ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

'Dostum gitme.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. duman gibi kendini yok etmeye çalış. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur.' dedi. Konuşmalar. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. sentaks. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. M. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu. gramer. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki. daima uyanık gönüllüydü. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan. onu hiç unutamadı. tartışır. Devletşah diyor ki. geceleri uyumazdı. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. nasıl anlatayım. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. Bunu seyreden aziz derviş. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var. dördüncü kat göğe kadar çıktım. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. 'Bizim güneşimiz. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı. onlardan daha zevkli.' Hemen kavuğunu. Karanlıkta dama doğru yürüdü. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir. onun. 48).» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu. Yoksa. din bilgisinde. eli vergili. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. Bütün fenlerde.' dediler. beni dinlerken. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır.' dedi. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir. sarığını. hepsinden daha yetkili konuşur. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar. ruh âleminin manasına erebilmektedir. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. mum gibi erimeye başladı. 77. Asıl zevk. 'Ben sana yabancı değilim.Kemal'e baş vurdu. Gerekirse. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu. onlardan daha lâtiftir. temel bilgilerde. ayıptır söylemesi. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur. O . O makamın kutsal sakinleri. gönlü isterse.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir.» (Şems-i Tebrizî. onlardan daha üstün. Benim önümde. Adam o sırada. (M. «O. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. orada yerleşmiş. Alâeddin. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı.

her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler.A. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur.A. namaz. hep onunla göz göze diz dize idi. sohbet arkadaşları yapıyor. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. ona. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. müftülük. meslislere gitmek istemiyor. susuzluğu o kadar derindir ki. sıhhatinin bozulmasına yol açtı.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. Tebrizlilerin uydusu haline geldi. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. hep onun işaretlerine dönük. ibadet ve sohbetle meşgul olur. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır. Derken belirli vakit gelir. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. selâm verir ve «Hemen söyle bana. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır. hakkındaki bu dedikoduları. sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı.» Bazıları da. cihan varlıklarının en büyüğüdür. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems. Neredeyse o . onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı.» diyorlardı.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür. Mevlânâ'yı sorar. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. bir nağra atarak yere yıkılır. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları.» der. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. Bir kısım Konyalılar da. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu. O. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. Hakkın yüceliğinin. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. müderrislik. kudretinin. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. o zaman da suya kandığından söz eder.' dediği halde Bayezid. Mevlânâ bir katıra binmiş.A. Bu ayrılık süresi. Eflâkî'ye göre Mevlânâ. talebesi. Şu sebepten ki. «Bize. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. 'Beni ululayın şanım ne yücedir. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından.). Ama.A. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında. artık başka bir âleme dalmıştı. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki.).). kayıplara karıştı.' diye hep özlem duyar.» diyorlardı. onun. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır.» diye halkı ayaklandırıyordu. «Bu ne sorudur?» der. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız. aksine. hep gam. Kimseyle konuşmuyor. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir. Şems yol üzerinde beklemekte. en yücesidir. katırın dizginine yapışır. gece gündüz. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. oruç. o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. Şemseddin. bütün normal işlerini. hiç dışarı çıkmazlar.

yaratıcı. Bu mektup Şemseddin'den idi. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse. birkaç yük değerli hediye. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. halktan emirlerden. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. ger. «Umarız ki. sizi atlatır. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. bu zaif hayır duası ile meşguldür. Mevlana'yı çok üzüyordu. güzellerin güzelliği hiç kalır. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. Öyle bir derviş ki. Aman ne olur. fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. sen otur da seyret. mum gibi erimeye başladım. diri gönüllü bir dervişe rastladım. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. bilginlerden. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. Cadılıkla. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. yirmi nefer atlı. Oraya varır varmaz. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. saygı göstermekten geri durmazlardı. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. Gidin ey yoldaşlar. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. can da o viranenin baykuşu oldu. babasının işaret ettiği hana gitti. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar. Mevlânâ'hm mektubunu. et. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. Bir kere onun cemali parlayınca. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. âşıkane secdeler et.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. O. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç.» diye çok yalvardılar. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. büyücülükle suya düğüm vurur. Şems. kudretli. Sultan Velecl. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı.» dedi. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. «Benden selâm götür. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. Sultan Ve-led. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. Şems'in odası önünde edeple durdular. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. hâkim ve mahkûmlarla doldu. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. Mevlânâ. havayı bağlar. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır.

Bu ikinci gelişte. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar. gönül bağlamışız. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. onu fırsat buldukça küçümsemekten. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. Ne yazık ki. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak. Bir süre durduktan sonra. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. hemen bir bıçak . Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. teşekkür etmiştir. Şems. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. dedikoduya. Bir müddet ondan.' diyerek dışarı çıkar. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. 645 hicret yılı . ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. 'Beni öldürmek istiyorlar. bu saldırılara bir zaman katlandı. sevindi. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ.Şems.» dedi. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz.» diye feryada başladı. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz.' der. Şam sevgilisine can vermiş. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. sövüp saymaya başladılar. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. Öte tarafta Şems'i sevmeyenler. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. odasını bomboş bulunca dayanamadı. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. Rum Ülkesinden Şam tarafına. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. bir gün. özgür oldu. Yüksek sesle. içinde bir perşembe gününe rastlar. Şems. Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. Bu olay. dedi. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu.

Eflâkî. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. gazellerle ifade ediyordu. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler. Şeyhi. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış. Şam'da aylarca Şemsi araması. Dest tarafından Türkistan'a gitti. onu da çileye oturttu. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa.saplarlar. «Oğlum Şemseddin. Ama olayın bir de mantık yönü vardır. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. onun. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. Hüseyin bin Hasan. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. Şemseddin. . Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. her günkü doğuşlarını şiirlerle. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. İbrahim Fahreddin. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. Fakat bende bu cihet eksiktir. Bir gün. Baba Kemal. şu cevabı verdi: «Ben. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. hep Medresesinde dönüp dolaşır. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı.)de.

Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. müridinin alnından öperek. yaş dökermiş. Nasıl ki. neşeden ağır başlı. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. okudukça durmadan duygulanır. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır. hafif ruhlu olur. Nasıl ki Konuşmalar'da da . bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. o da. Ahmed Gazalî'yi. hep ağlar gezer. Ebûbekr Nessacı. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. o. Öte yandan. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. o da.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. Onun şiirlerinin. Şeyh. Cüneyd-i Bağdadî'yi. o.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında. Habib-i Acemiyî. dervişlik geleneklerine aykırı görür. sen artık dilediğin mertebeyi buldun. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. Tebrizî de. o. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. Sultan Veled'i irşad etmiştir. o. Hasan-ı Basrî'yi. Şems'in yanıp yakılmasını. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. o. Serîi Sakatî'yi. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. Muhammed Zeccac'ı. edep kaynağından bize varlık verdi. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. Mevlânâ Celâleddin'i. Allahsal inayetler. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. Maruf-u Kerhî'yi. Şiblî'yl. Ariflerin Menkıbeleri'nde. gönülleri hep o tarafa çeker. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. bunu okumaktan pek hoşlanır. Şeyhe şikâyet ederler. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. ondan filizlendi o.» demiş. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. o. Bu da. o. Hasan-ı Basrî. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. Ahmed Hatibî'yi. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. Bahaeddin Veled. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. Davud-u Taî'yi. Şemseddin-i Tebrizî'yi. yardımlar. Davud. Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki. o şahın hizmeti İçindir. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu. Onun aşkının okşayışları.. «Sevgili evlâdım. Büyük bir ihtimale göre Halep. Maruf. Eflâkî'nin yazdığına göre de. o. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. onun şu anlamdaki gazeli de. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki.

Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. bu doğru değildir. Ebû Osman Mağribî'nin. Ebul Necip Sühreverdî'nin. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . ondan Maruf-u Kerhî'ye. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. o da. o. Cüneyd'in. Ebû Osman Mağribî'nin. o. o. Ahmed Gazalî'ye. Alâeddin. Habib-i Acemî'nin. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. o. o. ondan.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman. ondan. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. Şems. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. o. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. o da Hazreti Muhammed'in (S. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. o. Serî-i Sakatî'nin.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. Allahdan idi. o. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. o da. Ebû Ali Rubârî'nin.» Bu o demektir ki. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. ondan da. o. Cüneyd-i Bağdadî'nin. o da. Maruf-u Telhî'nin. Ebûbekr Nes-sac'ın. Maruf-u Kerhî'nin. dargınlıklara yol açan. o. Ebû Ali Rubarî'ye. ondan.A. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). Çünkü bütün tezkereciler. ondan. Şems'in. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. Mevlânâ. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de.) sohbetinden feyz almıştır. o. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. o. Bu Rükneddin. o. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. ondan. Ebul Necip Sühreverdî'nin. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. Birinci yoldan. Şemsin Suriye. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. o. Ebû Ali Kâtib' in. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz. o. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. o. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. Serî. o. ondan. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. o. ikinci yoldan da. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. Dâvud-u Taî'nin.i Sakatî'ye. Hasan Basrînin. Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. ondan da. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. Nasıl ki. o. o. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. Ebû Ali Rubârî'nin. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. Ebû Ali Kâtib'in. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in. ondan. SerîJ Sakatî'nin. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. ondan.

12/12/1973. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. Aziz arkadaşım Prof. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. ulu Allahdan başarılar dilerim. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. Bu mektupta. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü.başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. Şems-i Tebrizî'ye gelince.

niyaz'sızdır. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü. canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar.» (En'am. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. her şeyi bilici ve görücüdür. kâfirlere karşı güçlüdürler. Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. nasıl ki Kuran'da. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki. işte bu sevginin etkisine işarettir. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. 54) nükteleri. O kadimden kadimi görürsün. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir.BİRİNCİ BÖLÜM (M. «O. İşte o aşk'tır". her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki. Kadimden sana bir şey erişir. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler. o latiftir. Ama sen ona niyaz götür ki. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. başlangıcı olmayan varlıktır. Hak kadim'dir. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama. Allah da onları sever. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki. Allah yolunda savaşırlar. belki o gözleri kavrar.» (Mâide sûresi.» (En'am sûresi. sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın. 103).O âyetindeki nükte de buna işarettir. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz. gözleri kavrar. . hiç kimseden bir şey beklemez. «Onlar Allahyı severler.» (Mâide. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin. Hadis.

doğru kal! Doğruluk göster. Buna tanıklar.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine.» Dedi ki: Şimdi ey dost. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. dostun dostuyum. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. . «Eğer bu ayna iyi ise. «Bu elbette olmaz. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. Sen ki doğrusun. aynayı eline vereyim. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz. «Keski. Şunu hatırla ki. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma. 3) Hemen kırmayı düşündü. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. istedi ki yere vursun. Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. deliller gösterdi. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. (M. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme.» dedi. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti.» Tekrar gönlü razı olmadı. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. Bir defa ona desen ki. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü. sözünü kıramıyorum. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar.Bana velî diyorlar. bu bakımdan daha sağlamım. Ama bunu yapamadı.» dedi «o şartlar. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir. Hakkın kendisidir. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar. belki ihtimal vermezsin. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı. Öteki kendi kendine. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem.» buyurulmadı mı? Sözün kısası.» Ayna işi ince bir iştir. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı. ancak Mevlânâ. çünkü o benim dostumdur. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. Dedim ki haydi öyle olsun. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır. Ben de velinin velisi. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. eğilimi daima hakka doğrudur. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. onu daima okşardı. 15) buyuruyor. «Hâşâ. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim.» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. en zor işler kolaylaştı. bahaneyi aynada buluyor. «Ey üstat. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. bedeli bu kadardır. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. Remizler. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki.» dedi. Bu ayna. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. «Ben gönlü kırıkların yanındayım. O hal diliyle der ki. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. Şimdi diyorum ki. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. «aynayı getir artık sabrım kalmadı. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. 113. oradan ayrılmak istemedik. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. Şûra sûresi. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki.

midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır. Sen kimsin. Ancak onun himmeti buna engel dir. H. Evhad. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. Evet o da vardır. Bir gün diyorum ki. Ona yetişmek için uğraşırım ve. bir temel üzerinde yürümek gerektir. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. cihanın maskarası olmuşsun. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. «Konuş. geniş meydan açıldı. kapılar açıldı. odundan. ancak bu sözden başka bir söz işitir. «Başka şeyler işitiyorsun derim. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. hiç bir işi yok. âlemin parmakla gösterilen adamı. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. onun hiç bir şeyi. Onun ancak iki hüneri vardı ki. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir. harcadı. giyecekten birşeyler gönderilsin. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. (M. Musa' ya yakın değilsin. Alâeddin de bir cim ri idi. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. Onlar. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum.» dediler. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. sen de de söz varsa bana söyle.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. Doğru sözdür. Ancak undan. Onun mutlu sözlerindendir. güzel söz. «Sözü bugün söylemelidir. anlat onları. sakınıyoruz. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. Kışın üşümemesi için eskiden. «O söylüyorsa kanını dökeriz. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. Bir aralık ben sana. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. işitir. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. baş ka bir işi yoktur. Ben de. söze gücüm yeter. «o onu suçlandıramaz. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. o silahtar oğlu için. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. maksada uygun düşsün. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. gönlüm ona yabancı kalamıyor. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. İşte bu iyi bir alâmettir. senin sözün nedir. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. çok sağlam bir devlet sahibidir o. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. «O bilir» dedim.» diye şaka yaptığın için incindi. bugün bütün suçları işlemiştir. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. «Sen. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. . Şeyhlerin kuvveti başka başka olur. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. divan erleri bil selerdi kaparlardı. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer.

melek hayaline bile razı değiliz. O. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. bunu başka bir dervişten sor. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. hem çirkinlik yönümü anlasın. Hadiste. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. mest eder. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. yufka yüreklilik getirir.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . onun sözü değildi. Dervişin biri onun mezarı başına gitti. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz.» diyor. Hem güzellik yönümü. o perde de. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. A. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum. belki onlarla konuşamaz. Her âyet ihtiyaca göre iner. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. onlara göz yaşı. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi. o haramdır ve yasaktır. Bunların. Semâ. şimdi elden gitti mi. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır. (M. ikincisi de onu işleyene aittir. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar. başkalarının sohbetinden soğuması.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. Bu şeytan hayalidir. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. Gerçi bir sema vardır ki. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır.» buyurulmuştur. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır. yorumlar ve özür dileyerek der ki. Ancak benim sözümdür. 10 dervişin keremi idi. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. sebepten dolayı indirilmiştir. Biri de. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. Halbuki şarap haramdır. İncinme. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir. Başka söz de hatırıma gelmiyor. Ramazan orucu nasıl farz ise. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. Bu o demektir ki. O. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir.» diye şüpheli bir söz söyledi. Halbuki derviş sözü naziktir. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. çirkinliğimi gösteriyorum ki.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. çirkin tarafımızı görmemişti. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti. beni olduğum gibi görsün. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz. ne Kuran'dır ne de hadistir. Hakka kavuşturur. hoşlanmamasıdır.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. yoksa size kusur bulmak değil. onların sohbetine katılamaz. Cüneyd'e. Hazreti Muhammed de (S. Çünkü onların yaşama zevkini artırır. öteki Mağrip'te harekete geçer. Bir başka semâ da. yapılması farz olan semâdır. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. O. onları başka âlemlerden dışarı götürür. eğer sahabe bunu kullansalardı. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. Beş vakit namaz. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. 5) Biri. onların öldürülmesini emir buyururlardı. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir.

«Sen sus. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. Peygamberler. okun düştüğü yerde hazine saklıdır. o daha uzaktadır. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. Öteki. biri balıktan bahsederken başka biri. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. alaylı bir kahkaha ile. Bana diyordu ki. ama o kümes kuşudur. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi.» dedi.» Öteki. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. benim yurdum o denizdir. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. Ana tavuk etrafında çırpınır. Nasıl 'ki. yüzünü kıbleye çevireceksin. bir birini tamamlayan. onun suya girmesine imkân yoktur. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var. tanıtan. kafa işi değil. biraz (M. deveye benzer. Onların sözleri de. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da. hep biri birini tanıyan. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır. bir ok atacaksın. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. kişilerin bağıdır. yavru hemen suya atlar. onu aramanın yolunu gösterir. bir kubbe vardır. Mısra: Bu gönül işidir. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır. Vaiz öğüt verir.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. açıklayan sözlerdir. gerçekleyen kimselerdir. Kimse bu halimi anlıyamadı. arkanı o kubbeye.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. deniz kuşlarının hali gibidir.» dedi. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. gelin. halim de. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. «Evet bilmezsin sen. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . kümes kuşlarına karış. Şiir: Akıl. ne riyazat var ne de başka bir şey. İşte seninle ben de böyleyiz. «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz.» Şu hale göre.

sevgiye tutulan dünyayı da. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. Öyle bir insan ki. göğsünü yardı. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. Allah rızası için sever. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur. yalnız şu kadar var ki o. müminlerin ruhları ak kuşun. 7) Benden ötürü. Elini yüzüğüne götürdü. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim. ayıklık yoktur. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. Şu kadar var ki.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M. onu çok uzman bir hekime götürdüler. kara kuşun kursağındadır.» der yahut da onu tutup. bir zümre de yakın mertebesinde. birer birer hekime kadar dayandı. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. onda hiç bir şey göremedi. «Cimrilik ediyorsun. Demek oluyor ki. hatta cennette bile. kıyamette de beni bulamazlar. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. O. . içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. doktor dervişin mezarını açtı. Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. Bu ne hoş çekiştirme. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır.» sözü de bu anlamdadır. selâmet gider. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. ahireti de unutur. kâfirlerin ruhları da. Hele onu siyah bir aslana binmiş. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. onlar bunu bilmezler.onun elleri kuruma-dı. ip ve urganlarla hünerler gösteren. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. çocuklarınki serçelerin. O. Bunu satanları aradılar. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. Kendini yokladı. semâyı yasak etti. nihayet müslüman gider. insana kendini bile unutturur. Derviş öldü. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. diyeyim ki. Allah gayreti ile kin beslerler. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler. Hallaç (Mansur). Nasıl ki dünyaya kapılanlar. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. Biri dünya yönünden olur. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. Hekim. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. bu akiki. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. şüphe içinde gitti. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. sözlerine hayran olurlar. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü. «Dünya ahiret erlerine. Bana göre. onun yüceliğini seyre dalarlar. ahireti anmayı unuturlar. imana gelir. Cennete gider. bu sözü söyledi mi. Hastalandı. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. ahiret de dünya erlerine haramdır. yoksul bir zamanında satmıştı. dünyadan el çekmiştir. gönülleri sağlamdır. Şeyh dedi ki: Halife. nasıl olur da . Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz.

Nasıl ki.» Diyordu ki. Hakkın âyetleri de böyle olur. şaşıla-<cak bir şey yoktur. Bunda.» (Muhammed sûresi. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı. Nasıl ki.Bil k! benim gözümden damlamıştır. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. «Şüphe sevmektir. suçsuz idi. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı. . lügattan anlar. hali gördü.» dedim. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. niyazdan.» diye yalvarıyordu. böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir. Nihayet o. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. Orasını Allah bilir. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. hep yenecek şeylerden ibarettir. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. ondan da ileri geçmeye çalış ki. ona güvenmiş. Nihayet o. «inandım. Boğulacağını anlayınca. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. başını çöllere çevirmiş.» dedi. Sen kimsin ki. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. çok ağlamıştı. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. batıla inanır. «Ey kaltak bacılı. Onun azığı nefs ile olur. Haccac ona. Kelâm bilgini Şahap Herive. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. ondan sonra gidersin. Onu sıkıştırdım. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. «Evet konuşurum. on kat örtü içinde gizleseler. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm. «Aklın fetvası budur. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin.» dedi. nuru ve ululuğu vardır. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir.» Muhammed Güyani ona demişti ki. o zaten havadan ibarettir. Şimdi mademki bu perde açılmıştır.» dedim. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. onun arkasından yürür ve ona uyar. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir.» dedi. Ta ki bizden. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı. Nahiv'den (Sentaks). Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun. «Bu zor iştir. Çünkü o. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti. Nihayet. o ki asılsız şeylere. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. onlar için gelmedim. evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. Nasıl ki. «Fetvada akıl hiç hata etmez. «bari seninki öyle değil. 12) buyurulmuştur.» diyen Firavun gibi. Mucize de böyle yapar. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır. Âciz kalınca secdeye kapanırlar. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. başka bir renkte görülmüştü. Benim halimden haberi olmayanlar.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş.» diyen kimse büyük hata içindedir.

bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. «Biz âciz kimseleriz.» ibrahim Ethem. «Bu hayatta ve bu dünyadayken. torunları. Şimdi gerektir ki. O gitti. Hazreti Muhammed (S. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri.). oraya gitmek için çırpınırdı. Arifler. «Allah hazırdır. Veliliğin manası nedir? Askerleri.» Şu hale göre. «Divane misin?» dedi. dileklerini öteki alemden bekleseydi. O kendisini. cevap veresin. gürültüler koparıyorlardı. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. Canın.» demezler. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi. susmasında kahir (M. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. her sıfatta güçlü kuvvetli olasın. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki. Belh Sultanlığından çekilmeden önce. can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. belki nefsinde velilik olan kimse velidir. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu.A. O. suretten manaya gelelim: Ten. başım yastıktan kaldırmış. Kendisinden bir haber çıkmadı. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. canlar da onun arkasından gitti. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. «Ne yapayım?» diyordu. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu.A. bu hevesle mallar bağışlıyor.» derler. onun evlâdı. Allah gözle görülebilsin. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. o zorlukta kalmazdı. Olgun görüşlü olanlar. tekrar yatmıştı. ölüm başkadır. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir. benim izimden yürür idi. Hazreti Ömer. Diyordu ki: Can. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış. gürültüler işitti. çubuklar vuruyor. genel olarak bu iş çok zor görünür. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. Ancak dışarı vuran. susacak yerde susasın. göçme başka. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. cevap verecek yerde. 10) yerinde kahır. dostlar elde eder.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. Ömerin elindeki kâğıdı çekti. dışarıya vuran bu ışığı görürler. belki bir alemden öteki aleme göçerler. dehşete düşürdü. A. saygı görür. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). ten ile kaynaşırsa belâya düşer. Bu âlemden gittikten sonra da. Bekçiler davullara tokmaklar. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. neyler üflüyor. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. belki hayat olurdu. .). beri tarafta cana yakın kadınlar. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. İbrahim Ethem. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. insan mahkum olmazsa hâkim olur. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. Bağıramıyor. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. o kudretlidir. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi.» görür demiyorum. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. Türlü zevkler bulur. Gereklidir ki sen. Sözünde. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. îhvanı Safa derneğinin. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. azap olur. Can. kudret sahibi olasın. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. Bu gidiş onun için ölüm değil. Bunlar. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. O tarafta mal görür. artık onun bir hasreti kalmaz. Şah kendi kendine. Hazreti Mustafa (S.» buyurdular. Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. 9) Ruhun güzelliğine erişmek. tamamiyle bir şeye verse idi. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu.(M. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S.

halinin açık ifadesini onda bulursun. akar sular vardır.» demedi. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. ölüme hazır. edep terbiye öğrenmiş. Kuran'da haber veriyor. ölüme âşık olursun. Sultan. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. yine fazla bif söz katmadan. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. Padişah. Padişah. onu süzüyor. saf bir nur gibi onu bekleyesin. Şah içinden. «Şahın heybetinden titremek. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım. Edep dışı bir söz olur. Bu konuda. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. Sultan Mahmud (Gazneli). «O halde. güzel mi?» dedi. bunu sana mutlu kılsın. Perdeciye sorar. 11) Bu öyle bir imtihandı ki.» dedi. Onun Sarayında yetişmiş. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. Her taraftan ahlar. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. Bu parlak bir aynadır ki.» (Cuma sûresi.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı. filozoflar. Ayaz. Halbuki. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. iş onların . titriyordu. gerçek Allah erlerinden. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar. feryatlar yükseliyordu. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. içinde aklın. Allah. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. ama «Ey köle al şunu. bu ona bin kere daha hoş gelirdi. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa. «Niçin titriyorsunuz. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. «Ahin. «Ey yumuşak huylu Sultan. (M. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. Ayaz.» demek istiyordu. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. gök bilginleri. Ayaz. içinde bahçeler1. en uygun hareket bağışlamaktır. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. Gerektir ki. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir. büyük bir saraya göçer. Padişaha bakarak. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. İşte o göçmeye ölüm denmez.» Sultan. perdeciye bir mücevher vermişti. «Hoş mudur?» deyince de. mücevheri aldı. benliğim senin benliğinle dolmuştur. dünyaya hasreti daha azalmıştır.» diyordu. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. kır bunu!» dedi. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. Bu şimdi hazineye yaraşır. «Nasıl. Perdeci. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. Doğrusuna bakılırsa. Padişahtan. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. Şu halde.» diye korkuyor. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. «Ey Sultan şu mücevheri al. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık.» dedi. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş. kolunun içinde saklamıştı. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince.» dedi. Nitekim Allah Kuran'da. Ama o daracık evden geniş bir eve.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin. Ayaz. Nasıl ki Allah. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. «Sultan» sözünden gücenirdi. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. Allahyı aramaya o zaman koyulursun.6) Şu var ki. vezirin vekilidir. şu halde hazırlıklı ol.» der gibi. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir.» Mücevher beri tarafa geldi. «Hoştur. Ayaza yaraşır. bu mücevherin dörtte birini bile değmez. Bu söz ayna gibi parlaktır. Şahın bütün mülkü. ölümü dileyiniz. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. o iş iyi bir iştir. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. Öyle bir Allah ki. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. feryadın ne yeri?» var dedi. Dilediği gibi söyler.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. Sultan. hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu.» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi. «Peki.

Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. Bu yolda başları dönmüş. Haktan bir istekte bulundular. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin.)). Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. bu. bakalım Allah ne buyurur. Hak yolunu arıyordu. çok mal feda etti. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. ne de adımlarını sıklaştırır. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. Gündüzleri gizlice oruç tutar. insan. Eğer sen. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler.» derler. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. Âşıkta can korkusu yoktur. Sonra gönlü daralır. ince manalar vardır. (Ç. «Seni asacaklar. «Beni besle. hareketinde. öteki taraftan. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. oradan acele acele geçtiklerini görür. O.» demekle yetinirler. asın beni. alınyazısıdır ve değişmez. O. Sonunda. işini gücünü bırakır. O.» dediler. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü. «Ne beyaz. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir. nebilerin işi değildir.)). (Ç. O. «İnandık ve gerçekledik. «Zaten ben de onu arıyorum. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. bütün âlemi sular kaplasa. Bazılarının da karınlarına kan dolar. yani alın yazınız böyledir. İbrahim Ethem. İşte bunu söylemek. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. böylece onları seyretmektedir. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. Gerçek aşk için söylüyorum. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. Nebiler. «Nebilerin haline (M. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. O âlem de. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul. bir taraftan şikâyet eder. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. Bir insan da vardır ki. serbesttir. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. yaptığı işin yaratıcısıdır. Kendisine. O anma ve araştırma ki. gözü ayıp ve kusur aramaz. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. belirmeye başladı mı?» diye düşünür. bir de taklitçi Cebriye vardır. Burada. «Acaba bendeki. biz de duayı artıralım. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. renk renk yazılar yazmamaya bak. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. «Ey Allahm. Mevlânâ.» der. Evet. İyi adamın gözü ayıbı görmez. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun.dediği gibi değildir. Hakkı arama . Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. yatarız. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. Zaman zaman bir köye gider. Bunlar isterler ki. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. Öyle bir insana. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. Onlar. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. kul. işinde (Determinizm) mecburdur. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki. Senden. diye bekleriz. bir dilek dilemediler ancak «İnandık.» deseler. o ölümsüzdür. onu sevin ki. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün.» Değişik. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. bir gün dükkânını. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz. her ikisi birlikte toprağın altına giderler. tezgâhını terk eder. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. Bu hal bütün hünerlerini örter. görüşüne göre. bir dilekten ibarettir. Ama veliler. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir. malın mülkün de değeri yoktur. o âlemden aşağı inmişler. bir gerçek Cebriye.

13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. Bu öğütü canında sakla. îşe baştan başlamak gerek. bir takım sınıflara ayrılırlar. üstü başı yenilenir. Şah. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. Nihayet. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki.hususunda yükselmiş bir ses değildir. O. Senâi başka. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. onları gözetmez olur. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. Ateşe gider ama nura düşer. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. bir âşıkm «Keski olsaydı. sopadan kıvranması gibidir. Şimdi bu ha-raketiyle. Gerektir ki. Çünkü onların hep-. O. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. O diler ki. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. bir yıl bu huyunu terk et. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. oyunlarının bv yalan söylerler.» dedi. Seni canımda saklıyorum. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. Yukarıda sözü geçen vezir. yani vezirin gözünü öpmekle. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. O havadan geçinmeyi bırak. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. artık herkesle şakalaşır. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. İstemiyorum ki. O nura koştu ama ateşe düştü. Gerçek eski pabuçlarının tozunu. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. kendi sözü kendisine senet olur. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . bu zamana şeyhlerinin. her tarafından sarsın. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. Olmıya ki. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. o sahtecilerden daha iyidirler. Dervişlere karşı saygı göstermez. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. bu sözden de hoşlanır. gözlerde değersiz kalasın. Buna. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. Ekmeklerini 'kazanmak için. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. Bunu bir divane bile söylemez. Yani. gönülde düşünce olasın. O. bunu başkalarına söylesem incinirler di. «Doğru söylüyorsun. bu oyuncular. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. Bu söz ona erişince hoşlanır. âşıklarının başına değişmem. Bu yönden. işine gider. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. ötekilerden üstündürler. Seyyid başka. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. Sen heva ve heves için yaratılmadın. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. çeşitlidir denilemez. Şimdi mademki o bir ateştir. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. o başka demek imkânsızdır. . reyhanlar. Öteki de lâle bahçelerinde.

Kuran'dan bir çare bulur.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş. bununla koyunlarımı sürerim. kitap getiren Resuller bunlardandır. Bizim o çömezlerimiz. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. «Buna yol verin. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti . Halbuki Peygamberler.» Yani bu Peygamber. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır. o yarım işte. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. Allahya şükürler olsun. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi. o da. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. «Sen de Alla-hın kulusun ben de.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir.» Birine sordum: (M. Şimdi o dolunay uykudadır. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun. Nasıl ki. Lütuf sıfatı. Yüz bin küp dolusu şarap. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var. Allah ile birlikte. Meğer sözden mest oldular.» dedi. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. zamanede bir eşin daha bulunsun. Büyü yaparlar. üzerine dayanırım. Bu yalandır. 'Elindeki nedir?' diye sordu. Senin zamanından bir şey açıklanırsa. Başka bir vakitte perde yoktur. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler. önünüze serilmiştir. Padişahın biri. söz söylemiyorum. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. Fakat sen onun kahır sıfatından. gerçeğe uygun değildir. Çünkü sen o insan değilsin ki. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. İsterse düşman olsun. onun gecesidir.» dedi.. Şah hiç iltifat etmedi. o sırrı herkese duyurmak . diyor ki. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. 'Bu sopamdır.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. kahır sıfatından üstün gelir.. Bu büyükler ve ergin kişiler ki. «Sen güvenli adamsın. Sırlardan bahsediyorum. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir. bu perdeyi kaldırsınlar. onun perde-sidir. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar. Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. hiç fazla söz söylemesin. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz. Onlar için de bir perde vardır. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. konuşurlar uğraşırlar ki.» dedi. o gibi kimselerden değildir. Önce sözü anlayan ve bilenler.» dedi. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum.» buyurdular.» Geceye uzan dedim.Kahır. yazamadılar. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun. yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir. dar yerde kalmazlar. madem ki uçuruyoruz gider. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir.

«Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır.A. ben isterim. genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki. ya arayanın. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. Sözden daha ileri geç ki. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin. 15) Güzel huylu isen. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu. her gün başka bir işle uğraşmaktadır.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. kendimden. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki. 30). yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. O.» (Enfal sûresi. O. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. ben ki Allahnın elçisiyim. Sen ne isen osun. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen. heva değildir. sen nasıl bir uzaksın. Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. bundan neşeleneyim. Yani siz isteyemezsiniz. Eğer sen kendi temizliğini. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki. herkes dilediği gibi konuşur. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. ya aranılanın işiyle meşguldür. «Bizim söz ile işimiz yok. bu sözün suretinden bile başları döner.» (Rahman sûresi. «Allah bilgin ve bilgedir. «O. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. Muhammed'in (S. hem görünürde. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. hayinlik. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. bir eserim yok ki.» dedim.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur. 29). bu da sebepsiz değildir.» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. Bu. sende kincilik. tek . hırsızlık yoksa. sahabeye ve ümmete söylenmiştir. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. Allahnın. iyliğini gözetir. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. Sizi hiç ihmal etmez. bunda bir sebep vardır. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz.A. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış. halvete çekilmiş hak erenlerinin.» Ben de dedim ki. 54). şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. Allah’a ant içerim ki. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz.» (Dehr sûresi. Yani ey Mustafa (S. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M.

Çünkü Hazreti Muhammed (S. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. harfler silinir. saatin saatliği. Kula.» der. bu varlıktır. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır. bu. onun bekçisi ve kapıcısı olur. A. Nihayet söz alanı geniş ama o. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. Allahnın sevgilisiydi. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar.başıma dışarı fırlatmış. Şu zamanda. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar. ondan tiksinmez. elifi anlayanlar her şeyi anladılar.» sözünün iki anlamı vardır. bu başka mesele. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar. hep kendi mektubunu okur. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. bu sözleri hiç söylemezdi. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür. o sırrın kuvvetini göstermektedir. mana eksikliğinden değildir. onu yermesine benzer. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin. Biri dosdoğru anlam. Görmez misin. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin. O.» der. A. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. Mana aleminden. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır. karanlık ve bâtıl sözler. iki gün iki gece yem verir. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. günün (M. Sen niyaz gösteriyorsun. «Benden başkası bilmez. İşte bu misal. kendi hayalleridir. ona «Afiyet olsun. öteki de arapatma binmiştir. «Sen kimsin?» diye sormazlar. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. Eşek durmadan sahibine pisler. Şimdi de benden dinle. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. O zaman susmak. dostların dağılması. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. dostlarım. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. Hele derneğin bozulması. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. Nasıl ki o.» (Kutsal hadis) buyuruyor. «Benim velilerim. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. belki de mânanın parlaklığındandır. Ama Sultana.). Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. işte o kadar. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir. eğer sevseydiniz. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. doğar doğmaz konuştu. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez. Bu perdeden başkası da yoktur. Hak ile Halk arasında. Gerektir ki. O senin düşmanın idi. O perde ise. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. Bu söz.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. yedi yüzü parlak. ona karşı kör ve sağır olur. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. O. Dostunun mektubunu okuyamaz. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. kubbelerim atındadır. Bu. O eksik düşünceli cahil. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. Hazreti Muhammed (S. İsâ Peygamber. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. Anam babam öldüğü için kurtlar. Onları benden başkası bilmez. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır. . Âşık olmayan bir saz sanatçısı. Halbuki. «Ben. Bütün perdeler tek bir perdedir. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem.) de kırk yıl sonra söze başladı. hep kendi kuruntuları. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker. geniş alanda mana daralıyor. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. öteki de.» Şiir: Hoşgörürlük. bir elif dışarı fırladı. Allahın kuluyum. 16) günlüğü. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. sen o olmadığın için onu incittin. Bir şeyi seven. Allah.

o aşk ve sev* gi harekete . O sırada bir derviş geldi. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. ondan incinmiştir. somurtur. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. «Ey Ulu Allahm. içten kulluk etmekmiş. gülüşür. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı.» öteki de. hemen dördü birden dirildi. onların sözlerinde başka bir mana vardır. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir. Bunu bilmek bir olgunluktur.)) diyordu. «Allah rızası için bana ekmek ver. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür. (M. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin. ama ondan başkası da değildir. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim. nefsiyle yaşıyanlar başka. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir. Suyu getirdi. Bunu bilmemek de.» (Bakara sûresi.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. (Ç. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu.» dedi. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. Ancak niyaz ehlinin niyazı. «însan. Derviş. kımıldadığı vakit. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki. çarçabuk ahıra koşar. Allahdan ayrı bir varlık yoktur. 17) gülmeye başlar. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. o dört kuşu öldürdü. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır. boğulacak. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir. çünkü yol budur. ancak başka yönden dirilir. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım. Meğer bunun sırrı. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. bunların hepsi hazır ama su eksik. Kalbiyle yaşıyanlarla. Biri diyordu ki.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. bir kimsenin manasını da. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. böyle bir şeye perde olur. Fakat. Nasıl ki. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir. seyis bilir. Tartışmayı bırak. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa. eline iki su testisi verdi. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. sen böyle şeylerden arısın. Yolda yürüyen bir adam. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir. «Hoş geldin. «Hayır. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa. Bir kimsenin davasını onun manası için. ama başka yönden dirildiler. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir.» diye düşünüyordu. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. bunların onlardan haberleri yoktur.» (Müzemmil sûresi. bu sözleriyle. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. git yemekler hazırla ki. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki.» Erkenden yemekler hazırladı. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. Çare yoktur. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır. Bu gidiş başka bir gidiştir. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. Kuran'da. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki.» dedi. Başka biriyle de hoş geçinir. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim.» dedi. davası için öğrenmek isterim.» buyurulmuştur. Kuran'da. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. bir ırmağa rastlar. Nihayet bunlar. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. içine düşecektir. 20) buyuruluyor. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur. Yüzünü kendi tarafına çevirir. Tekrar binecek olsam. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir.» dedim. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. 18) îşte o. «Nasıl olur.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. Vakit gecikti.» dedi.» dedi. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. «Nefislerinizi öldürünüz. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre. Musa. yarın yine gelirim. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. olgunluğun olgunluğudur. Çünkü ona. «Su getir. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi. Marifet sırlarından. baktı ki. ama Allah da ona karşılık.» dedi. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. «Başüstüne. O dört kuş ölmüştü. «Hayır. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım.

Ben sizin kulunuzum. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. O sofî îmad sarhoş olur. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M.» dedi. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. «Nasılsın?» diye sor. Muhammed dininde uydurma bir şeydir. Biri geldi. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir. kahır ve zulüm kalmazdı. onun sözlerini işiteydik!» derler. Ona öyle bir gözle bakın ki. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk.geçer. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. Onların işleri o muhabbetle gelişir. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok. O baş salma heva olur.» dedim. ona bağlanmış olur. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın.» dedim. ama ben sende değilim. Onun iki sözü vardır. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. sevgiliye. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. «Keski onun zamanında olaydık. Ama Mecnun sen değilsin. Kâfir. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı. Ama ben sende kendimi göremiyorum. onun sohbetine ereydik.» Benim içim dışım hep bir renktedir. O sakat hükümleri. Kendi kendine. irfan ve felsefe yönünden bakarlar. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir. Allah kullarına getiriyorsun. Uzun söz burada kısaldı. Heva nerede. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim. düşündü. kadıdan örnek verdi. O sendedir. Kılıç kalmaz. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. Bana. Halife erken sabah mumlan yaktırdı. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. Yahudi bunu geçecektir. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. onu görüyorum. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. Halifenin sarayında halvete koydular. Öte tarafında sana kuvvet gelir. Halbuki. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. Şüphe yok ki. «Evet sende görüyorum. başını sallar. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. ona hasret teraneleri yollamaktadır. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. yardım ve kolaylıklar görürsün.» dedi. Birini iki yüzlülükle. daha ileriye atlamak için olursa iyidir.» buyurulmuştur. «Bana bir sır söyle. Bunların geri gidişleri. Uydurmacıların sözünü bırak. «Allah onları sever.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle.» dedi.» dedim. «Bu. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir. kendimi onun benliğinde göreyim. onu kendi benliğinde değil. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. çünkü sendeki benlik ben değilim. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. 19) üç ihtimalin dışında değildir. Artık başka hiç bir karşılık vermedim.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. ötekini de dosdoğru söyler. Bugün suyun öte . Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. bu ırmağın suyu geçilecektir. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. seven gözlerle bakmalı. Onu isteyin. onu dikkatle gözden geçirdi. Müslüman. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize. Bana dedi ki: «Mert odur ki. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. Saatlerce başını önüne eğdi. haydutlar seni zebun düşürür. Doğudan Batıya kadar. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. düşünceleri tekrarlardı. Bundan geri kalırsan.

Kuran'da. O cevher. içim onun ateşiyle doldu. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. Peygamberleri dile getirirsin. Ben söyledim sen bırakmadın. fena değildir. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder.» derse.» Tekrar tutturdu. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa. Cevap verdi: «Hayır.» (Necm sûresi. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım.» . öğüt dinlerken içleri müslümandır. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet.» «Hayır. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile. Bu yüzdendir ki. bir bakışla yokuşun sonuna. eğer. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur. kend si de öyledir. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. Çünkü o olgun görüşlüdür. O hırka. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. bir gün eşsiz bir inci bulsun. sözden'daha sağlamdır. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. «Evet. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır. onların ahvalini öğrenirsin.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. Bir külhan ambarını getirmiş. «Sana ne lâzımdır?» dedi. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu. öyle bir yüce âleme gitti 'ki.» dediler. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. Bu söz bir zümreye acı gelir. bayağı bir şeydir. «Buraya yerleştir!» diyor. Şimdi tekrar görüyorum ki. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim. yankesici! O sende. ama bizi yanıltmak istiyorsun. terbiye etmek istediler. «Sabredersen. «Hayır. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir. Nasıl ki. bütün âlemi dolaşırdı. felsefe derler. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim. «O. içten ve dıştan bir anlayıştır. Ben. parlak gözlüyüm. Evet. (M. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım.» Ben de imkân bulunca. dinin ışığı olurdun. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. hüküm senindir. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. cefadan şikâyet etmezsin. «Sen bilirsin. onların suretleri senin ruhunla birleşir. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek.» dedim. bir çok incisiz sedeflere rastladı.» derse. söyle. Demek ki. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. aldanmı-şım.» Ne söyledi ise söyledi. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın.» dedi. açık söyle söz nedir?» dedi.» Diyordu ki. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. sana yoldaş olur. o da onlara. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. Kuran okumak gönüle sefa verir.» Burada deveden maksat şeyhtir. Bizim yakınımız. güzel huyludur. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. O. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım. 20) Nişabur şehrinde. (M.» «Ey dolapçı. ant içerim ki o sedef bende yok. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. îlk saf daima. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım. hiç bir şey istemiyorum. Şüphe yok ki. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. iğne atacak yer yok. onunla öyle kaynaştım ki.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun. «îş. Değmez. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın.» dedi. İlim. «Bu vasıflardan uzaktır.» O öfkeye ve sertliğe başladı. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. Bu sefer de. sedef hikâyesini anlattı. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. Bazıları vardır ki. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. Katır. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa. yumuşattı.

O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı. buyuruyor. beni içine alacak. Şah ise niyaz ile doludur. görelim kim kimi yakar?» Allah. korkunç bir girdap.» diyebilir. «Ben dünyaya tapanlara söyledim.» Mademki gam çekmiyorsun. «Hayır. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. Bir hizmet etmek gerekir ki. Gösterdiğim yol da niyaz. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki. kahrı ve öfkeyi yok eder. «Dosta böyle yaparsan.» derdin. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. Hayır. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir. Bütün denizciler bundan kaçarlar. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım. belki çok hoşuma gider. o cefa unutulsun. ben de rahmetten yaratılmışım. Nemrut. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. onu ancak fırlatıp atan bilir. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. Feryada. hali ne olacak diye sınadı. «Aman ateş geliyor. ben yol gösteriyorum. hayır. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa. İbrahim. Rahmetin ayağı böyle olur. Bunu niçin söylüyorsun. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun. Ancak başkalarını da yakalar. o niçin çıkışsın? O.» dedim. Ziyaret edenler niyazda. düşmana ne yaparsın?» . yapacağın işi söyle.» demek istedi. yalvarma yoludur. dostu ateşe fırlattı gitti. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. Konuşmasa. Bakkalın biri. kavgaya tutuşmuş. İbrahim dosttur.Bu. Öteki. ona öyle bir ateş gelmişti ki. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. O arif bizlerden değildir. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur.» diyorsun. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki.» demiş olmana rağmen. Onlarda bir ateş vardır. dünya işlerinden feragat gerektir ki. bakkal yine .» dedi. Bu öyle bir girdaptır ki. dirhemleri başına atılmış. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin.derler. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır. imtihana ne lüzum var?» Öteki. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir. Onun halini.» «Bildiğin gibi değil. Bu ateş her kime yakın gelse. Diyelim ki. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. Rahmetin ayağı kahrı tepeler. ancak iş gerektir. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. üç günde anlarım. «Rahmetin öfkemi geçti. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. Hazreti Ali buyurdular ki. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. fenalığın cezası misli iledir. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. bir pabuçcunun karşısında otururdu.» Eğer onun hali öyle olsaydı. Bilgeler bunu gerçeklemezler.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. her gün hurma yerdi. bu girdaptan herkes kaçar.» Yani sizde böyle yapın. rica ve niyazda bulundu. öfkelenmişti. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. gam çekmem. Nasıl ki. kendinden geçer ve hastalanır. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. Evet.» diye ona çıkıştı. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı. dostları sınamak gerektir. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal.» O gün. Bu bakkal. Bize göre Hak yolcusu birdir. oradan geçilebilir. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. «Göreceksin ateş kimi yakacak. 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. O saatte. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin. yine ziyaretleri boşa gitmez. Ben öğünmüyorum. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. istidat. bu takdirde rahmet. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki.» dedi. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. bil ki yüce Allah buyurur ki. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir. Tablaları dökülmüş. Mademki gam çekmiyorsun. denizde bir girdap vardır. halk gelip ayınncaya kadar (M. kabiliyet.dedim. armağan sunmakta ağır davransalar bile. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. «Bismillah!» dedi. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı. Ancak yüzücü kaçmaz. dövünmeye başlar. O. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur.

(En'am sûresi. Kerem ve cömertlik alanında. Cefaya karşı tedbir almak gerektir. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. Vezir. anlamındaki âyet. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum. oranın yasak olmasından değildir. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı. söz başkaları içindir*. Kuran'da. alaşağı ederler. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır. onun için teklif tekellüf yoktur. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır. nefisleriyle savaştılar. Yusuf Peygamber (S. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır. dükkânın köşesine otur. (M. işte onlar. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. Bu adam bir in-•ci arıyordu.). Kabul edersen yazarsın. O yol da dünyayı feda etmektir. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. Şaha da haber göndererek bunu astıralım. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi. malları ile.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. Oklukta kalanların da başka işleri var.» dedim. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. Tüccar. «Allah yolu budur. ama Güneş Ay'a yetişebilir. söyle.n nasıl ve nerede olduğu. 103) buyuruyor. o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. «Onlar. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim.» demişti.» diyorum. İster yayılsın. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı. Biz ona yol bulalım. Nasıl ki.» «Evet. O Ay güneşe erişemez. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar. bu yoldan başka geçit yoktur. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki. Aynaya bakar. Ama aranılan incin'. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki. her neyin varsa ver.» (Haşr sûresi. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. o cefanın b'. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. Aşağı in. Şimdi görüyorsun ki. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. ben Allah yoluna gelin diyorum.» Şah.» (Kehf sûresi. elini istemiş ve öpmüştü. Padişah. 9) buyuruyor. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur. bu ok kendine isabet eder. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde.» di-yesin. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. . gramere vurursun.» Şaha haber gönderdiler. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. doğan gibi uçar. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir. ister yayılmasın maksat bir öğüttür.109). bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. onu vurur.» (Tevbe sûresi.A. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. «Onu gözler kavrayamaz. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. onu karşımda tutarım.ttiği zamanlarda da söylerim. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi. sen bunu bir pula bile almıyorsun. Bu öfke yumuşaklıktır. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. kurtuluşa erenlerdir. Bu ok Hakkı bilenler içindir. onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. Ancak Ay'a erişilebilir. Allah. Ben inci hikâyesini anlatıyordum. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri. ona saygı gösterir. Kurtlar. Nimet günlerinde de. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir.» Veziri dedi ki: «Padişahım. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. inciyi rüyasında görmüş.hurma yemeye. cevahir tüccarı da ben. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır. Ben yolu senden daha iyi bilirim. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. ama o gözleri kavrar. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme. «Söyle ki. asıl işin özeti o sıkıntıdadır. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. Çünkü o sözün. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer.

ama ona bir şey diyemezlerdi. hem başka bir iş yapasm. Gerek ki iki işi bir arada yapasm. «Beni kıskanıyor. Bir marifetten bahsedemezler.» der. kulağiyle. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. uşak «Hayır. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar. olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. «tatlı getirin. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler.» diyorsun. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. bazıları da ihtiyarsız olurlar. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını.» Bu uygun bir iş değildir. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. «Allah hidayet versin. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. akıl bir şey buyurur. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. turşu efendinin istediğ dir. Sahabe. onları doğru yola yönetsin. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. hem yiyesin. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. A. ben sana niyaz öğreteyim. onun doğru olduğuna delildir. Eğer sahabe. işin aksini öğrenmedir. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. Başıyla. Bir iki kere açıkladım: Bende. marifetleri kalmamış olmasıdır. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz. bulanık suda boğulmuşlardır. Çünkü gerçekte. Heva ve heves onun aksini ister.» deyince. «O halde size ne?» dedi. .» der. Bu şuna benzer ki. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi. ondan azıcık bir örnek getirmişler. Aksilik yaraşmaz. tartışmadı. Ancak çok içerlemişlerdi. ben gelmiyorum. doğrusunu söyleyemiyorum. Bu doğru değildir.» diye cevap verr. Nasıl ki adamın biri. altından çıkabilirim. şu saatte mazeretim var. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. sen bana uyuşmazlık öğret.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. Velilerin sözleri nerede. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. Onu 'anlatmaya yeter. «Dönüş zamanında gelirim. Yani hem ince manalar dinleye-sin.» derim. Bana şovenlere de dua ederim.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. «Turşu getir. Hazreti Muhammed'le (S. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi.» der. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. «Ulu Allahm. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. Bu ters anlama. ama o derece galip değildirler. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar. iki parmağını oynatarak. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim. Kederliysen tazelenmek. Onlara karşı muhabbetim vardır. Onlar bana nereden çattılar da. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı. ama açığa vurmam. Az çoğu gösterir. İçimden birçok büyükleri severim. Şimdi. İki iş'bir arada nasıl olur.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar. hem mana isitesin. iş birliği gerektir. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu.» der.» deyince. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. gibi kimseler. yaşlı isen gençleşmek gerek. kapı dışarı ederlerdi. Onların diledikleri biraz gecikir. Allah her şeyden üstündür. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar. 25) yüz çevirince de. Hayır. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. efendi. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. sen nerede? Sonra. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır. Sonra efendi. yani söz az mâna çok olmalı. Halbuki bu yolda söz birliği. «Niçin gelmi-yorsun. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. Uşak. O.(M. Tatlı daha iyidir. «Bu saatte başka işim var. onların nişanı. bana hıncı var» diyor. «Bu velidir veya veli değildir. «Ben falan yere gidiyorum. tepsiler götürüyorlar. «Allah yoldaşın olsun git. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. Onun sözlerinden ve işinden (M.» diyerek imdat istediğini görmüştü.

Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi. (M. Hoşa gider o söz.» diye kendi kendine hayret eder. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu. Hazreti Peygamber.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. Allah yardımcınız olsun. kervansaraylar yaptırıyor. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. Doğru sözlü adam bunun üzerine.» Cüneyd söze başladı. «Bana senden fayda gelmeyecek.» dediler. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir.» dedi. Adam. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. Artık dayanamadılar. herkes Allah için tekkeler. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd. Hemen yüreği yerinden hopladı. Halk onlara nasıl sorabilir ki. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun. bir şeyler anlatıyordu. etrafım sararak. sen fena etme!» dedi. onlarla kavga ediyordu.Hatırlarından. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. lat ki dinleyelim. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. 56) buyurdu. onu yorumlamak istersin. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez. bir taraftan da yellenirmiş. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki. Bu öteden beri bir töredir. Ahmed gülümsedi. «Bu adam «Ona vuralım. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus.» dediler.» dedi. Doğru bir söz söylersin. Ben bu karışık işleri çok yaptım. Meğer ki. Delikanlı ayağına kapandı. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki.» dedi ve sordu. Ben bunu Allah için yapıyorum. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım. sen. «Olmazsa şehirden sürelim. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. O arada.» dediler. . «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. Uzakta bir yere oturdu. Şikâyeti.» dedi. «Evet» dedi. Bir şeyler an. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu. onlar iyi ediyorlar. Sana yol yürümek gerek. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir.» (Kasas sûresi. «Şüphe yok ki. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum. 12).' buyurmuştur. başlamıştı. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum.» (Ra'd sûresi. dileğine kavuşmuştu. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez. Yolunu yürü ey eşek! Sen. ney çalarmış. Kutsal canlar.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez. Adam yüzünü yukarı çevirdi. ne de hoşlanır. İyi yapıyorsunuz. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin. içindeki irfan buna (M. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim. «Bunu biliyorum. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu. Bağdat'tan kalktı. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi.» dedim. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. Cüneyd içinden. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri. Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine.» diye bağırıyor. bir kadının kulağına kadar gelmiş.» dedi.» dedi. ne de o buna imkân ve meydan verdi.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı.» «Ne söylüyorsun. o şehre yollandı. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. «Nasıl bilmem. 26) engel olmuştu. ne o köprü geçen eşeklerdensin. «Evet. ağlamaya başladı. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. bu gürültülerin sesi azizlerdendir. Ahmed ki-zararak yerine oturdu. «Hiç bir niyetim yoktur. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu. Hazreti Peygamber. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. diye geçiyordu. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım. biraz gülerler. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. 27) Bundan içlendi. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi.

Sana bir sır açıklandı ise. (Ç. huzura. «Âlem halkının sözünü söylüyor. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun. bulanık günler geçmiştir. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. Yoksa âlem çok dönektir. bu sözler. Bunu sana açıklayamam.» dedim. temiz ışığa dönmüştür. Bunlar Hasan. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. Şimdi böyle b:r adam nerede.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. Bu manaları. o şöhretli pirlerden daha olgun. Ben «Yoksun kalmasın. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin. Ona dedim ki: O değirmeni satma. «Bu konuşulacak bir konudur. 'Biz emaneti göklere. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. Biri Yahudidir. Mutezile yolu değildir. «On hıyar bir pula satılıyor. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. hep yolu anlatmak içindir. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. Bu yol gönül kırıklığı. Ama bu noktadan kaçıyorlar. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler.» cevabını verir. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. «Bu nükte. «Yarın. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. uzaklara gitmez. Bana dedi ki. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. arayandanım. ayaklanmıştır. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur. «Buna gerçekten güç yetmez.» dedi. üzüntü ve çaresizlik yolu. «Peki. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur. bir yolda kâfirin biri su götürür. Mutezile (Mutezile. o insan benim. başını önüne eğerek. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. «Ahiretten başka olan âlemdir. Allahnın işi sebepsizdir. Mevlânâ sanıyor ki. tek bir ton ile konuşulmaz. Çünkü onların (M.ne geçen bir akça. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. aramızda ayrılık baş gösterir. Onlar sıfatlar âlemine giderler. Halbuki insan bunu yüklendi. Kelâmcı-lar. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. «O şöyle söyledi. senin hesabına döndüreyim. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. Onu yüklenmekten kaçındılar. Öteki. başka hiç kimseden duymadık. Doğruya. öteki yıldıza tapar. O. Bazan da.» dedim ve ilâve ettim. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. Bana göre arayan Allahdır.' (Ahzab sûresi. Nasıl ki. derneklerde onların sözleri dolaşır. Ama benim inancım öyle değil.» dedi. Yani Allah bilgisidir. öğrenmekle. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki. Mimberlerde. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. tefsir ve Kuran . «dünya nedir?» diye sorar. ama o. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. onun da suya ihtiyacı vardır. dağlara gösterdik.«Ah şu benim kötü nefsim. Tarikatlerin. Karanlık. ahiret nedir?» Öteki. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır. daha sevilmiş kimselerdir. Bir adam vardır ki. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. Derler ki: Fahri Razî. ancak onun içi o sudan rahatlaşır. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki.» dediler ve susmadılar. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. bu bize göre küfürdür. O. tarife sığmaz.» Belki. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile. çünkü senin nefsin diridir. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. Dünya fenadır.» Bu yol. Peki ama. O gün Cüneyd' in. elbette aç kalmaz. Çünkü âlem binbir renge girmiştir.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. dil daralmıştır. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir. «Sıfatlar. bu haldeydi.» der. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. Bütün bu din savaşçılarının. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı.» diyordu. beriki ateşe tapar. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi. ondan çekindiler. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. yerlere. Görüyorsun ki. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. Söz. 28) dilini halk anlar. rahata kavuştun.» dediler. çeşitlidir. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki.

taşın arkasından çıktı. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. Onların gizli sırları haktır. cehennemlik olanları cehenneme götürürler. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı. Dediler ki: «Mal işi kolaydır. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet. Ben de diyorum ki. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. «Niçin. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. (M. meleklerin gayretindendi. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. penceresinin halkası bile dışardadır. en son vakte kadar bağları çözülmez. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti. adımdan adıma. Bundan sonra dikkat et ki. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir. Sende Firavun baş kaldırdı.» dedi. kıble'dir.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. Halife. İblis olurdu. dünyaya tapanların katında bir pul.» diye boğazımı sıkar. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. imtihan edin. şehre bir fitne düştü.» dedi. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi. Ölüm meleği ne gezer. «Bu zindandan kurtulacağım. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun. A.» Cebrail. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit. «Bir daha söyle. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır. 29) Allahya ant içerim ki. Halka kapının dışındadır. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. bir çok kimsenin kıblesidir.» dedi. «Size ufak bir sır daha açıklanır. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır. onlar için hayat meleği vardır. Dünyaya tapanlara göre bir pul. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz.» dedi. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil. Bu sözden. Ya Malatya yolu. bilirim» dedi Allah. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. (M. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. Halbuki yüz bin Fahri Razî. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır. 30) Dünya müminin zindanıdır. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. yuvarlanır düşersin. «İşittik. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. kimseyi göremedi.» Behlûl karıya taş vurdu. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. sonra Musa geldi. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler. hangi taraf güvenlidir. hak ise açıklanır. dizden dize fark vardır. hiç vakit geçirmeden gelsinler. Okumak hususunda gerçektirler. Kuran'da. delalet eder. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. nebiler âlemi hangisi. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. hırsızdan.» dediler. «Benim koyunlara ihtiyacım yok. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. tatlı canlarından daha değerlidir.» dediğim zaman. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz.» dedi. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa.» «Evet. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler. «Ben öyle bir sofiyim ki. «Çünkü karı yalan söylüyor. Fakat. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki. «Beni bir adım geçti.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler. «Bizim Allahmız yoktur. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın. Sanırsın onların canı yoktur.» dediler. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. Onları kıyamet meydanına getirseler.) yaraşan adım sende yok. kurttan. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki. kıyamet ne hale döner. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. Halka. evin iç özelliği ise başkadır. ben seninle beraberim. O kapının halkası değil. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın. «Ben onun yüzünden bahsediyorum. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz. oraya kadar git. . Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. Tâ ki yol zahmetine.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar. kıyamet meydanına gelmesinler. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı. Diyelim ki.» dediler. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş.» Halil de.» Bazıları da henüz anlayamadılar. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. bir kere de oğulları ile sınayalım. inandık ve gerçekledik. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. onun yanında. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün. Eğer. Behlûl'ü yanına çağırdı. Cennetlik olanları cennete. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur. «Sözünden değil. bu işi yapabilesin.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki. vuruyorsun. tehlikelere katlanacaksın. o gitti. karıştan karışa. Eğer öyle olsaydı. Yolcular onu feda ettiler. sonra doğruluk gösterirler.

«Keski. daha bilgin görünürdü. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa. teşekkür eder. ezelden beri vardır. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz. belki dünü. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. maşuk yani sevilen manasmdadır. Başka bir zümre de. Ama niyazsız gözyaşı. yanlış bir harekettir. Biri dese ki. Bu söz ona yaraşmaz. Bize. «Büyükler manaya bakarlar. Akıllara sığmayan bir sohbet değil.» derler. doğru söylüyorsun. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr. oradan herkesin kımıldanışı onadır.» Altın sahibi. mezar başından daha ileri gitmez. Şaka söylüyorum.» O memlekette Yahudiler. nur üstüne nurdur. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. Onlar önderliğe yaraşmazlar. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur.» Şöyle dedi: «Arkadaş. Görmüyor musun ki. (Ç. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. uyuklama başka türlü olur. Hak ehlidir.» dedi. iş içindir. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. yarını olmayan bir sohbet. Bunlardan birinin yanında altın Vardır. Yahudi olaydın. O maşuk ve sevgili idi. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. 203) buyurulmuştur. «Bana kibrit lâzım da onun için. Bir zümre onları takdir eder.) rüyada bir hırka verdi. öteki. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. Biri yanına vurunca uyanır.» Çömlek içinde olanı sızar. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler.» dedi. artık uykudan uyanır. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. konuşan biri söze başladı. Aşk cevheri.)). bugün ve yarın ile ne ilgisi var. Hiç bayağılaşmadı. insan yaşlandı mı çocuklaşır. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. başı döner. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. içteki o pisliğ. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır. Ama akıl. A. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. hep uyanık durmak zorundadır. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. onda uyku başka türlü. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. Hazreti Peygamber (S. şifa. «Uyu ki başına bir taş vurayım. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. onun ayağına kapanır. Her zaman için gelmez. Kıyamette de sah biyle beraber olur. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak.Şimdi söz. Ama bu sözüm herkes için değil. bugünü. Mevlânâ.» derim. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez. n'yazsız namaz. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin. Olgunluk . Fakr. iş söz için değil. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. «abdest üzerine abdest. Âlem daha dünkü varlıktır. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. kafanı kırayım da seni öldüreyim. Ancak susmak ve teslim olmak vardır. Fakat o uyuyan adam. belki 'açmak isterim. şu altınlarını alayım. acılarını unutur. nur üstüne nurdur. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir. O âdet doğru olmaz. Bazıları derler ki. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. Fakrdan başka her şey araz'dır. Şu halde ona âşık dersem bu. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. «Arkadaş. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur. mezarın içine birlikte girer. Burada hiç başka yol yoktur. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. «Hayır. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar. kendinden umut kesersin. çok umutlar vardır. Umutsuz olma ki. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. Buna hiç itiraz edilemez. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir.» (Araf sûresi. din bilginiyim. «Adam daima uyanıktır. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. Nasıl ki. fakrdan başka şeyler de maraz'dır. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir. Herkes kendi pirinden söz açar. Ama her ağaç bu surette değildir. ama her gözyaşı da değil. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi. umuda kapılırlar. cevherdir. Bu sözü yalanlamam. Abdest üzerine abdest. Aşkın zevk ile. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. «Niçin böyle söylersin?» dedi. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. bir zümre de etmez. Eğer gönlü uykuda ise. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. Olgunluk bunu gerektirir. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı.» dedi. bir nükte söylemek istiyor. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti. ona göre yine uykudadır. Diyelim ki.

bazısı da giderken gönül açıklığı verir. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. Artık beni kınamayın.» derler. bin defa da söyleseler. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır. dilek ve istek yolu ile değil. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir.odur ki. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur. Bazısı gelirken. Eğer o sözü kabul edersen. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. kırlara kaçmak gerektir. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. niyaz ve . Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir.» diyesin. Bir zaman îmad ağlıyordu. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. «Sizi çok özlemiştim. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. Diyelim ki. kusurum çoktur. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. ama. söz dinlerler.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. ikiyüzlülükten hoşlanırlar. Yine olgunluk odur ki. Çehremin rengi ciğer kanındandır. Dikkat et ve iyi bak ki. (M. Çünkü onu ulular. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. fikrin hiç değişmesin. Tâ ki. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. ellerimi yakalayarak. Bu şaşılacak bir şey değildir. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur. Doğru söylerler. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir. fakire sorulan. biricik şerefli insanısın. sana o gün bir acıma hali gelir. her manada görünürler.» gibi iltifatlarda bulunur. ancak bir lokma lokma daha yersin. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. Nasıl ki. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. bahsi kavrayamadım. çabuk çabuk yemek ister. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun.ilk sözün bereketi kaçmış olur.A.» şüphe yok ki hoşuna gider. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. başka bir derse başlamazdı. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. Bugün bazıları vardır ki. istedim ki. belki de mevki ve. Hikmet meseledir. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. Şüphe yok ki. merhamet ve yufka yürekliliğinden. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki. Doğru sözden sıkılırlar. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan. mana galebesiyle dilleri tutulur. bana düşman oldu. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. Bu halk. Eğer Allahsal bilge. Onun arkasından da bin mesele çıkar. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman. benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. Gerekirdi ki.

onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik. Ama ona yetişemezler. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. ancak evi gözetler. Onlarla önce dost olur. Muhammed Güyanî. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur. aşağıya seslenir: geldim. isteyeceğinizi onlardan isteyin. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir.» derler. Ama bendeki feragat onda yoktur. «Bu adam doğru söylüyor. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim.» buyurdular. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. her vakit onu hatırlar.» Bekçiler. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. öteki sordu. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı. Her kim. medreseye gelmez misin?» dediler. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler.» derse onun boynunu vurur. Hattâ kıyamette de. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. söz söylemekten de. Onların zamanları değerlidir. beni küfürle damgalarlar. (M. Ben onlardan değilim. Halbuki kurtuluş doğruluktadır.yalvarma yolu ile dinlersen. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. onun sözü kendi aslına döner. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. «Böyle değildir. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. O. dinlemekten de acizdir. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. mertçe ve uyanık davranır. 33) Bir zümre sandılar ki. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. öldürürler. bir adamı bekçiler yakalamışlar. Hazreti Muhammed (S.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. bu sefer onları tutsak eder. Bu Filaneddin ki.» dedim ve bilmiyorum. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi. biz de sana yapacağımızı yaparız. Sonra. öyle istiyoruz ki bize. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. gönül rahatlığına kavuşur. onların hoşuna gitmiyor. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. o söz geldiği yere gider. İster o tarafa gidin. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. Mevlânâ Selâhaddin. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. «Peki. Eğer söz ona kalırsa.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. O köşecikte bir kervansarayda idim. Adam içeri girer.). Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun. «Kâfirdir. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. «Siz burada oturun. Nasıl ki. Ben garibim. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. dama çıkar. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. Sırat köprüsünde de. bu meclis hoşuna gider. mümin kişidir. «Hüküm senindir. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka. dış görünüşü. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. Eğer bu onda kalmazsa. ben gideyim de bir şey konuşmayın.» derler. garibin yeri de kervansaraydır. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter. evinin kapısına kadar götürür. o. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. kendi imanı ile doludur. bir pul almak onu öldürmek demektir. Bir söz ki. Bir halet de yoktur. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın. Şüphesiz ki.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. . acaba ne konuşuyorlar diye der. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. Ben evime (M.A. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. «Bekçiler de. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki. Bu söz de kendi yerine gider. «Nasıl konuşuyorum?» dedi. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. ama hiç ürkerler» derviş. zahiri korur. Senin soru sormak ve. aşağıda bekliyorlar.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. oturur. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz. o. tâ Hakka kavuşuncaya kadar. Nasıl ki. onda kurtuluş müjdesi vardır.

» öldürüyorsun?» «Ben. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar. on hayal doğar. . bir kere olgunlaştı mı. mürit. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir.» buyurulmuştur. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. Her ne bulursa. Padişah. Yani. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı. öldüreceğim onu. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. o da Müslümanlığa heves eder. Ola ki. «Ona ruhumdan üfledim. «Müslüman. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak.» derler. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. «Allahaşkına.» «Bugün kaç azası var?» dediler. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez.» demiştir.» buyuruldu. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. Dinini incelten. zayıflatan adamın da belâsı hafifler. bir zavallıyı yere vurdu. senin evine sığınarak. Sen o Mecusî değilsin. Mademki karanlık başlamıştır. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. Benden burhan ve delil istiyorlar. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. Bir adam da vardır ki. müminsin. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. Sen kendini aptal yerine koy. Gam çekme. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum.» dediler. Ama bir zındıktan. sana buseler vereyim.» demişlerdir. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. hemen yerinden sıçradı. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. ancak onu korursun. Bunlar beni tanımıyorlar. kendilerine perde olmuştur. «Aranılanın son merhalesi arayandır.» dedi. o dikenlik pek hoş olur. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. ya yol yoktur derler. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. Müslüman insanı incitmez.» demezsin. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. Her neye değerse karartır. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. Nasıl ki. çünkü. «Onu bana getirin!» dedi. «Ben onu öldüreceğim. Başları döner. Onlar Ye'cuc nesli gibi. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın. Adamı getirdiler. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. hep gül ve reyhan kokar.» dedi.» de ki. Bir gün Al-lahtan olacak ki. tasalanma.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar. Müslümanlık yolu bulursun. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. Emir Kabus da: «Yücelikler. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme. biçarenin biriydi. O lâtif yol uygunsuz görünür. «Ben kâfirim. ondan bilgi edinmek isterdi. Bu. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın. başkalarını hoş etsin. Bir Yahudi bile onu fırlatır. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. 35) öldürse bile aman verilmez. ayıpları örter. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. ona yaklaşmaya daha çok çalış. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. Beni koru!» dese. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. Ama mürit. Yalancı pehlivan. Müslümansın. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei. Müslümanı (M. Meselâ bir keşiş. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. bir Müslümanı öldürse. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. ama burunlara ateş kokusu gelir. Nasıl ki. Bütün bu söylediklerimizle beraber. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir. Pehlivan. ona karşı. burhandan Hakkı arıyorlar. kullukta ileri bir hatundu. ama Haktan burhan istemiyorlar. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir.» buyuruldu. muradın çehresi sana görünsün. Cenhennemin çepeçevre dikenliği. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca. Sordular. yere atardı. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. kendi nefsini hoş eder. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak.

güzel. Bu nükteyi söyleyen adam. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. bütün bu halk ve bizler hep öküz. 37) zümre de vardır ki. Kara topraktan filizlenmiş. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. Ona ne desen içi coşar. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar. Nasıl ki Hazreti Peygamber. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. kavrulmasın. 36) «Bu imamlar. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. hep altın olur. görünebilir. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. . Başka sebepten değil. Kendinden söylediği o söz. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki. cana can katan bir su ile beslenmiştir. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur.» diye bağırdı. Peygambere. onun yoldan çıktığına karar verirler. o şeyh. Tâ ki. ne bir kitap sahibi peygamber. Bugün. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. Ben yolda söz söylemem. Ona kılavuzluk gerekmez. cennete lâyık bir adam görürsün. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. abasını çıkaracak olsan. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini. Bunlar tövbe ederlerse. Velilere ancak bir yoldan gelir. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. Cebrail ile de vahiy gelirdi. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. Kadılıktan ve mansıptan. çünkü o soğumuştu. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. Ola ki. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. onda coşkunluk yoktur. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. Hak yolcusu. o. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. «Aramıza. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır. Bakırın önünde benimle beraberdir. kalp yoluyla da. Çünkü sarhoştur. Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez.» buyurmuştur. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. Allah kelâmıdır. çömez bu sözlerle coşar. Bedir çenginden gitmişler. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. Nasıl ki önce de anlatmıştık. sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. bana hal olmuştur. ansızın gamlanır. dirileri batırmak ve öldürmektir.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre.» «înşallah cennetlik olurum. Ateşi de bana erişmemiştir. pek ergin bir adam olmalı. (M. Başka bir (M. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. «Olabilir ki. başında külah görünce de. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. el ayak oynatmazsa. Birinin sırtında hırka. O sanır ki. bu vahiy sırasında. Allanın kullarından bir kuldur. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. cehenneme yaraşır. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. bir neşe gelir.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir.» diyecekler. Allahın öyle kulları vardır ki. Cehennem ondan utanç duymaz. hararetlenir. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir.» (Fürkan sûresi. O birinin hırkasını soyarsan. iman nuru dolayısiyle kaçar. bazıları sence olağan şeylerdendir. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz. Onun getirdiği müjde hoştur. o bundan ürkecektir. belki zehir saçan bir dağ yılanı. renk ve kokularını kaybetmişlerdir. Eğer bir kimsede. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. Deryanın âdeti. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. 70) Ama iş böyle olunca. Yılanı anlayan dostu da onu tanır. O deniz. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur.

Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim. «Bugün maşuk sensin. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı. taşa bile tesir eder. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar.. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur. Dostlara da tavsiye edelim ki. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. belki faydası vardır. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun.» dedim. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören. Kendiliklerinden bir iş yaparlar. Çocuk. Her kim tyizim dostumuz olduysa. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. (M. dua edelim. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı.» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. ekin ekilmeye lâyık değildir. Şeyhin yaptığı iş.» (Meryem sûresi).» Şeyhlik feragattir. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. sana değil. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı.» Hastalıklar da vardır ki. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. derman ve tedavi kabul eder. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. Bazıları da bu işleri yapar.» Ben o mazereti kabul etmedim. elimizi duaya kaldıralım. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz. Allah gönlünde bizi şirin göstersin. Halbuki o çabuk başarılacak işi. bir gün sen demiyor muydun ki. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan.» «Öyle ama. dua etsinler. tıpkı.» diyen zavallıya benzer. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. Çünkü veren derhal onu kıskanır. Ona. 38) Şeyh. «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. bir kaç curcuna çalar. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki. bir zümre ondan mahrum değildir. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler.Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir. «Evet orası öyledir. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. «O halde. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. «Orası çoraktır. bundan hoşlanan kimse. bundan Nil suyunun . Ama sohbet için söylemiyorum. maşuk üzerine hüküm erişmez. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). Vaiz da. «Selâm sana.» dedim. ama kendi nefsine hiç öğüt vermez..» O halde. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. iki yüzlülük ettim.» dedi. sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar. Hakkın. şüpheden kurtuldun en sonunda. En az sadaka da.» dedi. teneşirde gülüyordu. seni taşlattırırım. «Ölen filan kadın. Öğüt vermek mümkün olmayınca. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. Ariflerin sözünü söyledim. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim.» dedi. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki.» dedi. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma.

göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. çünkü genç bir erkektir. bu halden sakın. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. ama Şeyhi görmüyorsun. şefkat sona ersin. Sebep açıktır. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. düşürüyordun. onlara veda edecekti. ona çirkin gelirse. Ancak onun zannına göre: Şiir: . Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. Beni kötülüyor. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil. onları birer birer bana anlatıyor. onu kınamaya başladılar. öğüt sözleri onu karartır. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. ne de uyanıkken onu göremezsin.» dedi. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. Derviş hikâyeyi anlattı. «Artık gidiyorum. ne işinde ona inanmak istemiyorlar. bütün gününü tapınakta. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. Halbuki. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki. O daima meşguldür. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. Eğer böyle sözler söylerse. o korkunç aslandır.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu. On tane zünnâr alalım. her yerde onu kovalardı. ne rüyada. Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. «Bir zünnâr satın alayım. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. Yani •o Şeyhten. belime bağlıyayım. Önce yapmış olduğun hizmetler. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. genç bir kadını vardır. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. aksine olarak edepsizlik ediyordun. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. onlardan daima kaçınırız. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. Nihayet çürük bir umut kalır sende. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. (M. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. Âşık. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. :Şeyh. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. bundan hoşlanır. düşkünlüğün. şefkatin kesilmesidir. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez. Her kimde mutsuzluk varsa. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. «Hayırdır inşallah. ikiyüzlü konuşmasından. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. Ne sözünde. Aynasındaki pasları artırır. kendi zünnârını koparıp attı. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. bu ne hal?» dediler. onu aydınlatır. hepimiz birden belimize bağlayalım. hep birden. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir. «Biz de bunu uygun görüyoruz.» Arkadaşlar. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. alçalmanın netice-. işi Yâsin'e kalmıştır. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. Yazıklar olsun o hastaya ki. Rüyada bir söz konuşuyorum.si budur.

O kuvvet bir serma> yedir. düştüğü pislik çukurunu göremez. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. Malı çalınan adam. İşimi çabuk bitir. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu. üzerine sular ve gülsuyu serperler.» diye seslenir. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. Gramerci. Bir gün.» Şimdi. benim dileğim budur. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar. «öyleyse tut şu elimi.» der. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. Biri yanına gelir. o da aynı şekilde. kesesini çalmışlardı. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir.» diye düşünür. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler. Kardeşi nihayet dayanamamış. «Bu ses filanın sesine benziyor.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır. o sese kulak verir. nağralar atar.» Başka biri gelir. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı.» demiş. sen bizlerdensin. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. Her ikisi de bir adamın eşeğini. «Bu adam böyle adamlardan değil. herkes. ikinci defa. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. esreyle okunur. «Geç!» der. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. halvete çeker. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. kadı adamın elinden tutar. Öteki. bize onu anlatmak. Rebap üstadı Ebubekr. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. şehrin etrafını dolaştırır. o dilek aşikârdır. Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız. Aksaray yolunun başına. toz kaçmıştı. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. 40) daha uygun olur. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. gitmek zamanında. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. «Ver elini. Gramerci üstünü başını parçalamış. öteye beriye savurmuş. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der. Yani bu sonuncu ikram. Halk. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. ona. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. Cuha'nın şöhretini duymuştu.» derler. «Sen bizlerden değilsin. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim. Gramerci yine nağralar atar. Maksat sen idin. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. 41) Herkes etrafına toplanır. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. Söylediklerini onlara helâl ettim. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. «Bizim işimiz var. elbisesini. halka işaret eder. Halk etrafına toplanır. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der. «Kardeşim. Ama adamın kuvveti yetmez. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular.» diye geçip gidiyorlardı. önce ettiğin ikramın. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. Nasıl ki yine bir gramerci. Şimdi. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. Herkes. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu.» dedi. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. bizi uyandırmak istiyor. Bu tablayı da çaldılar. «Elini uzat!» der. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. çırılçıplak bir haldedir. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine. Biraz sakinleşince. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. (M. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. Üçüncü bir adam. Gramerci onu da aynı sözlerle savar. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. o kervansarayın yanına gittik. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor.» der. Demiyorlar ki. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu. Hakikatte onun sesini bilmez. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. Şarkısını tekrar eder. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor.

«Bu delikanlı onurludur. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim. bir gün mezarlıktan (M. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı. evleneyim.» Vaiz. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır. «Ama. hastanın ilâcı. semâ âyininde. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur.» dedi. serdengeçtiler.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı.teşvikte bulunuyor. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. ben garip bir adamım. kâh çift sürer.» dedi.» dediler. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz. çöpçatanlığa davet ediyor. Sen hiç harbe girme. Kadın yüzünü açtı. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. gazada dışarı çıkma.» der? Gaza. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi. pazarda. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar. «Ben varım. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi. «Beni ara sıra ziyaret et ki. Vaiz erkeğe dönerek. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. bizim sahbeti-mizden ayrılma. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın.» dedi. Hazreti Ebubekr de geri döndü. muradına ermişti. bağ yolunu tutayım. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. kâh dolap çevirir. onun kazancıyle geçinirim. Ama biliyoruz ki. «O halde kendini göstersin. «Ey avratlar. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. yüzünü açtı. «Ama. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. Eşek sürücülüğü yapamaz. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. O uykuda sofinin işi tamam olmuş. hatta evli erkekleri arabuluculuğa. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi. Genç. Ebubekr. «Vardır. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. Delikanlı. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. Bir gün bir harp sırasında. Kadın mimberin önüne yürüdü. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. Nasıl ki Hazreti Peygamber. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur. «Beğendim!» dedi. Vaiz. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir. Kalabalık arasından biri kalktı. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var. Kadının biri ayağa kalktı. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. ancak meydana fırlayan o pehlivan. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. Vaiz. öküzü önüme katayım.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var.» dediler. Onurludur. Yıllar yılı umutsuz kalmış. Onu sen biz'm için koru. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor.» dediler. Vaiz. «Evet gördüm. sevgi artsın. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. bu babta hayli hadisler naklediyordu. hamamda. «Senin oğlun hamle etmiştir. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak. başına koydu. çabuk kararını ver.» «Evet doğru ama. Hemen kalktı kerpici Öptü. kâh su çeker. Ebubekr'in gözbebeği oğludur. «Bir öküzüm var.» Üçüncü bir kadın göründü. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. Değirmene buğday götürür.» dedi. beklemiştim. ayakyolunda. hangisini istiyorsun?» dedi. su taşır.» anlamında bir hadis daha vardır. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim.» dedi. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o. odun taşır. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. mescitte. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. Bana bir kadın gerektir ki.» dedi. Her ne kadar. kırda.» dedi.» dedi. 42 )dışarı çıkmıştı. Misafirlikte. Tekrar umutlarıma kavuşmuş. O da evvelki gibi ileri yürüdü.

geçen geçti. îhlas ehli odur ki. küfür de iman olmadıkça. 43) Söz ustalarının yanında. batan. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. halkı sapkınlığa düşürmek olur. «Sevenin gözü kör. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki. yoksa benim dostum olurdun. Şiir: Zabitliğin düzeni. din ile. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. konuşanın dostu veya müridi ise. O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir.» (Elhâkka sûresi. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur. Eğer bu makama baş koysaydın. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki.» derler.hakkında günahtır. onun kendine güveni kalmamıştır. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. hakkıyle müslüman olamaz. .» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. İman küfür. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin. Âlemde görünen her bozukluk. her şeyi olduğu gibi görürler. Bilmezler ki. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir. Bu da onun için iyi bir talihtir. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli. kaybolan şeyleri sevmiyorum.» derler. dürüstlük ancak senin dışındadır. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur. Nasıl ki Hazreti İbrahim. Hakkın bir kulu. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. «Kalp akça varsa onlan ayır. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz. İşte dost da. Zünnâr. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür. kulağı sağır olur. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. Fakat kale. Ebrar için iyilik sayılan ameller. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. Nasıl ki. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. Ama eğer sarraf âşık ise. 10) buyurulmuştur.» der. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. her âşık çirkini güzel görmez.» demişti. söz söylemek edebe uygun değildir. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. diğer bir anda da pek soğuktur. (M. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. Bir azize bir elem erişir. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir. 60) Duyurulmuştur. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. Kale. Âşıklar vardır ki. içinde değil. Âlemin viran olmasına sebep olur.» buyurulmuştur. teşbih ile. mabetledir. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar.» (Bakara sûresi. «Müslüman iyidir. «Ben. açıklamasa da. Nihayet perdeyi kaldırır.

Ama bu cennet. Nasıl ki. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. Biri vacip'tir ki. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı.» buyurulmuştur. Bu mümkün müdür ki. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. düzeltir. kötülüklerden içini temizleme yoludur. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. Çünkü. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. Sevenin gözü kör. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. Ancak şu vardır ki. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. sağlık aramaktan. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler.» demektir.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. kurtuluşa erer. iki kaziye ve üç bölümdür.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler. bir saat ibadetle meşgulüz. Bu da nefsin terbiyesi. iki zıddın birleşememesi gibi. Bu işin ne değeri var. derler. Demirin ucunu yakaladı. 28) buyuruluyor. Yahut da ilim tahsili yoludur. öküzler yüzükoyun düştüler. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. bir saat de yiyip içmekle? O. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin. Nefislerini değil. aşkın özelliği şuradadır id. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. kulağı sağır olur. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. dedim. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. Ama yürütmek mümkün olmadı.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. Üçüncüsü caiz. tekrar dirilmeniz. ileride oturur. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. ama bir türlü yerinden çıkaramadı.» (Lokman sûresi.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. ikiyüzlülük yapıyordum. yani denilebilir ki. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da.» «Hayır. bunlar. Allah işitir ve görür. muamma söylüyordum. O. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam.» dedi. Bu üçüncü bölüme giren herkes. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. yani imkânsızlıktır. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. aynı şeydir. olamaz da. seninle kaynaşmam. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. nefsin riyazatıdır. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın. benimle tanış. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. «Sizin yaratılmanız.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. Nasıl ki. tecelli tecelli üstüne gelir. Çift demiri bir engele takıldı. Ama onlar derler ki: «Hayır. derler. o kadar emirler. bundan niçin haberin yok? (M. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. Bir kere felsefeye başlayan sensin. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette. bu nebiler ve velîler içindir. Sağlığı korumak. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. Peygamberlerin. Olabilir de. ikincisi muhal. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. ayrılık insanı pişirir. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. Bu nüktenin benzeri. Bunu kendi kendime yapayım. 44) Ey parça gel. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . ümmetleri hak yoluna çağırmaları. onlara karşı. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı. Halbuki açık konuşmak gerektir.

Bu sözün hakikati onlara erişmez. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu.» dedi. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim.» dediler. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. köylü bunları görünce korktu. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. Belki.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. «Bari bir su ver de içelim!» dediler. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. Nasıl ki başka bir yerde de. «Sermayesizlikten. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. çünkü can korkusu yoktur. sözlerini tekrarlar durur. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. Onda kendim yaşayayım. Adamlar gülerek. çamaşırlarını ortaya attılar. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi.» dedi. Adamlar.» dedim. Babasına benzeyen zulmetmez. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi.» dedi. Bir köylü ile alaya başladılar. yoksa şu tarafta mı?» dedi. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler.» «Bu. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan. parasız olursun bir dert. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. Çünkü köylü idi. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. elbisesini satsınlar. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü. Söylemiyordum. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. o sırada. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi. Köylü kendi kendine. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur. Çavuşlar. Orada bir derviş vardı. bu tarafta mı. Çavuşlar. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. oturdular. gamsız bir adamdı. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. başını önüne eğdi. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. hakkında kötü düşünürler. kendim öleyim. adamı çırıl çıplak soydular ki. kendim korunayım. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. Köylü. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti. Padişah. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. ciddî konuşmaktan daha uygun olur. Onlara dedim ki: «Bu ancak . Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. «Haydi! Padişah seni istiyor. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir. Onu ahmak yerine koyarak. bir iş yapıyordu. 12) ve ayrıca. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. ben de o şehrin sultanıyım. önce verdiği karardan pişman olmuştu. Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. (M. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı. bilgisizlik değildir. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur.» dediler1. sevdalan başına toplandı. yolunu sormak için çağırdım sizi. Şu suretle söylenmeye baş laddar.» dediler. Fakat köylü yine pişman olmuştu.» dediler. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. «Yahu. «Şehrin. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü. Bence parasız dert daha iyidir.» dedi. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. Bu insanlarla şakadan konuşmak. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. hiç konuşmuyordu. öteki elini tuttu. Çavuşlar koştular.söyleniyordu. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar.» dedim. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. Fütüvvet. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. Allahdan mağfiret dilesin. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. çok öfkeliydi. Bir avuç para çıkardı. Çiftini sürüyor. Babasının geleneğine uyarak. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. paralı olursun bir dert. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken. Halbuki Padişah.

sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. bu olmaz. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum. Fakirden üstün bir şeyh vardır. O. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler. Bir ay. başka çaresi yoktur. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. Nasıl ki. Kâfir. iki ay. Bunun tersine olarak bir kâfir de. Şimdi.» diyorsun? Bu böyledir. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm. Bunu. sen müslümansın. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. artık iyi insan olayım. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. Allahyı görünce âşık oldu. Halbuki biz diyoruz ki. benim dinime gir.» dedi. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim. Kız. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. kutup. o Şeyh.» (Dehir sûresi. Bu. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol.» derse kâfir olur. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü. Adam Müslüman oldu. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum. O da.» dedi. Şu halde Allah. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o. O arıklaş-mıştır. Ne önce gelenler.» Buna. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. O. Allah bize pek az bir şey vermiştir. Şunları söylemek istedim: «Sen. bazı kocakarı hikâyeleri. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. bunu bilmiyorlar. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım. Gâvur kızı. «Ben kâfirim. yani ona. Onu benim için seviyorsan. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. sen ki insan oğlusun. seni seviyorum. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. son derece gizli tutuyor. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar. ona sorular sorardı. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur.» dedi. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. onu bir şeyhden daha . «Müslüman değildir. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona. benim de hoşuma gider. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. Şeytanını. Bu hırka kendisiyle konuşurdu. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider. kutuptan önce de falan şey. (M. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur. Ona her kim. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur.» (Beled sûresi.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır. Buna delil de gösteriyoruz.» sözü gerçeklendi. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler. yavaş yavaş müslüman olayım. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir. Müslüman oldu. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. Nasıl ki şu. 'Kendimi takdis ederim. ahiret oldu. güzel bir dilberdir. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. artık yaltaklanmaya başlamıştır. «Bu kâfirdir.» dedim. Nefis. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır.» diyen kâfir olur. ama size anlatmak zordur.' buyurmuştur. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. ne de sonuncular bunu anlayabildiler. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. niçin. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. der. yalvardı yakardı. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur. Müslüman etti. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar. Hangi nimet vardır ki.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. Şu sebeple ki. Allahnın ilâhî kanunudur. der. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. fakirlik icabıdır. şeyhten üstün. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya.

hep şiir söylerler. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. Şimdi Hazreti Mustafa (S. Elini bütüne uzat ki.» dedi. Allah kelâmı ise küllî'dir. onun yaratılmasından daha önce. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. köylüler dürüst insanlardır. hep teker teker" yerler. Böylece o deriyi davul da yaparsın. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. Halbuki. Hazreti Mustafa (S.» «Nuh'a mı uyacaksın. 49) Birinin evinin kapısında.» Yani onunla herkes beraber yürür.» dediler. Rabbimiz-sin. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . özür dilemek gerçektir. önünde ardında dolaşırlar. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. damar içinde dolanan kan gibidir. Hâşâ. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. Ama nihayet. «Yarabbi. (M. onun suretinden evvel var idi. yine bir sos çıkar. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu.» Öteki. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. Gerektir ki. Çünkü önünde. keçi sesi değildir. onun cevabı da sadece susmak oldu. Köyün ihtiyarı onların diliyle. ağzına koyar üflersin. Biri. Bu mahvolmuş bir derviştir. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. «Hayır. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. seci'li. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de. konuşan derviş değildir. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi. Çünkü karanlık vardır. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. küfür değil bilâkis îslâmdır. Bir gün. O dedi ki: «Hayır.) ne buyuruyor? «İblis.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. Beyit: . Çünkü Nuh Peygamber. Hep öyle konuşurlar. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. bir ağaç peydan oldu. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi.A.» diyor. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. Her halde İblis'in mânası. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi. gövdesi de. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın.» dedi. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki.» Nasıl ki. O. Dal elden giderse kök de gider. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır. yola düştüler. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. o dalın kırılmasında tehlike vardır. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. Atlı kamçısını kaldırdı. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. Türkler cesur. dervişin sözüne göre gelmez. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır. bütün parçalar senin olsun. Nasıl ki. bütündür. ondan çıkan her ses artık senin sesindir. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. Bir zümre. daima onların nazarı dünyayadır. kafiyeli sözlere değer verirler. Allah ruhlara hitaben. manası kadîm'dir. Bir başkası da daima nesir söyler.» buyurdu.A. Ruhlar toplanmış ordulardır. Bir zümre vardır M. serpildi. Davul da çalarsın ondan. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. Burada. birlikte yiyin. 26) diye yalvardı. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. ağacın gövdesi artık elden çıkar. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. Onlar da. ötekileri değil!» diyordu. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. fâni olmuştur. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim. Nasıl ki.) ise. «Evet. Söz öte baştan geliyor. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır. Çünkü ben. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin.» dediler. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. O dedi ki: «Bu küfürdür. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. bir dalım seçerler. burada keçi aradan çıkmış. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. 172) diye buyurdu. bütün dalları da onun olsun. ev sahibi ağacın tamamını korusun. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir. arkasında değnekçileri vardır.

Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. «Kendini bana göster. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. Allahsını gördü. Daha nasıl diyorsun ki. «Evet.» buyurdular. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. İnsan Kâmil olunca da. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim.» dedi. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi. Ama tersine kılıç iki parça oldu. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. «O gözleri kavrar. Bu. «Dağ» dedi. hem sorusuna cevap alırdı. Söz. taşa vurdu. hem de cevap veren bulurdu. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra. onun öğrenimi öte taraftanmış.» buyurdular. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah. bana görün de. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. Nasıl ki. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona. ölçüsü yoktur. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki. yemişler verir. o kardeşlerimi de istemiyorum. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. uyku değildir. bu bahisle ilgisi yoktur. Firavundan daha kuvvetli idi. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. Bu. Şehrin vaizi geldi.» dedi ve hemen kılıcı getirdi. Adamın biri. nüktesine de yakın bir sözdür. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir. Çünkü kemâle ermiş olan derviş. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. demek istedi. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü.» dedi.» dedi. kürsüye . sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. Her nerede söz varsa. Musa'nın benliğidir ki.» dediler. ona artık perdesiz gösterirler. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır. bu umutsuzluk tarafıdır.» Nihayet. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. Nihayet bu derviş. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. Hazreti Peygamber.» buyurdu. Allah erlerinin uykuları. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. Evet kaide budur ki. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. onun konuştuğu Peygamberi ki. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. orada Allah vardır. Allah yönünden eksiklik gelmez. Sonra da. sınayalım. bâtıl sözdür. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. Biri. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. «Dağa bak!» dedi. «Onu gözler kavrayamaz. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur. Musa da kendine baktı. medresede söylenilen her sözün. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim. Musa. Nasıl ki. uyanıklıkta insana gösterilmez. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin.Bunu ancak akıllı kişi bilir. o meclis de hoş olur.» buyurdu ki. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. sana bakayım? Yoksa biri. O dağ. bu taraftan bir şey öğrenmedi. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir. demektir. Bundan sonra yüz cevap söyler. sizler benim dostlanmsınız. Hakkın dilinden konuşur. o ilgi de etkiler yapar. «Nefsini bilen Rabbini bilir». A. «Hayır. Çünkü öyle şeyler vardır ki.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir.). Bu da tam umut yönüdür.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. bu kemâle. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. «Ama senin kardeşlerin. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. halde hiç bir şey yemek istemiyordum. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur. «Bu Hint kılıcıdır. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. tartışmaya da faydası çoktur. Ona.

doğrulmadı. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın. dördüncüsü de zulüm'dür. şu medreselerde tahsil görenler. Bu bizim nasibimiz . Sen kendi dervişliğini düşün. bir medrese elde edelim. birer birer yorumladı. üstüne rahmet yağdırsın. derler. şu anda neredeyim. Allahı anan kimse. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. Ya hazırdır. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. Bu hafta da başka bir âlim geldi. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar. Çünkü Allah. tenzih âyetlerini okudular. Te. Adam. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. «Efendi hayırdır inşallah. Hangi cevherdenim. Fakat bunları yanından kovdu. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. Her üç harf ile ant içerim ki. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin.» dedi. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. bu halin dışında değildir. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun. vallahi. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu.» diyordu. 52) otursun. Yani gıybet.» (Fecr sûresi. Vay onun ölüsüne. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi. gönlünü hoş etti. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı. çocuklar gibi ağlamaya başladı. 16). Geçen hafta âlimin biri tutturdu.» dedi. Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. Allahya bel bağladın. Onların ibadetleri anlatırken. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. yeter ki. dervişlik vazifeni yerine getir.ederse büyük günahlardandır. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir. ömrü uzun olsun.» (Tâhâ sûresi. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. Ruh da. üzgün bir halde evlerine döndüler. Vaizin sözlerine itirazda bulundular. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına.» «Ona benzer bir şey yoktur. «Allanın. Kadıncağız adamın karşısına oturdu. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz. ister1 arştan uzak olsun. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. demeye getirdi. Nasıl ki. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi. diye bilir. hep bir mansıp sahibi olalım. doğurmadı. 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz.» (Nahil sûresi. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. Şimdi. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır. imanı iman değildir. Şimdi zikreden.' dedi. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. Hafızlar. Sen daima. devleti sonsuz olsun. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. mekândan münezzehdir. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı. işe boş ver ki. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı. Ama gıybet . Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz. bağırarak tersledi. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur. Cemaat evlerine gittiler. beni kovuyorsun. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. İkincisi bühtan (iftira).» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. bir kısım halk. ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. hazır ise ona yabancılık karıştırır. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar. kürsüye çıktı. 'Her kim. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. canımız boğazımıza geldi. Allahnın mutlak varlığını. vay onun mezarına. «Vay o kimselere ki. ister yersiz olsun. diye bekler. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. «Ona benzer bir şey yoktur. içime ateş düştü. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı.' dedi.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav.» dedi. bizim nasibimiz henüz erişmedi. billahi. Sultanın önünde oturan kimse. Çoluk çocuk etrafına toplandı. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. ister bir yerde (M. ya gaiptir. ölürse kâfir olarak ölür. 22). O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et. her nerede olursa olsun. 5). Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. (M. semalar onun eliyle durulmuştur. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun. Be. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti. acaba ben kimim? diye düşün. yemek soğuyor. niçin geldim. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. tallahi.

» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız. ).» Etrafı yokladılar.» diyordu. o mezarın başını bekler. bu çetin işin.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam. ben şeyhsiz kalsam bile. yahut filan bana yabancı geliyor. yiyecek. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). cehennem de onu görünce. öğüt. bu bizi bırakmaz. ucu bucağı yok. «Beni. yoksullara. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler. Ettiğim o muhalefet.) yalnız bırakmış. ama evin içinde yol çıkaramaz. . adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü. «Onu ziyarete gideyim. aslı ve kökü elden kaçırırsın. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. Dallardan da bir şey elde edemezsin. Adamın biri ölmüştü. Cebrail onun adımına yetişemez. «Geç ey mümin. Kalbine zahmet veren. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. o dal ve budağın filizlendiğini. Sen aslı yakala! Elbise. başka bir şeyi öğrenmiş oldum. «Kör için güçlük yoktur.» dedi. ykıe düşer.» «Evet. sır perdedir. onları yanından kovsan bile artık gitmezler. yabancı bir pabuç var. senin önünde başlarını yere koysunlar.» Âyette. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler. ululuklar. «Hayır yabancı yok. Bizim cehennemimiz böyledir. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı. Berber. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil. başkanlıklar. kalmamış olurum. düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde. başka bir itimat ile oldu. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti.» dediler. O da. camiye gel.» dediler. Ayrandan kurtulur. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. hor görüyorlar. Cebraile. imanlı kimse içindir. boğazımızdan yakalar. Gönül perdedir. Biz nereye gidelim. «Zâhid. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. Kırk gün oturur. âcizlere duaya baş-lıyalım. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı. her işten el çektim. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla.» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin. Orada akıl perdedir.değildir. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. Derhal semâ âyini düzene girdi. herkesin aradığı aslı bulmalısın. Hazreti Muhammed'i (S. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti.» der.» (Fetih sûresi. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. Bir kaç defa rüya sında. o seni görür.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki. Ta ki. baldır.A. nurun ateşimi söndürecek!» der. «öyle ise. bazıları da incindiler. Cehennem müminleri arzular ve ona. O cehennem geldi diye inler. Cebrail. Her dalın arkasından ağlıyorsun. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan. 17) buyuruluyor. hiç kimseyle beraber değildir. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım.» «O halde ne yapayım?» dedi. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. fıkaraya. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. feryat et ki. Bütün büyüklenmeler. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür. Akıl dergâha kadar yol bulur. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. «O. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. topala da güçlük yoktur. «Gel!» der. Bunları isterse. Yahut da böylece bize bir nazar eyle. bizim dervişler arasında bir yabancı var. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman. Tâ ki. Biri vardır ki. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. onun gözüne ilişirsin. Gerçekten sağlam olan da odur. her fende başta gelen üstatlar.» dediler. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. ben. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar. ayağına serpildiğini gö-resin. Bütün asılların aslını. gerektir ki tekbir çekenlere. (M. cehennem ondan feryat eder. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. İstiyorum ki öğütler vereyim. o olmadan başaramayacağım yani. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir. Nasıl ki. bilginler yanar.

Kuran'dan üstün kitap yoktur. İki elimle gözlerimi kapadım. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. (Mümin araştırıcı olur. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez.» Adamı geri çevirir. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki. Allah Allahdır. 2. . Kıyamet günü. kovdum. kendi içini görüyorsun. Allah kokusundan da üstündür. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. En doğrusunu Allah bilir. eşekliği yönünden söylemiştir. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. 3. «Ben Allahyım!» diyor. 5.» buyurulmuştur. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. Ana karnındaki çocuğun cinsi. Gel de benim âlemimi. Bu arif benim halimi hep bilir. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu. ben şafiî mezhebindenim. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler.» Daha sonra temaşalardan.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah.işi tamam olsun. küfür etmiştir. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm. Kişinin nerede öleceği. ondan dolayı bir korku yoktur. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. (M. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir.» Bu ne eşektir ki. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. Yağmurun ne zaman yağacağı. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim. kapıma iki desti dolusu su getirsinler. emirler ve yasaklarla. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. Ben.» Git otur yerinde. denizin garip hallerinden bahsediyordu. erkeklik aletini kaldırmış. «Soğuk söz söylemiş. insanın yarın ne kazanacağı. Küfürden vaz geçtim.) buyurmuştur.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. benim işim onunla daha iyi yoluna girer. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur. 4. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu.» dedim. Diyelim ki. öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur. bir kancıkla birleşmiştir. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. Allah onu o makama bağlamamıştır. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1. Allah kelâmından üstün söz yoktur. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. Onun da bir sebebi vardır bunun da. bizim halimizde eksiklik başladı. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir.

Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim. «Ne demek. (M. Her kim bizim dostumuz ise. Yüzünü gönül tarafına çevirir. Bu kimdir ki. sevgililerin hali böyle olunca. Ben böyle sanırım onu. büyüklerin sözlerini derleyeyim. Siz. bana nereden geldiğini.İKİNCİ BÖLÜM (M. hem de Allahya şükrediyordu. bu kadarı yeter. sevenlerin. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. Nasıl ki. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. kendileri yemezler. «Dün konuştuğumuz sözlerin. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. mürid. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. Bayezid'in Cüneyd'in. başlangıçta açıkça ibadet. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. herkes umudunu kesmiştir. 56) îmad yahut Erşed. Ebû Sait ve o. onun huzuruna has-retdedirler. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. hıçkıra hıçkıra ağlar. Ancak dostlara. âyette buyurulduğu gibi.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar.) teninde bir tüy bile olamazlar. ancak işin dış yüzüdür. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. Mevlânâ'dır. . bunları perde arkasında yapmıyordu. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. bif mürşide gönülden bağlanır. Nereden söylerim? Allahtan. Onunla bu sözü konuşurken. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar. Nereye. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. bir gün gider. abraşları sağaltmak isterim.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. sonra da diyorsun ki. bazı kimseler. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Bunun iç yüzü şudur: Biri. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. Sözlerin tevili büyük bir iştir. bir serçeye dönüyor. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. gündüz dilenir.» Nasıl ki. A. Bu. bir şeyhe. Allah erlerinin iyi amelleri. Peygamberler. Ancak bir gün sözden daralırsam. gece yarısı kadınlardan. hay hay!» derler. Mademki öyledir. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. Yahut bir dost. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. gece köpeklere ziyafet çekerler. teşbih ve dua ediyor. Benim insanları ıslah. Bundan sonra da hal böyle olunca. nasıl ki. başlangıca dönmektir. Benden.» demiyorum. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. sonra tevil için feryadı basıyorsun. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. bunu dervişlerin önüne koyarlar. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir. orada bir köşeye çekilir. ağlayarak secdeye kapanır. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir.

Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez.) karşılaştırabilirim? Bu.» «Ya üstadın mı daha iyidir. katkısız bir sarhoşluktur. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. Eğer halim olsaydı. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. tertemiz. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. Bu söz de böyle kararlaştı. Çünkü onun işi pek yücedir. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır.) gelince. Diyelim ki. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. O isim. Ama sözüm. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. ruhunun temizliğinden sarhoştu. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. Hazreti Muhammed'le (S. Bi aralık bir şey yaz desem. Onun sarhoşluğu.» demeleri bundandır. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. tevhid âlemine kadar gider. Şüphe yok ki. diyen zavallı taklitçi eşektir. Ama ben o davada değilim. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak. Ben işe bakarım. Hak zamana bağlı değildir. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. A. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. Benim önümde bu böyledir. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın. ben yüzümü ekşittim. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. «Onu. Ben. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. bir zamanda da başka birinedir. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. Şimdi bana kendinden bir fazilet. kemaliyle bilir. eşek. Bir an oluyor ki. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben. bir üstünlük veriyorsun. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. Aralarında bir bağlantı vardır ki. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ. Bana yaraşan. hak ölmez. Onlara. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. A. muamele ve iş istiyorum. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). Ama Bayezid-i Bistamî. Bu söz.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . Şam'a gitmek hoştur. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler. bu sözün zevk ve lezzetini bildim.» dedi. içinin. Ama korkarım ki. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. Öyleyse. Şam'a gitmek hoştur. halim değildir. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. ağır davranırsın. yoksa Allah mı?» «Üstadım. Bu bir teşbihtir. nazlanmaktır ama ben. Hani. bir nazdır. Böyle açık söylemelidir. derler.yahut Zeyneddin Sadaka. bana bir ilim tahsil etmeden. bir benzetiştir. senin kendine göre. benim sadece sözümdür. sevgilim. bir şey söyleyemem. rivayet ederler. bir peygamber türemiştir. müridinden sor.» dedi. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. 57) geliyor ki. «Yarabbi sana.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. Ben onu söylemiyorum.

Değersizdir. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. Ben temiz kaldım. «Bunda bir sır vardır. Hazreti Mustafa'nın (S. gözü üzerine koyardı. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler. gerekir ki. kendini yoklayasın. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun). karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. bununla hal değişti. Bundan fazlada bir şey göremedim. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı. aradığım bulamamaktan. önce pabuçları başı. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. Bana kararmış gözlerle bakma! .» derler. iyi ameller işleyin.) içinden güzel. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum. sonra başına koyardı. A. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz. Şu haline gözyaşları dökersin. bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar. «Beni zaman zaman ziyaret et ki. orada uyuma ki. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre.» Giderken. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu. Demediler ki. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. Bu marifet sözü. Gözün karardı senin. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi. ondan korkarsa.ğişiklik olmasın.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. arada ne işler oldu ki. adını her tarafa duyurmak. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur. Allah bunu sana verdi. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. «O ne güzel kişidir ki. nefes nefese. dedi. Cennet için yaratılmış olanlar. sende bir de-. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar.Buyurdular ki: «Çalışın. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. Başına gözüne sürerdi. Başka dostlar arasında da olamaz. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. Kendini daima tazele ki. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı. Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. Yarabbi! derdim. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir.) pabuçlarını taşırdı. Allah yolunda vergili olur. A. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi).» dersin. (M. ta ki. şöhret yapmak gerek. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca.» Hazreti Peygamber. Gerektir ki. ben de ulu Allahya feryat ederdim.

Onu. Mutmainne olan nefis değildir. îlim vardır. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. Herkes. bir üzüm salkımına benzer. demektir. benim kendisini gördüğüm gibi görürse. benim gibi olur. tekrar meydana gelir. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. Sen kendini isbat et. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da. «Ben zikretmek istiyorum. Çünkü beni görürsün. bu takdirde o. Artık hakikata erdin demektir. anlaşılmasına dikkat eder. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. «Beni ululayın. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet.A. Bende. öldü desinler. Mevlânâ'yı görünce. Sadece dil ile zikir noksan sayılır. Hazreti Muhammed (S. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam.» O zaman zikir gönül zikri olur. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan. Nasıl ki. Buyurmuştu ki: «Halk. Açıklıkta da değişiklikler vardır. Mevlânâ da benim için böyle söyler. Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin. melekler ayağa kalkar.» Bu sözcü söz söyler. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir.) uyamaz-dı. Bayezid. Biri. (M. kutlu bir fırsat sayın. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. beni daima taze ve yeni olarak gör.» dedi. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. «Beni sabit kılarsan. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım. «Ne mutlu beni görene!» dersin. demenin. Ben yepyeniyim. o (delikanlı). melekler bütün gece seni övsünler. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer. haber hususunda aşağı düşmüştür. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. A. öküzü önüme katayım. «Beni ululayın. çünkü ben asla eskimem. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi.» buyurdu. Sen kendini yenile. bağ tarafına gideyim. Öğrenciyle böyle sözleştiler. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir .» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. sânım ne yücedir!» diyordu. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. ilimde çeşitli değişiklikler vardır. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak. Tâ ki onu bir daha bulamadık.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. «Beni görene ne mutlu. manada sarhoştu. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. Her âyet için bir dinar istiyordu.). çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. ayıklara uyması mümkün değildi. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. mahv olursun. Nasıl ki. sende eskileşme. Bana diyorsun ki. Ancak Mutmainne. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. Ama bana göre dostluk. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir.» sözü bir haberdir.» demişti. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler. levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S. Nasıl ki. Öyle bir hale gelirsin ki. zikrettiğin Allahdan ayırmasın. Bunu yüz kere de söylese yerindedir. Çünkü o. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. bundan sonra da erginlikten. Sözü anlayabildinse. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi.Bu ziyaret misalinden maksat. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir. «Her kim beni. o gönülde yaratan ancak Allahdır. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. Bak ben sabit ve kararlıyım. telâşa düşersin. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. «Git. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. Şaşırtmaca yapmaz.

dopdolu! Fellâh. Cevher nur saçar. O. öyle bir mert olmalı ki. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak.) ışığı. Çünkü. hal değildir. diyordum. eli ayağı gevşer. Her türlü vehim. Mademki bir kimseyi görmedin. içi altındır. Sen o gâvurcuk değil misin ki. Hazreti Mustafa'dan (S. Sır bundan başkadır. demektir. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. Hazreti Muhammed'in (S. Bunlar hep dünyadır.» der ve deliller gösterirse. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. O. Başka biri de onun eteğinden asılır.) hiç kimse üstün olabilir mi? O. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek.» derse ona. Ben Kuran'ı. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. «Bu bir ahengin yadigârıdır. Çünkü fellâh idi. ister aşağısı ister yukarısı. altın. Çünkü sır. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. Bu sır değildir. Fellâh ibriği Padişaha verir. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. Ancak o. diye düşünürler. diye aklından bile geçirmiyordu. çünkü o artık sultanın naibi değildi.A. A. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. benim ruhumda tasarruf etti.» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. ancak onlara. Sen kim oluyorsun ki. Uzaktan halkı seyret. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi. onun imkân tarafını yakalar.temaşa öldüremez. hoş ve lâtif bir dille konuş. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. Ama tekrar açıklamaya başlar. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter.» der. hep halk ile birlikte otur demek değildir. Yani böylece bir şey yapınız ki. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. ben azim ve irade ile. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş. «Sözün sırrı başkadır. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. elbette nur saçar. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. demektir. sadece Allah buyurmuş. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. Padişaha. Eğer zamanede biri gelir de. Padişah da onu astırmazdı. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. Bu. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). Gerektir ki. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. Görevinden uzaklaştırılmıştı. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver. mülk eksikliği bir ziyan vermez. Bak ki. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur.» buyurulmuştur. Hali de. her tarafı birden aydınlatır. bu bir hatıradır. sözü de hep yağmaya gider. O hep nur saçar. gökteki ayı iki parçaya ayırır. ancak yabancılar içindir. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. Nasıl ki o gün. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur.z olsun. mal. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. içindeki sırrı anlamak istemişti. hayal ve tereddütleri yaksın. . Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. dünyayla beraber yaşamaktadır. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. bu hususta seni aydınlatırsa. Gerçi yarasadan. Ancak iki şey zarar verir. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse. öyle yükseldi ki. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. şüphe perdelerini yırtsın. hak söz söyle. bir aşk olsun. Padişah da onu astırır. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. diye düşünmüştü. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. renkten renge girmesi. Şayet. kendisinde bir dert. Çok ağır. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. bu sizin halin. döner dolaşır ilk söze gelir. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi. o da bizim küçük kardeşimiz olur. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. Biri.

Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. A. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. Nasıl ki. «Bu böyledir. ona açıkça uymakla. Hilaf. ilk zaman içindeki umut olurdu. (M.ce kişiler vardır ki.» Duyurulmuştur. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. o hal içinde. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et. âbidin. hiç umutsuzluk yoktur. Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. o tarafa . Herkesin bir sevinci vardır. Hak. âlimin. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. demektir. Zahidin. nebinin birer sevinci vardır. içinde umutlar ve gülüşler olsun. birer davettir ama. güzeldir ama uzanır gider. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. A. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. Ancak gönül alçaklığı ile. Bunu herkes böyle yorumladı. Daima. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir. sana gerçek yol gösterdi. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. bütün korkuları giderir. bu konuda hiç bir şey söylemez. ister yalan olsun. Öyle bir nağra atarsın ki. umutsuzluk getirir. kulağına yapışsınlar. Yedi başlı aslanı görsünler. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. velinin. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. onun halinden hiç haberleri olmamış. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. Bir söz de vardır ki. (Sözün en hayırlısı. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). bu binlerce engeller umut bağını koparır. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir. melekler. Burada bir gülüş. çoban bir buzağıyı kaybeder. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. dağdan aşabilsinler. Görüyorsun ki. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. tartışma ve inatlaşmanın. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. bundan çok hoşlanırsın. onun yolundan ayrılmamak gerektir. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler. îster gerçek.

sevgilinin vuslatına ereceğim. Çünkü onda biraz lezzet buldular. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir. ama bu uyanıklıktır. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. Bu niçin böyle oluyor? . ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler. Hal de yüksektir. Belki Hazreti Muhammed (S. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz.). zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. Ama sen onun yolunda olursan. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. nefisten gelmezdi. Dedim ki. Çünkü bu. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. Diyelim ki. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. o zaman Konya şahnesi. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. Nefis. o bir gün gelir. Gerektir ki. güzel konuşur güzel dinler. O. A. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun.) değil. «En yakın bir vezirden daha yükseksin. Ben uykudayım. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1. A. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. varlığın kendisi olan zattır. Mustafa'ya (S. «O.» Nuh Peygamber. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir. A.) nefsini yitirmişti. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S. Şimdi gerektir ki çok kazanasın. Şairin. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. bana. O aydınlık onda geçici olsaydı. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın.» diyorsun. sırrımı anlar olmuşsun.bu tarafa koşar ki onu bulsun. Ola ki o asanın yardımı ile. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. Bugün böyle olmak kolaydır. yine yüz türlü dalkavukluklar. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. Bir taştan bir taşa el atarak. sende karar kılar. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. Ben. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. Sultan naibi olan vezir. ona güvenir ve inanır. iki yönü olan bir adamım.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. Uyuyanlar. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır.» (M. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. onda bir aydınlık belirsin. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. Nuh Peygamber'e uymaktır. Bu şah ise hiç mat olmaz. yine biteremezdim.

64) Buna emir gelmeden önce.» O halde.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. sen bundan başkasını söyle. Eğer. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur. ne dünyaya ait işlerde. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. İsterse o benim ruhum . O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. Hem öylesine çıkardı ki. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. vezir ile. başka renkte görünen bir perde idi. bulunduğu yüzünü ekşitti. her neyi bilmezse onu olmaz sanır. 'Git seni de boğazlasınlar ki. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. ne dinde. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir. Beni ondan dolayı seversin derim. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. gitme de otur. Çünkü onun yaptığı işlerde. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti. O. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. «Beni döver misin?» dedi. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. cevap verecek yerde susuyorsun. «Allahu Ekber!» derdi. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. bir nur ve mahabet vardır. O zaman. Yani o. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. Hiç bir şey. Çünkü o geçen hal.de bir şey yapamaz. nasıl gideyim?' dersin. halimi biliyorsun. sen cevap vermiyorsun. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. O. Sana çirkin görünmeye başlar. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. «Senden başkalarını da senin için severim. O ahmaktır.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret. gönül açıcı şiirler okuyorum. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. Hazreti Peygamber. Dışarıdan biri bir söz söylese.» dersin. (M. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir.» derse. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır. hep susuyorsun. Hakkın âyeti de öyle. Seninle birlikte korkunç.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur. Gördüğün şu adam. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. Artık konuşamıyor dük. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. ancak kendi yazdığını.» diyordu. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. ona kendisine özür diledi. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. Büyük bir hata içindedir. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. sıkıntılı bir yerdeyiz. Mucize böyle olur. (M. Herkes bir şey söylüyor. Hiç bir şeyden korkum yok. kendi bildiğini okur. yahut hatalı bir iş yaparsam. Hazreti Mustafa (S.) bir gün. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir. A. başı yarılmış. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. ayakları şişinceye kadar namaz kılar. filan yerde otuz haydut öldürdü. hiç bir şeyden bilgisi yoktur.» demiyorsun. onu halka bağışla!» buyurdu. «Ben bunu açıkça görüyorum.» dedi. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir. Zaman oluyor ki. güvenli gösteriyorum. Nasıl ki. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden. de dünyanın dışına çıkardı. Sen önce yola gel ve otur. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. otuz kişiyi de tutsak etti. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur. kanlar içinde. «Allahım şu hali bizden gideriver.

Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. «Bari ne yaptın?» dedi. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. Ben onlar için gelmedim. Ben dışarı çıktım. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki. ışığı açığa çıkarır. «Bu akıl. Mevlânâ'ya. Hazreti Ömer'. Peygamber Efendimize. beraber konuşalım?» diyordum. Hazreti Muhammed'le (S. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. Gidip gelmek sevgiyi arttırır. derler. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. Dedim ki: «Benim. ne Sokrat'ın sözünü. iman getirirse. (M. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme. görmeyenlere hayret edilemez. fetva hususunda hiç hata etmez. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz. onlar Şeyhlerin sözlerinden. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere. Sen kimsin ki. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı. bekle!» derler. Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim.) onun evlâdını. derler. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. hayli araştırdım. parmakla gösteririm. Hem bu hayatta. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. bize yüzünü . Muhammed ona. hata ancak başka şeylerdir. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. «O âlem daha hoştur. 65) Onlar. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. Ey kahpe bacılı.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. Orada bir de Arap vardı. Yukarda sözü geçen mücevher. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. Onların benim halimden haberleri yoktur. açıkça görmüş olmayayım. O. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki.» diyorum. Allanın Resulüdür. A. Bu senin işin değil. «Bunu at!» dedi. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim. Ona ne isim vermişler diye gülersin. Nişabur dili konuşurdu.A. bütün bu işleri altüst etmiş.). bir kahraman gelmiş.» dediğin için o çok ağlamıştı. Bu takdirde eğer.» derlerse doğru söylemişlerdir. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. hadisten. Allahya emanet olun dedim. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. bana yakınlık gösterdi. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. tâ ki Allahı da bilsinler. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi. akıl hata etmez. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. gelip gelip gitmesinde değildir'. Hazreti Muhammed (S. «Hayırdır inşallah!» dedim. «Muhammed. kitabı Ömer'in elinden çekti. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. Yoksa ne bir gün ne on gün. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. İmanda tatlılık.» anlamına gelen mısraı okudum. Gece yanıma gelince üzülüyorum.» dedi. ki bu yol niyaz sermayesidir. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. diyorum. Saklanması gerekli olan bir mücevheri.) devrinde Musa'dan söz açılsın. Aklın fetvası budur. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. Öyle bir insan. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok.» Yolda ona. lügattan anlar. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. «Hayır. Yahya'ya «veli. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum. Nasıl ki. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. bizi görür. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. O bana. diyorsun. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. Kuran'dan bir şey anlayamazlar. Hiç bir şey anlayamadım. A. «Sus. Şahap hoş bir kâfircikti. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. Sordu: «Bana hoş geldin. kendileri için faydalı olur. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini.» demişti. elinin içine koyarsın da yine göremez.» Onun bu apaçık inancı. Çünkü o günahsızdı. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. Şirin bir kimse var. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir.olsun. onu gözle görebilmek mümkün olsun. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. Nahiv'den (Sentaks).» diyor.

O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. Şeyh Muhammed. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap.çevirirse. mevsim kışa rastlar. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. öyle değil mi?» dedim. Halbuki ben onun haline gülüyordum. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. bizden faydalanır. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. suya gitmek zor geliyor. zahiri.» dediler. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. Artık. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. gönlümü alırlar. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. evet. beni dişleriyle ısıracaklar. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. arkadaşlar arasındaydı. buna şaşmamalıdır. Mecliste-kiler. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. kışı bahara döner. Ben böyle düşünmemiştim. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. halkın âdet ve anlayışına göre değişir.» buyurulmuştur.» diye bahane uyduramazsın. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. kendisini desteklediğim için gülüyorum. O Hallaç. Bu eski bir kanundur. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. bu şeyhlerden çok. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. O uykuda idi. Kırlar karlarla örtülü. Ama bu bütün okuyucular için değildir. erkeklik organlarım kessinler. Şu halde başka okuyanlar. rüya görmüştü. «Hayır. «Bu şeytandı. bâtını. Şeyh Muhammed. bu ne haldir?» derdin. «O öldü!» diyor. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. bahar yerine kış gelseydi. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. yalvarmadır. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. Ben oraya gitmiye bilirdim. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki.» dedi. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. O gibilerin sermayesi niyaz. O zannetti ki. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. Bu onun işidir. «Eyvah. feryadı bastırdı. «Sana göre de bu mana böyledir. şüphe yok ki. (M. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. kemancıya. gizlendi. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. güzden sonra da kış. bana itibar eder hatırımı sayarsınız. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. en seçkin kulların mertebesidir. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. kendiliğinden dolmuştur. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. O gibilerin. erken erken kapıyı vuruyor. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım. «Sen zahmet etme. Çünkü kış. Kuran onlara lanet eder. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. O saat gelip çatınca. bahar olmazdı şehirde gizlenir. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. Nişaburlu Şahap. (M. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. Ama hiç düşünmemişti ki. Şeyh Necib'in mürididir. bir lütuftur.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. Bana. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. hafızlar da vardır ki. Sen kendi kendini göremiyorsun. diyordun. benden daha kuvvetli yaşar. Ama bu yedi mana lâzım değildir. soyunur çırçıplak olur. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. Bu kanun değildir. Kış. Çünkü o. Bunlardan her biri. Allahın has kulları ki. Gündüz olunca geldi gördü ki. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . Şeyh Muhammed. Medreseye geliyor. burada bir zorluk yoktur. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. hattâ batının batını manası vardır. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur.

Hele şu saatte. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak. dedim. ben. «Artık geri dönünüz. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. bunun nasıl olacağını anlatayım. türlü işaretli sözler söylemiştir. Dağdaki Zâhid . Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. O. armağan kabul eden bir insansın. araştırıcıdır. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. Dünyayı isteyen. sahtecilikte Şeyhsin. benim henüz sakalım yok. Ama hiç faydası olmayacak. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. sen niçin ona gelesin. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. olgun kişiyim. niçin sana gelsin. ben de cevap vereyim. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi. 69) buyurmuştur. Halk içine girmiş. O. «Ondan başka ilâh yoktur. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir.» derlerse vazgeçelim. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu.A. size. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. O. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. Senin söylediğin.). tekkeyi bekleyen.» demiyor. Bu güneş. Sen bu görüntü karşısında. Ben ondan söz aktarırsam. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. sen îmad sayılırsın.» diyecekler. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. Ben ise Şeyhim. Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. Kuran'da ulu Allah. sen İmad'sın. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). ben değilim demektir. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. bir gün gelecektir ki. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. Diyelim ki. Bana kesin olarak söz verirsen. biz de onlardan değiliz. göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar. Eğer bugün. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. Bu asla söylenemez de. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim.» dersin. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. «Nöbet yoktur. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. (M. âlimdir. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. «Biraz dolaşacağım. göklerin de ışığı ondandır. neşe ve hoşluk olur. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. o camide bir mimberdir.» (Ankebut sûresi.» sözündeki o. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. Sen ise tezvirde. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. îşte bu âyet. haraket ve gülme günüdür. Hazreti Muhammed (S. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. O gün raks. onların arkasında kalmıştır. Mevlânâ bizden çekiniyordu. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. «Bize de bakınız ki. Nasıl lâyık görürsün ki. vaizdir. derler. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir. bu nükteye işarettir. Sen sor ki. Halbuki yerlerin de. sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. siyah perdeler altındadır. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. Halbuki onlar bizden. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. Güneş bütün âlemi aydınlatır. senin davan Allahyı görmek bahsidir. Maklub'dur (devrik'tir). Yüzleri göklere dönüktür. bu. Allah için! Onların saçı sakalı var.

Misafir derviş. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. ya öteki taraf.» dedi. borç değil. kendi kendine. «hoş nefes dervişlik gereğidir. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. 70) Bazan o âlemden. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir. bekâr yaşa.» dedi derviş.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır. taşa doğru yöneldi. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. Allah. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. hep tek başına kal. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım. Bir gün garip bir derviş. Ariflerden. Pek tatlı bir nefesin var.» buyurduğunu unutma! Bu. Derviş Padişahın huzuruna gitti. ama o artık insancıl bir zâhid değil. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. (M. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. «Benden bir söz dinle. Zâhid. belki dağ adamı olmuştu. hiç bir tarafa da iltifat etmez. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. «Bu derviş her ne isterse vereyim. mülk. Gönülden. «O halde tövbe ettim. Zâhid. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. Öyle bir hale gelirdi ki. söz senin varlığınla tamam olur. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı.» dedi. Yani bu âlem halkının işi. büyüklerden bir şeyler naklederler. Benim düşüncemde de. dağdaki zâhidin ziyaretine gider.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. hem sessizliğin ışığı. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur. Ama Hazreti Peygamberin. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. Bu bir hikâye değildir. Bu. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar.» dedi. «Böyle söyleme!» dedi. Şah. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir.» demiştin. Adamcıl bir kişi olsaydı. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. derviş hangisi belli olmasın. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir. tövbenin. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. peygamberlere. atından indi. Hele kadın al. bayram değil. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . bu nasıl olur? Yani gönülde olan. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. ancak sen çok merhametlisin. hem de konuşmanın faydası gizlidir. Çünkü sükutta. Hem öyle bir eve gidelim ki. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. Mal. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. Ona sordu: «Yahu. O geçen günler bir şey değildir. Ama bazan da aldatmacadır. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. Hani o gün bana. Bu saat tamam oldu. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi.» «Evet. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim. ruhtan. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. misafir derviş. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor. burada kalma derler. gönlü kabardı. 69) «Sen divane misin?» deyince. bir aziz oradan geçiyordu.» dedi. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. Tâ ki. Ama bu bir ödünçtür. Sen benimle bir kaç söz konuştun. «Senden bir şey istediğime pişmanım. (M. selâm verdi. dervişin ziyaretine gitti desinler. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. İnsanoğlunun taş ile ne işi. kendi kendine. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. «İslâmda rahiplik yoktur. orada Şah hangisi. evlenmemenin. Sonra. Zaman zaman emri terkediyorsun.

Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki. «Nerede o kurban ki. o ben olmayayım!» dersin. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. Haktan sarhoş olarak geldin. (M. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. o öğütlerin etkisi görünsün. 'evet' deyiver. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. «Ben ona inanırım. Sana hoş gelir o temaşa.» demiştin. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. İmad sözümü dinlemedi. Asla bu halden daha ileri geçmem. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. dersin. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. Mevlânâ. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur.» diye düşündüm. Karşısındakini susturur. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. Ben. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı. ömründen bir gün dahi kalsa. ruhun azığıdır. Halbuki emirler. bir gün suyu azalır diye denize acırlar. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi. sohbeti hoşuma gitmiştir. Bu söz. «Yazık olsun bana dersin. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. belki ona uygun cevap verirdi. . Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. Bunlar gibi bin tanesi bile. bende bir umut belirdi. çok güzel ve tatlı olurdu.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır.» derdi. Ama Sultan onu öldürmedi. Eğer. Onlar için tek başına kalmaktansa. beni ihtiyarlattı. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. Ama sen. binlerce kadeh boşalttığı halde.» demeğe gönlüm razı olmuyor. yaradılıştan hazırcevaptır. size başkalarının yardımı gerekmezdi. Evet bizim yanımızda söz haramdır. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak.» diyorum. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur. acele etti. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. ondaki zevkin arkası kesildi. «En iyisi. Batın bahsi bütün bunların dışındadır. O. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. O cömert yeni müslüman için. Bu imanın sırrıdır.» «Evet.» dedim ve kendi kendime. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. ama izinsiz olursa.» buyurmuştur.kusurlusun. Halkın yabancısı sanır ki. «Hayır sen değilsin. sana da hiç bir zararı yoktur. «Aman. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. benim sohbetime dayanamaz. o zahir ehli kişiler. yorumlamak istemesindedir. daha hoş. Meselâ her hangi biri için. Sultan Mahmud. aklı başında insanlar da vardır. Bütün fenlerde. benimle birlikte oldukları zaman da. ne beş gün. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden. böyle söylemez. Ayaz'ın aylığını kesti. O derece düşkünlük ve kırgınlık. böyle düşünmez. Çünkü. Ayaz. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. «Hud sûresi ve buna eşit emirler. Bayezid. tulumdan sızan su gibi akar gider. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. daha kutlu.» diyorsan. Ne bir gün. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. bu olgun bir gençtir. ben gerçi içtim. Çünkü Sultan daima. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez. onunla öğüt bahsinde konuşurum. kendi çevresini bilen.» dedim. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim.» derdi. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. Çünkü sen ona inanırsın. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. her ikimiz de aynı şehirdeniz. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. «Tövbe etmiştir. «Senin yanında konuşmak bana haramdır. Kezervanî. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın.

A. Savaşta. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım.) dilersen. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. Çünkü Ayaz. Bunu kimseye sormadan kavramıştır.) sonra Allaha da iftira edenler. Kadın koynunda yatakta. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. Lâkin biliyorum ki. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. yahut üstünü başını ıslattığı. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. konu dışına da çıkamıyorum. Sultanın her halinden anlar. erkeklik üç yerde belli olur: 1. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. 2. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi. . mizacını.) söylemiştir. Bu yola geldiğim zaman. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. Sizinle bir sır konuşurum ki. eğlendirirdi. onu Hazreti Muhammed (S. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim. söze yalvarıyorum. Bir suç işlediği. sen de bilirsin. üstün bir zattır. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. Huyunu.Hazreti Ali buyurmuştur ki. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. bir vezir vardır. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım.' Diyelim ki. ariften daha üstün bir şey yoktur. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur.» dedi. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar. etrafında ateş yanan bir kabirdir. o kararsızdır. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler.» dedim. Bazan vaz geçiyorum. Onu severler. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. rahattı. Talip isteğinde kemale ermiş. onların söylemediklerini söyleyenler vardır. canından güvenli idi. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim.A. «Nasıl bilmem. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır. Kendi kendime. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. Sultan. hiç bir şeyden korkusu yoktu. (M. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi). Şüphe yok ki dünya. anlat bize!» dedi. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. O. «O büyük âlimdir. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir. bende de bir hal var. Bu bencilliktir. gençler de yaşlılar da âşık olur. içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. Aldanmamak için alışverişte. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. avların en büyüğünü avladı. onu mezara kadar götürür. gönlün açılsın. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle.» dedim. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü. isa'yı görmek de böyledir.» dediler. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S.A. O halde yürüyelim ki gözün.» derler. Vezir. o hamam külhanından vazgeçiniz. «İşte senin âlemin. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. Dünyadan konuşanları dinleme. onu bütün gün neşelendirir. Ama sevgili. seni hiç kimse bilmeyecekti. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. sözlerindeki tatlılığa. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. vezire bir sır emanet ettiği zaman. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. «Orada ne işin var. Ama bana gelince. 3. «Ama ben bilmiyorum. Bu bakıma göre. Ama işin sonunda.» diyeceklerdir. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz.

o su göndermiştir. benim cevabımı düşünme korkunçtur. yeri ve göğü. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse.A. hep böyle idiler. senden daha korkuncum. ah!» diye ağlayan hoş ağlar. Şimdi ise hiç çekinmiyorum. Ben. Bayezid-i Bistamî ise. sevgili neredeyse.» «Düşün bir kere. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. «Ah. sorduğun soruları düşün bir kere. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. O beraberlik benlik davasından uzaktır. bu adam. Eğer anlasaydın. içinden gelen bir ses sana: «Bu. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. Adlarını söylerler. «Bu adam zayıftır. Hazreti Peygamber. sarsılırdın.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. sen de. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider. Yüce Allahm. «ha. Velidir! Bu. büyüklerini de rezil ederlerdi.» Bunu benim hamlığıma verirsin. Lâkin bu derecede değil. Allah onu bize. ha. soğuktur. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır.)) söyle.» dedim. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir. Üç kere. sen de «Âmin!» deyiver. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir. asla buradan geçmeyin.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. esinti ile savrulan tozlar gibidir. «Âmin!» deyiver.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın.» dedim. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. Hazreti Muhammed'e (S. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. (M. Uzayda. Şüphe yok ki. bizi de ona bağışlasın. güçsüz ve biçaredir. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır. Zavallı felsefeci. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. seven de oradadır. işte burada hazır olan velidir!» derdi. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . Ama bu hep böyle oluyor.» dersin. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. mideni de üşütür. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. benim gibi bin tanesini bulursun. gerçek bir tarafı vardır. Ekşimiştir. ha!» diye gülen öyle gülmez. İşte şahneler oturmuş size. Dediler ki. Her çağda tek bir gerçek vardır. yedi feleğin dışında kalmıştır. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur. Ama nasıl diyebilirsin ki. rezil olurlar. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. Daha ne kadar. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. Hep pişirdiğini yeme. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için. onun için bende bir korku belirdi. «Yol bu yol değil. o testi su ile dolmuştur. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. ne de taşlardır. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. Üst tarafı rüzgarla gelen. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir. âlemin Doğusundan Batısına kadar. «Bu. Nasıl ki Kuran'da. 7) buyurulmuştur. bütün vücudundaki organlar titrer. ha.' dersen. ama «ha. ne dağlar. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. açık saçık insanlardı. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür. Ama bu gafletde bir sebep vardır.» diyorlar. ah. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. kalbin çarpar. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek.

). Ancak onların hasretini terennüm etti. heybete üstün gelir. kalbi yalanlamadı. «Kuran'ın yediye kadar zahirî. sevilen. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. yüzlerini görmek arzusundadırlar. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki. Bir kimse ki. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. ona. Bayezid'in bundan haberi olaydı. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. her iki tarafı da korur. bu suretle tanıtmışlardır. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz. onunla çok kere doğru yolu bulurlar. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. 'öyledir* deyiver.» buyurmuştur. Ey Hakka yakın kardeşler. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. ululuk konusuna gelince. çok çetindir. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. Yolculuk bittiği zaman o.A. Çok kere kendisinden faydalanırlar. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır. gözler görmedi. Heybet.» Gerçek Allah adamı. peygamberler bunlarla buluşmak. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. belki H söyler. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır. İkincisi. batının batını manaları vardır. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. (M. veliler. ikincisi huzur alemindeki korku. perde arkasına alınabilir.» dedi.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. Belki de Hak nefesidir. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. ağırbaşlı hareket eder.' 'eyvallah' de. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste. asla «ben» sözünü ağzına almazdı. «Bu. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz. kapalı söz konuşmadı. «Evet.» diye söylenir. Ama çok zor. Beyazid (Bistamî). Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. başlangıçta da öyledir. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. Biri benim yanımda esrar içmeye. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. son zamanda «zün-nar» istemişti. umulur ki o. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. bendeki irade kuvveti. Hazreti Peygamber. Onlar kendilerini apaçık göstermişler. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. Hakîm Senâîciğin son . batini manayı veliler. Onlar ilim yolcularıdır. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur. Kuran'ın Allah kelâmı. Yer uygunsuz. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. kat kat faydalı olanlardan da değiliz. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!. «Kulaklar duymadı. Dilerseniz. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır.» derler. Bundan dolayıdır ki. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. yabancı sayılmaz.» buyur ulmuştur. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. batini. yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). Nasıl ki. Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. düşünceli. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. Konuşulmaya. Halk arasında onun sözleri. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. bütün Allah dostları. Hazreti Muhammed (S. Ama o. halkın en azizlerindendir deyiniz. Nasıl ki o. filân zatın sözüdür.

Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. zannedersem gibi sözler hep böyledir. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. o yüzden. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. derhal başı araya gider. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. Eğer. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. esrar doludur'. kitapla geldin. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. soru sormakta acele etti. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. Siz nerede. Çünkü Musa. bu açık sözden. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır. Çok kerre görülmüş Bir kimse. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. bedenlerimizden (irkmektedir.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır.» Çünkü Şeytan. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. Aşk böyle olur. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. Meğer ki o. bunu kesin olarak söylemiyorum. Seyyid Burhaneddin'den. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. O bundan uzaktır. (M. «Kolaydır. deniliyor. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. Bütün hali alt üst olur.günleri. Siz benim dostum değilsiniz. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. Hızır. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. . O tepeler. helak olur. Onlar mahrum kalmazlar. keski. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. (M. Benden bir söz işiten herkes. meğer. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. Acele ise Şeytandandır.» diyorum. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. damdan düşer ayağı kırılır. Bunları görüyorsun. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır. Büyük bir sır vardır ki. Sen bir İbrahimsin ki. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. O bu işin adamı değildir. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. Musa'ya. imanı gider donuk bir hal alır.

Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. Benim önümde. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. Başka bir saatte daha iyi söylerim. Unutmayın ki. sudan bahsetmez. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. Ama gizli değildir ki. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. o cihan bu cihana geliyor. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. 78) Hazreti Muhammed'in (S. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. günah işlememek eğilimini artırsın. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. Mevlânâ'nın yanında idi. hepsinden daha yetkili konuşur. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. Onlardan daha üstün. Sende aşk galip ise. Bütün bu sıkıntılarınız. onlardan daha güzeldir. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. ayrı bir yol daha vardır ki. gramer. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. söz yorumlardı. beni dinlerken. yeşil. temel bilgilerde. Benim maksadım armut istemek değil. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. Hazreti Muhammed (S. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. A. (M. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. Dedi ki: O. Eğer alnında bir nur. bu cihan halkından başkadır. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. A. Allanın da galip olduğunu anlarsın. din bilgisinde. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. O. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. o sayede sükûna kavuşsun. Yahut. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. hiç bunlara benzemez.). Benim. Bunlardan daha kısa. Dostum yanımdadır. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. yüz binlerce propagandacısı vardır. Dağ gibi büyük bir adam. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. ilimden.Mevlânâ'ya gelince. tartışır. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. «Ondan hoşlanıyorum. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. o günahı işlemeden tatsız düşer. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. onu mühürleyen zattır. Size bu daha faydalı olur.» Çok etkilenmişti. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. sentaks. Çünkü bu sohbet. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır.). «Ona. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. Söz söylerken de havadan. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. Hazreti Ebubekr. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. Sade bu yorumlama değil. Ondan sorma. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz. Ama Hazreti Muhammed (Ş.). Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. Onlara dedim ki. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. ama susmuştur. marifetten doğuyor. ne bu cihandan ne o cihandandır. alanın hatnnı . onlardan daha zevkli. Gerekirse. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. îyi bir kanun konulmuştur. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. sana ben söylüyorum. Dedi ki: «Bu kulak.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. Bir kerre de Pir. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. onun. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan. daha tatlı konuşurum.» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. A. O hayal. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı.» dedi. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. Bütün fenlerde. (M. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. hoş olmaz. Ona.

Şeytanı da ölür. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. gizli âlem açığa çıkmıştı.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır. İzzeddin onu kabul etmedi. O. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. ona her şeyi açıktan açığa anlattım.» sözündeki mana gibidir. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . Bu değişiklik nisbete göredir. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. Allah hakkı için ona inanırdım.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur. doğuşta. Sonra onun nefsi de dirilir. hem içindekilerin! yakar. belki onun yoluna girmektir. ama bu gün gördüm ki O da niyaza. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. Şimdi. Çünkü onunla çok derinlere daldım. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim.» dedi. Yani başka bir deyimle. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur.» Ben o kadar demiyorum. Ben işin aslından. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi. Ondan bir görünüştür. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. Bundan sonra bana kazanç haramdır. onu bulur ve görürsün. hem de adalet bakanına karşı savunasın. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. O tarafa dönüp bakmasın. (M. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. perde aralanmıştır. tabana göredir. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim. Şu halde. Bu duayı eden kimse. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. onun cemalini özlüyor demektir. Sen bu aslı kurmaya bak ki. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. bunlardan biri açılsa. Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim.» dedim. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. Gerektir ki emrimi kırmayasm. temelinden bahsediyorum.) uymak hususunda. bir takım isteklere kapılmıştır. «Elbette ben çıplağım. ancak Allah yoluna girdiğini anlar. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil.» sözünde küfür yoksa. A. bu sözün manası o değilse. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. benim okumadığım bir meseleden bahsetti. Senin bu yaptığın.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. Nasıl olur da. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. Hazreti Muhammed'e (S. O. Sana güvenerek söyledim ki. yalanladı. «Her kimin nefsi ölürse. sen hem kadıya. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. iki defa abdest almış demek değildir. Abdest üzerine abdest almak. «Evet ben onu okudum. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. Çünkü burada değişik bir mana vardır. Kul. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. Ama bu.dünya tarafına çekmesin. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil. İmad dedi ki: «O söylediği söz. Allahın kendisine kavuşmadığını. diyorum.» sözünün manası. gözleri açık olanlara göredir. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. Onun en ufak işareti budur. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. onun makam ve mertebesini istiyor. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir. onlara zor geliyor. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. Allah cemalidir. sentaks yönünden doğru değildir. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara. özür dilerler. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise. dedi ki: Bediuddin. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. hem dünyayı. kapalı konuşurum. Bu. sana hiç bir zorluk olmasın. Dünkü gün. dervişçe başlarını eğer giderler.

«Her kim nefsini bildi ise. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek. arkası kuvvetlidir. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. o sözün de arkası kesilmez. «bana iftiharla hizmet eder. ben de öyle bir yere gideceğim ki. dilediğine ettirmez. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. sabrı kadar sonsuz olur. İnsanı mest eder. Sıcaklık soğukluğa. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır. akıl yönünden nasıl olur? dedim. Çok güzel. Bu. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. murdar. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur. ama bundan.» .» sözünü. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. Böylece. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. hiç bir şeyden gam yemez. Senedi. Halep' te oturmuş. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz. sana çok görünüyor.A. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan.dayanağı olan kişinin gönlü şendir.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın. nereye gideceğimi. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. İyi dikkat edin ki. 43) buyurulmuştur. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. On beş sene çok kısa kalır.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. hiç ses seda gelmesin oraya. «Şeyh İbrahim burada olaydı. onu dilediğine isabet ettirir. «Sen ki Padişahsın. O da bu yemenin. kendinden geçti. içmenin.» (Nur sûresi. Eğer sen bu fikirde isen. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur. demiştir. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz. soğukluk sıcaklığa karışır. (M. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki. . uyumanın ne olduğunu söylemez. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. beni kurtaracak olanın kim olduğunu.» dedim. Hazreti Muhammed (S. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. O. Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir. Dağda. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. sual daima cevap cinsinden olur. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. bu türlü insanlardan değildir. Allahdan bir iz aradı. Bu takdirde onun kahrı da.» Dedim ki: «Herkes talip değildir. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir.» diyebilsin. (M. Hele senin.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. geri döndü. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. onların kulaklarına üfleyeyim. 82) Kuran'da.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim. sen de oraya kulaklarını tutasın. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. bari beni tanı. Sultana karşı. yüzümü ona çevirdim. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar. Kadı Şemseddin'in dediği gibi. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. Bana dost olan bir kul. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. Ben bir şey okuyayım. baygın hale getirir. meclise gel de seni göreyim. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır. Allah başarı verirse. mahvolur gider. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken. Mevlânâ ona lâyıktır.

Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. Mekke bu âlemdendir. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek.» dedim. Yol işidir bu. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. O sıfat. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. behey eşek. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. O gözle görmek. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. Bir İstanbullu. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. Nasıl ki. ne bu çileyi. öteki âlemdendir. maksadına eriştirir. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir. onu hak yoluna yöneltir.» hadisinde de maksat aynıdır. ona hizmet etmek. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki.» dese. o zaman sana yaraşan orada beklemek. Peygamberler de böyledir. (M. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse. Ancak ulu Allah. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. henüz görünmemiştir. Yolculukta sana yük olur. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın. Mademki İslâm gariptir. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. iman ise bu âlemden değildir.» mı dersin? İşte asıl maksat budur. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver. Nasıl ki. «Mekke bu âlemden. gözle görmek gibi değildir. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. Mademki o engel oluyor. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana. perhizler yapsan bile. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. ne de bu halveti sorarlar.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. 'Behey ahmak. garip olarak da geri dönecektir. onunla istediğim gibi pazarlık ederim. ama sarhoşluğu büyüktür. o da bununla uyuşma halindedir. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. Şimdi bu benim elimde değil. sana göredir. o zatı geüresin. O sözleri. bizim matlubumuzsun. . o günde. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. bizim aradığımız. ölüm korkusu vardır onda. (M. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. Bu işten bir o anlar. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. O sözler. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır. madde âlemindendir. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. hadisten başka hiç bir şey gelmez. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. bir de hayvanı. Ona ben teklifsizce hükmederim. ben de arkadan geleyim. senden. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. sana gözünün ağrıdığını söyledi.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı. 83) onu buldun. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. bu onunla. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın.» nüktesi açıklanacak. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. o başka âlemden gelmiştir. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa. «İslâm garip olarak başladı. O anladı ki. Söze başlarken onun hatırına âyetten. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. nefisleriniz dipdiri. «Vatan sevgisi imandandır. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. Sen ilerisini düşün. Sana.» Onlar bundan başka manalar çıkararak. yahut da birlikte kadıya gidelim. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. «Haber. Mademki sen de gittin.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. Biri der ki: «Filan zatın oğlu. Ruh. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir.

bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. Bu nokta. Bir gün. değil midir. Allahyı inciten zavallı!» diyor. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. odur sanırsa. bana ilim yönünden bildirildi. öyle bir inanç var ki. 85) Bu. Bugün burada biz ve siz varız. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi. aşk deyince.» Burada. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim. Her harf siz. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. . Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. Belki o. her sessiz kelâmı dinliyor. I^.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. Allahnın oğludur diyenler. o yolun adamı idi. bu taraftan da sözler işitiyordum. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. Sözü geçen hadisteki mana. bu davettir. O mantıkçı idi. Bu onun tertemiz ruhu. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. kadın. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. toprakta bir yerin olsun da. Diyelim ki. sanki bu saat kıyamet saatidir. Allah onu. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. Has kullarından birini gönderdiler ki. Kadın atıldı. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. sadece kuru davacıdır. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar. onun da bilgileri çoktu. aşkın son mertebesine daha yakın idi. Bir insan ki hakkı aramaktadır. Mev-lânâ'nın da. kemal mertebesidir. ruh kokusu almışlardı. ruh sarhoşluğu fazla idi. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. Dervişte.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. bu Firavunda yoktu. işaretsiz sözü. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır.) makam ve hal mertebesi değildir. Aşkın yorumuna gelince.z filandan çıkmıştır. ona saadetini yakın olarak öğretsin. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. Hadiste. son gündür. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi.» dedi. kıyamet günleri gelmiştir. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. altın. Bu. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. her sözün derecesini anlıyorum. ibretle her tarafa bakıyor. ona yol bulmuşlardı. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. şüphelenirsek bakarız. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. aşkda tamam değildi. Bu mertebe. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. talep davasında-dır. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez.» dedi. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. Evhad (Kirmanî). bu iş senin işin değil. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. Belki. Şüphe yok ki onlar. Diyordum ki. Zannediyoruz ki. «Otur ey avrat!» dedi. «Hayır. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. her şey kendi arzuna göre olsun. onun Hal mertebesi değildir. Allah kullarında. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. İsa'ya. Eba Yezid. ama yakın ve kesin değildi. önce bilmelidir 'ki. Allahdandı. «O halde. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. A. Her ikisi birbirine karışmış olsun. Eba Yezid sustu. Suda. Bu da. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun.» dedi. Çünkü her neyi. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. Vaiz hemen. sen istiyorsun ki. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. bilinen manada doğmuş demek değildir. ruh kokusuna erişir. ama ayıklığa yakındır. (M. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. Ama Firavun. o şüphenin dışına çıkarır. Şimdi her sözü işitiyor. bu s. Hazreti Muhammed'in (S.» buyurulmuştur.

Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. Korkarız ki sonra dağılalırn. Halbuki benim gücüm her şeye yeter. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. Bazılarına hevesler. Nasıl ki âyette. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum.» (Nahil sûresi. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. yüzün kızarmıştı. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin. barışık yaşarlardı. daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. kendin de yiyemezsin. Aşk. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. O gün. Âşıkın hali böyle değildir. 87) binası onun için yaratılmış. denildiği gibi. Her şey onun içindir. (M. Bu günün işi. bazılarına da aşk. bu doğuştaki beraberliktendir. Meğer ki. Ben sizi yine toplarım. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. ama başka biri de bizimle sohbete. Hadisde. bu toplulukta Allah vardır. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. ezelden beri vardır. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. H. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. hep bir arada. der. Nasıl ki. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. Sultan olduğunu bilir. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir.» diye hitap etti. Sultan o kişidir ki. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. Şu hale göre Tatarlar. 128) ve ayrıca. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. aradığınız o Allah adamı. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. hep birbirinizle. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. bizden uzak kaçar. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir. Bu kâinat (M. döşemiştir. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. bozguncuların da. dostluğa lâyıktır. Yani önce yoktu sonradan var oldu. bu yüzden duraklamalar görülür onda. Ancak bana sığındığınız için. 86) Ama bunlar onlardan değildir. îşe önceden başlamak gerektir. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. Bazı filozoflar. «Ah. O sırada oraya. her yana ve her yöne başvursun. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. Ben önlerine çıktım. Geciken vaatler unutulur derler. ona erişmiştir. Onlar. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. Mademki bizde de bir eğilim var. ferman senindir. O. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım.. gelmesinler diye oyaladım. O aradığı sevgili kendini göstermezse. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum. boğulur giderler. kadîm'dir. Her ne kadar. onun için döşenmiştir. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. îmad da onlarla beraberdi. 41) buyurulmuştur. O evde. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. ruh ezeldendir. aradığını bulmuş. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. Zaten.» dediğimiz zaman. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. çalışmakla da elde edilemez. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. o bu kâinat için yaratılmamıştır. benim dersem. «Ruhlar toplanmış ordulardır. Bir mutlu kimse vardır ki. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın. Karanlığa gömülür. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. gam vaktinde bana sevinç verecektir. isterse gelir isterse gelmez. diyorlar.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. Ben de sana. bu sarayın içi dışı. işte bu sebeple.» (Tövbe sûresi. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır. size. Artık bundan daha açık söz. Bunların etekleri ıslanmak değil. Bir kimse vardır ki. Sonra o başka bir yere göçmüştür. derler. Ama bu topluluk da çeşitlidir. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. sevgiler yoldaş olur. bir şeyler koparır. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün. yarına bırakılmamalıdır.» buyurulmuştur. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. onun kölesidir. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. Sarhoşluk ediyordun. «Allah bizimle beraberdir. belki baştan ayağa suya batar.» . bundan daha beyaz yoğurt olamaz. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. Böylece îmad ile o H'ye Allah. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır. nefsine düşkün bir sofudur.

diyebilirsin. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. onun günahı ancak şu sözdeydi. Yahya'ya. Bazıları da. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. kârın bu oldu. Her günahın ardından karşıma gufran gelir. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. Peygamber i^in. son derece hoşlanırlardı. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. lisanından dökülür. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir. o hayalden de başka bir hayal doğsun. ve velilerin özledikleri bir sevgili. Ama onun dostları. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. ölüm sırasında yüz gösterir. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir. Bir gün. İsa'ya gizlice secde etti. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. Peygamber Aleyhisselâm. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır.:» (Sebe sûresi. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. (M. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. yüz bin lezzet bulur. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. bir kısmı da onları görüp. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. Ayağımıza el uzattın. size bir ziyan vermesin. Önce senin bir işin yoktu. Ancak daha fazla açıklayamazdı. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. (M. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. Bundan sonra öyle görünüyor ki. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem. Şeytan. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. Ömer'e bambaşka bir hal gelir.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. Onu görmekten. Ona bizim âlemimizden bir hayal. derler.» Bu kırk sabah. Hazre-ti Peygamber. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil. Nasıl ki Kuran'da. onu arama yolunda can verir giderler. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. sizinle çok savaşlar yapar. içki içmezdi. Sen ne zaman dilersen. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. Ebubekr mest olur. Çünkü o çok meşguldü. Bu nedir? Korkudan. tatlı sözlerinde de. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. bu günahı işle ve söyle. müminin gönlünün anahtarıdır. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. sözünü bitirmişti. asla o evden dışarı çıkmazdı. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi. onun gönlüne perdeler çekilsin. Bazılarına da. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir.» Bu. 15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. öyle ulu bir zat olduğu halde. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. O kimdir ki.

Herkes sağa sola koşmaya başladı. Halk. Ama sofîye. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır.» demek. sonra kâfir olurlar.» dediler. mümin olarak gidersin. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki. o büyük zatın günlerine erişemedik. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun. söyle. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi.» dedi. mümin olarak gidersin. Ama hakikat yo-nünden o. yani küfrü imandan üstün gelmiştir. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki.» sözüne güvenir. Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? .» dedim. Madem ki son nefesinde. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı.» Arkadaşlarım. 60) yolundaki öğütler. korkutmalardan. işte o kimse veli olur. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi. ayrılacaktır. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. Kuran'a aykırı konuşmaktır. «Bu ne biçim şeriattır "ki. Bu. âyette bildirilen.» dedim. Her işi Müslümanlık olur. gerçektir. 'Allaha. «Ben. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. gidince söyleriz. Ben sözü doğru söylerim. «Nasıl istersen öyle say!» dedim. şu cihetten doğru değildir ki. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz. Bu yolda konuşmalar. doğru yola da yöneltmez. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış.» dedi. Adı Âdem idi.» dedim. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. «Biri ben isem. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap.» dedi. Ayaz gözden kaybolmuştu.» (M. ona. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. Bu çok bir şey değildir. neticesi halkı uyutmak. 135). Çünkü ayrılmak istiyor.» dedi. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. Çünkü hakikatte. «Onu biz" ayırdık.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin). onları gaflete sürüklemek. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. Firavun da öyle olmalıydı. Şemseddin onun velisidir. Ama. gittiğin yol doğrudur. halka Zaten halk. Evet. Meclisten biri. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım.Gerçek iman. Biri. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. «Gel sofî budur. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. «Küfürlerini artırırlar. onları kuyuya düşürmektir. işinden gücünden alıkoymak olur. istersen yürü. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. O sırada.» dedim. kıçına zahmet ver. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. «Hayır! Bu bana iftiradır.» (Nisa sûresi. o saatte iyi bir sofi idim. bu cihanın renklerine boyanmadan. terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok. «Kuran'daki bu müjdelerden. küfürlerini artırırlar. işte ben onun oğullarmdanım. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse. tembeldir.» dediler. hele bir düşüneyim. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. Peygambere. bu lokma bana haramdır. bu lokma helâldir sana. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. diyorum. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı . «Gel. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M. yüz bin kere daha korkunçtur. söyle! Sofilerin edeplerinden.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. şeriat yönünden iman sözü dile gelince.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. Allah. Yolda aşırdılar. Eğer bu yolda yürür. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. gerçek mümin olabilir. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. hep onu araştırıyordum içimden. Allah onları yarlıgamaz.' (Nisa sûresi. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti. onu ziyarete geldi. safaya ne eksiklik verir bu. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru. önce iman ederler. «Pek güzel! Bu sofî değil. Hemen emir verdi. Şemseddin her kime küfür ederse.

Bunlar. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. berrak su görüyorum. cimrilik yönünden söylemiyorum. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. Bunu onlar göremiyorlar. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. sana her zaman. Bu bir büyü gibidir. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. Ancak seni mazur göstermek. Diyerimki. Su ile dolu midenin. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. bir sır ve neşe var ki. gözlerinde ne bir kıl. kara kan. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor. O. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun.» Ben bu sözleri. onu şefkatle kucakladı. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. derler. bağlar. onlardan değildi. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. Ona. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. Bugün. bahçeler görüyorum. onlardan daha filozoftur. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. Bu bana bir bahanedir. Eflatun işitti ki. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. Bu da saçma sözdür. Hele fıkıh metodu daha da zordur. O halde gerektir ki. Ben kerem sahibiyim. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. ne de bir çapak ve toz vardır. çirkinlik. Aşkta. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. hep dünyadır. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. aradığım gölge de senin gölgen-dir. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. her taraftan bana yönelir. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. bu çok iyi bir şeydir. onların bunu kavramasına imkân yoktur. ağaçlar. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. hep kötülük. Sultan. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. iki kişi yan yana oturmuştur. Öyle ki. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. beni konuşur. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. Bu keramet sahibi de.» derler. Allah gölgesidir.» derler. onu inkâr ederler. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. o konuda boş sözler söylerler. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. fânilik ve zevksizlik âlemidir. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. doğrudur. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. kudret içinde kudrettir. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. beni dinler ve benden hoşlanırlardı.» der. Bu ilimlerin en kolayı. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. «içindeki o acı suyu dok de. gölgeleri. Sende safra. gidiyor. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. lezzet içinde lezzettir. içi su ile dolu bir testiye benzer. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir.boş duran atını gördü. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. benim tarafımdan daha güçlü idi. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. Çünkü bu topluluktaki-ler. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. Şimdi pişman oldu. Evet. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. . Onlardan utandığı için tekrar geliyor. Kelâm metodu ondan da çetindir. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. görenler. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. yeşillikleri pek hoş. hem başı açık hem de feryat ediyor. Bunlardan biri. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. Cana can katan derya gibi geniş. bağışlayıcıyım. sağlık esenlik getirir. O kerem sahibi de. sözümde gerçeğim. kerem içinde keremdir. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". Onun tarafı.

Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. adam susuzluk davasında yalancıdır. İşte öyle bir insan. başka bir istekte bulunmasın. insan sırrı ve aklı ile diridir. o yer yaratılmışlarla beraberdir. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. (M. Her hangi bir kul. Nasıl ki Kuran'da. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. Her kimi. ölüm ona olsun.da ancak Allahdır. Ancak ilâç istemeye baksın. yahut şekerli helvalar getirseler. Biri de vardır ki. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. Çünkü. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. o . Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. söyle de bari onun işini tamamlayayım. insanın aklı durur. «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. «Ben güçsüzüm. cehennemliktir. Nasıl. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın. kış gününde dışarı çıkmıştı. Şeytan'dır. eğer bütün peygamberlerin. Birden hali değişti. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. bu. Nihayet. «Allahm! onları koru ki. Şu halde.Mucizeler. bu sırada pek dalgın bir halde idi. Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. sır denilen o Allah vergisi. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. 94) Ona ebedîdir diyorum. Mevlânâ'ya işaret ettim. ben de bir noktaya işaret edeceğim. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. darlıklarım sana unutturur. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. o da yese. beri. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. kan içer. nerdeyse donacaktı. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. kahkahalarla gülersin. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem. güzel yüzlü görürsen. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. geniş gönüllü ise. her büyüklükten daha iyidir.» dese gerektir ki. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. küfür bile etse gülersin. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. Gariptir ki. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. . için öylesine açılır ki. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. güzel huylu. Bu âlemin sıkıntılarını. Hekimin karşısına gelen bir hasta. Mevlânâ. bir söz söyle dedim. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. ona uysunlar!» diye yalvardım. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. Allah.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. ama ezelîdir demiyorum. açık sözlü. 93) Şu halde. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim. Nasıl ki.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. yüzünde. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. kerametlerden daha güçlüdür. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa.

işsizlik hesabıdır.» Evet. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. O zaman. Onun seçkin evlâtları da öyledir. O. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. onun niteliğidir. burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır. Başlangıçtaki gidişe göre. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. söz benden ürker ve kaçar sanki. 32). sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. Şüphesiz sen hikmet sahibi. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. Allah da.» dediler. sonucu yeter derecede lâtif olsun. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. buradan dışarı acele çıkar gidersin. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. sonra neşterini saplarsa. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun. bir daha böyle edepsizlik etme.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. Siraceddin. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar.A. Bir doğuş yok. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. diye meraklanırsın. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım. «Sizin dininiz sizin.» dedi. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. Ancak. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. gençlerden. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir. Bizim bir bilgimiz yoktur. Giden gitmiştir. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor. Ey ulu Allahm! Hacamatçı. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. Sen. 'kancıklık etmediler. (M. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. bir gün şeyhliği de. meleklerin. Teravih namazı için.) candan. ikiyüzlülük. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. Hazreti Muhammed'in (S. 96) Bu iş hesabı değil. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar. kendisini bu mevkiye yükselttiler. sakallılardan. O. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. gönülden evlâdıdır. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. Bu saat hasret içinde geçmektedir. Ama. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. 95) O halde. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir. halvette dediler ki. «Vergilerinizi kaldırayım. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz. Başka biri de vardır ki. Evet kımıldanıyoruz. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın. «Bu güzel bir bid'attır.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. Kendiliğinden kalkıp gitti. Şimdi. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. demeleri gibidir. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. Bize henüz bir şey görünmedi. bilinmelidir ki. benim dinim benimdir. pişmanlık öylesine gerektir ki. (M. Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar. . «Olamaz. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir. Nihayet sen de bir din bilginisin. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. O dolaşmanın bereketidir ki. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

«Bu ırmak suyudur.» diyorum. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. yani keyfine göre karar verir. Oradan bu aşağılık âleme indik. Şu halde. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. Âdem. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. Her ne işlerse. ama irade muradı bilmez. son durumunu. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. Onun için. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. Ancak. «Kendimi kutlarım. Bu sözü çok dikkatle dinleyin. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. Sıcaklık soğuklukla. Bir kimseyi gördüğü zaman. Sarayda bir Padişah vardır.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. «Ver bana. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur. ağaçlar henüz görünmüyordu. şanım ne yücedir!» diyor. diye düşünüyorum. Ama. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun. iradeye uygun düşer. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. Sana. Kapı dışından . Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. Bu hep böyledir. 105) gibi birbirimize karışmıştık. Kandilin maksat ve manası ise. demek ki. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. «ininiz aşağı!» sesi geldi. uzaktan bir taş gördü ki. onun doğuştaki halini. evet şeriat da vardır. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin. hadis anlatıyor. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. ben de. bunlar ya divane. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. Ona fitil takarsın havadan asarsın.. Veriyorum.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. dane ve tuzak belâsı. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. Uzaktan. Dedim ki: Onların ululaması. Başka bir cevap daha var. yavaş yavaş yaklaşdıkca. O. hem mana yönündendir. Hattâ adınızı bile söylememiştir. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. Şu halde bu uygunlukta hem sureti. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa. Daneye kavuşmanın zevki. Padişaha giden yol kapıdan geçer. Bu söz sona ermiş değildir. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. bu varlık da meydana gelmezdi. Derler ki. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. Ansızın oradan. ama asla o işleri yapmayan. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. onunla çevreyi görürsün. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). Ama uykuyu kaçırmıyor. Buna karşı tedbir alırız. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem.» Dedi ki: «Ben. Kulak verdim. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa.» diyorsun. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür.Şeyh. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. kentler. benim halim o hal değildi. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi.. Söylendiğine göre. iradeye uygundur.) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. iradeyi bilir. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. Murat. ama burada söz tehlikelidir.» diyorsun. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki. Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. Fakat bazen de hevadan. diyordu. Başka ne . İş böyle olunca bir kimse. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. bu testi çorak bir su ile doludur. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. Uzaktan. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır.» Bayezid ise. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. yahut sevdalıdır. Ona dosdoğru güvenebilirsin. Nasıl ki. Allah buyruğunu tutmayan kimse. heybetle kendisine doğru geliyordu. A. bize.

» dedi. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. Eğer birisi. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. Bu doğrudur ama Kuran'da da. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. benim sözlerimde tekrarlamak. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. O şey ki yoktur. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. onlarda eksik kalıyordu. «Beynimi kurutuyorsun. Nasıl ki kul da hep onun halindedir. o bizimledir. Ona bizden dinlediklerini anlatır. Hep. «Eğer bana gelirse koyver gitsin. «Bu gece bizimle birlikte kal. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu.» dedi. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi. O. Ben ve Mevlânâ.» deyiniz. O zaman söyleyeceğim. Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. başlangıcı olmayan zamandan. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. Eğer sana gerekli ise. geçimlerini. bana kulluk etsinler. 107) «Ne diyorsun?» dedim. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. Ben bilmiyorum. Mevlânâ Celâleddin.» dedi. Babam bir yanlışlık yaptı. yani ezelden ebede. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir. «Bari gideyim bir çorba içeyim. O istiyordu ki. sen sus hiç konuşma. Meğer bizim gözlerimiz körmüş. bu buğanın kıçı sıkıdır.» anlamına gelen bir âyet vardır ki.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. Hazreti Muhammed (S. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. Bir hadis vardır.» dedi. onların niteliklerini yaratmayı.» dedi. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber.» Hoşuna gitmedi. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum. söyleyin de bari hoşça. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. Gel ki sana öpücük vereyim. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. Ama ben korkmayan ancak Allahdır. onlar zaten hep içerdedirler. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. varlıkları.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. «Burada ne yapalım?» dedim.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. Gazneli Sultan Mahmud'un. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki. «Ona sus dedim hele.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur.» Bana. ben onunla bir şey konuşamam. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. zahirde göründüğü gibi değildir. Ama uygun görmezsem hiç söylemem. «O her gün yeni bir haldedir. Kendisine. Erkekliğin devamlı olsun. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse. O sizden uzak olsun. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. Bu ondan değildir. 'Cinleri ve insanları yarattım ki.A.) zaten has kullardandır. Ona ne güveniyorsun? (M. bunun. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi. o mana. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki. Hoylu Muhammed bana. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. O da. bana hiç gayret gelmiyor. sana secde edeyim. «Şemseddin.» «Git!» dedi. Bu çetin bir konudur. lanete uğrarsın. (M. Bana. sonsuzluğa kadar böyledir. Ama bir kul ki. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. anlamaz.» dedi. «Ama benim derimi yüzerler.» «O halde şimdi konuşma. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler.» anlamındadır. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. eski konuştuklarımı tekrar edemem. Bizim bu Şahap da ahmaktır. Karar verildi. Şeytan onun yönünü kesti. diyemedim. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki. Bana bir yufka yüreklilik. Burada büyük tehlike vardır. «Ulu Allah. Dua ediyordu. îş verir. ona ne demeli? Bu yüzden de. bir ağlama hali geldi. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim. senin bir zındık olduğuna fetva versin. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. Dün gece iki üç kere sizi andım. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. Buna razı değiliz. Ama büyük ziyan olacak. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. yeniden anlatmak yoktur. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır. Nasıl ki. Ne desem ona uymak yaraşır. Sözü hiç tekrar etmeyin. Sadettin güldü. Bunları gizlice kaza ediyoruz. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. Burada. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. Ben de. Ebû Said (Ebül Hayr). daha ne olsun!» dedim. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. Sabah namazından önce .

Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. meşgul idim.çadırı kurdu. Ama ben onların lokmasını yerim. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. Yiğit gerektir ki. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. 109) Gönlüm hoş oluyor. işin içyüzünü açıkla. Onun gülümsediğini gördü. Böylece yapılan iş boş değildir. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. Yüzünü ekşitti. Sadettin-i Hamavî. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. yerindedir. Biri dedi ki: «Bir sorayım. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu. sözlerimden incindi. Bilmiyor musun ki. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim. Bu dünyayı görüyorsun. Salikler o yoldan giderler. (M. Alemde. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. o güzel huylu Sultan Mahmud. namazdan önce birer kurban keserlerdi. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. Ama çabuk söylemiyorsun.» Öteki cevap verdi: «Yallah. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. ölümü sırasında cesaretsiz davrandı. onların o kurbanda rızıkları yoktur. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur. O Bayezid de. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. başka bir yönden de anlatılamaz. Şahın buyurduğu gibidir. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet.» (M. imam efendi. Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. bi Padişahtır. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. böylece bu dünyadan. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. nasıl bilmem. ne vezirin. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun. sen de onlara cevap vermezsin. Ama Padişahın yüzü ekşidi. Ramazan boyunca. Herkes malını önüne kattı. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. bir ah çek bari! . ona niçin cevap vermedi. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim. iş istediğinden daha iyi oldu. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. ama beni başka birisi çağırdı. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin. Hazreti îsa da. «Evet. Eğer hiç konuşmasa. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum. Bu iş medreseye gelmez. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. bin kelle bir pula giderdi.» dedi. o kılavuz kaçmadı. Büyük bilginler böyle ölü gibi. avucun dolduysa dökmeyesin. Ağzını açsa.

bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. evde ne varsa tüketirsin. dedi. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. başka bir küpten içersin. Onun sesi bu âlemde değildir. Düşmanlarımızdan. o geldi. Söz vardır ki. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. onlardan bir şey istemek vacip değildir. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. Siz bunu arzuluyorsunuz. Ama gerektir ki. (M. Allahya ant olsun ki. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. Devamlı şarap. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. O sırada hatırından geçti ki. Gerekmez ki. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. Biz ölçtük. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. oralara git. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. derler. bir tekmede o engeli yıkar. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. gözün akan suya döner. düşmanlarımızdan demiyorum. o önceden Allahya dönmüşse. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . Allah cezbesi gelir. onları tek renge boyayalım. sen geldiğin zaman biz de. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. Yahut her kim çok sarhoş olur. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. diyorum! Ama. bizim sözümüzü kessin. Kendinden bir söz konuşmaz. Ama. «Nefis ölmüştür!» diyelim. akla gelen ilk sebep budur.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. Tenin aradan gider. Söz. diye konuşuyorduk. Ya bir hadis. kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim.» dedi. Burada bilginin. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. biçtik. O Şeytan. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. bitirdin. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. içtik. (M. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. Konuşurken tatlı. Eğer biri dese ki. işitmek istemiyorum». Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. deseydim. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . Diyelim ki bir küp dolusu içtin. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. bu sonuna kadar sürüp gider. îş-te o yiğit geldi. Allah yine bizden kapacaktır. N. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. ancak sırası gelir. söz hem öğretici. güzel ve zevkli konuşmalı. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. O başka bir âlemden gelen bir sestir. elinden âciz kaldı. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. başka bir şey yapmazsın ki. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. dostlardan olurdu. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. Acaba bizi. Nasıl ki şu duvar. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. Şeytan senin karşına çıkamaz. hiç hayır demiyorsunuz. Nasıl ki. konuştukları. neşelenirse söze başlar ve konuşur. hem de açık olsun. içimize düştü! Ama onun düşmesi. Görüyorsun ki. Sende o zevk sürekli olmalı. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. o hal diliyle konuşuyor. kimdir o aklı başında olan ayık ki.açıktır. Bu böyle olunca. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. Sonra da batmanla içer. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. Çünkü onları senden işitti. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. her tarafa çekip çevirebilirsin. kulaklarımı tutmak istiyorum. böyle soruların cevabını vermez. bir cevap söyle. İşte görmüyor musun. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. Kabristandan geçerken. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. Şu halde o kimse gelir. kuru ve tatsız olmamalı. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. şüphe yok ki aklı kaçırır. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır.Sen. o.

eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. Allahın seçkin kulları yok mudur ki.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. Bu âleme geldi. Hallacı Mansur da bunlardandır. Va'd de Va'id gibidir. harap etmek galiba güç geliyor. «Söyle ama olacak şey değildir. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır. onu tamamiyle anlamadı. onun başı da belâya girmez. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti. alçalmıştır. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. bir sır ki. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. «De ki. «Hey. onu doğruluk yönüne çekiyorum. sır olur. şarabın etkisi altında kalır. Ama o. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M. Nerede o insan ki. Nâsih. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. bir yerimiz kırılmasın. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. Mecusîlere kadar gelmiş. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M. Bunun âlemde bir yankısı yoktur. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. çok iyidir. onun ayağına vurdu. derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. Yahudilere ve. bu sözü kapayalım. susmak yüzünden. Artık bunu yapmama sebep yok. işte bu inkârdır. mensûh gibidir.» dedim. O nasıl sır olabilir? Evet. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. kimse ölmesin. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. «Etti!» dedim. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. zevk alıyorum. çalışamazlar da. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve . Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. hiç anlaşılmaz. içinde bir sırrı olmasın. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı. söylerse de belli olur. göre her şey açıktır. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. Başlarını sallarlar. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. O değişik renkli de olamaz. «Hiç inkâr etmedi.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. Önce ona bütün yolları kapadım. Ancak o kimse ki. Ben de. Semâm hakkını vermedi. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. «Evet. Ben de başımı sallarım.» dedi. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır.» demiyorum. Ama. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu.» dedi. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. Sana kulak veriyorum.» dedim. 112) çağırdı. şaraba dayanamaz. onun ışığından ve kokusundan anlamaz. gördü ve gitti. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da.» Hazreti Peygamberin. onlar?. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. senden yeni sözler istiyorum. bu yüzden kavga çıkarırlar. o. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar.» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. evet!» derler. Bilmeyenlere göre sır yoktur. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. işte Hallaç garip kişi oldu. hem de manevî inkârda bulundu. O zaman adam. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. Mademki. Sır. Nasılki Senâî. söz söyleyemez.

Hazreti Muhammed'i (S. kendiliğinden. sen de böylece sözü altından anlıyorsun. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. ben de mutluyum. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi.» buyurulmuştur. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M. yüz öpücük kondurursun. 114) Ev birdir.» dedi.) söylediğini sananlar kâfir oldular. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. denetleyelim. en kestirme yoldan kuşkularını giderir. harekete gelir. o. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. Saman. velilik ve peygamberlik.» Ama o kimse ki. her Peygambere bir özellik verilmiştir. Onu görmeden aslan tutulamaz. Şimdi de böylece farz et. İstiyorum ki. bunu Muhammed'in (S. Ama su kalır yerinde. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki. Senin olduğun yerde dost meydandadır.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. bir zaman ondan hoşlanasın. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir. Sofî de sürünerek olgunlaşır. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. Ebubekr'den nakletmişti. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor.» Bana öyle geliyor ki. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: . ne o kimya. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. «Artık onun sözlerini kırmadım. bu hadisi.A. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim.» dedi. Bu bir iş hesabı değildir. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir.ayağına kapandı. Eğer inancında kuşkun varsa. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. dostluk hesabı da değ Idir. Yoksa ne o kitap. «Onlar uyumaktadır. Ant olsun ki. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. Böylece susarsın. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. O halde. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. A. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi.» Dedi ki. «Hayır. Bir aralık. A. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. karşına bir perde çeker. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun. Bugün o bir gerçektir.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. nebinin mertebesine erişemez. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma).» dedi. (M. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın.» dedi. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum. bir bulut gelir. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. saadet kimyası odur.» O da. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. tartışma böyle olur. bir zaman da sana soğukluk gelsin. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. o sana dönünce sen de dönüverirsin. ne o saadet bununla ölçülemez. «Ama sonra ne yapayım.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün. ancak sözlerin alt tarafını anlar. Hazreti Muhammed'e (S. kendini görmektir. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey.

O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. Allahın mucizesi olmaz. Ancak sen bunu biliyorsun. Çünkü Allah. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. başına vurarak dışarı fırladı. Kelâm sıfatı ile görünür. bir söze başlamıştım. Sözün değişmesi. sana devamlı bir halvet hali gelir. O senin nefsini. nefsinle buldu ki. onları perdeye sokmaz. sana yazı öğreteyim. Ah. Ona dedim ki. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. «Niçin gitmiyorsun. şaşırdı. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. (M. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. bu arada. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri.) Hira dağın-da halvete girmişti. «Niçin?» diye sordu. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. Aşk yolunun belâsı. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. Ben bir kaç örnekle yetindim. Mevlânâ. gözler de. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. Buyurmuşlardı ki.» demeyesin. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir. Bu. Peygambere karşı hâşâ. dilerse arkasına atar. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. eskiden beri böyledir. şeyhlerden kalma bir töredir. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. dilerse bu perdeyi önüne çeker. onları koparalım. gibi sözler vardır. Bu manadan. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır. kendi zatını gizler ki. mananın da değişmesine delildir. Başını çevirdi. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. Allahın öyle kulları vardır ki. hayır derdi. Biz görmedik. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. hep yalnız kalmak istersin. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır. hep ben ve biz sözündendîr. Hayır asla. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. davetler oluyormuş. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. Dostlarla da beraber olurduk. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. Allah sıfatlarındandır.» dediler. diye cevap verirdi. A. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki.» Bana. Her şey benim emrime boyun eğmiş. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. «Bana ziyam yok. Orada ne dolaşıp duracağız. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. benim hükmüm altındadır. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir. o da bana gücensin ve yolundan sapsın.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. «Yolunu şaşırmış. Kelâm yani söz. Göreceksin. işte o gönül alçaklığı. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. dedim. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. bıyığını birer birer yolsam. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir.» dedim. (M. benim emrimle gelir. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. Öyle bir durumda olursun ki. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. Bizimle ilimden konuş. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. Bugün benim nefesimi kesiyorsun. Bu. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda.» dedi. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. Ansızın bir «Ah!» çekti. onlara Allah sıfatları yol gösterir. ama öğrenmeye heveslid r. dedi. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. Şu halde sakalını. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. Hatanın kaynağı odur dedi. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. Çok makbul kullar vardır ki. derler. . bu yemek bana ziyan verdi. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. dedi. çilede kalmayınca. Maksadın ne olduğu belli değildi. benim emrimle gider.

benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. Nasıl ki. divane olmuştu. Tusî. kâh onun sözünü kabul ederim. aklı başına gelsin. aynı sebeple.» dedi. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. Çünkü ruh uçtu mu. o da onlar gibidir. Onu daha beter bir hale getirdim. Şu halde bilmiyor musun ki.» der. her gün sopa atmalı ki. 118) Meğer divane olsun ki. diyordum. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. Çeşme başında oturttum sustu. zincirlere vurmalı. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. ölümü hayattan üstün tutsun. özürler diliyor. Kalk gidelim. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. Mevlânâ alnımdan öptü. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. «Elif iki üstün. Ağlamıyorum. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. arayın! O Şemsi göremedim. elif iki esre. Ama o kimse ki kendini feda eder. Dedi ki: «O kim oluyor ki.Muhammed Gûyanî. Biz birisine bir şey söylüyoruz. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır.» derler. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. sende de hal mertebesi var. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. Allah dilerse görülecek. Kâh bunun sözünü dinlerim. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. Bana bir hal geldi. meydanda top oynar. Bir Haç sarık parçası verdim. gönlün de benim hükmüm altındadır. «Ben onun şehrine geldim. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. bunu ya tımarhaneye götürmeli. Onun da bir müridi vardı ki. Ancak Perir ağlıyordu. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. sonra buz gibi soğurlar. Bana nimetler verdiler. Bu divanedir. . (M. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. Bir kaç adım gider. hizmetler ettiler. diye düşündüm. çelik çomak oynamak nerede. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. ama şimdi ben sen oldum. Onlarla demiyorum. Meğerki. namazın utancından kurtulmuştur. bütün akıllılar. Kulağını bük de ağlasın. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. görülmüş olacaktır. elifin iki üstünü var. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. Ben benim. onlar ne yaptılar. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. Gelemiyeceğim. topa çomak vurur. «Hayır. Kâfirler ve onlara uyanlar. Yakışık alır mı ki. Çünkü zorluk olur. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. bende bu yoktur. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. kalk. Bana diyor ki. raks etmeye başladım. yahut öldürmeli. «Bu adam delidir. bırakmazdı geleyim. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. Ama kendi hayatım göremeyen. ilişiklerini kesmişlerdir. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. el çırpıyordu. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. O. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. onunla birlikte gideyim.» diye bir ezgi tutturuyor. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. Kim. şüphesiz diri kalır. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M. artık oruç düşüncesinden. Benden sorular sordu. bunu tımarhaneye götürmeli. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. beden kuyusundan bir uçtu mu. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. Sendeki o kutsal kuş. Böylece kurtarıyoruz. evine konuk oldum. ölüye. beden ölüdür. «Kalk namaz kıl!» dese.

ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar. der. Ama nereye gider? O senindir. dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut. Güldüler. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez. öylece kaldır. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. Kötü hayaller. «Elimi mi istersin. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. Ama bu. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. yetkili kişidir. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi.» der. başlık parasını önceden verir. aydın ve güzeldi. benim önümde şarap içmeyin demiştim. bunları yüzüne vurmazdı.» O gerçekten bize bağlı ise. Mademki insaflı davranıyorsun. Altın. Onlara. mücevher değerinde olabilir. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. medresemiz. (M. Kul öyle bir durumda kalır ki. Halbuki. Hakkı elinde tutan felsefeci. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. Sana da temiz. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. Bir kaç gün içmezsem. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz. Elimi tuttu. Anadan doğma körleri bile gördürür. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. Yahut yerine koyar. Müslüman bütün hileleri bilir. Ben. Kadı Honci ona çok saygı gösterir. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. İçiyorduk. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. Kâh hayal kuruyor. kötü hayal değildir. bize inanarak değil. «O benden daha soyludur. gelecek hafta başka bir şey olurdu. sizin aşkınızla doluyuz. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk. (M. ancak «La îlâhe İllallah. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki. Allahnın işi böyledir. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. «Güzel söylüyorsun. onun birliğini isbata. istersen vur onun parmağını kır.» Ben utandım.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. Parlak. mescidimiz var.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. onu benden üstün görür. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. Peygamberlerin aklına sığar. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. O azık. ondan yüz bin nişan bulacaksın. bugün de sana ulaşır. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah». düşer. Şehirde hangi kadın vardır ki. . Ancak o azık bugün vermiş olsaydı.» dedim. Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider.» dedikten sonra başlarlar. İnsan sevdiğini çok anar. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. kâh şaşkın duruyorsun. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. «Bu benim işim değildir. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. Halbuki kâfirler. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. Tâ bir hafta onu oyaladım. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. özürü vardır. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut.» derdi. bedenimde bir titreme başlar. bende o kudret yoktur. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. yüzüstü kapanır. yoksa kitabı mı?» dedim. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. Hele o sevgili. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz.

sana düşmek tehlikesi görünüyor. Bununla beraber. çok ateşlenirdim. ben de bu işten vaz geçtim.» dedi. ben de. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. Ama bu. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. Ben artık güçsüzüm. Bunlar kendisinin oldu. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı. Şüphe yok ki. Bu. bundan daha hayırlısı gelirdi.» dedi. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. İkinci defa sordu. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum. cimri likten değil. Allah bilir dedim.. sana döndüm. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. ben söylemeden bana hizmette bulunsun. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm.» dedi. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. Artık geçen geçmiştir. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum.» diyemedi. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu. seni dinliyorum. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir. «Evet. kötü bir düşme değil. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. Allah o işe yardımcı olur. seni halvetde ziyaret etti. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. «Acaip. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. O Allahsal öfke idi. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. seninle birlikte başka dost seçmedi. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin. Bunu bilirim.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da. (M. Zaman olurdu ki. o başka yönden geliyor. Allah korusun.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi. sen öyle yüce bir kişisin ki. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. O sana geldi. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin.» der. Bunun üzerine kabul ettim. ama Allahtan korkuyorum. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse.» dedi. bağışta bulunmaktır. Eğer o. Bir sürü hikâyeler anlattım.» (M. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. Ama.» derim. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse. Bu. Allah nerede? Şimdi ne . O delil ise. nefisten gelen bir davranış değildi. ama böyle bir davranışta bulunmadım. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım. yoksulum. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın. sen de temiz kalplisin. «Dilediğin şey mümkündür. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. beni korudu.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. hiç bir şeyim yok. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. mal vermek. Öteki peygamberler demiyorum. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. «Ben fakirim.. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. ondan delil istenir. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. bu noktada duruyor. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. ama bunu sana hiç açmadım. 122) Bilir misin sen kimsin. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim. Ondan sakınmak gerektir. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. «Kendine gel!» diyordu. Hızır el çırptı. «Eğer senden bir şey sorarsam. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. bir nifak var ki. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. Allahnın has kullarında. Dediler ki: işte sen böylesin. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. onlardan faydalandım. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum.» derse. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar. Hızır ona öfke ile cevap verdi. Ben inkârla cevap verdim.» dedim.

İlk Allah gayretine engel olmak ister. Eğer o olaydan size (M. «Bu ne sözdür!» demedi. nasıl dedin?» diye bilgi istedi. araya bir engel . Çalışın gayret edin ki. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. mevki ve yüce makamlar verirler. böyle yaparım. Bu Hazreti Muhammed'in (S. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki.» dedi. aşk tutkunluğundan idi. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki.) başından geçmişti.» diyorsun? Evet. Senin keremin bize ışık tuttu. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden. A. pervasız bir adamım. incinmem de yaratılışımın gereğidir. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti. Ama sadece. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. 125) Şimdi dilekte bulunmak. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım.» dedi Hızır. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez. öyle bir âşık idi ki. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. Musa. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. sözünü dinler ve anlarlar. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. Benim bir şeyden hoşlanmam da. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. mum sönmüş. Baharda yarin yanağından uzak olunca. bu cevaba kızmadı. Ben teklifsiz. Ancak Allah gayretidir. yapabilir miyim. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi.» diyorsun. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi. Size gideceğiniz yolu öğrettim. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir. Araya ne evlât. mülk. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. Nasıl ki. Saki uyuyakalmış. Dileğiniz öylesine hararetli olur. sen de ona uydun demektir. (M. Bu sözü kendimden söylüyorum. Şimdi benimle yaşamak zordur. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. Benim de bir aradığım varsa. diye dikkat ederim ki.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. alabilirsin. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. arada hiç bir perde engel olmasın. ne de başka bir şey engel olabilir.» «Hayır. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. «Ha ha. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. Bana mal ve makam vaat edenler. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen. Çünkü arıyordu. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. O dilekteki şiddet ve hararet. ona darılmadı.

Bundan daha güzel ve tatlı. o kız kardeşe ve damada. ondan davacı olasınız?» de. Musa'ya bir şeyler sordu. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun. tekkede. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. bir şey yiyip içmeyen ölür. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. Bizim şehrimizde de böyle idi. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. biraz duman çıkmaya başladı. 127) Diyordum ki: Seyyid. bu da şeriatta yazılıdır. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti.» dedim. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. Bundan dolayı beraber gelemem. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. zahid kapkara kesilmiş. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. kıbleden dönmüştü. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. belki o dervişe hoş gelmez. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. «Onu alıp getiresin. Hep perhiz yapan. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. Musa ile arkadaşı. Musa. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. (Korkudan) kaçtım. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. iki denizin birleştiği yere geldiler. «Sana anlatacağım. Zorunlu hallerde. Aşağıya bakıyordum. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin. ağır hastalıklar geçirirdi. Musa. benim için övünülecek bir haldir. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. bu yüzden saçlarını yoldum. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu.» Yüş'a geri döndü. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. Bu Musa hikâyesi. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. O kimse de. Ancak bu. Bu Allah için bir iş. Çünkü çok çeşitli. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim.girmesin. Suç delillerini de o bilir. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. Mevlânâ da onu biliyordu. Hızır. Ben.» yani.» buyurulması da başka bir iltifattır. Şimdi. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez. deniz üzerinde yürürken. Gördüm ki. hoşa gitse de. okutma yolu ile. şeriatta fetva vardır. evet. onlara acırlar bile. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. Ama başka bir vakit anlatacağım. Ulu Allah. Bu hukub. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. (M. Müride soruyorsun. «Ödünç vereyim. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. Adamcağız. Musa'ya dedi ki: «Ben.» dedi. 126) Mutlu insan o k. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi.» Bu. arkadaşına. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. Bize ikiyüzlülük yaparsa. «Kendi katımızda ilim öğrettik. Sultan bir defa ferman edince. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra. ateşinden gökler tutuşur. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur.» buyurmuştur. Bu da onun için gerekliydi. bana bağışlayasın. ama o engel olmuyor. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. «Bana uyacak mısın?» dedi. O ilim medresede öğretilmez. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. gitmese de öldürür. O Hakkı bulmuş olan. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. Zahidlerden biri hastalanmıştı. bir deyişe göre kırk yıl. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. Hele ona ayrıca. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. «Sen daha ne gördün ki. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. Şimdi. Hastalıklardan dimağını korumak. Başka bir zahid. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. (M. namaz kılmazdı. Hızır'ı överken onun hakkında. Daha dikkatli baktım yüzü de. «Seni uyandıracağım. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. .» dedi.» diye cevap verdi. seni yaratan Allah aşkına söyle. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu. uzaktan onu gördüler.» dedi.sidir ki. O ilâç almadan geri durmazdı. Yüş'a. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. ilâç içmesini tavsiye ettiler. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez.

«Kadına şeyhlik gerekmez. ona izin verirsiniz. hatta sarı benizli görünür.» dedi. Şimdi mademki bahtsızdır. kadınsa. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. Ona baş işaretiyle. o burada başka türlü yaşayamaz. Bazen namaz kıldığını da söylemez. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider. Nasıl ki.«Bismillah. her ne yaparsa daha iyi olur. Sen de tanıklık edeceksin. Başka söz konuşmam.» dedim. biraz güzellik gönül için güvendir. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. Yani bu o demektir ki. Bâtının zahiri olduğu gibi. «Ben ilim şehriyim. başıma şeftali dikilsin. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı. kadına asla gerekmez. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. ne söylediğini anlayamadım. kalp huzurudur. Onun için bir yer düzelttik. «Şunu dikiver. (M. Emir gelirse uymak aynı edeptir. eğer onlardan ise. en güzel cevherler saçarlardı. İster . Emri göremediler. Bugün.» Görüyorsun ki. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur. önce o baş işareti sana neler söyledi. soğuk düşer. bunu bana daha açık göstermek istedi. yine gam yemezdim. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. Onu da göreyim. Eğer bugün onu gördümse şimdi. biri.» dedim. Ancak Allah. gönül sahibi.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. «Evet. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. rahmet olmaz. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler. doğru yoldadır. gelmek sayılır. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O. ölümden sonra o da söylesin. o sırrı. kadını boşayacağına yemin eder. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. Ama bu söyle-nememiştir. gitmek olur. Emri görünce. gitmek demektir. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım. «Tanıklık edeceksin. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım. O kimse.» dedi. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. dedim. «Sana vasiyet etmek istiyorum. Bu gönül asla yalan söylemedi. Şimdi. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi.» buyurdu. ruh sahibi. Gerektir ki. Bu da onun dostlarına ait olur. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum.» dedi. ama çarçabuk söyleme» demiş. 128) Ancak sizin için haramdır. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. Bize gerekli olan. sen onunla konuşamazsın. Senden cüppe istedim. doğru sözlü olur. tlâcı da bu şaraptır. konuşan adamsın. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse. On kere okurum yeter. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. Ama elbette makbuldür bu.» dedim. bilirim ki. hatırından bile geçirmeden. Gönül hoştur. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım. Meğer kalenderlik yapıyorsun. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. yol ortasında durmaz. Ali de onun kapısıdır. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. acı duymazdım. kendi kendime. zaman olur ki. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. Bâtın namazı. Ama bu adam ölecektir. Bu ona hiç yasak değildir. Bundan dolayı.» dedim. birinin bir rahatsızlığı vardır. (M. Bugün söylediğim sözlerin anlamı. Halbuki bu iş. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. Ancak. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. bu hal de beni yaralamaz. Hele mal dağıtmak. Dost yüzlü. Her biri saf altından söz açar. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar. kâh kılınan. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. Benim yârim benim gibi olaydı. derler. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. Erkek kişiye asla. emrin tatlılığını da anlardı. Onu övdü. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. Ben onların özürlerini biliyorum. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. Diyelim ki. Şems kalmıştır. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır. yahut akıllı demezler. Nasıl ki emir-siz gitmek de.» derler. Erkekse. sana sevap olur. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. Emirsiz gelmek. Emir almadan gelmek de. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler.

dedim ve hallerine acıdım. böyle yaşat ki. sonra hal hatır sorarım. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım. mülk verdi ve öldü. Ancak onun içinde bir duygu var ki. Hele ne gerek vardı ki. (M. bir de Mevlânâ'nın. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler.. onu sükûtî ve kapalı kılar.» derdim. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. Hep onu şöyle idare et. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret. uzaklaşmıştır. Gizledim cehenneme gitmesin diye. Hatta derler ki. Gerçi âlem boş değil. Hizmetinde bulunalım. Önce onun işini yoluna koyar. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. «Bu hırka Şems'indir> dedi. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş. Görmüyor musun ki. Ancak hırka vermez. yalnız kendi işini görmek. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim. Bu niçin böyle oluyor. Bundan şüphe edilemez. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım.» der. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. biri gelir de zorla. Ben şeyhimi görmedim. Daha sonra. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu. . «Vazgeç. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. hem de Hak adamı vardır. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım.» dedim. derim. olsun! Ne yapayım. yüz bin ödül veriyoruz. 131) Onda bir zorlama yoktu. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım.soğuk düşsün. gönül alçaklığı gösterdi. Nihayet beş altın çıkardı.. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. bunların kaynağı hep o. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de.» «O geçti. Eğer Ulu Allah. Ben de. Ona saygı gösterelim. Ancak ben de. dağlarda tutmuyoruz ya. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. Her birinin inancına. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak.» demesi başkadır. böyledir. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür.» dedim. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. anlayışına bir başkalık gelmiş. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz. ayağım getir. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden.» dedi. benim hoşuma gider. aşılırsa o zaman o da verir. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. «Gelin bana mü-rid olun. Çünkü bize yabancı kalmış. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi. ağrısı dinsin. Şimdi bu suretle hırka vermek başka. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır.» dedi. «Onu bana ver. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse.» «Hayır. onlara doğru yolu göstersin. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. Birinin böyle aşağıdan alması. mal. «sakalımızı kestir. O nerede. Ben ancak Mevlânâ için geldim. «Şimdi de kulağım ağrıyor. O selâmı onun için verdim. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. Mevlânâ da Hak adamıdır. O bizimdir. Onun kendi şeyhini de göremedim ki. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. Dün gece yine dostları arıyordum. belki bir şeyh vardır. onda var mı yok mu anlayayım. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. dileğine. ağlayarak. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. En çok incindiği kimseler. Kadına. Ötekilerini de. «Bize bir hırka ver» diye direnir. düşmanlar. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur. Bahaeddin nasıl ki o gün. ister sıcak. edep dışı uyumuşum. çanak. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı. ayağımı size doğru uzatmışım. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. Çünkü onun hali bütün dostlar. Dün. nebilerin. Belki bin defa söyledim. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. «On altın verilsin. Allahdan bunu dilerim ki. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri.» dedim. ancak şu kadar öğrendim ki. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. kendisinden söz nakledenlermiş.» «Mevlânâ gelsin ele versin. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim.» dedi. Kera geldi. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var. ekmek ve gönül var. bizim olasın. o yine bu sıfatta idi. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir.» demişti. Düşünmüyor musun ki. Görüyorsun ki. (M. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu. ayağını uzat da üzerine koyayım.

öteki oruçtan tutmuş olasın. «Henüz vakti gelmemiştir. «Geç!» derken acıdan korkuyor. Ağır davranırsın. başkalarının şiirleri! . Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. 'ama bu böyledir. dönek tabiatlıdırlar. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. Bu. îşte onda hiç ümit yoktur. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. «Ben ne bahtsızım. Ben söze başlarım. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. Semerkant. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. 133) Henüz pekmez satıyorsun. Nerede kaldı ki. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. Bu çocukta ümit vardır. dün gece raks ediyordu. Acele edersin. her külhanda dolaştıramam ki. Bu bir nimettir. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider. onu geçebilsin. ağır davranırlar. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. sarf etmiyorsun. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. Benim bir âdetim vardır. Kitaptan. Ama kendi kendine. yer yer gezdiremem. (M.» derse. Onlara karşı da heyecanın artar. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. Çünkü o oruç. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır.» dediler. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. Bu hikâye uzundur. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. O İdristeki mana ise daha manevîdir. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta. her dükkânda çömelirim. «Ben dinleyeceğim. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. Mevlânâ diyor ki: Filân.» derim. Öteki bu sofranın başına koşar. Evet. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. acele ederler. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. Mevlânâ buyuruyor ki. nimetin elden gitmesine acıyor. yabancılık göstermektedir. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. niçin onu düşüneyim. dersten kaçar. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. duaya bel bağladım. (M. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. Gariptir.Çok ayrı düştük.» derse. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. onlar ile yoldaş et! dedim. Ben de. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. «O halde biribirimizle uyuşuruz. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri. Bu çocukların ikisi de kararsız. 132) Ona ne diyelim ki. bundan daha hoştur. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. o da laf arasında konuşur. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. bu ağzı mazeretle açasın. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. Kuran öğrenmeye teşvik eder. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. O ise vekarlı kişidir. Biri kaçar kendini kurtarır. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. ben de. Her işin bir zamanı vardır. Eğer. o demektir ki. O. İyiye.

âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. Ben artık ense. Kaldı ki. Kadı ona yan yan baktı.» Ancak. «Ona el yetmiyor. Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz.yetmiş kere açıkça görürüm. Beyit: Nice sevgili. Dün gece dedim ki. .» dedim. Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. mest. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi. binlerce veli. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. ancak dostların yüzüdür. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür. o da temizlendi. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür. (M. Şimdi yüz bin Bayezid de. dostun mektubunu okumuyorsun. Sonra gönlüm razı olmadı. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. Şimdi beni en çok korkutan nokta. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez. Doğru söze tevil gerekmez. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. (M. Tekrar sordu: «O halde söyle. Söz. Niçin. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. önce bana sevgi ve saygısı vardı. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. Bunu niçin anlatayım. çünkü âşık idi. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. Yüksek sesle.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. bu sözümden de hayrette kaldım. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. sana gevşeklik ve arıklık verir. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. Sevgiliyi arama yönünde öldü.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. «Onun etrafında dolaş. Mürit. Ancak onun vechi kalacaktır.» dedi. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. yoksa haram mı?» «Helâl geçti. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. Şimdi sen söyle.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. okşayıver. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . O halde nasıl reva görüyorsun ki. nebinin ayak tozuna erişemez. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez.

O zaman iş şüpheli olur. «Sana daha çok yardım edemiyorum. Âlemde. içindeki pisliklere dayanamaz.» der. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki. ne onun bunun şiirinden. senin benliğindir. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. Bütün bunlarla beraber diyorum ki. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. senin araştırma . O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. Musa'dan başka oldu. O.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. Diyelim ki. Su vardır ki. Bu takdirde. sonra da bir rahatlık duyarsın. arayanın nişanıdır. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. dersin rahmetini yine o götürdü. ama ikincisi daha manevîdir. İyi bil ki.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. evvelkinin dışında olsun. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. rahatları kaçar. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. Hakkı arayan gerçek. yolcu odur ki. sakalı ile kapıda kalsın. «Ben. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. hararetli hararetli söyletir. hem de yakın mertebesinde kaldı.» buyurulmuştur.» der ve «O halde. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. sana ansızın bir öfke gelir. müminlerin ilkiyim. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. On beş yıl sonra da onu konuşturur. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. Kuran'ın içyüzünü. taklit yolu ile değil. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. Onlara bir şey görünmez. Görünen her nişan. Yine âyette. Yakîn ve yakînde şüphe. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. o dağ. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. ama o gözleri görür. (M. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. Bu. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni.» der. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. Ama. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. Evvelkisi manevîdir. Bununla beraber. İşte şu. «Ben de üzülüyorum. «Onu göremezsin.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. ben sözü çıplak. ona. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. ıstırap çekerler. bâtının bâtını perde çekmiştir. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim. (M. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. o saçı ile. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. Eğer. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. Allah korusun o bir sapkın olur. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder.» deyince de.» Başka biri de. Bu sözler hep arayanın sözleridir. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. O. onları geri çevirmez. alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür. Çünkü mademki ben diyorsun. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. Ama tekrar söylemek gerekmez. bu deyim manevîdir. Asıl aranılan da o mertebedir. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. O felsefe yaptı. Allah yolunun başıdır. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. Akar su pislikleri beraber sürükler.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. Hakkı arayan. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. «İster olsun ister olmasın. bâtın manasını ki ona. ama başka bir su vardır ki. iblis. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer. O hem şüphe. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. «Onu gözler göremez. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar. yoksa aranılanın nişanı değildir. Zaten taklitçi.» sözünün delilidir. benim için ne gam!» cevabını alır. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. Şu halde kendisini özleyen. Bunlar Hak yolcularını görürler.

Bayram geri geldi.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. sen benim isteğime uygun hareket ettin. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin.) hakkında söz söyleyebilir? Bu.A. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır. ister uyumuş olsun. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. arayanlarındır. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür. Sen de o umum istekliler arasındasın. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). (M. velilerle nebilerdir.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. Ama bu ayrılış dileği değil.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. Kuran'da. ona İsa nefesi gerektir. inayetinin. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar. Şüphe yok ki. onlara yardımcı olurlar. kendi benliğinden dışarı çıkmıştır. O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. akıllılardan değil. «Yoldan. «Bunu bir kere divanelerden soralım. cevher ona der ki. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır. Bundan sonra da ben konuşacağım.139) Bu bir feryattır. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur. «Ben seni çağırdım. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın.» dedi.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. ona ayakbağı olacağım.» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi. demektir. «Hud sûresi ve benzerleri. bu bana yeter. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra.A. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun).» Cevherin kıymeti kendindendir.» «Evet. Ama cevherle iddiaya girişir de. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. dedim. Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. işler düzeldi. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. Her türlü pişmiş et gaz yapar. o uyanır. kendi haline uydurmuyorsun. ama bunda pek az gaz vardır. yol kesildi. Onun kıyasını. O zaman o kimse direnmeye başlar. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. ancak Allah lütfunun. Ömründe hamam yüzü görmemiş. (M. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir. belki umum sırasında bir şey istedin. yedirir. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. iş bitti. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. ister ölmüş bulunsun.» dedi. Akıllıya gelince o da şöyle der. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. benim için zahir bilgisi sayılır. Nasıl ki. istirahat ettirir. Hep kolaydır. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. Allah seninle beraber olsun derim.» diye yakındı. beni ihtiyarlattı.. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi. Siz onun sözüne bakmayın. Hazreti Muhammed (S. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. bunun yüz bin. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur. yetim inciye asla değer biçilemez. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. «O Ayaz ki. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. yaşıyanları görür. Kendinden söz söyleyen kimse. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. o divanedir. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. Dinde ve işte geri kalmışlardır. dinliyorsun. «Dur. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı.

Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın.. kime ziyanı var? (M. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. Söz başka bir yere gitmez. daha fazla olmasın. Yahut ondan daha aşağılık. çünkü anlayamazlar. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. korkak. Medresenin hocası dedi ki: Evet. Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. onun için korku yoktur. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. bana bir su ver diyebilir. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. Onun günahı senin boynuna yazılır. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum.» da kuru davacıdır. Ama çok zararlar ediyorsun.» demiştir. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. Eğer iş böyle değilse sen. bir kere de başı şişmiş. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. bir dilektir. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. özellikle bilginlerde. o benim isimdir. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. Onu âlemde yaymak gerektir. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür. Zındık bile bilir ki. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. başka bir sefer de söylemiştim. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. postunu bir yere götürdü. Yeni erginlik yaşına girmişti. Eğer böyle yapmasaydım. oraya götü-reyim de. içinizdeki coşkunluğu.. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. ondan bir şey esirgediği için değildi. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. Görüyorsun. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. Mecusîdeki sevda başkadır. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk.» Pirlerde bir onur vardır.» Hoca. Allah fakirlerinin işi boş değildir. ister yılan gibi kıvransın. Onu her gün şeytan aldatıyordu. Bu bambaşka bir iştir. . Sana Halep'te ne dualar ettim. onu öylesine nefsine düşkün. ama bana su lâzımdır. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. üzüntüsü de bana düşerdi. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. Allaha böyle yalvarınız demektir. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. ben birkaç kelime söylüyordum. bir melundur. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. Ama eğer yapacağı o temaşa. «Kendimle hoşum. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. Kaç kere su dökünse üşenirdi. yahut sadece temaşa davasın. Bütün onlar iş hesabına sığmaz.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. (M. rengi sarardı. Benim sizden istediğim. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. ben diyeceğimi dedim ve gitti. yolculukta. sana bir faydası yok. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. bir mürşid gerektir. Nasıl ki. açığa vurmamzdır. derin duyguları dışarı atmanız. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır. ağrımaya başlamıştı. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. Nasıl ki şair. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. Benim yirmi günde başardığım işleri. Diyelim ki karnım toktur. Ama o sözü kendine söyler. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. Onun hali bana kapalı idi. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. îster çırpınsın. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz. alt üst ederdin. sen bir anda tekmeler. konuya dayandı. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun.» «Bana edebi. ilk günü biraz geride oturursun. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. Ama bu. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. Dine de faydası yok. Şeriat zahirdedir. Ancak daha vakti gelmemişti. Eğer Nârenç bir günah işlerse. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. Sonra bütün dşler bozulur. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor.

» dedim. cimrilik yönündendir derler. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir . Yanılsa bile ona fazla önem vermez. Biri yüzünü halka çevirirse. Rum ülkesinden genç olsun. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. O taliplerden idi. O. Öyle kişi ne acımakla. Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. Zamanede soğukluk vardır. Eğer sen imanlı kişilere. Ömer'in dilinden konuşur. ileride bunları da anlatırım. başka biriyle dostluk kurar. onu bizim tarafımıza çekiyorduk. Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur. Vücudum pek narin. Şiir: Yazık ki.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. Hak. ama şüpheli konuşuyordu. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. yağlar ve fareye kaptırır. Dedi ki. Ancak bu işi . başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. belki daha çok zahmet çekecektir. Bu kimin sözüdür. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. O şeyh. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır. (M. düşünmez.götürdü. Nazar değdi. Sen. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik. «Oh. Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. «Şüphesiz. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir.A. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. ortaya bir söz atıyordu. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. oh!» deyiver ki. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek.» buyurulmuştur. bunu yazmak gerek. içki bile ona ziyan vermez. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım.» derler. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer. Bir gün. «Bu yanlıştır. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. Diyelim ki. bu bana zarar vermez. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. Biz. bu.. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. umut gününde aşk. Eğer başka küçük biri olsa. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur. Bende öyle ateşli bir hal var ki. «Vahşeti anmak vahşettir. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. Önce.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir. İş adamı. İlk defa buna çok .) yanında oturtsalar yaraşırdı. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar.şekilde kim ifade edebilir. açlıkla önlüyorum. Yani kendine çok nazar değdirir. (M. O. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. onu ben Allahtan istiyorum. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. önüm isterse kış olsun. beni kendisine çok güvendiği zata. yaşlı olsun. Belki her gün bana daha iyi gelir. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor. Onunla çok konuştu.» Ben ona çok inanırım.ben bilirim. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. arıyordu. bedenimi sırsıklam etti. Sen Erzurum'dansın. hiç kimse bu duruma katlanamaz. Sen arkamı örtersin. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz. o dost da kendisinden kaçar. gece sabaha kadar rahatsız oldum. kâğıdı tutar. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu. «Kilise gereklidir. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. İşte ben onları sağlam tutarım. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm.

seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman.» dedi. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir. ledün ilminden sözler vardır.başka bir zaman yine giderim. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim.A. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. o gerçekten susamış değildir. kimi de söz eridir. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim. Haktır. «Orası uzak. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım. hiç bir yerde durmadan. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. Yazıklar olsun o güne ki. ona göre iş görür. (M. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. ellerinizde ekmeğiniz var. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. başka bir şey de yemedim. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. Bana hayat neye yarar. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. gönlüm perhiz istemez. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. bu işe memur olduğu için. beni kocalttı. Mu-hammed'in (S. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. .» Gidiyoruz. Bedenim arıklaşmıştır. onu avlamak için yine yakalarım. Bugün benim bayramım da. Mevlânâ'da. bulamıyoruz. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. sözü iş kuvvetiyle birleşir. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz. son derecesine vardırırsa . şekerler koy.A.) diliyle konuşmuştur.» buyurmuştur.) hesabına Ali konuşmaz. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var. Allah kullarından kimi iş adamı. bir hekime koşar. önüne helvalar. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir.» dedim. ağlar.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan. Hemen bıçağı yakaladı. halbuki çömezler açtır. İster inkârlı olsun. Eğer onlara dönüp bakarsa. Ben dün birazcık çorba içmiştim. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz. Dün sizi hayırla anıyorduk. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır. ona göre hiç de güç değildir.acı ve üzüntü duyar. Ama Hazreti Peygamber. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. 144) Daha fazla ilerler. Bu şeyh. «Hûd sûresi. (M. buna hiç bir şey engel olamaz. Ancak bu daha yenidir. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. Mevlânâ. ister inkârsız. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz.» Bunun cevabını ben vereyim.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. Ben hoşum. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. Halbuki. nasıl hoş olmıyayım. . kötü söz söylemedi ki. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum. geri durayım. Mademki soruyorsun. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. Efendi ev sizindir.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. Ben bir hizmet görüyorum. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. Siz gitmeyin.» deseydi. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti. Allah da böyle buyurdu. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. Ben sana ne dedim. makbul kişilerden olurdu. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. Allah kitabını arkamıza attık. Bana asla bir kimse cefa etmedi. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. Olmıya ki kimse işitsin. O âyet içinde âyetler vardır.. görelim ne demiştir. Ben zindan görmedim. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. Kadılık. Ben sanki bir inciyim. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. ne ululuk var bende. Hep devlete kondum. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. öylesine zaman ve mekândan uzak. Sonra benden ayrılmıyan. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. Gerçi diğer bir âyette.. ilim. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim. Mevlânâ da kıskançtır. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. Mevlânâ'nın sohbetinden. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. tekrar teşekkürler sunayım. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi.» Hayır bu yanlış değil. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. Bana «Dünya müminin zindanıdır. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. ben o gün gider bir nargile içerim. ona ulu Allah (M. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. Ama aylar arasında gizlenmiştir. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. özgür kalayım. gerçeklemesin. Kendi kendime adakta bulundum. 155) Kera Hatun bile kıskançtır. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli. O bin aydan hayırlıdır. Aman ne izzet. beni kutladılar. hareket etmek gerekiyor. silâhlı kişiler gizlemişti. arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. neden? diyorsun bana. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

Yine hadiste. tatlı dildir.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur. ikinci lokmaya. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur. gözünüzü kulağınızı açasınız ki. Müslümamm. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. Cebrail'in. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır. kendi keyfimce yaşarım. şeytanın hilesiydi. «Mümin. Görmüyor musunuz ki. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. soğukluğu açıktan belli olur. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir.» der ama siyahtır o. tecrübe sahibidir. O ahmak bir iş yapar. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor. bir söz söyler ki. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır. Garip hadisler arasında anlatırlar. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. kendi havasına uyar atılır. (M. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan. duygu ve düşünce yönün-dendir. Müminin aynasıdır. Gönlü çaldıklarına bağlıdır. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. «Gel şu savaşı. «Dostunum. O.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. Ama söz eridir.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. Size demiyor Her görünüşe muyum ki. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. ince. senin uyruğunum. ne de burada kalmak imkânı. Hazreti Peygamber (S. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım.» diyor ama imanı yoktur. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır.» Pişmanlık duysun. kitap da yazmamıştır. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan.» (M. savaş sevdasındadır. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. .» der ama değildir. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler. «iyi davranış. «Dürüst adamım.A. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor. «Beyazım. artık heva ve hevesten de üzgünüm. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım.» anlamına gelen hadislerdir. ancak haraç verir. kul da hakkın aynasıdır. «Ey Allah elçisi bize bildir. Ama bu pek yaygın değildir. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar. çalışır ki. Sahabeler. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti.» buyurdu. Mümin üzerine şükretmek gerektir. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş. Her nerede bir kavga görse. zahir bilgisi.» dediler. Hayır. Halbuki aldanmayasınız. «Müminim. «Doğan kuşuyum.» buyurdu. Bundan daha önemlisi. Şiir: Üstadın aşktır senin. çünkü kâfir değildir. Olgun söz böyle dolgun olur. Sana. «Hak kulun aynasıdır.yapamam. O. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur.» diyor ama dürüst değildir. şeytanın teşv'ki. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum.» Ama istiyorum ki.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona. Yarabbi. kargadır. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince.» der. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti. her fenden. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur.» buyurulmuştur. ona göre konuşur. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz.

ahval şöyledir. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. kendini karanlık bir âleme atmak. Ancak o hazret. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. Siyah şalvarlı denen. Senin perhizin. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. Nasıl ki o gün demişti ki:. çabuk çabuk. yahut nezaket icabı sanırlar.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. dostu uyurken biri gelsin. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. daha hoş ve aydındır. ne iman.» dememiştir. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir.. Kullar başka bir toplumdur. güzel bir eşek. Şimdi söylemek gerekir ki. göklerden. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. daha geniş. «Ey ulu sultan. gizlice eteğini çekerler.» anlamındaki hadiste şaşaladım. kâfir ölmeyeceksin. Şimdi öyle hoşum. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. Ne Yahudilikten. Hoca. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. Topal eşeği bana getirdin. «Zindan nerede?» diyorum.» Bu hoşgörme. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. helak oldu. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi. vesveselerle. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki. Başı sonu belli değildir. zindanı kendimize bostan yaparız. yönünden değildi.» Ona dediler ki.» dedi.» dedi. sen Müslüman olarak öleceksin. iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. Bundan dolayı âyette. Şeyh. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz. «Gel de şimdi anlat bakayım. çirkin hayallerle oyalanmak.» dedi sultan. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti.» Bu yol çok çetindir. 170) Su sertçe akmaktadır. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. eteğini çeksin.» demiş. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz. (M. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular. o Fatiha okumasını bile beceremez. «Bu adam Farsçadan anlamaz. imandan da bir şey bulamadım. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. Dost ile her ne gelirse. elbisesinin bir kenarını açsın. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S. Zaten doğru konuşmak lâzımdır. Ben onlara (M. Şeyh ona seslendi. Meliki Âdil ona çok inanırdı. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin.A. der geçersin. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. Onlar bu hali yorgunluk. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. Her ikisi de birdir. Hayret edilecek nokta şudur ki.» . «Dünya müminin zindanıdır. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır. Kendimde küfürden de. «müminlerin zindanı. Biliyorlardı ki. «Şimdi bende ne küfür kaldı. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor.. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. ne Mecusîlikten. Ancak şu. «Getir şu pabuçlarımı. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. «kulların zindanı. Gönül ki. her saat yüzüstü kapanıyor.Dostluk o mudur ki. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. yahut başka sebeplere yorarlar. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. Senin huzuruna geldim. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. kurtulacaksın ateşten. Allah kelâmıdır. derler. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. namaz vakti geçsin. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir. dostluktan da değildir. O da öteki gibi gülmez ve der ki. «Sen lük.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. Ama Hoca işi sezmişti. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. arada duraklıyor. feleklerden daha büyük. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. Ne çar'e ki. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. bir din bilginiydi. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur. alsın da giysin diye. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben.

o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. yaraşır. «Ey ahmak. «Senin için pirinç mi pişirelim. eteğimi tutmuyorsun. Bana böyle sövüp saymazdı. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. yanlış okuyor. oruçtaki açlık nerede. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun. evet oradadır. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir. kerametleri gizlidir. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre. Sonra diğer bir âyette. birleşebilselerdi. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. O biliyordu ki herkese. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler.» Evet.» dedi. Eğer böyle olmasaydı.» buyurulmuştur. Benim adımı ona söyle. Bazı şeyler var ki. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. Şu halde demektir ki. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir. «İki horozun yok mu?» «Var. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi. onların her şeyi gizlidir. oradadır o. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir.A. Tekrar hapşırdın mı. (M. elinden âciz kalıyordum. Gizli bir topluluk da vardır ki. Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti. kedi topluluğun remzidir.) dininin yol kesicileridir. 172) Korkma hemen söyle. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez. onlar da gizlidirler.) düşmanı da Yahudi idi. feryatlar. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır. Çünkü zıp. Güya pazarı yakacaktı. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin.» Ona dedim ki. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar. onun aksi sıfatı da vardır. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. Kendi kendine: «İş gönül işidir. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur.A. «Ey hoca. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. Nasıl ki. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. Yanmak ona derler ki.» dedi. Bir sopa vurunca. Nasıl ki. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim.» Senden hapşırmak. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. söyleyemem. Benim çöme-zimdir. O bana karşılık olarak bunu yapar. «Tamam artık yüz sopa oldu.» O erkek .A. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. Fare dağılmanın. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. bu fareleri temizlemeye çalışırlar. «Kabe'nin içine giren güvende olur. demiştir ki. Sen ise gidiyorsun. Kerim. Artık gideyim dedim. Hazreti Ali daha cenkçi idi. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. Ondan çok zahmet çektim. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. sizden de şifalar olsun demek. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. Nasıl olur ki.» diyordu. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. Bu bağa gitmenin etkisidir. Bundan faydalandın. ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir. Ebubekr Ömer'e sormuştu: . Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı.» cehennemden söz edilmektedir. Ben dedim ki: O. Meğerse sevdalı olmuştur. Ben onun için öylesine kavgalar ettim. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. Ali için o öldü. Birçok has Allah erleri vardır ki. zıp sıçrıyor. Hakkın terbiyesindendir. (M. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir.» dedi. kudretli bir kişisin. «Etrafında bulunanları kapan. onu görür görmez boynuna sarılayım. korkular vardır.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi. Yallah aslan gibi erkeksin. hizmet gönül hizmetidir. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar. Ona lütuf da yaraşır kahr da. Hiç şüphe yoktur bunda. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. sırlarını herkese açıklamazlar. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor. Ev bana çok yabancı geliyor. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. Hiç olmazsa kaçarlardı.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur.dişi kerim değildir ki! Evet. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. bu günahsız Kimya'dandır. Âyette. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi.

Kuru üzüm eteğinde duruyordu. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. dedim. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim.» «Doğru söylüyorsun. hakkı gözetirim.) bile. bir ayağını o delikanlının kucağına. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. selâm verdi almadı. sonra içeri geldi. Ama daha çok onunla konuşurum. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. Yüzüstü düştü ki. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm. «Bidatçıyım. Bir şeyden anlamaz. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış.» dedi. Ancak başlangıçta görüyordum ki. Koşarak geldi ve gördü ki. beraberce oturdu. pek levend bir boyu var. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki. . kâh ötekinden şeftali topluyor. «Doğru söylüyorlar. benim de maksadım bu idi. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim. ona çok iltifat gösterdi.A. Şimdi mecliste değil. aşırayım da onları susturayım. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. vücudunu ayakta tutmak ayıptır. henüz satranç oynamakta. Zaten bende söz kalmadı.» buyurdular. Bu zevk sahibi bir adamdır. şeyh arkasından seslendi. o buradan gitmeye karar vermiştir. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. su döktü ve meclisten dışarı çıktı. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. onu ziyarete koştu. «Böylece fesadı. İstiyordum ki. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü.» Nasıl ki. Konuşmak düşüncesinde değildir. Bu sefer feryada başladı. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü.» dedi.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur.» diyemem. sevgim vardı. Ben de. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir. Vaiz başladı. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. Yarlıganmayı da. (M. Hazreti Muhammed (S. bozgunluğu önledim.» dedi. başka bir sefer daha söz. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü. Ama içim çok hararetli idi. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu. bir çılgın gibiydi. «O fasıktır.» İnanmıyordu. karşısına geldi. Tekrar inancı bozuldu. günahkârdır. Sordu. bu namazın hakikati. Şaşırmış hayran kalmıştı. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. Bunlardan da kâh birinden. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum.» dediler. Şimdi sen bana söyle bakayım. Aynı zevk ona da erişti. meclisimizin süsüydü. bunu istiyordum zaten. Onun hali nasıl olacaktır ki. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. onlar imanlı kişilerden değildirler.» derler. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir. ne de kötülük düşünürüm. Ben hiç kimse için. O zaman bu hal yok idi. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. dilberiydi.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). istedi ki geri dönsün. Hakikatte o bir dosttur. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. Müminler tek bir vücut gibidir. Ben diyorum ki.» buyuruyor. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. «Senden adalet yağıyor.» dedi. eksikliktir. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim. bir hafta hamamda kalmış. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. Asıl söz eri. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu. «Başını yere koymak. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. Bu saatte de zararlı çıkardık. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. Ateş mangalında kebap pişiriyor. perhiz ettim. Rubai: O put. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir.

Sana. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. külah ister. Davette. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. benim sevgilim senin önündedir. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. O orada mıdır? Orada yoksa. Eser hemen açıkça görüldü. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim. demektir. Bana. Gizlice kendini dışarı attı. gözünde yaş b'rikir. Nasıl ki Şahap Herive. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. Benim. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım.» Sentakstan. Perhiz yapıyorsun. hatta Çelebiden. Orada Bedr'e gitti dediler. «Otur!» diye söylediği yere gitti. Birkaç kerre gördümki. Sen bilirsin. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. «Hayır. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. Bunun delili de. tekrar içeriye uğrar. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. söyle ki. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. işleri ondan başkadır. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. şahit olunuz. Dedi ki. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. Halk Yahudilere bile. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. Diyorum ki. «Gerektir ki dışarda kalayım. Onu bana ver. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. O zaman zaman bizi gerçekler. yine o kimseler toplansınlar.» der. Benim onunla görülecek başka işim yok. cemaat dağılmıştır. Bugün tekrar tövbe etti. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. «Benim bir arzum var.» dedi. beşma vurarak. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. lütuf da vardır. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. Ona. Hazreti Ebubekr. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe. hiçe sayıyorsun. . gideyim. Bunu söyleyince gitti. asla. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. şimdi artık hiç günahım yok. iman getirir. o kimsenin haberi vardır ki. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. söyleniyordu. Allahya ant içerim ki. Beni cennetin kapısına götürseler. Yallah ki. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. benden çekinmekte ve korkmaktadır. önce kapıdan bakarım.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. Kerim'in. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. İçi boş ise. Bana güldü. (M. Hayır onu gözümle görmeliyim. Öyleki. kendisi sentaks olmuştur. onu bana bağışla. Her zaman böyle olur. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır.» demişlerdi. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. Böylece birlikte olalım. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. O ihtiyara. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor. falanın yanında yatar. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. benim seninle işim yok. Zaten onun Allah olması imkânsızdır. (M. sen bilirsin. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. Yersiz. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir. selâm verirken bugün bizi sormuyor. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun. Eğer ben suçlu isem. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider.» diyor. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. asla!» diyordum. anlamak da istemezler. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım.» Bana para verdi. içini o marifetten boşaltmak gerekir. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. (M. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet. Belki âciz ve zavallı biridir o. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. Onu görmek imkânı da yoktuf. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. Çünkü onu bağda göremiyecek. eteğini boynuna atmış. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. O kimseler ki içerden değildir. bana zehir tiryaktır. Zaman zaman da. der. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. Ben diyorum ki. Ben kötü ettim. O halde bana da izin ver. ben bunu kırayım dedim. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. gideyim. Tekrar bağa dönmek de boşunadır. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. Bu gün beni bırakmazlar ki. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. nerede diye sorarım. başka anlamda söyleyeyim. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun.» dedi. Benim cehennemim. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. kolaylık göstermekte kahır da vardır. farkında olmaz. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. Cehennem benden sorar. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum.

Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın. «Aman işitiyor. kendi bilgisi perde oldu. imamlar uygun görmüyorlar. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki. Eğer varsa söyle. Onun aslı külhancıdır. birer birer yoldum. «Nasıl olur?» dedi.» dedi. 184) anlamındaki âyet de buna delildir.» «Ona söyle ki. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım. Bu görünürde böyle değildi. bana ayıp olurdu. üstünde sövdü saydı. «Şu tarafa gidelim. Eğer konuşuyorsun dersem. gözü arkada kalmasıdır.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen. Bundan keder yoktur. Bunu yapmıyorsam erkekli. benim nikâhıma girmiş.» Firavun ve Nemrut için. (M. «Külhancılara değil. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer. (M.» diyor. iki yıl otursun. Ben zaten itiraz ediyorum.» dedi. «Gönlüm böyle istedi. Sonra bu. «Şimdi sen ona yapışma. Hani nerede araştırın da bakın. Padişahın biri.» diye soruyorsun. Ona kendi gözü ile bakmayın. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. iki ay otursun.» dedim. Benden rica etti. evet diyorsun. «Ben seni istemiyorum. Bu işten dolayı özür dilemektedir. Başkaları da senin imamın. o büyüklenmezdi. bir ara geleyim.» dedi. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı. tekrar söyle. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim. Şahit getireyim. elimi eteğimi bağlayan nokta. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü. Bu. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil. Asıl beni üzen. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. ona uygunsuz sözler söyledi. Görüyorsun ki. Bu itiraz demektir. «Bu açık sözleri işitir. Ben kılıç ile teklifsizim. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise.» cevabını verdi.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım. hem can olsun? Bu imkânsızdır. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. kendini asla aziz saymazdı. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki. Padişah yolunu çevirdi. karıma böyle dedim. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle. onun gönlü bende. O. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. bir ev tutsun da gitsin. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam. Bir zümre vardır ki. aramızda yakınlık hasıl olmuştur.» dedim.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız.» dedi. Dışarı çıkmadı. gizli sözü anladı. 178) Karnı yırtılıyor. niçin evet demiyorsun. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. Böyle yaparsa. «Ona on gün mühlet ver. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur. Benim nazarım. O kötü huylu koca. bacım kesiyorlardı sanki.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. (gizli bir sözü) var. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. başkaları da ibret alsın. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur.» (Âli İmran sûresi. Bir zamiri.» «Böyle söyleme. Kaynanama şöyle dedim. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. «Ne dedim ki işitsin. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için.179) O kimse candır.» dedi. ona öyle bir şey yaptım ki. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. o iyi bir kadındır. Külhancı. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. îşte . yol. Allahdan üstün kimse var mıdır ki. Ona.» dedi. Beni bilirler. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın. ğim icabıdır. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. söylenir durur. cariyeme bunu söyledim. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. hem kalıp olsun. Adamın sakalını tuttum.» dedi. «Bedr'e ne yapar?» dedim. «Teferrüç yani gezinti. külhancı ile kavga eder. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar. Ne dedim ki. Sen başkalarının imamlarındansın. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir.

Allahmın yanında gecelerim.» yolundaki sözleri. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. Eğer sorsalardı. böyle söyle. gaflet uykusundan uyanırlar.Kuran'da buyurulduğu gibi. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. «Onu bir Allah bilir. şikâyetler. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir. ne de maksat ve manâsım anlarlar. her hangi biriniz gibi değilim. Ama önce inkâr ettirir. bu icar sözleşmesini bozsunlar. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. o halin. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. o benlik davası kendisinden gitsin. 181) ister değişik olsun.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki. birçok gizli noktalar açıklanırdı. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar. Onu uygulamak ister. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor. Senin elin ayağın taklit ile uzanır. Yarın vaiz etmek gerekiyor. Hazreti Mustafa'ya (S. Açık ve kapalı anlatılmıştır. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M. aynı âyetin sonunda. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. dil işi değil muamele işidir. ayıplamalar başlar. Bazıları görünüşte onu yok ederler. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. geri al derim. Bayezid'in. «Kendimi kutlarım. hali olur. ama. Allah işidir bu. Herkes. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler. ancak Allah vardır. Allahnız tek Allah'dır. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı. bu da onun aynıdır. Bu sözleşmeyi bozmak olur. Çare yoktur. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca. Senin görüşün onun sıfatları iledir. ona gülmüştünüz. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler. O güzel sözlerden. uyanık gönüller uykuda da iş görür.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. ama bir kapı açılmıştır. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. de ki. «Ben. bana olan saygıyı artırmış olurlar. Güneş yerine çıra yakar o zavallı.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler. ben miyim? Vardır diyorum. 180) Hazreti Muhammed (S. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir.» (Kehf sûresi. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi. Bunu. Bütün zamanlar. (M. O beni yedirir içirir. Bu. bunu artırabilirler de. akılla bayındırlaştırırlar. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. her hangi biriniz gibi değilim. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. Bazı gerçekçi araştırmacılar. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse.» buyurdu. karanlıklara ve oburluğa. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur. Söz ancak onun sözüdür. Olur bu işler olur. Hallac'ın «Ben Hakkım.A.» sözü daha kapalıcadır. soru yönünden söylemişti. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır. . Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki.» dedi.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. bir de bilgide uzman olanlar. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. Pisliklere. Bu bana da yaraşmaz.» buyuruyor ki. Bu zordur. güçlenir. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim.» sözü pervasızcadır. Nasıl ki.. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. ister olmasın. Senin söz üstadın bilmiyorum. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur.

bunun için hikâyelerin en güzeli. İyi bil ki. Allahnın. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. «Bana bir iş buyur. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti. «Bir oğlanı seviyor. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır. «O pislik yuvasıdır. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. İçimde bir müjde sevinci vardı.» dediler. ev gibi değildir. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana. insanoğlu değilsen hayır. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın.» derse o başka. Bu Lala işidir.» dedi. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. Sen namaz kılmıyorsun. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. artık bizden vaiz istemiyecek. 182) Nerede o biricik evlât ki. yeryüzünde değildim. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. «Bu karanlıklar içinde oldu. Allahtan korkmazlar. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. . gırtlağın ki. Ey senin o. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir.» (Müminun sûresi. büyüklük Mevlânâ'dandır. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır.)' yüzüğünü çevirince.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır. ikinci gün bir kaç altın verdi. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor.» dedi. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik.» dedi. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı. Ama gördük kü bu vaiz.» dediler. Her gün bir satır okursan böyle olur. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. Lala hikayesini birinci gün yasakladı. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum. bundan önce kılıyordun. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. yarın yerleri cehennem olacaktır. «Bu böyledir. O bir köşeden geldi. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım. Hazreti Muhammed (S. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi. Bu. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim. Rum diyarında kadılar kadısıyım. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur. Diyordum ki: Yol. (M. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler. beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. Biz. hep biricik oğlunu arasın? (M. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm.A.» Uzaklık. açık söylüyorum.ve öyle adlandırdılar. Güya havalarda uçuyordum. Halifenin ya-kınlarındanım.» dedi. Kitabım boynumda. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak. başka sözlerle meşgul olursun. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor.

Yoksa kendi nefsinde güzeldir. ne çare ki.Herkes mademki onunla kendini süsler. gamdan kurtuldum. (M. Çocuğun biri. bozuk ve çirkin görünür. bu bana bir başlangıçtır dersin. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. Akıllı adam onu bilir. Bunun misali. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. kuvvet yardır. Bari onun sözü. bu nerede? Bu birinin yaptığı. O nerede. Belimi. yaramazlıklar yapar ki. Senin güzel bir cariyen olsa. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. Bende hem şarap var. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. onun sağlam zünnarı ile bağladım. Ama onda halk için faydalar vardır. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı. 185) Küfür bile çirkin değildir. O iman karşısına gelince. onların hangisi erkek hangisi dişidir. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. ne Kuran okuma kaygısı. ama bir ölçüye göre. kimse kendisini tanımasın. geride başka insanlar da var. hanımının erkek kardeşi de onu görse. Bende ne zabitlik kaldı. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. Nihayet kendinden insaf et bir kere. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. sırf sevap kazanması için tutar. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. hep uğraşırlar ki. serttir. (M. O özgür erlere hizmet yolunda. ona. Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. bunlar. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. Bizim aşinamız. Her millette erkek de dişi de vardır. öte tarafta yersin. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. biri bir şey bulamadığından aç durur. erkek ve dişidir. hem ışık. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. Bunu öğren ki. örtünsün diye. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. Fakat bakıra . gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. nükteler vardır. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. binlerce cilveler. Şiir: Hârâbat ehli oldum. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. Ancak bir toplumda yoktur. Demir nefsinde demirdir. oturdu. Deniyor ki. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. hem güzel var. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. Allah bilir. O kimdir ki.

kimya işinde elverişlidir. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. göklerden dalga dalga nur yağıyor. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye. Kuran'da. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. onu affeder. 186) Şiir: Ay yükseldi.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. onlar benimkilerdir. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. Çünkü o suda yaşar. Artık el açma bize. Onun bundan başka işi yoktur. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. mücevher. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. Vezir. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. Bunlar bir toplumdur . Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. onun suda yaşamasıdır. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz. o balık değildir.» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. Görüyorum ki. her kılığa girer. onları ilgilendirir. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. su korkusu ile öldüğünü görürsen. Çünkü bakır her şeye elverişlidir. bunu kabul edenlere de engel oluruz. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. Ancak onun vezir ve. Diyelim ki. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada. onun hiç bir bilgisi yok demektir. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz. ne iyi olur. Dediniz ki. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. Sonunda anlaşıldı. îsrar edersek evet der. bir zümreye yeşil. O bununla övünür ve onu bozmaz. çünkü biz gittik elden. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir. Ama balığın suda yaşadığını isbat için.» deriz. demirden ziyade. çok güzeldir ama. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. davaya. hayınlık ederiz. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. Halife kendisi için iyi olanları bilir. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. altın. sudan çıkmaz. Halife bir zümreye beyaz. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk.. Başka maksatları da olamaz. Gümüşe sıra gelinceye kadar. şahide. Eğer böyle olmasa. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. Öyle ise en azından ona. nefsiyle bilir.göre derecesi daha aşağıdır. O yavrunun yüzünden. yine gider. isbata hacet yoktur. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur.

deyimlerle.» diyorum. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki. Ben ona. biz ne biliyoruz. Bu saatte ne var ki.» O övmeye başladı. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. beni kurtardı. Eğer yal-nızsa. manalarla dopdolu idi. gemiye atlayanlara. şahitler meclistekiler benden uzakta. kılı kırk yaran. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. bu hal ehlinin kulu kölesiyim. hayır ben.. kendisi bilir. ne yapayım. beni buna zorluyordu. Onun çocukları için oldum. o ayırt etsin. Şemseddin sizden bahsediyor. satranç oynayanlara.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. 187) Allah bizim aramızdadır. Ondan sordum. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. uzaktan huzurda olursa. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. (M. O. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı. (M. Yalnızdır. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. sen Bayezid'in mertebesindesin.. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz. 188) Ben çocuktum. ne yaptım ki. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. Artık bir şey söylemez. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. Erkeklik odur ki. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar.» der. bu meseleleri kesip atsın. Onların duyduklarını duyanlardanım. çünkü hastaydı. benim babam ol!» diyordu. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. ben de başımla işaret ettim. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler.ki. Kerim'e söyledim. Sözünden başka hali de değişti. Ama kendimi tutabildim. neye karar verirse inayetle baş eğmek. ona bir ziyan erişirse yazık olur.» dedi. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur.» Parmakla dokundum. Ama burada karar iş arasında veriliyor.» dedi. Başım salladı. ben söyledim.» dedi. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı. O kimdir diye sorarlarsa. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. ben. Öyle nazeninler ki. uçtu gitti. îş arasında el çırpanlara. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. Bu azarlama onlar içindir. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. diyordum. Ona bir peri verdim ki. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. seni isterim dedim. bana verdi. nurun etkisiydi. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. Ama bütün içim sözlerle. Bizim nazenin kullarımızdan biri. O Hâcegî denilen. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. ona bir şeyler doğuyordu. karanlıktadırlar. onun hastası olmuştu. O gece. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. karara saygı göstermek gereklidir. kaseyi doldurup götürebilirsin. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. filan kişi filanı istedi. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca. O başka mesele. Allah'dan Allah'yı istedi. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı. «Bana gel. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. Eğer iki dost. Alâeddin'e. O bizden atılmıştır. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. artık hiç bir şey söyleyemedim. dediler. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. Sen büyükler . Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. «Susun. Öfkem geçsin diye. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. kendine oyun oynuyorsun demektir. O seni açtıkça açılıyorsun. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. falan evde öleceğim. «Hele bir sor. Bununla beraber zordur. onu övünce. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki. Gerekirdi ki. «Düşmanın oyununa dikkat et.» «öyleyse. onlara iki akça verip. onun gönlünde parlayan. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir. bana sordu. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. değildir. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki. Bir daha ağzım açılmadı. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. düşmanın oyununu görebile-sin. Benden çok incindiler.» der. ondan bir elma istedim. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın.» Ben hemen atıldım ve dedim ki.

İçerde dağ gibi.» buyuruyor. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. Allah sevgililerinin sözüdür. işitmiştim ki. «Bu nasıl raks?» deseniz. Bir vakit hizmet etsin. bana hiç ayakbağı olmasın. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. onun görüşünden gizli değildir. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. Başka biri. bize göre onun âlemi başkadır. birlikte olalım.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. neşelenirler. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. ama benimle birlikte değildir. îşte bu çirkin bir şeydir.» derler. Mademki yanıyor-sun. «Yandım bu ıstıraba. bu. îster ki siz mescitte olasınız. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. Allah. Hak onların yüzlerinde. dayanamadım. cevheri kırma . Soruda. ama küfrün de rengi ve kokusu. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. büyük bir bilgindir. gazel okumaz. «Yârabbî yandım artık. utancı. Bütün vücudu dil kesilmişti. Derviş de. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. yemek içmek düşüncesi. Derviş ham hayaller peşindedir. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. Ancak iş iyi gitmedi derler. Her gün gerektir ki. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte.. ne malını satan satış yapacak. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. 190) Ama işitirse benden incinir. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. (M.. Yani sizin önünüzde olmasın. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. Hak benim elimdedir. Geceleri uyku uyumuyor. der.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. yüz bin dağ gibi ağır.» deyince. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. Bu çok garip şeydir. Nasıl olur da erlere hizmet eder. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. O. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir. cevapta terbiyesizce davranırdı. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. bir şey okusun. şüphelidir de. dışarıda saman çöpü gibidirler. (M. Su dağıtılan yerde bana bir. sözünden dönerdi. baş sallıyorsunuz. işimi öğretiyor. Onun vakti dardır. Şimdi nerede o dizgin çekme. o başkalarına söz verir. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. şöyledir böyledir. Su üstünde yaprak gibi yürürler.» demişlerdir. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. onlarda açıkça belirirdi. vücutlarında parlar. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin. Onlara bir kâr kokusu gider. Bana. mest olurlar. söz söylemez. Eğer doğru söylüyorsan. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. bir satır bile olsa bu lâzım. Şimdi iyi sohbete dikkat et. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır.» Evet. hiç bir şey. «Ben seni bu iş için tutuyorum. Hak âleminden hiç haberi yoktu. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir.» Ona inanmıştım. insan. Sizden sonra. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler.» buyurulmuştur. «Tahammül et!» der. ürkerler. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir. Ama bununla değil. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. Söz Allahnın sözüdür. 189) Bana dedi ki: «O. öteki başıboş ve yularsızdır. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. «Ne türlü nefesler vuruyor. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar.

Tövbe. Allah ona.» Bu: sır içindeki hikmet. Biri hemen. Yani sır (gizlilik). önemli bir şey değildi. Kuran'da. «Vay yavrucuklar gitti. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. hayır. sonra herkese karşı. «Asın şunu!» diye emreder. Çünkü onlar. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. Sofracı. damlatır. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. «Oyun . Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. yaptığım hata. Ama yalnız küp. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. Hintliyi. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. Şah. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. nakısı ve sureti görürler. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. ağlayıp feryat etmendir. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar. Arabi da. senin gibi birini doğurmuş. «Yemin et!» deyince. Sevgili âşı-kma sorar. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi. başka bir şey yapamaz. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. Pek açık bir gerçektir ki. Bazılarını. hiç bir şey demedi. ben de senin kulunum!» deyip. (onlara ne olduğunu Allah bilir). Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. Senin gamının bulutları gelmedikçe. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. ama lanet olsun o alçağa ki. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır. o «Başın için!» diye ant içer. Nihayet ırmağın. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. hep görünüşe bakar. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. Hatada. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. Tam iki yıl yol yürüdüler. bütün peygamberlerin mucizeleri. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. 192) Sonra. Başka bir şey bilmiyoruz. Bunun sebebi de senin yalvarman. babam da yanımda idi. dalgalanmak ister. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki.. Öteki de arkadan atladı. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. şeytan işidir. onun maksadı odur. olduğu yerde sayar. etrafa yayılır ve bulaşır.hikâyesini andırır. galiba onları aşağı çektiler. boğuldu!» derler. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. Türkü. asılmaya değsin. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. Zahirde de bâtında da. «Mademki beni astıracaksın. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. cevheri benden sorasın diye kırdım. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. Ancak gülerek. taşın karşısında zavallı kalır.» der. O. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. 24) deme.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. güle güle. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. Nasıl ki. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. Yani hoş geldin. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. yalnız kaldığın zaman. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. küp. «Allahm! Sen benim ilâhımsın. Acele edenler. denize girince de beraber girerler. Şahın üstüne yemek. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. Kırıtırsa. demek gerektir. Acele. coşup köpürmez. taştan daima sakınır. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. Sarayın sofracıbaşısı.

seni ve beni bu yüzden korudu. (M. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. sen fena yaptın. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. îzin almasına imkân kalmadı. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır. Ben bu adamdan ummazdım ki. içeriye giremedi. Öğretmenlik yapıyordum. imana davet ederdi. Eteğinden yakaladı ve sordu. yüz yirmi yıldan . benim makamım burası olur. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. Başlarını eğdiler. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. Bazılarım atlatıyor. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. para ve rahat lâzım değil. hemen aynı günde geri döndü. Kimse bana. Evet. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. demez. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. biraz sabırlı ol. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». Ama bu bir kaza idi. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. Her biri. Şimdi yapamıyorum. şöyle yaptın böyle yaptın. sessizce orada oturayım. Bu sözler hiç kimsede yoktur. Eğer ben iyi insan isem. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. her gün bir kaç semti dolaşırdı. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. bir başkası götürdü. Ben konuştum. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. «Ona iyisini verin. İşittiler. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. hayır hayır! dedim. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. söyleyiniz ki. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es. bir de şu duvar var. Celâleddin de konuşacak. Kedi savuşturdu. sabaha karşı onu döküntülerini. Bana böyle yerler. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. öteki boş lâftır. Padişaha haber verdiler. böyle bir söz üstadının izini. terlemeye başladı. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. Ben dışarı çıkayım. bize bir cilve gösterdi. çok uzaktır derlerdi. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. Nuh Peygamber. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. o da öğretmenlik yapıyordu. Özür dileyerek. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. çok hayret ederlerdi. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. pisliklerini süpüreyim. «Bu adam ne diyor. başım sallayarak. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. «Evet» dedi. eteğini öptü. Ben bunlardan kaçtım. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. tozunu bulamazsınız.» dedim. Bu çok zor bir durum. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız.» dedi. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. İşte Alâeddin konuşuyor. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. mantıkçı mı?» dedi. Ansızın bir şey işitildi. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki. Geceleri tahta çıkar otururum. konuşsun.

onların sözlerini kabul ediyorum. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. Beni davet ettiler. Şiir: Bir kimse ki. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. Bizim gidişimizden öfkelenir. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. Ancak o sövdü saydı. katlanayım. işkence yapsınlar. Akılları başlarındadır. davet doğrudur. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. Meğerse onlara kötü ile iyinin. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. İşi bozuldu. ona karşı sert davranmak gerekmez. ateş şeklinde görünmüştü. demiyorum. . yaralarlardı. Çeşitli rivayetler vardır. Bu kadının tuhaf bir isteği var.) halidir. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. her gün bir semti beş kere dolaşırdı. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. nur uğruna ateşe düşüp yandı. Bir şey getirin ki. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. elini. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. Onlar nerede. yediler böylece oruç tutuyorlardı. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der. o yönden bir kuvvet vardır. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. kâfir. Onun için bir engel de yoktu. Onların aradıkları. Ancak her kesin bir huyu vardır. işte o hal. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. Burada iş aksinedir. o adı onun yanına götür. 195) Susayım. dedim. Ama ben açıkça.» Bunu düşünmeye. Nasıl ki Şeyh. Nasıl ki. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. Benim yanıma getirirler ki. benimle iftar ettiler. sesini kesmez. . Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. iki parça ettiler sanırsın. Evet. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. Binlerce teşekkür ettiler. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. Nasıl ki. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. dediler. Bin yıl imana davet etti. Burada. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. bu uyanıklık. 196) Ona mimber değil. yiyeyim. ekmekçi ve kasap değildir. darağacı yakışır.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. Dünyanın yaratılışından maksat. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. Dışarı atarım. A. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. ekmek. gibi bir çok yorumlar yaptılar. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. Nasıl ki. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. Müslümanlık doğru sözdür. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. Buna güç yetiremezler. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. yalnız kendini şaşırmış. Ama dıştan kâfir görünür. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. başkalarının düşünceleri de daha başkadır. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. elsiz ayaksız kalırlardı. yolunu kaybetmiş değildi. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. onu döverler. ancak Hakkın hazinesidir. secdeye kapanmış. Hazreti Peygamber. (M. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. Onlarda. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. gül yerine diken ve çalı diker. ona. Davet işinde biri vardır ki.

Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi. yoğurt vereyim ki. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . «Öğütülen un yetim malıdır.» dediler. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek. bir «Lahavle. beklemeye takat getiremez. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi. «Aman.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. konuşuyorsun?» Değirmenci.aralık geri kalmıştı. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi. «Kalk!» dediler. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı. (M. Çocuk ne görsün bütün beyler. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. «Aleyküm selâm. Çocuğa «Selâmün aleyküm. eğer vermezlerse ben alır sana veririm. «Eyvah geldiler. Şah konuşmaya başladı. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler. yemeğini nasıl yiyebilirim. çok acıkmıştı.» dedi. incinmesin. İçinden bir «Ah!» çekti. kalmamış. Değirmenci giderken pişman oldu.» dedi.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. «Eğer olsaydı biz yerdik.» der. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu. «Vallahi bu çocuk doğru söyler.» «Çok konuşma kalk!» dediler. Büyükler nezaketlidirler. «Var ama önce bir selâm ver. çocuk içinden tekrar. yanındakilerine. boynuna bir ip bağladılar.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. Karşılıklı sorular. «Ama sen nasıl ölüsün ki. Bana haram olur. «Size un vereyim saç ekmeği. Adamcağız. yüzüğü onlara gösterdi. Onu saygı ile karşıladılar. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. Senden incindi. Orada boş sözler var. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü.» der.» Bir ırmak kenarına götürdü.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim. dedi ki. Mertebesi yükseldi.» dediler. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin. her şeyden önce yemek getirsinler diye. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş. «Ne yazık ki koyun kesmedim..» Silâhlı yüz süvari yola çıktı. «Ancak kalan yiyecek budur.» dedi. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede. bu iş çetindir.» dedi. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk. 198) Şah oradan ayrıldı. süt. «Sizler çok cömert insanlarsınız. Şah bunları yedi. Yine kalkmadı. kalk» dediler. yoğurt. «Seni Şah istiyor. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır. ne saçmalar soyuyorsun. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık. Diyorsun ki. «Öldüm. (M. Değirmenci. (M. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler. Sonra. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını. «Eyvah. Hepsi yüzüstü kapandılar.» buradan gideyim. «Gözlerin rahatsız olmuştur. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. içeri girerek tekrar. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı. sonra da konuk ister misin diye sor. Kalkmadı.» «Burası mescittir. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun. «Bize misafir gelir misin?» derdi. kapıyı kırdılar. işi daha iyi oldu. uzaktan duymazsın belki. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın. «Kalk çabuk seni Şah istiyor.Ey yüce bilgin Mevlânâ. Mevlânâ böyledir. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir. Çocuk. «Bir saat kadar gel de görelim seni.» dedi. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi.» dediler. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı.» diyerek onu inandırmak istedi.» cevabını verdi. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin. «Sanıyorum ki. Mahmud kendi kendine.» dedi. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de.» «Kalk!» dediler. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç. peynir ne varsa getireyim. onun da gönlünü hoş edeyim. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur.» dedi.» dedi.» «Kalk. geri döndü. kulağına boş sözler söyleyeyim. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım. Sakın gönlün incinmesin. Çeke çeke götürdüler.» «Ama çok iyi öğütürüm. Sonra tekrar geldi. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani. bari tamburumu verin de işime gideyim. vezirler sıralanmış.

bir kerede ölüp kurtulamayacaksın. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem. Derler ki. Ona çocuk kaçtı. Yüz Bağdat çarşafı. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M. yahut edebini takınmak.» dediler. dedi.» dedim. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. «Hayır. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim. karnım davula döndü. ama belki daha beter bir belâya uğratacak. Adamı tımarhaneye soktular. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim. bırakın ki öleyim!» dedi. Nihayet. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. Arkasından koştular.. ama onu göremedi. kabul ettim. önce bir adam gösterdim.» dedi. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. bir zaman da bu adamın şeytanı.» dedi.aradı.» dedi. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam.» Değirmenci yüzüstü düştü. Beyit: Ben kötülük yaptım. Kendini deliliğe vurmuştu. Sonra «Onu geri çağırın. elimi de bırakıyorum. daha serseri bir suçlu gelir.» «Gel. «Ah beni kandırdı. Çağıranlara yalvarmaya başladı.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları. orada cevabını ver!» dediler. Şahın huzuruna götürdüler. «Adamcağız. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı. ne dersin?» diye sordu.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar. Elimi kalbime koydum.» Mademki kulağıma söylüyorsun. adamı kıskıvrak bağlasınlar. Tekrar hücreye gidiyordum. geleceğim dedim. «Sen öyle bir adamsın ki. cehennem gibi bir işkembesi vardı. senden davacı var. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari.» dedi. Değirmenci.» dedi.» diye seslendiler. «Onu getirin!» dediler. «Be adam. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin. «Daha ne kadar yiyeceksin. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. O bununla gelmez dedim. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında. Hep yedim.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı. Bu onların körlüğünden ileri geliyor. öp artık kaçıyorum öp.» dedi Şah. sen de kötü mükâfat veriyorsun. Uykumu ver ki yemeyeyim.» dedi. Şahın huzuruna çıkardılar.. «Ham ham. Üç gün geçtikten sonra. Kadının önüne oturttular. «Ham ham. «Uykum kaçsın diye yiyorum. bir melek varmış. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici. bir solukluk canım kalmıştır. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın. Ancak Sultana. Bin dirhem bağışta bulunmalarını. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. yüz top istanbul atlası. «Gel!» diye seslendiler. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. bir kat elbise vermelerim. «Kalk çık dışarı. Gizlice ötekilerine emir verdi. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti.» Kadı. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu.» «Saygılarımı sunarım. yalvardılar. her gün beş kilo ekmek yerdi. «Artık benden ne istiyorsunuz. Adamcağız. uykumu kaçırmak için. yüz kat başkaca elbise dava . yeter!» dediler. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek.» Üç kere dışarı çıktım.

niçin inkâr edersin. Bir söz söyledin. Ben vaz geçtim. Evet ver diyorsun.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. O ayakkabı seni rahatsız etti. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler.» buyuruyor. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. bütün âlemden el çektim.» (M. gönül açıklığıdır. Ey Efendi. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum. «Şüphesiz o Haktır. «Allah Kuran'ı ona öğretti. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. Evet çetin iştir bu. mutlu ol oğlum. «Mümin pis olmaz. «Bunu da Müslümanlık say. Ey tefsirciler. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur.ederler. Zaten yolda da bunu böyle istedim.» Kadı der ki. Bu bana senden dilenmek demektir. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım. Şüphe yok ki o Haktır. «Suçunu kabul ediyorsun.» diyor. bir kaç gün dolaştın. ona inkâr etmesini öğretmiştir. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki. onunla daha çok vakit geçer. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim.» der. Yani şüphesiz Allah Haktır. «Bugün ham. beni eziyor.» dedi. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki. onlarla cilveleşir. hoş söylüyorsun. nihayet tekrar konuştun. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende. Diyorsun ki: «Ben. Ben öyle bir Allahyı arıyorum. Bunu uygun görmem. Hırkayı yırtmalı. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım. Kadı. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. Evet güzel söylüyorsun. bu benim elimde değildir. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem. orada yer tuttun. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye. O tarafa düşmem yakındır. «Zararı yok. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. «Hayır.» dedim. Rahman sûresinde. «Ham!» der. Konuk için. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı. «Afiyet olsun sana. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. O zaman bir şey söylemedin. Allah kendi arzusu ile iş yapsın. boynumuza sarılıp öpmelerinden. beni de mutlu ettin. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. Sonra baştan savdık. (M. «Bu hakkın gayretidir. «O haktır şüphes:'z. yahut da sana karşı benden. o Buharalının kapısındadır. «Ben. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. isterim ki. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. (M. nazım yolu ile.» derim. Muhammed de Haktır. yoldan bir kızcağız geçer. kendinde bir hareket duyarsın.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi.» der Kadı. «Ben böyle bir Allah'yı istemem.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. evet ver diyorsun. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. Onda ihtiyar yoktur. bana uymak gerek. ham. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler. «Hayır.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam. Ye afiyet olsun üç lokma. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin. yatakta uykusu gelmezdi. O bunu yapmayaydı. Peygamber. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. O da. «Ve onların nefislerinde. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var. Ona candan dua eder ve memnun olur. incinirdi. ham. Her bir âyette bir müjde var. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım. Can içinde etki yapıyorsun. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki.» âyetinden anlaşılıyor ki. 201) Suçlu.» Çünkü sen benim canımın içindesin. Çelebi! Bu isteklerinden. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu. ona ant içtik dedin. Ulu Allah Kuran'da. Aksaray'a varırım.» demek bir yorumdur. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. Ya bana senden bir gayret ister. . Şimdi biraz düşünmek zamanıdır. «înkâr ediyorum» der.» buyuruyor. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de.» buyurdu. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse.

bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. Çünkü (M. «Eyvah. Ancak mümin yalancı değildir. Ona. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık. zina. hem de sen hidayet verebilirsin. Cim daha uzakta idi. Ulu Allahnın. «İhtiyarsız. ona engel olacak bir varlık yoktur. hiç bir şey istemez. Ama ben kabul etmiyorum. «Ey mimber! Sana söylemiyorum. der. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. Bin kelime mi söyledi. içinden ona. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. Hak sözde buna imkân yoktur.» anlamındaki âyet gelince.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. saf küfür olur. demedim. demek istemiş ve onu yürütmüştür. Mısra: Testi. işte. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. Ona.» buyuruyor. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum. onun ayağına düştüler. yine de. Onun en aşağı kullan. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. yukarı çıktı ve onları ayırdı. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez.» dedi. Bunları dünya ve ahirete atarım. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. (yani failimuhtar) değildir. «Beni göremiyeceksin. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı. Dal harfine gelince. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz.» Öyle ise sen failimuhtarsın. konuşmadan geri çevirir. Bir noktam var.» dedi. elife bağlıdır. söyler. Sonra be harfi geldi.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır. Aralarında. 205) Benim huyum budur. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır. Elif harfinin manası tamam olmaz. Hemen Elifin manasıyım. yolda seni köpek ısırmıştır. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. iki yönden eliften üstündür.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. (M. Sen bir yol gösteriyorsun. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. Sen. Hazreti ibrahim dedi ki:.» Te geldi. Ona başka zaman gel der. sözleri arasında çelişki yoktur. Cim. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi.» diyor. «Başımda iki noktam var. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. Bir mezar taşında. O imanlıdır. Ama yanılıyordu. içinde ne varsa onu sızdırır. «Yanılmaz. o da iki eliftir.eder. O dost başka sözleri de bilir. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. Adına fereci dediler. şahadet getirdi. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. elif harfin'n ayağına düştü. Onun kâfirliği saf olur.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. (M. ömür. Musa bir kaç adım geri döner. Ama daha fazlası elinden gelmez. Bir topluluk.Allah için dilediği gibi yapmaz. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum. doğru yol budur diyorsun. Her saatte binlerce cihanı mahveder.» dedi. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor. «Yani. kâfir de küfürden. Mimberin son basamağında durdu. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. yüce Allah. benim fere-cim. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır.yanılmaz. Herkes bir tarafa kaçtı. Günler bizim aramızdadır. «Akıl . Mimber ağaç olduğu halde. sonra sözü tükenir. «Onu o yoldan çıkaran benim. dal harfini düşman bilirler. Ayrılığın. Adamın biri cübbesini yırttı. Mevlânâ bu kadar söz söyler. başka konuşanların sözünü de konuşur. Dilediğini yapandır o. bir . hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu. o. 204) onda Kuran'ın manası vardır. imanla yalan bir arada yürümez. Firavun incinmezdi o sözden. O. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı. «Allahya iyilikle ödünç verin. Onu âciz kılacak. yani ağaç bile. yine o bilir. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı. Fitne hiç yatışmadı. Allah ona. Saf olur.» dedi. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. ama o yine mümindir. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet.

Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. Ama tekrar okuyamazsan. Sana anlatayım. Nihayet işaret etti ki. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. buna gerek yoktur. nazar değmemek içindir. Onda da hiç boş yer göremedim. Şimdi bir yazı yazmak. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. Hemen. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. acele gönül tarafına sefer ettim. Okursan o zaman düşünürsün. «Lüzum yok. ibadete gidiyorum. yavaşça. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi. Eğer bu dağarcık olmasaydı. Şiir: Hikmet ehli. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. bizim işlerimiz var. Sofî için. 206) Kendisinde güzellik olmayan. Onlardan her vadide. her şehirde bir destan var. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. işaretle. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. Ben hep emirle giderim. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. onu tekrar okumak içindir.saattir diye yazılı idi. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. Gönül halinden bir nişan arıyordum. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır.» Hayırlı bir işe aracılık etti. Başkalarını anmak. A. erenlerin sözlerini araştırdım. gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. fesahatten nasibim yoktu. Bir saat. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. ben bir işe gidiyorum. Ona hizmette bulunuyoruz. te . Hiç düzgün konuşmaktan.» dedi. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. Yani vaktine bağlı insan demektir. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. Bu. başını çevirdi. O işten hiç başımı kaldıramam. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz. vaktin çocuğu derler.

» dedi. her bir parçasında başka bir âlem var. O uygunsuz adam. Birini çalgıcılığa çağırdılar. Çünkü kim bilir ki. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. Pişmiş et gider. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. ben şeytandan daha iyi bilirdim. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. Tebriz'de öyle insanlar var ki. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. Hoş hutbeler okursun. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der. A. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. Ben öyleyim ya. Ancak haberi olanlara haber verir ki. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. Ey efendi! Hayır. zavallılardan oluruz. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. «işte bu Allah eri olgun kişidir. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. şeytanı da bir tarafa koydu.» deyince bu söz Peygamberleri. Tebrizlilere eşek demiş. Yoksa biri demirciye gelip. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. Ama özrü kabahatından beterdi. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü.» diye yalvardı. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. yanmayınca yüz dirhe. bu sözü niçin söyler? Orada. Ama o neşeli anlarda olur. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar.» dedi. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. Ya benim içimi. belki H. Benim için.harfidir yahut te'dir. içinde ne yağ kalır ne de tencere. velileri. Allahyı inkâr etti. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir. Söylediğin (M. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. Meğerse unutsun. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Onun. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. eşekliği yönünden. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. nihayet sende de var. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. M. ve •Allah erlerini içine almaktadır. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. gelmez ki. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. . O muratsızlıkta murat umudu vardır. O zaman büyük adam olur. Meğer ki. onlar yokken bir şey yapsın. Sana göre her parçasında başka bir yön. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. Başka bir tencere lâzım gelir. sözlerimden ürker ve bana dönerek. O Herive ki. hayır.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. vücudu böyle olur. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım. Sen bilmez misin ki. (M. haberi de yoktur. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. olur. inayetini bir tarafa. O varlıkla dopdolu olunca. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. Biliyordu ki. sert başlı adam. sıkıntılı zamanında da hoş olur. nasipsiz kalmasın. Acaba ne yapacak diye. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. azdıracağım. Kuran'da. Mert odur ki. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. Halk o öğütleri kâh tutar. Hoş geldin. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. Ağır davrandı. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. Bir hikmet içindir. Horasan'dan gelmişti. ben onların en zavallısı kalırım. O kendi işini yapmalıdır. bugün böyle ağrı çekmezdim. hiç kimseye değer vermezdi. Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik. Cevher gibi olmaz. Gam içinde sevinç duyar. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. sefa geldin dersin.» anlamındaki âyet açıktır. unutsun. Bizim için en iyisi budur. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. kâh tutmaz. Ona orada Şahap derler.

desin. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar. A. «Ne mutlu beni görene. Toprak başına olsun öyle insanların. Kocakarı ne. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır. Benim hemşerimdir. Nihayet kaç kere çerez geldi. Mimber de o anda yürümeye başlar. dışarı atarsın. gelmedi. Çulha hikâyesini atarlar.. «Evet dardır.» dedi. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen.» dedim. İyi insan odur ki. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. ama ne hemşeri. Çünkü o ölmemiştir. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım. Dedi ki: Ey Mustafa! (S. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim. Oh dedi. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. «Yarabbi. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. onların tozu nü bulamaz. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. (M. tabağın içine dolmuştu. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın. . tekrar onu inkâra kalkıştı. Ama o. Sofuya başını kaldır da. nimeti iki cihana da yetişir. kapalı sözlerle uğraşır. Şeyh bana de di ki: Eğer. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. Yani tamamladı. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir. nara gitsin. Adam odur ki.» buyurmuştur. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. A.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki.» anlamındaki âyeti düşün dediler. bundan. her be cim karşılaşırsa. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu. îçerden şeyh seslendi: Gel.. Nerede 8 Sofi ki. balığı balığa versin. «Acaba eksik kaldı. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. Mikailin ne yeri var. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. O da artık Müslüman olmuştu. (M. geçip gidenleri birer birer çözdüm. ne mutlu beni göreni görmüş olana. Keramet odur ki. Tabağı ona gösterince. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur. Genişlikten ölür. Peygamber. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. ne zevksiz. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar. güzel suretler belirdi. imkânsızlık kavramı kalmaz. Çünkü içinden ona engel oluyordu. ağzına. Dar demenin ne yeri var. kımıldanmaz.. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer.) Benden niçin yüz çevirdin. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş.) Bunlar ne tatsız sözler. Ben onun mezarına. O mantıki da (cihan farzet. kaygısız yemek yesin. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. Aşağı indirdim benden sakladı. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği. Bu yoldan söylüyordu. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. Hazreti Muhammed (S. O. Burada sözün yeri yok. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. cim be ile. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. Ama o. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur. Söz alanı dardır. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. hali perdeler.) mübarek ruhu aralarında yoktu. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz.şey ki. Halk zaman kazanmaktadır.. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. Hoşlandığı şeye erişemez. çünkü kalkar.

bir lokma gibi ağzına koyaşın. soysuzluklarını görür. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler. doğan. Çünkü ötekiler bir saat uçar. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır. diri gönüllü bir derviş var ki. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki. çok zor ele geçer. Avcının biri aslan avlardı. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. (M. Siz de. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. Onların himmetsizliklerini. Bunlar arasında aziz. Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. Bu bir dairedir ki kapısı. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. bu zayıf kul. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk.görür. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. sözleri yönünden . Eğer kaçacak yerini bulursan. gönlüme bir tiksinti geldi. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. kendisinde bazı üstün vasıflar. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. şimdi aslana yakın geldiniz.. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. Bilmiyorum ki. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. sana garip bir hal geliyordu. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki. damarları patlayabilir. onlarla sohbette bulundum. Dün Perir geldi. Duacınız.YAZIŞMALAR. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. köpeklerde havlardı. Ben bir çok aziz derviş gördüm. Başkaca bazı hadiseler oldu. Şimdi bu sene. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. Her birinin hali. ama Simurgun nazarının etkisi . Bir topluluğun. hep çöllere düşersin. Bütün bunları söylüyorum ki. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. sizce de bilinmektedir. ŞimurgHuma kuşu. ağzıda budur. Bana bir daha geri dönmedi. onu beğenir. değişik bir halde idi. Şam'a gittiği zaman.yoktur. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. onun burada yerleşmesini sağladık. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur. Bir köşede kendi âleminde meşguldü. . dediklerini işitmiş. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum.. çocukları yerlerinde bırakırdım. bütün kuşları. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. lokmayı kulaklarının ardından. ona iltifat gösterir. taklitçi değildir.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. (M. onda bir cevher. Ama. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim. bir de mana’yı gör. bir gönül alçaklığı bulur. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. Arakliye karışıklığında. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. hayır dualarıyle meşguldür. geri dönersin. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez. Bari gönül almak. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. onun hakkında. İçinden dolaşırsan." dedi. sonra alçaklara konarlar.yüksekten seyreder. hernde davranışları yönünden anlarım. Birkaç gün beraber kaldık. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim.ile. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. Onlar.

Bağdat'ta ne kadar zembilli. Eminüddin Mikâil sevimlidir. 0 Söz söylemeye. önce balık su tarafına giderdi." dedi. onun gölgesinde yaşar. Hem bu taraftan gelir. müminler emîrinin huzurunda. dedi. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. Adam. Sevimlidir. Ancak öteden beri âdet böyledir. (M.Kur'an'da buyurulan." Lokmayı onun ağzına koydu. yahut yoktur. dedi. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. Onu söyleyen' dosttur. Bir cemaate geç geldi. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. Şan ondadır. "Onlar sağırdır. "içmem. Oradaki bir Allah eri. Onda hemşirelik kalmadı. kördür. 214) O oturmuş tevhid ediyor. Kendi kendine. Seydî'den. "Yarabbi kendini bana göster. patlayıncaya kadar söyler. Allah senin işlerini düzeltir. karşına. ferman böyledir. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. bİzi ne kadar çirkin görürler. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış. başlayınca susturmak gerek. şarabın. 213) Bir vakitler. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu. İslamın gözü üzerindedir. hemşirelik kalmaz. bir sınavdan geçirelim. Şüphe yok ki. yoksa o çok ucuzdur. Diyorsun ki."Sizin himmetinizle. Zaten kaçak onun evindeydi. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor. Ben onun yerini biliyorum diyesin.Başın kararlı olsun." dedi. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir. Sen yanlış gıda alıyorsun. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. O Seydî şöyle söyledi diye anlatır." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi. O babalık dıştan olunca. kurtuldu. bütün gün. "Sen benim karım olursun. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. karpuzun değeri. ne kadar Halifenin adamı. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. öldükleri vakit uyanırlar. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar. Yoksa söyler de söyler. Bu ilk işin deliliydi. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. Bizim himmetimiz ya vardır. Allah sözü haktır. o gayıp âleminin uluları. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. yani doğan demezler. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir.” buyurulmuştur. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular. Görüyorum kî. hem o taraftan gelmez. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. dilsiz ve kör olan sensin. Birine şöyle sordu: . düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi. o halini değiştirdi. Onlar. "Bak ki bu ne işarettir. bırak Halifeyi. "Bu adamı götürün. Sende de hayırlı niyet varsa. çok uzaklara koşuyorsun. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. Böyle bir ölüm nasıl olur? . Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. "Şunları bir sınâyalım. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa. "Evet. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. Falan ve senin karının falan arkadaşı. o bizim adamımızdır. Sevgili . değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. Allahya yalvarmıştır. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır." Dedi ki.' dedi." Halife incindi kendini tutamadı. ona bâz." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. hep ekmek yiyorsun. Adam saraya gitti. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi.her gün. "O halde halvet olsun. tekrar Şahın yanına döner. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. dilsizdir. Yine “Halk uykudadır. oradan sıçradı.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o." dedi. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir. Kabul etmezdi. Hasta ise Bazen zârârlıdır. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. Sen benim karım olacaksın. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın. Onda şan vardır. Adam bir dostunu gönderdi. O İbrahimin annesi idi." dedi. ama korkudan ölürüm'. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız. o da geri kaçsın Biz Musa'nın. hûcreye atın. Ondan sonra korku kalmaz."dediler." dedi. sağır. Bir "ah” çekti. çok sevimli. Benim maksadım seni kızdırmaktı. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi.

İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü. arklara ayrılmıştır. Eğer . kıbleye yolculuk yapmaktan. Hazreti Yusuf da. bana. içine dalarlar. demekle yetinmedi. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. edep dışıdır. söz üstadı olduğunuzu. yemiyorsa da istemiyorum der. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. Ona. tutmamışım. sevgiliye de kavuşamazlar. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. Mevlâna kıbleye döndü. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M.) uymak ona derler ki. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. dedim. buyurdu. evet. belki sebeplerini aramış olursun. doğru dürüst kendini kurtaramadı. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. 215) Ta dilimin ucuna geldi. Amma. içerler. "Taziye ile meşguldüm. işte bu. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. dalı kırar aşağı düşerler. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K." Bayezid." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. Yerler. 12/101) diye yalvardı. Cefa görmüştür. ama nitelikleri vardır. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. kâh öteki yoldan akar. keyfleri yerindedir. O yüzdendir ki. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. O bir deri bir kabuktur.Hakkı arar. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi. biliyorsun ki. onda ne sır olduğunu anlamak istedi." buyurdular. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. Orada dalıp gitmiş. Onun niyazı hep naz oldu. Başka hiç kimse yoktu. akıldan geçerler. Zaman olur ki. dua ederken. Şimdi Mevlâna'yı gör. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. kâh o yoldan gelen su.Hazreti Muhammed’e (S." buyurdular. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. gönül kırıklığı yoluyla. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac." (M. Rabbim en büyüktür. yorumlayayım. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır. kaynağından kurtulmuş olurlar. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. sizin insafınızı." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. Ayrı. Hamamda daima şeytan vardır. kendi yoluna geçer. Sevgilinin yurdunda. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. ayrı yollara. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur. gönlü kırık bir Müslümandı. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. bu sözleri sana açıklayayım. hem nâz'dır. Tekrar ona gittim. der. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. Sevgili ise hem nazenin' dir. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. açıkça gördün. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını. bu tarafa akar. Ama nasıl bileyim kabul etmem. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. Yeter artık açıkladın. Onun işi nedir. ama söylemedim." dedi. Ağacın dalına binenler. ben akla uygun söylüyorum. Bu yaptığım belki edep dışıdır. Kâh suyun hepsi bu yoldan.A. bu kıble asla hali değildir. O Muhammedi idi. ıslanırlar. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden." demiş. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı. "Aman elimi tut. Uyanınca kendi kendine demiş ki. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır.

Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. herkes de bilir ki. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. gel. Öyle yaptı. cömertliği herkese açıktır. Kalktı ve gitti. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. Önce. hesap ettik ki. o. başını salladı. Hayır. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. diye bir lahavle çekti. Allahü Ekber! diyesin. Ama adam dosdoğru konuşan. âşık mıyım diye soruyorsun. o benim sırrımdır. 218) Zikir kabul etmez.yüce Peygamberin. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. Ona. ondan daha büyük. Nereye? dedi. Âdem evlâdıdır. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. ben de. Ancak oğulları hem evlât. Şehir ağası. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. "Alimler. Biliyordum ki. (M. Ben geldim. Bu her ikisi. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. bilgin ve yetkili adamdır. Ona zikri öğretti. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. Onları aldattım. arkan da aynıdır. düzgün konuşması. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. Mevlâna ilimde. işte Ramazan geldi. Peygamberlerin. Padişahın biri. Diyelim ki. dedi. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. ihtisap ağası. O bir sığıntı idi. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. mazur gör. bu sersem zahitlerdendir. fazilette deryadır. Kimyayı bana gönderin de. O ibadet zevkini gördün. sanki kendi değerini buluyorsun. 217) Halktan bazıları. Nasıl olur ki. On iki ayda bir geliyor. O ise. Sen de Müslüman." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. daha yüksek birini bulasın. ey Melâna. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. dediler. Bana. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. Şimdi ulu Allah. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. acemilerin yüzsuyu olasın. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. Diyorum ki. bana işaret ettiler. Ben diyorum ki. uzun boylu ısrar ediyordun. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. üstün zekâlı bir insan değildi. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. Adamın sözüne güleceğim geldi. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. o. derdi. Ama eğer halk. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. peygamberlerin mirasçısıdır. ama o kimse ki cihan kendisine güler. böyle olur diye anlattı. Ramazan ayma rastlamıştı. senin önün de. sersem insan daha başkadır. Derviş debir söz söyleyemez. bütün akla. (M. Onun o cevabı. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez. halk yoktur.Eğer başka bir zaman. dedi. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. Sonra da. ibadet bundan ibarettir. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. sen. Başını kaldırdı. onun keremi. onun yola gelmesi ondandır. O halde. hem de mürit idiler. Bu da bilinen bir şeydir. kabul etti. Bana. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. Senin hayaline gelen düşünceleri. bize gücenirdin. dedi. O da hırka sahibiydi. İşaret etti. dedim. sessiz bir şey olurdu." demedikçe kimse ona iman etmedi. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. diye öğerdi. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım. dedi. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. . Ona daha nasıl bakayım. neye güler? Hazreti Peygamber. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. Ben onu öyle okşuyordum ki. Bu iki temele dayanır. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. olmasaydı söz harfsiz." diyerek bunda tartışmaya başladılar. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani. yani âleme gülünç olmuştur. o. "Allahtan başka ilâh yoktur. bir uygunsuzluk oldu. O. başkalarına nasıl güler. her şey haktır. O söz ona zehirdir. Bu Şemseddin. ne güzel yaptın diyordun. Evet. Mevlâna geliyor dedi. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. üst tarafını siz bilirsiniz. Bir aralık dediler ki. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. başkalarına söz geçirsin. hayale gelen şeylerden daha yücedir. Ben de biliyorum. yani yırtılmıştır. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. kalk gel. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. arkam sana dönük. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. dedi. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır.

Mecaz. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. yok olacaktı. bu huydan vazgeç dedim. derhal azarladı. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. Ama. davulculara seslendi. öyle aciz bir hale getireyim ki. eğer gelmeseydim. Evet. bu ip ile asılır. yabancılık girecekti araya. Gerçi o sana sebebini söylemez. yani ben Hakkım'dır. ama asıl sebep başka idi. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. demediği için hoşuma gitmedi. çok üstün yaratılışlı. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. bunu ne ile ispat edersin. yere düştü ve başı yarıldı. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. Kutsal hadiste. (M. bütün lâfı Enel Hak. çalgılar çalınsın da. ne gözler görmüş. Sen. Şiir: O kimse ki. Hemen oradan kaçarlardı. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. onu bir an durdurdu. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. Onu bayındırlaştırmaya. işte şimdi beni öldür. hakikat'in köprüsü. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir. diye özür dilemeye başladı. Onu öyle elimin altına alayım. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. boynun kopsun. aramızdan bir şey eksilecek. O. hakikat de mecazın köprüsüdür.başka hiç bir şey göremiyordum. Şeyh. şüphe yok ki rezil olur. dedi. o kendi sarığını tuttu. Allah rahmet etsin. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır.Muhammed Gazalî. inşallah Allah dilerse. korkusuz yatardık. Bir perdenin delilidir bu. Gazalî karşısına gelsin.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. Ansızın bir gürültü duyuldu. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. Mutriplere. dilin kesilsin. dur. nasıl gidebilir? dedi. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. derviş sözünü aklında tut. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. çalgıcılara. şehvetle dolu insanlara. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. . Bizim aramızda ayrılık olamaz. ne de insanın kalbine doğmuştur. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. O. Bu halde. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. pislik yuvası gibi dolu olur. böylece hep benim elimde olsun. ne de dökebiliyordu. sırdan pek az bahsedilmiştir. geçip gitmeye razı olmuyordu. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. Gönlüm onu bırakmaya. dendi. 220) Dostluk onun dostluğu idi. Kur'an'da. sana. Bey şöyle bir başımı çevirdim. parmakla gösterilir. Tövbe et. Hele şu. mademki söylemedi. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. ayrı ayrı yatsaydık.Üçüncü kez okudu. orada yer yoktur. namaz yerine sıçrattı. Hava ve heveslerle. Ta ki. fesahatte. Kur'an'da. sinirlerimi. O. Onlar gerçekte böyle yaparlar. Gülümsüyordu. dedi. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider. Oysa. ama düşüncelerine aykırı davran. bilirlerdi. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. Ansızın gördüm ki. sarığım yere düşmüş. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. Gördüm ki. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. ne kulaklar işitmiş."anlamına gelen bir müjde vardır. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. 219) Onu tekrar okuyor. Bu gece. Çünkü dünya bir köprüdür. Biz eğer bu halin dışında. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. Cihanda yaygın bir mısradır bu. Orada herşey göz kesilmiştir.Ibni Sina'dan faydalanmıştı. (M. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. Ne içebiliyor. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. geceleri. Şüphesiz ki o zavallı. Oradaki Hak.

Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. demekle tamam olur. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar. değerli ömürlerini. benim yiyeceğimi de. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. ona kul. rahatsın. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. Hazreti Peygamber. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. Bana. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. hizmette duraklama olur. orada nice paralar sarf edenler değildir.dedi. daha üstün bir hal idi. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. başka bir hal. iş Allah bilir. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. (M. ondan bir pay alırlar. Sen daveti. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. Yine Peygamber. onunla helva yaptılar. istiyorum ki. sırlar var. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. elbise lâzım. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. Buna. sen de zavallı yoksun. ama öteki niçin helâl olmasın. O zaman. bütün bir topluma erişmez. Büyük efendi. ama hepsi birden kımıldanınca. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. giyeceğimi de sağlamaktadır. Çünkü vakit. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. çağrıyı herkese karşı yaparsın. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. . bu cevher herkeste yoktur." Nihayet o ne idi ki. Biri dedi ki: Onu bana ver ki. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. sade meyhaneye gidenler. Kur an'da ne güzel incelikler. herkes inancından başını sallasın. yarın yeriz. benim yolumda yürürler. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. yahut zehir cinsindendir. Helvayı. bedenin kirini evden hamama götüreyim. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. şimdi erkendir. dediler. ne de hamamcıyı yaratan. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. buyurdu. onunki yine ağır basardı.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. Ayakları uyuşmuştur. bağımsızsın. Ne mutludur o kimselere ki.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. köle olursun! Evet. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi.(M. Benim işim böyledir. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. savruklar. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. helâl olsun! Allah bilir. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı. Israfçılar. Ekmek lâzım. Uyku ne gezer onda. sonra zaten pek az. Ancak. tam vakittir. bir dönüşün eseridir. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. ben de kalktım helvayı temizledim. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. Bir kaç ahmak haram mal topladılar. Nasıl ki. gamsız ve hür yaşıyorsun. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. âşık ve yoksun zavallı. ondan aydınlanırlar. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. Yahudi. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek." Yani biri burada bir hizmet yaptı.A. ne hamamcı razı olur. O. yolda para buldular. Allah onu doğruya çıkarır. Ama bu. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. Ama. şüphe yok ki. dedi. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. eve nasıl döner. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. evet yalan söyler. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. Çünkü kirler yumuşar. başaramadı diyelim.

O çağlar geri kaldı. inledi. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. Ama ilk konakta hepsini yemişler. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. Hırkasını sırtına almış. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. (M. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. yüzümü doğruca binaya çevirdim. oradaki pis döküntüleri yerdi. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. bu kimden bahsediyor dedim. sevgili ile geceleri halvet olayım. Titredim. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. kaplumbağa. dışarı götürün bunları dedi. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. Oturdum. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. bu saatten Çabana kadar burada kal. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. Elbise karşılığı için ne derler? (M. Senin elinden inliyorum. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. Vuslat geceleri olsun. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. Müminler. Gördüm. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. yengeç. dedi. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. raksetmeye başladı. Hoş geldin sefa geldin. âşık olacağım. Ben bir vakit istedim ki. hoş bir şey. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. Her taraf bom boş. Ben zahidim dedim. bildirdi. çok da yiyecek götürmüşlerdi. Öğle sıralarında da gelmişti."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. dedi. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. 223) Tebliğ etti. Ondan sonra dedi ki. bu mânada anlarlar. Üstü kapalı söyleyeyim ki. sana elli dinar ikram edeyim. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. Ona. O teraziyi. hayal bozguna uğrar. Aynı sofî şakalarına başlardık. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. geri dönmesi mümkün değil. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. Sebebi anlaşılamadı. dedim. Ne yazık ki. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. çok bile. Evet.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. o zaman da ben oraya giderdim. benim o kervansarayda bir odam var. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. Benim hemşehrim oluyorsun. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. tilki. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. derdi. Ah ve feryat etti.. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. anlaşıldı! Ama geçen geçti. fare. Hallacı Mansur gibi olmayayım. Gündüz akşama kadar uyursun ki. bir ah çekti gitti. fil. Öyle bir delikanlı erkek idi ki." buyurdu. Ama ümmetimin fukarası demediler. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. hemen çarh vurdu. Tebrizli Zahid'e göre. Gezip dolaşma belli olmasın diye. hep onu gördüm. kirpi. O can dostudur. kertenkele. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. Ne söyleyeyim sana! Sen. Ama hep onu değil. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. sarığını külahını giymişti. domuz. şaka ve edepsizlikler eder. Senden bahsediyorum. kurt. o sırada aşağı gitti.sen git kendi makamına çekil. koyun kebabını beklemedi. O eksik idi. Ah. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. Benden ne ücret istiyorsun. beyan etti. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. Gönlümde bir şey burkuldu. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. (M. 225) O yüksekten beni gördü. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. köpek. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. dedi. yok bulamazsam elimdesin. Ama faydasız uyku gelince. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. Benimle pazara gider. bu böyledir. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. eğer buraya gelmese. dedi. karnını doyurdu. senin için. Ben damda idim sağıma soluma baktım. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. Şimdi de artık mal yiyordu. Dağıtın. mümkün olmadı. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu. Gündüz uyumadım onunla. dedi. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı.

Sürmari'nin oğluna karısı. o kadar duman yuttu. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. niçin bir şey söylemiyorsun. Kürsü'yi. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. Ancak biraz üzüntüsü var. senin makamın nerededir? diyordu.yaşamaya razı idi. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. Kendini ona verdi. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki. Şeyh gülüyordu. falan gün de ben böyle . geri dönmek de artık mümkün değil. bizi kabul etmedi. dedi. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. Yüce Allah. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. keyfine bak. tekrar ona verdi. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. Şamda bir adam vardı. ululuk bulasın. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. ayağı bağlı idi. böyle ağlıyorum. ne de düz yazı bilir. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. Nihayet ben de onun için istiyorum. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. Sen başka bir yerde nazeninsin. dostun var mı? Evet. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. dedi. o süt de içer. bu yolda senin yoldaşın. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. Peyniri Pars denilen canavar da yer. Maksadı bir söz söyletmekti. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. Ne olur açık söyleyemiyorum.Ama sen diyordun ki. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. karnını doyurur. yoktur. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. Bir yerde ki. bir nazenine naz ediyorsun. Ceylânlar. Onların halinden anlatmaya başladım. çocukluk etme. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. her neyim varsa ona vermek istiyorum. Yürekler paralar. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. Orada bulunan birkaç Arap da. göklerin yaratıcısıdır. Falan gün başını örttü. Nizamî. onu benim karşıma getirdi. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. Belki bir çiftçi. yahut bir köylüdür o. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. kaçtı. yahut da hal ehli değildir. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. Ne nazım'dan anlar. Ne gariptir ki. Kutup. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. Ona. adam. 226) Allah nuru ona çakmıştı. Bana sövüp sayıyor. Görmüyor musun ki o oturmuştur. Özgürlük çok hoş. dervişlik vardır. diyordum. o bütün mavi boyaları herkese verdi. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. bir söz söyle bir şey emret. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. ahmaklık etme. odur. Ama kanatlar açık ve boş olursa. açık cefalarda bulunuyor. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. ciğerler söker. Kılı kırk yarıyordum. var. Cennetleri yaratmıştır.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. taklitçi değildi. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. O hiç aldırmadı. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. benden bir şeyler geçti. dedi. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. Ama bunları hep Hakim Senayı. "kendini bana göster" dedi. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. demiş. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. yoksulluk. Kutup geldi başını önüne eğdi. Arş'ı. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. Aman bu adamı yakalayın. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. deyince. dedim. Evet. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. dedi. Herkesin bir azığı vardır. dedi. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. Izzeddin. Nurları. Hakanî ve Attar mı söyler? (M.

Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. Arşa hâkimdir. yani kâinatın elçisi. Hazretle kaç defa konuştuk. o zehirdir. Ben biliyorum ki. Allanın huzurunda duygulansın. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. dedi. bana hiç ziyanı dokunmadı. yerden maksat da onun vücududur. Köpek de yavrular doğurur. Ama Muhammed'i. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. Tattım. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. dedi. bana başka biri geldi.söyledim. (M. "Siz sanır mısınız ki. Kalbim ağrıyor. "Rahman Arşın üstündedir. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. Beni mi daha çok seviyorsun. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. sen gitti. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. O Arş denilen makam. bu ne gebeliktir. 229) Ama Hak. haberim var. dervişin biri. Ne var ki. ama Şehzadeyi göremedi. Hazreti Muhammed'in kalbidir. Beni ululayın. Başka bir âyette. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. hem onun hem de bunun dostu idi. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. bakalım ne olacak? vah. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. Ben de onu istiyorum. 228) Ağzın sirke ile doluysa. Yoruma dikkat et ki." buyurulmuştur. "Yerde ve göklerde ne varsa. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. Kendine geldiği zaman. Allahındır. Dedi ki: Hazreti Peygamber. o da aracı dostun ayağına kapandı." (K. ama herkes kendi halini anlar. Burada göklerden maksat. . sizi boş yere yarattım. dedim. beni yoksul olarak dirilt. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki." (K." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. el kaldırmak yakışmaz. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. onun dimağı. Allah Kur'an'da. Gittim elimi karnına koydum. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. onun halinin ifadesidir o sözler. Derman derdin olduğu yere gider. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. İsterim ki. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. Hep onun hikâyesi. Dedi ki. 2/206) buyurulmuştur. yoksul olarak öldür. Ebubekir'in dostu. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. dnu götüreyim. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. Gördüm ki gebedir. "İncinme. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. düşmanı da severim. Bir kimseden incinirsem onu yakala. (M. kulağını yahut başını okşayayım. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. Bunları çağıralım. Büyük Hamid. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. övmeye değer. ama onu dinlemek istemem. dostumsun demek. Öküzü gördü. âşıka daha hoş görünür." (K. Her kim. Bana açıkla diyordu. ama gerektir ki o da zahiri korusun. içi doludur. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. 23/117) buyurmuştur. diyelim ki ağzın şeker doludur. Büyük Izzeddin. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. bir dönüş içindir. Nasıl ki. 20/3) buyurulmuştur. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. Kuran'da. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. utancın ne yeri var? Adamın biri. peki sirkenin senin ağzında ne işi var. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. onu yakala diyorum. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. ben Kerimiddin'i severim. namaz kılsın.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına. benim tersim de sensin. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. bunun sözünü etmeye değmez. Bir dindarın önündeki bir akçe. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. Diyemez ki. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. (M. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. ötekini başka bir balığa dikmiş. cennette kendine açık bir makam hazırladın. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim.hem de şeyhi oldu. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. sen bilirsin. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. sonra kes. derler. geceyi size örtü kıldık. Ayağını suya basan deve. . dedi. yürü bakalım! Fare. Fare. Çünkü ben Allahyım. Deve uysallığı. "Uykunuzu size rahat sebebi. Önünde bir pul değerinde helva var. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. ama dizden dize fark var. ölüm bin kat daha hoştur. sensin dedi. hiç bir ses çıkarmadı. (M. Söz sözü açar. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. güzel tedbirler alalım. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. Bu da nefsin düğünüdür. benim nazarım ona. evlenmeler bir türlü değildir. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. işlerimizde daima iyi. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. kenara çekildik. 239) Bu şükran secdesidir. o zaman geçti. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. Eğer söyleseydim ödün patlardı. Burada işi düzeltmek gerektir. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. nihayet dizkapağında. Nasıl ki. Hem de söylemek gerektir ki. kendi yerini de gördün.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır.Farenin biri devenin yularına yapıştı. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. Geldim eteğine yapıştım. heybetle bir baktım. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. Bizim canlı Allahmız var. sinirini koparır. ben doğru konuşuyorum. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk. ömür vefa etmiyor. Sen akıllı kişileri dinle. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. Biri sordu: iblis kimdir? öteki. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur. 78/9. iyi bir iş yaptın. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek." buyurulmuştur. gel gel dedi. önce kumaşı ölç. Uykunuzu rahat. gemiciden sordum. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. dedi. su çok büyük ve derin. Hakîm Senayî'nin hem müridi. Şimdi sen de tövbe et ki. Fare." (K. hiç kimse konuşamaz. Ne yazık ki. dedim. 10) buyurulmuştur. Bunun sırrı başkadır. Allah daima gayretli davranır. O çabuk yürüyüşlü. Benim ipim uzun.değerse Müslüman olur. yahut keski hiç yemeseydim. Sen kimsin? diyordum ona. başka kim olacak? Düğünler. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. onu çekmeye başladı. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. demeyesin. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. deveyi su kenarına kadar yürüttü. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. Beni Allaha ısmarla. dedi. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. Kur'an'da. Üstat ve kâmil bir insan idi. Sudan geçmek kolaydır. hiç aldırmadı. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. Gözünün birini bir balığa.dedi. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. başka bir parıltı daha belirdi. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen.

Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. biz çok sopa yedik. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. Sonra tekrar dili açıldı. Ama çok soğuk ve yersiz olur. çağlayandan. Yarabbi onu tut. dedim. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. Hey anneciğim. benzerler ve eşler niçin olsun. dışarı çık. falanı değil. Sen bana bakma. ne de cin eli değmiştir. soğuk kaçtı. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. Onlar geç kalmışlardı. yine de Yahudi. (M. Sustu. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. 241) "Söyle ki. Sağırın biri değirmenden geliyordu. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. Kadının biri bu sevdada idi. Onların aralarında yaptığım o işten. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki. kendi kendine. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. dedi. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler. Meğerki ben istemiş olayım. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. görüyorsunuz ki. Siz şu katırı kulunuza veriniz. Efendimiz dediler. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı. ama hiç kimse bilmez. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. hey anneciğim! Silâhımı getir. değirmene doğru giden birine rastladı." (K. Bunu o söyledi. dedi. bunu değil. Selâm vermeyi bile unuttu. ama o yine de Yahudi'dir." (K. onun heybetinden eve kaçtım. Kuran'da. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. hav hav. diye düşündü. onlara ne insan eli. bu. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. bu ayağı da değil. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. öteki yankesici. (M. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. o da bana vahiy gelir. Ona göre kıyas et. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. Benden bir söz işitti. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. Şarapçının biri şarap satıyordu. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. Mevlâna'yı değil. Bu hırkamın kolunu öptü. falanın başına ant içeceksiniz. Köpek havladı. yürüdü. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. . ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. diye soracak dedi. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. onu onu! dedim. Şu şartla ki. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. onlar da pek çok eşya götürdüler. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir. Yani ben açık bir iş yaparım. yağmur gönderdi ki. dedim.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. o geç kalır. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. ben sizden herhangi biriniz gibi değilim. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. Parmağımı öyle bir sıktı ki. dedi. sensin. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. hav hav senin annen babandır de. Niçin sıkıldın. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. 55/56) buyurulmuştur. Hazreti Peygamber. mahallenin başında havlayan o köpeğe. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. konuşamadı. Peygambere. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim.

En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. Yoksa ben seni sevenlerdenim. Bağdat müderrislerindendi. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. (M. bu ne düş. bu nasıl olur? Kız. istersem giderim. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. kızı gece evine getirdiler. Eğer başkaları işitecek olsa. dediler. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti. dedi.) yolu gibi aydınlık yoktur. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. ama bir türlü elde edemedi. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. henüz şüphesi geçmemişti ki. çok ilgi gösterdi. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. gümüşler getirmişti. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. Gerçekten böyle oldu. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. Hal hatır sorduktan sonra. güzel kızımı sana ereceğim. kara sevda sana geldi diyorlar. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu. bundan bir uğursuzluk sezdi. Maksat. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. Çünkü sözde mâna. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. O kendi başını.S. Kadına yaraşan en iyi iş. Güzellikte. her şey yerli yerinde. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. insaflı olanlar insaf ederler. Bu oğlan başımızı yiyecek. zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. Yavrum. diye emredersen. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. Annesine altınlar. Bayağı divane oldu. ne de sayıklamadır. Halife. istemezsem gitmem. kara sevda ve delilik hiç değil. Bana falan şehre git. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. bu sözleri onun deliliğine yorar. Onun ne yeri var. pişman oldum. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. elime geçeni burada sarfedeyim. aman Yarabbi! dediler. ne tuzaklar kurdu. Allahnın kutsal sözündeki mânadır. 242) Saidi Müseyyeb. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. ne hayal. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. Sonra tekrar etrafına bakındı. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. Said'in bir de çömezi vardı. Bir daha böyle şeyler söylemesin. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. mânada söz kalmadı. Komşu kadınlar. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. dedi. Annesi bu haberden çok ürktü. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. Hayır. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. 243) Anne hâlâ şüpheli idi. bütün yollardan ve gidişlerden. medrese. Tekrar evine gitti. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. . dedi. O misal yönündendir. olanı biteni annesine hikâye etti.

Soğuk ve donuk şeyler. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. ondan getir. onun ise dünyada gözü yoktur. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. Meğer. ne onlar bizimdir. der. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. biz de sizin. Kur'an'da. O öyle arıktır ki. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. yahut beni unutan zata uğrayalım. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. ilâhi söyler. dedi. Onun da sakalı var. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. Evet. Bunu anladım. raks eder. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. der. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. Dünya ahiretin köprüsüdür. Ben sana bin dinar vereyim. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. Biri gerektir ki beni güldürsün. dedi. ama o da buradan değil. başına su dökerler. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. hayır. Ondan. dedi. Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. Senin. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. yemeğin karşısında sabredesin. ondan daha yok mu? getir. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler. dünyaya yaramazlar. Ben neredeyim? Benden haberi yok. onun hiç bir şeyi yok. kerem sahibi olur. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. perhiz edesin ilk işin budur. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). benim de. Evvelce sende ondan var idi getir. dedi. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. Ben ahvali biliyorum. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. Biri ağlar. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . onlara yaraşır. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. biri de olmalı ki beni güldürsün. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. alnında bir işaret görüyordu. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var.sözü öğünme yönünden değildir. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın. kendi nefsine perde oluyorsun. der. Öteki bir hava tutturur. ama belki o bizden daha üstündür. bunun başka mânası vardır. ama yine hoşlanıyorum. Hem kendin. Gördüm ki. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. Çünkü biz dünya adamıyız. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. Hoca keramet göstermişti. o belki. O ben bir şey değilim dedi. Ebubekir onu bilmez. urbası da var. İşte böyle şimdi ne yapalım. ama sen önüne perde çekiyorsun. Fakat bu başkalarının işi değildir. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. Yarabbi işimi kolaylaştır. Benim gönlüm her şeyi istemez. bir sofra getiriyorlar. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. biz de öyleyiz. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. Böylece onların adları anılır. Benden bunu öğren ki. dedi.. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. Derviş evine gitti. başına şarap dökerler. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. Ah ve figan çocukların işidir. Bu iftiradır. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. Onun altını da var. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. ona biri. bunu anlattı. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. ey Allahm gönlümün dilediğini ver.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. ne de biz onlardanız.A. Bu da ne oluyor derler. Evet onlar azap çekerler. ben bir şey değilim der. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. dedi. Derviş. 245) "Sultan. Biri okunu uzağa atar. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. diye yalvarır. senin yanında onlar gerektir. başka hayallerle karıştırıyorsun. "Gördün mü. dedi.

dedi. ikinci hafta. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Feryada gücüm yetmiyor. Ebu Said bir topluluğa rastladı. Ona söylerim ama tekrar unutur. Kıyamet peşin kopmuştur." (Bakara sûresi. Çocuklar. Onlar. işittiğini ya söyler de dinlemez. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. Falan. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. o yüceliği. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. 248) Perdenin arkasına git. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. Hazır buldukları ile . Gel demesine imkân kalmaz. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. çekilen emek nispetinde elde edilir. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. Aşktan yüz mü çevireyim. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Önceden söylemek gerektir ki. dedi. A. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Deveden düşersin. Halbuki ona iki yüz değil. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. açlıktan veya can ve maldan. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. Münadiler. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Hiç bir iş yapamıyorum. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. Allah her kemali anlar. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. Güneş böylece her tarafa bakar. Bunu sonradan söylemek yalandır. aşağı inmek değildir. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Hiç şüphe yok ki. der. Allah bilgini. çünkü ateşten kaçmaz. ama içinden elini ağzına kapa. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. mey içerler mest olurlar. Bu da bir imtihandır. O çocuk yolda kalır." (K. Bir işimiz yoktur diyoruz. bu namaz kılmaz. Olmaya ki. Halbuki. Kudret. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. hemen bir hüner gösterdi. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. işte bir iş çıktı. Eğer işitirse. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. bak ki.)yüce katına getirdiler. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. diyordu. Doğrudur. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. herkes kendi başının çaresine baksın. çabucak yemek geldi. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. Haccın zevkine ermek de başkadır. Yani dileği uğrunda uyumazlar. Gittiği yerde ne bir. (M. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. halinden hoşnut musun diye. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. kuvvetli dayanağın var. dediler. yahut dinler de söylemez. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. Evet. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Müjdele. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. Akıl sahibine bir işaret yeter. "Sizi korkudan. doğrudur. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. evet fena değildir. Bunlar akıllı. Keşke surette uyuyaydık.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. ne tuhaf oyuncaktır. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. doğrudur. Hazreti Peygamberin. temel onlardır. dört yüz oda yaraşırdı. adamcağız. ayık sarhoşlardır. Ondan bir feryat kopar. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. çığırtkanlar bağırırlar. madem ki biliyorsun. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. bir zerre kaybolmaz. çulhadır o. Dil yarası acıklıdır. Çölleri aşmak başkadır. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. bunlara sabredenleri müjdele. Bu sana uyku getirir. Size tekrar söylüyorum. (M. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. 156) buyurulmuştur. Çünkü bu ses neyden çıkar. Ayaklarının altında öl. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. onu düşünmek bile gerekmez. Sonra bir çölün ucuna varılır. çocuk babasını göremez. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz.

neresi bozuk yoldur. Hiç bir iş yapamıyorum. Allah bilgini. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. 156) buyurulmuştur. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. bak ki. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. (M. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. çığırtkanlar bağırırlar. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. adamcağız. Katır. ayık sarhoşlardır. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Allah her kemali anlar. mey içerler mest olurlar. aydın bir gözüm vardır. aşağı inmek değildir. doğrudur. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. (M. ben ise çok kere kervanın başındayım. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. Anlarım. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. Bir işimiz yoktur diyoruz. Akıl sahibine bir işaret yeter. ama içinden elini ağzına kapa. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. Olmaya ki. Haccın zevkine ermek de başkadır. böyle bir topluluk için açılmalıdır. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. Feryada gücüm yetmiyor. açlıktan veya can ve maldan. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Falan. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Bu sana uyku getirir. dedi. Kudret. yahut dinler de söylemez. der. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. Çölleri aşmak başkadır. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. başım havadadır. Aşktan yüz mü çevireyim. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. bu namaz kılmaz. Çünkü bu ses neyden çıkar. Sonra bir çölün ucuna varılır. Tekke. evet fena değildir. O çocuk yolda kalır. çabucak yemek geldi. Evet. Dil yarası acıklıdır. isa'ya inanan Hıristiyanlar. Gel demesine imkân kalmaz." (Bakara sûresi. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. herkes kendi başının çaresine baksın. Tekke.ihtiyaçlarını giderirler. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. bunlara sabredenleri müjdele. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. ne tuhaf oyuncaktır. dediler. neresi düzlük. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. Onlar. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. Halbuki ona iki yüz değil. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. doğrudur. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. neresi yarı düzlük. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. dedi. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. diyordu. . Münadiler. Bunu sonradan söylemek yalandır. Doğrudur. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki.)yüce katına getirdiler. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. işte bir iş çıktı. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. ancak. Ebu Said bir topluluğa rastladı. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Önceden söylemek gerektir ki. Bunlar akıllı. Müjdele. Gittiği yerde ne bir. 248) Perdenin arkasına git. ben yüce himmetliyim. dört yüz oda yaraşırdı. Kıyamet peşin kopmuştur. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Hiç şüphe yok ki. böyle bir topluluk için açılmalıdır. Eğer işitirse. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. ancak. çocuk babasını göremez. ikinci hafta. işittiğini ya söyler de dinlemez. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. halinden hoşnut musun diye. Bu da bir imtihandır. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. hemen bir hüner gösterdi. A. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. temel onlardır. Ona söylerim ama tekrar unutur. onu düşünmek bile gerekmez. Katır. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. Deveden düşersin. kuvvetli dayanağın var. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. Yüksek bir başım. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Ayaklarının altında öl. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. "Sizi korkudan.

Onun arı ve yüce benliği. niçin geldiğimi nereye gideceğimi. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. ah git der. T harfleri. kardeşlerim var. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. ondan uzaklaşmak. (M. bühtan. Bir zümre de Allah taklitçisidir. Marifet öğrenelim. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. Evet dediler. Bu der ki: o mekândan münezzehtir. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. Ya hazırdır. Artık biz de şaşırdık. derler. O taraf aynı renkte. eğer o sırada yanımda olaydın. hazır olanı anmak da ürkmektir. aynı şekildedir. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor. dedi. hazır ise vahşet. hem de ondan söz nakletmezler. "Ey Resulüm söyle ki. semiz bir delikanlı da olsaydı. ya gaiptir. Diyelim ki. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. halbuki karpuzun tadı hoştur. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz.Bir kaç kişi vardır ki. cevherimin ne olduğunu. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. tallahi derler. öteki de onun hakikatine işarettir. Müjde dediler. Şah mı geliyor? dedim. Arap dilindeki mânalar. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). bir tayfa da Mustafa (S. Evet. Derler ki: O. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav.' Dört büyük günah. Bu toplulukta hep bundan bahsederler. Bilgiyi. yaşa! Ömrün uzun olsun. işin içyüzü böyledir. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. dedim. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. Bir zümre vardır ki. O der ki: Allah arş üzerindedir. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. Bir çoğu da onun ne rüyada. önüne koştum." (Kehf Sûresi. Pabuçsuz dışarı fırladım. Allahdan söz açarlar. benim de tanıdıklarım. bir şey okuyayım ki. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. 110) buyuruyor. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. Onun yanında çok zikretmek.A. Beni kurtarırlar mı. Gıybet ise büyük günahlardandır. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. Kur'an' da. Allah karpuz gönderdi. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. Dışarı çıktım. Bunlar taklitçilerdir. ayrıca. billahi. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. hoşa gitmez. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. Eğer git derlerse. Zavallı kapıcı. Her lâhza. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. yani gıybet. Bari sen gel. kendime geldim. karşıma geçer. çabuk meşhur olalım derler. bir zümre safa taklitçisi. Her nerede ki. falan medreseye yerleşelim dediler. Çünkü o taraftan. istiyorum ki. dediler. gideyim danışayım. işin içyüzüne bakarım. gönül taklitçisidir. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. Gaibi anmak. gelmedin? dedim. denilebilir. Divane oldum. Yemin. 250) Bir zaman din bilgini idim. Arap kılığına bürünmüştür. Öyle bir yumruk vur ki.) taklitçisidir. zulümdür. Armut boğazda düğümlenir. böyle konuşmayı ayıp sayarlar. gel git. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. Falan yeri tutalım. iki halin dışında değildir. yani Allahya. Zikreden bir kimse. kan dökme. Biri doğrudan doğruya ona. yani Allahya işaret eden zamir. o medresede o ciheti öğrendiler. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. şimdi geri geliyor. Bazıları vallahi. Bu bir nevi küstahlık olur. Meğer ki sultan ona yardım etsin. Yeniden canlandım.. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. B. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. Şah gitti. şu duvara vursan delerdi. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. . Hak âlemi hoş bir âlemdir. bu varlığa doğru her an ayrılık var. neredeydin ki. ancak kendiliklerinden konuşurlar. Zavallı ben. ürkeklik gösteriyor. (M. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler. diyorlar. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. diye sesleniyorlar. iki kısımdır. sultan şöyle yaptı. Allah rüyada görünebilir derler.

alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın. Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. bütün varlıklara değer. eğer Muhammed batıda olsa. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. o geniş yenleri ile. Her tarafı dolaş. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. Musa'ya. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. bakınız. 252) Beni dolaştırıyordu. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. o. der." (Kutsal hadis) buyurmuştur. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. o coşkun dost beni yakaladı. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. Onu kendi köşesine salıver ki. bu sana müyesser olmuyor. elini tutar. O nasıl ayrandır ki. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. Ona ümmet olunca. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. Hazreti Resul. Bir su kenarına geldiler. Bugün. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. bu adam benim ümmetimdir. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. bunlar hep insanlarda vardır. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. Henüz hamdır diye bir ses geldi. Bu mim ise mânanın perdesidir. Deve ayağını suya soktu. Onu. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. isa'ya göstererek seninle öğünür. Henüz çocukluk çağında idim. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. Tertip ehli erenler. Allahnın sözünü. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir.Mısra: Kâbeden. Kayıplara karışır. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. kendi kendine yansın dedi. Gerektir ki o selâm versin. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. ayıptır söylemesi. Şimdi hale ve işe bak ki. görünüz der. gönülalçaklığı göstersin. kolayca geçilir. Canlı varlıklar. çevreleyen bir kâse de yok. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. gel gel. Karınca. ama dadi. benim başımdan aşar. Yahut bal içindeyiz. gerçek budur! Nasıl ki Allah. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. cansız şeyler. Ola ki o seni görür. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. yarım selâm bile vermez. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. ucu bucağı yok. Ancak yakınlık yönünden olsun. Yüce âlem sensin. Kör Bedreddin'in damadı. Hak Peygamber seninle iftihar eder. Bu şiirin kelimeleri. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. Su diz kapaklarını geçmiyor. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. dedi. bari çileyi boz da dışarı çık. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. Erginlik yaşına varmamıştım. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. o da sevinçle raksa başlar. (M. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. senden hiç yüz çevirmesin. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. . Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. sonra görünmez olur. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. hem de secde etsin. onun dilini. sen ona ümmet oldun. felek boşluğunun güzelliği. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır.

melekût üzerine çıkamaz. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. fakat bizi unuttular. başkalarına öğüt vermek. (Enam Sûresi. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. gönül perdedir. kulluktan sorular sordum. Derviş şaşırarak. sözdür. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. Derviş. dedi. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. Bu birliği. O uzaklaşmaya yol açar. Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. (M. bir dervişin eline iki testi verdi. ama evin içinde yol çıkmaz. 194) buyurmuştur. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. kulluk ondadır.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. nefsime taatten. Musa. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. ve nereye gideceğini bilsin. Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. sana konuk geleceğim. dedi. ağırdır. ona göre ağlayayım. .Sonra eline bir ekmek parçası verdi. sen kimin elinde görüyorsun. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır. evin yolunu çıkarır. Bir sema âleminde idi. şaşırırlar. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. Melek. Ona da akıl perdedir. Ruhuna binlerce rahmet olsun." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. "Benim katımda söz değiştirilemez. Gerçeklense de gerçeklenmese de. güvenlik yolu buradan çıkmaz. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. Zamane onu da götürür. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. ben sana iki kat kulluk edeyim. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. "Ferahlandılar. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran. Bu gerçeklenmemiş. o zaman zorlanma zamanı değildir. farkı yoktur. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. Etrafında toplanırlar. nimet sayarlar ve yeri öperler. sofiler temiz yürekli idi. Bize vaat ettiler. kendi nefsini unutmaktır. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. çabuk su getir. Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. burada güvenlik kazanılmaz. Talip için dedi ki. Çünkü bu duygular. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. dervişe. O sağlam imanım başka bir şey olur. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. Musa Aleyhisselâm. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. cevap vermedi. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. ama başka bir işte de kullanırlar. 60/1) buyurdu. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". Nasıl ki Allah. işte benim üstadım budur. evet." (K. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. 254) Kuran'da. Sıkıntıdan kurtulurlar. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır. Allah sevgisi gecikmez. dedi. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. nereden geldiğini. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. En iyi öğütçüler. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır." ve sonra (kulunun dilinden). dedi. önünden sonundan haberi olmaz. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. İki defa doğmamış olan mahlûk. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. sevinirler. 91) Kur'an'daki. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste.

bunu inkâr etmişti. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. yenini namazdan indirir. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. ister cuma günü. Bu güzel cevaptır. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. öteki selâmette kalır. Ne kör ve sağır ediyorsun. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. A. Bir saat oturdum. Çünkü bunların arasına düşmüştür. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun." (K. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. Kâfir olan Yahudiler de. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. Gerektir ki. yahut Yahudi olurlar. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. teklif de fazlalaşır. Kâbedir. Şimdi gerektir ki. yüzünü gördükçe iğreniyorum. O ister adam oğlu olsun. 1) buyuruldu. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. Lut Peygamberin o ahlâksız. Peygamber idi. diyeyim. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. Hakkın sözünü dinle. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. Lehaverli Şeyh Şeref. Kâfir olan Nasranî. sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. Gönül için. şimdi nebilerinkine başlayalım. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. söz söyleyelim. benlik ona perde olurdu. 3/197) buyurulmuştur. (M. ben ondan batkın bir haldeyim. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. Bakayım topal mıyım. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. (M. Ben konuşayım. Ben göremiyorum ne yapayım. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. (M. 257) Oraları görmedim. Diyelim ki. Sana bir hikâye anlatayım. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. gel bir kenara çekelim. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. O. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. Yenine vursam. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. Bir öğüt yetişmez. bütün yeryüzünü titretirdi. tutarsam dışarı atarım dedi. ama öteki cihet ne oluyor. Senin işini düzeltirler. hangi marifetten bahsediyorlar. cinsî sapık değildi. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. yani onun muhatabı oldular. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. ama bizimkini geri bırakırlar. Bu Zehra ile o. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. Her ikisi de olabilir. Kudret Allahnın elindedir. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. Ona uymayan bir insan. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. Mademki böyle oluyor.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. önce korku gelir. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. "Yer sarsıldığı zaman. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. dedim. bir şeftali vermedin! Ben. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. "Genişleten kimse. kolaylıkla saçasın diye. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır.Yer sarsıntısı. mühlet vermiyor ki. Orada . 256) Tavîl.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. Halbuki bir şehir alt üst olurken. Bu bahiste benimle kavga etmişti. diyor. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. öküzün bacağından olsaydı. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. âfetlerden kurtulsun." (Zilzal Sûresi. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. onlar nasiplerini alırlar. 255) Istırap. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. Vav. demiş. O kadıncık. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. Artık dışarı çıktın. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. Bir kimseyi. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. asılmış üzüm hevenkleri. Hazreti Muhammed. o kahpe. Bu tatlı baldır. münkir olmaz. ister başka biri olsun. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. Tebriz'e de gideceğim. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. dediğinden bahsediyorsun. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. Yani. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. ne oluyor? dedim. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. genişlik bulur" buyurmuştur. ama gelmedi. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. Ancak bu.

kendi yaslı yuvamıza gidelim. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. Ben senin duacınım. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. bir yıllık günahını giderir. ben idim. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. Onun elde edilmesi kolay değildir. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. 258) Üzülme. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. dedim. denk geliyorum. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. ertesi günü daima hamama gider. Ancak diyorsun ki. Ben gidersem de razı olmuyorsun. bir çok eşekler geldi geçti. yıkanır.falan minberde vaaz ediyordum. Ondan sonra Bağdat'a. Eşek misin sen? Evet. ancak bir saygı gösterme vardır ki. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . Bu acizi de birlikte götür. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. para toplamak sevdasında değilsin. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. Öküzlerini al diyeyim. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. bana da ver diyor. Daima ayağım ağrıyor. Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. sevgimi açıklayamam. Duydum ki. dedi. bu olmasa postumuzu yüzer. tam denk geliyorsun. Nihayet denk geliyorsun. dedim. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar. Şimdi sen. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. onu oyalarsa yetişir. (M. Sakalını öptüm. dün gece o kadar yedim ki. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. ama beni de çamura atıyorsun. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. bir kısmını da oturarak kıldım. dedim. Görüyorsun ki. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. O. seni sevmişim. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. diye düşünürüm. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. Ben eşit. Eğer bu satranç oyunu. dedim. sonra Şam'a gideceğim. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. Evet.

Bu her iki söz de bir anlamdadır. bunların yardımı ile. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar.kimseyi yakmasın. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. Zeyneddini Tusî on. dedi. Sözden. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar. Bu millet ise aksini yapıyor. Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. senden yana utanarak diyordu ki. . korku içinde kalırlar. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. hem öteki hasma gider. ister yalanla. yeteneklerinin eksikliğindendi. Bu. yani Peygamberimizin yoldaşları. ben öbür tarafa geçeyim. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. (M. o kardeşler bizler miyiz? dediler. Yaptıklarımın farkında değilim. pişman oldum. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. karşılığını peşin alırlar. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. — Hayır. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. biraz önce filânla birlikte idim.(M. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum. hiç kendime sahip değildim. ister idrar ile. O sözler uyanıklığın yankısı idi. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. O kimse ki hem bu adama gelir. Ey Allah elçisi. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki." buyurdular. ondan halvette bazı şeyler sordu. sonra tekrar uykuya vardılar. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. dileği vardır. Allah.Ancak onların bilgileri onların olsun. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. ister hendek suyu ile söndür. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. şimdi onun yanından geliyorum. çok üzüntülü idi. daldan dala sıçramam. divane oldu. şerh içinde şerh yazmışlardır. Çünkü her müridin bir muradı.diyeyim. Hayırseverliğin iki mislini yapar. kayıd içinde kayd. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. Hak yüce Allah asla "Enel Hak"." Sahabe. buyurdular. orada halk yurt tutamaz. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. bana. yani ben Hakkım demez. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. Nasılki Mevlâna. Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim. Neticede hakikat böyledir. Zeyneddin benim müridim idi. O. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. Kavga koparmak için yalan söylüyor. — Yoksa nebiler mi? — Hayır. Tarîrı. her zaman beni kutlayın. konuşmadan yüz çevirmem. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. Murad ise benim. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır. aralarını bulmak ister. beni kutlayın! da demez. ister tertemiz su ile.

ne de gizli. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. Yedikleri de haram." Çünkü o denizin dibinde. oraya koşun. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar. 2/286) buyurulmuştur.A. bilgisizlikten ileri gelir. balığın karnında mirac'ta idi. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık. Benim bu gönlümü sana versinler.A. Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı. dedim. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin." buyurmuştur.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. o lokma benim boğazımdan geçmez. ne de son. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. Ne zahir. Evvel. Hazreti Peygamber (S. ha bu cihan. Ey Allah Resulü! dedi. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. Sonra Hazreti Peygambere (S. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. Bir ilâhi hadiste. Onun yemeğini yesem. Allah bana böyle bir yoldaş verdi.A. ön ve son. her şeyi parçalar. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. "Her günahın bağışlanır. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki. Haram yemek ki. öteki âleme çağırmadır. sanki bir mancınık taşı gelir.) şöyle buyurdular: Ben. âhir. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . haramdır. Hazreti Muhammed (S. can ve gönülden kulluk ederse. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. sözü.Geçen gün hayalini karşıma getirdim. Siz ise. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. sonra B'ye gelirsem iş uzar. dedim." (K. Dedi ki: Bir âlem vardır. Söz üstüne söz söyleme davet'tir. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım. maddenin sıfatıdır. "Orada giyimleri ipektir. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. (M. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. onunla tartışmaya koyuldum. tembihtir. Allahdan belirdi. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. Allahsız ne evvel var idi. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. Ben de burada ipek giyinmişim. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur. rengi değişti. ayışığı kapılarına vurur. Ben de buna karşılık verdim. Uzun olmuşuz ne çıkar. Derken tartışma uzadı. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. benim için ha o cihan. gözü. bu isteğin yerine geldi. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz. Kur' an'da. yüksek diye bir fark yoktur. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır. Bu ince deri sanki ipek oldu. bu azim ile meşgul olursan azim gider. Nitekim Kur'an'da. Alçak. istemiyorum ki incinsinler. ne batın. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). Önce Elif nedir? Onu söyle." (Hac Sûresi. 23) buyurulmuştur. bunu ancak Allah için yapmaktır. yani ne açık var idi. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz.) şikâyet etti. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. ulu Allah.

Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. ya bir çıplağa örtü. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. yahut Yemen'de akik olsun. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. Allah vardır. Vezir öyle yaptı. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. Bir yerde ki rahat vardır. ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. Her şey aslına döner kaidesine göre. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. Beni tanıyorsan. 28) emrini işitti. Bu can. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. Artık müsaadenizi diliyorum. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. küçükten kimse bulunmasın. O perde sayesinde onu burada gördüler. Eğer bunu anlamış olsaydı. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. onları eve çağırdı. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. öğüt nerede. (M. ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. Bir saat daha geçmişti. Kâseleri doldurdu. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. hemen kapıyı açtı. hayır. varlığını anmadır. ya bir şehide kefen olsun. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın. evi boşalt. Allah rahmetine kavuştu. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. Aşağı indi. .Kur'an'da. yedi sofî arkadaş vardı. dedi. dedi. Bunlar yedi kişidir. Kâseler boşalınca. büyükten. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. Kendin de evden1 çık. Aylar gerektir ki. ikincisini alıyorlardı. Ya Bedahşan'da yakut. söz nerede kalır? (M. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. kendini anma demektir. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki." (Maide Sûresi. yerlerine oturttu. ekmekleri sof raya yerleştirdi. Hiç kimse kapıyı çalmasm. 5) buyuruldu. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. dedi. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. Vezirin biri bunların halini haber aldı. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. Bunların yemeğe. içmeye ihtiyaçları vardı. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. O zaten doğruluk makamında idi. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. hem orada. size nimetimi tamamladım. git dedi. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir.

Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. Bugün o şey ki. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. ne de terslerken. dolaşıyordu. Bir başkası. Bazı kulaklara baktı. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. yüz kişi güneş altında durmuş. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. çamurla tıkanmış. kuvvettendir desen de öteki der ki. 49) buyurulmuştur. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. diye. ben de senden kurtulmuş olurduk. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. gülelim. Her ikisi de bir kere der. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. şunu da söylerler ki. Bayezid kabristandaydı. ne ahırın içinde. Allanın lâtif kulları vardır. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. Gönlüne bir ilham geldi. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. paranı. Nasıl ki. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. ne dışında. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. gidişini gizli tut" derler. Biri birini yanıltmaktadır. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. Eğer biraz ağır davranır. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. Her ne kadar. geceleri de gökyüzünü seyret. aynayı bir kere eğri tuttun mu. (M. "Yolunu. bunu niçin gizleyeyim. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. Kuran'da. Diyelim ki. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. yanıltıcı bir sorudur. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. Bundan dolayıdır ki. Evet bir kul vardır ki. Hazreti Peygamberde. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. Başka biri de. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. o hal. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. (Hepsi onu aynı durumda görür). Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. orada dolaşmak isterdi. der." buyurmuştur. Çünkü bu daha zor.Nasıl ki sofî. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. halk bunların hepsini eşit görür. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. ne atı yem yerken. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. ikide iki kaç defa vardır. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz." (Mâide Sûresi. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. Nasıl ki. öteki sünnet düğünüdür der. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. Meselâ iki kişiye sorarsınız. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. Biri bu gelen askerdir der. sen benden. (M. aynı cevabı verir. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. Eline al ve dikkatle bak denildi. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. Neticede. Yarabbi! dedi. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. bir davul çalıyor ve raks ediyor. Yoksa sen eldesin. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. o iki akıllının cevapları değişebilir.

Gamın başka bir dalı daha yoktur. kendine tapmaktan kurtulsun. Annesinin memesine sarıldı. sözlerini dinlerdi. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. Şüphesiz iyiyim. der. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. Asıl odur. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. Yani ruh gıdası ye! demektir. 'Koyun. ama değilim. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. (M. Onlarla birlikte vere oturur. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. Çünkü onu arkada bırakmıştır. öbür kulağından çıkmış olanlardır. Nasıl ki. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. Tıpkı Isa Peygamber gibi. İnsanoğlu. fakat onun huyunu da kapar. Olaki bir gönül ehli. Günahsız. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir. insan oğlunun bildiği şey. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. Bir günahkâr için. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. Ama sonra dışarda bulurlardı. 79) buyurulmuştur. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. yedikleri mutlak helâldir. Sevinçten kurtulur. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. (M. Her yere dağılır. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir. çünkü o vaktini bilir. bir kişinin ölümünü ister." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır." (Kasas Sûresi. Bir divane vardır ki. derler. Bu varlık ki. sütü annesinin göğsünden emer. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. Ancak bazıları . ruhunun ölmesini ister. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. Halbuki. Onun takati buna yeter. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. Allah Erenleri ile birleşsin. o asla aziz olmayacaktır. yüzü kara olmasın. Allah yolunda çözülsün." sözüdür. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. Isa Peygamber. gaipten haber verirdi. çok zorluğa da katlanmadım. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. sütüm kurudu. şüphesiz kusursuzum. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. yoksa zülüf nerede. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar. O böyledir. halk ile konuşuyordu. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. içimden doğmadı. salih bir kişiyi dışarı atarlar. Saygı göstererek uzaklaştı. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi." buyurulmuştur. ama başkaca konuşmadı. yüzüm ak alnım açıktır. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. Anne. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. der. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır. Bu ruhun gıdasıdır. Yani el emeği ve alın teridir. "Allahtan başka Allah yoktur. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. Kur'an'da. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. ben nerede. gama taparlar. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir. Asla zar oynamadım. yumruklarını kaldırarak. Sütü kurumamıştır. Bizim kuyudan çıkardığımız. Nasıl ki. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. bir kulağından girmiş. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. Göz ve kulak açılsın. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir.

iyi bir adam tevekkül ettim der. ne çıkar? Vakit müsait değil. hatırı nerelere dağılıyor. ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. Musa Peygamber. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. yani parçalar ile değildir. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. Elbisesini sırtından çıkardı. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. ben de şimdi niyetimi düzelttim. hem değildir. Çünkü o denizin dibini biliyordu. Musa. Muhammed (S. Arif kimdir. Nihayet mütabaat odur ki. kutsal örtü. tekrar önüne düşmüştür. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. yani. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. (M. ama bilemedi. tüm yerinde kalmaz.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. inci tüccarı. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. sonra yol" derler. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. Hayır Allahdır. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. sevilen de bu tarafa gidiyor. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. parçalar âlem olmadığı gibi. demektir. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. dedi. kim gelecek diye bekledi. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al. Hayvanî ruh. hayvanî örtü. deveyi dizinden bağla. O nasıl sevgilidir ki. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. Bilmiyor. Falan şeyh çilede idi. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi. kendisinde garip bir hal belirdi.) mütabaatı tanıdı. Adem oğlu. dostların önüne tutmuşsun. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. toplu varlıklar da âlem değildir. (M.Kürsi. yoksa elimdesin. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. yemesi kolaydır. "önce yoldaş. iyi kişi vardır. Biri açıktır." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır. Nasıl ki. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. Bir kapı açıldı. Mehtabın aşağı indiğini gördü. Hayır Allahnın kuludur. (M. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. mütabaat sözünü söylüyorum. kendi kendine söyleniyor. "Allahya ödünç verin. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. Şaşırıyor. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. Orada inci vardı. . 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. böyıece önü örtü içinde. arif onun önünde düşkündü"?. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. yedi kat gökler. Bu kadar savaşlarla uğraştı. Musa Mülekat'a gitti. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür. Allahya ant içerim ki. Cüziyat.A. yahut yiyenin yolu aydındır." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. ama o bunu göremiyor. öteki mânası. dünyaya ayak basınca Arş. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. ama mütabaatı göremedi. Bir mescidin kenarında oturdu. ama bilgisizdir. git su getir.

Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. dediler. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. Tatarlık sendedir. insan onunla alçalır. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. Bütün nebilerin. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. abdest üstüne abdest. bunu arıyorlar. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. sana gereken cevabı vereyim dedim. Bugün. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. Şiir:(M. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest. Müslüman derim sana. Eğer parçası olmasaydılar. O inkâr ediyordu. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. denedin. dedi.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler." yahut. nur üstüne nurdur. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. yoksa kâfir. buyurdun. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. Sorunu daha edepli sor ki. Evet. herkes beni iyi adlarla anıyordu. Abdest sensin. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. isterse bir hiddet zamanında. kâsedir demiştim. nefsim sakinleşsin deyince. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. Ama yine onun parçası idiler. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. Yüzüme atıldı. der. "Kavmini hidayete eriştir. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler. O zaman sonunda. Dün birisi geldi. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. Bütün âlem bir kişinin elindedir. gel. cüziyat ile değildir diyorduk. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. nefsin sakinleşsin. "Hiç şüphesiz semaları. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. Senden işittik ki. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. ben. Sözün ve sesin sonu. Abdestler su ile tazelendi. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. Onlar kâfir oldular. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. Çünkü onlar bilmezler. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun. Çünkü onlar yine de görürler." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. iki saat bekle ki. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. ayrı ve bağımsız olurlardı. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. Bir gönül sahibi sebebini sordu. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. O hale böylece katlanıyordu. bu tavsiyeyi muhafaza et. insanoğlu da kendi nefsine. Bil ki. âlem külliyat iledir. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. nur üstüne nurdur. dedi. Bir kimse sana bir söz naklederse. 273) . Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. cevabını verdim. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. şerefli yarattık. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. Allah. belleri kırılmaz. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. Yüzünü ona çevirdi. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. keşke söylemeseydim. mustarip olduğumu anla. (M. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse.

"Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. yahut savaş ediyorlar. önce Hamza fırladı. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. bir yerden başka bir yere göçmüştür. Karada bir acayip şef er oldu. Görünmeyen lütuf odur ki. pislikler dışarı çıksın diye. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. evet derdim. Altın madenine benzer. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. ben de gözümle görünce. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. karıncalara bir ok attı. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. Aman köylüye de ikram edin. günah işlerken verilir. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi. dedim. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. hayır nereden nereye. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. Halbuki sen feryat ediyorsun. geceleri uzun konuşuyorum. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. bir kaç fil kadar korkunç idi. ama sen engel oldun dedim. bağırmaya başlarlar. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. Dünya müminin zindanıdır derler. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. Galip gelenin tarafında değildir. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. çünkü ona bir şey vermedin. diye buyurulmuştur. içindeki cerahatlar. bu kuş kendini kurtarsın. Sonra başka bir aslan geldi. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. Hamza bağırdı. Zindana Tatarlar delik açtılar. . Mısra: Uzun külahım var. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. Bu senin işin değil. Herbiri. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. Allah istemedi. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. (M. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. Böylece on tanesini vurdu. Ay kimdir ki. ona da attı. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. diye sızlanıyorsun. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. ama oku bir işe yaramadı. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. O da dışarı fırladı. Allah korusun. Yahut da. bir çıbanı deşiyorlar. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. Halk madenler gibidir. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. geri kaç dedi. başını yüzünü yumrukluyor.

Bir zaman olur ki. O kendi halini bilseydi. Onun sözlerinin tatlılığından. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. ama o. Anladım ki ancak ben sana âşığım. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. kuvvetli küfürler. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. aslanlar ava çıkar. . Allahya perde olur. Şiir: Nerde o yeminler. Senden davacı olcağım. kendisine ağlamıyor. Bir çok ağlayışlar vardır ki. gülmekten de. gönlünü o koku ile doldurdu. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. Söz tekrar geri sıçrar. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. Kur'an tefsiri okuyorsun. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. hesap dışı kaldı? derler. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. kendisi için ağlardı. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. dedi. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. Şimdi açıkça söyle. Yani bu güne ne oldu ki. onların yanında bütün sövmeler. kulu Allahdan uzaklaştırır. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. ağlamak ona hoş gelir. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. muhabbet ve sevgi yönündendir. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. Biz de ona ağlıyorduk. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur.Bir zümre vardır ki. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. Sen büyük adamsın. Allah kokusunu aldı. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. bana zulmettin! Olaki. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. ağlayarak yardım diler. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. Bir vakit olur ki. hakaretler pek kolaydır. sonra yine bir an olur ki. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti.

bir saat sonra duyguların başkadır. Sanırsın ki. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir." buyurmuştur. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. O hale erginlik derler. onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. hayır der. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. annesi ağlayıp sızlıyor.)'dan bir haber bile veremedim. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Ama nasıl olur da. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. yüz çevirirsin. Zengin bir adamda. sana çok^sevimli görünür. Bazı fakir dervişler namazı terkederler. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. Dileğini puttan diledi. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı.A. Hazreti Muhammed'in (S. puta karşı ey put! diye çağırdı. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu. konuşmak bile istemiyorlardı. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu.Hakta değişme yoktur. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. ağzı burnu. O düşünceye dalmaktan maksat. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. Fakat Allah ona. Yüzü gözü birbirine karışmış. Öyle köleleri vardı ki. Kuran'da. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. biricik sevgilin odur. Ey Allah Peygamberi! dedi. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır. birbirlerine bakışıyorlar. Şüphesiz ki o ibadet. (M. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. kırk yıl putlara hizmet etti. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. o dosta düşmanlık gösterirsin. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. (M. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. ama değişme sendedir. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. 72) buyurulmuştur. Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. bazan da ondan bıkar."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur." (Isra sûresi. yine zevksizdirler. Bir huzur ki.) meclisine bir yoksun girdi. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". henüz küçüktü. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. Hakkı. Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez. Zengin. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem. Sükûtlarının sebebini anladı. Bu iş böylece devam edip . 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. Nihayet bu kör insan. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım.A. Halbuki babası. ancak insan pisliği ile oynuyor. O derece ki.

içine melek de girebilir. kendi nefsindendir. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. Allahyı altı yönde sanmayın. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor. Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan. Havva.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. bir vaiz. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin. ya tövbe ettirirler. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. Bazıları da bilâkis. zekâyı. On sekiz yaşında öldü. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. O kalpte daima melek yerleşir. şeytan girer. ikinci bir kalp de.Musa. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. ben onu bilmem. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu. "Ben kalbi. ipek ibrişimlerden örtü. bazan da melek girer. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun). Asiya. Bir aralık kapıya kulak verdim. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. vesveseden arınmış olan bir kalbe. "Görmezsiniz ki. Nasıl ki. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. (M. rahmetime mekân kıldım. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler. llyas. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı. vesvese veren şeytanın durağıdır. İslam'ın sadri terimi. Onun tabiatındaki parlak istidadı. diye buyurmadı. şu cehennemi bir anlat dedi. kalpden daha geniş bir mâna taşır. İsa.dedi. yalnız melekler yuvasıdır. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum. Onun mânası daha engindir. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. her şey Allah'nın katmdandır. bir daha söyle. ölmüş derler. Ama başka bir mânası ile göğüs. Her ikisi de doğrudur. "Sana erişen bir fenalık. Hazreti Peygamber. asla şeytan giremez. Hayır dedi konuşmadı. Hıdır. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar.gidiyordu.ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. dedim. şeytanı kaçırır. altın tabaklar. içindeyemek önündedir. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. (M. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki." (Fürkan sûresi." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin. ben korkuyorum. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. Nihayet kalpler üçe ayrılır. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı. Mirac'dan gelmişti. Biri Allahyı görmekten. O zaman ona. Firavun. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı. İbrahim. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar." (K. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. Keşke . Siz kerem edin de dışarı çıkın. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. göğüslerinde vesvese veren." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi. 279) Nasıl ki Allah. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. Bazan melek dışarı çıkar. "De ki. Nemrut ve başkaları hep sendedir. Nasıl ki." buyurmuştur. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. Her şeyi kendinde görürsün. oraya şeytan giremez. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. Nuh. boğulur.Ama ortada ye mekten eser yok. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. dirilmiş. der.

Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. onlarla yemek istiyor. Derler ki: Deccal koyun. (M. bu dervişlere ulaşmaz. Ben ona akla uygun diyorum. bazıları denizin kokusundan döküldüler. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. Ne mutlu bana ki. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. kancık diye dil uzatıyorlar. Bir gün hac yolcularının.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. Sen diyorsun ki. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. altı.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. Hazreti Muhammed'in (S. Maksadım. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. ne uyurken. Hele bana öyle külah eder ki. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. hal ehli olduğunu sanır. Bunlar gerçi taklitçidirler. ben de yiyemem. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. Halbuki" ben kancık değilim. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. bu şeydan nedir? dedim. Yetmiş defa hac etmişti. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. kâfirle Müslüman arasındaki fark.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. tüyünü kanadını yolar. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. SUYU .281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. Yüz aptala hizmet etmelisin ki. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. kan damarlarında dolaşır. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. o haberi. (M. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. canı başkalaşır. Bayezid'e ilham geldi. Allah inayetidir. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler. Onun yoldaşları vardır. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. Allahnın öyle kullan vardır ki. Diyor ki: Bana. yerinden sıçradı. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. iyi ile kötü.A) bildiği şeylerdir. o bir aptala erişebilesin. o da benden hoşnuttur. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. O kadın da der ki. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. keçi ne bulursa öldürür. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. Bu Simurg. Kendisi ile birlikte devam eder. Utanırım derim. kuşları parçalar. Ne yiyip içerken. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. Yarabbi! dedi. kolunu büker. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur. ancak biz Simurg'a erişebildik. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. Herkes nihayet herkestir. Bana niçin yemiyorsun? der. deyince bir teşbihci. Allahya benzer bir şey yoktur. O ben vereyim diye seslendi. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. Zaman zaman o inayetin eseri. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. Musa Peygamber diyordu ki: (M. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta. Kıptiye tokat vururken. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir. Benim söylediğimden başka. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. Onun başının sadakası olsun. Bizden biri Abdal kılığındadır.

ne de suyun boğabileceği bir hayvan. Gezegenler de. Başka bir kör de gördüm ki. tövbe ettim. Yazıklar olsun onlara ki. Semender garip bir yaratıktır. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. uyanık davranmak ister. Ütaritten bahset. Ama kendisinde görecek göz yoktur. 19) buyurulmuştur. Arap tekrar sordu. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. susuzluktan eline geçen bir avı yer. Yani ilim tavsiye eder. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı.Ondan sonrası ilimdir. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. Bu Ayı herkes görür." . Göz açıklığı demek. şüphesiz o Allah. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. hem yokluk içinde can verir. ilk doğuşta. Kurbağa. ilimden sonra da. Ben bir kör gördüm ki. azaptan kurtulsunlar. daha ne kadar zaman. Köpek yüzünü çevirdi. zekât da öyledir. Bunun üzerine Bayezid. O hem yokluk içinde ömür sürer. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. Yahut açlıktan. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur. göz buna güç yetiremez.hemen bir çanağa döktü. köpeğin önüne koydu. şefaat dileklerim. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler. Daha sonra da gözünü açmak. Gerçek taklitçi. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz. buyurdular. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. Yarabbi! dedi. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. şunu yaptım. Yine aynı ayette. Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. Ya oruç? Otuz gündür. suyu içmeye başladı. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. (M. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. Ama ateşte yanar. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. " (Muhammed sûresi. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. bulunmaz bir yaratıktır. Ne ateşin yakabileceği. yüz türlü yalvarışlarımla. doğru ve çok iyi hayalat gelir. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam. Kuran'da "Bil ki. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. "Günahına tövbe et. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır.

Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. Kendimden geçmiş olayım. Nasıl ki hıfz yani saklama. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. Meselâ olmaz. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. okunuşunu araştıralım. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. Hiç bunları düşünmedim. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. hayır dedi. dedi. Ben buna inanırım. o benden daha mülhid imiş. Bu vergide artış vardır. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. Allah vergisi ise âsilere verilmez. demedim. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. zındıklar bilsinler ki. ay insanın neresinde? . Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. Evet yepyenidir. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. Fakat Mâ harfi.) Mescidine geldi. saklamayı terketmektedir. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. Ariflikte fazlalık. yaklaşmayayım. Ya Ömer! buyurdu. acele anasının başını kesmiş. hem de başka mânalarda kullanılabilir. dedi. 284) Ömer. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. Bunu istesem de yapamam. Ömer (Allah ondan razı olsun). hem haber edatı. güneş. kendilerinden korkum yoktur. Yoksa senin ateşinden duman tüter. 66/3) gereğince. (M. Anlamını. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. yoksa hakikatte değil.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. Yoksa iğneciye göre değil. onunla hesaplı konuşurum. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum. çünkü azap verir. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. ama size cefa da eder. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı.hem olumsuzluk edatıdır. Vefa öyle bir şeydir ki. dedi. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim. Ben asla bunu yapmadım.A. istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. Hazreti Peygamber. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. onun korkusundan şarap sirke olurdu. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet. 285) İlim Allahdan bir vergidir. Söndür. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. Bunu işiten bir mülhid. o halde fazla bile gördün. yüzümü ona çevireyim. (Yani varlığı terk etmek)(M. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. demiş. Görüyorsun ki. gramerini. öyle bir kahraman idi ki.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. onu kıble edineyim. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. Henüz ilk gençlik çağındaydım." (K. Ya tamamiyle alim olmalı. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. hemen fazlalık. Ama size göre'. her önüne gelen şeyde fazlalık. Kendi cinsimden birini istiyorum. bir gün Hazreti Muhammed'in (S. Ömer yüzüstü kapandı.

Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay.) yakasından çıkar ki. Kendime macera söyleyeyim de. yüz yıl sonra da sana gelecektir. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. senin için korkuyorum dedi. Herkese söylerim. bir ses çınlıyordu. onunla sahradan. karanlığında bundan hiç haberi yok. yüzü nü butu n cihandan çevirir. ne söyleyelim. Kul vardır ki şeytana uymaz. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. Muhammed şöyledir. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. Onu kahr içinde bıraktım gittim.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. Bunlar daha dün meydana çıktı. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. yani emredici (istekli) nefis. Arka üstü yere düştü. şeyhim. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. kuyruğuna da ebed adını koydular. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. Benim seninle işim yok. yine aldırmadım. bu adamla öğünürler. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı. Yolda uğrular var. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. ne de resullük ve marifet makamına benzer. (M. Bana böyle şeyler gerekmez. dedi. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. akşam namazına durduk. içerisi baştanbaşa nur doludur. emmâre. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. şeyhimizsin. Zamanın başına ezel dediler. bunlar fenadır diyorsun. sonra geldi ve bana yazık olur sana. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. buyurmuştur. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur. oyundan dönersin de. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. taşa vursa parçalardı. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. o tarafta ışık yok. Güneş . dedi. Her kime yüzümü dönersem. Allah sana ömürler versin. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. senin dizginlerini taşırdı. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. O ki. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri. Biz hep kalktık. Ama o ben. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. yazık sana. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. Nihayet taşa tapanlara. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. ebed ne? (M. Hocanın biri namaz vaktidir. Dedi ki: Ben. sana ne yapayım. Elinde öyle bir baltası vardı ki. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim.A. bengi sular ondan yağar. Bundan sonra bir kere daha. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. bu ne nebilik. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. Bir delikanlı gitti. diye seslendi. ben yüzüne güler. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. Bu sözüm onu şaşırttı. Başka bir incelik daha var ki. oraya aslanlar bile giremez. Ezel nedir. Bana gelince. Eliyle işaret ediyordu. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. Bizde cevher var. diyor. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki.287) Bir Güneş doğdu. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. Eyvallah. Ayın. sana uyalım. âlemin içindedir. Bir yerde ki. Bir kaç kere baktım gördüm ki. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. ne adamdır o. Git diyordu.

Arapçada yoktur. Halbuki sizde teslim yoktur. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. yuvarlanıyor. Konuşan kuvvetlidir. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. bu âyetten nasip yoktur. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. cılızlık ona yaraşmaz. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. sözü ağzımdan kaçtı. bu kadar sabretti. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. yani emredici olan o nefis ben de. Beni bırakın. Dediler ki: Sen gel teslim. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. öz ruh olmuş. Hak. onun secdesi bunun gönlüne.buyurmuştur. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. Her defasında. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. şu hali riyazattan bilirse. sonra. bu çok hoş bir dildir. Şiir: Diyorsun Mademki ki. Biz Müslümanız. Müslüman olur. tecrübe ediniz! (M. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. Ona yanlış. Bazı açıklamalarda bulunuyordum. dedi ve gitti. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. cüzî âlemi parçaları bilmez. Mısra: . cemalini göstermiştir. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. yine sustu. Çünkü teslim makamındadır. ona soğup saydım. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder.289) Öteki. bize hırka ver dediler. riyazat ile. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. Nihayet mazlum falandır ki. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. Bismillah. Ben külden. runanî ve safi idi. dediler. tekrar Müslüman olur. maksattan daha çok uzaklaşır. duvağı çözmüş. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. Gerçekte mazlum budur. o kâfirdir dediler. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu. Kaçtım. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. Ne oldu da. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. Başını kırdım.288) Söz bahanedir. gıda ondan uzaklaşmıştı. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. o. Kara nerede. Bana çok ısrar ettiler. Adı emmare. sen neredesin? Sormak istedim. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. Müslümanlık ise teslimdir. onu denizde.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. dedi. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. onunla tartışayım. oradan uzaklaştım. ben yanlış hareket etmiyorum. Farsçaya ne olmuştur ki. (M. der. karada taşıdık. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. ses çıkarmadı. dedim. Faydası olmadı. O. yanlış.çevirirler. Şahap dedi ki: Öyleyse. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. tümden bahsettim. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. Şahap kaçtı. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. her şeyden dışarı çıkar. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. Yani. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. sana mürid olalım. Sus dedim. düzeltirim. Bu acizliğimden değil. Bilmiyor musun ki. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. "Biz Adem'i mükerrem yarattık.bunun secdesi onun gönlüne olur. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. Getirdiklerini oraya döktüler. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. Dedim ki: Bu gece. Evet cüz. dedim. katlandı. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. sonra kâfir olur. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. gülümsüyor. Başka biri. sohbet ile olur.

Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. işte bunlar gelirler. bana hac seferi görünüyor. Kendisi gelerek oku yaya koydu. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu.292) Ben. kervanı gitmiş buldu. temizleniyordu. diyordu. Zincirini kımıldattılar. Sana kulluk edemedim. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. Elinizi eteğinizi benden çekin. Musa Aleyhisselâm. Yani nefsimi bilemedim demektir. vaizlerin kürsüde. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. yerinde kalakaldı. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. ihtişam içinde büyümüştür. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. dedi. Nihayet şu cevabı verdi. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. acayip haller görünebilir. Ey dost. oku attı. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. elime yapış. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. kemiklerim yücelerde kalsın ki. Ey Ulu Allahm! dedi. biz seni bilemedik. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. Dilencinin o sevinci. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. yalvarmaya başladı. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. Çöl yolunu tutmuş. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. Fakat yine bir şey çıkmadı. Biz. seni seçkin insanlardan kılmış. işte böyle bir kimseye. ok hemen önüne düştü. Ağlamaya. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. karanlık. sağalttı. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. dedi. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu. Beyit: (M. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. yalnız kendilerini görürler. ne oluyor diye merak ederler. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. gelirler. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. Sık sık deveden iniyor. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. artık. bir kul'dan bakarlar. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. o ışık içinde bayıldı düştü. bir kervana katılmıştı. Ey aile efradı! dedi. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. Kendilerine bakarlar. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. yalvarmadan da takati kesilmişti. O kadar da değil. bu sene yüz dinar bulur. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın.291) cihandan geçti.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. Hakkın çehresi. feryada başladı. Biri. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır. oku yaya koyarak atacaksın. (M. deniliyordu Adam gitti. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. dedi. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. dedi. karanlık üstüne çökmüştü. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. Şaka değil. kovucu bir insandı. çünkü ona bir şey gösterdiler. Hah! dedi. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. Şeytan. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. hemen yola çıkmalıyım. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. Hasta kendine gelince. halka da böylece yayılır. yayı çek diye emir vermedik. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. candan ve (M. Kendi kendine diyordu ki. yüzünü doğuya döneceksin. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. imamların mihrapta. Oklarını sınadılar. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. fakirin bu sevincine o güler. her ne kadar aradı ise de bulamadı.

Çünkü onların (M. . utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. yerler ve gökler bile. fakircik.) hakkında beslesin." demesi ne kadar ibret vericidir. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. ama yüzünü kapamıştır. İki akçe nedir ki dedi. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. dediler. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. Yüzünü rıza yönüne çevirse. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. dervişcik diye onları küçümserler. Bu kadar para kimde var. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. o git işareti. onlar Hak ile ilgilendiler. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti. sırlarından söz açıyordu. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. onların ardından yürüyorsun. dediler. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. Hak yolu değildi.A. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor. ey ahmak! dedi. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. açıklamaları vardır. bunu ancak o çekebilir. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı.hakkında. Bayezid. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. diyordu. Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. İki akçe şu kadar para eder. Önce. dediler. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. feryat ediyor. keşke dedi onu göreydik. Bir sıfat. Birine coşkunluk geldi. deriz. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti." (72/33) buyurulmuştur. kıtlıktan Niçin? dedi. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü. Bizim ardımızda biri vardır ki. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. O bundan korkuyordu. onu yüklenmekten kaçındılar. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. ulaşmak aynı şeydir. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. onların halinden. bir makam halka korku verir. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S. Yoksa nasıl olur da. henüz rıza mertebesine erişmemiştir. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. Bu ilâhî işarete göre. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. Ama ona göre kolaydır her şey. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. Öteki. Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. bak gör ki. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek. insan yüklendi. gerçekte gitme manasındadır. git derler ama. Şimdi din bahsinde de böyle olur. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. Olur ki. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. Onun yayını semalar bile çekemez.

dedim. "Şeytan. Allahtan başka Allah yoktur desin. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. tam dinlemek gerektir. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum. dedi. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır. Gönüllerde sevgi var." (K. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. Ama yanıma şeytan gelmişti. Onu mescide götürdü. Nurun ateşimi söndürdü. . Güneş yerine karşısında mum yakar. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. Nasıl ki. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. gel de sana garip bir şey göstereyim. ne gördün? dedi. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. benim bundan haberim yok. 3/7) Ben gelmiştim. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. ama Allah kullarının. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler. Hazreti Ömer. Ömer baktı. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. Nasıl ki cehennem. şehadet getirsin. kulaklarda sevgi var. Evet güneşten ayrı düşen insan. keşke dinlemeyi bilseydik. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. öteki mesci din köşesinde uyuyor. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. Nasıl ki hadiste. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor. Şükretmek hal dili ile olursa. dedi. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. ah diyorlardı. Bu da doğrudur. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine." diye feryat eder. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu. yalvardıkça hayır diyordu. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır. Tam olarak söylemek. çevresindekiler ısrar ettikçe. Ya Ömer! dedi. Hazreti Ömer'e geldi. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. dillerde sevgi var. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. Bir gün şeytan. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. Ben de ondan yüz çevirdim. istiyorlardı ki. söylemiyorum. Halbuki o hem Allahyı. Ateşe nur yaraşmaz. eğer ondan korkmasam. Şeyh. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu. Döner misin diye o umutla bekliyorum." buyurulmuştur. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. Müridleri. bir kişi namaz kılıyor. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. yüzümü yine ondan çevirdim. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. hem de onun kullarını incitir.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. Onların bildikleri bir sır vardır. Az bir ışık varsa şükredince artar.

Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. yoksa saçmalama derim. . yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. ne söylüyorum? deyince. çok acayip bir insan olur. bu melektir. kulu ile. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. işitmiyor musun. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. ne de bunu. İnsanın gıdası ekmektir. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli. Güneş batmadı. dedi. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. fakat benimki öyle değil. Biri. dedi. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. Nihayet dünya sevgisi. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. şu bıyıkları kestirelim. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. Güneş yerinde duruyor. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. parmakla ağzından çıkarırlar. Savaşa gitmeyeceğiz ki. öğüt kâr etmez. Dışarı çıkalım. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. 296) Gel! Tekrar gel ki. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. ama sana açılmamıştır. Toprağı harap etmesen. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. Tıp budur. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. dinler. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. Zaman zaman çorba ile et de olur.) en kısa bir süre içinde elde etti. onun değeri nispetinde ilgilenir. bu insan oğlu değildir desinler. dense. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. Ama ben babasını sormuyorum. ne onu istesin. tek başına yiyendir. Görenler. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. dünyanın içindedir. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. Üst tarafı oyuncaktır. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. kendisini soruyorum. Onun terle dışarı çıkması zor olur. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. Rubai: (M. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. Ona. Meğerki büyük üstat olmalı. Ben görüyorum ki. Ölünceye kadar hasta olmaz. Bunlar. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi. Ben senin sözünü işittim. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. bu perde gariptir. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. olgun bir adamdı.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. sen işitmiyorsun. "Halkın en kötüsü.A. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. başka biri geldi. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil. Yolcu. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. dünya sevgisinden bahsediyordu. Güneş battı diyor. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. (M. Yoksa ekin bitmez. Biri benden sordu. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. O benden badem istese.

Eğer ölmezsem. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. bakarlar ki. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. Maksat Allah yolunda savaştır. kuvvetli üç tokat vurur. Bize o iç aydınlığı. lâzım olur. Nefsin .) sıfatını söyleyin. görsün ki nasıl olur. onun tarafından değil. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. ekmeği de tabutla beraber satmalı. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. kaba saba bir adam var. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın. üçte birini nefes için ayırdım. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. o sayede devlete erişti. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. Vahy. Yoksa bu yolda savaşanlar. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. Üçte ikisini ekmek. netice aynıdır. yarısı da su için. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. kolay zannediyorlar. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. Babası yerinden sıçrar. Nihayet o engeller aradan kalktı. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. o ötekilerin tarafındandır. Aşırı konuşurlar. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. omuz vurarak denize atarlar. Akıllı olan satıcılar. Hazreti Muhammed'in (S. demiş. tekrar yarasının üzerine koyarmış. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. Nasıl okursan oku. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. Aradan epeyce bir zaman geçti. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. bu âlemi meydana çıkardı. duvarda yansılandı. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. Hint kılıncı bile ona yetişemez. Meğerse bir tanecik pul varmış. Sana elbise mi lâzım. Çocukluğumda bana. "Allah onlara azap vermedi. derler.İçimde bir müjde var. hep tasalısın? diyorlardı. bizim yolumuzda savaşanlardır. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. duvara vuran ışık daha başka. Gönüle vuran ışık başkadır. ekmeği ye. istersen sonundan başına doğru. Ama ölmek bana daha hoş gelir. ne türlü aşk oyunları oynar. Hakkın nefesi beliriyor. "Bizim yolumuzda savaşanlar. nefes lâtif ve hafif şeydir. derdi. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. Ey kancık evlât! der. Nasıl ki. geminin yükü ağır olunca. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. (M.A. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. yeri yarattı. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. çiviyi alnına çakmalı. Pazar. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. semaları yarattı. derler. çiviyi pabucuna vur. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. Derler ki. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. onu görür. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. Ulu Allah. yarısı ekmek. elbette secdeye kapanır. Biz bunu ne yapacağız? desinler. Zır deliler de." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. şeklinde de okuyabilirsin. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. desinler. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. derler. Onu öldürmek ister. gönül sefası gerektir. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. Biri sırasız oruç tutar. çünkü orada ekmek pahalıdır. 29/69) buyurmuştur. (M. Onun sevgisini. latif bir şeydir. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. su lâtiftir üstünde kalır. diyoruz. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. dilerse gider. İsa' nın sıfatını söyleyin. Anladım ki. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş.

Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. bu öldürücü zehirdir." âyetini ele alalım. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. (M. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı." (K. cevabını verirlerdi. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım. oruç tutuyorum diyebilesin. 300) derecesine göre konuşunuz. Her şey onun katında mahvolur. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil.hep sana söyledim. dedi. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. benim maksadım soru sormak değildi. tekrar yaratılır. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü. başlangıcı yoktur denilmez. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi." (K. Diğer bir defasında. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. elinden ve dilinden. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır. "Gideyim bir iş tutayım. "Halk ile onların akılları (M. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. Kendi kendime. Kadı Şemseddin'e dedim ki. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. Sordum. Bilginler tek bir insan gibidir". 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. bağlılığımla beraber. Benim bunda hiç bir maksatım. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. "Şüphesiz müminler kardeştirler. ey oğul! derdi. Halbuki . Bu Kâdim'dir. işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. Nefsine şiddetli davran ki. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. dileğim yok. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber. (M. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. Onu. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. Alemin çaresini biz bulalım. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. Ben bir şey düşündüm. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. tatlı canlarını. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. dağı. gerçek hadis midir. Mademki bana ders vermiyorsun. "Namazını kılan. yahut bu bir yılan yuvasıdır. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. değil midir. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. falan hata etti. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. "Gökleri elimizle kurduk. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. sonra yine kendi âlemine dalardı. 33/44) buyrulmuştur. Benim maksadım neydi? Bana."buyurmuştur. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil. mollalarım nazarında hayretle karşılanır. zekâtını veren kimsedir". iman nedir diye sorarlardı. Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. sevgili mallarını bağışlarlardı. Bütün bu inancımla. 301) Bir defasında "Müslüman. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. Hazreti Peygambere daima. bunda ihtilâf vardır diyordum. sözleri. Hele şu adama bakın. benim işim. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. başka yere varayım.sırtına bin ki. Bilirdi ki. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle.

yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. bir dervişin hizmetini görüyordum. Şeyh karnından bir yel çıkardı. Ona seslendi. Şeyh halkın bu kalabalığından. Tek bir çeşnisi yoktur. o gitmiyordu. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. sözsüz ve sessiz konuşur. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. diyen olursa. biraz murakabeye varmak istedi. benim için hayrın tam kendisidir. Şeyh bir zaman düşünceye daldı. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. (M. Eğer sırasında konuşursa. O yol tozlarla doludur. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. Hep birden onu inkâr anlamında. "O. ben de derim ki. sana İsa nefesi verdik. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. Bayram günü idi. (M. kendini halka göster. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. dedi. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. O yel. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. Nasıl ki müminler vasfında. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. Başka bir âlemden gelen bu ses." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. daha olgun bir sözdür. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. geri dönsünler. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. Dedim ki. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. Yarabbî. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. Kuş şekeri diye bağırıyordu. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz. Tek bir kişi kalmıştı. Hazreti Muhammed'le (S. dedim. Bundan yani iyi sözden dem vur. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. insanda iz bırakır. Kırda uzun müddet yürüdü. Bu saygı ve ululama yönündendir. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. dışarı çık. Çünkü onun üstünde biri daha var. Dedim ki. beni hapsetti. bu yelden daha iyidir bana göre. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. Size yaraşan şimdi susmaktır. sonu olmayan yüce Allah. hem de kahir'dir. Kuran'da buyurulduğu gibi. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. 29) buyurulmuştur. hem de kendileri rahat ederler. onlara karşı bir hareket göster ki. başlarını sallayarak uzaklaştılar. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. Allah ahlâkı ise hem lütuf." (Fetih sûresi. Fakat halk peşine takılmıştı. Ancak o bir eşeklik sayılır. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın. Eğer fena söyledinse ben razıyım. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. halk birbirine bakıştılar. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de."(K. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. derhal eti. Zaman olur ki. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. "Kâfirlere karşı şiddetli. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. ondan. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar.sende hiç bir iz bırakmadı. ona üfledi. Halbuki ulu Allah. Kırlara doğru yollandı. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. şimdi bizim mazeretimiz var. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi. diyordu. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık. kalbin yumuşamadı. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. Yoksa öğüt. öbürü bir şey değildir. kendi aralarında merhametli. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. Şeyh dışarı fırladı. dışarı çık.A. içimizi temiz tutalım. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. diye düşündü. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. yoksa bir dilek için değildir. Camsız varlıkları bile söyletir. Başka biri de. karşısında secde edenlerin. 304) Devlet de bundadır. yine aynı yel ile gideyim. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. o gerçekte yumuşaklık değildir. onun yüceliklerini anarım. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin. Ne dostlar vardır ki. yine arkasından ayrılmadılar. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. öyle bir vakit olur ki o derviş . diyordu bu ne keramet idi ki.) ilgilenmekte. Bayram gecesi geldi. dostu sözü ile boğmak ister. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. çileden bir ses işitti.

belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). sana kaderiyeci diyor. dedi. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. kızın bir bileziğini aldı. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. Ortanca da böylece kurban gitti. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. vaadin ve korkutmanın icabı. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. Allah sana kaderiyeci demiştir. bilgide. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. Büyük şehzade. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. oğullarında. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum.yükselir. Şart koştu. Peygamber göndermek. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. zaten Padişah ölür. Sıra küçük kardeşe gelmişti. ama ortada hiç kimse yoktu. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. Sabır feryada yetişmiyor. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. (M. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. görenekte olgunlaşır. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit. Padişah emir verdi: Bunları götürün. . kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. Çünkü çok sevimli bir gençti. Ama ona sormalıdır ki. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. eğer başkalarından ibret almadınsa. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. O kul yönünden gelir. Bu öküz. kızın kıvırcık saçları (M. O da aynı sevdada idi. mumlar yanıyor. dinlemek can beslemektir. engel olalım. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. Gidip babasından kızı istediler. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. kızın babası. sana kudret sahibi diyor. ona içten bağlanmıştı. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. Görür görmez âşık oldular. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. 305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. Şöyle bir kaledir. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. biz de padişaha kastedelim dediler. şaraplar dolanıyor. Çünkü emir ve nehy'in gereği. Bir padişahın üç oğlu vardı. 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. konuşmak can yıkmak. onu da öldürdüler. Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. Babaları onlara birkaç gün. içine girerek saklanmasını söyledi. geçip gideceklerdi.

biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. her üçümüz halvete çekilelim. çabuk dışarı atın. beni uğraştırır.Padişahın yanına girince. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz. Muhammed ümmeti olanlara göre. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. Aşk. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. Saz başlamıştı. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. Musa Peygamber. (Ç)) Şiir: Gam. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu. her kıssanın. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. Bunda hiç bir şüphe. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. (M. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. hep dervişlerle otururdum. Başını önüne eğdi. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. o saatte et yemekten vaz geçerim. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. sen. nerede nişan? dedi." diye feryat etmiştir. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. öteki sema diye İsrar ediyordu. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. onlardan bir tarafa çekildim. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. getirdim ama. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. Şehzade cevap verdi: Getirdim. Halvete çekildiler. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. Büyükler yanında da susmak yaraşır. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. Gerektir ki. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. ama yine de hoştur. . Bu tuhaf bir iştir. Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. Mtisâ Peygamberde. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. Ömür. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. Kendimi savunmaya. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. aklın başından gitsin. pabucunu başına vuruyordu. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır. O anda öyle yaptım. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. Bununla beraber. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. ama daha fazlası gelir. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. vezir ve ben. sana öyle bir nişan göstereyim ki. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. Gerektirir ki. Tövbeler ediyordu. Ona dedim ki. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. iş pek nazik bir duruma girmişti. "Susan selamete erdi" derler. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. Biri derviş diyordu. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz.

Ben iki halini de bilmekteyim. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı.) üstünlüğü buradadır. Ben mürid olacağım dedi. Nasıl ki. "Onun kulağı ve gözü olurum ". kapıyı açtılar. getirip kendi makamına oturttu. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. halvete çağırmalarını emretti. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. bu makama erişesin. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. Tecrübeli Pir. 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri.Beyit: (M.66/3) buyrulmuştur. kaçacaktı. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. . Ona. Ama önceden sonunu göremedi. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. Korkulur ki ödü patlasın. onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur. 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol. pişmiş tuğlada görür. Her insanoğlunda bir benlik vardır. Çocuğu içeriye. Şeyh seni istiyor. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. yaptıklarını da biliyor. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. zamanenin gidişini onlar yürütüyor. (K. Hemen dışarı çıkmak istedi. Şeyh de kabul etti. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". onlardan öğünerek söz açsınlar. Gidiniz. Aşık.A. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. ona deyiniz ki. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. Şeyh dervişleri uyandırdı. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. Sanki. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. (M. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü. Dervişler geldiler. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. hem de büyük bir utangaçlık. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. dedi. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. Bunu size de göstereceğim. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz.

Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. Aradığını düşünde görmüştü. bir yabancı yüz kere de vursa. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. Ne kadar uzak. hiç bir şey demem. Her sabrı yüz yıl. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. felek bu halimi beğenmedi. Derler ki. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi. önce elini şu tuğlaya sür. baş sağlığına. 23/117) Bana. dedi. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim.o olmadan namaz kılmaz. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. ağlamaktan öyle coştu ki. Dirilik de budur. doğdun ve parladın. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama. Eğer şimdi ağlayacağıma. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. (M. O da ağladı.derdi. 310) dostlarını da bu işe zorladı. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. bulunmaz bir şeydir. halbuki. üstünlük ilk davranandadır. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. senden bize binlerce faydalar ulaştı. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. yetiştirdin. Hele sana ki. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. ona dedim ki. ululuk artık ölmüştür. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. ancak iyi kişilerde bulunur. bin yıl sürer. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir.sevgilinin cefası çok çetindir. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. misafirliğe onsuz gitmez. . Bu nedir? diyenlere. R ü b a î: Ey ay parçası. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. Çaresiz herkes buna katıldı. fena kişilerde bulunmaz. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur. Üstünlük ilk davranandadır. derdi. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki.

En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. Onu evine götürdü. O sana Yasin okuyor. Toprak vardır ki.60/10) buyrulmuştur. işe yeniden başlamak gerekli. Bir öfke vardır ki. onun haline uygun düşer. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. Herkesin kendine göre bir günahı vardır. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. dünyayı canına bağlar. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. altın damarına kayıp diyorsun. sedefleri dışarı çıkarırlar.dedi. yoksa hemen geri göndermeli. Baba üzülüyordu. o da. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. Onun işi gizli kalmaktır. Onu burada sınayın. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. Ama hâlâ arzusu vardı. misafir etti. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. Çok zahmet çekmiş. Baba (M. köprü üzerinde ayakları titrer. kamerin ne yeri var? . öğrenci. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. zaman zaman ayaklanır. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu." buyurmuştur. bazan da gizlenir. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu. peki. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. can ile beraberdin. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. Eğer köprü geçerse ne iyi. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. Kuran'ı ezberlemişti. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu." (K. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. madeni belli değildir. anlayasın. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı. ticaret ederlerdi. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. Ansızın battın ve görünmez oldun. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. dedi. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. Beyit: (M. Sen kayboluyorsun. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. Ne olursa olsun dedi. mülkümüz. Bizim altınımız Kuran'dır. gerektir ki biraz yük taşısın. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. ileri gitmeye imkân yok. yaramazlıktır. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. işte onu burada tecrübe et kf. vah şeyhim. Şeyh ayva yer. üzüntüsünün sebebini sordu. Birinin günahı sarhoşluk. derler. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. Onu sürersin. Geri dönmeye imkân yok. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. O sırada bir ihtiyara rasladı. gölgeden kaçar. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. Bu ancak seni sınamak içindir. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. Öğretmen. Hazret! Peygamber. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar.

elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. der. kendisini kabul etsinler. sen ise hep onunla diz dizesin. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. Allah kılığında da görünür ki.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. Çünkü şeytan. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. . yavaş yürü! Tâ ki. 314) Yel esti. de ki. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. yardımcı gibi kullanıyor. hem de cismanî kudretler vardır. o muhakkak Allahdır diyor. Gönlümü orada görürsen. Onda hem ruhani. güzelliği söz konusu olunca. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. o da bizim dengimiz değil. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. şeytan onu önüne katmış. benden onun tarafına bir selâm götür. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. O adama dedim ki. Rubai: Aşk. Şah ise. Beyit: Ana ve baba. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. Şiir: Ey sabah rüzgârı. Hele bir kere daha dal. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. Biz ona lâyık değiliz. askerini toplamış.

senin semtinde görürüm. yüz yüze gelince. Beyit: Ey cihanın canı. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım.R ü baî: Gönül ararsam. Ey sevgili can. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. Muhammed dini harap olsun. anlamındaki kutsal hadis malumdur. bundan daha şaşkın olsun. senin çağında açıkça küfür söylensin. adamı sarayına çağırdı. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . Adam o. Hele kılıç senden. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. halkı yoldan çıkarıyor. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. dedi. Can istersem. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. Bundan daha başı dönmüş. saçlarının kıvrımlarında bulurum. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler. dediler. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. Halife. bunu Dicle'ye atın dedi. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. Ayağına bir desti bağladılar. ölmek ne hoştur. Çok susuz kalırda su içersem. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. Acaba bir koku almadın mı ki. Halife işe ehemmiyet vermedi. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım". acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki.

bunu bilmek lâzımdır. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de . buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. Sen nazar ehli ol. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi. adama acıdı. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. derler. "De ki. huzura murakabeye varalım. "Nefsini bilen." (K. 316) cehenneme atsın! Keşke. dedi. dedi: o zaman. birdir diyorsun.A. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. Bunu yapabildi ise Cennete girer. Derler ki: Hiç bir Müslüman. Yedi renge boyanmış. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. sen doğru yol tarafını koru. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. bir zaman murakabeye varsın. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım." nüktesini de anlatsın. Ancak yolu ara. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. de ki Allah görücüdür. Muhammed'de (S. Dedi ki: Bundan sonra." buyuruyor. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. sor yol bu mudur? diye araştır. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. Şimdi sen otur da söyle: O. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. Evet kâfir idi. mümin oldu. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. kimse kimseye zulmetmez. A) uymuşuz. Orada adil bir Sultan vardır. Halk (M. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. Rabbini de bilir. biz de Muhammed'e (S. Hazreti Muhammed (S. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. Niyetiyle gönülden. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. Bir kerre dergâhın. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. yolundaki vaade hacet yoktur. hayır deriz. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. Bu sözde gizli bir hazine vardır. bırakmazlar. o bir şeyler anlatmak ister. Bu. (Tâhâ süresi. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. Kalenin adını söylemek çok kolaydır. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. Muhammed'e uymak daha doğrudur." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. Şimdi dışarı çıkayım.halkı suya at. 317) daha isdidatlı olsun. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. Arşın. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. Dikkat et ki. Arşa. hangi şey en büyük şahadettir. İsterse Kabe'nin damına götürsünler. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. O. der. Bir parmak mesafe için yoldan kadın. her zerrende bir heves. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. Öküz heykelini gördüler. Kürsiye yükselirsin. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin.A.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. işleri ya açık sözlerle konuşursun. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. Bir parmaklık yoldan. Bundan ötesi ıssız çöllerdir.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. tekken var ama o doğanın şahı. bir şey söylemez. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü.

insanı Haktan kaçırır.. o da iş böyledir. Mutluluk o kimsededir ki. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. Evet asılmışım. kaba tabi atlı değildir ki. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. 318) Gül ter içinde kaldı. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur. onlara varlık yaraşır.sanki (M. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. Artık altınım gümüşüm kalmadı. yolunda canımı da feda ettim. herhangi bir sebeple öne geçsin. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. Bir gün kırlara doğru yollandı. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. sofraları döşediler. kuzular çevirdiler. Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi.. ondan başkası benim işime yaramaz. Ansızın bir köye geldi. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. çabucak evlerine koştular. Yani bir yoksulluk da vardır ki. Çünkü birzaman olurki. denizde balığı seyrediyorum. O. Köylüler. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. yiyebildiğinizi yiyin. kebaplar hazırladılar. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. balığı koruyan melekleri görüyorum der.geçti. halka götürür. der. sonsuz rahmete bitişiktir. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır. Köpeklere verin. Bırakalım yesinler bunu. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. Ben iğ istemiyorum. (M. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. Ben. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır. kâh nazlanarak. fezadan sonsuz boşluklara daldım. der gider. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. Hatta bu öküzü. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. Rubai: . Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. Gönlümü dava ettin ama. ay da sıkıntı içinde. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz.

Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun. Kadı öfkelendi. Bir saat sonra onlara cesaret geldi. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin. hep bizim pervanemizi yakar. o da. Şimdi tekrar. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir. Namaz kıldığını görüyoruz. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de. iç yüzüne eremezsin. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz. Hakka ermiş olsan da." sözüne gelelim. Yani sayısızlık da sayının delilidir. iş o tarafta. eşek midir göreceksin.A. dediler.. ne Müslümanlarla kaynaşır. içi boş karınsız demektir. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir.) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır. "Nefsini bilen rabbini de bilir. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır.keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren." (ihlâs suresi. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. İşimiz çok. olmayana delâlet eder ki.Biz hiç bir hesaba sığmayız. . getirir su içinde saklardı. ben ruhum. demişsin!. her şey sen! der. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek. O öyle bir mumdur ki.. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. ne kâfirlerle uyuşur. hele bir gideyim. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M. dedi. Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz . eşsiz ve tek olan Allahtır. Nefiste şüphe vardır. Allah.. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler.) yanına geldiler. Nasıl ki. Burada bir kişi var ki. ama yine menekşenin işini görürler. dedi. Ahmağın biri daima karları toplar. bu çünkü kelimesi peltek idi. 1) Çünkü dedi ama. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı. önce selâm vermeye cesaret edemediler. o miskindir dedi. Samed. dedim. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var. Bu onun eşidir. Onu buraya çağırmayın. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. O yani görünmeyen Allah. Eğer kalırsa. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. O zaman anlaşılır ki biz. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. hem bizden eksik. Naiblerinden biri. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez." demeleridir. Karnı boş olan. Hazreti Mustafa (S. hem de biziz. o da bunun eşidir. yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim.A. Peygamberine niçin "De ki. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler. Hakkın hakikatina. O miskindir. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S.' göreyim o dervişi. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. Samed ulu Allahdır. Buyurdu ki: Şimdi onu görün. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir.

Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam.) yerinden kalktı. Bahtiyar odur ki. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. hiç kimse. Hazreti Peygamber (S.A.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. sen çok zayıfsın. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem. 323) bak ki. Allah evini ziyarete gidiyorum. Şimdi (M. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır.) ziyarete geldiğini gördüler. ailesine de dua etti. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan.diye beddua ettikleri iblis. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. dedi. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır. . İste İblise inanç besleyen. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı. O susuyor. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de. artık ben aile hayatından vaz geçtim. Karısına. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. yüzümü hac yoluna çevireyim. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. büyük bir saçıdır. o kimsede tesirini gösterir. gönlünü birlikte bağışlar. günahlarına tövbe etti. gözünü. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. dedi. (M. hemen yerinden fırladı. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. Hazreti Peygamberin (S. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi. Sonradan dediler ki. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. Şeyh tekrar söze başladı. Bizim medresemiz budur. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor. O ses çıkarmadı ve kızardı. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. Bir aralık mecliste sessizce oturdu. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır.A. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı. bereketi. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. Bugün olaki. O gece kocası bir düş görüyordu. Hazreti Peygamber (S. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar.A." buyurdu. (M. Kim olduğunu söyleyemem. Onun sevgisini. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı. bu sana. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi.) de susuyordu. Çüneyd bunu işitince. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı.kapı açılır. O hep susuyordu. Bir mürid geldi. yaralandı kafile gitmişti. Çocukların kitaplarında. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister.) selâmını söylediler. diyorlardı. Yazıklar olsun onlara ki.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir.A. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. gönüllerini vermezler. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar. ağlamaya başladı. eşek midir göreceksin. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki. imanlı kişilerin inançları. . Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir.sana lanet olsun. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki. Onun mabedi de gönüldür. gözlerini verir.

ben sana demedim mi. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. Dudakları uçukladı. Bu dünya evi. her yere konma. Madem ki erkeği tanıyorsun. Bu topluluğun büyük savaşı. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti. "Onda insanlar için şifalar vardır. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum.) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım. Kasap. onlara. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu. kınama gibi duyguları atar. Şehzadeler gittiler. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar. Yukarı baktım. kâfirden daha sapkın. aman sakının. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur.A. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir. . Ey Allahm.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. evin tavanını göremedim-. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. bu hendek tamamiyle dolmuştu. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış.nasıl ki yine Ulu Allah. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. Padişahlar için "Hayır. Karşılık verme. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. Arıyı görmez misin. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. Bu yermelerden. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum. oradan gitti. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir." buyurmuştur." deniliyor.olmaya ki. Çünkü varlığım kalmamıştır. Kancıklık senden uzaklaşmıştır. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. Burada Allahnın kalp. 324) Yemekten korktuğun. sen yemeğini ye. içimden kovarım. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir." demek doğru olmaz. derler. diyen gafil kişi." buyurmuşlardır. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı. toprak üstünde otururdu. nasıl ki Hazreti Peygamber (S. çarh vuruyorlar.. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. Hazreti Peygamber (S. Büyük savaş nedir? Oruç değildir. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi.et. namaz değildir. (M. (M. olmaz" demek kutlu düşer. bunu yapma diye emreder. oturur. ama ağzı kilitlendi. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. 28/56) dedi. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun. insan bedeninin bir örneğidir. Çünkü o şunu yap. ötekilerine karıştı. Yarabbi! derdi. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. Biri geldi. Kel. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı. büyük savaşa başladık.Bu tozlar kaç defa çekildi. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir." (K.. şuraya koy. Yani kalk. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim. sövüp sayma. Padişah benim kızım yoktur dedi. yatıştı. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. dilediği yere konar.Artık üst tarafını hesap' . başını bedeninden ayırdı. Yani senin konuşman boştur. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. ondan kızı istedi.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir.. diye homurdandı. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. 325) Biri geldi. toplu geçinmektir. incinme varlıktan olur. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi.A. yola getirir. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin. 71) hitabını işitmiştir. Üst tarafı hep ruh olmuştur..

o bengi suyu içen. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun.) kitabı fayda vermez. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. ama asıl işin çetin tarafı da odur. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler. Yani gerekli görmüyorlar. "Araştırma Müslümanlık değildir. sormam. ama bunu ne ben bilirim.)'ı Ebu talib besledi. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. hele. ne de Allahdan söz açarız. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır. halk ile oyalamak isterlerdi. yüce sıfatlarını o terbiye etti. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı." (K. hayır. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem.Allah velilerinin sırlarını bilenler. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. (M. yani önde yürüyorsun. ne de başkaları. Böylece kalacağım. falan münkir olmuş. Cebrail bile. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor. dediler. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar." derim. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir. o imanı. Bir saat başını önüne eğdi. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. Hazreti Muhammed'i (S. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. gitmem. ötekini hem kendisi okur. Bir gün de. hem de başkaları. Orada gördüm ki. kendini kurtarır. Ne Muhammed'den. derdi. 327) Nihayet benim soruma geldik. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. Asıl gerekli olan şey. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. sen gel dedi. bu küfür söz ve yanlış anlayış. o sözde yoktur. üç türlü yazı yazardı. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. bir kalabalık toplandı. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler. altın öküz heykeli. Bana Kur'an-ı tefsir et. Allahyı bilen kimsedir.A. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı. dedim. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla. Bütün bu yaslı hali ile bana. şu anlamdaki âyette buyurulan. senin kendini kurtarmandır. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. bizzat onda buldu. bu nasıl oluyor? . dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. bana önce Allahnın (M. Demezler ki. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. Söz söyleyen benim. Müslümanlığı örtmektir. Allahya ant içerim ki. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu." (Kasas sûresi. Bunu inkâr eden benim nefsimdir.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa.A. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. bana zahmettir. yüzlerini gösterirler. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. onların kitaplarını okurlar. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz. "Araştırmak dindir." Ben. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı.

Ama başkalarına karşı da çok . Tersine de olur. bana on defa selâm söyler. içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. Dostlar yine. Davacı: Efendimiz. içerde uyumuştur. Şeyh dedi ki: (M. dedi. yüksek her tarafı görebilirim. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. Onuncu defadan sonra. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. ayrılmaz bir sıfat değildir. Asıl surettir. deyin! Bu bir tuzaktır. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. akıl hükmündedirler. her şeye katlanırım. Şimdi bize. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. âyette. o hatıraya ziyan verir. deyiniz ki: Yanımda üstadım. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. dedi.öfkeleniyorum. beni rüsva ettin. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. Benim öfkeli zamanımda. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. Çünkü haramzâdelik. dediler. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. kılavuzum olmadan gidemem. dersiniz ki: işitmedik ki.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. hep hoş geçindik. Hey hey. Birisi başka birini dava etmişti. cevap vermem. mürid yani dileyen odur. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. Evet hiç bir kimse yoktur ki. Kadı. bir tanık daha getir. ak'ıl kâfirdir. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. Onun piçliği. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. Allah. Allahm bilgimi artır" diyor. ancak onların iç âlemini görebilmektir. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. asıl olan mânadır. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. Ben on tanık birden getirdim. söz yerine geçer. "Sizden iki erkeği tanık getirin. örtünür. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. içeriye girmezsiniz. evet. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. Söz. Allah inciten sevgili! (M. Felsefeciler. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. Evet. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. dediler. Murad. bir gün bir şeyhin yanına vardılar. Kendimi sağır yerine koyarım. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. her ikisi tek bir isimdir ki. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. öz ve halistir. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. çok kere ben de kaçarım. haramzâdeliği kalmadı. Böyle değerlenir. derlerse. Evet dedim." (Bakara Sûresi. Yoksa boşuna girmiş oluruz. Çünkü o mal. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. nihayet ben helâl süt emmişim. inkârında idi. yani. Halk için. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. görelim de gelelim. dediler. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. haydi demek lâzım. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. Sen haramzadesin. Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. O bir yere gitmez. başımı eğer. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. Kendisinden tanık istediler. dediler. Nasıl dersin ki. Murad (istenilen) da budur. Dedi ki: Görmek. ne de dıştan. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. kendini göstermez. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . Şeyhi gerçeklediler. iki görünmüştür. boyumun yüceliği. Ama ne içten kurtardın. 282) Duyurulmuştur. kabul etmem. Vezir birine dedi ki: Bin altın al. Davacı on sofiyi birden getirdi. arzular dünya güzellikleri. selâm sana! derim. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. sonra bedenimin iriliği. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. sevgili ve herkesin kıblesidir. çok hoşa giden şeyler.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. Eğer üstat o taraftadır derlerse. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir.

yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. O." deseydi o derece soğuk düşerdi. der. Bizi değerlendirmek.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. fakat onunla fazla konuşmayın. Rum ülkesine-'. Kur'an'da. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık. Veys'in annesi öldü. Onun mazereti. ey bizim has kulumuz. sudan topraktan ayrılmadı. Hazreti Muhammed'in (S. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim.) huzuruna erişemedi. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur. ben ona ya bir defa iltifat ederim. öteki öfkeyi bastırsın. Peygamberin sağlığında.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor. kendine değer vermedin. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam.) türbesini ziyaret etti. Bu Celâl'in hikâyesine benzer." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez.onurlu ve kibirli davranırım H.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. Çünkü parmakla tutabilirsin." (İhlâs Sûresi. kaplan mı yoksa başka bir şey mi. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz. gür bir su kaynağı akıyordu. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir. Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! . Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. ancak meyhanelerde olur. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca.A. (M. mazeretini söyledi. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu.acaba bu Peri mi. Peygamber dünyadan göçtükten sonra. ziyaret edememesinin sebebinin. Hazret! Muhammed'in (S. Gizli sadaka ona verilir. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. Nasıl ki. o razı olsun. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar. Demişti ki.A. Öyle bir öfke gerektir ki. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı. ne kadar mazeret gösterdi ise. annesine yardım etmek idi. bizim Allahlığımızı yüceltmektir. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu. gideyim. Eğer benden sonra gelirse (M. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım. Böylece üç gün geçmişti.) işareti ile olduğunu.A. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye. Nihayet Veys. Gönlünü henüz yıkamadınsa. dörtte dört murdar oldu.A. "De ki o Allah tek ve eşsizdir. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler. 331) onun işareti şöyledir. gönlü hoş olsun. O havuz. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. yine Hazre-ti Muhammed'in (S. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. Şu hale göre. Ama onların sözleri. Benden ona selâm söyleyin. Veys.A. yahut hiç. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir.Bana karşı hayranlık göstererek. Ama hâlâ evime ulaşmadı. hayvan mı. diye bakmıyorlardı. sözü uzattılar. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S.

güzel bir yer gösterdi. ayrı düştüm. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı. Dervişleri üç gün konakladı. (M. böyle cömert. gece gündüz şöyle ibadet ederdi. şimdilik elimdesin.beni evine götürdü. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. Ayağıma kapandı. bana haber ver. Veys. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. ben oracıkta kalakalmıştım. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. 3) hükmüne göre namaz kılardı. Ama biz açız dediler. Bazıları da. düğün ettiler. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. bulamazsam. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. Üç gün iş aramaya gittim.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. dediler. Bir nara atarak yere yuvarlandı. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. Oyunlar çıkarıyor. Bir kaç gün geçmişti.soruları sormayacaktı. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. Erzincan'a varınca dostlarda. Karpuz mevsimi idi. mucizesi böyle idi. Bunları da sormuyorum. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu. Herkesi götürdüler. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin. Bunları da sormuyorum. yemekler getirtti. yiyecek bir şey bulamadılar. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. bir ağlama belirdi. o asla bu . diyordu. Hazreti Mustafa'nın (S. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. Kulağımızı ağırlaştırarak.A. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . Çünkü pek arıklaşmıştım. (M. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. dedi." (Müzemmil Sûresi. Bunlara acele etmeyin dedim. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. şimdi sen söyle. Yemek yedikten sonra. dediler. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. onun nasibi budur dedim. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. Beni kimse çağırmadı. dedi. Dervişler için karpuz toplamıştı. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. işitmek. dediler. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. iki dizinin üzerine edeple oturdu. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. demiş. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. ilmi şöyle idi. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. kuzular kesti. dşdi. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım. gözle görmek gibi değildir. şakalaşıyorduk. Şöyle gönlü alçak. Sen yolun kâhyası mısın? dedim. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. onları sormuyorum dedi. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar.

Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki. Bu âleme niçin indik. Hak ışığı önünde arıktır. yerleştiler. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. Benim bir adetim vardır. aramıza ne bir mahlûk. Bin kere de Müslüman olsan. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki.A. yüzümü sana çevirdim. sen. tekrar tazeleneydi. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir. Onun göğsü. Ulu. orada söz nasıl yer bulurdu. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. çaresizdir." (Müminun Sûresi. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine. dediler. Kahraman olur. Sürekli olmaz.Allah. Orada birini gördüm. sizi gereksiz yarattık. Her gün on koyun kesilir. Allahm topluluğu ondan kaldır. Yüce Allah." (Haşir Sûresi. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. Burada gerçi başka bir incelik vardır. parmak kaldırdı. "Ben Hakkım. Nün nereye sıyırdı? Biri. dedim . Allah birdir dedi. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. karmakarışık. fakat sana cevap veremem. Yoksa nasıl olur da. ta ki her şeyimle onun olayım. ne de en yakın bir melek giremez. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. neticesi iyiliktir. Yoksulluk nedir ki. Ancak er odur ki. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. Etimle. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar. peki sana ne? dedi. bu nasıl olur? . Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. Benim bütün varlığım. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. 334) Çünkü bana öğüt verdin. derimle. bana öğüt vermeye kalkıştı.A. Giremezsin. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler.).olmaz. sende. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. bana göstermiyorlar. hayır. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. Zevkini ancak o çıkarır. Gönülden gönüle pencere vardır. sana izin yoktur derler. bu nasıldır? Evet dedim. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti." sözü ile işaret edilen hal. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. o onunla öğünsün . neticede hiç de ölmez. Allahsal âlemden söz açtılar. âleme sığmaz. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. Dervişin azığı yoksulluktur. öteki. Sana saygı gösteriyorlar. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. donuk âlemler var. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler. (M. Elif nereye sığar. 115) buyuruyor. örs oldum." diyebilirdi? Hak nerede. derler. Allahsına erişiyor. 21) buyuruyor. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. Aşağı indiler." buyuruyor. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı. ona uyarlar. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. (M.diye sorabiliriz. "Sanır mısınız ki. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur. Her zerrede dağınık. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir. senin bütün varlığınla dolu. ölümden korkmaz. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki . Ben yüzümü hep sana çevirmişim. saçılıp döküleydi. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor. 335)Hazreti Muhammed (S. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S.

"Beni göklerim ve yerim kapsayamaz. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. Başka biri sus demiş. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu. Çırak içinden kızar. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. gönül sevinçlidir. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. elbet de tersine ve yanlış söylerler. ruhları tenlerden önce yarattı. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez." buyurmuştur. seni yalnız bırakmışlar. Hele bir hadiste. Yanar. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. Gönül ara. Denilebilir ki o gelir. o da aynı cevabı alır. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder. Bunu fırsat bilen Hintli köle. nefsi ile alışveriştedir. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. Ben dostları olmayan bir dostum. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. diye sordu. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. parmak parmak topladın. Onu Allah yargılasın dedi. Ruhu gelir. "Allah. "Ben." buyurulmuştur. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. selâm sana. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. Onun büyüklüğünü. Kötülük yapma. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. Evet her şey yok olur.) ona ne konuştuksa konuştuk der. bir anda kaybolur. seni yalnız buldum. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş.Efendi. Kimi ruh ile ilgilenir. yahut yağ asırır. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki. evet. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. (M. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. Nasıl ki o hikmet ehli zat.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. O Allah adamıdır. çok kere gönül kırılır. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır. Asıl budur. 337) Tabiat ehli olmamalı. o niçin vahyetti diyor. herkes kendi halini anlatır. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise. iriliğini anlatırmış. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. bütün dostlar. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. bildirdi. o sana söyledikleri ne idi. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti." Bir de. varlıktan her ne varsa hep orada idi. O ışık. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. Allah kalır. "Kendini bana göster" dileği. . namaza ve Allah katına yol bulasın. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. elbet de abdest almayı gerektirir. Hızırda. sorar ki." (Necim Sûresi. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. Daha başkaları aklı ile. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü.A. Akıl da böylece gelir sorar. Biri. Hades. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. diye sorar. fakat bir şey söyleyemezmiş. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. Haktan başka herşey orada idi. ruhu yok oluncaya kadar. Çünkü Musa gördü ki. O işten hoşnut ve memnundur. yani sonradan meydana gelen şey. 10) buyruldu. O aslı. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud.derler. Dedim ki: Bu. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. Bundan dolayı Musa. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. şimdi görüyorum ki. Seni kimsesiz buluyoruz. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. Benim işim değildir. der. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. Adam. kendi ruhu ile uğraşır. Hazreti Peygamber (S. aradan kalkar. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim." buyurmuştur. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. içindeki bal hep dökülmüştü. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. gönül ehli olmalı. dedi. demiş.

yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler. Kaç kere. Kur an'da. Gökten şeker yağıyormuş.. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu. dedi. Çünkü şeyh. Sonra tekrar gölgeye daldı mı. karanlık kuruntular baş gösterirdi. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur.doğru yolu tutarsın.Muhammed (S. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. onu yürütür. yere bıraktırır. tatlılaşır. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. ben sana söylemiyorum.) öyle bir nurdur ki. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. hem de inkâr etmiştir. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar. . "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir. Musa onu dilememiş olsun! (M. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. ey minber! der. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. iki kere yere eğilir. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. Nihayet gör ki.. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. (M. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. o çilede ve o zikir âleminde. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. Alemde hangi şey vardır ki. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi. diyor. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. henüz gelişme yolunda olsun. Dutun nurların en parlağı. 1) buyurulmuştur. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana." (M. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. onu zorla çamura sürüklerler. Sanki halkı yoldan çıkarmak. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. "Hele. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. bir imtihan geçirmeden kabul olunur. panzehir ocağıdır. ancak adları söylendiği için meclis kızışır.A. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. Mansur. kendiliğinden gelmez. en üstünüdür. onu da öylece benden kıskanırdınız. 338) Belki. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. coşar. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. Diyelim ki onun durağı orasıdır. içinde parlak düşünceler belirirdi. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur.

Muhammed-i Razî. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. Haccac. dedim. bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. Bir zındıkla gören de zındık olur. Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur. Güzel söz.Ya rahat peşinde idin. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür. "Ne mutlu beni görenlere. kendimden geçmiş bir vaziyette idim. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. Berrak ve temiz su. Onlar büyük adam olmuşlar." Yani. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar. iki damla yaş dök. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. Orada kadınlar vardır.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. Saygısızlık edersen git. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. ama Allah güzellerinden değil. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. Çizmelerimi giymek istedim. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). hoş bir sözdür. gökten yedi kapı açıldı. Buyurdu ki: "Beni halka satın. Emeviler devrinde Şam valisi. kendini sat! der.A. nasıl edelim? (M. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. Allahm. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. Tam olgunluk çağına erince. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. yani Arap Muhammed şöyle der. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. Olmaya ki. Anladım ki. Ben para peşinde değilim. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. yine kendimden geçtim. O altın gümüş peşindedir. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. onlarla danışma yapalım. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın.(Ç)). gözümü onunla aydınlat. ama düşüncelerine aykırı davranın. en çok Hak ile dostluk ederdi. gayet sert ve zalim bir adam idi. Artık saygısızlıktan vaz geç. Ama Allah sözü değil. yüksek bir ses işittim. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. Nefis. "Onlara danışın. Emreden nefis. kadın huyludur. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. Hazreti Mustafa (S. yüzünü yere koy. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. susamış bir insan arıyorum. dedim. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. eşek köprüden geçsin." Bir söz söylüyordu. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. Pilâvları getirmişler. iyiden kötüden çekinirdi. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir. yahut da söz derleme sevdasında idin. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. deyiver. ben o işin peşindeyim ki. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır." buyurulmuştur. gözüme başka bir şey göründü. Kendimi bir bağda gördüm. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. Bana bir ateş geldi. diye sordum. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun. Sunu da söyledi: (M. eğer peygamberleri.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf." buyurulmuştur. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde. şeyh olmuşlar. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. Hazreti Peygamber. dedi. o direkler . ne de Mevlâna sevmiyor. Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam. tekrar bir nara atarak kendime geldim. önceleri halktan çok sakmırdı. Çağdaş tefsirciyi ne Şems. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. Bu adam. anlatılması imkânsızdır. Eğer sende saygı varsa gel.

Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. . Orada dışarıdan biri işaret etti. Annesi. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. Ya boynu kopar.etrafında bakışıyorlardı. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. ya çamura düşer. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. dedi. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. ellerini kanattım. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. ikinci. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü.mümin kulların ibadetleridir. biraz sonra yerinden sıçradı. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım. size senet verelim. müridlik davasında idi. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. üstat diyorlardı. Bir kaç gün sonra yine unuttu. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. diye mırıldanıyordu. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. bir kale duvarı üstüne kondu. Çömlek değil ki murdar olur. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. ayağıma kapanarak. dersini okumaya başladı. Bir toprak çömlek ki. Bir de o insana bak ki. hoş sesim var. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. Önce ona bağırdım. benim bir canım var ama. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. üç yüz isterse sen dört yüz ver. dedim. iman ışığı yüzünden fışkırıyor. Ona seslendim. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. Selâm sanaüstat! dedi. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. fakat kuş uçup gitti. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. Ben susuyordum. dediler. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum. şakalaşmak. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. babası geldiler. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. Hayret ettim. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları. yerine otur. dedi. bir kenarından biraz yırtılmıştı. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. Yanına havadan iki kişi geldi. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. bana güzel bir kadın bul. Hoca Reis. (M. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. sonra da falakaya yatırdım. ne kadar uzak olduğunu anladı. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. öyle bir toprak çömlek ki. ikinci gün tekrar geldi. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. bunlar ne adam-larmış. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. ona işaret ediyor. kırıldı. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. Dışarda aşık oynadığını söylediler. bir hamalın sırtında evine gönderdiler. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. aman bana yardım et. (M. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. Ben. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. (M. şaşılacak bir şey değil. yahut bozulur diye korkayım. Bu sopayı aldım. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. Bir gün geldi. henüz yeniyim. yere vurul-sa kırılmaz. Arkası bu tarafa dönüktü. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim. oynamak istedi. ışık saçan iri gözleri vardı. bir tokat patlattım. dedim. Bana dost görünen biri vardı. dedim. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. ödü koptu. ötekine çimdik atar. gizlice ona seslendim. bu sönmez.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. boyuna aşık atıyorlardı. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. Adam yerinde donakaldı. nihayet çocuğu kaldırdılar. kalfa olacağım.Öğrencilerden birini çağırdı. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. Mevlâna'nın önüne koydular. Ara sıra ne oldu? diyordum. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. sönmemiştir. Hemen yere yuvarlandı. Ertesi sabah namazda idim. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. Ben müezzinlik ederim. dersini okumaya başladı. Kitabı önümde açtı.

Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. Kalfa da bir kaç sopa vurdu. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. . Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. Öyle yumuşadı ki. "O sizinle beraberdir. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. ona söverdi. Beyit: Erliği. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. Aman üstat. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. kalk gidelim. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. Kalk diyordum. ondan yoksundur." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. Onun sakalı. Hemen yere yuvarlandı. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. Şehrin şahından . sen müritlerin önünde içki içersin. Sen niçin içmezsin dedi. ayaklarını sarar. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. öğütçüdür ne bilir derler.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. Allah! dedi. daha saygılı olmuştu. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. hoş bir sesle ezan okuyordu. Benim ne olacağımı. üç defa elini alnına götürdü. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur. ötekilerde ses çıkarmadı. (M. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. ne de büyükten. bir ay dışarı çıkmadı. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum. bıyığı ile öğünürlerdi. kitabının yanına götürdüm. O beni yola getirdi. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. Nihayet yine evine götürdüler. taş atardı. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. gizli hikmetler söyleşir. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. Geldi. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. Çünkü erlikleri yoktur. Artık işini bulmuştu. o benim efendimdir. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. kupkuru kesildi. 346) Üstada gidiyorum dedi. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. öyle cesaretli. Sonra kendi özel hücresine davet etti. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. Bundan sonra bir daha gelmedi. Beni tekrar mektebe götürün. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. ama ben içmem. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . Selâm sana. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. Onlarla birlikte sırlar konuşur. öyle korkusuzdu ki.renkten renge giriyor. ben bu işe katılmam. Bunu yapamam dedi. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı. bundan sonra da sopayı suya koydum. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. Anne ve babası dua ediyorlar. elleri titredi.bahsetsem. Onu falakaya çektiler. Önüne vardım. hem de diyorlardı ki. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. diye annesine babasına yalvarıyordu. çok saygılar gösterdi. Her ne derlerse desinler. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. rengi uçtu. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim." (K. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. Bundan sonra bir tek söz söyledim. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. bu. O vaizdir.dedim. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. Bunun mânası nedir.

Ey kahpecik! dedi. o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. Söz onlardan da geçerdi. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir.Yukarıda sözü geçen delikanlı. dedi bir komşu ile. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. derim. onun varlığında yürürsün. 350) Güzel söylüyorsun. Koca. bilgiden üstün olsun. Gizlice kırk dinara satın aldılar. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. O insafsız bu makamda bizdendir. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. .hay hay! dedi. Akıl gerektir ki. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. Lâfı çok uzatırsak. Allahyı görürsen. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. fitne ve fesata sebep olan. Sen biz olunca ulu Allahnın. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. Yarabbi onları günahtan kurtar. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. Başını kestiler. meseleyi açtı. Ey kadılar. yasaktır. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. Daha fazlası da işe yaramazdı. Kıskandılar. delik deşik eder. İğneci yiğitçe yaklaştı. tavan. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. Çok düşkün bir durumda kaldı. Bu Şahabeddin istiyordu ki. alt tarafı yalan olur. Yerinden sıçradı. bunu hiç kimse anlayamaz. figan sesleri yükseldi. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. (M. kapının dışında idi. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. Nasıl ki. Kendi kendine. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. Dost çok iyidir. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. (Açıkça) biz kâfiriz. Halim şu durumdadır. Kâfirleri şu cihetten severim ki. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. içinde bir öfke duydu. ellerin. O kalmazsa sen de kalmazsın. demiri yırtar. Sahabeddin-i Sühreverdî." (Kadir Sûresi. kızı altına çekti. hâkim olsun. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. hayır gitmiyordu. (M. Yolcu şu cevabı verdi: (M. Burada dava boş lâftır. feryat. hemen hazineye gitti. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. Ama geline yaklaşamadı. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. ecel kılıcından hem başını. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. Simdi gel artık el ele tutuşalım. dostluk iddiasında bulunmazlar. benim elbisemi giyersin. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. Düğün dernek yapıldı. kendini onda yok edersin. Ama hemen pişman oldu. düşmanız derler. Bahtiyar odur ki. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. Yer. Dost odur ki. Belki bilmiyorduk. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. (ona. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. müderrisler. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. aralık hep askerlerle dolu. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. Bu gün din âleminde de iş böyledir. Yoksa yolda kalırsın. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. "Maktul" Şahabeddin de derler). Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. Atlı yaklaşınca yolcuya. cezayı gerektirir. iğneci. emrindeyim. hem de külahını kurtarır. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın. bir bağıştır. benden selâm söyle. Bugün gece sularında bana gelir.

bir kere bu sende onu aynı münacaatta. ben bu işin sırrını bilmem. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. Onun hiç bir sebebi yoktur. Muhammed'i gör ki. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz.A. kabuğunu soyun. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. aynı Kabe'de. tatlı bir insan olur. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. daha kuvvetlidir. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. O şaşkın ve perişan idi. bir gün . bütün bu varlık Allahındır. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. kırılmış olarak getirin. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. ancak o ve onun Allahsı bilir. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. diyecek kadar hoşgörürlük varsa. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. 351) Yap. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. Bir zaman kabahati feleğe yükler. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. ağaca çıkar. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. Derler ki: Simdi git. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. şeyhi meyhanede gördüğün halde. Eren de şaşkına döndü. der. 353) Evet dedim. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. davetin tam kendisidir. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. temizleyin. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki." (Şems Sûresi. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır. bu tasarrufu bırak ki. Hem davet ediyorsun. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. İyi insan dert ortağı olur. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. Şeyh ibrahim. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. istiyordum ki. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. Allahı görsün. Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. bunu tanırım. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. davet nereyedir? (M. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı. gözünü açsın. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir.) bizim perdedarımızdır. iyi insan cana yakın. Biri diyordu ki. Aleme tek başına geldin. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. Bunun ne olduğunu Allah bilir. Ben böylesin! hiç görmedim. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. buyur derler. bu cevize benzemiyor. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. der. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. bizi hem var. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. o makam ancak. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı.Bugün sen de. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin. Muhammed (S. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. Çoktandır sürmemiştin. Ben bunu yiyemem. (M. misafirin önüne koyarlar. (M. var ve yok eden mi daha güçlü.

. Yoksa aslında bilerek değildir. (Ben) sözü ile konuşur. Allahnın öyle kulları vardır ki. başcağızın kucaklar. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. Bir kere Allah yoktur der. öteki eliyle de duvarı tutarak. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. perdeye yapışmış olan kimsedir. O velilik ancak Allahtandır ki. Dilimin ucuna geldi. Gerek ki sen pişesin! dedim. dedi. Onu bütün açıklığı ile görmekten. Benliğinde hiç şüphesi yoktur. İster iyi ister kötü olsunlar. Allah huzurunda nikabmı atmış. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. (M. diye sızlanmaya başlar. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. Biri gedi. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. hayır der. çocuktur. der. Sen nasıl müritsin ki. inkâr eder. ister Muhammed'den başkası.A. 354) Benim işime kimse takat getirmez. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. Bu vasıflar. Mümin. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. ister Muhammed (S. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. (M. Aslından değil. Ben buna ancak gülerim. tadıyorum. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. kulluk eder. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. hiç tatlılaşmaz. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. Allah bana bilgi vermiştir. rahatsızlık veriyor. Başkaları sarhoş olur. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. Allah kulları. daima olumsuz düşünür. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. bu acıları ben verdim sen çek. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. onların haline bakalım. bende o velilik yoktur. yiyorum. Onu ancak ben yaparım.Konuşurken bazan karanlık. bir gün bahtına. ama o seni incitmesin. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. ayakları titreye titreye. bir gün de Allahya çatar. bir gece sıkıntı çeker. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. Cevap verdim. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. Nasıl pişeyim? dedi. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. diğer bir sefer de ispat eder. Çünkü açıkça görüyorum. oradaki biçareleri görelim. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. dışarı kaçarlar.zamaneye. gözlerini öperdi. vehimlerle karışık sözler söyler. ah vah ederek karşınıza gelir. der. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. Ben ye demem. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir. bunu yine ben onarırım. ama o küpün başında oturur. bundan ne şüphem olabilir der. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. Bu gün mümin olan yoksun değildir. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. Zındık ise. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. işaretten anlamıyorsun dedim. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. onları da gözden geçirelim. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir.) olsun. Kiliseye de uğrayalım. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. bir başka şey doğdu. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. değişik olmayaydı. sonu iyi olur dedim.

Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. namazda konuşulmaz. Ama onlara uymazdı. yani Allah uludur diyorsun. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. kadıya şikâyete gider. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. Ya hizmetçi olurum. Fedakârlıklar gösterirler. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. Mademki itiraz etmek gerekmez. gerekirse oturayım. Halbuki. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. ama münafıklar.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. ona sen yemin edeceksin. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. kurtulasın dedim. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. billahi de. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir. Çünkü bana hayat lâzım. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. Ben ondan çok faydalandım. ben sınamaya devam ederim. Kurban ol ki. Şiir: Ne kimsenin uşağı. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz. Dedim ki: O yapmadı. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. olmayanları gösteresiniz. yani Allaha yaklaşmak içindir. ben de sana öğretiyorum. ötesini Allah bilir. (M. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. rükûa varırdı. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. ne efendisi olur. yabancılar etrafıma toplanır. Allah demelisin. Bu ona benzemez. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. Hem de olmamalı diyorsun. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. canı gider. onun şöyle olmalı. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. Ama sizden faydalandığım gibi değil. Bayatlayınca iş zorlaşır. Ayak pabuç içinde yerleşince.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. ben bunu yapamam. sus der. (M. onları benden başkaları bilmezler. kurusa da incinmez. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. (M. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. Tanıdıklar. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar. bana gerektir ki serbest davranayım. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. derler. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. Davalı tarafın tanığı yoktur. Namazda. Müridin yolu bu değildir. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. başını ayağını sallamaya başlar. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. Adamın biri. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. "Allahu Ekber" demek kurban. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. gerekirse gideyim." anlamındaki . Çünkü bunu sen de yapıyorsun.

Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. Vaizin minber üstünde. Ben onlardan değilim. Hadis. Şiir: Her işin tam vakti gelmedikçe Sana dostun dostluğu fayda vermez. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. Arayanlar bir Lahavle çekti. Çavuşlar hamamın kubbesini ve içini. sonradan yaratılmış bir varlıktır. yazılsın. Onları da kendileri bilir. Bir topluluk daha vardır ki. âşıkın bir hali. küpe bulundu dediler. ondan bir şey gelmez. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim. Bu hoş bir deyimdir. müridin. arka arkaya secdeye kapanıyor. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. diyor. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez. O hadis. 359) Kur'an'da.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. sen de benim oğlumsun. Mısra: Ev sevgili. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş." (Tahrim Sûresi. hafızın minder üstünde. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. 8) buyurulmuştur. Derler ki: Nerede kendini görme.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. maşukun bir hali vardır. Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. . her tarafını sarmışlar. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. isterse yer ve göklerin ortasında. Tam otuz yıl bu işte çalışmış. nerede Her şey ondan nur almıştır. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali. Aklı başından gitmişti. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. Herkesin bir özel hali vardır. senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. Tam bu sırada bir ses daha geldi. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. kendini de baba biliyorsun? dedim. ister yer üstünde. Allahya söz veriyor eğer bu defa kendimi kurtarırsam bundan sonra bütün ömrüm boyunca böyle bir iş yapmam. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. Nasuh. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı. dedi. ama tam bir erkekmiş. "Ey iman edenler. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. ama onlardan haberim var. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. Bazıları bu Nasuh sözünün yorumlanmasında nefse dönmeyen şey demişlerdir. Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar. Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş. Sırrını Allahya ısmarladı. Bazıları da Nasuh. evin kapısına gelir. dinleyenlerin. ama içeriye girmeye gücü yetmez. kör olduğunu bilmez.

Üzülüp bozulanları da yakarım. Kendini aradan çıkarınca da onu ispat etmiş oldu. kendi kendine ağlıyorsun! O korkulu rüyadan umutsuzluğa düşmüşsün! Ben de öyle bir adamım ki. Kuran'da Adem Peygamberin lisanından. Bu arkadaşı gece gündüz ona mertlik hikâyeleri anlatır. iblis der ki: Hırsızın kendisi mahalle içinde hırsız var diye bağırır. kendi gamımı onlara ulaştırmak istemem.Nasuh'un hakkında kötü düşüncelere saptık dediler. aylar vardır. yoksa onlara iyilik yapılsa hiç kabul etmezler. öteki uygunsuz. silâh kullanmayı.Delik yanlıştır. saz âlemine giderim ama Allah yolunda on para vermem. Nasuh'u çağırdılar. kimi paraya. 80) ayetinde hastalığı kendine ilgilendiriyor. Kerem denizi dalgalanmaktadır ondan her ne istersen onu verir. erkeklik törelerini öğretirdi. ama "Ey Allahm bana cennet kokularını koklat. Beyit: Bu yolda yüz bin tane Adem yüzlü iblis var. Bari gelsin eliyle Sultanın kızını okşasın kız da onun kendisini okşamasını istiyor. Padişah onu tam bir erkek gibi yetiştirmek için erkek yapılı. kötü huylu. Bende öyle bir kuvvet vardır ki. Oğlunun neler öğrenmiş olduğunu görmek istiyor. Halbuki İbrahim ben batan şeyleri sevmem dedi. padişahın yanına . ben batan şeyleri sevmem demezler. hal diliyle bu sözü söyleyebilsin? Bunjn sırrı başka bir feleğe aittir. Herkes bir şeye tapar. Bu öğretmek içindir. yiğitlik örnekleri gösterir. bebekler yapıyor. ancak yüzünü yıkarken okunur. ama ben senin nefsindekini bilmem. Ama Allah erleri açtı! Kendi keyfim için yüz dirhem harcar. (M. Şu Müslümanlardan sıkıntı duymuştum. Bu gün padişah geliyor dediler. Rüstem gibi bir pehlivan aradı ki oğluna arkadaş ve yoldaş olsun. Çünkü ruhlar âleminde felekler vardır. yolda sancılandı. Her insan yüzlüyü sakın insan sanma." (Şuara Suresi. "Hasta olsam o bana şifa verir. "Yarabbi biz nefislerimize zulmettik. O birtakım oyuncaklar. Çünkü mutluluk ona yâr olmadı. Çünkü yeniden yapılmak ancak yıkılmakla mümkündür. İbrahim Peygamber gibi. mahalle halkı da onunla birlikte hırsız var. Biri uslu. kabul etmediler. hırsız var diye feryat eder. oyuncaklar önlerinde. Bütün halkı sağlık yoluna çağırdı. bir Yemen başörtüsü alacak ipeklisi gelmezse çok umutsuzluğa düşer. Başlarında başörtüsü. benim sağlığım ancak ondandır. iç âleminden tekrar açıldı mı tecelli nuru belirir ve der ki. 360) Peygamberin yoldaşları tövbe ederlerdi. 79) Sonra. Bu kardeş tam iki ay geceli gündüzlü yeni arkadaşı ile cenk hikâyeleri ve yi