktur. hep bir mansıp sahibi olalım. tenzih âyetlerini okudular.' dedi. İkincisi bühtan (iftira).» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav. Şimdi. demeye getirdi. imanı iman değildir. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. 16). Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. semalar onun eliyle durulmuştur. «Vay o kimselere ki. derler. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi. diye bilir. ölürse kâfir olarak ölür. 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz. vallahi. Ya hazırdır. bağırarak tersledi. «Ona benzer bir şey yoktur. beni kovuyorsun. Her üç harf ile ant içerim ki. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir.» (Tâhâ sûresi. Vaizin sözlerine itirazda bulundular. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. «Allanın.» (Nahil sûresi. Kadıncağız adamın karşısına oturdu. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. ister bir yerde (M. o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. billahi. yeter ki. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın. ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. üzgün bir halde evlerine döndüler. «Efendi hayırdır inşallah. Çünkü Allah. dervişlik vazifeni yerine getir. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz. Yani gıybet.» dedi. diye bekler. birer birer yorumladı. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. her nerede olursa olsun. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir.» (Fecr sûresi. ister yersiz olsun. (M. şu medreselerde tahsil görenler. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar. Nasıl ki. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun. Çoluk çocuk etrafına toplandı. vay onun mezarına. bir kısım halk. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. acaba ben kimim? diye düşün. Hafızlar. ister1 arştan uzak olsun. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı. Fakat bunları yanından kovdu. Onların ibadetleri anlatırken. ya gaiptir.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi.» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti.' dedi. Ama gıybet . şu anda neredeyim.» dedi. Te.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. devleti sonsuz olsun. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. 52) otursun. dördüncüsü de zulüm'dür. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. içime ateş düştü. doğurmadı.» dedi. mekândan münezzehdir. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. Hangi cevherdenim. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et. gönlünü hoş etti.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı. yemek soğuyor.ederse büyük günahlardandır. kürsüye çıktı. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı. Bu bizim nasibimiz .«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. Cemaat evlerine gittiler. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. 5). Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. Allahnın mutlak varlığını. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir. Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına. Sen kendi dervişliğini düşün. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur.» diyordu. Bu hafta da başka bir âlim geldi. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi. 'Her kim. hazır ise ona yabancılık karıştırır. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. canımız boğazımıza geldi. işe boş ver ki.

adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü. Bir kaç defa rüya sında. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. onun gözüne ilişirsin. bilginler yanar. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan.» dediler. «O. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. başka bir itimat ile oldu. «Onu ziyarete gideyim. Cebrail onun adımına yetişemez.) yalnız bırakmış. «Hayır yabancı yok. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. «Geç ey mümin. «Beni. Ta ki. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun. ululuklar. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı. camiye gel. O cehennem geldi diye inler. bu bizi bırakmaz. topala da güçlük yoktur. ayağına serpildiğini gö-resin. Dallardan da bir şey elde edemezsin.» Etrafı yokladılar. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil. düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. Berber. O da. «Zâhid. Adamın biri ölmüştü.değildir. başkanlıklar. onları yanından kovsan bile artık gitmezler. her fende başta gelen üstatlar. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür. Gerçekten sağlam olan da odur.» (Fetih sûresi. Bizim cehennemimiz böyledir. Ettiğim o muhalefet. fıkaraya. yabancı bir pabuç var. «öyle ise. bu çetin işin. o dal ve budağın filizlendiğini. yoksullara.» «Evet. o olmadan başaramayacağım yani. 17) buyuruluyor. Biz nereye gidelim. Derhal semâ âyini düzene girdi.» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. senin önünde başlarını yere koysunlar.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla.» der. ucu bucağı yok.» dediler.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. herkesin aradığı aslı bulmalısın. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti. Cebraile. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. Kalbine zahmet veren. ben. hiç kimseyle beraber değildir. .» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. Bütün büyüklenmeler. ykıe düşer. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. boğazımızdan yakalar. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. Cebrail. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. Orada akıl perdedir. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın).» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. Nasıl ki. feryat et ki. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı. Bütün asılların aslını. bazıları da incindiler. «Gel!» der.» dedi. Ayrandan kurtulur. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. her işten el çektim. başka bir şeyi öğrenmiş oldum. imanlı kimse içindir. 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. Hazreti Muhammed'i (S. öğüt. Her dalın arkasından ağlıyorsun.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. «Kör için güçlük yoktur. nurun ateşimi söndürecek!» der.» diyordu. cehennem ondan feryat eder. kalmamış olurum. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler. baldır. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. Yahut da böylece bize bir nazar eyle. ). ama evin içinde yol çıkaramaz. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür. Tâ ki. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. Akıl dergâha kadar yol bulur. aslı ve kökü elden kaçırırsın. Gönül perdedir. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. cehennem de onu görünce. gerektir ki tekbir çekenlere.» «O halde ne yapayım?» dedi. Biri vardır ki. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. sır perdedir. İstiyorum ki öğütler vereyim. ben şeyhsiz kalsam bile. Bunları isterse. Cehennem müminleri arzular ve ona. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın. bizim dervişler arasında bir yabancı var. Sen aslı yakala! Elbise.» Âyette. Kırk gün oturur. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. yiyecek. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. o seni görür.A. o mezarın başını bekler. hor görüyorlar. yahut filan bana yabancı geliyor. (M. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir.» dediler. âcizlere duaya baş-lıyalım. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin.

Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. ondan dolayı bir korku yoktur. İki elimle gözlerimi kapadım. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki.) buyurmuştur. küfür etmiştir. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. kovdum. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. Diyelim ki. (Mümin araştırıcı olur.» buyurulmuştur.işi tamam olsun. öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya.» Daha sonra temaşalardan. Ana karnındaki çocuğun cinsi. Kıyamet günü. Allah kokusundan da üstündür. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır. Kuran'dan üstün kitap yoktur. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. Allah Allahdır. (M. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu. Allah onu o makama bağlamamıştır. kendi içini görüyorsun. En doğrusunu Allah bilir. Onun da bir sebebi vardır bunun da. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. denizin garip hallerinden bahsediyordu. «Ben Allahyım!» diyor.» Bu ne eşektir ki. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler. Ben. benim işim onunla daha iyi yoluna girer. Kişinin nerede öleceği.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor. Küfürden vaz geçtim. Allah kelâmından üstün söz yoktur. erkeklik aletini kaldırmış. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar. 4. Bu arif benim halimi hep bilir. «Soğuk söz söylemiş. emirler ve yasaklarla. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. 3. Yağmurun ne zaman yağacağı. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim. eşekliği yönünden söylemiştir.» Adamı geri çevirir. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. 2. bizim halimizde eksiklik başladı. 5. kapıma iki desti dolusu su getirsinler. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm.» dedim. ben şafiî mezhebindenim. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. insanın yarın ne kazanacağı. bir kancıkla birleşmiştir. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. . Gel de benim âlemimi. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı.» Git otur yerinde.

Bu kimdir ki. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. Ancak dostlara. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. Bu. A. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. Siz. bif mürşide gönülden bağlanır. sevenlerin. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. «Dün konuştuğumuz sözlerin. Bayezid'in Cüneyd'in. nasıl ki. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. hem de Allahya şükrediyordu. teşbih ve dua ediyor. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. sonra tevil için feryadı basıyorsun. ağlayarak secdeye kapanır. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. onun huzuruna has-retdedirler.İKİNCİ BÖLÜM (M. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. bir serçeye dönüyor. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. bir şeyhe. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. Bunun iç yüzü şudur: Biri. abraşları sağaltmak isterim. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. âyette buyurulduğu gibi. Mevlânâ'dır. Mademki öyledir. Ebû Sait ve o. Onunla bu sözü konuşurken. gece yarısı kadınlardan. Allah erlerinin iyi amelleri. sevgililerin hali böyle olunca. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. başlangıçta açıkça ibadet. kendileri yemezler. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. Her kim bizim dostumuz ise. Nereye. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. Ben böyle sanırım onu. . kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. Nasıl ki. orada bir köşeye çekilir. Sözlerin tevili büyük bir iştir. bana nereden geldiğini. başlangıca dönmektir. sonra da diyorsun ki. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. (M.» Nasıl ki.) teninde bir tüy bile olamazlar. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. bunu dervişlerin önüne koyarlar. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. bazı kimseler. mürid. Peygamberler.» demiyorum. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. gece köpeklere ziyafet çekerler. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. gündüz dilenir. «Ne demek. 56) îmad yahut Erşed. bir gün gider. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. Yüzünü gönül tarafına çevirir. bunları perde arkasında yapmıyordu. hay hay!» derler. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. Bundan sonra da hal böyle olunca. Benden. büyüklerin sözlerini derleyeyim. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. hıçkıra hıçkıra ağlar. ancak işin dış yüzüdür. Nereden söylerim? Allahtan. Benim insanları ıslah. bu kadarı yeter. Yahut bir dost. herkes umudunu kesmiştir. Ancak bir gün sözden daralırsam.

Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). A. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. ben yüzümü ekşittim. bir benzetiştir.» dedi. içinin. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. bir üstünlük veriyorsun. Diyelim ki. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez. Bu söz. Bana yaraşan.» demeleri bundandır. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. A. Ama korkarım ki. Şam'a gitmek hoştur. benim sadece sözümdür. nazlanmaktır ama ben. eşek. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. 57) geliyor ki. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim. bir şey söyleyemem. diyen zavallı taklitçi eşektir. halim değildir. Ben onu söylemiyorum.yahut Zeyneddin Sadaka. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. Onlara. Ben. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. Bir an oluyor ki. Şimdi bana kendinden bir fazilet. bana bir ilim tahsil etmeden. bir nazdır. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. Eğer halim olsaydı. Ama Bayezid-i Bistamî. Aralarında bir bağlantı vardır ki. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. tevhid âlemine kadar gider. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. Çünkü onun işi pek yücedir. Şam'a gitmek hoştur. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın.) karşılaştırabilirim? Bu. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. Onun sarhoşluğu. Hazreti Muhammed'le (S. derler. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. «Yarabbi sana. Bi aralık bir şey yaz desem. muamele ve iş istiyorum. bu sözün zevk ve lezzetini bildim.» dedi.» «Ya üstadın mı daha iyidir. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım. ağır davranırsın. senin kendine göre. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . O isim. rivayet ederler. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. Ama ben o davada değilim. kemaliyle bilir. «Onu. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. Böyle açık söylemelidir. Hak zamana bağlı değildir. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak. ruhunun temizliğinden sarhoştu. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. bir peygamber türemiştir. müridinden sor. Benim önümde bu böyledir. tertemiz. Ben işe bakarım. hak ölmez. Ama sözüm. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. Öyleyse. sevgilim. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. Hani. bir zamanda da başka birinedir. yoksa Allah mı?» «Üstadım. katkısız bir sarhoşluktur. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. Bu söz de böyle kararlaştı. Bu bir teşbihtir.) gelince. Şüphe yok ki. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır.

«Beni zaman zaman ziyaret et ki. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. nefes nefese. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. ta ki.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi). Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. (M. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. Yarabbi! derdim. A. Allah bunu sana verdi. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm. gözü üzerine koyardı. ben de ulu Allahya feryat ederdim. sonra başına koyardı. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi. Değersizdir. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur.» dersin.» Giderken. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. Şu haline gözyaşları dökersin.» Hazreti Peygamber. Başka dostlar arasında da olamaz. iyi ameller işleyin. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu.Buyurdular ki: «Çalışın. Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Allah yolunda vergili olur. önce pabuçları başı. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. Başına gözüne sürerdi. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. «Bunda bir sır vardır. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz. Kendini daima tazele ki. arada ne işler oldu ki. «O ne güzel kişidir ki.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. orada uyuma ki. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. dedi. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır.) pabuçlarını taşırdı.) içinden güzel.ğişiklik olmasın. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. Demediler ki. A. adını her tarafa duyurmak. kendini yoklayasın. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler. ondan korkarsa. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı. Gerektir ki. gerekir ki.» derler. Bundan fazlada bir şey göremedim. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar. Cennet için yaratılmış olanlar. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. bununla hal değişti. sende bir de-. Hazreti Mustafa'nın (S. aradığım bulamamaktan. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki. Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. Ben temiz kaldım. şöhret yapmak gerek. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun). Bana kararmış gözlerle bakma! . Gözün karardı senin. Bu marifet sözü. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi. Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı.

onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. îlim vardır. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. Bana diyorsun ki. «Beni sabit kılarsan. A.» Bu sözcü söz söyler.Bu ziyaret misalinden maksat. Buyurmuştu ki: «Halk. Sözü anlayabildinse. Sadece dil ile zikir noksan sayılır. kutlu bir fırsat sayın. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir . anlaşılmasına dikkat eder. haber hususunda aşağı düşmüştür. bağ tarafına gideyim. Biri. (M. zikrettiğin Allahdan ayırmasın. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. bir üzüm salkımına benzer. Bunu yüz kere de söylese yerindedir. Nasıl ki. Ben yepyeniyim. o gönülde yaratan ancak Allahdır. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. mahv olursun. çünkü ben asla eskimem. bu takdirde o. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan. melekler bütün gece seni övsünler. tekrar meydana gelir. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak. Tâ ki onu bir daha bulamadık. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. Çünkü o. o (delikanlı). Ama bana göre dostluk. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. Nasıl ki. «Git. Hazreti Muhammed (S. Bende. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. öldü desinler. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir. öküzü önüme katayım. Her âyet için bir dinar istiyordu.» sözü bir haberdir. levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur. ilimde çeşitli değişiklikler vardır. Şaşırtmaca yapmaz. Açıklıkta da değişiklikler vardır. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler. demektir. bundan sonra da erginlikten. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. sende eskileşme. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım.» demişti.» O zaman zikir gönül zikri olur. bu benim için çok kuvvetli sebat olur.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. demenin. Bayezid. «Beni ululayın. «Beni ululayın. ayıklara uyması mümkün değildi. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. beni daima taze ve yeni olarak gör. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. Bak ben sabit ve kararlıyım. «Ne mutlu beni görene!» dersin. manada sarhoştu. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi. telâşa düşersin. Çünkü beni görürsün.» dedi. Mevlânâ'yı görünce. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. Ancak Mutmainne. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da. Sen kendini yenile. Öğrenciyle böyle sözleştiler. Sen kendini isbat et. sânım ne yücedir!» diyordu. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir.» buyurdu. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. Onu. Mutmainne olan nefis değildir. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet. Mevlânâ da benim için böyle söyler.). «Her kim beni. benim gibi olur. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir. Öyle bir hale gelirsin ki. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. Artık hakikata erdin demektir. benim kendisini gördüğüm gibi görürse. melekler ayağa kalkar. «Beni görene ne mutlu. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. «Ben zikretmek istiyorum.A.) uyamaz-dı. Herkes. Nasıl ki. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S.

dünyayla beraber yaşamaktadır. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse.temaşa öldüremez. Yani böylece bir şey yapınız ki. Ancak iki şey zarar verir. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. dopdolu! Fellâh. eli ayağı gevşer. ancak yabancılar içindir. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. Ancak o. mülk eksikliği bir ziyan vermez. çünkü o artık sultanın naibi değildi. «Sözün sırrı başkadır. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. her tarafı birden aydınlatır. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak.) ışığı.» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. öyle yükseldi ki. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın. Padişah da onu astırır. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. Çok ağır. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. diye aklından bile geçirmiyordu. Ben Kuran'ı. O. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. Bunlar hep dünyadır. içi altındır. Cevher nur saçar. şüphe perdelerini yırtsın. O. içindeki sırrı anlamak istemişti.» der ve deliller gösterirse. döner dolaşır ilk söze gelir.» buyurulmuştur. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. Biri. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). Uzaktan halkı seyret. Görevinden uzaklaştırılmıştı. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş. öyle bir mert olmalı ki.» der. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. Padişah da onu astırmazdı. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. hak söz söyle. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. hep halk ile birlikte otur demek değildir. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. O hep nur saçar. «Bu bir ahengin yadigârıdır. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. renkten renge girmesi. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. Bu sır değildir. Padişaha.) hiç kimse üstün olabilir mi? O. ister aşağısı ister yukarısı. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi.A. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. . ancak onlara. demektir. Çünkü sır. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. diye düşünürler. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. altın. bir aşk olsun. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. bu bir hatıradır. Ama tekrar açıklamaya başlar. A. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi. hoş ve lâtif bir dille konuş. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. diyordum. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. hayal ve tereddütleri yaksın. Bak ki. Çünkü fellâh idi. gökteki ayı iki parçaya ayırır. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. Sen kim oluyorsun ki. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek. Mademki bir kimseyi görmedin. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. benim ruhumda tasarruf etti. Nasıl ki o gün. o da bizim küçük kardeşimiz olur. Hali de. ben azim ve irade ile. sözü de hep yağmaya gider. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. Hazreti Muhammed'in (S. Başka biri de onun eteğinden asılır. demektir. Fellâh ibriği Padişaha verir. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. Bu. onun imkân tarafını yakalar. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. Sen o gâvurcuk değil misin ki. Şayet.» derse ona. Sır bundan başkadır. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez.z olsun. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. kendisinde bir dert. Gerçi yarasadan. Gerektir ki. bu hususta seni aydınlatırsa. Her türlü vehim. elbette nur saçar. mal. Çünkü. bu sizin halin. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. Hazreti Mustafa'dan (S. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. diye düşünmüştü. sadece Allah buyurmuş. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. hal değildir. Eğer zamanede biri gelir de.

Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. Herkesin bir sevinci vardır. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. (M.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki. Burada bir gülüş. «Bu böyledir. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. Zahidin. bundan çok hoşlanırsın. âlimin. hiç umutsuzluk yoktur.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. Daima. tartışma ve inatlaşmanın. o hal içinde. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. çoban bir buzağıyı kaybeder. âbidin. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. Ancak gönül alçaklığı ile.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. güzeldir ama uzanır gider. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. Yedi başlı aslanı görsünler. A.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. îster gerçek. A. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa. demektir. ilk zaman içindeki umut olurdu. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. Nasıl ki. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. Bir söz de vardır ki. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır.ce kişiler vardır ki. ona açıkça uymakla. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. velinin. Hilaf. Hak. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. onun yolundan ayrılmamak gerektir. ister yalan olsun. bu konuda hiç bir şey söylemez. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. Bunu herkes böyle yorumladı. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et. birer davettir ama. melekler. bu binlerce engeller umut bağını koparır. bütün korkuları giderir. (Sözün en hayırlısı. Görüyorsun ki. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. nebinin birer sevinci vardır. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. Öyle bir nağra atarsın ki. o tarafa . Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz. dağdan aşabilsinler. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler. Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir.» Duyurulmuştur. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. kulağına yapışsınlar. umutsuzluk getirir. sana gerçek yol gösterdi. onun halinden hiç haberleri olmamış. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. içinde umutlar ve gülüşler olsun.

zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. Bugün böyle olmak kolaydır. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir. A. güzel konuşur güzel dinler. sırrımı anlar olmuşsun.). Nuh Peygamber'e uymaktır. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. Hal de yüksektir. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler.» Nuh Peygamber. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez.» diyorsun. nefisten gelmezdi. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. yine yüz türlü dalkavukluklar. Çünkü bu. Ben. Mustafa'ya (S. varlığın kendisi olan zattır. «En yakın bir vezirden daha yükseksin. Şairin. yine biteremezdim. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. Sultan naibi olan vezir. onda bir aydınlık belirsin. bana. ama bu uyanıklıktır. A. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. sende karar kılar. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. A. Bu şah ise hiç mat olmaz. ona güvenir ve inanır. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın. «O. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. Uyuyanlar. Bu niçin böyle oluyor? . Gerektir ki. Bir taştan bir taşa el atarak. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun. O. Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır.) değil.bu tarafa koşar ki onu bulsun. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. Belki Hazreti Muhammed (S. Ben uykudayım. Dedim ki. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. Çünkü onda biraz lezzet buldular.» (M. Ola ki o asanın yardımı ile. sevgilinin vuslatına ereceğim. O aydınlık onda geçici olsaydı. Nefis. Ama sen onun yolunda olursan.) nefsini yitirmişti. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir. o bir gün gelir. o zaman Konya şahnesi. iki yönü olan bir adamım. Şimdi gerektir ki çok kazanasın. Diyelim ki.

gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. sen bundan başkasını söyle. Eğer. halimi biliyorsun. başı yarılmış. «Allahu Ekber!» derdi. sıkıntılı bir yerdeyiz. Hiç bir şey. O ahmaktır. O. «Allahım şu hali bizden gideriver. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır. Hakkın âyeti de öyle. güvenli gösteriyorum.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. Hazreti Mustafa (S. «Ben bunu açıkça görüyorum. sen cevap vermiyorsun. bulunduğu yüzünü ekşitti. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. her neyi bilmezse onu olmaz sanır. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar.» demiyorsun. Beni ondan dolayı seversin derim. Yani o. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir.» O halde. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. Gördüğün şu adam. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. Hazreti Peygamber. O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. O. yahut hatalı bir iş yaparsam.» dedi.) bir gün. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti. «Senden başkalarını da senin için severim. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. cevap verecek yerde susuyorsun. nasıl gideyim?' dersin. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. ayakları şişinceye kadar namaz kılar. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. vezir ile.» dersin. Nasıl ki. ne dinde. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. gönül açıcı şiirler okuyorum. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. (M. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. otuz kişiyi de tutsak etti. 64) Buna emir gelmeden önce. ona kendisine özür diledi. de dünyanın dışına çıkardı. onu halka bağışla!» buyurdu. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. Herkes bir şey söylüyor. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. Hem öylesine çıkardı ki. Artık konuşamıyor dük. Mucize böyle olur. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur. Çünkü onun yaptığı işlerde. hiç bir şeyden bilgisi yoktur. filan yerde otuz haydut öldürdü. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. Zaman oluyor ki. Sen önce yola gel ve otur. A. gitme de otur.» diyordu. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. Sana çirkin görünmeye başlar.» derse. ancak kendi yazdığını. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. başka renkte görünen bir perde idi. ne dünyaya ait işlerde. bir nur ve mahabet vardır. İsterse o benim ruhum . Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur. Hiç bir şeyden korkum yok. O zaman. kendi bildiğini okur. 'Git seni de boğazlasınlar ki. Çünkü o geçen hal. hep susuyorsun. «Beni döver misin?» dedi. Seninle birlikte korkunç. Büyük bir hata içindedir.de bir şey yapamaz. kanlar içinde. Dışarıdan biri bir söz söylese. (M. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir.

Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. onlar Şeyhlerin sözlerinden. Ben dışarı çıktım.» diyor.» dedi. derler. beraber konuşalım?» diyordum. ne Sokrat'ın sözünü. «Bari ne yaptın?» dedi. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. Yoksa ne bir gün ne on gün. bana yakınlık gösterdi. «Hayır. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. lügattan anlar. Aklın fetvası budur. Nahiv'den (Sentaks). Öyle bir insan. görmeyenlere hayret edilemez. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. A. Kuran'dan bir şey anlayamazlar. Muhammed ona. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur.) devrinde Musa'dan söz açılsın. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir.olsun. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. Orada bir de Arap vardı. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim. Hazreti Ömer'. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. O. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. Sordu: «Bana hoş geldin. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. hayli araştırdım. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim. Onların benim halimden haberleri yoktur.» diyorum. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. gelip gelip gitmesinde değildir'. Şahap hoş bir kâfircikti. (M. «O âlem daha hoştur. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz. parmakla gösteririm. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere. Hem bu hayatta. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. İmanda tatlılık. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. Gece yanıma gelince üzülüyorum. Hazreti Muhammed'le (S. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. «Bu akıl. Şirin bir kimse var. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. Hazreti Muhammed (S. Dedim ki: «Benim. Nasıl ki. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. 65) Onlar. Nişabur dili konuşurdu. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini. derler.» dediğin için o çok ağlamıştı. Ben onlar için gelmedim. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz. Sen kimsin ki. kendileri için faydalı olur. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin. «Muhammed. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. bizi görür. «Bunu at!» dedi.» Onun bu apaçık inancı. kitabı Ömer'in elinden çekti. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. bekle!» derler. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki.) onun evlâdını. tâ ki Allahı da bilsinler. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi. akıl hata etmez. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme. «Hayırdır inşallah!» dedim. Bu takdirde eğer. diyorsun. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. ki bu yol niyaz sermayesidir. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. A. açıkça görmüş olmayayım.» demişti.» anlamına gelen mısraı okudum. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır. Allanın Resulüdür. hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. Yahya'ya «veli. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum. elinin içine koyarsın da yine göremez. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. O bana. Yukarda sözü geçen mücevher. bir kahraman gelmiş. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. bize yüzünü . «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. Saklanması gerekli olan bir mücevheri.» Yolda ona. Çünkü o günahsızdı.» derlerse doğru söylemişlerdir. Gidip gelmek sevgiyi arttırır. Mevlânâ'ya. Peygamber Efendimize. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı. Nasıl olur ki Muhammed'in (S.). bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. hata ancak başka şeylerdir. Ona ne isim vermişler diye gülersin. Hiç bir şey anlayamadım. «Sus. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. bütün bu işleri altüst etmiş.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. onu gözle görebilmek mümkün olsun. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki. ışığı açığa çıkarır. iman getirirse. hadisten. Allahya emanet olun dedim. diyorum. Bu senin işin değil. fetva hususunda hiç hata etmez. Ey kahpe bacılı.A. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim.

bu ne haldir?» derdin.» diye bahane uyduramazsın. Bunlardan her biri.» dedi. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. Medreseye geliyor. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. Mecliste-kiler. Kış. Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. (M. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır.çevirirse. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. «O öldü!» diyor. «Bu şeytandı. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . arkadaşlar arasındaydı. O gibilerin.» dediler. Ama bu yedi mana lâzım değildir. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. zahiri. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım. «Sen zahmet etme. «Eyvah. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. Bana. suya gitmek zor geliyor. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. O zannetti ki. «Hayır. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. erken erken kapıyı vuruyor. O gibilerin sermayesi niyaz.» buyurulmuştur. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. bizden faydalanır. yalvarmadır. Ama hiç düşünmemişti ki. Kuran onlara lanet eder. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. Sen kendi kendini göremiyorsun. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir. kendisini desteklediğim için gülüyorum. gönlümü alırlar. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. güzden sonra da kış. bahar olmazdı şehirde gizlenir. Şeyh Muhammed. Çünkü kış. hafızlar da vardır ki. beni dişleriyle ısıracaklar. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. Çünkü o. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. O uykuda idi. Şeyh Muhammed. erkeklik organlarım kessinler. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. hattâ batının batını manası vardır. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. Şu halde başka okuyanlar. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. «Sana göre de bu mana böyledir. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. diyordun. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. buna şaşmamalıdır. Gündüz olunca geldi gördü ki. Nişaburlu Şahap. Şeyh Muhammed. Bu eski bir kanundur. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. Halbuki ben onun haline gülüyordum. öyle değil mi?» dedim. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. bir lütuftur. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar. evet. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. Allahın has kulları ki. Ben böyle düşünmemiştim. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. kışı bahara döner. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. soyunur çırçıplak olur. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur. bu şeyhlerden çok. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. (M. gizlendi. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. mevsim kışa rastlar. Bu onun işidir. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. Ama bu bütün okuyucular için değildir. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. burada bir zorluk yoktur. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek. Ben oraya gitmiye bilirdim. Artık. kendiliğinden dolmuştur. rüya görmüştü. O saat gelip çatınca. Şeyh Necib'in mürididir. bâtını. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. Kırlar karlarla örtülü. benden daha kuvvetli yaşar.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. bana itibar eder hatırımı sayarsınız. bahar yerine kış gelseydi. O Hallaç. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. en seçkin kulların mertebesidir. kemancıya. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. Bu kanun değildir. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. feryadı bastırdı. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. şüphe yok ki.

göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar.» derlerse vazgeçelim. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. Diyelim ki. «Nöbet yoktur. dedim. senin davan Allahyı görmek bahsidir. türlü işaretli sözler söylemiştir. Halbuki onlar bizden. îşte bu âyet. Nasıl lâyık görürsün ki. haraket ve gülme günüdür.» diyecekler. niçin sana gelsin. «Biraz dolaşacağım. vaizdir. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. olgun kişiyim. neşe ve hoşluk olur. O. Maklub'dur (devrik'tir). Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. Ben ondan söz aktarırsam. sen niçin ona gelesin.» (Ankebut sûresi. (M. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. Sen sor ki. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur. sen İmad'sın. o camide bir mimberdir. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. O. ben de cevap vereyim. Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir. Kuran'da ulu Allah. bunun nasıl olacağını anlatayım. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. size. Bu asla söylenemez de. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. Ben ise Şeyhim. Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor. Allah için! Onların saçı sakalı var. bu nükteye işarettir. sen îmad sayılırsın. «Artık geri dönünüz. O. siyah perdeler altındadır. bu. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle.» dersin. «Bize de bakınız ki. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak. Yüzleri göklere dönüktür.» demiyor. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. derler.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. Ama hiç faydası olmayacak. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. Dağdaki Zâhid . 69) buyurmuştur. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. göklerin de ışığı ondandır. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki.» sözündeki o. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır.A. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. Halk içine girmiş. ben değilim demektir. Senin söylediğin. Hele şu saatte. sahtecilikte Şeyhsin. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. Bana kesin olarak söz verirsen. onların arkasında kalmıştır. ben. Hazreti Muhammed (S. Bu güneş. Dünyayı isteyen. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu. Sen bu görüntü karşısında. araştırıcıdır. biz de onlardan değiliz. Halbuki yerlerin de. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. benim henüz sakalım yok. Güneş bütün âlemi aydınlatır. armağan kabul eden bir insansın. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. Sen ise tezvirde.). Mevlânâ bizden çekiniyordu. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim. âlimdir. O gün raks. bir gün gelecektir ki. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. Eğer bugün. «Ondan başka ilâh yoktur. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. tekkeyi bekleyen. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf).

Hani o gün bana. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. (M. taşa doğru yöneldi. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. «Benden bir söz dinle. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. Öyle bir hale gelirdi ki. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. Bu bir hikâye değildir. Ona sordu: «Yahu. gönlü kabardı. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. ruhtan. Zaman zaman emri terkediyorsun. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. Yani bu âlem halkının işi. 69) «Sen divane misin?» deyince. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. Zâhid. O geçen günler bir şey değildir. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah. selâm verdi.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki.» dedi.» demiştin. kendi kendine. mülk. Şah.» dedi. evlenmemenin. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir. Çünkü sükutta. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. Mal. bekâr yaşa. 70) Bazan o âlemden. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. «O halde tövbe ettim. Bu saat tamam oldu. borç değil. Benim düşüncemde de. orada Şah hangisi. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. Hele kadın al.» dedi. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . Sonra. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi. Ariflerden.» buyurduğunu unutma! Bu. atından indi. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. Bir gün garip bir derviş. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti.» «Evet. hep tek başına kal. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. belki dağ adamı olmuştu. Tâ ki. «İslâmda rahiplik yoktur. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. Ama bazan da aldatmacadır. bu nasıl olur? Yani gönülde olan. «Böyle söyleme!» dedi. peygamberlere. Pek tatlı bir nefesin var. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir. Misafir derviş. hem de konuşmanın faydası gizlidir. ama o artık insancıl bir zâhid değil. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. hiç bir tarafa da iltifat etmez. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. hem sessizliğin ışığı. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. Hem öyle bir eve gidelim ki. İnsanoğlunun taş ile ne işi. misafir derviş. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım. Gönülden.» dedi. «hoş nefes dervişlik gereğidir. Allah. ya öteki taraf. Sen benimle bir kaç söz konuştun. bir aziz oradan geçiyordu. dervişin ziyaretine gitti desinler. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar. Zâhid. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. büyüklerden bir şeyler naklederler. (M. Bu. tövbenin. kendi kendine. bayram değil. Adamcıl bir kişi olsaydı. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. «Bu derviş her ne isterse vereyim. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. «Senden bir şey istediğime pişmanım.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu.» dedi derviş. söz senin varlığınla tamam olur. Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır. ancak sen çok merhametlisin. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. Ama bu bir ödünçtür. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. dağdaki zâhidin ziyaretine gider. Derviş Padişahın huzuruna gitti. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. Ama Hazreti Peygamberin. burada kalma derler. derviş hangisi belli olmasın.

yaradılıştan hazırcevaptır. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında. O derece düşkünlük ve kırgınlık. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. Batın bahsi bütün bunların dışındadır. Mevlânâ. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. Kezervanî. sohbeti hoşuma gitmiştir. ömründen bir gün dahi kalsa. böyle düşünmez. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. Ayaz. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. Bu imanın sırrıdır. «En iyisi. o zahir ehli kişiler. Halkın yabancısı sanır ki. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. Ne bir gün. belki ona uygun cevap verirdi. Haktan sarhoş olarak geldin. «Nerede o kurban ki.» derdi. (M. benim sohbetime dayanamaz. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur. benimle birlikte oldukları zaman da. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki. çok güzel ve tatlı olurdu. «Yazık olsun bana dersin. O.» «Evet. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. Onlar için tek başına kalmaktansa. Sana hoş gelir o temaşa. ondaki zevkin arkası kesildi. binlerce kadeh boşalttığı halde. her ikimiz de aynı şehirdeniz. tulumdan sızan su gibi akar gider.» diyorsan. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. onunla öğüt bahsinde konuşurum. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. İmad sözümü dinlemedi.» dedim. ama izinsiz olursa. ne beş gün. bir gün suyu azalır diye denize acırlar. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. Karşısındakini susturur. ben gerçi içtim. «Hud sûresi ve buna eşit emirler. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur. Çünkü sen ona inanırsın. o ben olmayayım!» dersin. yorumlamak istemesindedir. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. Ben. dersin. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. daha hoş. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez.» derdi. «Senin yanında konuşmak bana haramdır.» demeğe gönlüm razı olmuyor. Bunlar gibi bin tanesi bile. Bütün fenlerde. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil.» demiştin. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. böyle söylemez. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. Bayezid. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. Eğer. . Ayaz'ın ayakları altında keseyim. Çünkü.» diye düşündüm. Ayaz'ın aylığını kesti. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar. kendi çevresini bilen. aklı başında insanlar da vardır. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden.» diyorum. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. Çünkü Sultan daima. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın. Ama Sultan onu öldürmedi. beni ihtiyarlattı. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona. sana da hiç bir zararı yoktur. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. Halbuki emirler. Evet bizim yanımızda söz haramdır. bu olgun bir gençtir. bende bir umut belirdi. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. acele etti. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. 'evet' deyiver. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. size başkalarının yardımı gerekmezdi. «Aman. o öğütlerin etkisi görünsün. Asla bu halden daha ileri geçmem. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. O cömert yeni müslüman için. daha kutlu. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır. «Tövbe etmiştir. Meselâ her hangi biri için. ruhun azığıdır. «Hayır sen değilsin. «Ben ona inanırım. Ama sen. Sultan Mahmud. Bu söz.» buyurmuştur.» dedim ve kendi kendime.kusurlusun.

» dedim. seni hiç kimse bilmeyecekti. mizacını. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır.» derler. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. Bu yola geldiğim zaman. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. bir vezir vardır. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi). ikimiz de bu konuda birleşiyoruz. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. onların söylemediklerini söyleyenler vardır. Onu severler. Aldanmamak için alışverişte. gönlün açılsın. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir. «İşte senin âlemin. Bu bakıma göre. avların en büyüğünü avladı.' Diyelim ki. Savaşta. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur.Hazreti Ali buyurmuştur ki. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. etrafında ateş yanan bir kabirdir. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim. sen de bilirsin. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. canından güvenli idi. Şüphe yok ki dünya. Çünkü Ayaz. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. «Orada ne işin var. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. Ama bana gelince. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. vezire bir sır emanet ettiği zaman. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu. o kararsızdır. sözlerindeki tatlılığa. eğlendirirdi. Bir suç işlediği. Sultan. «Nasıl bilmem. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S.A. o hamam külhanından vazgeçiniz. Vezir.A. Bunu kimseye sormadan kavramıştır. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. Bazan vaz geçiyorum. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir.» dedi. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. Ama işin sonunda. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise. onu bütün gün neşelendirir. erkeklik üç yerde belli olur: 1.» dedim. O halde yürüyelim ki gözün. «O büyük âlimdir. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S.) sonra Allaha da iftira edenler. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. Talip isteğinde kemale ermiş. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım.A. hiç bir şeyden korkusu yoktu. üstün bir zattır. bende de bir hal var.» dediler. Lâkin biliyorum ki.» diyeceklerdir. söze yalvarıyorum. yahut üstünü başını ıslattığı. onu Hazreti Muhammed (S. Huyunu.) söylemiştir. konu dışına da çıkamıyorum. O. 2. Kendi kendime. onu mezara kadar götürür. rahattı. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım. (M. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. 3. Ama sevgili. . Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. Dünyadan konuşanları dinleme. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü. isa'yı görmek de böyledir. elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. anlat bize!» dedi. Bu bencilliktir. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim. «Ama ben bilmiyorum. Sizinle bir sır konuşurum ki. ariften daha üstün bir şey yoktur. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. gençler de yaşlılar da âşık olur. Sultanın her halinden anlar.) dilersen. Kadın koynunda yatakta. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum.

Hazreti Peygamber. Ama nasıl diyebilirsin ki. İşte şahneler oturmuş size. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. Daha ne kadar. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için. işte burada hazır olan velidir!» derdi. «Âmin!» deyiver.» Bunu benim hamlığıma verirsin. ah. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. âlemin Doğusundan Batısına kadar. Bayezid-i Bistamî ise. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. esinti ile savrulan tozlar gibidir. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. açık saçık insanlardı. hep böyle idiler. rezil olurlar. Her çağda tek bir gerçek vardır. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. gerçek bir tarafı vardır. asla buradan geçmeyin. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır. Ekşimiştir. ne dağlar. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. bu adam. 7) buyurulmuştur. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. ne de taşlardır. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü.A. Eğer anlasaydın. ah!» diye ağlayan hoş ağlar. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. «Ah. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. mideni de üşütür. (M. sen de. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider.' dersen. Adlarını söylerler. sen de «Âmin!» deyiver. «Bu. büyüklerini de rezil ederlerdi. Zavallı felsefeci. Lâkin bu derecede değil. Hep pişirdiğini yeme.» «Düşün bir kere. ha!» diye gülen öyle gülmez. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. sevgili neredeyse. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler.» dersin. Ben.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. «Bu adam zayıftır. Hazreti Muhammed'e (S. Şüphe yok ki. bizi de ona bağışlasın. «ha. sarsılırdın. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. Şimdi ise hiç çekinmiyorum. Ama bu hep böyle oluyor. seven de oradadır. Velidir! Bu.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. soğuktur. o su göndermiştir. ha. benim cevabımı düşünme korkunçtur.» dedim. yedi feleğin dışında kalmıştır.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. senden daha korkuncum. Dediler ki. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür.)) söyle. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. O beraberlik benlik davasından uzaktır. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. bütün vücudundaki organlar titrer. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur. o testi su ile dolmuştur. Üst tarafı rüzgarla gelen. Ama bu gafletde bir sebep vardır. Nasıl ki Kuran'da. onun için bende bir korku belirdi. Yüce Allahm.» diyorlar. ha. kalbin çarpar. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. yeri ve göğü. ama «ha. benim gibi bin tanesini bulursun.» dedim. güçsüz ve biçaredir. Üç kere. içinden gelen bir ses sana: «Bu. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir. Uzayda. sorduğun soruları düşün bir kere. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. Allah onu bize. «Yol bu yol değil.

Onlar kendilerini apaçık göstermişler. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir. «Kuran'ın yediye kadar zahirî.» diye söylenir. batini manayı veliler. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. «Evet. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu. ululuk konusuna gelince. Nasıl ki o. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır. Ancak onların hasretini terennüm etti. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir.A. perde arkasına alınabilir. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. peygamberler bunlarla buluşmak. «Kulaklar duymadı. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır. heybete üstün gelir. her iki tarafı da korur. Ama çok zor. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. son zamanda «zün-nar» istemişti. başlangıçta da öyledir. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. Çok kere kendisinden faydalanırlar. Kuran'ın Allah kelâmı. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur. yabancı sayılmaz. Ama o. Hazreti Muhammed (S. Bir kimse ki. Bundan dolayıdır ki. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. Ey Hakka yakın kardeşler. Heybet. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. bu suretle tanıtmışlardır. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır.» buyur ulmuştur. ağırbaşlı hareket eder. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. Yer uygunsuz. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. batini. belki H söyler. gözler görmedi. (M. ona. veliler. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. sevilen. bendeki irade kuvveti. İkincisi. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. filân zatın sözüdür. O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. Beyazid (Bistamî). yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). Dilerseniz.» buyurmuştur. düşünceli. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. çok çetindir. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. «Bu. 'öyledir* deyiver. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz.' 'eyvallah' de. batının batını manaları vardır. umulur ki o. asla «ben» sözünü ağzına almazdı. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. Biri benim yanımda esrar içmeye. Hazreti Peygamber. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. onunla çok kere doğru yolu bulurlar. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz. ikincisi huzur alemindeki korku. kat kat faydalı olanlardan da değiliz.» Gerçek Allah adamı. yüzlerini görmek arzusundadırlar. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki. Halk arasında onun sözleri. kapalı söz konuşmadı.» dedi.). Konuşulmaya. kalbi yalanlamadı. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir. Hakîm Senâîciğin son . Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. Bayezid'in bundan haberi olaydı. Nasıl ki. Yolculuk bittiği zaman o. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. Onlar ilim yolcularıdır. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. halkın en azizlerindendir deyiniz.» derler. Belki de Hak nefesidir.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!. bütün Allah dostları.

bunu kesin olarak söylemiyorum. damdan düşer ayağı kırılır. bu açık sözden. helak olur. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir.» diyorum. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. Bunları görüyorsun. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. esrar doludur'.günleri. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. Acele ise Şeytandandır. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. soru sormakta acele etti. imanı gider donuk bir hal alır. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. Çünkü Musa. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. zannedersem gibi sözler hep böyledir. keski. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır. O tepeler. . derhal başı araya gider. Siz nerede. bedenlerimizden (irkmektedir. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. Siz benim dostum değilsiniz. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır. Meğer ki o. Seyyid Burhaneddin'den. o yüzden. Çok kerre görülmüş Bir kimse. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. Hızır. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. kitapla geldin. Onlar mahrum kalmazlar. (M. O bu işin adamı değildir. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez.» Çünkü Şeytan. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. Büyük bir sır vardır ki. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. (M. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. deniliyor. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. Sen bir İbrahimsin ki. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. meğer. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. Benden bir söz işiten herkes. O bundan uzaktır. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. Aşk böyle olur. «Kolaydır. Eğer. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. Bütün hali alt üst olur. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. Musa'ya.

söz yorumlardı. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı. A. alanın hatnnı . hoş olmaz.» dedi. hiç bunlara benzemez. (M. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan. yeşil. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. Onlara dedim ki. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. din bilgisinde. Dağ gibi büyük bir adam. o sayede sükûna kavuşsun.» Çok etkilenmişti. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. onun. A. Size bu daha faydalı olur. Söz söylerken de havadan. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. Dostum yanımdadır. Hazreti Ebubekr. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. Benim. gramer. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. Unutmayın ki. ama susmuştur. marifetten doğuyor. ilimden. sana ben söylüyorum. 78) Hazreti Muhammed'in (S. Dedi ki: «Bu kulak. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. sudan bahsetmez. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. O hayal. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. Dedi ki: O. Yahut. Bütün fenlerde. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. Benim önümde. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. Bütün bu sıkıntılarınız. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. Bunlardan daha kısa. beni dinlerken. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. Bir kerre de Pir. Benim maksadım armut istemek değil. «Ona.).» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. o cihan bu cihana geliyor. onlardan daha zevkli. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. daha tatlı konuşurum. îyi bir kanun konulmuştur. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. sentaks. Onlardan daha üstün. Sade bu yorumlama değil. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. temel bilgilerde. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. Ama Hazreti Muhammed (Ş. Allanın da galip olduğunu anlarsın. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. yüz binlerce propagandacısı vardır. onu mühürleyen zattır. tartışır. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. bu cihan halkından başkadır. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. o günahı işlemeden tatsız düşer. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan. günah işlememek eğilimini artırsın. ne bu cihandan ne o cihandandır. Sende aşk galip ise.).Mevlânâ'ya gelince. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. hepsinden daha yetkili konuşur. Çünkü bu sohbet. onlardan daha güzeldir. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır.). Ona. O. Ama gizli değildir ki. Eğer alnında bir nur. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. ayrı bir yol daha vardır ki. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. A. (M. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. «Ondan hoşlanıyorum. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar. Mevlânâ'nın yanında idi. Hazreti Muhammed (S. Ondan sorma. Gerekirse. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler. Başka bir saatte daha iyi söylerim.

Nasıl olur da.dünya tarafına çekmesin. bir takım isteklere kapılmıştır. temelinden bahsediyorum. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. Ama bu. Allahın kendisine kavuşmadığını. özür dilerler. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir. İzzeddin onu kabul etmedi. bunlardan biri açılsa. «Her kimin nefsi ölürse. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. Abdest üzerine abdest almak. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın.» Ben o kadar demiyorum. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur. Allah hakkı için ona inanırdım. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. Şeytanı da ölür. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. sana hiç bir zorluk olmasın. onun makam ve mertebesini istiyor. Senin bu yaptığın. sen hem kadıya. onu bulur ve görürsün. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır. gizli âlem açığa çıkmıştı.» dedi. Sonra onun nefsi de dirilir. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. O tarafa dönüp bakmasın. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim. hem dünyayı. «Evet ben onu okudum. Dünkü gün. «Elbette ben çıplağım. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. Kul. dervişçe başlarını eğer giderler. Gerektir ki emrimi kırmayasm. hem içindekilerin! yakar. Şimdi. benim okumadığım bir meseleden bahsetti. İmad dedi ki: «O söylediği söz. kapalı konuşurum. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. ancak Allah yoluna girdiğini anlar. tabana göredir. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür.» dedim. (M.» sözünün manası. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun. gözleri açık olanlara göredir. diyorum. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner.» sözünde küfür yoksa. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . yalanladı. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. sentaks yönünden doğru değildir. ama bu gün gördüm ki O da niyaza. Yani başka bir deyimle. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. Sana güvenerek söyledim ki. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur. onun cemalini özlüyor demektir. perde aralanmıştır. iki defa abdest almış demek değildir. doğuşta.) uymak hususunda. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. dedi ki: Bediuddin. Hazreti Muhammed'e (S. A.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil. onlara zor geliyor. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. Çünkü onunla çok derinlere daldım. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. Şu halde. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir. Allah cemalidir. Bu duayı eden kimse. O. Onun en ufak işareti budur. bu sözün manası o değilse. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. Ondan bir görünüştür. Çünkü burada değişik bir mana vardır. hem de adalet bakanına karşı savunasın. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. Bu değişiklik nisbete göredir.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. ona her şeyi açıktan açığa anlattım. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. Sen bu aslı kurmaya bak ki. O. belki onun yoluna girmektir. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. Bu.» sözündeki mana gibidir. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. Ben işin aslından.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. Bundan sonra bana kazanç haramdır.

Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. Senedi. Kadı Şemseddin'in dediği gibi. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. Böylece. İnsanı mest eder. Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. akıl yönünden nasıl olur? dedim. kendinden geçti. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. ama bundan. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. o sözün de arkası kesilmez. Sultana karşı. Çok güzel.» sözünü. içmenin. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın.» dedim. «Her kim nefsini bildi ise. Eğer sen bu fikirde isen. mahvolur gider. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı. soğukluk sıcaklığa karışır. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim. 43) buyurulmuştur. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. Halep' te oturmuş. İyi dikkat edin ki. sabrı kadar sonsuz olur. sana çok görünüyor. sen de oraya kulaklarını tutasın. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. Allahdan bir iz aradı.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. Bana dost olan bir kul. Mevlânâ ona lâyıktır. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. arkası kuvvetlidir.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir.» . dilediğine ettirmez. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. Dağda. onu dilediğine isabet ettirir.A. nereye gideceğimi. Bu.» diyebilsin. hiç ses seda gelmesin oraya. O. yüzümü ona çevirdim. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. bu türlü insanlardan değildir. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. «bana iftiharla hizmet eder. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. .» Dedim ki: «Herkes talip değildir. murdar. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan. On beş sene çok kısa kalır.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. 82) Kuran'da. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek. Bu takdirde onun kahrı da. ben de öyle bir yere gideceğim ki. hiç bir şeyden gam yemez. (M. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. «Sen ki Padişahsın. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. bari beni tanı. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim.» (Nur sûresi. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur. baygın hale getirir. Allah başarı verirse. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir. Hazreti Muhammed (S. onların kulaklarına üfleyeyim.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. demiştir. (M. geri döndü. uyumanın ne olduğunu söylemez. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir. O da bu yemenin. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. Sıcaklık soğukluğa. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz. «Şeyh İbrahim burada olaydı. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. Hele senin. sual daima cevap cinsinden olur. meclise gel de seni göreyim. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu. Ben bir şey okuyayım.

» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. onu hak yoluna yöneltir. (M. bizim aradığımız. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. Yolculukta sana yük olur. O gözle görmek. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim. (M. Sana. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. 83) onu buldun. O sözler. Nasıl ki. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır. öteki âlemdendir. madde âlemindendir. bu onunla. Bu işten bir o anlar. Mademki o engel oluyor. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. o günde. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. Mademki sen de gittin. nefisleriniz dipdiri. O sıfat. ölüm korkusu vardır onda. Nasıl ki. «İslâm garip olarak başladı. onunla istediğim gibi pazarlık ederim. Peygamberler de böyledir. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. Mademki İslâm gariptir. . O sözleri. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz.» dedim. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir.» mı dersin? İşte asıl maksat budur. Ancak ulu Allah. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. o da bununla uyuşma halindedir.» Onlar bundan başka manalar çıkararak. Ona ben teklifsizce hükmederim. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır. gözle görmek gibi değildir. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. garip olarak da geri dönecektir. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir. «Vatan sevgisi imandandır. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. «Haber. hadisten başka hiç bir şey gelmez. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. ama sarhoşluğu büyüktür. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. iman ise bu âlemden değildir. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. Söze başlarken onun hatırına âyetten. yahut da birlikte kadıya gidelim. Şimdi bu benim elimde değil. Biri der ki: «Filan zatın oğlu. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir. o zatı geüresin.» hadisinde de maksat aynıdır. O anladı ki. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. 'Behey ahmak. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. ben de arkadan geleyim.» nüktesi açıklanacak. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın. behey eşek. sana gözünün ağrıdığını söyledi. «Mekke bu âlemden. senden. Sen ilerisini düşün. bizim matlubumuzsun. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. bir de hayvanı. o başka âlemden gelmiştir. ne de bu halveti sorarlar. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. o zaman sana yaraşan orada beklemek. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. Yol işidir bu. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir. ne bu çileyi. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. perhizler yapsan bile. Ruh. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. maksadına eriştirir. Bir İstanbullu.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. Mekke bu âlemdendir. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa.» dese.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. henüz görünmemiştir. ona hizmet etmek. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. sana göredir.

Suda. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. Mev-lânâ'nın da. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. o yolun adamı idi. ona yol bulmuşlardı. Bu mertebe. bu taraftan da sözler işitiyordum. Bu. Eba Yezid. Şüphe yok ki onlar. her sessiz kelâmı dinliyor. Kadın atıldı. Vaiz hemen. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi. sadece kuru davacıdır. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. ruh kokusuna erişir. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. her şey kendi arzuna göre olsun. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. . «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. Bu nokta. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. değil midir. Hadiste. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi. aşk deyince. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. toprakta bir yerin olsun da. A. kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun. bu iş senin işin değil. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. odur sanırsa. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. O mantıkçı idi. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. bana ilim yönünden bildirildi.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. ruh sarhoşluğu fazla idi. Bugün burada biz ve siz varız. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. Sözü geçen hadisteki mana. o şüphenin dışına çıkarır. Her harf siz. bu s. Zannediyoruz ki.» dedi. Belki. Eba Yezid sustu. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. onun Hal mertebesi değildir.» buyurulmuştur. bilinen manada doğmuş demek değildir. 85) Bu. Allahnın oğludur diyenler. Allahyı inciten zavallı!» diyor. «O halde. son gündür. kıyamet günleri gelmiştir. ona saadetini yakın olarak öğretsin. Dervişte. bu davettir. sanki bu saat kıyamet saatidir. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. Allah onu. altın. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. sen istiyorsun ki. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim.) makam ve hal mertebesi değildir.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. önce bilmelidir 'ki. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. öyle bir inanç var ki. (M. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. Allah kullarında. her sözün derecesini anlıyorum. Bir insan ki hakkı aramaktadır. işaretsiz sözü. Bir gün. Diyordum ki. Belki o. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. Şimdi her sözü işitiyor.» dedi. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. Bu onun tertemiz ruhu. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir.» Burada. Allahdandı. Has kullarından birini gönderdiler ki. Ama Firavun. aşkın son mertebesine daha yakın idi. «Otur ey avrat!» dedi. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. aşkda tamam değildi. «Hayır. Her ikisi birbirine karışmış olsun. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. Diyelim ki. ruh kokusu almışlardı. Çünkü her neyi. İsa'ya. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. talep davasında-dır. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir.» dedi. bu Firavunda yoktu. şüphelenirsek bakarız. Aşkın yorumuna gelince. ibretle her tarafa bakıyor. Hazreti Muhammed'in (S. ama ayıklığa yakındır. Evhad (Kirmanî). kemal mertebesidir. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. ama yakın ve kesin değildi. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. I^. kadın. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. Bu da. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. onun da bilgileri çoktu. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle.z filandan çıkmıştır.

Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. «Allah bizimle beraberdir. O gün. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. onun kölesidir. bu sarayın içi dışı. gelmesinler diye oyaladım. kadîm'dir. O. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. Bu günün işi. yüzün kızarmıştı. Ben önlerine çıktım. Her ne kadar. Âşıkın hali böyle değildir. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. Sultan olduğunu bilir. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. H.» dediğimiz zaman. Zaten. sevgiler yoldaş olur. O aradığı sevgili kendini göstermezse. O evde. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. Yani önce yoktu sonradan var oldu. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır. boğulur giderler. derler. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. bazılarına da aşk. Geciken vaatler unutulur derler. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır. Bir mutlu kimse vardır ki. o bu kâinat için yaratılmamıştır. ezelden beri vardır. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün. Bazı filozoflar. hep birbirinizle. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. Nasıl ki âyette. (M. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. ruh ezeldendir. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum. bu yüzden duraklamalar görülür onda. çalışmakla da elde edilemez. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. «Ruhlar toplanmış ordulardır. Hadisde.» diye hitap etti. Ancak bana sığındığınız için. Nasıl ki. 128) ve ayrıca. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir.» buyurulmuştur. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. denildiği gibi. Her şey onun içindir. diyorlar. döşemiştir. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir. kendin de yiyemezsin. benim dersem. îmad da onlarla beraberdi. bozguncuların da. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. bu doğuştaki beraberliktendir. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin. size. îşe önceden başlamak gerektir. Artık bundan daha açık söz. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. her yana ve her yöne başvursun. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. bir şeyler koparır. der. onun için döşenmiştir. aradığını bulmuş. Ama bu topluluk da çeşitlidir. nefsine düşkün bir sofudur. Korkarız ki sonra dağılalırn. ona erişmiştir. Bir kimse vardır ki. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir. dostluğa lâyıktır. Bunların etekleri ıslanmak değil. isterse gelir isterse gelmez. barışık yaşarlardı. 87) binası onun için yaratılmış. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. Onlar. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. Bu kâinat (M. aradığınız o Allah adamı. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. ama başka biri de bizimle sohbete. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. bizden uzak kaçar. Meğer ki. bu toplulukta Allah vardır. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. «Ah.» (Tövbe sûresi. Bazılarına hevesler. 41) buyurulmuştur. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. Mademki bizde de bir eğilim var. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. ferman senindir. işte bu sebeple.» (Nahil sûresi. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. yarına bırakılmamalıdır. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. Sonra o başka bir yere göçmüştür. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. hep bir arada. Ben sizi yine toplarım. O sırada oraya. 86) Ama bunlar onlardan değildir. Böylece îmad ile o H'ye Allah. Karanlığa gömülür. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. Aşk. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun.. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın.» . daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. Sarhoşluk ediyordun. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. belki baştan ayağa suya batar. Sultan o kişidir ki. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. gam vaktinde bana sevinç verecektir. Ben de sana. Halbuki benim gücüm her şeye yeter. Şu hale göre Tatarlar.

Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. onun gönlüne perdeler çekilsin. o hayalden de başka bir hayal doğsun. Sen ne zaman dilersen. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. Bazıları da. asla o evden dışarı çıkmazdı. Nasıl ki Kuran'da. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. tatlı sözlerinde de. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil. onun günahı ancak şu sözdeydi. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. Ancak daha fazla açıklayamazdı. diyebilirsin. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. bir kısmı da onları görüp. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi. Peygamber Aleyhisselâm. Şeytan. sizinle çok savaşlar yapar. (M. lisanından dökülür. size bir ziyan vermesin. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. derler. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. son derece hoşlanırlardı. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin. müminin gönlünün anahtarıdır. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. Hazre-ti Peygamber. Ayağımıza el uzattın. bu günahı işle ve söyle. (M. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. Çünkü o çok meşguldü. Önce senin bir işin yoktu. içki içmezdi. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. sözünü bitirmişti. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. 15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır.» Bu. Onu görmekten. Ömer'e bambaşka bir hal gelir. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. O kimdir ki. Bu nedir? Korkudan. Bir gün. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir.:» (Sebe sûresi. ölüm sırasında yüz gösterir. ve velilerin özledikleri bir sevgili. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. yüz bin lezzet bulur.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir. Ama onun dostları. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. Ebubekr mest olur. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. Bazılarına da. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. İsa'ya gizlice secde etti.» Bu kırk sabah. kârın bu oldu. Peygamber i^in. onu arama yolunda can verir giderler. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. Ona bizim âlemimizden bir hayal. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. Yahya'ya. Bundan sonra öyle görünüyor ki. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. Her günahın ardından karşıma gufran gelir. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. öyle ulu bir zat olduğu halde.

Madem ki son nefesinde. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi.» dediler. söyle. Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? .' (Nisa sûresi.» dedim. Herkes sağa sola koşmaya başladı. gittiğin yol doğrudur. onu ziyarete geldi. «Pek güzel! Bu sofî değil. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. Evet. işte ben onun oğullarmdanım. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. âyette bildirilen. Her işi Müslümanlık olur. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M. Ama hakikat yo-nünden o. 'Allaha. safaya ne eksiklik verir bu. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna.» (Nisa sûresi. «Biri ben isem. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. istersen yürü. «Ben. Bu çok bir şey değildir. «Hayır! Bu bana iftiradır. Biri. gerçek mümin olabilir. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. işinden gücünden alıkoymak olur. mümin olarak gidersin. Kuran'a aykırı konuşmaktır. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. Hemen emir verdi. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. Ayaz gözden kaybolmuştu. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki.» dedi. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. ayrılacaktır. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez. Çünkü ayrılmak istiyor. «Gel sofî budur.» dedi. hele bir düşüneyim. Peygambere. diyorum. «Bu ne biçim şeriattır "ki. ona. bu cihanın renklerine boyanmadan. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. 60) yolundaki öğütler. Şemseddin her kime küfür ederse. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse. gerçektir. Ama sofîye. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. «Gel. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. onları gaflete sürüklemek. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. tembeldir. şu cihetten doğru değildir ki. Meclisten biri.» sözüne güvenir. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı.» dedim. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz. «Kuran'daki bu müjdelerden. Adı Âdem idi. doğru yola da yöneltmez. kıçına zahmet ver. bu lokma bana haramdır.» demek. Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm.» dedi.» (M. Bu yolda konuşmalar.» dediler. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. «Küfürlerini artırırlar. yani küfrü imandan üstün gelmiştir. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. önce iman ederler. o saatte iyi bir sofi idim. Ben sözü doğru söylerim. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. sonra kâfir olurlar. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı.» dedim. Halk. Allah. «Onu biz" ayırdık. söyle! Sofilerin edeplerinden.» Arkadaşlarım. o büyük zatın günlerine erişemedik. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım. küfürlerini artırırlar. Allah onları yarlıgamaz. O sırada. korkutmalardan. yüz bin kere daha korkunçtur. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. işte o kimse veli olur. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır. Firavun da öyle olmalıydı. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap.» dedi. bu lokma helâldir sana. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. şeriat yönünden iman sözü dile gelince. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. gidince söyleriz. halka Zaten halk. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı . terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin. Ama. Yolda aşırdılar.Gerçek iman. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. Bu. mümin olarak gidersin. Çünkü hakikatte. Şemseddin onun velisidir. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. «Nasıl istersen öyle say!» dedim.» dedim. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur. 135). dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin). onları kuyuya düşürmektir. neticesi halkı uyutmak. hep onu araştırıyordum içimden. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru. Eğer bu yolda yürür.

Ben kerem sahibiyim. beni konuşur. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. Bu keramet sahibi de. Bunlardan biri. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. Kelâm metodu ondan da çetindir. bu çok iyi bir şeydir. berrak su görüyorum. bağlar. kara kan. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. yeşillikleri pek hoş. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. cimrilik yönünden söylemiyorum. bir sır ve neşe var ki. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin.» derler. Ancak seni mazur göstermek. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa.» der. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. Diyerimki. O halde gerektir ki. hep kötülük. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. Onun tarafı. Bunlar. hem başı açık hem de feryat ediyor. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. bağışlayıcıyım. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. ağaçlar. Bu da saçma sözdür. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. Bu bir büyü gibidir. fânilik ve zevksizlik âlemidir. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. Öyle ki. onlardan değildi. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. Hele fıkıh metodu daha da zordur. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. derler. Onlardan utandığı için tekrar geliyor. aradığım gölge de senin gölgen-dir. benim tarafımdan daha güçlü idi. Eflatun işitti ki. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. gidiyor. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. Bu bana bir bahanedir. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. bahçeler görüyorum. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. kerem içinde keremdir. doğrudur. iki kişi yan yana oturmuştur. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. O. Cana can katan derya gibi geniş. Çünkü bu topluluktaki-ler.» Ben bu sözleri. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. gözlerinde ne bir kıl.boş duran atını gördü. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. ne de bir çapak ve toz vardır. Allah gölgesidir. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. her taraftan bana yönelir. Aşkta. Sultan. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. «içindeki o acı suyu dok de. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. kudret içinde kudrettir. Su ile dolu midenin.» derler. sözümde gerçeğim. onların bunu kavramasına imkân yoktur. onu inkâr ederler. Ona. görenler. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. lezzet içinde lezzettir. onu şefkatle kucakladı. sağlık esenlik getirir. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. Bu ilimlerin en kolayı. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". o konuda boş sözler söylerler. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. Şimdi pişman oldu. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. çirkinlik. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. O kerem sahibi de. gölgeleri. onlardan daha filozoftur. . Bugün. hep dünyadır. içi su ile dolu bir testiye benzer. Sende safra. Bunu onlar göremiyorlar. sana her zaman. Evet.

Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. Mevlânâ.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. o . başka bir istekte bulunmasın. Allah. «Ben güçsüzüm. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. Mevlânâ'ya işaret ettim. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. bu sırada pek dalgın bir halde idi. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. sır denilen o Allah vergisi. 94) Ona ebedîdir diyorum. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. güzel yüzlü görürsen. «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek.da ancak Allahdır. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim. her büyüklükten daha iyidir. ölüm ona olsun. Her kimi. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. nerdeyse donacaktı. söyle de bari onun işini tamamlayayım. cehennemliktir. beri. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. Her hangi bir kul. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. kış gününde dışarı çıkmıştı. o da yese. kan içer. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. ama ezelîdir demiyorum. Nasıl. 93) Şu halde. İşte öyle bir insan. «Allahm! onları koru ki. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. Gariptir ki. darlıklarım sana unutturur. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. insan sırrı ve aklı ile diridir. için öylesine açılır ki. (M. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. Ancak ilâç istemeye baksın. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. Biri de vardır ki.Mucizeler. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. ona uysunlar!» diye yalvardım. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. güzel huylu. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. Nihayet. bu. Nasıl ki Kuran'da. Çünkü. . Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. Birden hali değişti. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. eğer bütün peygamberlerin.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. adam susuzluk davasında yalancıdır. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. ben de bir noktaya işaret edeceğim. küfür bile etse gülersin. kerametlerden daha güçlüdür. o yer yaratılmışlarla beraberdir. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. kahkahalarla gülersin. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. yahut şekerli helvalar getirseler. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir. Şeytan'dır. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. Bu âlemin sıkıntılarını. bir söz söyle dedim. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. geniş gönüllü ise. Nasıl ki. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. Şu halde. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. insanın aklı durur. yüzünde. Hekimin karşısına gelen bir hasta.» dese gerektir ki. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. açık sözlü. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa.

sonucu yeter derecede lâtif olsun. Nihayet sen de bir din bilginisin.» dediler. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. bir gün şeyhliği de. pişmanlık öylesine gerektir ki. Ey ulu Allahm! Hacamatçı. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır. burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. Başlangıçtaki gidişe göre.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir. O dolaşmanın bereketidir ki. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım. «Vergilerinizi kaldırayım. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. gönülden evlâdıdır. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım. Onun seçkin evlâtları da öyledir. Ama. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir.» dedi. demeleri gibidir. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. Başka biri de vardır ki.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. (M. Allah da. (M. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. Bir doğuş yok. ikiyüzlülük. Teravih namazı için. onun niteliğidir. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın.A. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. Evet kımıldanıyoruz. benim dinim benimdir. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. gençlerden. sonra neşterini saplarsa. diye meraklanırsın. 96) Bu iş hesabı değil. O. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. meleklerin. söz benden ürker ve kaçar sanki. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. Bu saat hasret içinde geçmektedir. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. Sen.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik. O. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. bilinmelidir ki. 32). Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. sakallılardan. Şüphesiz sen hikmet sahibi. 95) O halde. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. O zaman. Siraceddin. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı.) candan. Bize henüz bir şey görünmedi. halvette dediler ki. kendisini bu mevkiye yükselttiler. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. işsizlik hesabıdır. «Olamaz. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz. Hazreti Muhammed'in (S. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. buradan dışarı acele çıkar gidersin. 'kancıklık etmediler. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. Giden gitmiştir. Bizim bir bilgimiz yoktur. «Sizin dininiz sizin. Şimdi. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. Ancak. bir daha böyle edepsizlik etme. «Bu güzel bir bid'attır. Kendiliğinden kalkıp gitti. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız. .» Evet.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

Her ne işlerse. Şu halde bu uygunlukta hem sureti. ama asla o işleri yapmayan. Dedim ki: Onların ululaması. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. Fakat bazen de hevadan. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa. diyordu. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. Daneye kavuşmanın zevki.) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. Başka bir cevap daha var. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. Hattâ adınızı bile söylememiştir. Oradan bu aşağılık âleme indik. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur. Ona fitil takarsın havadan asarsın. Derler ki. iradeyi bilir. Söylendiğine göre.» diyorsun. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. bu testi çorak bir su ile doludur. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. iradeye uygundur. hadis anlatıyor. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. Kandilin maksat ve manası ise. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir. «Ver bana. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. ben de. bize. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. Sana. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. kentler. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür. Kulak verdim. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). Ama. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. Ona dosdoğru güvenebilirsin.. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. Âdem. ama irade muradı bilmez. Nasıl ki. son durumunu. A. Ama uykuyu kaçırmıyor. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider.Şeyh. hem mana yönündendir.» diyorsun. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik. Bir kimseyi gördüğü zaman. Padişaha giden yol kapıdan geçer.. Şu halde. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki. Allah buyruğunu tutmayan kimse.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. Onun için. «Bu ırmak suyudur. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. Kapı dışından . İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. Bu sözü çok dikkatle dinleyin. şanım ne yücedir!» diyor. yahut sevdalıdır. Veriyorum.» Bayezid ise. uzaktan bir taş gördü ki. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi. Ancak. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. Başka ne . filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. O. «ininiz aşağı!» sesi geldi. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. Uzaktan. yavaş yavaş yaklaşdıkca. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. dane ve tuzak belâsı. Bu söz sona ermiş değildir. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir. 105) gibi birbirimize karışmıştık. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. bunlar ya divane. heybetle kendisine doğru geliyordu. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. bu varlık da meydana gelmezdi. onun doğuştaki halini. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun.» Dedi ki: «Ben. diye düşünüyorum. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. İş böyle olunca bir kimse. ama burada söz tehlikelidir. Murat. Sıcaklık soğuklukla. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem. iradeye uygun düşer. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. yani keyfine göre karar verir. Sarayda bir Padişah vardır. demek ki. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. Ansızın oradan. Bu hep böyledir. Uzaktan. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. benim halim o hal değildi. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. onunla çevreyi görürsün. ağaçlar henüz görünmüyordu. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. «Kendimi kutlarım.» diyorum. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. Buna karşı tedbir alırız. evet şeriat da vardır.

» «O halde şimdi konuşma.) zaten has kullardandır.» deyiniz. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. Ona ne güveniyorsun? (M. Ebû Said (Ebül Hayr).» dedi. yeniden anlatmak yoktur. Bana bir yufka yüreklilik. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. Ben de. Eğer sana gerekli ise. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum. «Ama benim derimi yüzerler. O sizden uzak olsun. Kendisine. Ama büyük ziyan olacak. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti.» dedi. ona ne demeli? Bu yüzden de. 107) «Ne diyorsun?» dedim. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. sana secde edeyim. Sadettin güldü. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. Ben ve Mevlânâ. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. daha ne olsun!» dedim.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. Hazreti Muhammed (S. Hep. Hoylu Muhammed bana. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. «Burada ne yapalım?» dedim. Ama ben korkmayan ancak Allahdır.A. başlangıcı olmayan zamandan. «Şemseddin. Şeytan onun yönünü kesti. Bu ondan değildir. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. Ama uygun görmezsem hiç söylemem. Babam bir yanlışlık yaptı. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse.» Hoşuna gitmedi. Erkekliğin devamlı olsun. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. geçimlerini. Gazneli Sultan Mahmud'un. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. bana hiç gayret gelmiyor. Ona bizden dinlediklerini anlatır.» dedi. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. o mana. bu buğanın kıçı sıkıdır. Eğer birisi. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum. Bana. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir. «Bu gece bizimle birlikte kal. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. Bunları gizlice kaza ediyoruz. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. ben onunla bir şey konuşamam. Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. Bu çetin bir konudur. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz.» dedi. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. Nasıl ki. Sözü hiç tekrar etmeyin. onlarda eksik kalıyordu. O istiyordu ki. senin bir zındık olduğuna fetva versin.» dedi. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. Ama bir kul ki. «Beynimi kurutuyorsun. Gel ki sana öpücük vereyim. Bir hadis vardır. diyemedim. Dün gece iki üç kere sizi andım. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki. benim sözlerimde tekrarlamak. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. «Bari gideyim bir çorba içeyim. yani ezelden ebede. Bizim bu Şahap da ahmaktır. onlar zaten hep içerdedirler. «Ulu Allah. Sabah namazından önce .» Bana. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. Buna razı değiliz. Burada.» anlamına gelen bir âyet vardır ki. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki. O zaman söyleyeceğim. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. Dua ediyordu.» anlamındadır. «Eğer bana gelirse koyver gitsin. bir ağlama hali geldi. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. söyleyin de bari hoşça. zahirde göründüğü gibi değildir. onların niteliklerini yaratmayı. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. «Ona sus dedim hele. o bizimledir. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır. eski konuştuklarımı tekrar edemem. Bu doğrudur ama Kuran'da da. bunun.» «Git!» dedi. «O her gün yeni bir haldedir. Ben bilmiyorum. Karar verildi. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. îş verir. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler. lanete uğrarsın.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. Mevlânâ Celâleddin. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. sen sus hiç konuşma. Ne desem ona uymak yaraşır. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. bana kulluk etsinler. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. sonsuzluğa kadar böyledir. varlıkları. O da. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. 'Cinleri ve insanları yarattım ki. Burada büyük tehlike vardır. anlamaz. (M. Nasıl ki kul da hep onun halindedir. O. Meğer bizim gözlerimiz körmüş.» dedi. O şey ki yoktur.

yerindedir. Bilmiyor musun ki. (M. Biri dedi ki: «Bir sorayım. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. Büyük bilginler böyle ölü gibi. Ama Padişahın yüzü ekşidi. işin içyüzünü açıkla. Yüzünü ekşitti. o güzel huylu Sultan Mahmud. bi Padişahtır. Eğer hiç konuşmasa. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. avucun dolduysa dökmeyesin.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz.çadırı kurdu. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. başka bir yönden de anlatılamaz. Bu dünyayı görüyorsun. o kılavuz kaçmadı. Alemde. sen de onlara cevap vermezsin. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar.» dedi. bin kelle bir pula giderdi. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. meşgul idim. nasıl bilmem. Şahın buyurduğu gibidir. ne vezirin. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. 109) Gönlüm hoş oluyor. ona niçin cevap vermedi. ama beni başka birisi çağırdı. iş istediğinden daha iyi oldu.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. bir ah çek bari! .» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. Ama çabuk söylemiyorsun. Bu iş medreseye gelmez. Ağzını açsa. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun. ölümü sırasında cesaretsiz davrandı. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum. O Bayezid de. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. namazdan önce birer kurban keserlerdi. imam efendi. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. Hazreti îsa da. Sadettin-i Hamavî. Böylece yapılan iş boş değildir. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. Ramazan boyunca. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz.» Öteki cevap verdi: «Yallah. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim. «Evet. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. Yiğit gerektir ki. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin.» (M. Ama ben onların lokmasını yerim. Onun gülümsediğini gördü. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. Salikler o yoldan giderler. böylece bu dünyadan. sözlerimden incindi. onların o kurbanda rızıkları yoktur. Herkes malını önüne kattı. Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim.

diyorum! Ama. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. Sende o zevk sürekli olmalı. neşelenirse söze başlar ve konuşur. konuştukları. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. o. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. Nasıl ki. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. Şu halde o kimse gelir. derler. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. bitirdin. o önceden Allahya dönmüşse. sen geldiğin zaman biz de. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. Biz ölçtük. deseydim. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. onlardan bir şey istemek vacip değildir. Konuşurken tatlı. onları tek renge boyayalım. Sonra da batmanla içer. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. biçtik. Allah cezbesi gelir.Sen. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. şüphe yok ki aklı kaçırır. Onun sesi bu âlemde değildir. Gerekmez ki. «Nefis ölmüştür!» diyelim. düşmanlarımızdan demiyorum. (M. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. kuru ve tatsız olmamalı. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. Düşmanlarımızdan. akla gelen ilk sebep budur. O Şeytan. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. o geldi. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. başka bir şey yapmazsın ki. Çünkü onları senden işitti. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. güzel ve zevkli konuşmalı. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. Söz vardır ki. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. dedi. (M. bir cevap söyle. kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. İşte görmüyor musun. N. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. söz hem öğretici. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. Söz. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . içtik. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. hiç hayır demiyorsunuz. Bu böyle olunca. bu sonuna kadar sürüp gider. Ya bir hadis. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. Siz bunu arzuluyorsunuz. Burada bilginin. Eğer biri dese ki. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. o hal diliyle konuşuyor. evde ne varsa tüketirsin. elinden âciz kaldı. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. içimize düştü! Ama onun düşmesi. Ama gerektir ki. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. Allah yine bizden kapacaktır. diye konuşuyorduk. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der.» dedi. bir tekmede o engeli yıkar. Kabristandan geçerken. Acaba bizi. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. Allahya ant olsun ki. oralara git. başka bir küpten içersin. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. kimdir o aklı başında olan ayık ki. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. gözün akan suya döner. işitmek istemiyorum». Görüyorsun ki. Şeytan senin karşına çıkamaz. îş-te o yiğit geldi. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. dostlardan olurdu. O sırada hatırından geçti ki. O başka bir âlemden gelen bir sestir. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . bizim sözümüzü kessin. Tenin aradan gider. Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. Yahut her kim çok sarhoş olur. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır.açıktır. Kendinden bir söz konuşmaz. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. Nasıl ki şu duvar. ancak sırası gelir. her tarafa çekip çevirebilirsin. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. kulaklarımı tutmak istiyorum. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. hem de açık olsun. Devamlı şarap. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur. Ama. böyle soruların cevabını vermez.

» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. Nâsih. O değişik renkli de olamaz. senden yeni sözler istiyorum. O nasıl sır olabilir? Evet. söylerse de belli olur. Ama. Sana kulak veriyorum. Bilmeyenlere göre sır yoktur. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. «De ki. derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. Mecusîlere kadar gelmiş.» Hazreti Peygamberin. onlar?. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. O zaman adam. alçalmıştır. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir.» dedi.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. Sır. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır. şaraba dayanamaz. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır. Bunun âlemde bir yankısı yoktur. Önce ona bütün yolları kapadım. şarabın etkisi altında kalır.» demiyorum. Ama o. «Evet. hiç anlaşılmaz. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M. «Hiç inkâr etmedi.» dedim. işte bu inkârdır. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı. 112) çağırdı. o. Ben de başımı sallarım. Artık bunu yapmama sebep yok. zevk alıyorum. Nasılki Senâî. onu tamamiyle anlamadı. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. harap etmek galiba güç geliyor. Ancak o kimse ki. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve . 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. Mademki. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M. Ben de.» dedi. onun ayağına vurdu. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. evet!» derler. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da. Nerede o insan ki. Bu âleme geldi. onu doğruluk yönüne çekiyorum. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. içinde bir sırrı olmasın. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. çalışamazlar da. bir yerimiz kırılmasın. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı. çok iyidir. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. Va'd de Va'id gibidir. bu sözü kapayalım. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki. Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. bu yüzden kavga çıkarırlar. Başlarını sallarlar. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. mensûh gibidir. Semâm hakkını vermedi. onun ışığından ve kokusundan anlamaz. bir sır ki. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. «Hey. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. işte Hallaç garip kişi oldu. «Söyle ama olacak şey değildir. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. Allahın seçkin kulları yok mudur ki.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. söz söyleyemez. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. susmak yüzünden. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. sır olur. kimse ölmesin. göre her şey açıktır. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler.» dedim.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam. gördü ve gitti. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. «Etti!» dedim. Yahudilere ve. Hallacı Mansur da bunlardandır. onun başı da belâya girmez. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. hem de manevî inkârda bulundu.

) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. Onu görmeden aslan tutulamaz. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir. Hazreti Muhammed'e (S. karşına bir perde çeker. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler. velilik ve peygamberlik. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum.A. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. bunu Muhammed'in (S. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. saadet kimyası odur. «Artık onun sözlerini kırmadım. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. bu hadisi. Böylece susarsın. Sofî de sürünerek olgunlaşır. nebinin mertebesine erişemez. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. Hazreti Muhammed'i (S. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması. bir bulut gelir. «Onlar uyumaktadır.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir.» Ama o kimse ki. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz.) söylediğini sananlar kâfir oldular. tartışma böyle olur. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. bir zaman da sana soğukluk gelsin.ayağına kapandı. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. sen de böylece sözü altından anlıyorsun. Şimdi de böylece farz et. Ama su kalır yerinde.» Bana öyle geliyor ki. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. A. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön.» dedi. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. Ebubekr'den nakletmişti. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim. bir zaman ondan hoşlanasın. Bu bir iş hesabı değildir. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin. en kestirme yoldan kuşkularını giderir. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: .» dedi. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi. ne o saadet bununla ölçülemez. «Hayır. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. O halde. kendini görmektir. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar.» buyurulmuştur. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma). Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır. ben de mutluyum.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. o. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın. İstiyorum ki.» O da. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki. her Peygambere bir özellik verilmiştir. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin. ancak sözlerin alt tarafını anlar. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. «Ama sonra ne yapayım. dostluk hesabı da değ Idir.» Dedi ki. Yoksa ne o kitap. A. denetleyelim. 114) Ev birdir. Ant olsun ki. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük. yüz öpücük kondurursun. Bugün o bir gerçektir. kendiliğinden. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi.» dedi. Saman. o sana dönünce sen de dönüverirsin. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey. harekete gelir.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. Eğer inancında kuşkun varsa. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M. (M. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. ne o kimya. Bir aralık. Senin olduğun yerde dost meydandadır.» dedi.

mananın da değişmesine delildir. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. bıyığını birer birer yolsam. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. Allah sıfatlarındandır. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. dedi. dedim.» Bana. işte o gönül alçaklığı.» dedi. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. Ona dedim ki. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. bu arada. «Niçin?» diye sordu. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır. şeyhlerden kalma bir töredir. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir.» dediler. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. başına vurarak dışarı fırladı. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. Allahın öyle kulları vardır ki. benim emrimle gelir. «Bana ziyam yok. dilerse arkasına atar. benim emrimle gider. diye cevap verirdi. Başını çevirdi. Maksadın ne olduğu belli değildi. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. Buyurmuşlardı ki. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. dilerse bu perdeyi önüne çeker. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. Biz görmedik. kendi zatını gizler ki. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. onlara Allah sıfatları yol gösterir. «Yolunu şaşırmış. Dostlarla da beraber olurduk. o da bana gücensin ve yolundan sapsın. Göreceksin. Bugün benim nefesimi kesiyorsun. Sözün değişmesi. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. şaşırdı. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. bir söze başlamıştım. nefsinle buldu ki. Peygambere karşı hâşâ. Kelâm yani söz. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir. Orada ne dolaşıp duracağız. «Niçin gitmiyorsun. Şu halde sakalını. Ben bir kaç örnekle yetindim. Aşk yolunun belâsı. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun. Hayır asla. Her şey benim emrime boyun eğmiş. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. bu yemek bana ziyan verdi. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum. hep ben ve biz sözündendîr. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. Bu manadan. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. onları perdeye sokmaz. (M. benim hükmüm altındadır.) Hira dağın-da halvete girmişti. derler. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. çilede kalmayınca. onları koparalım. Mevlânâ. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. gibi sözler vardır.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. A. Bu.» dedim. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. Bizimle ilimden konuş. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. Çok makbul kullar vardır ki. Ansızın bir «Ah!» çekti. ama öğrenmeye heveslid r. sana devamlı bir halvet hali gelir. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. .» demeyesin. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. Hatanın kaynağı odur dedi. davetler oluyormuş. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. (M. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. O senin nefsini. Öyle bir durumda olursun ki. Ancak sen bunu biliyorsun. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. eskiden beri böyledir. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. hayır derdi. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. gözler de. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. hep yalnız kalmak istersin. Bu. sana yazı öğreteyim. Ah. Allahın mucizesi olmaz. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır. Kelâm sıfatı ile görünür. Çünkü Allah. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. dedi.

O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. Ben benim. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. Onu daha beter bir hale getirdim. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M. Gelemiyeceğim. «Bu adam delidir. Benden sorular sordu. ölümü hayattan üstün tutsun. artık oruç düşüncesinden. bunu ya tımarhaneye götürmeli. zincirlere vurmalı. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. Kâfirler ve onlara uyanlar. Sendeki o kutsal kuş. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. Bana nimetler verdiler. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. . Çünkü ruh uçtu mu. «Kalk namaz kıl!» dese. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. Onun da bir müridi vardı ki. raks etmeye başladım. (M. Bu divanedir. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. Kulağını bük de ağlasın.» dedi. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. 118) Meğer divane olsun ki. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. ölüye. sonra buz gibi soğurlar.Muhammed Gûyanî. beden kuyusundan bir uçtu mu. şüphesiz diri kalır. onunla birlikte gideyim. «Ben onun şehrine geldim. Böylece kurtarıyoruz. Mevlânâ alnımdan öptü. Ama kendi hayatım göremeyen. yahut öldürmeli. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. el çırpıyordu. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. ilişiklerini kesmişlerdir. diyordum. sende de hal mertebesi var. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. Ağlamıyorum. Çünkü zorluk olur. Dedi ki: «O kim oluyor ki. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. görülmüş olacaktır. elif iki esre. Ancak Perir ağlıyordu. bırakmazdı geleyim. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. Allah dilerse görülecek. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. aklı başına gelsin. özürler diliyor. meydanda top oynar. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. her gün sopa atmalı ki. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor. ama şimdi ben sen oldum. «Hayır.» der. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. arayın! O Şemsi göremedim. O. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. Nasıl ki. hizmetler ettiler. Bana diyor ki. bende bu yoktur.» derler. Kalk gidelim. Yakışık alır mı ki. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. Biz birisine bir şey söylüyoruz.» diye bir ezgi tutturuyor. bütün akıllılar. Bana bir hal geldi. kalk. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. kâh onun sözünü kabul ederim. Kim. o da onlar gibidir. aynı sebeple. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. bunu tımarhaneye götürmeli. Kâh bunun sözünü dinlerim. elifin iki üstünü var. gönlün de benim hükmüm altındadır. «Elif iki üstün. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. Meğerki. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. topa çomak vurur. evine konuk oldum. Onlarla demiyorum. beden ölüdür. divane olmuştu. Ama o kimse ki kendini feda eder. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. namazın utancından kurtulmuştur. diye düşündüm. Bir kaç adım gider. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. çelik çomak oynamak nerede. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. onlar ne yaptılar. Tusî. Bir Haç sarık parçası verdim. Şu halde bilmiyor musun ki. Çeşme başında oturttum sustu.

(M. Allahnın işi böyledir. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize. bize inanarak değil. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. ondan yüz bin nişan bulacaksın. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. Ben. Şehirde hangi kadın vardır ki. öylece kaldır. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. gelecek hafta başka bir şey olurdu. Güldüler. Mademki insaflı davranıyorsun. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. «O benden daha soyludur. ancak «La îlâhe İllallah. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. Kadı Honci ona çok saygı gösterir. kâh şaşkın duruyorsun. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. Ama bu. Halbuki. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı.» O gerçekten bize bağlı ise. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. başlık parasını önceden verir. bende o kudret yoktur.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın.» dedikten sonra başlarlar. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. bedenimde bir titreme başlar. bunları yüzüne vurmazdı. onu benden üstün görür. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz. Müslüman bütün hileleri bilir. «Elimi mi istersin. der. Altın. özürü vardır. istersen vur onun parmağını kır. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut. Elimi tuttu. . İnsan sevdiğini çok anar. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez.» der. Peygamberlerin aklına sığar. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. medresemiz. Kötü hayaller. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. yüzüstü kapanır. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. Halbuki kâfirler. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. Sana da temiz. Anadan doğma körleri bile gördürür. Hele o sevgili. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur.» dedim. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. Parlak. Kâh hayal kuruyor. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. Yahut yerine koyar. yetkili kişidir. onun birliğini isbata. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. Kul öyle bir durumda kalır ki. Tâ bir hafta onu oyaladım. Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. mescidimiz var. Ama nereye gider? O senindir. Bir kaç gün içmezsem. sizin aşkınızla doluyuz. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. O azık. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. İçiyorduk. «Bu benim işim değildir. «Güzel söylüyorsun. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk.» Ben utandım. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah». bugün de sana ulaşır. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. Hakkı elinde tutan felsefeci. yoksa kitabı mı?» dedim. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. düşer. aydın ve güzeldi. (M. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. kötü hayal değildir. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. mücevher değerinde olabilir.» derdi. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. Onlara. benim önümde şarap içmeyin demiştim. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut.

Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı. nefisten gelen bir davranış değildi. seninle birlikte başka dost seçmedi. sana düşmek tehlikesi görünüyor. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. Ben inkârla cevap verdim. Bunu bilirim.» dedi. Ondan sakınmak gerektir.. ama bunu sana hiç açmadım. «Evet. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. ben söylemeden bana hizmette bulunsun. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse. «Kendine gel!» diyordu. Artık geçen geçmiştir. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. Eğer o. Ama.» derse.» dedi. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. Allah nerede? Şimdi ne . sana döndüm. Ama bu. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. Allah bilir dedim. seni halvetde ziyaret etti. O Allahsal öfke idi. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar. sen de temiz kalplisin. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. bağışta bulunmaktır. O sana geldi.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. ben de bu işten vaz geçtim. Bununla beraber. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum. Hızır el çırptı. ama Allahtan korkuyorum. Şüphe yok ki.» der. Dediler ki: işte sen böylesin. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. hiç bir şeyim yok. Bu. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. Bir sürü hikâyeler anlattım. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim.» (M. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz. Allahnın has kullarında. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım. beni korudu. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. «Dilediğin şey mümkündür. Öteki peygamberler demiyorum. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. yoksulum. çok ateşlenirdim. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. Zaman olurdu ki. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. cimri likten değil. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. bu noktada duruyor. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur.» diyemedi.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. Bunlar kendisinin oldu. o başka yönden geliyor. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin. Allah o işe yardımcı olur. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. «Ben fakirim. 122) Bilir misin sen kimsin. Allah korusun. Bu. Hızır ona öfke ile cevap verdi. «Eğer senden bir şey sorarsam. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet.» derim. ondan delil istenir.» dedi. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı.» dedi. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. (M. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı. bir nifak var ki. «Acaip. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. Ben artık güçsüzüm. ama böyle bir davranışta bulunmadım.» dedim. mal vermek. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da. ben de. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum. sen öyle yüce bir kişisin ki. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu. O delil ise. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu. Bunun üzerine kabul ettim.. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın. onlardan faydalandım. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. seni dinliyorum. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. İkinci defa sordu. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. kötü bir düşme değil. bundan daha hayırlısı gelirdi.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu.

Saki uyuyakalmış. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. Şimdi benimle yaşamak zordur. İlk Allah gayretine engel olmak ister. Bana mal ve makam vaat edenler. 125) Şimdi dilekte bulunmak.» diyorsun. (M. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen. incinmem de yaratılışımın gereğidir. Ben teklifsiz. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. sözünü dinler ve anlarlar. «Ha ha. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. bu cevaba kızmadı. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi. böyle yaparım. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. Araya ne evlât. ne de başka bir şey engel olabilir. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. pervasız bir adamım. Çünkü arıyordu. Çalışın gayret edin ki. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. Nasıl ki. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. sen de ona uydun demektir. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki. Baharda yarin yanağından uzak olunca. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. Size gideceğiniz yolu öğrettim. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. «Bu ne sözdür!» demedi. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. diye dikkat ederim ki. yapabilir miyim.» dedi Hızır. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. mum sönmüş. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Musa. ona darılmadı. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır.) başından geçmişti.» dedi. nasıl dedin?» diye bilgi istedi. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez. A. Dileğiniz öylesine hararetli olur. öyle bir âşık idi ki.» diyorsun? Evet. araya bir engel . alabilirsin. Senin keremin bize ışık tuttu. Benim bir şeyden hoşlanmam da. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. Benim de bir aradığım varsa.» «Hayır. Bu sözü kendimden söylüyorum. Ama sadece. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. Bu Hazreti Muhammed'in (S. mülk. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. arada hiç bir perde engel olmasın. Ancak Allah gayretidir. aşk tutkunluğundan idi. mevki ve yüce makamlar verirler. Eğer o olaydan size (M. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. O dilekteki şiddet ve hararet.

» Yüş'a geri döndü. zahid kapkara kesilmiş. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun. bana bağışlayasın. ama o engel olmuyor. Bundan dolayı beraber gelemem. Ama başka bir vakit anlatacağım. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. Musa. Zorunlu hallerde. Bizim şehrimizde de böyle idi. Mevlânâ da onu biliyordu. Ben. arkadaşına. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti. uzaktan onu gördüler. «Bana uyacak mısın?» dedi. bu da şeriatta yazılıdır. namaz kılmazdı. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. «Kendi katımızda ilim öğrettik. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür. Suç delillerini de o bilir. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. Yüş'a.» buyurmuştur.» Bu. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. Ulu Allah. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. Bu da onun için gerekliydi. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum.» yani. Gördüm ki. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. (Korkudan) kaçtım. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım.» diye cevap verdi. Aşağıya bakıyordum. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim. okutma yolu ile. Musa'ya bir şeyler sordu. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. belki o dervişe hoş gelmez. Bu Allah için bir iş.girmesin. «Sen daha ne gördün ki. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. tekkede. 126) Mutlu insan o k.» dedi. «Onu alıp getiresin. şeriatta fetva vardır. «Seni uyandıracağım.» dedim. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır.» dedi. bir deyişe göre kırk yıl. bir şey yiyip içmeyen ölür. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. Bize ikiyüzlülük yaparsa. 127) Diyordum ki: Seyyid. Daha dikkatli baktım yüzü de. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. ilâç içmesini tavsiye ettiler. hoşa gitse de. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. ağır hastalıklar geçirirdi. . Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. Hızır'ı överken onun hakkında. seni yaratan Allah aşkına söyle. O ilâç almadan geri durmazdı.sidir ki. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. benim için övünülecek bir haldir. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. Hep perhiz yapan. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez. O ilim medresede öğretilmez. O Hakkı bulmuş olan. (M. onlara acırlar bile. iki denizin birleştiği yere geldiler. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. Zahidlerden biri hastalanmıştı. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir.» dedi. deniz üzerinde yürürken. Başka bir zahid. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. Musa ile Hızır birlikte kaldılar.» buyurulması da başka bir iltifattır. bu yüzden saçlarını yoldum. Hele ona ayrıca. Ancak bu. Musa. Bundan daha güzel ve tatlı. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. kıbleden dönmüştü. Adamcağız. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. O kimse de. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. Şimdi. Bu hukub. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. o kız kardeşe ve damada. Şimdi. «Sana anlatacağım. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. «Ödünç vereyim. Müride soruyorsun. (M. ateşinden gökler tutuşur. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti. ondan davacı olasınız?» de. Musa'ya dedi ki: «Ben. Bu Musa hikâyesi. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. Hızır. Hastalıklardan dimağını korumak. gitmese de öldürür. Çünkü çok çeşitli. biraz duman çıkmaya başladı. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. evet. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. Sultan bir defa ferman edince. Musa ile arkadaşı.

Gerektir ki. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan. o sırrı. Benim yârim benim gibi olaydı. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O. Bugün. rahmet olmaz. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. kadını boşayacağına yemin eder. Halbuki bu iş. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. gitmek olur. Bugün söylediğim sözlerin anlamı. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler.» Görüyorsun ki. dedim. Başka söz konuşmam. Bu gönül asla yalan söylemedi. Yani bu o demektir ki. Sen de tanıklık edeceksin. yine gam yemezdim. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. Ancak. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali.» dedim. emrin tatlılığını da anlardı. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. Bu da onun dostlarına ait olur. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur.» buyurdu. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. Bazen namaz kıldığını da söylemez. yol ortasında durmaz. hatta sarı benizli görünür. Senden cüppe istedim. Bundan dolayı. Erkek kişiye asla. doğru yoldadır. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. Her biri saf altından söz açar.» dedi. Emirsiz gelmek. Nasıl ki emir-siz gitmek de. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. yahut akıllı demezler. o burada başka türlü yaşayamaz. hatırından bile geçirmeden. eğer onlardan ise. en güzel cevherler saçarlardı.» dedi. 128) Ancak sizin için haramdır. ama çarçabuk söyleme» demiş. zaman olur ki. Hele mal dağıtmak. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. «Sana vasiyet etmek istiyorum. tlâcı da bu şaraptır. biraz güzellik gönül için güvendir. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. On kere okurum yeter. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. «Evet. Bize gerekli olan. Meğer kalenderlik yapıyorsun. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. Ona baş işaretiyle. kalp huzurudur.«Bismillah. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. Şems kalmıştır. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi. doğru sözlü olur. Erkekse. sen onunla konuşamazsın. «Kadına şeyhlik gerekmez.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum. Ama bu söyle-nememiştir. (M. biri. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar. kadınsa. her ne yaparsa daha iyi olur. (M. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler. Bu ona hiç yasak değildir. kendi kendime. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. O kimse.» dedim. Emir gelirse uymak aynı edeptir. birinin bir rahatsızlığı vardır. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım. soğuk düşer. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. Diyelim ki. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. ona izin verirsiniz. gitmek demektir. konuşan adamsın. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. Emri görünce.» dedi. acı duymazdım. gönül sahibi. başıma şeftali dikilsin. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. kadına asla gerekmez. Nasıl ki. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. «Ben ilim şehriyim. «Tanıklık edeceksin. İster . «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı. Ama elbette makbuldür bu. Onu övdü. Ben onların özürlerini biliyorum. Ama bu adam ölecektir. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır.» dedim. Emir almadan gelmek de. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider. Dost yüzlü. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. Şimdi. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. sana sevap olur. bunu bana daha açık göstermek istedi. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi. kâh kılınan. bilirim ki. Bâtının zahiri olduğu gibi. derler. önce o baş işareti sana neler söyledi. Ali de onun kapısıdır.» derler. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım.» dedim. Ancak Allah. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler. Eğer bugün onu gördümse şimdi. Gönül hoştur. ne söylediğini anlayamadım. ölümden sonra o da söylesin. «Şunu dikiver. bu hal de beni yaralamaz. gelmek sayılır. ruh sahibi. Bâtın namazı. Şimdi mademki bahtsızdır. Emri göremediler. Onu da göreyim. Onun için bir yer düzelttik.

O bizimdir. benim hoşuma gider. (M. ister sıcak. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var. Ben şeyhimi görmedim. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım. Ben ancak Mevlânâ için geldim. ağrısı dinsin. Ötekilerini de. Dün. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. yalnız kendi işini görmek. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. Hizmetinde bulunalım. Bu niçin böyle oluyor. belki bir şeyh vardır. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim. Ancak hırka vermez. ayağımı size doğru uzatmışım. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. hem de Hak adamı vardır.» «O geçti. ayağını uzat da üzerine koyayım. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim. O selâmı onun için verdim. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur.» dedim. Hele ne gerek vardı ki. düşmanlar. aşılırsa o zaman o da verir. bir de Mevlânâ'nın. Çünkü onun hali bütün dostlar. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı. «On altın verilsin. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar. dedim ve hallerine acıdım. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. (M. Şimdi bu suretle hırka vermek başka. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. Kadına.. «Vazgeç. Allahdan bunu dilerim ki. Gerçi âlem boş değil. «Bu hırka Şems'indir> dedi.» demesi başkadır. ancak şu kadar öğrendim ki. derim. anlayışına bir başkalık gelmiş. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür.soğuk düşsün. Nihayet beş altın çıkardı.» dedim. onu sükûtî ve kapalı kılar. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse.» dedi. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. kendisinden söz nakledenlermiş. Ona saygı gösterelim. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. Görüyorsun ki. Ben de. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. «Gelin bana mü-rid olun. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. o yine bu sıfatta idi. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu. mal. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. Ancak ben de. edep dışı uyumuşum. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım. Birinin böyle aşağıdan alması. .» der. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı. böyle yaşat ki.» «Hayır. En çok incindiği kimseler. «Bize bir hırka ver» diye direnir. Görmüyor musun ki. «sakalımızı kestir. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. köpekler kurtulur da o kurtulamaz.. O nerede.» derdim. yüz bin ödül veriyoruz. onda var mı yok mu anlayayım. bunların kaynağı hep o. Ancak onun içinde bir duygu var ki. Düşünmüyor musun ki. Gizledim cehenneme gitmesin diye. dağlarda tutmuyoruz ya. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. ağlayarak. 131) Onda bir zorlama yoktu.» «Mevlânâ gelsin ele versin. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. olsun! Ne yapayım. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. ayağım getir.» dedi. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler. Dün gece yine dostları arıyordum. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş. biri gelir de zorla. «Şimdi de kulağım ağrıyor. Onun kendi şeyhini de göremedim ki. Eğer Ulu Allah. Daha sonra. Bahaeddin nasıl ki o gün. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. Her birinin inancına. Hatta derler ki. nebilerin. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri. sonra hal hatır sorarım. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı.» demişti. «Onu bana ver. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. Bundan şüphe edilemez. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi. onlara doğru yolu göstersin.» dedi. Önce onun işini yoluna koyar. bizim olasın. Belki bin defa söyledim. dileğine. Kera geldi. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. gönül alçaklığı gösterdi. ekmek ve gönül var. çanak. Mevlânâ da Hak adamıdır. böyledir.» dedim. uzaklaşmıştır. Hep onu şöyle idare et. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. Çünkü bize yabancı kalmış. mülk verdi ve öldü.

133) Henüz pekmez satıyorsun. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. 132) Ona ne diyelim ki. duaya bel bağladım. Kitaptan. yer yer gezdiremem. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta. Onlara karşı da heyecanın artar. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider.» dediler. dersten kaçar. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. «Henüz vakti gelmemiştir. 'ama bu böyledir. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. Biri kaçar kendini kurtarır. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. Eğer. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. Çünkü o oruç. îşte onda hiç ümit yoktur. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. Bu.» derim. Her işin bir zamanı vardır. (M. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. «Ben dinleyeceğim. Bu hikâye uzundur. yabancılık göstermektedir. Nerede kaldı ki. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. ağır davranırlar. o da laf arasında konuşur. Bu bir nimettir. onlar ile yoldaş et! dedim. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. her külhanda dolaştıramam ki. Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. Bu çocukta ümit vardır. Öteki bu sofranın başına koşar. Mevlânâ buyuruyor ki. Kuran öğrenmeye teşvik eder. benim seninle beraber olduğumu bilsinler.Çok ayrı düştük. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri. «O halde biribirimizle uyuşuruz. onu geçebilsin. O İdristeki mana ise daha manevîdir. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. (M. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. Semerkant. her dükkânda çömelirim. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. Ben de. sarf etmiyorsun. Ama kendi kendine. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. «Geç!» derken acıdan korkuyor. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. o demektir ki. Ben söze başlarım. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. niçin onu düşüneyim. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. nimetin elden gitmesine acıyor. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. Evet. İyiye. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. başkalarının şiirleri! . benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. Benim bir âdetim vardır. Bu çocukların ikisi de kararsız. O ise vekarlı kişidir. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. Gariptir. bundan daha hoştur. Acele edersin. Mevlânâ diyor ki: Filân. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. dönek tabiatlıdırlar. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. ben de.» derse. öteki oruçtan tutmuş olasın. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. O.» derse. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. dün gece raks ediyordu. bu ağzı mazeretle açasın. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. acele ederler. Ağır davranırsın. «Ben ne bahtsızım. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir.

Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. nebinin ayak tozuna erişemez. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. «Ona el yetmiyor.» dedim. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku. okşayıver. Sonra gönlüm razı olmadı. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. Doğru söze tevil gerekmez.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim. sana gevşeklik ve arıklık verir. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. Şimdi beni en çok korkutan nokta.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. o da temizlendi. dostun mektubunu okumuyorsun. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. bu sözümden de hayrette kaldım. Mürit.» dedi.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. Yüksek sesle. Ancak onun vechi kalacaktır.yetmiş kere açıkça görürüm. ancak dostların yüzüdür. (M. çünkü âşık idi. Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. (M. Şimdi yüz bin Bayezid de. binlerce veli. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür. Kaldı ki. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. Bunu niçin anlatayım. Dün gece dedim ki. . yoksa haram mı?» «Helâl geçti. mest. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele. Kadı ona yan yan baktı. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. Ben artık ense. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. önce bana sevgi ve saygısı vardı. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim. Şimdi sen söyle. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı.» Ancak. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. Sevgiliyi arama yönünde öldü. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez. Beyit: Nice sevgili. Tekrar sordu: «O halde söyle. O halde nasıl reva görüyorsun ki. nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. Niçin. «Onun etrafında dolaş. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. Söz.

Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. arayanın nişanıdır. Zaten taklitçi. hararetli hararetli söyletir. evvelkinin dışında olsun. Onlara bir şey görünmez.» der. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. Âlemde. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. Diyelim ki.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. bâtın manasını ki ona. Musa'dan başka oldu. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim. Ama. sonra da bir rahatlık duyarsın. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. Yakîn ve yakînde şüphe. On beş yıl sonra da onu konuşturur. Kuran'ın içyüzünü. (M.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. rahatları kaçar. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. Bu. benim için ne gam!» cevabını alır. ama ikincisi daha manevîdir. Asıl aranılan da o mertebedir. ne onun bunun şiirinden. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür.» der. iblis.» deyince de. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince.» buyurulmuştur. Eğer. Bununla beraber. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. senin benliğindir. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim. hem de yakın mertebesinde kaldı. ıstırap çekerler.» sözünün delilidir. İyi bil ki. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. «Onu göremezsin. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. Bu takdirde. Akar su pislikleri beraber sürükler.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. dersin rahmetini yine o götürdü. yolcu odur ki. Yine âyette. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. bâtının bâtını perde çekmiştir. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. Su vardır ki. sakalı ile kapıda kalsın. Allah korusun o bir sapkın olur. ben sözü çıplak. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. «Ben de üzülüyorum. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. Evvelkisi manevîdir. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. Allah yolunun başıdır. O hem şüphe. «Sana daha çok yardım edemiyorum. o dağ. sana ansızın bir öfke gelir. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni. O. bu deyim manevîdir. ama başka bir su vardır ki. müminlerin ilkiyim. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz. Çünkü mademki ben diyorsun. ama o gözleri görür. O zaman iş şüpheli olur. Hakkı arayan. «Onu gözler göremez. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. Bu sözler hep arayanın sözleridir. Bunlar Hak yolcularını görürler. onları geri çevirmez. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu. (M. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. Ama tekrar söylemek gerekmez. Şu halde kendisini özleyen. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. O. ona. alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer.» Başka biri de. Bütün bunlarla beraber diyorum ki. senin araştırma . gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. «Ben. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. o saçı ile.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. O felsefe yaptı. yoksa aranılanın nişanı değildir. taklit yolu ile değil. İşte şu. «İster olsun ister olmasın. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki. Hakkı arayan gerçek.» der ve «O halde. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır. içindeki pisliklere dayanamaz. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. Görünen her nişan.

O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. o uyanır. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır. benim için zahir bilgisi sayılır. Sen de o umum istekliler arasındasın. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı. Hazreti Muhammed (S. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı. Ömründe hamam yüzü görmemiş.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. o divanedir. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. «Yoldan. (M. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı. beni ihtiyarlattı.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun).. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. Ama cevherle iddiaya girişir de. yetim inciye asla değer biçilemez. «Dur. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. Nasıl ki. ister uyumuş olsun.A. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. velilerle nebilerdir. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. Her türlü pişmiş et gaz yapar. «Ben seni çağırdım. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. O zaman o kimse direnmeye başlar. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. demektir.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. Kuran'da. ister ölmüş bulunsun. Dinde ve işte geri kalmışlardır. arayanlarındır. onlara yardımcı olurlar. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. «Hud sûresi ve benzerleri. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. Allah seninle beraber olsun derim. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur.» «Evet. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. Hep kolaydır. Bundan sonra da ben konuşacağım. (M. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. işler düzeldi. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın. akıllılardan değil. ama bunda pek az gaz vardır. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı. Ama bu ayrılış dileği değil.139) Bu bir feryattır. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. Şüphe yok ki. Bayram geri geldi. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür. yedirir. Kendinden söz söyleyen kimse.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. «O Ayaz ki. «Bunu bir kere divanelerden soralım. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir. ona İsa nefesi gerektir. ancak Allah lütfunun.» diye yakındı. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. Akıllıya gelince o da şöyle der. dinliyorsun. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır. Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. kendi haline uydurmuyorsun. dedim.» dedi.) hakkında söz söyleyebilir? Bu.» Cevherin kıymeti kendindendir.A. iş bitti. yol kesildi.» dedi. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum. bu bana yeter. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi. Siz onun sözüne bakmayın. Onun kıyasını. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. cevher ona der ki. ona ayakbağı olacağım. sen benim isteğime uygun hareket ettin. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi. Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. istirahat ettirir. bunun yüz bin. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler. inayetinin. yaşıyanları görür.» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). kendi benliğinden dışarı çıkmıştır. belki umum sırasında bir şey istedin.

Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. postunu bir yere götürdü. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. Onu her gün şeytan aldatıyordu. Mecusîdeki sevda başkadır. Sonra bütün dşler bozulur. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. Yeni erginlik yaşına girmişti. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. Benim yirmi günde başardığım işleri. rengi sarardı. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. ilk günü biraz geride oturursun. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. Allah fakirlerinin işi boş değildir.» «Bana edebi. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. Eğer Nârenç bir günah işlerse. Zındık bile bilir ki. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. özellikle bilginlerde. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır.» demiştir. bir melundur. Ama bu. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. ben diyeceğimi dedim ve gitti. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. ama bana su lâzımdır. çünkü anlayamazlar. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi. Onu âlemde yaymak gerektir. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk. başka bir sefer de söylemiştim. bir kere de başı şişmiş. Nasıl ki. onun için korku yoktur. bana bir su ver diyebilir. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. üzüntüsü de bana düşerdi. Benim sizden istediğim. . Ama o sözü kendine söyler. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. Bu bambaşka bir iştir. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım. açığa vurmamzdır. Söz başka bir yere gitmez. îster çırpınsın. konuya dayandı. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. Onun günahı senin boynuna yazılır. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. bir dilektir. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır. bir mürşid gerektir. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum. Dine de faydası yok.» Hoca.. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. Bütün onlar iş hesabına sığmaz. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. (M. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. Eğer böyle yapmasaydım. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. Yahut ondan daha aşağılık. sen bir anda tekmeler. onu öylesine nefsine düşkün. Görüyorsun. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. yolculukta. Eğer iş böyle değilse sen. ben birkaç kelime söylüyordum. korkak. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. oraya götü-reyim de. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. Allaha böyle yalvarınız demektir. ondan bir şey esirgediği için değildi. Ama çok zararlar ediyorsun.» Pirlerde bir onur vardır. ağrımaya başlamıştı. Ama eğer yapacağı o temaşa. alt üst ederdin. Şeriat zahirdedir. yahut sadece temaşa davasın. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. içinizdeki coşkunluğu. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. o benim isimdir. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun. Sana Halep'te ne dualar ettim. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi.. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. «Kendimle hoşum. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. sana bir faydası yok. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. Kaç kere su dökünse üşenirdi. derin duyguları dışarı atmanız. Onun hali bana kapalı idi.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. ister yılan gibi kıvransın. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir.» da kuru davacıdır. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. daha fazla olmasın. Nasıl ki şair. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. Ancak daha vakti gelmemişti. Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. kime ziyanı var? (M. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. Medresenin hocası dedi ki: Evet. Diyelim ki karnım toktur. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki.

Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. ileride bunları da anlatırım. Bir gün. Yani kendine çok nazar değdirir. Hak.A. açlıkla önlüyorum. bunu yazmak gerek. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur. hiç kimse bu duruma katlanamaz. Rum ülkesinden genç olsun. O taliplerden idi. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. umut gününde aşk. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir . Bu kimin sözüdür. Sen Erzurum'dansın. Bende öyle ateşli bir hal var ki. cimrilik yönündendir derler.» derler. «Kilise gereklidir. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. yaşlı olsun. bu. Öyle kişi ne acımakla. Önce. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik. Biri yüzünü halka çevirirse. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. içki bile ona ziyan vermez. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum. Sen. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. Sen arkamı örtersin. Şiir: Yazık ki.» dedim. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. O şeyh. kâğıdı tutar. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır. İşte ben onları sağlam tutarım. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm. bu bana zarar vermez. Ömer'in dilinden konuşur. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır. O. Eğer başka küçük biri olsa. (M. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. beni kendisine çok güvendiği zata. Dedi ki. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. Belki her gün bana daha iyi gelir. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. Vücudum pek narin.ben bilirim. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. ortaya bir söz atıyordu. onu ben Allahtan istiyorum. «Şüphesiz. Nazar değdi. «Oh.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. O. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. yağlar ve fareye kaptırır. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir. Onunla çok konuştu. başka biriyle dostluk kurar. ama şüpheli konuşuyordu. belki daha çok zahmet çekecektir. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır. Yanılsa bile ona fazla önem vermez. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz.şekilde kim ifade edebilir. Diyelim ki.» Ben ona çok inanırım. oh!» deyiver ki. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi.» buyurulmuştur. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur.. bedenimi sırsıklam etti. Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. «Vahşeti anmak vahşettir. İlk defa buna çok . İş adamı. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. gece sabaha kadar rahatsız oldum. Biz. Zamanede soğukluk vardır. düşünmez. «Bu yanlıştır. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. Eğer sen imanlı kişilere. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. (M. o dost da kendisinden kaçar.) yanında oturtsalar yaraşırdı. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur.götürdü. önüm isterse kış olsun. onu bizim tarafımıza çekiyorduk. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer. Ancak bu işi . arıyordu.

son derecesine vardırırsa . Haktır. Ancak bu daha yenidir. ona göre hiç de güç değildir. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. Dün sizi hayırla anıyorduk. Bana hayat neye yarar. . Allah kullarından kimi iş adamı. Mu-hammed'in (S. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım. hiç bir yerde durmadan. beni kocalttı. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. ister inkârsız. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir. «Orası uzak. ellerinizde ekmeğiniz var. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. Yazıklar olsun o güne ki.) hesabına Ali konuşmaz. kimi de söz eridir.» Gidiyoruz. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. o gerçekten susamış değildir. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. önüne helvalar. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. bir hekime koşar.» buyurmuştur. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım. Ben dün birazcık çorba içmiştim. Eğer onlara dönüp bakarsa. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. ağlar.» Bunun cevabını ben vereyim.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan. Bu şeyh. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim. halbuki çömezler açtır. onu avlamak için yine yakalarım. «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. ona göre iş görür. Bugün benim bayramım da. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır. şekerler koy. (M. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. «Hûd sûresi. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir.A. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez.) diliyle konuşmuştur.A. 144) Daha fazla ilerler. Hemen bıçağı yakaladı. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. Ama Hazreti Peygamber.başka bir zaman yine giderim. İster inkârlı olsun. bu işe memur olduğu için. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir.» dedim. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim. gönlüm perhiz istemez.» dedi. Mevlânâ. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. buna hiç bir şey engel olamaz. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var. ledün ilminden sözler vardır.acı ve üzüntü duyar. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. (M. Bedenim arıklaşmıştır. Mevlânâ'da. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. başka bir şey de yemedim. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. sözü iş kuvvetiyle birleşir. bulamıyoruz.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

Yıllarca yer altında bir takım adamlar. Ben zindan görmedim.» Hayır bu yanlış değil. Bana «Dünya müminin zindanıdır.» deseydi. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. ben o gün gider bir nargile içerim. makbul kişilerden olurdu. Hep devlete kondum. Aman ne izzet. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. Ama aylar arasında gizlenmiştir. geri durayım. ne ululuk var bende. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. kötü söz söylemedi ki. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. Efendi ev sizindir. Sonra benden ayrılmıyan. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. neden? diyorsun bana. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. hareket etmek gerekiyor. ona ulu Allah (M. Siz gitmeyin. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki. Mademki soruyorsun. özgür kalayım.. Ben hoşum. Kadılık. o halde şimdi durmadan kımıldanmak.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. Olmıya ki kimse işitsin. Mevlânâ'nın sohbetinden. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. Allah da böyle buyurdu. arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. silâhlı kişiler gizlemişti. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. tekrar teşekkürler sunayım. nasıl hoş olmıyayım.. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. Halbuki. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim. görelim ne demiştir. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. Bana asla bir kimse cefa etmedi. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. ilim. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. . O bin aydan hayırlıdır. öylesine zaman ve mekândan uzak. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. Kendi kendime adakta bulundum. 155) Kera Hatun bile kıskançtır. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. Ben sana ne dedim. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. gerçeklemesin. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. O âyet içinde âyetler vardır. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. beni kutladılar. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. Mevlânâ da kıskançtır. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti. Allah kitabını arkamıza attık. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. Ben bir hizmet görüyorum. Gerçi diğer bir âyette. Ben sanki bir inciyim.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

» Ama istiyorum ki. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar. Yarabbi. Ama söz eridir. Müslümamm. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum.A. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. kargadır. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş. ancak haraç verir. Sahabeler. Bundan daha önemlisi.» Pişmanlık duysun.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona. ona göre konuşur. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun.yapamam. kitap da yazmamıştır. çalışır ki. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. senin uyruğunum. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. Size demiyor Her görünüşe muyum ki. her fenden. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti. «Doğan kuşuyum. şeytanın teşv'ki.» der ama siyahtır o. «Dürüst adamım.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. Müminin aynasıdır. tatlı dildir.» der ama değildir. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. zahir bilgisi. «Beyazım. Ama bu pek yaygın değildir. Gönlü çaldıklarına bağlıdır. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. Her nerede bir kavga görse. çünkü kâfir değildir. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı. kul da hakkın aynasıdır. Cebrail'in. Şiir: Üstadın aşktır senin. «Müminim. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. O. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince. savaş sevdasındadır. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım. şeytanın hilesiydi. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. «Mümin. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir.» buyurulmuştur. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. artık heva ve hevesten de üzgünüm. Hayır. ikinci lokmaya. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. Hazreti Peygamber (S. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. Yine hadiste. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım.» (M. «iyi davranış. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. bir söz söyler ki. «Dostunum. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan.» diyor ama imanı yoktur.» dediler. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı.» diyor ama dürüst değildir. Halbuki aldanmayasınız. gözünüzü kulağınızı açasınız ki. Sana. Mümin üzerine şükretmek gerektir. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır. duygu ve düşünce yönün-dendir. kendi keyfimce yaşarım. Olgun söz böyle dolgun olur. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. «Gel şu savaşı. Görmüyor musunuz ki. Garip hadisler arasında anlatırlar. «Ey Allah elçisi bize bildir. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. .» anlamına gelen hadislerdir.» buyurdu. tecrübe sahibidir. O. O ahmak bir iş yapar. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur. (M. soğukluğu açıktan belli olur. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım. ince. kendi havasına uyar atılır. «Hak kulun aynasıdır.» buyurdu.» der. ne de burada kalmak imkânı.

Allah kelâmıdır. Her ikisi de birdir. «Şimdi bende ne küfür kaldı. «kulların zindanı.. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. Şimdi öyle hoşum. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. Şeyh ona seslendi. Ne çar'e ki.» dedi sultan.A. kurtulacaksın ateşten. Senin perhizin. yahut başka sebeplere yorarlar. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor. Ama Hoca işi sezmişti.» Ona dediler ki. Zaten doğru konuşmak lâzımdır. Onlar bu hali yorgunluk. arada duraklıyor. «Ey ulu sultan. zindanı kendimize bostan yaparız. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez.» anlamındaki hadiste şaşaladım. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. «Bu adam Farsçadan anlamaz. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. Şimdi söylemek gerekir ki. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir. çirkin hayallerle oyalanmak. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. kâfir ölmeyeceksin. 170) Su sertçe akmaktadır. eteğini çeksin. O da öteki gibi gülmez ve der ki. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. Şeyh. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. gizlice eteğini çekerler.» dedi. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. Nasıl ki o gün demişti ki:. namaz vakti geçsin. Senin huzuruna geldim. «Zindan nerede?» diyorum. daha geniş. imandan da bir şey bulamadım. Ne Yahudilikten. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı. der geçersin. o Fatiha okumasını bile beceremez.» Bu hoşgörme. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. vesveselerle. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin. Ancak şu. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben. her saat yüzüstü kapanıyor. Hoca. Dost ile her ne gelirse. Siyah şalvarlı denen. çabuk çabuk.» dedi. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. göklerden. ne iman. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki. sen Müslüman olarak öleceksin. elbisesinin bir kenarını açsın.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. «müminlerin zindanı. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir. ne Mecusîlikten. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. dostluktan da değildir. Hayret edilecek nokta şudur ki. Ancak o hazret. Gönül ki. Meliki Âdil ona çok inanırdı. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. (M. feleklerden daha büyük. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. «Dünya müminin zindanıdır. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. helak oldu. kendini karanlık bir âleme atmak. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. derler. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın.. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz. Kullar başka bir toplumdur. alsın da giysin diye. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. ahval şöyledir. Topal eşeği bana getirdin.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S.» dememiştir. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir. dostu uyurken biri gelsin.» Bu yol çok çetindir. Ben onlara (M.» . Biliyorlardı ki. Başı sonu belli değildir. güzel bir eşek. daha hoş ve aydındır. yahut nezaket icabı sanırlar. Bundan dolayı âyette.» demiş. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez. Kendimde küfürden de.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir.Dostluk o mudur ki. bir din bilginiydi. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular. «Sen lük. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. «Gel de şimdi anlat bakayım. yönünden değildi. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. «Getir şu pabuçlarımı.

Benim adımı ona söyle. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. Meğerse sevdalı olmuştur. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun.» cehennemden söz edilmektedir.» buyurulmuştur. Birçok has Allah erleri vardır ki. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. Gizli bir topluluk da vardır ki.» diyordu. Âyette. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. Ben onun için öylesine kavgalar ettim. Eğer böyle olmasaydı.» Senden hapşırmak. yaraşır.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi. kerametleri gizlidir. Bu bağa gitmenin etkisidir. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir.» dedi. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. elinden âciz kalıyordum. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler. Bazı şeyler var ki. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. «Tamam artık yüz sopa oldu. Güya pazarı yakacaktı. korkular vardır. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur.» O erkek . Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar. evet oradadır. oradadır o. Hakkın terbiyesindendir. «Ey ahmak. onların her şeyi gizlidir. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. Ali için o öldü. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. demiştir ki. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki.) düşmanı da Yahudi idi. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. Ebubekr Ömer'e sormuştu: . bu fareleri temizlemeye çalışırlar. yanlış okuyor. Fare dağılmanın. oruçtaki açlık nerede. O biliyordu ki herkese. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. (M. Ona lütuf da yaraşır kahr da. Bir sopa vurunca. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. Hiç olmazsa kaçarlardı. Şu halde demektir ki. «Senin için pirinç mi pişirelim. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu.A. onun aksi sıfatı da vardır.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi. Nasıl ki. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. sırlarını herkese açıklamazlar. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı. Sen ise gidiyorsun. Ondan çok zahmet çektim. Yanmak ona derler ki. Artık gideyim dedim. Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim. zıp sıçrıyor. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. 172) Korkma hemen söyle. «İki horozun yok mu?» «Var. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum. «Kabe'nin içine giren güvende olur. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor. Sonra diğer bir âyette. Ev bana çok yabancı geliyor. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. Nasıl ki. Benim çöme-zimdir.A. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar. (M. bu günahsız Kimya'dandır.» dedi. kudretli bir kişisin. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. Bundan faydalandın. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım.A. O bana karşılık olarak bunu yapar. feryatlar. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor. «Etrafında bulunanları kapan. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir. onlar da gizlidirler.» Ona dedim ki. birleşebilselerdi. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. Bana böyle sövüp saymazdı. sizden de şifalar olsun demek. onu görür görmez boynuna sarılayım. hizmet gönül hizmetidir. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti.dişi kerim değildir ki! Evet. Tekrar hapşırdın mı. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. Çünkü zıp. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S.» dedi. söyleyemem. Kendi kendine: «İş gönül işidir. eteğimi tutmuyorsun.» Evet. Nasıl olur ki. Ben dedim ki: O. «Ey hoca. Kerim. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir. Hiç şüphe yoktur bunda. ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir.) dininin yol kesicileridir. Yallah aslan gibi erkeksin. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. Hazreti Ali daha cenkçi idi. kedi topluluğun remzidir. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur.

Bu zevk sahibi bir adamdır.» dedi. bu namazın hakikati. «Doğru söylüyorlar. Ben hiç kimse için. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü. Asıl söz eri. Hakikatte o bir dosttur. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. selâm verdi almadı. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı. «Böylece fesadı. başka bir sefer daha söz. benim de maksadım bu idi. Sordu. Ama daha çok onunla konuşurum. O zaman bu hal yok idi. bozgunluğu önledim.A. bir ayağını o delikanlının kucağına. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü. kâh ötekinden şeftali topluyor. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. ne de kötülük düşünürüm. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü. Aynı zevk ona da erişti. vücudunu ayakta tutmak ayıptır. eksikliktir. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir.» derler. Vaiz başladı. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim.» dedi. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. Konuşmak düşüncesinde değildir. «Başını yere koymak. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. su döktü ve meclisten dışarı çıktı. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi.» İnanmıyordu. ona çok iltifat gösterdi. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. Rubai: O put. İstiyordum ki. Ancak başlangıçta görüyordum ki. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. Şaşırmış hayran kalmıştı. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. sevgim vardı. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi.» Nasıl ki. Şimdi sen bana söyle bakayım. beraberce oturdu. Zaten bende söz kalmadı. Bu saatte de zararlı çıkardık. dedim. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o. dilberiydi. . Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. Onun hali nasıl olacaktır ki. onu ziyarete koştu. hakkı gözetirim. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları. Koşarak geldi ve gördü ki.» dediler. Tekrar inancı bozuldu. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin.» dedi. henüz satranç oynamakta. «O fasıktır. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun. Ben diyorum ki. perhiz ettim. (M. Yüzüstü düştü ki. Bir şeyden anlamaz. o buradan gitmeye karar vermiştir. Şimdi mecliste değil. şeyh arkasından seslendi. pek levend bir boyu var. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. Yarlıganmayı da. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu. bunu istiyordum zaten. günahkârdır. bir çılgın gibiydi. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. Bu sefer feryada başladı. Ama içim çok hararetli idi. sonra içeri geldi. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm.» «Doğru söylüyorsun. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim. Bunlardan da kâh birinden. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. aşırayım da onları susturayım. «Senden adalet yağıyor. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin. bir hafta hamamda kalmış. istedi ki geri dönsün. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. Ben de. Hazreti Muhammed (S. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş.» dedi. Müminler tek bir vücut gibidir. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). Ateş mangalında kebap pişiriyor. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü.» buyuruyor.) bile. onlar imanlı kişilerden değildirler.» diyemem.» buyurdular. karşısına geldi. «Bidatçıyım. meclisimizin süsüydü.

Tekrar bağa dönmek de boşunadır. sen bilirsin. onu bana bağışla. Beni cennetin kapısına götürseler.» dedi. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim.» demişlerdi. şahit olunuz. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. (M. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. Sen bilirsin. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Bunu söyleyince gitti. Hazreti Ebubekr. Halk Yahudilere bile. kolaylık göstermekte kahır da vardır. Bana güldü. Ben kötü ettim. cemaat dağılmıştır. başka anlamda söyleyeyim. Benim onunla görülecek başka işim yok. Zaten onun Allah olması imkânsızdır. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. Çünkü onu bağda göremiyecek. benim seninle işim yok. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. o kimsenin haberi vardır ki. söyle ki. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun. Cehennem benden sorar. O zaman zaman bizi gerçekler. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. içini o marifetten boşaltmak gerekir. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz.» der. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. Birkaç kerre gördümki. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. Dedi ki. söyleniyordu. Benim cehennemim. Davette.» Bana para verdi.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. Böylece birlikte olalım. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. hiçe sayıyorsun. Yersiz. asla. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım.» Sentakstan. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. Hayır onu gözümle görmeliyim. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. demektir. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. nerede diye sorarım. şimdi artık hiç günahım yok. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. külah ister. «Benim bir arzum var. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. Gizlice kendini dışarı attı. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. . Eser hemen açıkça görüldü. önce kapıdan bakarım. O ihtiyara. beşma vurarak. «Otur!» diye söylediği yere gitti. Onu bana ver.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. iman getirir. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. Benim. ben bunu kırayım dedim. Eğer ben suçlu isem. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. Zaman zaman da. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim. «Gerektir ki dışarda kalayım. Bana. gideyim. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor. tekrar içeriye uğrar. Bugün tekrar tövbe etti. eteğini boynuna atmış. Orada Bedr'e gitti dediler. falanın yanında yatar. (M. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. Kerim'in. Perhiz yapıyorsun. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. O kimseler ki içerden değildir. farkında olmaz. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. kendisi sentaks olmuştur. Öyleki. der. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe. Bu gün beni bırakmazlar ki. Belki âciz ve zavallı biridir o. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir. gözünde yaş b'rikir. Allahya ant içerim ki. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. selâm verirken bugün bizi sormuyor. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. O orada mıdır? Orada yoksa. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. Sana. gideyim. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. «Hayır. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım. asla!» diyordum. bana zehir tiryaktır. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz. Ona. O gülüş Allah bana bir nimet verdi.» diyor. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. Her zaman böyle olur. benden çekinmekte ve korkmaktadır. işleri ondan başkadır. Ben diyorum ki. lütuf da vardır. Diyorum ki. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. (M. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır.» dedi. anlamak da istemezler. yine o kimseler toplansınlar. O halde bana da izin ver. İçi boş ise. Onu görmek imkânı da yoktuf. benim sevgilim senin önündedir. Bunun delili de. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. Yallah ki. Nasıl ki Şahap Herive. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. hatta Çelebiden.

cariyeme bunu söyledim. Bu işten dolayı özür dilemektedir. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. Külhancı. o büyüklenmezdi.» dedi. üstünde sövdü saydı. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim.» dedi. kendi bilgisi perde oldu. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar. Adamın sakalını tuttum. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir. Padişah yolunu çevirdi. külhancı ile kavga eder. Sen başkalarının imamlarındansın. Ona. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım. «Bu açık sözleri işitir. karıma böyle dedim. hem kalıp olsun. Bir zümre vardır ki. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur. Şahit getireyim. «Nasıl olur?» dedi. Ben kılıç ile teklifsizim.179) O kimse candır. «Aman işitiyor. iki ay otursun. niçin evet demiyorsun.» diye soruyorsun.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. 178) Karnı yırtılıyor. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. Allahdan üstün kimse var mıdır ki. tekrar söyle. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar.» Firavun ve Nemrut için. Görüyorsun ki. «Şimdi sen ona yapışma. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. Benden rica etti. imamlar uygun görmüyorlar. «Teferrüç yani gezinti. Kaynanama şöyle dedim. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. îşte . başkaları da ibret alsın. yol. (M. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer.» diyor.» dedi. Eğer konuşuyorsun dersem. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil. «Ne dedim ki işitsin. o iyi bir kadındır. gizli sözü anladı. evet diyorsun. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. «Şu tarafa gidelim. bacım kesiyorlardı sanki. Padişahın biri. (gizli bir sözü) var. bana ayıp olurdu. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle. Ne dedim ki.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın. benim nikâhıma girmiş. hem can olsun? Bu imkânsızdır. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz.» dedi.» «Böyle söyleme. Hani nerede araştırın da bakın. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir. ğim icabıdır. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. söylenir durur. bir ev tutsun da gitsin. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. ona öyle bir şey yaptım ki. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı.» (Âli İmran sûresi. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. Bu. Ben zaten itiraz ediyorum. bir ara geleyim. «Gönlüm böyle istedi. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü. O kötü huylu koca. gözü arkada kalmasıdır. elimi eteğimi bağlayan nokta. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım. (M.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir. Dışarı çıkmadı. kendini asla aziz saymazdı. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. Beni bilirler. Benim nazarım.» dedi.» dedim. Başkaları da senin imamın. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki. iki yıl otursun. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle.» cevabını verdi. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. Bir zamiri. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki. «Ona on gün mühlet ver. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. birer birer yoldum. Böyle yaparsa. Asıl beni üzen. Ona kendi gözü ile bakmayın.» dedi.» «Ona söyle ki. Sonra bu. Bunu yapmıyorsam erkekli. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. Bu itiraz demektir. «Ben seni istemiyorum. Bu görünürde böyle değildi.» dedim. onun gönlü bende.» dedi. ona uygunsuz sözler söyledi. «Külhancılara değil. Bundan keder yoktur. «Bedr'e ne yapar?» dedim. Onun aslı külhancıdır. Eğer varsa söyle. O.

Bu.. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. 180) Hazreti Muhammed (S. ancak Allah vardır. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın. Olur bu işler olur. ister olmasın.» sözü daha kapalıcadır. Bayezid'in. Allah işidir bu. Yarın vaiz etmek gerekiyor. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse. 181) ister değişik olsun. bunu artırabilirler de. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. o benlik davası kendisinden gitsin. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. aynı âyetin sonunda. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. «Kendimi kutlarım. Bu bana da yaraşmaz. akılla bayındırlaştırırlar.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. «Onu bir Allah bilir. Allahnız tek Allah'dır. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. ona gülmüştünüz.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. bu icar sözleşmesini bozsunlar. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur. her hangi biriniz gibi değilim. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. ama bir kapı açılmıştır. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın. böyle söyle. Güneş yerine çıra yakar o zavallı. Allahmın yanında gecelerim. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi. o halin. Açık ve kapalı anlatılmıştır. ne de maksat ve manâsım anlarlar. «Ben. şikâyetler.» (Kehf sûresi. bu da onun aynıdır. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler. Bu sözleşmeyi bozmak olur. soru yönünden söylemişti. Bütün zamanlar.» buyuruyor ki.» dedi. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. Ama önce inkâr ettirir. O beni yedirir içirir. ama.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. Hallac'ın «Ben Hakkım. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir. karanlıklara ve oburluğa. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. Çare yoktur. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir. (M.Kuran'da buyurulduğu gibi.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler. Onu uygulamak ister. Herkes. Senin söz üstadın bilmiyorum. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. hali olur. güçlenir. dil işi değil muamele işidir. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. Söz ancak onun sözüdür. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. Bazıları görünüşte onu yok ederler. Pisliklere. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben.» sözü pervasızcadır. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır. . Eğer sorsalardı. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim. bir de bilgide uzman olanlar. Bunu. ayıplamalar başlar. Bu zordur. bana olan saygıyı artırmış olurlar.A. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar. Hazreti Mustafa'ya (S. de ki. Senin elin ayağın taklit ile uzanır. her hangi biriniz gibi değilim. uyanık gönüller uykuda da iş görür.» yolundaki sözleri. gaflet uykusundan uyanırlar. Nasıl ki. birçok gizli noktalar açıklanırdı. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır. Senin görüşün onun sıfatları iledir. geri al derim. Bazı gerçekçi araştırmacılar.» buyurdu.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. O güzel sözlerden. ben miyim? Vardır diyorum. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca.

» dedi. (M. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. Allahnın. Rum diyarında kadılar kadısıyım.» dediler. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. açık söylüyorum. «Bana bir iş buyur. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor. «Bir oğlanı seviyor. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor. Güya havalarda uçuyordum. ikinci gün bir kaç altın verdi. bundan önce kılıyordun.» Uzaklık. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz. Ey senin o. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum.» derse o başka. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu.» (Müminun sûresi.)' yüzüğünü çevirince. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. Lala hikayesini birinci gün yasakladı. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. büyüklük Mevlânâ'dandır. Biz. Hazreti Muhammed (S. 182) Nerede o biricik evlât ki. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır. İçimde bir müjde sevinci vardı. Bu. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın.A. yeryüzünde değildim.» dedi.ve öyle adlandırdılar. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum. . beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. Halifenin ya-kınlarındanım. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi. Bu Lala işidir. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor.» dediler. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim. artık bizden vaiz istemiyecek. «Bu karanlıklar içinde oldu.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. Ama gördük kü bu vaiz. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım. O bir köşeden geldi. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. hep biricik oğlunu arasın? (M. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. «O pislik yuvasıdır. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. ev gibi değildir. Her gün bir satır okursan böyle olur. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim. İyi bil ki. insanoğlu değilsen hayır. gırtlağın ki. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. Diyordum ki: Yol. bunun için hikâyelerin en güzeli. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır. başka sözlerle meşgul olursun. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur.» dedi. Allahtan korkmazlar. Sen namaz kılmıyorsun.» dedi. «Bu böyledir. yarın yerleri cehennem olacaktır. Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. Kitabım boynumda. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak.

Ama onda halk için faydalar vardır. Bizim aşinamız. hep uğraşırlar ki. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. Bunu öğren ki. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. Yoksa kendi nefsinde güzeldir.Herkes mademki onunla kendini süsler. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. Her millette erkek de dişi de vardır. Bende hem şarap var. Fakat bakıra . Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. bunlar. Akıllı adam onu bilir. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. hem ışık. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. onların hangisi erkek hangisi dişidir. hanımının erkek kardeşi de onu görse. (M. sırf sevap kazanması için tutar. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. Bari onun sözü. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. Deniyor ki. geride başka insanlar da var. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. O nerede. ne çare ki. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum. Şiir: Hârâbat ehli oldum. öte tarafta yersin. örtünsün diye. Çocuğun biri. nükteler vardır. biri bir şey bulamadığından aç durur. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. Senin güzel bir cariyen olsa. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. (M. Nihayet kendinden insaf et bir kere. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. bu bana bir başlangıçtır dersin. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. Bende ne zabitlik kaldı. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. kuvvet yardır. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. bu nerede? Bu birinin yaptığı. 185) Küfür bile çirkin değildir. erkek ve dişidir. O kimdir ki. ona. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. oturdu. ne Kuran okuma kaygısı. ama bir ölçüye göre. Belimi. O özgür erlere hizmet yolunda. onun sağlam zünnarı ile bağladım. yaramazlıklar yapar ki. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. Bunun misali. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. serttir. O iman karşısına gelince. Allah bilir. binlerce cilveler. hem güzel var. Demir nefsinde demirdir. kimse kendisini tanımasın. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. gamdan kurtuldum. bozuk ve çirkin görünür. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. Ancak bir toplumda yoktur.

isbata hacet yoktur. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. çünkü biz gittik elden. hayınlık ederiz. O bununla övünür ve onu bozmaz. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. Vezir. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime.» deriz. Diyelim ki. Öyle ise en azından ona. onlar benimkilerdir. göklerden dalga dalga nur yağıyor. Onun bundan başka işi yoktur.göre derecesi daha aşağıdır. Kuran'da. yine gider. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. su korkusu ile öldüğünü görürsen. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. onun suda yaşamasıdır. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. sudan çıkmaz. ne iyi olur. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. Bunlar bir toplumdur . bunu kabul edenlere de engel oluruz. şahide. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. O yavrunun yüzünden. onları ilgilendirir. Gümüşe sıra gelinceye kadar. bir zümreye yeşil. Ancak onun vezir ve. demirden ziyade. davaya. Görüyorum ki. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. Sonunda anlaşıldı. îsrar edersek evet der. Çünkü o suda yaşar. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. çok güzeldir ama. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. Ama balığın suda yaşadığını isbat için. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz. mücevher. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. nefsiyle bilir. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. Eğer böyle olmasa. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. 186) Şiir: Ay yükseldi. her kılığa girer. Çünkü bakır her şeye elverişlidir. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. Halife kendisi için iyi olanları bilir. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. onun hiç bir bilgisi yok demektir. onu affeder. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. Dediniz ki. Başka maksatları da olamaz. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür.» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. Artık el açma bize. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. altın. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse.. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye. Halife bir zümreye beyaz. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. o balık değildir. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. kimya işinde elverişlidir. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada.

Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur. O bizden atılmıştır. Öyle nazeninler ki. sen Bayezid'in mertebesindesin. Bizim nazenin kullarımızdan biri. ben. Öfkem geçsin diye. nurun etkisiydi. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz. O Hâcegî denilen.» dedi. benim babam ol!» diyordu. çünkü hastaydı. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. ne yaptım ki. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. filan kişi filanı istedi.» Parmakla dokundum. Şemseddin sizden bahsediyor. Onun çocukları için oldum. «Düşmanın oyununa dikkat et. uçtu gitti. Bu azarlama onlar içindir. hayır ben. Bu saatte ne var ki. ne yapayım. Ondan sordum. îş arasında el çırpanlara. ona bir şeyler doğuyordu. Ona bir peri verdim ki. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. Başım salladı. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır.» dedi.» der. Sözünden başka hali de değişti. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki. deyimlerle. Ama bütün içim sözlerle.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. «Bana gel. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. dediler. Alâeddin'e. onun gönlünde parlayan. manalarla dopdolu idi. falan evde öleceğim. Benden çok incindiler. Sen büyükler . Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış. Erkeklik odur ki. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. kaseyi doldurup götürebilirsin. (M. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. beni kurtardı. Allah'dan Allah'yı istedi. 187) Allah bizim aramızdadır. gemiye atlayanlara. onun hastası olmuştu. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. Bir daha ağzım açılmadı. ona bir ziyan erişirse yazık olur. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. Ama burada karar iş arasında veriliyor. düşmanın oyununu görebile-sin. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. Kerim'e söyledim. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. O gece. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. artık hiç bir şey söyleyemedim. bana sordu. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar. o ayırt etsin. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. 188) Ben çocuktum. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın. satranç oynayanlara. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. değildir. Yalnızdır. (M. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. kılı kırk yaran. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca. Bununla beraber zordur. karara saygı göstermek gereklidir. beni buna zorluyordu.» «öyleyse. bu meseleleri kesip atsın. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım. «Hele bir sor. Ben ona. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. uzaktan huzurda olursa. O başka mesele. onlara iki akça verip. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak.» O övmeye başladı. ben söyledim. neye karar verirse inayetle baş eğmek. Artık bir şey söylemez. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. şahitler meclistekiler benden uzakta. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. O seni açtıkça açılıyorsun. ben de başımla işaret ettim. «Susun.» der. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. onu övünce. diyordum. Eğer yal-nızsa. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. Onların duyduklarını duyanlardanım. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. seni isterim dedim. karanlıktadırlar. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. Ama kendimi tutabildim. Gerekirdi ki.» diyorum. bu hal ehlinin kulu kölesiyim. O kimdir diye sorarlarsa. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun. biz ne biliyoruz. kendisi bilir. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin.. ondan bir elma istedim. O. bana verdi.ki. Eğer iki dost..» dedi. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. kendine oyun oynuyorsun demektir.

ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. Ama bununla değil. öteki başıboş ve yularsızdır. Eğer doğru söylüyorsan. ne malını satan satış yapacak. bu.» deyince. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. 190) Ama işitirse benden incinir. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. şüphelidir de. Her gün gerektir ki. hiç bir şey. sözünden dönerdi.» demişlerdir.» buyuruyor. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. (M. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. vücutlarında parlar.» Evet. (M. îster ki siz mescitte olasınız. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. Hak onların yüzlerinde. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. bir şey okusun.» derler. utancı. yüz bin dağ gibi ağır. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. Derviş ham hayaller peşindedir. Sizden sonra. Yani sizin önünüzde olmasın. birlikte olalım.» Ona inanmıştım. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir. İçerde dağ gibi. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası. Allah. o başkalarına söz verir. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. söz söylemez. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin. işitmiştim ki. Su dağıtılan yerde bana bir. Şimdi iyi sohbete dikkat et. işimi öğretiyor.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. dayanamadım. Onun vakti dardır. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. Mademki yanıyor-sun. yemek içmek düşüncesi. Onlara bir kâr kokusu gider. «Yârabbî yandım artık. O. Ancak iş iyi gitmedi derler. Şimdi nerede o dizgin çekme. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar. «Ne türlü nefesler vuruyor. mest olurlar. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. bana hiç ayakbağı olmasın. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. ürkerler. «Tahammül et!» der. cevheri kırma .. bize göre onun âlemi başkadır. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. büyük bir bilgindir. îşte bu çirkin bir şeydir. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir. der. ama benimle birlikte değildir.» buyurulmuştur. Bana.. Hak benim elimdedir. Nasıl olur da erlere hizmet eder. onun görüşünden gizli değildir. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. ama küfrün de rengi ve kokusu. dışarıda saman çöpü gibidirler. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır. Bu çok garip şeydir. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. Geceleri uyku uyumuyor. cevapta terbiyesizce davranırdı. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte. Başka biri. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. «Bu nasıl raks?» deseniz. «Yandım bu ıstıraba. bir satır bile olsa bu lâzım. baş sallıyorsunuz. Bir vakit hizmet etsin. gazel okumaz. Su üstünde yaprak gibi yürürler. 189) Bana dedi ki: «O. Soruda. insan. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. neşelenirler. onlarda açıkça belirirdi. şöyledir böyledir. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. «Ben seni bu iş için tutuyorum. Söz Allahnın sözüdür. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler. Bütün vücudu dil kesilmişti. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. Derviş de. Hak âleminden hiç haberi yoktu. Allah sevgililerinin sözüdür.

senin gibi birini doğurmuş. Şahın üstüne yemek. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. Allah ona. ben de senin kulunum!» deyip. Biri hemen.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. Acele. taşın karşısında zavallı kalır. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. «Allahm! Sen benim ilâhımsın. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. onun maksadı odur. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. hayır. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. küp. «Oyun . «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. Öteki de arkadan atladı. boğuldu!» derler. demek gerektir. Ancak gülerek. o «Başın için!» diye ant içer. Şah. taştan daima sakınır. Sofracı. «Asın şunu!» diye emreder.. asılmaya değsin. Nasıl ki. hiç bir şey demedi. yalnız kaldığın zaman. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. hep görünüşe bakar. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. ama lanet olsun o alçağa ki. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. önemli bir şey değildi. denize girince de beraber girerler. O. «Vay yavrucuklar gitti. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. Yani hoş geldin.» der. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. Bazılarını. Bunun sebebi de senin yalvarman. Tam iki yıl yol yürüdüler. ağlayıp feryat etmendir. babam da yanımda idi. dalgalanmak ister. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. şeytan işidir. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. Türkü.hikâyesini andırır. Arabi da. olduğu yerde sayar. Acele edenler. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. etrafa yayılır ve bulaşır.» Bu: sır içindeki hikmet. güle güle. Çünkü onlar. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. cevheri benden sorasın diye kırdım. damlatır. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. (onlara ne olduğunu Allah bilir). başka bir şey yapamaz. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. Yani sır (gizlilik). Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. Sarayın sofracıbaşısı. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. Ama yalnız küp. Kuran'da. Sevgili âşı-kma sorar. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. coşup köpürmez. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. Başka bir şey bilmiyoruz. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. Hintliyi. sonra herkese karşı. Nihayet ırmağın. yaptığım hata. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. «Mademki beni astıracaksın. Tövbe. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. Hatada. 192) Sonra. Zahirde de bâtında da. galiba onları aşağı çektiler. Pek açık bir gerçektir ki. Kırıtırsa. bütün peygamberlerin mucizeleri. nakısı ve sureti görürler. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. 24) deme. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. «Yemin et!» deyince. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. Senin gamının bulutları gelmedikçe. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler.

Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. Şimdi yapamıyorum. hayır hayır! dedim. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. hemen aynı günde geri döndü. tozunu bulamazsınız. Evet. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız. sen fena yaptın. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. çok hayret ederlerdi. Ansızın bir şey işitildi. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. bir başkası götürdü. Özür dileyerek. Eteğinden yakaladı ve sordu. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. bir de şu duvar var. imana davet ederdi. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler».» dedim. böyle bir söz üstadının izini. benim makamım burası olur. Eğer ben iyi insan isem. Celâleddin de konuşacak. söyleyiniz ki. içeriye giremedi. İşittiler. biraz sabırlı ol. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. şöyle yaptın böyle yaptın. eteğini öptü. Ben bu adamdan ummazdım ki. Ben konuştum. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. sabaha karşı onu döküntülerini. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es. pisliklerini süpüreyim. çok uzaktır derlerdi. Geceleri tahta çıkar otururum. mantıkçı mı?» dedi. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. «Evet» dedi. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır. Padişaha haber verdiler. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. Ben bunlardan kaçtım. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. Başlarını eğdiler. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. Kimse bana. yüz yirmi yıldan . Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. o da öğretmenlik yapıyordu. konuşsun. İşte Alâeddin konuşuyor.» dedi. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. her gün bir kaç semti dolaşırdı. îzin almasına imkân kalmadı.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. «Ona iyisini verin. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur. terlemeye başladı. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. Bu sözler hiç kimsede yoktur. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki. Bana böyle yerler. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. sessizce orada oturayım.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. «Bu adam ne diyor. başım sallayarak. (M. Nuh Peygamber. demez. para ve rahat lâzım değil. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. Kedi savuşturdu. Bazılarım atlatıyor. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. öteki boş lâftır. Bu çok zor bir durum. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. Her biri. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. seni ve beni bu yüzden korudu. bize bir cilve gösterdi. Ama bu bir kaza idi. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. Öğretmenlik yapıyordum.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. Ben dışarı çıkayım.

Binlerce teşekkür ettiler. gibi bir çok yorumlar yaptılar.» Bunu düşünmeye. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. Ancak her kesin bir huyu vardır. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. Burada iş aksinedir. bu uyanıklık. ekmekçi ve kasap değildir. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. dedim. Onun için bir engel de yoktu. elsiz ayaksız kalırlardı. Nasıl ki. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. ona karşı sert davranmak gerekmez. Bir şey getirin ki. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. . Nasıl ki. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. A. Benim yanıma getirirler ki. Dışarı atarım. davet doğrudur. dediler. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. 195) Susayım. Onların aradıkları.) halidir. yalnız kendini şaşırmış. secdeye kapanmış. Akılları başlarındadır. onu döverler. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. ekmek. 196) Ona mimber değil. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. Bizim gidişimizden öfkelenir. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. sesini kesmez. Meğerse onlara kötü ile iyinin. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. yiyeyim. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. kâfir. Bu kadının tuhaf bir isteği var. ancak Hakkın hazinesidir. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. gül yerine diken ve çalı diker. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. ona. işkence yapsınlar. Dünyanın yaratılışından maksat. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. Müslümanlık doğru sözdür. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. Beni davet ettiler. Onlarda. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. onların sözlerini kabul ediyorum. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. Buna güç yetiremezler. katlanayım. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. Davet işinde biri vardır ki. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der. Burada. Nasıl ki. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. Ama ben açıkça. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. her gün bir semti beş kere dolaşırdı. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. nur uğruna ateşe düşüp yandı. işte o hal. elini. başkalarının düşünceleri de daha başkadır. Çeşitli rivayetler vardır. iki parça ettiler sanırsın. yaralarlardı. Hazreti Peygamber. demiyorum. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. Nasıl ki Şeyh. Evet. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. Şiir: Bir kimse ki. Ancak o sövdü saydı. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. yediler böylece oruç tutuyorlardı. ateş şeklinde görünmüştü. . (M. o adı onun yanına götür. darağacı yakışır. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. benimle iftar ettiler. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. Ama dıştan kâfir görünür. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. yolunu kaybetmiş değildi. İşi bozuldu. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. o yönden bir kuvvet vardır. Bin yıl imana davet etti. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. Onlar nerede.

» dediler. yüzüğü onlara gösterdi. süt. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. geri döndü.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını.» dedi. yoğurt. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı. Kalkmadı.» «Çok konuşma kalk!» dediler. «Seni Şah istiyor. «Öğütülen un yetim malıdır. incinmesin. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi. «Ama sen nasıl ölüsün ki. Bana haram olur. Çeke çeke götürdüler.» der. «Eyvah. her şeyden önce yemek getirsinler diye.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. «Ancak kalan yiyecek budur. sonra da konuk ister misin diye sor. bari tamburumu verin de işime gideyim. «Aleyküm selâm. Mevlânâ böyledir.» diyerek onu inandırmak istedi. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. vezirler sıralanmış. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem. Mertebesi yükseldi. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. Karşılıklı sorular.» dedi. «Bir saat kadar gel de görelim seni. «Kalk!» dediler.» dediler. Onu saygı ile karşıladılar. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. kulağına boş sözler söyleyeyim. dedi ki. «Öldüm. bir «Lahavle. Büyükler nezaketlidirler. Diyorsun ki. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. eğer vermezlerse ben alır sana veririm.» «Ama çok iyi öğütürüm. «Eyvah geldiler. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular. kalk» dediler. yoğurt vereyim ki.» «Kalk. (M. Şah konuşmaya başladı. uzaktan duymazsın belki. Sakın gönlün incinmesin. Mahmud kendi kendine. «Size un vereyim saç ekmeği. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de. Adamcağız. içeri girerek tekrar. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur. peynir ne varsa getireyim. «Bize misafir gelir misin?» derdi. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı. 198) Şah oradan ayrıldı. onun da gönlünü hoş edeyim. kapıyı kırdılar. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir.» «Kalk!» dediler. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi. Senden incindi. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek. işi daha iyi oldu. Çocuğa «Selâmün aleyküm. beklemeye takat getiremez. «Sizler çok cömert insanlarsınız. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın. Sonra. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. «Eğer olsaydı biz yerdik.» dedi. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler.» dedi. «Ne yazık ki koyun kesmedim. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi. «Gözlerin rahatsız olmuştur. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı. Çocuk. İçinden bir «Ah!» çekti. yanındakilerine. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi. konuşuyorsun?» Değirmenci. Çocuk ne görsün bütün beyler. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü. boynuna bir ip bağladılar. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk.» der. (M.» dedi.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı.» cevabını verdi. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin.» buradan gideyim. ne saçmalar soyuyorsun.» dedi.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. bu iş çetindir. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi..» dedi. çok acıkmıştı.» dediler. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun.» dedi. «Sanıyorum ki. Değirmenci giderken pişman oldu. Sonra tekrar geldi.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık. Şah bunları yedi. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin.Ey yüce bilgin Mevlânâ. Orada boş sözler var.aralık geri kalmıştı. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı. yemeğini nasıl yiyebilirim. Yine kalkmadı. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır. çocuk içinden tekrar. kalmamış.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. Değirmenci. «Kalk çabuk seni Şah istiyor. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş. «Var ama önce bir selâm ver. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı. Hepsi yüzüstü kapandılar.» Bir ırmak kenarına götürdü. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı.» «Burası mescittir. (M. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin. «Aman. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum.

» dedi.. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında. sen de kötü mükâfat veriyorsun. «Adamcağız. ama onu göremedi. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti. her gün beş kilo ekmek yerdi. Bu onların körlüğünden ileri geliyor.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı. Beyit: Ben kötülük yaptım. yüz top istanbul atlası. elimi de bırakıyorum. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu. yüz kat başkaca elbise dava . bir kerede ölüp kurtulamayacaksın. «Kalk çık dışarı.» Mademki kulağıma söylüyorsun. önce bir adam gösterdim. yeter!» dediler. «Hayır. ne dersin?» diye sordu. orada cevabını ver!» dediler. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim. bir solukluk canım kalmıştır. cehennem gibi bir işkembesi vardı. adamı kıskıvrak bağlasınlar. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş.» dedi. Adamı tımarhaneye soktular. «Ah beni kandırdı. «Onu getirin!» dediler.» dedi. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. Elimi kalbime koydum. Tekrar hücreye gidiyordum. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın.» «Saygılarımı sunarım. geleceğim dedim. «Ham ham. Uykumu ver ki yemeyeyim. bırakın ki öleyim!» dedi. Yüz Bağdat çarşafı. bir kat elbise vermelerim. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı. Nihayet. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı. öp artık kaçıyorum öp.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları. Kadının önüne oturttular. Sonra «Onu geri çağırın. Ancak Sultana.» dediler.» Kadı. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. bir melek varmış. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam. Kendini deliliğe vurmuştu. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. Gizlice ötekilerine emir verdi. Çağıranlara yalvarmaya başladı. Üç gün geçtikten sonra. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı.» dedi Şah.» dedim.» dedi. «Ham ham.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar.» diye seslendiler. Değirmenci. «Sen öyle bir adamsın ki. O bununla gelmez dedim.» dedi. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici. ama belki daha beter bir belâya uğratacak.» Değirmenci yüzüstü düştü. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem.aradı. bir zaman da bu adamın şeytanı.. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. Arkasından koştular. karnım davula döndü. yahut edebini takınmak. «Artık benden ne istiyorsunuz. yalvardılar. senden davacı var. dedi. Ona çocuk kaçtı. Adamcağız. uykumu kaçırmak için. Şahın huzuruna götürdüler. kabul ettim. Bin dirhem bağışta bulunmalarını. «Uykum kaçsın diye yiyorum. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin.» «Gel. «Be adam. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler. Derler ki. «Daha ne kadar yiyeceksin.» dedi. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim. Şahın huzuruna çıkardılar. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M.» Üç kere dışarı çıktım. «Gel!» diye seslendiler. daha serseri bir suçlu gelir. Hep yedim.

Onda ihtiyar yoktur. O ayakkabı seni rahatsız etti. Bunu uygun görmem.» Çünkü sen benim canımın içindesin. Allah kendi arzusu ile iş yapsın. Can içinde etki yapıyorsun. beni eziyor. «Şüphesiz o Haktır. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. ona inkâr etmesini öğretmiştir. Ye afiyet olsun üç lokma. bir kaç gün dolaştın. yatakta uykusu gelmezdi.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. Ben vaz geçtim. beni de mutlu ettin. 201) Suçlu. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. onlarla cilveleşir. «Hayır. Hırkayı yırtmalı. «înkâr ediyorum» der.» Kadı der ki. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz. bütün âlemden el çektim. «Bunu da Müslümanlık say. hoş söylüyorsun. Evet çetin iştir bu. evet ver diyorsun. Yani şüphesiz Allah Haktır. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun. ham.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü. Muhammed de Haktır. Evet güzel söylüyorsun. (M. Çelebi! Bu isteklerinden. «Ve onların nefislerinde. «Mümin pis olmaz. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. Konuk için. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. o Buharalının kapısındadır. O da. «Suçunu kabul ediyorsun. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil.» buyuruyor. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu.» derim. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır. kendinde bir hareket duyarsın. «Allah Kuran'ı ona öğretti. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi. «Ben. gönül açıklığıdır. yoldan bir kızcağız geçer.» dedim. ona ant içtik dedin. Bir söz söyledin. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum. Bu bana senden dilenmek demektir. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. boynumuza sarılıp öpmelerinden. «Ben böyle bir Allah'yı istemem. bu benim elimde değildir. nazım yolu ile. nihayet tekrar konuştun. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de. Sonra baştan savdık. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. Aksaray'a varırım. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. Ya bana senden bir gayret ister. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem. «Bu hakkın gayretidir. O tarafa düşmem yakındır.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye. Zaten yolda da bunu böyle istedim. O zaman bir şey söylemedin. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. orada yer tuttun. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. Ben öyle bir Allahyı arıyorum.» dedi. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var. «O haktır şüphes:'z. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende. Her bir âyette bir müjde var.» (M. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki. Diyorsun ki: «Ben. O bunu yapmayaydı. .» diyor. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. Şüphe yok ki o Haktır. Evet ver diyorsun. mutlu ol oğlum. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun. «Hayır. niçin inkâr edersin. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. incinirdi. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. isterim ki. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki.» buyuruyor. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye. «Zararı yok.» buyurdu. Peygamber.» demek bir yorumdur. Ona candan dua eder ve memnun olur. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. Ulu Allah Kuran'da. Ey tefsirciler. «Ham!» der. Ey Efendi. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. «Bugün ham.» der Kadı. Kadı.ederler. Rahman sûresinde. ham. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım. yahut da sana karşı benden.» der. (M. «Afiyet olsun sana. onunla daha çok vakit geçer. bana uymak gerek.» âyetinden anlaşılıyor ki.

işte.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. Bunları dünya ve ahirete atarım. O dost başka sözleri de bilir. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. o. Ayrılığın. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum.» dedi. «Onu o yoldan çıkaran benim. Ancak mümin yalancı değildir. Onu âciz kılacak. dal harfini düşman bilirler.» dedi. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. «Ey mimber! Sana söylemiyorum. Sen. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. Ona. «Eyvah. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. yolda seni köpek ısırmıştır. Cim daha uzakta idi. Mevlânâ bu kadar söz söyler. «Allahya iyilikle ödünç verin. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. içinde ne varsa onu sızdırır. Cim. benim fere-cim. Saf olur. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. elife bağlıdır. Ona başka zaman gel der. Sen bir yol gösteriyorsun. kâfir de küfürden. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir.Allah için dilediği gibi yapmaz. Bin kelime mi söyledi. elif harfin'n ayağına düştü. Ama yanılıyordu. Firavun incinmezdi o sözden. Bir noktam var. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. Bir mezar taşında.» Te geldi. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. Fitne hiç yatışmadı.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. Onun kâfirliği saf olur. Mısra: Testi. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. Ama daha fazlası elinden gelmez. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı. imanla yalan bir arada yürümez.» dedi. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. Hemen Elifin manasıyım. yüce Allah. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder.yanılmaz. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. şahadet getirdi.» diyor. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi. Aralarında. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı. o da iki eliftir. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı. Onun en aşağı kullan. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık. içinden ona. bir . ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum. ona engel olacak bir varlık yoktur. Adamın biri cübbesini yırttı. Dal harfine gelince. Mimberin son basamağında durdu. yani ağaç bile.» Öyle ise sen failimuhtarsın. hem de sen hidayet verebilirsin. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu. yukarı çıktı ve onları ayırdı.eder. saf küfür olur. sözleri arasında çelişki yoktur. Adına fereci dediler. (M. yine de.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. «Beni göremiyeceksin. iki yönden eliften üstündür. Elif harfinin manası tamam olmaz. Allah ona. «Yanılmaz. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır. Herkes bir tarafa kaçtı. ömür. Dilediğini yapandır o. 205) Benim huyum budur. başka konuşanların sözünü de konuşur. yine o bilir. Her saatte binlerce cihanı mahveder. O imanlıdır. demedim. söyler. O. Günler bizim aramızdadır.» anlamındaki âyet gelince. sonra sözü tükenir. der. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez. «Yani. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. «Akıl . birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar. 204) onda Kuran'ın manası vardır. Çünkü (M. demek istemiş ve onu yürütmüştür. Ama ben kabul etmiyorum.» buyuruyor. zina. Hazreti ibrahim dedi ki:. doğru yol budur diyorsun. onun ayağına düştüler. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. Ulu Allahnın. konuşmadan geri çevirir. (M. (yani failimuhtar) değildir. ama o yine mümindir. «Başımda iki noktam var. Bir topluluk. hiç bir şey istemez. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. Sonra be harfi geldi. Ona. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor. «İhtiyarsız.» dedi. Mimber ağaç olduğu halde. Musa bir kaç adım geri döner. Hak sözde buna imkân yoktur.

O işten hiç başımı kaldıramam. 206) Kendisinde güzellik olmayan. ibadete gidiyorum. Ona hizmette bulunuyoruz. Onlardan her vadide.» Hayırlı bir işe aracılık etti. Eğer bu dağarcık olmasaydı. Hemen. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. acele gönül tarafına sefer ettim. bizim işlerimiz var. te . fesahatten nasibim yoktu. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz. ben bir işe gidiyorum. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. başını çevirdi. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. onu tekrar okumak içindir. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. Sofî için. buna gerek yoktur. Ben hep emirle giderim. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. Ama tekrar okuyamazsan. A.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. her şehirde bir destan var. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. yavaşça. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper.saattir diye yazılı idi. «Lüzum yok. Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. nazar değmemek içindir. Hiç düzgün konuşmaktan. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. Yani vaktine bağlı insan demektir. Gönül halinden bir nişan arıyordum. Nihayet işaret etti ki. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. Bir saat. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. Başkalarını anmak. Okursan o zaman düşünürsün. Şimdi bir yazı yazmak. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. Bu. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. Sana anlatayım.» dedi. erenlerin sözlerini araştırdım. vaktin çocuğu derler. Şiir: Hikmet ehli. işaretle. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. Onda da hiç boş yer göremedim.

zavallılardan oluruz. kâh tutmaz. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. (M. ben şeytandan daha iyi bilirdim. gelmez ki. O kendi işini yapmalıdır. onlar yokken bir şey yapsın. Sen bilmez misin ki. Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. Onun. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. Allahyı inkâr etti. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. Ama o neşeli anlarda olur. Horasan'dan gelmişti. O varlıkla dopdolu olunca. Çünkü kim bilir ki. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. hayır. sert başlı adam. Tebrizlilere eşek demiş. Bizim için en iyisi budur.» dedi. Tebriz'de öyle insanlar var ki. Hoş geldin. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. Ona orada Şahap derler. Benim için. inayetini bir tarafa. O uygunsuz adam. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. velileri. Meğer ki. vücudu böyle olur. Mert odur ki. Halk o öğütleri kâh tutar. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. bugün böyle ağrı çekmezdim.» dedi. . «işte bu Allah eri olgun kişidir. Bir hikmet içindir. Ya benim içimi. Ağır davrandı. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. belki H. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. Başka bir tencere lâzım gelir. haberi de yoktur. bu sözü niçin söyler? Orada. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. azdıracağım. yanmayınca yüz dirhe. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. içinde ne yağ kalır ne de tencere. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. olur. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur. Ey efendi! Hayır. sefa geldin dersin. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. M. ben onların en zavallısı kalırım. Sana göre her parçasında başka bir yön. Ama özrü kabahatından beterdi. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. eşekliği yönünden. Cevher gibi olmaz. Ben öyleyim ya. Meğerse unutsun. Biliyordu ki. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım. Hoş hutbeler okursun. Kuran'da. sıkıntılı zamanında da hoş olur. şeytanı da bir tarafa koydu. sözlerimden ürker ve bana dönerek. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. Ancak haberi olanlara haber verir ki. hiç kimseye değer vermezdi. Yoksa biri demirciye gelip. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. unutsun. Söylediğin (M.harfidir yahut te'dir. nasipsiz kalmasın. O muratsızlıkta murat umudu vardır. A. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der. Birini çalgıcılığa çağırdılar. ve •Allah erlerini içine almaktadır. Acaba ne yapacak diye. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. nihayet sende de var.» anlamındaki âyet açıktır. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik.» deyince bu söz Peygamberleri. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. Pişmiş et gider. her bir parçasında başka bir âlem var. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. O Herive ki. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek. O zaman büyük adam olur. Gam içinde sevinç duyar. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir.» diye yalvardı.

Dar demenin ne yeri var. geçip gidenleri birer birer çözdüm. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır. (M. bundan.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği. desin. Ben onun mezarına. Tabağı ona gösterince.» buyurmuştur. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. Genişlikten ölür. Aşağı indirdim benden sakladı. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım.» dedi. Çulha hikâyesini atarlar. Mikailin ne yeri var. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. O. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. Keramet odur ki. Benim hemşerimdir.» dedim.. «Acaba eksik kaldı. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. onların tozu nü bulamaz. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu. Nerede 8 Sofi ki. Nihayet kaç kere çerez geldi. Burada sözün yeri yok.. Hazreti Muhammed (S. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. çünkü kalkar. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. kapalı sözlerle uğraşır. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder.şey ki.. ağzına. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş.) mübarek ruhu aralarında yoktu. hali perdeler. ne zevksiz. Peygamber. Sofuya başını kaldır da.» anlamındaki âyeti düşün dediler. Halk zaman kazanmaktadır. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. Kocakarı ne. gelmedi. tabağın içine dolmuştu. O da artık Müslüman olmuştu.) Benden niçin yüz çevirdin. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın. Bu yoldan söylüyordu. ne mutlu beni göreni görmüş olana. «Ne mutlu beni görene. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. kımıldanmaz. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. Şeyh bana de di ki: Eğer. A. İyi insan odur ki. Çünkü o ölmemiştir. «Evet dardır. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. A. Adam odur ki. dışarı atarsın. Toprak başına olsun öyle insanların. güzel suretler belirdi. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz. Oh dedi.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir.) Bunlar ne tatsız sözler. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. Hoşlandığı şeye erişemez. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur. tekrar onu inkâra kalkıştı. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. nara gitsin. imkânsızlık kavramı kalmaz. ama ne hemşeri. Ama o. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. Dedi ki: Ey Mustafa! (S. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur. her be cim karşılaşırsa. kaygısız yemek yesin. . Çünkü içinden ona engel oluyordu. cim be ile. Söz alanı dardır. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı. Yani tamamladı. Mimber de o anda yürümeye başlar. O mantıki da (cihan farzet. balığı balığa versin. (M. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer. «Yarabbi. Ama o.. nimeti iki cihana da yetişir. îçerden şeyh seslendi: Gel.

yoktur. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. bir lokma gibi ağzına koyaşın. Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. Birkaç gün beraber kaldık. Onlar. köpeklerde havlardı. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. ŞimurgHuma kuşu. Çünkü ötekiler bir saat uçar. Eğer kaçacak yerini bulursan. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. Duacınız. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır. Ben bir çok aziz derviş gördüm. çok zor ele geçer. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. geri dönersin.ile. Avcının biri aslan avlardı. Onların himmetsizliklerini. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. onun hakkında. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. Başkaca bazı hadiseler oldu. onlarla sohbette bulundum. hayır dualarıyle meşguldür. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim. sözleri yönünden . MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. diri gönüllü bir derviş var ki. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. Bari gönül almak. ağzıda budur. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. Dün Perir geldi. onu beğenir.YAZIŞMALAR. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki. gönlüme bir tiksinti geldi. hep çöllere düşersin. sonra alçaklara konarlar. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. sana garip bir hal geliyordu. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. onda bir cevher. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. bir gönül alçaklığı bulur. şimdi aslana yakın geldiniz. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. kendisinde bazı üstün vasıflar. Bunlar arasında aziz. Siz de. Bir topluluğun. Her birinin hali. damarları patlayabilir. İçinden dolaşırsan." dedi. taklitçi değildir. .yüksekten seyreder. bu zayıf kul. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. Arakliye karışıklığında.. Şimdi bu sene. çocukları yerlerinde bırakırdım. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. Bütün bunları söylüyorum ki. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. lokmayı kulaklarının ardından.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. hernde davranışları yönünden anlarım. Bu bir dairedir ki kapısı.. Şam'a gittiği zaman. bütün kuşları. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir. dediklerini işitmiş. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . sizce de bilinmektedir. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. bir de mana’yı gör. (M. değişik bir halde idi. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. soysuzluklarını görür. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur.görür. Bir köşede kendi âleminde meşguldü. Ama. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. onun burada yerleşmesini sağladık. doğan. Bilmiyorum ki. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. ama Simurgun nazarının etkisi . (M. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. Bana bir daha geri dönmedi. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. ona iltifat gösterir.

her gün. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti. Sen yanlış gıda alıyorsun. yahut yoktur. "Sen benim karım olursun. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. O babalık dıştan olunca. "Evet. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa.' dedi. ben onunla birlikte yemek yiyeyim." dedi. çok uzaklara koşuyorsun. Bir "ah” çekti. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. bİzi ne kadar çirkin görürler." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir." dedi." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin.Başın kararlı olsun. Onu söyleyen' dosttur. "Şunları bir sınâyalım.Kur'an'da buyurulan. Sevimlidir. müminler emîrinin huzurunda. Adam. Bu ilk işin deliliydi. Falan ve senin karının falan arkadaşı. O Seydî şöyle söyledi diye anlatır."Sizin himmetinizle. Bizim himmetimiz ya vardır."dediler. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. Ondan sonra korku kalmaz. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler. kördür. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. Allah sözü haktır. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır. Ancak öteden beri âdet böyledir. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. kurtuldu. Yine “Halk uykudadır. onun gölgesinde yaşar. yani doğan demezler. Adam saraya gitti. Adam bir dostunu gönderdi. dilsiz ve kör olan sensin. tekrar Şahın yanına döner. ne kadar Halifenin adamı. önce balık su tarafına giderdi. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. Sende de hayırlı niyet varsa. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. Hasta ise Bazen zârârlıdır. hemşirelik kalmaz. Yoksa söyler de söyler. Bir cemaate geç geldi. dedi." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi." dedi. "Bak ki bu ne işarettir. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur. o gayıp âleminin uluları. çok sevimli. Şüphe yok ki. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. şarabın. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir." dedi. Allahya yalvarmıştır. o bizim adamımızdır. yoksa o çok ucuzdur. Eminüddin Mikâil sevimlidir. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. Onlar. ferman böyledir." Dedi ki. dedi. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. Kabul etmezdi. Hem bu taraftan gelir. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. 213) Bir vakitler. "O halde halvet olsun. bir sınavdan geçirelim. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor. Seydî'den. öldükleri vakit uyanırlar. Diyorsun ki. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. İslamın gözü üzerindedir. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. Allah senin işlerini düzeltir. Birine şöyle sordu: ." dedi. ama korkudan ölürüm'. Sen benim karım olacaksın. "içmem. düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi. o da geri kaçsın Biz Musa'nın. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. O İbrahimin annesi idi. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. Ben onun yerini biliyorum diyesin. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız. Görüyorum kî.” buyurulmuştur. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. ona bâz." Halife incindi kendini tutamadı. Böyle bir ölüm nasıl olur? ." Lokmayı onun ağzına koydu. dilsizdir. 0 Söz söylemeye. "Yarabbi kendini bana göster. "Bu adamı götürün. Onda hemşirelik kalmadı. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir. Onda şan vardır. hûcreye atın. bütün gün. Oradaki bir Allah eri. patlayıncaya kadar söyler. Benim maksadım seni kızdırmaktı. (M. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. o halini değiştirdi. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. bırak Halifeyi. Zaten kaçak onun evindeydi. 214) O oturmuş tevhid ediyor. "Onlar sağırdır. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. Bağdat'ta ne kadar zembilli. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. hep ekmek yiyorsun. başlayınca susturmak gerek. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. hem o taraftan gelmez. karşına. Sevgili . oradan sıçradı. karpuzun değeri. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir. sağır. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. Kendi kendine. Şan ondadır.

Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. yemiyorsa da istemiyorum der. akıldan geçerler. onda ne sır olduğunu anlamak istedi. bu sözleri sana açıklayayım. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M. ayrı yollara. açıkça gördün." (M. Ama nasıl bileyim kabul etmem. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı.A. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K. Sevgilinin yurdunda. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. hem nâz'dır." Bayezid. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. Hazreti Yusuf da. Ayrı. bana. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. yorumlayayım. Rabbim en büyüktür. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. sizin insafınızı. tutmamışım. gönlü kırık bir Müslümandı. kâh öteki yoldan akar. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. "Taziye ile meşguldüm. der. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. içerler. Mevlâna kıbleye döndü. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. 12/101) diye yalvardı. Ona. gönül kırıklığı yoluyla.Hakkı arar." buyurdular." dedi. Yeter artık açıkladın. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. O bir deri bir kabuktur. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. Cefa görmüştür. "Aman elimi tut. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu. sevgiliye de kavuşamazlar." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. demekle yetinmedi. bu kıble asla hali değildir. Şimdi Mevlâna'yı gör. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı. Amma. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. işte bu. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını. buyurdu. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. bu tarafa akar. Ağacın dalına binenler. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı." buyurdular. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular. keyfleri yerindedir. edep dışıdır.) uymak ona derler ki. Yerler. Hamamda daima şeytan vardır. ama nitelikleri vardır. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. Uyanınca kendi kendine demiş ki. arklara ayrılmıştır. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor. evet. Tekrar ona gittim. Başka hiç kimse yoktu. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. içine dalarlar. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. kâh o yoldan gelen su. ben akla uygun söylüyorum. Sevgili ise hem nazenin' dir. dua ederken. 215) Ta dilimin ucuna geldi. ama söylemedim. Orada dalıp gitmiş.Hazreti Muhammed’e (S. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. belki sebeplerini aramış olursun. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac. Eğer . kıbleye yolculuk yapmaktan. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. O Muhammedi idi. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. doğru dürüst kendini kurtaramadı. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. kaynağından kurtulmuş olurlar. Onun niyazı hep naz oldu. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. ıslanırlar. dedim. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur. Onun işi nedir. Kâh suyun hepsi bu yoldan. biliyorsun ki. O yüzdendir ki. dalı kırar aşağı düşerler. Bu yaptığım belki edep dışıdır. söz üstadı olduğunuzu. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled." demiş. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. kendi yoluna geçer. Zaman olur ki. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar.

Senin hayaline gelen düşünceleri. ondan daha büyük. arkam sana dönük. Diyorum ki. böyle olur diye anlattı. "Alimler. Ben de biliyorum." diyerek bunda tartışmaya başladılar. o. Diyelim ki. Bu her ikisi. On iki ayda bir geliyor. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. Ama adam dosdoğru konuşan. düzgün konuşması. Ben onu öyle okşuyordum ki. neye güler? Hazreti Peygamber. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. o. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. Peygamberlerin. 218) Zikir kabul etmez. herkes de bilir ki. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. dedi. ama o kimse ki cihan kendisine güler. Onları aldattım. yani âleme gülünç olmuştur. yani yırtılmıştır. Adamın sözüne güleceğim geldi.Eğer başka bir zaman. bilgin ve yetkili adamdır. O. o. Biliyordum ki. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. başını salladı. Mevlâna geliyor dedi. "Allahtan başka ilâh yoktur. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. peygamberlerin mirasçısıdır. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. Bana. İşaret etti. Ramazan ayma rastlamıştı. kalk gel. bütün akla. Ona zikri öğretti. (M. Evet. Bana. Şimdi ulu Allah. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. dediler. Onun o cevabı. başkalarına nasıl güler. sanki kendi değerini buluyorsun. Allahü Ekber! diyesin. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez. arkan da aynıdır. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. Bu Şemseddin. Sen de Müslüman. derdi. daha yüksek birini bulasın. Nereye? dedi. Bu da bilinen bir şeydir. olmasaydı söz harfsiz. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. ey Melâna. üst tarafını siz bilirsiniz. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. . fazilette deryadır. bana işaret ettiler. dedi. Ona daha nasıl bakayım. ne güzel yaptın diyordun." demedikçe kimse ona iman etmedi. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. Önce. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. Padişahın biri. Şehir ağası. Kimyayı bana gönderin de. 217) Halktan bazıları. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. onun keremi. işte Ramazan geldi. her şey haktır. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. Bir aralık dediler ki. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. o benim sırrımdır. bir uygunsuzluk oldu. mazur gör. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. sessiz bir şey olurdu. Ben geldim. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. dedi. gel. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. kabul etti. O da hırka sahibiydi. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. O halde. senin önün de. Sonra da. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım. Öyle yaptı. hayale gelen şeylerden daha yücedir. acemilerin yüzsuyu olasın. O söz ona zehirdir. cömertliği herkese açıktır. Ona. ben de. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. dedim. Nasıl olur ki. halk yoktur. sen. dedi. Hayır. hem de mürit idiler. diye öğerdi. bize gücenirdin. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. âşık mıyım diye soruyorsun. Bu iki temele dayanır. Ama eğer halk. dedi. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. onun yola gelmesi ondandır. uzun boylu ısrar ediyordun. (M. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. Derviş debir söz söyleyemez. ibadet bundan ibarettir. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. sersem insan daha başkadır. Âdem evlâdıdır. ihtisap ağası.yüce Peygamberin. Mevlâna ilimde. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. Ancak oğulları hem evlât. O ibadet zevkini gördün. O ise. Ben diyorum ki. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. üstün zekâlı bir insan değildi. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. hesap ettik ki. O bir sığıntı idi. Başını kaldırdı. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. başkalarına söz geçirsin. Kalktı ve gitti. bu sersem zahitlerdendir. diye bir lahavle çekti.

Ibni Sina'dan faydalanmıştı. çok üstün yaratılışlı. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. ayrı ayrı yatsaydık. Hava ve heveslerle. dedi. Bu halde. derhal azarladı. Bir perdenin delilidir bu. hakikat'in köprüsü. nasıl gidebilir? dedi. diye özür dilemeye başladı. Oysa. Şiir: O kimse ki. Gülümsüyordu. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. Hele şu. Kutsal hadiste. Bey şöyle bir başımı çevirdim. O. yere düştü ve başı yarıldı. geçip gitmeye razı olmuyordu. Ne içebiliyor. Onu öyle elimin altına alayım. ama asıl sebep başka idi. sarığım yere düşmüş. (M. Onlar gerçekte böyle yaparlar. Gerçi o sana sebebini söylemez. Hemen oradan kaçarlardı. Bütün felekler onun gönlünün altında döner.Üçüncü kez okudu. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. Şeyh. o kendi sarığını tuttu. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. Gönlüm onu bırakmaya.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. bu huydan vazgeç dedim. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. yabancılık girecekti araya. Allah rahmet etsin. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. sinirlerimi. korkusuz yatardık. öyle aciz bir hale getireyim ki. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. ne gözler görmüş. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. mademki söylemedi. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. aramızdan bir şey eksilecek. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit.Muhammed Gazalî. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. Sen. inşallah Allah dilerse. parmakla gösterilir. ne de insanın kalbine doğmuştur. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. 219) Onu tekrar okuyor. dilin kesilsin. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. ne de dökebiliyordu. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. bilirlerdi. sırdan pek az bahsedilmiştir. 220) Dostluk onun dostluğu idi. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. Oradaki Hak. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. Ansızın bir gürültü duyuldu. Mecaz. sana. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. demediği için hoşuma gitmedi. namaz yerine sıçrattı. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. Gördüm ki. Ansızın gördüm ki. fesahatte. O. ama düşüncelerine aykırı davran. . İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. onu bir an durdurdu. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. O. Ta ki. orada yer yoktur. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu. yok olacaktı. çalgıcılara. bunu ne ile ispat edersin. Bizim aramızda ayrılık olamaz. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. boynun kopsun. Tövbe et. Orada herşey göz kesilmiştir. dedi. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. Mutriplere. Çünkü dünya bir köprüdür. şüphe yok ki rezil olur. geceleri.başka hiç bir şey göremiyordum. Bu gece. Gazalî karşısına gelsin. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. işte şimdi beni öldür. eğer gelmeseydim. davulculara seslendi. hakikat de mecazın köprüsüdür. bütün lâfı Enel Hak. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. yani ben Hakkım'dır. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir."anlamına gelen bir müjde vardır. Ama. böylece hep benim elimde olsun. çalgılar çalınsın da. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. derviş sözünü aklında tut. Cihanda yaygın bir mısradır bu. şehvetle dolu insanlara. Şüphesiz ki o zavallı. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider. bu ip ile asılır. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. Evet. Kur'an'da. Kur'an'da. pislik yuvası gibi dolu olur. (M. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. dendi. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. ne kulaklar işitmiş. Biz eğer bu halin dışında. dur. Onu bayındırlaştırmaya.

sen de zavallı yoksun. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. benim yiyeceğimi de. çağrıyı herkese karşı yaparsın. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. Bana. buyurdu. onunki yine ağır basardı. evet yalan söyler. âşık ve yoksun zavallı. istiyorum ki. daha üstün bir hal idi. O. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. Büyük efendi. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. rahatsın. Helvayı. onunla helva yaptılar. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. Çünkü vakit. ama hepsi birden kımıldanınca. ben de kalktım helvayı temizledim. O zaman. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş. dediler. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. iş Allah bilir. yolda para buldular. bedenin kirini evden hamama götüreyim. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. başaramadı diyelim. hizmette duraklama olur. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. Ama bu. Buna. şimdi erkendir. dedi. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. Sen daveti. sade meyhaneye gidenler. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. herkes inancından başını sallasın. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. ona kul. bağımsızsın. Benim işim böyledir. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. (M. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı. yarın yeriz. yahut zehir cinsindendir. Yine Peygamber. Israfçılar. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. bütün bir topluma erişmez. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. demekle tamam olur. değerli ömürlerini. Hazreti Peygamber. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. Ne mutludur o kimselere ki. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. Uyku ne gezer onda. Allah onu doğruya çıkarır. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı." Nihayet o ne idi ki.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. orada nice paralar sarf edenler değildir. Yahudi. Ancak. Ekmek lâzım. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. savruklar. helâl olsun! Allah bilir. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. eve nasıl döner. gamsız ve hür yaşıyorsun. Nasıl ki. başka bir hal. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi." Yani biri burada bir hizmet yaptı. ondan bir pay alırlar. sırlar var. şüphe yok ki. giyeceğimi de sağlamaktadır.(M. ama öteki niçin helâl olmasın. Kur an'da ne güzel incelikler. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. köle olursun! Evet. ne hamamcı razı olur. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. tam vakittir. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. Ama. sonra zaten pek az. Ayakları uyuşmuştur. ondan aydınlanırlar. . ne de hamamcıyı yaratan.A. bir dönüşün eseridir. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. bu cevher herkeste yoktur. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. benim yolumda yürürler. Bir kaç ahmak haram mal topladılar.dedi. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. Biri dedi ki: Onu bana ver ki. elbise lâzım. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. Çünkü kirler yumuşar. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım.

Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. benim o kervansarayda bir odam var. Sebebi anlaşılamadı. Hallacı Mansur gibi olmayayım. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. tilki. O eksik idi. Gündüz akşama kadar uyursun ki. Titredim. kertenkele. Benimle pazara gider. bu mânada anlarlar. inledi. yengeç. Gönlümde bir şey burkuldu. Her taraf bom boş. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. senin için. dedi. şaka ve edepsizlikler eder. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. köpek. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. koyun kebabını beklemedi. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. hoş bir şey. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. Ama faydasız uyku gelince. o zaman da ben oraya giderdim. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. bu saatten Çabana kadar burada kal. O çağlar geri kaldı. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. bu böyledir. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. Müminler. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. O teraziyi. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. oradaki pis döküntüleri yerdi. o sırada aşağı gitti. Senin elinden inliyorum. hayal bozguna uğrar. âşık olacağım. Elbise karşılığı için ne derler? (M. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. karnını doyurdu. Ben bir vakit istedim ki." buyurdu. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim. dedim. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. geri dönmesi mümkün değil. (M. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. Ondan sonra dedi ki. Ona. mümkün olmadı. Öyle bir delikanlı erkek idi ki. Vuslat geceleri olsun. Ama hep onu değil. 225) O yüksekten beni gördü. Senden bahsediyorum. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. Tebrizli Zahid'e göre. Gezip dolaşma belli olmasın diye. Gördüm. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. Üstü kapalı söyleyeyim ki. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. Ah ve feryat etti. kaplumbağa. Ben damda idim sağıma soluma baktım. dedi. hep onu gördüm. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. Evet.. beyan etti. Ama ümmetimin fukarası demediler. Öğle sıralarında da gelmişti. Hırkasını sırtına almış. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. Gündüz uyumadım onunla. 223) Tebliğ etti. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. dedi. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. derdi. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . Beni çağırdılar ki evimi göreyim. hemen çarh vurdu. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. Ben zahidim dedim. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. sevgili ile geceleri halvet olayım. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. Benden ne ücret istiyorsun.sen git kendi makamına çekil. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı. kirpi. Oturdum. Hoş geldin sefa geldin. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. Ne yazık ki. dedi. eğer buraya gelmese. çok bile. Şimdi de artık mal yiyordu. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. dışarı götürün bunları dedi. Ah. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. Aynı sofî şakalarına başlardık. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. fare. yok bulamazsam elimdesin. yüzümü doğruca binaya çevirdim. domuz. sarığını külahını giymişti. Ama ilk konakta hepsini yemişler."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. dedi. çok da yiyecek götürmüşlerdi. bu kimden bahsediyor dedim. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. (M. anlaşıldı! Ama geçen geçti. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. Benim hemşehrim oluyorsun. bildirdi. bir ah çekti gitti. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. Dağıtın. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. Ne söyleyeyim sana! Sen. fil. raksetmeye başladı. O can dostudur. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. kurt. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. sana elli dinar ikram edeyim.

dedi. açık cefalarda bulunuyor. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. Peyniri Pars denilen canavar da yer. Ona. keyfine bak.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. dedim. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. Yürekler paralar. O hiç aldırmadı. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. Görmüyor musun ki o oturmuştur. ciğerler söker. diyordum. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. "kendini bana göster" dedi. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. dedi. kaçtı.Ama sen diyordun ki. o kadar duman yuttu. Ama kanatlar açık ve boş olursa. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. deyince. Nizamî. Hakanî ve Attar mı söyler? (M. böyle ağlıyorum. Kılı kırk yarıyordum. Yüce Allah. o bütün mavi boyaları herkese verdi. Orada bulunan birkaç Arap da. dedi. benden bir şeyler geçti. tekrar ona verdi. adam.yaşamaya razı idi. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki. dostun var mı? Evet. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. çocukluk etme. odur. Ne olur açık söyleyemiyorum. bizi kabul etmedi. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. o süt de içer. ayağı bağlı idi. Nurları. Bir yerde ki. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. dedi. geri dönmek de artık mümkün değil. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. her neyim varsa ona vermek istiyorum. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. göklerin yaratıcısıdır. yahut bir köylüdür o. 226) Allah nuru ona çakmıştı. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. onu benim karşıma getirdi. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. dedi. yahut da hal ehli değildir. Kendini ona verdi. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. Falan gün başını örttü. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. yoksulluk. Ne gariptir ki. Sen başka bir yerde nazeninsin. Cennetleri yaratmıştır. yoktur. Kutup geldi başını önüne eğdi. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. Kürsü'yi. Ne nazım'dan anlar. Ancak biraz üzüntüsü var. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. Maksadı bir söz söyletmekti. Nihayet ben de onun için istiyorum. ahmaklık etme. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. Arş'ı. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. Herkesin bir azığı vardır. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. ululuk bulasın. Ama bunları hep Hakim Senayı. senin makamın nerededir? diyordu. niçin bir şey söylemiyorsun. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. Aman bu adamı yakalayın. Şeyh gülüyordu. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. dervişlik vardır. Şamda bir adam vardı. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. karnını doyurur. Izzeddin. taklitçi değildi. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. Kutup. falan gün de ben böyle . Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. Onların halinden anlatmaya başladım. bu yolda senin yoldaşın. ne de düz yazı bilir. bir nazenine naz ediyorsun. Özgürlük çok hoş. var. bir söz söyle bir şey emret. Bana sövüp sayıyor. demiş. Evet. Sürmari'nin oğluna karısı. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. Ceylânlar. Belki bir çiftçi.

Kuran'da. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. . onun dimağı. bu ne gebeliktir. hem onun hem de bunun dostu idi. dnu götüreyim. Ebubekir'in dostu. Allahındır. ama Şehzadeyi göremedi. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. Tattım. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. Kendine geldiği zaman. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. Dedi ki: Hazreti Peygamber. haberim var. Büyük Hamid. ben Kerimiddin'i severim. Gördüm ki gebedir. Allah Kur'an'da. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. âşıka daha hoş görünür. bana hiç ziyanı dokunmadı." (K. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. 228) Ağzın sirke ile doluysa. onu yakala diyorum. 229) Ama Hak. Bunları çağıralım. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. dedim. dedi. Kalbim ağrıyor. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. Köpek de yavrular doğurur. namaz kılsın. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. bana başka biri geldi. bir dönüş içindir. Derman derdin olduğu yere gider. Gittim elimi karnına koydum. 20/3) buyurulmuştur. övmeye değer. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. Nasıl ki. 23/117) buyurmuştur. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. Allanın huzurunda duygulansın. dedi. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. dervişin biri. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. diyelim ki ağzın şeker doludur.söyledim. "İncinme. Ben biliyorum ki. dostumsun demek. Hazretle kaç defa konuştuk. Beni ululayın. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. sizi boş yere yarattım. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. yani kâinatın elçisi. (M. o zehirdir." (K. Beni mi daha çok seviyorsun." (K." buyurulmuştur. bakalım ne olacak? vah. Ben de onu istiyorum. Her kim. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra. beni yoksul olarak dirilt. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. içi doludur. Bir kimseden incinirsem onu yakala. O Arş denilen makam. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. Ama Muhammed'i. ama herkes kendi halini anlar. İsterim ki. sen gitti. Yoruma dikkat et ki. "Siz sanır mısınız ki. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. "Rahman Arşın üstündedir. "Yerde ve göklerde ne varsa. ama gerektir ki o da zahiri korusun. peki sirkenin senin ağzında ne işi var. Burada göklerden maksat. Başka bir âyette. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. Bana açıkla diyordu. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. kulağını yahut başını okşayayım. 2/206) buyurulmuştur. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. Öküzü gördü. onun halinin ifadesidir o sözler. Ne var ki. ama onu dinlemek istemem. utancın ne yeri var? Adamın biri. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. o da aracı dostun ayağına kapandı. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. Büyük Izzeddin. Hep onun hikâyesi. Arşa hâkimdir. yoksul olarak öldür. düşmanı da severim. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. (M." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. Dedi ki. yerden maksat da onun vücududur. el kaldırmak yakışmaz. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. Hazreti Muhammed'in kalbidir.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

başka kim olacak? Düğünler. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. Söz sözü açar. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. Benim ipim uzun. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. Eğer söyleseydim ödün patlardı. Beni Allaha ısmarla.hem de şeyhi oldu. Sudan geçmek kolaydır. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. o zaman geçti. Burada işi düzeltmek gerektir. Sen akıllı kişileri dinle. evlenmeler bir türlü değildir. bunun sözünü etmeye değmez. Ne yazık ki. 10) buyurulmuştur. Diyemez ki. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. dedi. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. ölüm bin kat daha hoştur. Sen kimsin? diyordum ona. kendi yerini de gördün. 78/9. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. Önünde bir pul değerinde helva var. ben doğru konuşuyorum. nihayet dizkapağında. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. dedim. Çünkü ben Allahyım. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur.dedi. derler. Bu da nefsin düğünüdür. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. Nasıl ki. Deve uysallığı. gel gel dedi. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir. dedi. benim nazarım ona. iyi bir iş yaptın. Fare. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. hiç aldırmadı. işlerimizde daima iyi.Farenin biri devenin yularına yapıştı. dedi. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına. yahut keski hiç yemeseydim. önce kumaşı ölç. (M. cennette kendine açık bir makam hazırladın. Bunun sırrı başkadır. ömür vefa etmiyor. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. Kur'an'da. sen bilirsin. "Uykunuzu size rahat sebebi. güzel tedbirler alalım. Gözünün birini bir balığa. hiç kimse konuşamaz. hiç bir ses çıkarmadı. Fare. Hakîm Senayî'nin hem müridi. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk. sonra kes. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. Ayağını suya basan deve. geceyi size örtü kıldık. ötekini başka bir balığa dikmiş. Üstat ve kâmil bir insan idi.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. sensin dedi. Bir dindarın önündeki bir akçe. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. onu çekmeye başladı. Allah daima gayretli davranır. Bizim canlı Allahmız var. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. sinirini koparır. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. 239) Bu şükran secdesidir. (M. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. heybetle bir baktım. . yürü bakalım! Fare." buyurulmuştur. su çok büyük ve derin.değerse Müslüman olur. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. kenara çekildik. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. Biri sordu: iblis kimdir? öteki. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. Şimdi sen de tövbe et ki. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. gemiciden sordum. ama dizden dize fark var. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. Hem de söylemek gerektir ki." (K. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. demeyesin. O çabuk yürüyüşlü. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek. Uykunuzu rahat. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. başka bir parıltı daha belirdi. benim tersim de sensin. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. Geldim eteğine yapıştım. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. deveyi su kenarına kadar yürüttü.

birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. Sonra tekrar dili açıldı. çağlayandan. konuşamadı. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. onlara ne insan eli. Benden bir söz işitti. onu onu! dedim. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir." (K. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. diye düşündü. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. Hazreti Peygamber. hav hav. Köpek havladı. Siz şu katırı kulunuza veriniz. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim. Yarabbi onu tut. falanı değil. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. dedi. falanın başına ant içeceksiniz. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. Kuran'da. Şarapçının biri şarap satıyordu. Ama çok soğuk ve yersiz olur. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. Yani ben açık bir iş yaparım. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. öteki yankesici. biz çok sopa yedik. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. Niçin sıkıldın." (K. o da bana vahiy gelir.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. Onların aralarında yaptığım o işten. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. Bu hırkamın kolunu öptü. Meğerki ben istemiş olayım. Sen bana bakma. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. Mevlâna'yı değil. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. kendi kendine. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. Peygambere. Ona göre kıyas et. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki. ama o yine de Yahudi'dir. Efendimiz dediler. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. dedi. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. bunu değil. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. onun heybetinden eve kaçtım. yürüdü. görüyorsunuz ki. ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım. değirmene doğru giden birine rastladı. onlar da pek çok eşya götürdüler. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. Hey anneciğim. Kadının biri bu sevdada idi. Sağırın biri değirmenden geliyordu. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. yağmur gönderdi ki. ama hiç kimse bilmez. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. mahallenin başında havlayan o köpeğe. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. (M. 55/56) buyurulmuştur. Bunu o söyledi. Onlar geç kalmışlardı. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. diye soracak dedi. dışarı çık. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. 241) "Söyle ki. (M. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. dedim. hey anneciğim! Silâhımı getir. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. yine de Yahudi. Şu şartla ki. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. benzerler ve eşler niçin olsun. bu ayağı da değil. soğuk kaçtı. Parmağımı öyle bir sıktı ki. dedim. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler. dedi." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. Sustu. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. sensin. bu. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. Selâm vermeyi bile unuttu. o geç kalır. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. ne de cin eli değmiştir. hav hav senin annen babandır de. . ben sizden herhangi biriniz gibi değilim. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki.

bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. dedi. Bir daha böyle şeyler söylemesin. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. dedi. bundan bir uğursuzluk sezdi. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. Maksat. istemezsem gitmem. Hal hatır sorduktan sonra. kara sevda sana geldi diyorlar. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. ne de sayıklamadır.) yolu gibi aydınlık yoktur. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. aman Yarabbi! dediler. olanı biteni annesine hikâye etti. O kendi başını. (M. diye emredersen. Bu oğlan başımızı yiyecek.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. elime geçeni burada sarfedeyim. dedi. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti. Çünkü sözde mâna. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. Said'in bir de çömezi vardı. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. 243) Anne hâlâ şüpheli idi. Eğer başkaları işitecek olsa. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu. Gerçekten böyle oldu. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. bu sözleri onun deliliğine yorar. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Kadına yaraşan en iyi iş. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. henüz şüphesi geçmemişti ki. bu nasıl olur? Kız. bu ne düş. ne tuzaklar kurdu. medrese. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. Annesine altınlar. bütün yollardan ve gidişlerden. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. Yavrum. Bağdat müderrislerindendi. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. kızı gece evine getirdiler. Yoksa ben seni sevenlerdenim. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. dediler. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. Annesi bu haberden çok ürktü. gümüşler getirmişti. güzel kızımı sana ereceğim. Sonra tekrar etrafına bakındı. Halife.S. Güzellikte. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. çok ilgi gösterdi. her şey yerli yerinde. Hayır. Onun ne yeri var. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. mânada söz kalmadı. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. Bana falan şehre git. Komşu kadınlar. Bayağı divane oldu. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. O misal yönündendir. pişman oldum. istersem giderim. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. insaflı olanlar insaf ederler. 242) Saidi Müseyyeb. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. ama bir türlü elde edemedi. Allahnın kutsal sözündeki mânadır. kara sevda ve delilik hiç değil. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. . ne hayal. Tekrar evine gitti. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler.

Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. alnında bir işaret görüyordu. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. Evet onlar azap çekerler. bir sofra getiriyorlar. Benden bunu öğren ki. başına su dökerler. ne de biz onlardanız. Biri okunu uzağa atar.. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. Çünkü biz dünya adamıyız.sözü öğünme yönünden değildir. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez. ilâhi söyler. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). Ben sana bin dinar vereyim. Onun da sakalı var. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. Evet. O ben bir şey değilim dedi. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler. Ah ve figan çocukların işidir.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. Bu iftiradır. Onun altını da var. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. raks eder. biz de sizin. o perde içinde dünyadan göçtü gitti.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. dedi. ben bir şey değilim der. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. başka hayallerle karıştırıyorsun. Derviş evine gitti. Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. Bu da ne oluyor derler. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. dedi. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. Soğuk ve donuk şeyler. dünyaya yaramazlar. İşte böyle şimdi ne yapalım. Biri ağlar. ona biri. Evvelce sende ondan var idi getir. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. "Gördün mü. dedi. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın. dedi. Kur'an'da. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. Ben neredeyim? Benden haberi yok. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. ama sen önüne perde çekiyorsun. ne onlar bizimdir. ama o da buradan değil. bunun başka mânası vardır. ey Allahm gönlümün dilediğini ver. 245) "Sultan. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. Bunu anladım. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. ama yine hoşlanıyorum. onlara yaraşır. senin yanında onlar gerektir. Ben ahvali biliyorum. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. diye yalvarır. perhiz edesin ilk işin budur. Yarabbi işimi kolaylaştır. dedi. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. kendi nefsine perde oluyorsun. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. başına şarap dökerler. yemeğin karşısında sabredesin. ama belki o bizden daha üstündür. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. Meğer. biz de öyleyiz. Hoca keramet göstermişti. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. Gördüm ki. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . ondan daha yok mu? getir. urbası da var. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. dedi. dedi. onun ise dünyada gözü yoktur. biri de olmalı ki beni güldürsün. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. Hem kendin. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. hayır. Öteki bir hava tutturur. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. Benim gönlüm her şeyi istemez. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. onun hiç bir şeyi yok. o belki. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. Ondan. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. der. Böylece onların adları anılır. Dünya ahiretin köprüsüdür. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. O öyle arıktır ki. Senin. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. Derviş. der. Ebubekir onu bilmez. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. yahut beni unutan zata uğrayalım. der. bunu anlattı. kerem sahibi olur. ondan getir.A. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. Biri gerektir ki beni güldürsün. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. Fakat bu başkalarının işi değildir. benim de. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin.

diyordu. mey içerler mest olurlar. çocuk babasını göremez. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Aşktan yüz mü çevireyim. Feryada gücüm yetmiyor. Hiç şüphe yok ki. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. doğrudur. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. Akıl sahibine bir işaret yeter. O çocuk yolda kalır. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Çölleri aşmak başkadır. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. Önceden söylemek gerektir ki. hemen bir hüner gösterdi. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. aşağı inmek değildir. Ayaklarının altında öl." (K. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. Güneş böylece her tarafa bakar. Halbuki ona iki yüz değil. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. halinden hoşnut musun diye. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Hazır buldukları ile . Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. Bu da bir imtihandır. Çocuklar. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. Ona söylerim ama tekrar unutur. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. madem ki biliyorsun. Bu sana uyku getirir. (M. 248) Perdenin arkasına git. yahut dinler de söylemez. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Evet. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Kıyamet peşin kopmuştur. bir zerre kaybolmaz. Keşke surette uyuyaydık. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. Kudret. "Sizi korkudan. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. evet fena değildir. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. ayık sarhoşlardır. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. Doğrudur. çünkü ateşten kaçmaz.)yüce katına getirdiler. Münadiler. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Müjdele. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. ama içinden elini ağzına kapa. açlıktan veya can ve maldan. ne tuhaf oyuncaktır. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. Onlar. Bir işimiz yoktur diyoruz. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. 156) buyurulmuştur. Bunu sonradan söylemek yalandır. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. bunlara sabredenleri müjdele. dediler. temel onlardır. işittiğini ya söyler de dinlemez. dört yüz oda yaraşırdı. doğrudur. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. (M. der. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. onu düşünmek bile gerekmez. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Ondan bir feryat kopar. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. Hiç bir iş yapamıyorum. A. Dil yarası acıklıdır. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. bak ki. çekilen emek nispetinde elde edilir. Deveden düşersin. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. çabucak yemek geldi. Olmaya ki. herkes kendi başının çaresine baksın. Falan. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Yani dileği uğrunda uyumazlar. o yüceliği. Eğer işitirse. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. adamcağız. çulhadır o. dedi. Allah her kemali anlar. çığırtkanlar bağırırlar. Ebu Said bir topluluğa rastladı. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. Size tekrar söylüyorum. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. Allah bilgini." (Bakara sûresi. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Bunlar akıllı. dedi. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Hazreti Peygamberin. Halbuki. işte bir iş çıktı. Çünkü bu ses neyden çıkar. kuvvetli dayanağın var. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Gittiği yerde ne bir. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. Sonra bir çölün ucuna varılır. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. ikinci hafta. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. bu namaz kılmaz. Gel demesine imkân kalmaz. Haccın zevkine ermek de başkadır.

temel onlardır. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. işittiğini ya söyler de dinlemez. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. 248) Perdenin arkasına git. bu namaz kılmaz. Bunu sonradan söylemek yalandır. neresi bozuk yoldur. neresi yarı düzlük. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Kudret. Bu da bir imtihandır. Müjdele. Katır. A. Anlarım. der. adamcağız. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Doğrudur. halinden hoşnut musun diye. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Halbuki ona iki yüz değil. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. ben yüce himmetliyim. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. . Hiç bir iş yapamıyorum. Olmaya ki. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun.ihtiyaçlarını giderirler.)yüce katına getirdiler. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. Tekke. Kıyamet peşin kopmuştur. Eğer işitirse. dört yüz oda yaraşırdı. Ona söylerim ama tekrar unutur. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Haccın zevkine ermek de başkadır. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. aşağı inmek değildir. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. diyordu. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. işte bir iş çıktı. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. ancak. Gittiği yerde ne bir. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. dedi. bak ki. ayık sarhoşlardır. Bunlar akıllı. Allah her kemali anlar. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. Bu sana uyku getirir. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. O çocuk yolda kalır. bunlara sabredenleri müjdele. Katır. mey içerler mest olurlar. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Sonra bir çölün ucuna varılır. evet fena değildir. Aşktan yüz mü çevireyim. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. Çölleri aşmak başkadır. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Akıl sahibine bir işaret yeter. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. Bir işimiz yoktur diyoruz. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. Çünkü bu ses neyden çıkar. Tekke. Allah bilgini. çığırtkanlar bağırırlar. Ayaklarının altında öl. açlıktan veya can ve maldan. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Hiç şüphe yok ki. çocuk babasını göremez. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. (M. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. ben ise çok kere kervanın başındayım. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. onu düşünmek bile gerekmez. çabucak yemek geldi. Münadiler. isa'ya inanan Hıristiyanlar. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. başım havadadır. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Onlar. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. 156) buyurulmuştur. Yüksek bir başım. ne tuhaf oyuncaktır. dedi. ancak. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. (M." (Bakara sûresi. aydın bir gözüm vardır. Gel demesine imkân kalmaz. Evet. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Dil yarası acıklıdır. doğrudur. Feryada gücüm yetmiyor. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. neresi düzlük. Falan. dediler. hemen bir hüner gösterdi. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. Ebu Said bir topluluğa rastladı. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. kuvvetli dayanağın var. herkes kendi başının çaresine baksın. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Önceden söylemek gerektir ki. doğrudur. ama içinden elini ağzına kapa. ikinci hafta. Deveden düşersin. yahut dinler de söylemez. "Sizi korkudan.

işin içyüzüne bakarım. Marifet öğrenelim. böyle konuşmayı ayıp sayarlar. 250) Bir zaman din bilgini idim. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. Müjde dediler. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki. şimdi geri geliyor. Onun arı ve yüce benliği. diye sesleniyorlar. dedi. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. Bir çoğu da onun ne rüyada. Zikreden bir kimse. gönül taklitçisidir. hoşa gitmez. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. Artık biz de şaşırdık. ah git der.Bir kaç kişi vardır ki.' Dört büyük günah. Biri doğrudan doğruya ona. Pabuçsuz dışarı fırladım. 110) buyuruyor. Evet. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. O der ki: Allah arş üzerindedir.A. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. Yeniden canlandım. T harfleri. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. iki halin dışında değildir. aynı şekildedir. denilebilir. zulümdür. Evet dediler. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. bühtan. Bunlar taklitçilerdir. Bu bir nevi küstahlık olur. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor.) taklitçisidir. yani Allahya işaret eden zamir." (Kehf Sûresi. bir şey okuyayım ki. yani gıybet. ondan uzaklaşmak. yaşa! Ömrün uzun olsun. karşıma geçer. cevherimin ne olduğunu. bu varlığa doğru her an ayrılık var. niçin geldiğimi nereye gideceğimi. Bir zümre vardır ki. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler. şu duvara vursan delerdi. ya gaiptir. Şah mı geliyor? dedim. Eğer git derlerse. Onun yanında çok zikretmek. önüne koştum. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. tallahi derler. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. ürkeklik gösteriyor. Kur'an' da. Bilgiyi. Meğer ki sultan ona yardım etsin. Bu der ki: o mekândan münezzehtir. yani Allahya. işin içyüzü böyledir. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor.. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. falan medreseye yerleşelim dediler. kendime geldim. Beni kurtarırlar mı. kan dökme. Zavallı kapıcı. gelmedin? dedim. hem de ondan söz nakletmezler. ayrıca. Bir zümre de Allah taklitçisidir. Ya hazırdır. Arap dilindeki mânalar. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. Zavallı ben. benim de tanıdıklarım. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. hazır ise vahşet. . Allahdan söz açarlar. (M. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. öteki de onun hakikatine işarettir. Hak âlemi hoş bir âlemdir. Bari sen gel. dedim. Dışarı çıktım. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. semiz bir delikanlı da olsaydı. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. B. neredeydin ki. Diyelim ki. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. bir tayfa da Mustafa (S. Çünkü o taraftan. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. iki kısımdır. halbuki karpuzun tadı hoştur. Her lâhza. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. Divane oldum. çabuk meşhur olalım derler. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. Gaibi anmak. "Ey Resulüm söyle ki. kardeşlerim var. Allah rüyada görünebilir derler. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). billahi. Gıybet ise büyük günahlardandır. Derler ki: O. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. Arap kılığına bürünmüştür. Her nerede ki. Öyle bir yumruk vur ki. O taraf aynı renkte. dediler. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. Bu toplulukta hep bundan bahsederler. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. bir zümre safa taklitçisi. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. Yemin. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. Falan yeri tutalım. sultan şöyle yaptı. ancak kendiliklerinden konuşurlar. istiyorum ki. gel git. gideyim danışayım. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. Bazıları vallahi. Allah karpuz gönderdi. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. Şah gitti. (M. o medresede o ciheti öğrendiler. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. diyorlar. eğer o sırada yanımda olaydın. derler. Armut boğazda düğümlenir. hazır olanı anmak da ürkmektir.

Henüz hamdır diye bir ses geldi. eğer Muhammed batıda olsa. senden hiç yüz çevirmesin. Hak Peygamber seninle iftihar eder. Yahut bal içindeyiz. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. hem de secde etsin. gel gel. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. benim başımdan aşar. Kayıplara karışır. onun dilini. dedi. ayıptır söylemesi. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. (M. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. Su diz kapaklarını geçmiyor. bütün varlıklara değer. Tertip ehli erenler. Musa'ya. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. cansız şeyler. ama dadi. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. der. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. Ola ki o seni görür. sen ona ümmet oldun. Bu şiirin kelimeleri. yarım selâm bile vermez. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. Canlı varlıklar. görünüz der. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. 252) Beni dolaştırıyordu. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. Kör Bedreddin'in damadı. Hazreti Resul. sonra görünmez olur. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. Bugün. bari çileyi boz da dışarı çık. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. Şimdi hale ve işe bak ki. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. o geniş yenleri ile. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. bunlar hep insanlarda vardır. felek boşluğunun güzelliği. elini tutar. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. Deve ayağını suya soktu. Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. kolayca geçilir. Ancak yakınlık yönünden olsun. bu adam benim ümmetimdir. gerçek budur! Nasıl ki Allah. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. Karınca. Bu mim ise mânanın perdesidir. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. Onu. o coşkun dost beni yakaladı. gönülalçaklığı göstersin. Erginlik yaşına varmamıştım. o. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. . Yüce âlem sensin. o da sevinçle raksa başlar. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar. bu sana müyesser olmuyor.Mısra: Kâbeden. isa'ya göstererek seninle öğünür. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. Ona ümmet olunca. O nasıl ayrandır ki. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. Bir su kenarına geldiler. Allahnın sözünü. Onu kendi köşesine salıver ki. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. Gerektir ki o selâm versin. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. çevreleyen bir kâse de yok. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. bakınız. Her tarafı dolaş. kendi kendine yansın dedi. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. ucu bucağı yok." (Kutsal hadis) buyurmuştur. Henüz çocukluk çağında idim. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz.

şaşırırlar. ben sana iki kat kulluk edeyim. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. farkı yoktur. 60/1) buyurdu. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. gönül perdedir. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. kulluk ondadır. 194) buyurmuştur. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. ama evin içinde yol çıkmaz. Nasıl ki Allah. İki defa doğmamış olan mahlûk. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. sözdür. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. Bir sema âleminde idi. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır. . Musa Aleyhisselâm. Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. Çünkü bu duygular. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. fakat bizi unuttular. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. sen kimin elinde görüyorsun. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. sofiler temiz yürekli idi. (M. En iyi öğütçüler. Gerçeklense de gerçeklenmese de. "Benim katımda söz değiştirilemez. dedi. nimet sayarlar ve yeri öperler. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. önünden sonundan haberi olmaz. O uzaklaşmaya yol açar. dedi. Zamane onu da götürür. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. nefsime taatten. çabuk su getir.Sonra eline bir ekmek parçası verdi. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. evet. dedi. o zaman zorlanma zamanı değildir. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. güvenlik yolu buradan çıkmaz. burada güvenlik kazanılmaz. Talip için dedi ki. Derviş. ağırdır. ama başka bir işte de kullanırlar.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. Derviş şaşırarak. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. Bize vaat ettiler. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. ve nereye gideceğini bilsin. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. işte benim üstadım budur. Ruhuna binlerce rahmet olsun. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. Musa. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. (Enam Sûresi. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. dervişe. O sağlam imanım başka bir şey olur. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. Allah sevgisi gecikmez. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır. ona göre ağlayayım. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. 91) Kur'an'daki. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. kendi nefsini unutmaktır. sevinirler. kulluktan sorular sordum. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. dedi. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. cevap vermedi. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. bir dervişin eline iki testi verdi. Sıkıntıdan kurtulurlar. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. nereden geldiğini." (K. Bu birliği. evin yolunu çıkarır. sana konuk geleceğim." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir." ve sonra (kulunun dilinden). Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. Etrafında toplanırlar. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. başkalarına öğüt vermek. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. 254) Kuran'da. melekût üzerine çıkamaz. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir. Bu gerçeklenmemiş. Melek. "Ferahlandılar. Ona da akıl perdedir.

bir kaç kişi de vahyin indiği yer. ama öteki cihet ne oluyor. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. Bir kimseyi. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. Diyelim ki. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. bir şeftali vermedin! Ben. Ben göremiyorum ne yapayım. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. Tebriz'e de gideceğim. Bu tatlı baldır. 256) Tavîl. Senin işini düzeltirler. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. ne oluyor? dedim. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. Bakayım topal mıyım. diyor. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. genişlik bulur" buyurmuştur. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. Ne kör ve sağır ediyorsun. Kâfir olan Nasranî. (M.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. asılmış üzüm hevenkleri. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. önce korku gelir. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. Hakkın sözünü dinle. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. Artık dışarı çıktın. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. Gönül için. hangi marifetten bahsediyorlar. teklif de fazlalaşır. âfetlerden kurtulsun. bütün yeryüzünü titretirdi. Sana bir hikâye anlatayım.Yer sarsıntısı. "Yer sarsıldığı zaman. "Genişleten kimse. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. Çünkü bunların arasına düşmüştür. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. yahut Yahudi olurlar. mühlet vermiyor ki. yani onun muhatabı oldular. Bu Zehra ile o. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. Halbuki bir şehir alt üst olurken. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. Yani. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir. Bir öğüt yetişmez. tutarsam dışarı atarım dedi. cinsî sapık değildi. yenini namazdan indirir. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. dediğinden bahsediyorsun. onlar nasiplerini alırlar. Şimdi gerektir ki. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. Lut Peygamberin o ahlâksız. Kudret Allahnın elindedir. ben ondan batkın bir haldeyim. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. Vav. Ben konuşayım. dedim. öküzün bacağından olsaydı. Lehaverli Şeyh Şeref. O. münkir olmaz. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. Bir saat oturdum." (Zilzal Sûresi. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. ister cuma günü. bunu inkâr etmişti. Mademki böyle oluyor. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. Ancak bu. 255) Istırap. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. yüzünü gördükçe iğreniyorum. gel bir kenara çekelim. 257) Oraları görmedim." (K. ister başka biri olsun. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. ama gelmedi. Kâfir olan Yahudiler de. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. A. Yenine vursam. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. o kahpe. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. Kâbedir. Gerektir ki. Peygamber idi. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. Ona uymayan bir insan. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. O ister adam oğlu olsun. (M. 3/197) buyurulmuştur. Hazreti Muhammed. Bu bahiste benimle kavga etmişti. demiş. Orada . O kadıncık. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. diyeyim. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. kolaylıkla saçasın diye. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır. şimdi nebilerinkine başlayalım. (M. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. Her ikisi de olabilir. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. söz söyleyelim. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. 1) buyuruldu. benlik ona perde olurdu. öteki selâmette kalır. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. Bu güzel cevaptır. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. ama bizimkini geri bırakırlar. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi.

Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. Şimdi sen. sonra Şam'a gideceğim. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. bir yıllık günahını giderir. denk geliyorum. yıkanır. ancak bir saygı gösterme vardır ki. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. Öküzlerini al diyeyim. Ondan sonra Bağdat'a. bu olmasa postumuzu yüzer. Ancak diyorsun ki. ben idim. Ben senin duacınım. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. ertesi günü daima hamama gider. Evet. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. para toplamak sevdasında değilsin. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. sevgimi açıklayamam. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. tam denk geliyorsun. ama beni de çamura atıyorsun. Onun elde edilmesi kolay değildir. dedim. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. Nihayet denk geliyorsun. Eğer bu satranç oyunu. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. bana da ver diyor. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. diye düşünürüm. Daima ayağım ağrıyor. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. onu oyalarsa yetişir. Sakalını öptüm. dedim. Ben eşit. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. dedi. bir çok eşekler geldi geçti. Ben gidersem de razı olmuyorsun. kendi yaslı yuvamıza gidelim. 258) Üzülme. seni sevmişim.falan minberde vaaz ediyordum. dün gece o kadar yedim ki. dedim. (M. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. O. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. bir kısmını da oturarak kıldım. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. Eşek misin sen? Evet. Bu acizi de birlikte götür. Görüyorsun ki. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . Duydum ki. dedim. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar.

O kimse ki hem bu adama gelir. yeteneklerinin eksikliğindendi. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". — Yoksa nebiler mi? — Hayır. konuşmadan yüz çevirmem. Yaptıklarımın farkında değilim. aralarını bulmak ister. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. bunların yardımı ile. — Hayır. şerh içinde şerh yazmışlardır. Çünkü her müridin bir muradı. ister idrar ile. her zaman beni kutlayın. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. ister hendek suyu ile söndür. korku içinde kalırlar. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. yani ben Hakkım demez. yani Peygamberimizin yoldaşları.Ancak onların bilgileri onların olsun. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. buyurdular. Kavga koparmak için yalan söylüyor. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. . divane oldu. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. kayıd içinde kayd. Murad ise benim.diyeyim. ondan halvette bazı şeyler sordu. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. Sözden. Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. Bu. Bu millet ise aksini yapıyor. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. ister tertemiz su ile. Allah. dedi. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır. Neticede hakikat böyledir. Nasılki Mevlâna. beni kutlayın! da demez. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum." Sahabe. Bu her iki söz de bir anlamdadır. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim." buyurdular. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. sonra tekrar uykuya vardılar. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. Ey Allah elçisi. şimdi onun yanından geliyorum. hem öteki hasma gider. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler.(M.kimseyi yakmasın. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. senden yana utanarak diyordu ki. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. O sözler uyanıklığın yankısı idi. orada halk yurt tutamaz. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. karşılığını peşin alırlar. çok üzüntülü idi. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. O. hiç kendime sahip değildim. pişman oldum. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. Tarîrı. Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. ister yalanla. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. dileği vardır. Zeyneddini Tusî on. daldan dala sıçramam. o kardeşler bizler miyiz? dediler. (M. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. ben öbür tarafa geçeyim. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. biraz önce filânla birlikte idim. Zeyneddin benim müridim idi. Hayırseverliğin iki mislini yapar. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. bana. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar.

" buyurmuştur. Dedi ki: Bir âlem vardır. tembihtir. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. Ben de buna karşılık verdim. bu isteğin yerine geldi. istemiyorum ki incinsinler. can ve gönülden kulluk ederse." (Hac Sûresi." Çünkü o denizin dibinde. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. gözü. ne de gizli. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). Alçak. Onun yemeğini yesem. yani ne açık var idi. Hazreti Muhammed (S. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz. bu azim ile meşgul olursan azim gider. Ey Allah Resulü! dedi. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar.) şikâyet etti. dedim. öteki âleme çağırmadır. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. Sonra Hazreti Peygambere (S.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. "Orada giyimleri ipektir. dedim. Söz üstüne söz söyleme davet'tir. ne batın. oraya koşun. her şeyi parçalar. Bu ince deri sanki ipek oldu. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. Yedikleri de haram.A. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun. benim için ha o cihan. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. "Her günahın bağışlanır. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. Allah bana böyle bir yoldaş verdi. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. Evvel. Ben de burada ipek giyinmişim. balığın karnında mirac'ta idi. Uzun olmuşuz ne çıkar. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. haramdır. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. 2/286) buyurulmuştur. 23) buyurulmuştur. Kur' an'da. Benim bu gönlümü sana versinler. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. ön ve son. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. Derken tartışma uzadı. yüksek diye bir fark yoktur.A. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı. ne de son. ayışığı kapılarına vurur. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık. Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. ulu Allah. o lokma benim boğazımdan geçmez. bunu ancak Allah için yapmaktır. rengi değişti. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki. onunla tartışmaya koyuldum. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. Haram yemek ki.) şöyle buyurdular: Ben.Geçen gün hayalini karşıma getirdim. Bir ilâhi hadiste. Ne zahir. âhir. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar. Nitekim Kur'an'da. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım. bilgisizlikten ileri gelir. Allahsız ne evvel var idi. Siz ise. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. (M. maddenin sıfatıdır. ha bu cihan. Hazreti Peygamber (S. sanki bir mancınık taşı gelir.A." (K. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. Allahdan belirdi. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. sözü. sonra B'ye gelirsem iş uzar. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider. Önce Elif nedir? Onu söyle.

Bir yerde ki rahat vardır. O perde sayesinde onu burada gördüler. Bir saat daha geçmişti. (M. git dedi. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. yerlerine oturttu. ya bir çıplağa örtü. Bu can. hayır. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. kendini anma demektir. hemen kapıyı açtı. Allah vardır. onları eve çağırdı. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. Kâseleri doldurdu. 28) emrini işitti. yahut Yemen'de akik olsun. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. . Eğer bunu anlamış olsaydı. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. Hiç kimse kapıyı çalmasm. öğüt nerede. büyükten. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. Kendin de evden1 çık. size nimetimi tamamladım. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. Bunların yemeğe. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. ekmekleri sof raya yerleştirdi. hem orada. dedi. O zaten doğruluk makamında idi. Artık müsaadenizi diliyorum. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. yedi sofî arkadaş vardı. Beni tanıyorsan. söz nerede kalır? (M. varlığını anmadır. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. Aylar gerektir ki. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. içmeye ihtiyaçları vardı. ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. dedi. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen.Kur'an'da. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. Aşağı indi. küçükten kimse bulunmasın. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. 5) buyuruldu. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. Ya Bedahşan'da yakut. ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. Allah rahmetine kavuştu. dedi." (Maide Sûresi. ya bir şehide kefen olsun. Her şey aslına döner kaidesine göre. ikincisini alıyorlardı. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. Bunlar yedi kişidir. evi boşalt. Vezirin biri bunların halini haber aldı. Vezir öyle yaptı. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. Kâseler boşalınca. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı.

Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. ikide iki kaç defa vardır. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. Meselâ iki kişiye sorarsınız. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. "Yolunu. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. Çünkü bu daha zor. Bundan dolayıdır ki. Nasıl ki. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. bunu niçin gizleyeyim." buyurmuştur. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. halk bunların hepsini eşit görür. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. Neticede. Yarabbi! dedi. Her ikisi de bir kere der. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. sen benden. Başka biri de. Diyelim ki. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. Kuran'da. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse. ne dışında. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. Evet bir kul vardır ki. Eline al ve dikkatle bak denildi. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. öteki sünnet düğünüdür der. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. der. Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. ne ahırın içinde. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. geceleri de gökyüzünü seyret. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. ne atı yem yerken. gülelim. Allanın lâtif kulları vardır. Bayezid kabristandaydı. Gönlüne bir ilham geldi. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. yanıltıcı bir sorudur. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. (Hepsi onu aynı durumda görür). 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. yüz kişi güneş altında durmuş. kuvvettendir desen de öteki der ki. Bugün o şey ki. (M. paranı. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur." (Mâide Sûresi. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. gidişini gizli tut" derler. şunu da söylerler ki. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. o iki akıllının cevapları değişebilir. ne de terslerken. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. orada dolaşmak isterdi. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. Bazı kulaklara baktı. o hal. Her ne kadar. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. Biri bu gelen askerdir der. bir davul çalıyor ve raks ediyor. diye. Biri birini yanıltmaktadır. ben de senden kurtulmuş olurduk. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. aynayı bir kere eğri tuttun mu. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. 49) buyurulmuştur. Bir başkası. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. Eğer biraz ağır davranır. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. aynı cevabı verir. dolaşıyordu. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. Hazreti Peygamberde. çamurla tıkanmış. Yoksa sen eldesin. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki.Nasıl ki sofî. (M. Nasıl ki.

Nasıl ki. sütü annesinin göğsünden emer. öbür kulağından çıkmış olanlardır. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. Saygı göstererek uzaklaştı. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar." buyurulmuştur. salih bir kişiyi dışarı atarlar. O böyledir. yüzüm ak alnım açıktır. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. ben nerede. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir. Tıpkı Isa Peygamber gibi. Sevinçten kurtulur. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı." sözüdür. Şüphesiz iyiyim. Bu varlık ki. Halbuki. şüphesiz kusursuzum. Ancak bazıları . sözlerini dinlerdi. derler. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. insan oğlunun bildiği şey. yoksa zülüf nerede. Kur'an'da. Gamın başka bir dalı daha yoktur. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. Her yere dağılır. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. o asla aziz olmayacaktır. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. Bizim kuyudan çıkardığımız. Bir günahkâr için. çok zorluğa da katlanmadım. ama başkaca konuşmadı. yedikleri mutlak helâldir. der." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. Asıl odur. Ama sonra dışarda bulurlardı. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir. yüzü kara olmasın. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum. gama taparlar. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. bir kulağından girmiş. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. 'Koyun. ruhunun ölmesini ister. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. der. halk ile konuşuyordu. Anne. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. Göz ve kulak açılsın." (Kasas Sûresi. "Allahtan başka Allah yoktur. içimden doğmadı. 79) buyurulmuştur. (M. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. Çünkü onu arkada bırakmıştır. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. kendine tapmaktan kurtulsun. Asla zar oynamadım. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. Nasıl ki. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. (M. Allah Erenleri ile birleşsin. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. sütüm kurudu. Sütü kurumamıştır. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. Onlarla birlikte vere oturur. fakat onun huyunu da kapar. gaipten haber verirdi. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. Yani el emeği ve alın teridir. Bu ruhun gıdasıdır. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. çünkü o vaktini bilir. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. bir kişinin ölümünü ister. Annesinin memesine sarıldı. Onun takati buna yeter. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. Isa Peygamber. İnsanoğlu. ama değilim. yumruklarını kaldırarak. Olaki bir gönül ehli. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar. Bir divane vardır ki. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır. Günahsız. Yani ruh gıdası ye! demektir. Allah yolunda çözülsün. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi.

inci tüccarı. Elbisesini sırtından çıkardı. Biri açıktır. sevilen de bu tarafa gidiyor. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. ama bilgisizdir. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. parçalar âlem olmadığı gibi. sonra yol" derler. Muhammed (S. öteki mânası. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. Hayır Allahdır. Arif kimdir. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. ama o bunu göremiyor. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. deveyi dizinden bağla. Nihayet mütabaat odur ki. Allahya ant içerim ki. mütabaat sözünü söylüyorum. Çünkü o denizin dibini biliyordu. Musa Mülekat'a gitti. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat.Kürsi. yedi kat gökler. yahut yiyenin yolu aydındır. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer.) mütabaatı tanıdı. Bir kapı açıldı. Nasıl ki. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. (M. "önce yoldaş. arif onun önünde düşkündü"?. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. Orada inci vardı. (M. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar. Bilmiyor. hatırı nerelere dağılıyor. . dünyaya ayak basınca Arş. ne çıkar? Vakit müsait değil. Musa Peygamber. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. ama mütabaatı göremedi. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. tüm yerinde kalmaz. git su getir. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. Hayvanî ruh. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. Bir mescidin kenarında oturdu. "Allahya ödünç verin. dedi. toplu varlıklar da âlem değildir. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. Mehtabın aşağı indiğini gördü. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. O nasıl sevgilidir ki. iyi kişi vardır. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. yemesi kolaydır. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. Musa. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. iyi bir adam tevekkül ettim der. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. yani. kim gelecek diye bekledi.A. hayvanî örtü. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al. ben de şimdi niyetimi düzelttim. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. Bu kadar savaşlarla uğraştı. Falan şeyh çilede idi. böyıece önü örtü içinde. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür. tekrar önüne düşmüştür. demektir. hem değildir. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. yoksa elimdesin. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. Şaşırıyor. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. Adem oğlu. ama bilemedi. kutsal örtü. kendisinde garip bir hal belirdi. dostların önüne tutmuşsun. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. Hayır Allahnın kuludur. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. Cüziyat. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. kendi kendine söyleniyor. yani parçalar ile değildir. (M. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki.

Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. herkes beni iyi adlarla anıyordu. Abdestler su ile tazelendi. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. O zaman sonunda. cüziyat ile değildir diyorduk. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. Sözün ve sesin sonu. abdest üstüne abdest. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. Dün birisi geldi. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. dediler. dedi. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. O hale böylece katlanıyordu. şerefli yarattık. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. Tatarlık sendedir. Allah. "Kavmini hidayete eriştir. kâsedir demiştim. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. O inkâr ediyordu. Evet. Onlar kâfir oldular. der. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. âlem külliyat iledir. Bir gönül sahibi sebebini sordu. insanoğlu da kendi nefsine. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. 273) . Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. Eğer parçası olmasaydılar. Şiir:(M. Bütün âlem bir kişinin elindedir. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. keşke söylemeseydim. gel. denedin. insan onunla alçalır. cevabını verdim. nur üstüne nurdur. iki saat bekle ki. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. Bütün nebilerin. buyurdun. nefsin sakinleşsin. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. bu tavsiyeyi muhafaza et." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. bunu arıyorlar. Yüzünü ona çevirdi. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun. yoksa kâfir. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. belleri kırılmaz. Bugün. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler. (M. Ama yine onun parçası idiler. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. "Hiç şüphesiz semaları. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. ben. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. Bir kimse sana bir söz naklederse. Çünkü onlar bilmezler. isterse bir hiddet zamanında. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. dedi. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. Yüzüme atıldı. Bil ki. nefsim sakinleşsin deyince. mustarip olduğumu anla. Sorunu daha edepli sor ki. Senden işittik ki. sana gereken cevabı vereyim dedim. nur üstüne nurdur. Abdest sensin." yahut. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. Müslüman derim sana. ayrı ve bağımsız olurlardı. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. Çünkü onlar yine de görürler.

yahut savaş ediyorlar. ama sen engel oldun dedim. Ay kimdir ki. Halbuki sen feryat ediyorsun. hayır nereden nereye. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. Altın madenine benzer. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. Görünmeyen lütuf odur ki. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. ona da attı. Mısra: Uzun külahım var. diye sızlanıyorsun. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. Allah korusun. Sonra başka bir aslan geldi.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. Bu senin işin değil. pislikler dışarı çıksın diye. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. . Böylece on tanesini vurdu. Karada bir acayip şef er oldu. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. O da dışarı fırladı. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. önce Hamza fırladı. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. evet derdim. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. Allah istemedi. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. Dünya müminin zindanıdır derler. Halk madenler gibidir. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. geceleri uzun konuşuyorum. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. Yahut da. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. karıncalara bir ok attı. Hamza bağırdı. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. dedim. Galip gelenin tarafında değildir. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. geri kaç dedi. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. bir yerden başka bir yere göçmüştür. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. günah işlerken verilir. bir çıbanı deşiyorlar. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. Aman köylüye de ikram edin. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. içindeki cerahatlar. ama oku bir işe yaramadı. diye buyurulmuştur. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. bağırmaya başlarlar. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. çünkü ona bir şey vermedin. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. bir kaç fil kadar korkunç idi. başını yüzünü yumrukluyor. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. (M. bu kuş kendini kurtarsın. Zindana Tatarlar delik açtılar. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. Herbiri. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. ben de gözümle görünce. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi.

ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. sonra yine bir an olur ki. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. Onun sözlerinin tatlılığından. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. muhabbet ve sevgi yönündendir. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. ağlayarak yardım diler. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. ağlamak ona hoş gelir. Sen büyük adamsın. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. Allah kokusunu aldı. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. Söz tekrar geri sıçrar. Biz de ona ağlıyorduk. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. hakaretler pek kolaydır. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. O kendi halini bilseydi. Bir vakit olur ki. Bir zaman olur ki. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. bana zulmettin! Olaki. Kur'an tefsiri okuyorsun. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. ama o. aslanlar ava çıkar. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. Senden davacı olcağım. kendisine ağlamıyor. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. Şimdi açıkça söyle. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. hesap dışı kaldı? derler. Bir çok ağlayışlar vardır ki. onların yanında bütün sövmeler. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. kuvvetli küfürler.Bir zümre vardır ki. Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. . kendisi için ağlardı. Yani bu güne ne oldu ki. gönlünü o koku ile doldurdu. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. Anladım ki ancak ben sana âşığım. kulu Allahdan uzaklaştırır. Şiir: Nerde o yeminler. dedi. Allahya perde olur. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. gülmekten de. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin.

mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. (M. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. yine zevksizdirler. yüz çevirirsin. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. birbirlerine bakışıyorlar. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. Ey Allah Peygamberi! dedi. Bu iş böylece devam edip . henüz küçüktü. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. Şüphesiz ki o ibadet. ağzı burnu. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. Sanırsın ki. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur. Nihayet bu kör insan. ama değişme sendedir. Zengin. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". Öyle köleleri vardı ki. bir saat sonra duyguların başkadır. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır. kırk yıl putlara hizmet etti. Fakat Allah ona. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. sana çok^sevimli görünür. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. Zengin bir adamda. Halbuki babası. Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez. puta karşı ey put! diye çağırdı. o dosta düşmanlık gösterirsin. Ama nasıl olur da. hayır der. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler. konuşmak bile istemiyorlardı. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. (M. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. ancak insan pisliği ile oynuyor.) meclisine bir yoksun girdi. Bir huzur ki. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. annesi ağlayıp sızlıyor. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu. Bazı fakir dervişler namazı terkederler. Kuran'da. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın.Hakta değişme yoktur. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. Hakkı. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. Sükûtlarının sebebini anladı. O hale erginlik derler. O düşünceye dalmaktan maksat." (Isra sûresi. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. biricik sevgilin odur. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir.A. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz." buyurmuştur. Hazreti Muhammed'in (S.)'dan bir haber bile veremedim. Yüzü gözü birbirine karışmış. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. 72) buyurulmuştur. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem.A. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça. bazan da ondan bıkar. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür. Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. O derece ki. Dileğini puttan diledi. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu.

diye buyurmadı. vesveseden arınmış olan bir kalbe. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. ipek ibrişimlerden örtü. llyas. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. Hazreti Peygamber. Her ikisi de doğrudur. Hıdır. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler.Ama ortada ye mekten eser yok. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. (M. Allahyı altı yönde sanmayın. Siz kerem edin de dışarı çıkın.ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. Nihayet kalpler üçe ayrılır. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler.dedi. rahmetime mekân kıldım. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı." (K. Bazıları da bilâkis. Mirac'dan gelmişti. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. vesvese veren şeytanın durağıdır. altın tabaklar. dedim. Nuh. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor. Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan." (Fürkan sûresi. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. şu cehennemi bir anlat dedi. şeytanı kaçırır." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. Hayır dedi konuşmadı." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. bir daha söyle. "Ben kalbi." buyurmuştur. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. ben korkuyorum. Nasıl ki. ikinci bir kalp de. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. 279) Nasıl ki Allah. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. (M. Onun mânası daha engindir. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin. içine melek de girebilir. "Sana erişen bir fenalık.gidiyordu. İsa. Asiya. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. şeytan girer. O zaman ona. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun). oraya şeytan giremez. İslam'ın sadri terimi. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. O kalpte daima melek yerleşir. bir vaiz. On sekiz yaşında öldü. "Görmezsiniz ki. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları. ben onu bilmem. bazan da melek girer. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. der. Biri Allahyı görmekten. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar. Onun tabiatındaki parlak istidadı. İbrahim. Firavun. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. Bazan melek dışarı çıkar. kalpden daha geniş bir mâna taşır. ya tövbe ettirirler. boğulur. "De ki. zekâyı. Her şeyi kendinde görürsün. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. ölmüş derler. içindeyemek önündedir. Ama başka bir mânası ile göğüs. Nemrut ve başkaları hep sendedir. Havva. dirilmiş. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı. asla şeytan giremez. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin. Nasıl ki.Musa. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". Bir aralık kapıya kulak verdim. göğüslerinde vesvese veren. her şey Allah'nın katmdandır. kendi nefsindendir. yalnız melekler yuvasıdır. Keşke .

Derler ki: Deccal koyun. Hele bana öyle külah eder ki. Musa Peygamber diyordu ki: (M. Sen diyorsun ki. bu dervişlere ulaşmaz. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. tüyünü kanadını yolar. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. Bizden biri Abdal kılığındadır. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. Yetmiş defa hac etmişti. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. Bana niçin yemiyorsun? der. Kıptiye tokat vururken. yerinden sıçradı. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. Bayezid'e ilham geldi. Allah inayetidir. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. Maksadım. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. ben de yiyemem. (M. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. Ne mutlu bana ki.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. SUYU . Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. altı. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. Ben ona akla uygun diyorum.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. kâfirle Müslüman arasındaki fark. hal ehli olduğunu sanır. kolunu büker. Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. Hazreti Muhammed'in (S. canı başkalaşır. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. O ben vereyim diye seslendi. kuşları parçalar. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler.A) bildiği şeylerdir. o bir aptala erişebilesin. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta. Yüz aptala hizmet etmelisin ki. Bunlar gerçi taklitçidirler. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. Onun yoldaşları vardır.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. Halbuki" ben kancık değilim. deyince bir teşbihci. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. o da benden hoşnuttur. bu şeydan nedir? dedim. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. ne uyurken. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. Diyor ki: Bana. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. Ne yiyip içerken. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. Onun başının sadakası olsun. Allahya benzer bir şey yoktur. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. o haberi. bazıları denizin kokusundan döküldüler. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur. kancık diye dil uzatıyorlar. kan damarlarında dolaşır. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. Allahnın öyle kullan vardır ki. Zaman zaman o inayetin eseri. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. ancak biz Simurg'a erişebildik. keçi ne bulursa öldürür. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. Kendisi ile birlikte devam eder. O kadın da der ki.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. Bir gün hac yolcularının. (M. Yarabbi! dedi. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Benim söylediğimden başka. iyi ile kötü. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. onlarla yemek istiyor. Bu Simurg. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. Herkes nihayet herkestir. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi. Utanırım derim.

Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir.Ondan sonrası ilimdir. Yarabbi! dedi. O hem yokluk içinde ömür sürer. Ama ateşte yanar. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. Göz açıklığı demek. Yine aynı ayette. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz. zekât da öyledir. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. Yani ilim tavsiye eder. Arap tekrar sordu. azaptan kurtulsunlar. şüphesiz o Allah. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. bulunmaz bir yaratıktır. Ütaritten bahset. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. ilimden sonra da. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam. Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. Gezegenler de. Yazıklar olsun onlara ki. "Günahına tövbe et. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. Ya oruç? Otuz gündür. Başka bir kör de gördüm ki. ilk doğuşta. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. Ne ateşin yakabileceği. Daha sonra da gözünü açmak. daha ne kadar zaman. doğru ve çok iyi hayalat gelir.hemen bir çanağa döktü. yüz türlü yalvarışlarımla. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. göz buna güç yetiremez. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. Kurbağa. susuzluktan eline geçen bir avı yer. suyu içmeye başladı. köpeğin önüne koydu. Gerçek taklitçi. ne de suyun boğabileceği bir hayvan. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. hem yokluk içinde can verir. Kuran'da "Bil ki. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur." . Yahut açlıktan. (M. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. buyurdular. uyanık davranmak ister. Semender garip bir yaratıktır. Köpek yüzünü çevirdi. tövbe ettim. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler. Ben bir kör gördüm ki. 19) buyurulmuştur. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. Bunun üzerine Bayezid. " (Muhammed sûresi. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. Bu Ayı herkes görür. şefaat dileklerim. şunu yaptım. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. Ama kendisinde görecek göz yoktur. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır.

Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. hem haber edatı. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. Ben asla bunu yapmadım.A. hemen fazlalık. Ben buna inanırım.hem olumsuzluk edatıdır. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. Anlamını. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. Yoksa iğneciye göre değil. her önüne gelen şeyde fazlalık. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. okunuşunu araştıralım. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. ay insanın neresinde? . Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. Bunu işiten bir mülhid. onunla hesaplı konuşurum. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. Hiç bunları düşünmedim. hayır dedi.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. öyle bir kahraman idi ki. Hazreti Peygamber. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur. Ariflikte fazlalık. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. Bu vergide artış vardır. Ya tamamiyle alim olmalı. Bunu istesem de yapamam. Ömer yüzüstü kapandı. istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. Meselâ olmaz. Ya Ömer! buyurdu. 285) İlim Allahdan bir vergidir. Vefa öyle bir şeydir ki.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim." (K. kendilerinden korkum yoktur. gramerini. zındıklar bilsinler ki. hem de başka mânalarda kullanılabilir. onun korkusundan şarap sirke olurdu. yüzümü ona çevireyim. o benden daha mülhid imiş. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. dedi. Nasıl ki hıfz yani saklama. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet. Kendi cinsimden birini istiyorum. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. saklamayı terketmektedir. demedim. bir gün Hazreti Muhammed'in (S. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. Henüz ilk gençlik çağındaydım. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. o halde fazla bile gördün. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. Fakat Mâ harfi. demiş. yaklaşmayayım. (M. 66/3) gereğince. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. Ömer (Allah ondan razı olsun). Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. Evet yepyenidir. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. 284) Ömer.) Mescidine geldi. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. Yoksa senin ateşinden duman tüter. acele anasının başını kesmiş. ama size cefa da eder. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. Ama size göre'. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. Allah vergisi ise âsilere verilmez. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Görüyorsun ki. güneş. (Yani varlığı terk etmek)(M. çünkü azap verir. dedi. Söndür. Kendimden geçmiş olayım. yoksa hakikatte değil. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum. dedi. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. onu kıble edineyim.

ne söyleyelim.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. dedi. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. Elinde öyle bir baltası vardı ki. Allah sana ömürler versin. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. bu adamla öğünürler. Bir yerde ki. dedi. Bir kaç kere baktım gördüm ki. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. senin için korkuyorum dedi. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki. şeyhimizsin. yani emredici (istekli) nefis. Hocanın biri namaz vaktidir.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. yine aldırmadım. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. ne de resullük ve marifet makamına benzer. Arka üstü yere düştü. oyundan dönersin de. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. karanlığında bundan hiç haberi yok. taşa vursa parçalardı. senin dizginlerini taşırdı.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. ben yüzüne güler. âlemin içindedir. Onu kahr içinde bıraktım gittim. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır. onunla sahradan. buyurmuştur. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. Eyvallah. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. bunlar fenadır diyorsun. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. sonra geldi ve bana yazık olur sana. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. Ezel nedir. yüz yıl sonra da sana gelecektir. diyor. Başka bir incelik daha var ki. Ayın. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. Git diyordu.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. Bir delikanlı gitti. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı. Dedi ki: Ben. Kul vardır ki şeytana uymaz. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. O ki. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. Nihayet taşa tapanlara. bengi sular ondan yağar. Herkese söylerim. Zamanın başına ezel dediler. Bundan sonra bir kere daha. kuyruğuna da ebed adını koydular.287) Bir Güneş doğdu. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. Benim seninle işim yok. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. Muhammed şöyledir. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. diye seslendi. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. ne adamdır o. Eliyle işaret ediyordu. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri. yazık sana. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay. akşam namazına durduk. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. bu ne nebilik. içerisi baştanbaşa nur doludur. Bana gelince. oraya aslanlar bile giremez. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki. Yolda uğrular var. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. Her kime yüzümü dönersem. o tarafta ışık yok. (M.A. bir ses çınlıyordu. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. Ama o ben. ebed ne? (M. Bunlar daha dün meydana çıktı. emmâre. şeyhim. Kendime macera söyleyeyim de. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber. yüzü nü butu n cihandan çevirir. Güneş . emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. Bana böyle şeyler gerekmez. sana ne yapayım. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. Bizde cevher var. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. sana uyalım. Bu sözüm onu şaşırttı. Biz hep kalktık. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek.) yakasından çıkar ki. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu.

gıda ondan uzaklaşmıştı. Şahap dedi ki: Öyleyse. Çünkü teslim makamındadır. runanî ve safi idi. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. dedim. Ne oldu da. Mısra: .bunun secdesi onun gönlüne olur." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. onunla tartışayım. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. duvağı çözmüş. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. bu âyetten nasip yoktur. cemalini göstermiştir. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. Hak. Faydası olmadı. der. Farsçaya ne olmuştur ki. katlandı. dedim. Halbuki sizde teslim yoktur. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. dedi. maksattan daha çok uzaklaşır. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. yuvarlanıyor. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. Arapçada yoktur. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. Adı emmare. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. her şeyden dışarı çıkar. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. Evet cüz. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. Kara nerede. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu.289) Öteki. o. sana mürid olalım.çevirirler. sözü ağzımdan kaçtı. Şahap kaçtı. Beni bırakın. ona soğup saydım. karada taşıdık. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. Dedim ki: Bu gece. Ben külden. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. Bana çok ısrar ettiler. sohbet ile olur. bu kadar sabretti. şu hali riyazattan bilirse. o kâfirdir dediler. sen neredesin? Sormak istedim. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. riyazat ile. O. Nihayet mazlum falandır ki. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder. öz ruh olmuş. Ona yanlış. bize hırka ver dediler. Bismillah. onun secdesi bunun gönlüne. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim. ses çıkarmadı. (M.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. sonra kâfir olur. dediler. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. Başka biri. Başını kırdım. Bu acizliğimden değil. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez.buyurmuştur. tecrübe ediniz! (M. ben yanlış hareket etmiyorum. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. Kaçtım. tümden bahsettim. "Biz Adem'i mükerrem yarattık. Müslüman olur. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. yanlış.288) Söz bahanedir. dedi ve gitti. onu denizde. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. yani emredici olan o nefis ben de. gülümsüyor. cüzî âlemi parçaları bilmez. Şiir: Diyorsun Mademki ki. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. Sus dedim. tekrar Müslüman olur. Gerçekte mazlum budur. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. Yani. Bilmiyor musun ki. Her defasında. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. Biz Müslümanız. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. Dediler ki: Sen gel teslim. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. sonra. Konuşan kuvvetlidir. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. Getirdiklerini oraya döktüler. Bazı açıklamalarda bulunuyordum. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. yine sustu. düzeltirim. Müslümanlık ise teslimdir. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. oradan uzaklaştım. bu çok hoş bir dildir. cılızlık ona yaraşmaz.

Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. karanlık. sağalttı. yayı çek diye emir vermedik. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. işte böyle bir kimseye. vaizlerin kürsüde. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. Şeytan. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. Oklarını sınadılar. Musa Aleyhisselâm. bir kervana katılmıştı. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. temizleniyordu. feryada başladı. Hah! dedi. Ağlamaya. hemen yola çıkmalıyım. yalvarmadan da takati kesilmişti. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. kovucu bir insandı. karanlık üstüne çökmüştü. çünkü ona bir şey gösterdiler. dedi. Ey Ulu Allahm! dedi. elime yapış. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. dedi. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. fakirin bu sevincine o güler. yerinde kalakaldı. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. imamların mihrapta. oku attı. Nihayet şu cevabı verdi. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. Çöl yolunu tutmuş. dedi. seni seçkin insanlardan kılmış. ihtişam içinde büyümüştür.291) cihandan geçti. (M. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. Dilencinin o sevinci. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu. Elinizi eteğinizi benden çekin. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. dedi. kemiklerim yücelerde kalsın ki. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu.292) Ben. artık. ok hemen önüne düştü. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. Hasta kendine gelince. Kendi kendine diyordu ki. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. Zincirini kımıldattılar. kervanı gitmiş buldu. Beyit: (M. bir kul'dan bakarlar. ne oluyor diye merak ederler. Ey aile efradı! dedi. Şaka değil. bu sene yüz dinar bulur. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. Kendisi gelerek oku yaya koydu. Sık sık deveden iniyor. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. Biri. gelirler. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. yüzünü doğuya döneceksin. yalnız kendilerini görürler. Ey dost. bana hac seferi görünüyor. o ışık içinde bayıldı düştü. Yani nefsimi bilemedim demektir. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. işte bunlar gelirler. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. Fakat yine bir şey çıkmadı. diyordu. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. candan ve (M. deniliyordu Adam gitti. Kendilerine bakarlar. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. halka da böylece yayılır. Biz. Hakkın çehresi. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. Sana kulluk edemedim. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. her ne kadar aradı ise de bulamadı. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. O kadar da değil. yalvarmaya başladı. acayip haller görünebilir. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. biz seni bilemedik. oku yaya koyarak atacaksın.

Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. bunu ancak o çekebilir. Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. henüz rıza mertebesine erişmemiştir. onların ardından yürüyorsun. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar.hakkında. Onun yayını semalar bile çekemez. İki akçe nedir ki dedi. Bu ilâhî işarete göre. onların halinden. ama yüzünü kapamıştır. dediler. dediler. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. sırlarından söz açıyordu. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun.) hakkında beslesin. Ama ona göre kolaydır her şey.A. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". o git işareti. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. Yoksa nasıl olur da. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. Şimdi din bahsinde de böyle olur. bak gör ki. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. dervişcik diye onları küçümserler. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. deriz. Hak yolu değildi. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. İki akçe şu kadar para eder. O bundan korkuyordu. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü." (72/33) buyurulmuştur. Olur ki. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. Öteki. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. Bir sıfat. Çünkü onların (M. onu yüklenmekten kaçındılar. Bizim ardımızda biri vardır ki. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. gerçekte gitme manasındadır. bir makam halka korku verir. Bayezid. diyordu. Yüzünü rıza yönüne çevirse. Birine coşkunluk geldi. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. git derler ama. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. feryat ediyor. yerler ve gökler bile. onlar Hak ile ilgilendiler. ey ahmak! dedi. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz. fakircik. dediler. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. Bu kadar para kimde var. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. keşke dedi onu göreydik. insan yüklendi. . Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. açıklamaları vardır. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi." demesi ne kadar ibret vericidir. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek. Önce. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. ulaşmak aynı şeydir. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. kıtlıktan Niçin? dedi. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki.

Allahtan başka Allah yoktur desin. Evet güneşten ayrı düşen insan. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler. bir kişi namaz kılıyor. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır. Ömer baktı. Döner misin diye o umutla bekliyorum. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. dillerde sevgi var. Ben de ondan yüz çevirdim. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır. Ama yanıma şeytan gelmişti. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. çevresindekiler ısrar ettikçe. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. istiyorlardı ki. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. Nasıl ki hadiste. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. Halbuki o hem Allahyı. hem de onun kullarını incitir. 3/7) Ben gelmiştim. yüzümü yine ondan çevirdim." diye feryat eder. Nasıl ki cehennem. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. Onların bildikleri bir sır vardır. Şükretmek hal dili ile olursa. Bu da doğrudur. Nasıl ki. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır. ne gördün? dedi. "Şeytan. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. Nurun ateşimi söndürdü. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. Güneş yerine karşısında mum yakar.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. dedim. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. Gönüllerde sevgi var. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. gel de sana garip bir şey göstereyim. kulaklarda sevgi var. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. tam dinlemek gerektir. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. ah diyorlardı. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. şehadet getirsin. söylemiyorum.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. Hazreti Ömer'e geldi.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. benim bundan haberim yok. eğer ondan korkmasam. yalvardıkça hayır diyordu. dedi. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. dedi. öteki mesci din köşesinde uyuyor." (K. Bir gün şeytan." buyurulmuştur. ama Allah kullarının. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır. . sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. Ya Ömer! dedi. Ateşe nur yaraşmaz. Tam olarak söylemek. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor. Şeyh. keşke dinlemeyi bilseydik. Müridleri. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. Hazreti Ömer. Az bir ışık varsa şükredince artar. Onu mescide götürdü.

dünya sevgisinden bahsediyordu. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. kulu ile. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. onun değeri nispetinde ilgilenir. Onun terle dışarı çıkması zor olur. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. tek başına yiyendir. dense. çok acayip bir insan olur. Dışarı çıkalım. Savaşa gitmeyeceğiz ki. . Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. sen işitmiyorsun.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. "Halkın en kötüsü. bu insan oğlu değildir desinler. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. Toprağı harap etmesen. ne de bunu. dünyanın içindedir. Güneş battı diyor. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi.) en kısa bir süre içinde elde etti. parmakla ağzından çıkarırlar. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. şu bıyıkları kestirelim. öğüt kâr etmez. başka biri geldi. dedi.A. Nihayet dünya sevgisi. Ona. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. Biri. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. Meğerki büyük üstat olmalı. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli. Bunlar. Ölünceye kadar hasta olmaz. olgun bir adamdı. Rubai: (M. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. ne söylüyorum? deyince. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. Ben görüyorum ki. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. Güneş batmadı. Görenler. Ben senin sözünü işittim. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. yoksa saçmalama derim. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil. fakat benimki öyle değil. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. ne onu istesin. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. ama sana açılmamıştır. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. işitmiyor musun. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. dedi. Ama ben babasını sormuyorum. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. Biri benden sordu. Yoksa ekin bitmez. dinler. Yolcu. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. bu melektir. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. O benden badem istese. (M. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. Tıp budur. Üst tarafı oyuncaktır. Zaman zaman çorba ile et de olur. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. Güneş yerinde duruyor. İnsanın gıdası ekmektir. bu perde gariptir. kendisini soruyorum. 296) Gel! Tekrar gel ki. Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. Emirsiz ağzına bir lokma komaz.

Nasıl okursan oku. (M. Bize o iç aydınlığı. o ötekilerin tarafındandır. hep tasalısın? diyorlardı. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. kuvvetli üç tokat vurur. kolay zannediyorlar. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. onu görür. İsa' nın sıfatını söyleyin. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. bu âlemi meydana çıkardı. semaları yarattı. gönül sefası gerektir. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. bakarlar ki. Vahy. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. duvara vuran ışık daha başka. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. Pazar. derler. dilerse gider. Babası yerinden sıçrar. derler. görsün ki nasıl olur. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. Üçte ikisini ekmek. Yoksa bu yolda savaşanlar. Hazreti Muhammed'in (S. Hakkın nefesi beliriyor. üçte birini nefes için ayırdım. derler. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. yeri yarattı. desinler. yarısı ekmek. Derler ki. Ulu Allah. "Allah onlara azap vermedi. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. tekrar yarasının üzerine koyarmış. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. Akıllı olan satıcılar. çiviyi alnına çakmalı. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. Zır deliler de. Ey kancık evlât! der. kaba saba bir adam var. istersen sonundan başına doğru. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. o sayede devlete erişti. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. Nefsin . Anladım ki. Biz bunu ne yapacağız? desinler. Aşırı konuşurlar. yarısı da su için. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. 29/69) buyurmuştur. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. "Bizim yolumuzda savaşanlar. Onu öldürmek ister. Eğer ölmezsem. su lâtiftir üstünde kalır. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. şeklinde de okuyabilirsin. ekmeği ye. derdi. ekmeği de tabutla beraber satmalı. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm.A. Hint kılıncı bile ona yetişemez. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. diyoruz. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. (M. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. ne türlü aşk oyunları oynar. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. elbette secdeye kapanır. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. Sana elbise mi lâzım. Aradan epeyce bir zaman geçti. netice aynıdır. Gönüle vuran ışık başkadır. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. Çocukluğumda bana. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. nefes lâtif ve hafif şeydir. omuz vurarak denize atarlar. lâzım olur. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. çünkü orada ekmek pahalıdır. Maksat Allah yolunda savaştır.İçimde bir müjde var. Nasıl ki. geminin yükü ağır olunca. çiviyi pabucuna vur. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu.) sıfatını söyleyin. demiş. Onun sevgisini. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. latif bir şeydir. Biri sırasız oruç tutar. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. Nihayet o engeller aradan kalktı. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. duvarda yansılandı. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. Ama ölmek bana daha hoş gelir. Meğerse bir tanecik pul varmış. bizim yolumuzda savaşanlardır. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. onun tarafından değil.

Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil. Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. dileğim yok. Onu. diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. Halbuki . işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. falan hata etti.hep sana söyledim. değil midir. benim maksadım soru sormak değildi. iman nedir diye sorarlardı. sevgili mallarını bağışlarlardı. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. Hele şu adama bakın. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. "Şüphesiz müminler kardeştirler. Alemin çaresini biz bulalım. yahut bu bir yılan yuvasıdır. Sordum. "Gökleri elimizle kurduk. 301) Bir defasında "Müslüman. Bilginler tek bir insan gibidir"." (K. Bütün bu inancımla. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle. zekâtını veren kimsedir". elinden ve dilinden. tekrar yaratılır. Her şey onun katında mahvolur."buyurmuştur. oruç tutuyorum diyebilesin. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. başlangıcı yoktur denilmez. cevabını verirlerdi. Bu Kâdim'dir." (K. Kadı Şemseddin'e dedim ki. "Halk ile onların akılları (M. Mademki bana ders vermiyorsun. (M. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. tatlı canlarını. Ben bir şey düşündüm. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. 33/44) buyrulmuştur. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. Diğer bir defasında. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. sözleri. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. bu öldürücü zehirdir. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü. Kendi kendime. (M. Hazreti Peygambere daima. Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. başka yere varayım. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. benim işim. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber. sonra yine kendi âlemine dalardı. gerçek hadis midir. Bilirdi ki. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım." âyetini ele alalım. Nefsine şiddetli davran ki. Benim bunda hiç bir maksatım. dedi. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır.sırtına bin ki. bunda ihtilâf vardır diyordum. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. 300) derecesine göre konuşunuz. ey oğul! derdi. bağlılığımla beraber. "Namazını kılan. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. dağı. mollalarım nazarında hayretle karşılanır. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. Benim maksadım neydi? Bana. "Gideyim bir iş tutayım.

halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. ona üfledi." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. Çünkü onun üstünde biri daha var. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. diyordu. Ancak o bir eşeklik sayılır. onun yüceliklerini anarım. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. Kırlara doğru yollandı. kalbin yumuşamadı. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. ben de derim ki."(K. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. daha olgun bir sözdür. O yel. Başka bir âlemden gelen bu ses. Bundan yani iyi sözden dem vur. Hazreti Muhammed'le (S. Kuş şekeri diye bağırıyordu. Ne dostlar vardır ki. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. Bu saygı ve ululama yönündendir. bir dervişin hizmetini görüyordum. hem de kendileri rahat ederler. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. yoksa bir dilek için değildir. derhal eti. Ona seslendi. diyordu bu ne keramet idi ki. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. Tek bir çeşnisi yoktur. yine arkasından ayrılmadılar. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. Eğer fena söyledinse ben razıyım. dışarı çık. o gitmiyordu. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. Şeyh bir zaman düşünceye daldı. öyle bir vakit olur ki o derviş . Halbuki ulu Allah.sende hiç bir iz bırakmadı. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. dedim. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. Nasıl ki müminler vasfında. (M. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. Kırda uzun müddet yürüdü. geri dönsünler. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık. kendi aralarında merhametli. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. bu yelden daha iyidir bana göre. halk birbirine bakıştılar. O yol tozlarla doludur. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. dostu sözü ile boğmak ister. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. sözsüz ve sessiz konuşur. diye düşündü. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. Eğer sırasında konuşursa. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. dedi. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. şimdi bizim mazeretimiz var. beni hapsetti. onlara karşı bir hareket göster ki. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de. Dedim ki. Şeyh karnından bir yel çıkardı. karşısında secde edenlerin. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. "O." (Fetih sûresi. Tek bir kişi kalmıştı. Şeyh halkın bu kalabalığından. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. 304) Devlet de bundadır.A. biraz murakabeye varmak istedi. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. ondan. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır. hem de kahir'dir. Bayram günü idi. dışarı çık. başlarını sallayarak uzaklaştılar. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. Yarabbî. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. Fakat halk peşine takılmıştı. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. Hep birden onu inkâr anlamında. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. Kuran'da buyurulduğu gibi. sonu olmayan yüce Allah. Camsız varlıkları bile söyletir. çileden bir ses işitti.) ilgilenmekte. sana İsa nefesi verdik. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi. benim için hayrın tam kendisidir. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin. o gerçekte yumuşaklık değildir. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın. (M. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. öbürü bir şey değildir. diyen olursa. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. 29) buyurulmuştur. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. Dedim ki. "Kâfirlere karşı şiddetli. içimizi temiz tutalım. insanda iz bırakır. Başka biri de. Size yaraşan şimdi susmaktır. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. Allah ahlâkı ise hem lütuf. Bayram gecesi geldi. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. Yoksa öğüt. yine aynı yel ile gideyim. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. Zaman olur ki. Şeyh dışarı fırladı. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. kendini halka göster. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım.

Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. görenekte olgunlaşır. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. kızın babası. dedi. sana kudret sahibi diyor. geçip gideceklerdi. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. Peygamber göndermek. engel olalım. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti.yükselir. Gidip babasından kızı istediler. Bir padişahın üç oğlu vardı. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. Çünkü çok sevimli bir gençti. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. mumlar yanıyor. Ortanca da böylece kurban gitti. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. kızın bir bileziğini aldı. zaten Padişah ölür. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. Büyük şehzade. oğullarında. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. dinlemek can beslemektir. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. bilgide. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. O da aynı sevdada idi. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. sana kaderiyeci diyor. 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. (M. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. içine girerek saklanmasını söyledi. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. Görür görmez âşık oldular. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. Şöyle bir kaledir. vaadin ve korkutmanın icabı. kızın kıvırcık saçları (M. Padişah emir verdi: Bunları götürün. şaraplar dolanıyor. konuşmak can yıkmak. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. Babaları onlara birkaç gün. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. Çünkü emir ve nehy'in gereği. ona içten bağlanmıştı. Sıra küçük kardeşe gelmişti. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. Bu öküz. 305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. ama ortada hiç kimse yoktu. Ama ona sormalıdır ki. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. eğer başkalarından ibret almadınsa. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. . onu da öldürdüler. Şart koştu. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. biz de padişaha kastedelim dediler. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. Sabır feryada yetişmiyor. Allah sana kaderiyeci demiştir. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit. O kul yönünden gelir. düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor.

Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. hep dervişlerle otururdum. her kıssanın. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. onlardan bir tarafa çekildim. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. Musa Peygamber. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. ama yine de hoştur. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. Bu tuhaf bir iştir. Bunda hiç bir şüphe. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. Mtisâ Peygamberde. Şehzade cevap verdi: Getirdim. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. Biri derviş diyordu. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. her üçümüz halvete çekilelim. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. Saz başlamıştı. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. beni uğraştırır. Bununla beraber. Gerektir ki. Gerektirir ki. getirdim ama. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. nerede nişan? dedi. . Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. "Susan selamete erdi" derler. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. o saatte et yemekten vaz geçerim. (Ç)) Şiir: Gam. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. O anda öyle yaptım. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. (M. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. Ona dedim ki. çabuk dışarı atın. sana öyle bir nişan göstereyim ki. Büyükler yanında da susmak yaraşır. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. sen. aklın başından gitsin. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. Ömür. ama daha fazlası gelir. iş pek nazik bir duruma girmişti. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. öteki sema diye İsrar ediyordu. vezir ve ben. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. Muhammed ümmeti olanlara göre. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. pabucunu başına vuruyordu. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır. Kendimi savunmaya. Tövbeler ediyordu. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. Halvete çekildiler. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin." diye feryat etmiştir. Aşk.Padişahın yanına girince. Başını önüne eğdi. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan.

kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. kapıyı açtılar. getirip kendi makamına oturttu. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. Şeyh dervişleri uyandırdı. hem de büyük bir utangaçlık. Her insanoğlunda bir benlik vardır. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. Ben mürid olacağım dedi. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. ona deyiniz ki. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. yaptıklarını da biliyor. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. Hemen dışarı çıkmak istedi. Şeyh de kabul etti. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. (K. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. bu makama erişesin. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol.66/3) buyrulmuştur. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. Ama önceden sonunu göremedi.) üstünlüğü buradadır. halvete çağırmalarını emretti. Bunu size de göstereceğim. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. Ona. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. Gidiniz. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır. "Onun kulağı ve gözü olurum ".A. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. dedi. zamanenin gidişini onlar yürütüyor. pişmiş tuğlada görür.Beyit: (M. Şeyh seni istiyor. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. Nasıl ki. Ben iki halini de bilmekteyim. kaçacaktı. onlardan öğünerek söz açsınlar. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. (M. Sanki. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. Çocuğu içeriye. Dervişler geldiler. 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. Korkulur ki ödü patlasın. Tecrübeli Pir. Aşık. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. .

Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu. bulunmaz bir şeydir. yetiştirdin. O da ağladı. Derler ki.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur. Üstünlük ilk davranandadır. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. derdi.derdi. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı. önce elini şu tuğlaya sür. 310) dostlarını da bu işe zorladı. . Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. 23/117) Bana. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. misafirliğe onsuz gitmez. halbuki. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. dedi. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. ancak iyi kişilerde bulunur. hiç bir şey demem. Hele sana ki. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. R ü b a î: Ey ay parçası. doğdun ve parladın. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. felek bu halimi beğenmedi. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. ona dedim ki. Ne kadar uzak. Aradığını düşünde görmüştü. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. bin yıl sürer.sevgilinin cefası çok çetindir. Dirilik de budur. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama. ağlamaktan öyle coştu ki. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir. Her sabrı yüz yıl. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu.o olmadan namaz kılmaz. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. Bu nedir? diyenlere. ululuk artık ölmüştür. üstünlük ilk davranandadır. fena kişilerde bulunmaz. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. bir yabancı yüz kere de vursa. Çaresiz herkes buna katıldı. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur. senden bize binlerce faydalar ulaştı. baş sağlığına. (M. Eğer şimdi ağlayacağıma.

Ama hâlâ arzusu vardı. Baba (M. vah şeyhim. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. işe yeniden başlamak gerekli. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. derler. öğrenci.60/10) buyrulmuştur. işte onu burada tecrübe et kf. mülkümüz. misafir etti. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. madeni belli değildir. dünyayı canına bağlar. kamerin ne yeri var? . şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. Çok zahmet çekmiş. ahvali anlatınca ihtiyar güldü.dedi. Kuran'ı ezberlemişti. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. Onu sürersin.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. sedefleri dışarı çıkarırlar. yaramazlıktır. Bir öfke vardır ki. Ne olursa olsun dedi. can ile beraberdin. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. Eğer köprü geçerse ne iyi. zaman zaman ayaklanır. dedi. Baba üzülüyordu. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. Toprak vardır ki. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. peki. Ansızın battın ve görünmez oldun. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. altın damarına kayıp diyorsun. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. Birinin günahı sarhoşluk. Şeyh ayva yer. Bu ancak seni sınamak içindir. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. köprü üzerinde ayakları titrer. O sana Yasin okuyor. o da. gölgeden kaçar. Herkesin kendine göre bir günahı vardır. Onu burada sınayın. bazan da gizlenir. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu. Öğretmen. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. Geri dönmeye imkân yok. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. onun haline uygun düşer. anlayasın." buyurmuştur. Hazret! Peygamber. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. gerektir ki biraz yük taşısın. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. ileri gitmeye imkân yok. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur. O sırada bir ihtiyara rasladı. Onu evine götürdü. Beyit: (M. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı. Bizim altınımız Kuran'dır. ticaret ederlerdi. yoksa hemen geri göndermeli. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı." (K. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. üzüntüsünün sebebini sordu. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. Onun işi gizli kalmaktır. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. Sen kayboluyorsun. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz.

zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. de ki. Şiir: Ey sabah rüzgârı. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. 314) Yel esti.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. Onda hem ruhani. yardımcı gibi kullanıyor. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. Beyit: Ana ve baba. benden onun tarafına bir selâm götür. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. Biz ona lâyık değiliz. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. der. . ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur. hem de cismanî kudretler vardır. O adama dedim ki. askerini toplamış. Gönlümü orada görürsen. Şah ise. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. kendisini kabul etsinler. sen ise hep onunla diz dizesin. o da bizim dengimiz değil. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. Rubai: Aşk. o muhakkak Allahdır diyor. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. yavaş yürü! Tâ ki. güzelliği söz konusu olunca. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. Çünkü şeytan. Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. Hele bir kere daha dal. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. Allah kılığında da görünür ki. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. şeytan onu önüne katmış.

Can istersem. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. senin semtinde görürüm. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. Muhammed dini harap olsun. Çok susuz kalırda su içersem. dediler. Acaba bir koku almadın mı ki. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. Adam o. bundan daha şaşkın olsun. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. yüz yüze gelince. Beyit: Ey cihanın canı. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım". Ey sevgili can. saçlarının kıvrımlarında bulurum. ölmek ne hoştur. Ayağına bir desti bağladılar. Halife işe ehemmiyet vermedi. adamı sarayına çağırdı. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. Halife. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . halkı yoldan çıkarıyor. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. Bundan daha başı dönmüş.R ü baî: Gönül ararsam. anlamındaki kutsal hadis malumdur. bunu Dicle'ye atın dedi. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. Hele kılıç senden. dedi. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. senin çağında açıkça küfür söylensin.

bir zaman murakabeye varsın. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. o bir şeyler anlatmak ister. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. Evet kâfir idi.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. Bir parmak mesafe için yoldan kadın. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. Muhammed'de (S. Bir kerre dergâhın. Dedi ki: Bundan sonra. de ki Allah görücüdür. İsterse Kabe'nin damına götürsünler. 316) cehenneme atsın! Keşke. Ancak yolu ara.halkı suya at. Kalenin adını söylemek çok kolaydır. der. Şimdi sen otur da söyle: O. Bu sözde gizli bir hazine vardır. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler. Bir parmaklık yoldan. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. (Tâhâ süresi. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. dedi: o zaman. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. Arşa. her zerrende bir heves. işleri ya açık sözlerle konuşursun. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider.A. Kürsiye yükselirsin. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler." (K.A. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım." nüktesini de anlatsın. bunu bilmek lâzımdır. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. mümin oldu. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır." buyuruyor. A) uymuşuz. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü. yolundaki vaade hacet yoktur. Dikkat et ki. bırakmazlar. Öküz heykelini gördüler. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. huzura murakabeye varalım. Muhammed'e uymak daha doğrudur.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. Bu. Orada adil bir Sultan vardır. "Nefsini bilen. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. 317) daha isdidatlı olsun. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. Arşın. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. "De ki. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. derler. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. Yedi renge boyanmış. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. Bunu yapabildi ise Cennete girer. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. Rabbini de bilir. Hazreti Muhammed (S. bir şey söylemez. Derler ki: Hiç bir Müslüman. dedi. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. Sen nazar ehli ol. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de . tekken var ama o doğanın şahı. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. Niyetiyle gönülden. adama acıdı. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. hayır deriz. biz de Muhammed'e (S. Halk (M. buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. O. Şimdi dışarı çıkayım. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse. sen doğru yol tarafını koru. sor yol bu mudur? diye araştır. birdir diyorsun. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. hangi şey en büyük şahadettir. kimse kimseye zulmetmez.

iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. kaba tabi atlı değildir ki. Bırakalım yesinler bunu. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur. onlara varlık yaraşır. Köylüler. Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan.sanki (M. Gönlümü dava ettin ama. kebaplar hazırladılar. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. Çünkü birzaman olurki. o da iş böyledir.. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. kuzular çevirdiler. Ben. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. Bir gün kırlara doğru yollandı. Mutluluk o kimsededir ki. çabucak evlerine koştular. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. kâh nazlanarak. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. sonsuz rahmete bitişiktir. fezadan sonsuz boşluklara daldım. O.. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. sofraları döşediler. Rubai: . ay da sıkıntı içinde. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır. Evet asılmışım. Artık altınım gümüşüm kalmadı. Köpeklere verin. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. der. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. yolunda canımı da feda ettim. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. insanı Haktan kaçırır. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. Hatta bu öküzü. Ben iğ istemiyorum. denizde balığı seyrediyorum. yiyebildiğinizi yiyin. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler.geçti. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. herhangi bir sebeple öne geçsin. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. Ansızın bir köye geldi. 318) Gül ter içinde kaldı. der gider. Yani bir yoksulluk da vardır ki. (M. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. ondan başkası benim işime yaramaz. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. halka götürür. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır. balığı koruyan melekleri görüyorum der.

keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. her şey sen! der. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin. İşimiz çok. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir. dedi. hele bir gideyim. Hakkın hakikatina. Buyurdu ki: Şimdi onu görün. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. Burada bir kişi var ki. ne Müslümanlarla kaynaşır. getirir su içinde saklardı. iç yüzüne eremezsin. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir. Namaz kıldığını görüyoruz. Hazreti Mustafa (S. O miskindir. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır." sözüne gelelim.Biz hiç bir hesaba sığmayız. Nasıl ki. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren. Ahmağın biri daima karları toplar.. Bu onun eşidir. Samed. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek. O öyle bir mumdur ki. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. . dedi.) yanına geldiler.' göreyim o dervişi. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S.A.) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat. içi boş karınsız demektir.A. eşek midir göreceksin. ben ruhum. dedim. hem de biziz.. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. olmayana delâlet eder ki. Yani sayısızlık da sayının delilidir. Karnı boş olan. O zaman anlaşılır ki biz. o da. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler. demişsin!. 1) Çünkü dedi ama. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. önce selâm vermeye cesaret edemediler. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var. Bir saat sonra onlara cesaret geldi. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez. Eğer kalırsa. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz . ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de. ama yine menekşenin işini görürler. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir. hem bizden eksik." (ihlâs suresi. O yani görünmeyen Allah. yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim. Onu buraya çağırmayın. ne kâfirlerle uyuşur. eşsiz ve tek olan Allahtır. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır." demeleridir. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun. dediler. Peygamberine niçin "De ki. bu çünkü kelimesi peltek idi. Hakka ermiş olsan da. hep bizim pervanemizi yakar. Kadı öfkelendi. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz. o miskindir dedi. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı. Şimdi tekrar. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M. Nefiste şüphe vardır. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer.. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. Samed ulu Allahdır. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. Naiblerinden biri. Allah. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. o da bunun eşidir. "Nefsini bilen rabbini de bilir. iş o tarafta.

Bir aralık mecliste sessizce oturdu. Hazreti Peygamber (S. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. O ses çıkarmadı ve kızardı. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. diyorlardı. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır. gönüllerini vermezler. dedi. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı.diye beddua ettikleri iblis. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. günahlarına tövbe etti. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. yaralandı kafile gitmişti. Onun mabedi de gönüldür.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar.) selâmını söylediler. sen çok zayıfsın. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki. Bizim medresemiz budur. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür.kapı açılır. O hep susuyordu. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. bu sana. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor.) ziyarete geldiğini gördüler. bereketi. o kimsede tesirini gösterir. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü. hiç kimse. gözünü. artık ben aile hayatından vaz geçtim. Şimdi (M. eşek midir göreceksin. Kim olduğunu söyleyemem. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. Bir mürid geldi. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk. (M. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. büyük bir saçıdır. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam. hemen yerinden fırladı. (M. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. gözlerini verir." buyurdu. Çocukların kitaplarında. Karısına. O gece kocası bir düş görüyordu.) de susuyordu. Sonradan dediler ki. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. Allah evini ziyarete gidiyorum.sana lanet olsun.) yerinden kalktı. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. O susuyor.A.A. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi. . Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı. Yazıklar olsun onlara ki. Çüneyd bunu işitince. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar. Bahtiyar odur ki. dedi. ağlamaya başladı.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. Onun sevgisini. yüzümü hac yoluna çevireyim. . 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. Hazreti Peygamber (S. gönlünü birlikte bağışlar.A. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. ailesine de dua etti. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik. Bugün olaki. imanlı kişilerin inançları. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar.A.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. İste İblise inanç besleyen. 323) bak ki. Hazreti Peygamberin (S. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. Şeyh tekrar söze başladı.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu.

bu hendek tamamiyle dolmuştu. 325) Biri geldi. olmaz" demek kutlu düşer. Büyük savaş nedir? Oruç değildir. başını bedeninden ayırdı.nasıl ki yine Ulu Allah. ama ağzı kilitlendi.A. (M.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu. toplu geçinmektir. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. 28/56) dedi. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. bunu yapma diye emreder. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. Bu topluluğun büyük savaşı. Yarabbi! derdi. derler. Kasap. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. Çünkü varlığım kalmamıştır. evin tavanını göremedim-. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. Yani senin konuşman boştur. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar. . büyük savaşa başladık. diye homurdandı.. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı. yatıştı. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir." buyurmuştur. çarh vuruyorlar. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir." demek doğru olmaz." (K. 324) Yemekten korktuğun. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun.Artık üst tarafını hesap' . Bu yermelerden. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar. sövüp sayma. ondan kızı istedi. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim.) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. kâfirden daha sapkın. incinme varlıktan olur. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi.olmaya ki. Üst tarafı hep ruh olmuştur. Madem ki erkeği tanıyorsun. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. Burada Allahnın kalp. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. oradan gitti. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. oturur. Kel. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım.A. Yukarı baktım. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. toprak üstünde otururdu. kınama gibi duyguları atar. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. nasıl ki Hazreti Peygamber (S. sen yemeğini ye. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi." buyurmuşlardır. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum. 71) hitabını işitmiştir. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti. Şehzadeler gittiler. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. ben sana demedim mi. içimden kovarım. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır. Arıyı görmez misin.. Dudakları uçukladı. Karşılık verme. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı.Bu tozlar kaç defa çekildi. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun.. (M. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler.et. Padişahlar için "Hayır. yola getirir. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir. "Onda insanlar için şifalar vardır. Çünkü o şunu yap. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti. Biri geldi. namaz değildir. Kancıklık senden uzaklaşmıştır. diyen gafil kişi. insan bedeninin bir örneğidir. Bu dünya evi. Yani kalk.." deniliyor. her yere konma. Padişah benim kızım yoktur dedi. ötekilerine karıştı. Hazreti Peygamber (S. şuraya koy. dilediği yere konar. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi. aman sakının. onlara. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir. Ey Allahm.

Asıl gerekli olan şey. hayır. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. bana önce Allahnın (M. yüzlerini gösterirler. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım. dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. dediler. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. bir kalabalık toplandı. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. Bütün bu yaslı hali ile bana. üç türlü yazı yazardı. Cebrail bile. ama bunu ne ben bilirim." (Kasas sûresi. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir. ama asıl işin çetin tarafı da odur. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu. o imanı. altın öküz heykeli. hele. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı." Ben. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. şu anlamdaki âyette buyurulan. ötekini hem kendisi okur. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. Ne Muhammed'den. yüce sıfatlarını o terbiye etti. bana zahmettir. Müslümanlığı örtmektir. "Araştırma Müslümanlık değildir. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir. Hazreti Muhammed'i (S. hem de başkaları. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir.) kitabı fayda vermez. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. falan münkir olmuş. 327) Nihayet benim soruma geldik. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. Demezler ki." derim. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. Bir gün de. sen gel dedi.A. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. bizzat onda buldu. Bir saat başını önüne eğdi. yani önde yürüyorsun. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. Allahyı bilen kimsedir. Orada gördüm ki. senin kendini kurtarmandır. gitmem. dedim.)'ı Ebu talib besledi. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır. kendini kurtarır. ne de Allahdan söz açarız. bu nasıl oluyor? . Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. Böylece kalacağım. sormam. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem. Yani gerekli görmüyorlar. Söz söyleyen benim. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır. Bana Kur'an-ı tefsir et. ne de başkaları. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır." (K.Allah velilerinin sırlarını bilenler. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. o bengi suyu içen. derdi. bu küfür söz ve yanlış anlayış. Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. Allahya ant içerim ki. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı. "Araştırmak dindir.A. (M. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. onların kitaplarını okurlar. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. o sözde yoktur. Bunu inkâr eden benim nefsimdir. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz. halk ile oyalamak isterlerdi. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa.

iki görünmüştür. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. söz yerine geçer. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. Felsefeciler. Benim öfkeli zamanımda. Halk için. selâm sana! derim. içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. dersiniz ki: işitmedik ki. örtünür.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. Allah inciten sevgili! (M. Vezir birine dedi ki: Bin altın al. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. kendini göstermez. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. ancak onların iç âlemini görebilmektir. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. boyumun yüceliği. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. âyette. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. Birisi başka birini dava etmişti. bana on defa selâm söyler. Kendisinden tanık istediler. Kendimi sağır yerine koyarım. sevgili ve herkesin kıblesidir. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. Allahm bilgimi artır" diyor. Evet. Murad." (Bakara Sûresi. Davacı: Efendimiz. Dedi ki: Görmek. derlerse. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. Söz. 282) Duyurulmuştur. ne de dıştan. sonra bedenimin iriliği. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . haydi demek lâzım. Şeyh dedi ki: (M. ak'ıl kâfirdir. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. Nasıl dersin ki. içeriye girmezsiniz. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. deyiniz ki: Yanımda üstadım. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. Ben on tanık birden getirdim.öfkeleniyorum. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. Sen haramzadesin. benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. Böyle değerlenir. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. Çünkü haramzâdelik. kılavuzum olmadan gidemem. dediler. Şimdi bize. Evet dedim. dediler. ayrılmaz bir sıfat değildir. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. yani. Çünkü o mal. Tersine de olur. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. arzular dünya güzellikleri. hep hoş geçindik. bir gün bir şeyhin yanına vardılar. Murad (istenilen) da budur. Ama ne içten kurtardın. haramzâdeliği kalmadı. Kadı. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. Yoksa boşuna girmiş oluruz. çok hoşa giden şeyler. evet. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. Davacı on sofiyi birden getirdi. Ama başkalarına karşı da çok . Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. "Sizden iki erkeği tanık getirin. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. Hey hey. her ikisi tek bir isimdir ki. cevap vermem. inkârında idi. nihayet ben helâl süt emmişim. her şeye katlanırım. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. içerde uyumuştur. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. Allah. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. Onun piçliği. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. görelim de gelelim. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. dediler. Asıl surettir. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. Onuncu defadan sonra. başımı eğer. yüksek her tarafı görebilirim. çok kere ben de kaçarım. asıl olan mânadır.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. Evet hiç bir kimse yoktur ki. Eğer üstat o taraftadır derlerse. dedi. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. beni rüsva ettin. dediler. öz ve halistir. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. deyin! Bu bir tuzaktır. Şeyhi gerçeklediler. o hatıraya ziyan verir. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. bir tanık daha getir. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. O bir yere gitmez. dedi. Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. kabul etmem. Dostlar yine. mürid yani dileyen odur. akıl hükmündedirler.

" (İhlâs Sûresi. Şu hale göre.) türbesini ziyaret etti. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur. (M. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan.onurlu ve kibirli davranırım H. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur. Onun mazereti. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar. gür bir su kaynağı akıyordu. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi. yine Hazre-ti Muhammed'in (S. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! . konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. Eğer benden sonra gelirse (M. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. Gizli sadaka ona verilir.acaba bu Peri mi. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. kendine değer vermedin. fakat onunla fazla konuşmayın. Veys.A.A. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. Hazreti Muhammed'in (S. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu.Bana karşı hayranlık göstererek. sudan topraktan ayrılmadı." deseydi o derece soğuk düşerdi. yahut hiç.) huzuruna erişemedi. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen. Çünkü parmakla tutabilirsin. "De ki o Allah tek ve eşsizdir. Öyle bir öfke gerektir ki.) işareti ile olduğunu.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. 331) onun işareti şöyledir. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı. Rum ülkesine-'. O havuz. Böylece üç gün geçmişti. Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz. Ama onların sözleri. Veys'in annesi öldü. Demişti ki. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. dörtte dört murdar oldu. kaplan mı yoksa başka bir şey mi. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. sözü uzattılar. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz. ne kadar mazeret gösterdi ise. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler. Kur'an'da. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. annesine yardım etmek idi. Benden ona selâm söyleyin. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki. Gönlünü henüz yıkamadınsa. Peygamberin sağlığında. Ama hâlâ evime ulaşmadı. O. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. diye bakmıyorlardı. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. Nasıl ki. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı. ziyaret edememesinin sebebinin. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez. Bizi değerlendirmek.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı. o razı olsun.A. mazeretini söyledi. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. gönlü hoş olsun. Hazret! Muhammed'in (S. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. ey bizim has kulumuz. Seninle benim aramda bir şey kayboldu.A. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor. der. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım. ancak meyhanelerde olur.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye. bizim Allahlığımızı yüceltmektir. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. gideyim.A. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar. öteki öfkeyi bastırsın. ben ona ya bir defa iltifat ederim. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. Nihayet Veys. hayvan mı. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). Peygamber dünyadan göçtükten sonra.

Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. demiş. Sen yolun kâhyası mısın? dedim. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. Yemek yedikten sonra. Dervişler için karpuz toplamıştı. onun nasibi budur dedim. kuzular kesti. yiyecek bir şey bulamadılar. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. Ayağıma kapandı. şimdilik elimdesin. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. Dervişleri üç gün konakladı. yemekler getirtti. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. Bazıları da.beni evine götürdü. Beni kimse çağırmadı. gece gündüz şöyle ibadet ederdi. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. dedi. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım. Oyunlar çıkarıyor. Karpuz mevsimi idi. Veys. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. bir ağlama belirdi. ayrı düştüm. bulamazsam. mucizesi böyle idi. Şöyle gönlü alçak. dedi. 3) hükmüne göre namaz kılardı. o asla bu . işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur. şakalaşıyorduk.soruları sormayacaktı. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. (M. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. Ama biz açız dediler. Bunları da sormuyorum. güzel bir yer gösterdi. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. Kulağımızı ağırlaştırarak. dediler. Erzincan'a varınca dostlarda. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. ilmi şöyle idi. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu. Bunları da sormuyorum. ben oracıkta kalakalmıştım. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. onları sormuyorum dedi. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı. bana haber ver. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. dediler.A. şimdi sen söyle. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız. Hazreti Mustafa'nın (S. dşdi. iki dizinin üzerine edeple oturdu. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. diyordu. Herkesi götürdüler. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. Bunlara acele etmeyin dedim. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. Bir kaç gün geçmişti. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . düğün ettiler. Bir nara atarak yere yuvarlandı. gözle görmek gibi değildir. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. Çünkü pek arıklaşmıştım." (Müzemmil Sûresi. dediler. Üç gün iş aramaya gittim. böyle cömert. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. işitmek. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. (M.

"Ben Hakkım. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. Etimle. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. bu nasıldır? Evet dedim.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım." (Müminun Sûresi. sen başka bir yerde uğraşıyorsun.Allah. fakat sana cevap veremem. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti. sende. peki sana ne? dedi. Burada gerçi başka bir incelik vardır. neticede hiç de ölmez. Aşağı indiler. derler. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. Sana saygı gösteriyorlar. Yüce Allah. öteki. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. senin bütün varlığınla dolu. Bu âleme niçin indik. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. Sürekli olmaz. bana göstermiyorlar.olmaz. 335)Hazreti Muhammed (S." diyebilirdi? Hak nerede. Hak ışığı önünde arıktır. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. Onun göğsü. 21) buyuruyor. Benim bir adetim vardır. karmakarışık. yerleştiler. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe.diye sorabiliriz. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. ona uyarlar. donuk âlemler var. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. Her gün on koyun kesilir. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. sana izin yoktur derler.A. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. Allahsal âlemden söz açtılar. Ben yüzümü hep sana çevirmişim. Yoksulluk nedir ki. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. saçılıp döküleydi. ne de en yakın bir melek giremez. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki . Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler. Zevkini ancak o çıkarır. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. dediler. Giremezsin." sözü ile işaret edilen hal. sizi gereksiz yarattık. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. bana öğüt vermeye kalkıştı. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. Ulu. Benim bütün varlığım. Elif nereye sığar. yüzümü sana çevirdim. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım. neticesi iyiliktir.). Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. parmak kaldırdı. tekrar tazeleneydi. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. Her zerrede dağınık. Kahraman olur. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar. Allah birdir dedi. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. Bin kere de Müslüman olsan. Allahm topluluğu ondan kaldır. o onunla öğünsün . Dervişin azığı yoksulluktur. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir. derimle. Allahsına erişiyor. ta ki her şeyimle onun olayım. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine. (M. Nün nereye sıyırdı? Biri. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. orada söz nasıl yer bulurdu. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. âleme sığmaz. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur. "Sanır mısınız ki. örs oldum. Gönülden gönüle pencere vardır. 115) buyuruyor. bu nasıl olur? . (M.A. Orada birini gördüm. çaresizdir. aramıza ne bir mahlûk. Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. hayır. Ancak er odur ki. Yoksa nasıl olur da. sen. dedim ." buyuruyor. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir." (Haşir Sûresi. 334) Çünkü bana öğüt verdin. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. ölümden korkmaz. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor.

içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. herkes kendi halini anlatır. "Allah. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. 337) Tabiat ehli olmamalı. seni yalnız buldum.derler. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki.) ona ne konuştuksa konuştuk der. Onun büyüklüğünü. fakat bir şey söyleyemezmiş. 10) buyruldu. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü. Gönül ara. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. Seni kimsesiz buluyoruz. şimdi görüyorum ki. Yanar. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır. varlıktan her ne varsa hep orada idi. kendi ruhu ile uğraşır. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. evet. Kötülük yapma. Çünkü Musa gördü ki. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. gönül sevinçlidir. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. Biri.A. aradan kalkar. elbet de tersine ve yanlış söylerler." buyurmuştur. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. Hazreti Peygamber (S. "Ben. O ışık. elbet de abdest almayı gerektirir.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. Benim işim değildir. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. Çırak içinden kızar. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder. ruhları tenlerden önce yarattı. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir." buyurulmuştur. namaza ve Allah katına yol bulasın. içindeki bal hep dökülmüştü. nefsi ile alışveriştedir. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. Ruhu gelir. selâm sana. Akıl da böylece gelir sorar. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. Bundan dolayı Musa. Asıl budur. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. Evet her şey yok olur. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var." Bir de. Kimi ruh ile ilgilenir. Denilebilir ki o gelir. gönül ehli olmalı. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. o da aynı cevabı alır. der. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. sorar ki. Hızırda. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. dedi.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. ruhu yok oluncaya kadar. O işten hoşnut ve memnundur. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. Allah kalır. diye sorar. Onu Allah yargılasın dedi. "Kendini bana göster" dileği. yani sonradan meydana gelen şey. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. . Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. Daha başkaları aklı ile. Bunu fırsat bilen Hintli köle. Haktan başka herşey orada idi. Hades. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. (M. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer. O Allah adamıdır. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud. O aslı. bir anda kaybolur. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. seni yalnız bırakmışlar. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. o sana söyledikleri ne idi." buyurmuştur. demiş." (Necim Sûresi. "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz. Dedim ki: Bu. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. parmak parmak topladın. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. Başka biri sus demiş. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. diye sordu. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. iriliğini anlatırmış. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. çok kere gönül kırılır. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. Nasıl ki o hikmet ehli zat. yahut yağ asırır. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. Ben dostları olmayan bir dostum. o niçin vahyetti diyor. bildirdi. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. Adam. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. bütün dostlar.Efendi. Hele bir hadiste. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş.

onu yürütür. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. ben sana söylemiyorum. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım.doğru yolu tutarsın. Sanki halkı yoldan çıkarmak. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir.A. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. iki kere yere eğilir. . Sonra tekrar gölgeye daldı mı. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. coşar. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. yere bıraktırır. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. henüz gelişme yolunda olsun. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. 338) Belki. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. Mansur. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. karanlık kuruntular baş gösterirdi.Muhammed (S. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi." (M. Nihayet gör ki. ancak adları söylendiği için meclis kızışır. içinde parlak düşünceler belirirdi.) öyle bir nurdur ki. Kaç kere. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi. Gökten şeker yağıyormuş. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur. Diyelim ki onun durağı orasıdır. panzehir ocağıdır. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. ey minber! der. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse.. Musa onu dilememiş olsun! (M. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. Alemde hangi şey vardır ki. Kur an'da." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. o çilede ve o zikir âleminde. bir imtihan geçirmeden kabul olunur. 1) buyurulmuştur.. yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz. (M. diyor. kendiliğinden gelmez. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. en üstünüdür. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. onu da öylece benden kıskanırdınız. dedi. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. onu zorla çamura sürüklerler. hem de inkâr etmiştir. tatlılaşır. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. Çünkü şeyh. Dutun nurların en parlağı. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. "Hele.

Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. Anladım ki. dedim. deyiver. Bana bir ateş geldi. Çizmelerimi giymek istedim. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. Artık saygısızlıktan vaz geç. Saygısızlık edersen git. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor. gayet sert ve zalim bir adam idi. Bir zındıkla gören de zındık olur. kendimden geçmiş bir vaziyette idim." buyurulmuştur. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. Tam olgunluk çağına erince. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. nasıl edelim? (M. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. susamış bir insan arıyorum. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. ama Allah güzellerinden değil. şeyh olmuşlar. en çok Hak ile dostluk ederdi. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. Emreden nefis. Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. Bu adam. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. Berrak ve temiz su. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. Pilâvları getirmişler. Allahm. gözümü onunla aydınlat. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. Eğer sende saygı varsa gel. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki. gökten yedi kapı açıldı. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. kendini sat! der.(Ç)). Muhammed-i Razî. önceleri halktan çok sakmırdı. iyiden kötüden çekinirdi. tekrar bir nara atarak kendime geldim. dedim. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. eşek köprüden geçsin.Ya rahat peşinde idin. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. yine kendimden geçtim. Nefis. Orada kadınlar vardır. onlarla danışma yapalım. bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. yüksek bir ses işittim. Sunu da söyledi: (M. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. Hazreti Mustafa (S. gözüme başka bir şey göründü. O altın gümüş peşindedir. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. kadın huyludur. ama düşüncelerine aykırı davranın. Kendimi bir bağda gördüm. yani Arap Muhammed şöyle der. iki damla yaş dök. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. Çağdaş tefsirciyi ne Şems. diye sordum.A. Hazreti Peygamber. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. Ama Allah sözü değil. ben o işin peşindeyim ki. Güzel söz. hoş bir sözdür. Buyurdu ki: "Beni halka satın. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun. Haccac. o direkler . yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar." buyurulmuştur.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. ne de Mevlâna sevmiyor. "Onlara danışın. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. dedi." Yani." Bir söz söylüyordu. "Ne mutlu beni görenlere. yüzünü yere koy. eğer peygamberleri. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. yahut da söz derleme sevdasında idin. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır. anlatılması imkânsızdır. Ben para peşinde değilim. Olmaya ki. Emeviler devrinde Şam valisi. Onlar büyük adam olmuşlar. Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz.

ikinci. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. Selâm sanaüstat! dedi. aman bana yardım et. bir hamalın sırtında evine gönderdiler. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. ya çamura düşer. biraz sonra yerinden sıçradı. Ben susuyordum. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. dedim. şakalaşmak. ellerini kanattım. Bu sopayı aldım. benim bir canım var ama. Yanına havadan iki kişi geldi. bana güzel bir kadın bul. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. ödü koptu. Bir toprak çömlek ki. öyle bir toprak çömlek ki. boyuna aşık atıyorlardı. dersini okumaya başladı. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. Kitabı önümde açtı. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. fakat kuş uçup gitti. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. dedi. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. bir tokat patlattım. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. ne kadar uzak olduğunu anladı. Bir kaç gün sonra yine unuttu. Hoca Reis. Arkası bu tarafa dönüktü. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları.etrafında bakışıyorlardı. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. nihayet çocuğu kaldırdılar. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. Ya boynu kopar. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. şaşılacak bir şey değil. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. Mevlâna'nın önüne koydular. Bir de o insana bak ki. Hemen yere yuvarlandı. müridlik davasında idi. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz.mümin kulların ibadetleridir. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. Hayret ettim. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. iman ışığı yüzünden fışkırıyor. bir kenarından biraz yırtılmıştı. dedim. kalfa olacağım. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. hoş sesim var. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. dedi. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. Orada dışarıdan biri işaret etti. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim. Ben. Adam yerinde donakaldı. üstat diyorlardı. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. bir kale duvarı üstüne kondu. bunlar ne adam-larmış. Ona seslendim. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. babası geldiler. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. Bana dost görünen biri vardı. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. size senet verelim. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. Dışarda aşık oynadığını söylediler. Ara sıra ne oldu? diyordum. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. yerine otur. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. üç yüz isterse sen dört yüz ver. . Önce ona bağırdım. (M. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. yahut bozulur diye korkayım. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. Çömlek değil ki murdar olur. dedim. ikinci gün tekrar geldi. sönmemiştir. ışık saçan iri gözleri vardı. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. bu sönmez. dersini okumaya başladı. ötekine çimdik atar. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum. (M. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. (M. oynamak istedi. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. gizlice ona seslendim. dediler. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. Bir gün geldi. Ertesi sabah namazda idim. ona işaret ediyor. ayağıma kapanarak. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner.Öğrencilerden birini çağırdı. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. henüz yeniyim. Annesi. Ben müezzinlik ederim. sonra da falakaya yatırdım. kırıldı. yere vurul-sa kırılmaz. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. diye mırıldanıyordu.

"O sizinle beraberdir. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. Önüne vardım. Onu falakaya çektiler. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı. Onlarla birlikte sırlar konuşur. taş atardı. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. Beni tekrar mektebe götürün. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. öğütçüdür ne bilir derler. çok saygılar gösterdi. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. öyle cesaretli. üç defa elini alnına götürdü. Anne ve babası dua ediyorlar. kalk gidelim. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. Beyit: Erliği. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. Bunun mânası nedir. bıyığı ile öğünürlerdi. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. Hemen yere yuvarlandı. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. Çünkü erlikleri yoktur. hoş bir sesle ezan okuyordu. Nihayet yine evine götürdüler. Artık işini bulmuştu. Aman üstat. Şehrin şahından . Geldi. Bunu yapamam dedi. ondan yoksundur. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. Kalfa da bir kaç sopa vurdu.dedim. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. ona söverdi. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı." (K.bahsetsem. bu. dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. öyle korkusuzdu ki. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi.renkten renge giriyor. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum. ama ben içmem. Allah! dedi. (M. hem de diyorlardı ki. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur. Bundan sonra bir tek söz söyledim. Öyle yumuşadı ki. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. . Uçuruma gidiyorsun dikkat et. diye annesine babasına yalvarıyordu. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. Sen niçin içmezsin dedi. ötekilerde ses çıkarmadı. sen müritlerin önünde içki içersin. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. bundan sonra da sopayı suya koydum. o benim efendimdir. Sonra kendi özel hücresine davet etti. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. Benim ne olacağımı. ne de büyükten. bir ay dışarı çıkmadı. kitabının yanına götürdüm. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. gizli hikmetler söyleşir. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. Kalk diyordum. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. Onun sakalı. Selâm sana. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. O beni yola getirdi.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. kupkuru kesildi. rengi uçtu. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. Her ne derlerse desinler. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. elleri titredi. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. 346) Üstada gidiyorum dedi. daha saygılı olmuştu. ben bu işe katılmam." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. O vaizdir. ayaklarını sarar. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. Bundan sonra bir daha gelmedi.

feryat. Kâfirleri şu cihetten severim ki. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. Bu gün din âleminde de iş böyledir. hayır gitmiyordu. Söz onlardan da geçerdi. hem de külahını kurtarır. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. iğneci. içinde bir öfke duydu. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. Atlı yaklaşınca yolcuya. kapının dışında idi. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. Yoksa yolda kalırsın. İğneci yiğitçe yaklaştı. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. Yarabbi onları günahtan kurtar. o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. benden selâm söyle. Lâfı çok uzatırsak. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir. benim elbisemi giyersin. Sahabeddin-i Sühreverdî. demiri yırtar. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. yasaktır. Bu Şahabeddin istiyordu ki. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır.Yukarıda sözü geçen delikanlı. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. Dost çok iyidir. O insafsız bu makamda bizdendir." (Kadir Sûresi. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. Kendi kendine. Gizlice kırk dinara satın aldılar. Yer. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. Belki bilmiyorduk. dedi bir komşu ile. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. Allahyı görürsen. Bahtiyar odur ki. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır. Nasıl ki. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. ecel kılıcından hem başını. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. dostluk iddiasında bulunmazlar. Yerinden sıçradı. (M. onun varlığında yürürsün. Ey kahpecik! dedi. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. fitne ve fesata sebep olan. meseleyi açtı. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. (M. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. delik deşik eder. (Açıkça) biz kâfiriz. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. (ona. Ama geline yaklaşamadı. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik. "Maktul" Şahabeddin de derler). Simdi gel artık el ele tutuşalım. kızı altına çekti. aralık hep askerlerle dolu. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. Akıl gerektir ki. bunu hiç kimse anlayamaz. Yolcu şu cevabı verdi: (M. alt tarafı yalan olur. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. Koca. Başını kestiler. Dost odur ki. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. düşmanız derler. 350) Güzel söylüyorsun. Düğün dernek yapıldı. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. Ey kadılar. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. Sen biz olunca ulu Allahnın. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. bilgiden üstün olsun. derim. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim. Kıskandılar. müderrisler. Çok düşkün bir durumda kaldı. Ama hemen pişman oldu. Bugün gece sularında bana gelir. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı.hay hay! dedi. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. Burada dava boş lâftır. Halim şu durumdadır. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. figan sesleri yükseldi. tavan. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. . bir bağıştır. O kalmazsa sen de kalmazsın. Daha fazlası da işe yaramazdı. hâkim olsun. emrindeyim. hemen hazineye gitti. ellerin. kendini onda yok edersin. cezayı gerektirir. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin.

Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. Onun hiç bir sebebi yoktur. O şaşkın ve perişan idi. Şeyh ibrahim. tatlı bir insan olur. diyecek kadar hoşgörürlük varsa. var ve yok eden mi daha güçlü. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. der. bu cevize benzemiyor. temizleyin. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. Hem davet ediyorsun. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. 353) Evet dedim. ben bu işin sırrını bilmem. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. daha kuvvetlidir.) bizim perdedarımızdır. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin. Muhammed'i gör ki. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır.A. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. davetin tam kendisidir. buyur derler. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. o makam ancak. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur. 351) Yap. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. bir gün . ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. aynı Kabe'de. Bir zaman kabahati feleğe yükler. ancak o ve onun Allahsı bilir. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. bizi hem var. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. Biri diyordu ki. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. bir kere bu sende onu aynı münacaatta. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. (M. (M. iyi insan cana yakın. misafirin önüne koyarlar. Ben bunu yiyemem. bütün bu varlık Allahındır. bunu tanırım. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. Çoktandır sürmemiştin. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez." (Şems Sûresi. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı. Muhammed (S. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder. Aleme tek başına geldin. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. şeyhi meyhanede gördüğün halde. Ben böylesin! hiç görmedim. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz. ağaca çıkar. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. bu tasarrufu bırak ki. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. Bunun ne olduğunu Allah bilir. kırılmış olarak getirin. istiyordum ki. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. der. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. davet nereyedir? (M. Eren de şaşkına döndü. Allahı görsün. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. kabuğunu soyun. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. İyi insan dert ortağı olur. Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. Derler ki: Simdi git. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı.Bugün sen de. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır. gözünü açsın.

Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. hiç tatlılaşmaz. Allahnın öyle kulları vardır ki. ister Muhammed'den başkası. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. çocuktur. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. ah vah ederek karşınıza gelir. Bir kere Allah yoktur der. Benliğinde hiç şüphesi yoktur.Konuşurken bazan karanlık. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. işaretten anlamıyorsun dedim. bunu yine ben onarırım. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. Cevap verdim. Sen nasıl müritsin ki. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. Biri gedi. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. Dilimin ucuna geldi. Nasıl pişeyim? dedi. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. kulluk eder. Zındık ise. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. (M. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. bir gün de Allahya çatar. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. Bu vasıflar. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. Onu ancak ben yaparım. bir gece sıkıntı çeker. dedi. der. diğer bir sefer de ispat eder. Allah kulları. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. rahatsızlık veriyor. bir gün bahtına. Onu bütün açıklığı ile görmekten. onların haline bakalım. bir başka şey doğdu. Mümin. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. daima olumsuz düşünür. bende o velilik yoktur. Allah bana bilgi vermiştir. bundan ne şüphem olabilir der. İster iyi ister kötü olsunlar. Kiliseye de uğrayalım. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. perdeye yapışmış olan kimsedir. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. başcağızın kucaklar.zamaneye. sonu iyi olur dedim. ama o seni incitmesin. öteki eliyle de duvarı tutarak. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde.A. onları da gözden geçirelim. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. ister Muhammed (S. Aslından değil. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. ama o küpün başında oturur. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. Allah huzurunda nikabmı atmış. 354) Benim işime kimse takat getirmez. hayır der. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. Başkaları sarhoş olur. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. Ben buna ancak gülerim. Gerek ki sen pişesin! dedim. vehimlerle karışık sözler söyler. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. gözlerini öperdi. (M. O velilik ancak Allahtandır ki. yiyorum. Yoksa aslında bilerek değildir. bu acıları ben verdim sen çek. (Ben) sözü ile konuşur. dışarı kaçarlar.) olsun. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. . Ben ye demem. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. Bu gün mümin olan yoksun değildir. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir. inkâr eder. Çünkü açıkça görüyorum. der. diye sızlanmaya başlar. ayakları titreye titreye. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. oradaki biçareleri görelim. değişik olmayaydı. tadıyorum.

Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. yani Allaha yaklaşmak içindir. Dedim ki: O yapmadı. sus der. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. yani Allah uludur diyorsun. Namazda. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. gerekirse gideyim. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. derler. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. kurusa da incinmez. Bu ona benzemez. ona sen yemin edeceksin. Mademki itiraz etmek gerekmez. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. ötesini Allah bilir. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. ne efendisi olur. (M. kadıya şikâyete gider. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. namazda konuşulmaz. bana gerektir ki serbest davranayım. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. Müridin yolu bu değildir. Ya hizmetçi olurum. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. ama münafıklar. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. Halbuki. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. Şiir: Ne kimsenin uşağı. yabancılar etrafıma toplanır. canı gider. billahi de. (M. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. gerekirse oturayım." anlamındaki . "Allahu Ekber" demek kurban. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. (M. başını ayağını sallamaya başlar. olmayanları gösteresiniz. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. Ama onlara uymazdı. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. onun şöyle olmalı. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. Davalı tarafın tanığı yoktur. Fedakârlıklar gösterirler. ben de sana öğretiyorum. Çünkü bana hayat lâzım. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. Allah demelisin. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. Kurban ol ki. Ben ondan çok faydalandım. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. Hem de olmamalı diyorsun. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. ben bunu yapamam. Ama sizden faydalandığım gibi değil. Bayatlayınca iş zorlaşır. ben sınamaya devam ederim. kurtulasın dedim. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir. rükûa varırdı. Tanıdıklar.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. Adamın biri. onları benden başkaları bilmezler. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. Ayak pabuç içinde yerleşince.

ama içeriye girmeye gücü yetmez. ama onlardan haberim var. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar. maşukun bir hali vardır. diyor. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. ondan bir şey gelmez. Arayanlar bir Lahavle çekti. ama tam bir erkekmiş. küpe bulundu dediler. Sırrını Allahya ısmarladı. 8) buyurulmuştur. Nasuh. Derler ki: Nerede kendini görme. Bir topluluk daha vardır ki. Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. Onları da kendileri bilir. her tarafını sarmışlar. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış." (Tahrim Sûresi. senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. Vaizin minber üstünde. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez. dedi.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. Tam otuz yıl bu işte çalışmış. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. 359) Kur'an'da. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. arka arkaya secdeye kapanıyor. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi. hafızın minder üstünde. Bu hoş bir deyimdir. dinleyenlerin. Herkesin bir özel hali vardır. Aklı başından gitmişti. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler.