ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

beni dinlerken. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım. O makamın kutsal sakinleri. 'Dostum gitme. duman gibi kendini yok etmeye çalış. din bilgisinde.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. ayıptır söylemesi. 77. orada yerleşmiş. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. «O. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü.Kemal'e baş vurdu. Yoksa. onlardan daha zevkli. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar. onlardan daha lâtiftir.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir. nasıl anlatayım. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı. (M. Asıl zevk. Karanlıkta dama doğru yürüdü. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur. 'Bizim güneşimiz. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. Gerekirse. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır. M. mum gibi erimeye başladı.' dedi. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. tartışır. Alâeddin. Bütün fenlerde. temel bilgilerde. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. daima uyanık gönüllüydü.' dediler. dördüncü kat göğe kadar çıktım. Konuşmalar. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış. onun. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü.' Hemen kavuğunu.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. Devletşah diyor ki. onu hiç unutamadı. 48). 'Ben sana yabancı değilim. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. sarığını. geceleri uyumazdı. hepsinden daha yetkili konuşur. gönlü isterse. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. eli vergili. onlardan daha üstün. Bunu seyreden aziz derviş. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu. Adam o sırada. sentaks. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var.» (Şems-i Tebrizî. ruh âleminin manasına erebilmektedir.' dedi. O . Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa. Benim önümde. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. gramer.

büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. ona. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. «Bize. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü. Bu ayrılık süresi. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler.» diyorlardı. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş.).» der. Eflâkî'ye göre Mevlânâ. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır.). Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. cihan varlıklarının en büyüğüdür. Hakkın yüceliğinin. artık başka bir âleme dalmıştı. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu. hep gam. ibadet ve sohbetle meşgul olur. 'Beni ululayın şanım ne yücedir. kudretinin. talebesi. Ama. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. bütün normal işlerini.). Tebrizlilerin uydusu haline geldi. Mevlânâ'yı sorar. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. susuzluğu o kadar derindir ki. sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. kayıplara karıştı. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. O.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. hep onunla göz göze diz dize idi. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı. katırın dizginine yapışır.» Bazıları da.' dediği halde Bayezid. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. Bir kısım Konyalılar da.' diye hep özlem duyar.A. Mevlânâ bir katıra binmiş. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. sıhhatinin bozulmasına yol açtı. bir nağra atarak yere yıkılır. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. müderrislik. o zaman da suya kandığından söz eder.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı.A. hiç dışarı çıkmazlar. aksine. «Bu ne sorudur?» der. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems. hakkındaki bu dedikoduları. gece gündüz.A. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. selâm verir ve «Hemen söyle bana. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems. müftülük. Neredeyse o .» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. en yücesidir. Şems yol üzerinde beklemekte. Şu sebepten ki. oruç. meslislere gitmek istemiyor. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız. Şemseddin. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı.A. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. Derken belirli vakit gelir. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ. Kimseyle konuşmuyor. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun. sohbet arkadaşları yapıyor. onun. namaz. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. hep onun işaretlerine dönük.» diyorlardı.» diye halkı ayaklandırıyordu. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer.

bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . Bir kere onun cemali parlayınca. birkaç yük değerli hediye. can da o viranenin baykuşu oldu. Aman ne olur. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. Bu mektup Şemseddin'den idi. Şems. büyücülükle suya düğüm vurur. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. Oraya varır varmaz. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. havayı bağlar. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. güzellerin güzelliği hiç kalır. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. yirmi nefer atlı. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle. sizi atlatır. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. Mevlânâ'hm mektubunu. bu zaif hayır duası ile meşguldür. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. Şems'in odası önünde edeple durdular. Gidin ey yoldaşlar. fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. yaratıcı. diri gönüllü bir dervişe rastladım. kudretli. «Umarız ki. sen otur da seyret. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. hâkim ve mahkûmlarla doldu. halktan emirlerden. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse.» dedi. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. mum gibi erimeye başladım. Mevlânâ. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır. ger. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. Mevlana'yı çok üzüyordu. Öyle bir derviş ki. O. et. saygı göstermekten geri durmazlardı. akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. babasının işaret ettiği hana gitti. bilginlerden. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. Sultan Velecl. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. «Benden selâm götür. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar.» diye çok yalvardılar. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. Cadılıkla. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. âşıkane secdeler et. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. Sultan Ve-led.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur.

Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. Bir süre durduktan sonra. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış.» diye feryada başladı. onu fırsat buldukça küçümsemekten. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. odasını bomboş bulunca dayanamadı. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı.» dedi. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar. 645 hicret yılı . ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. teşekkür etmiştir. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. Şam sevgilisine can vermiş. o hakikat güneşinden bir haber beklediler. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. Bir müddet ondan. Bu ikinci gelişte.' diyerek dışarı çıkar. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. bir gün. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir.' der. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz. dedi. Ne yazık ki. dedikoduya. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu.Şems. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı. Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. içinde bir perşembe gününe rastlar. 'Beni öldürmek istiyorlar. özgür oldu. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. Öte tarafta Şems'i sevmeyenler. sövüp saymaya başladılar. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. hemen bir bıçak . Bu olay. bu saldırılara bir zaman katlandı. Yüksek sesle. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. Şems. Şems. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki. sevindi. Rum Ülkesinden Şam tarafına. gönül bağlamışız.

Ama olayın bir de mantık yönü vardır. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. gazellerle ifade ediyordu. Dest tarafından Türkistan'a gitti. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. her günkü doğuşlarını şiirlerle.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. onu da çileye oturttu. . Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. İbrahim Fahreddin. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. Eflâkî.)de. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki.saplarlar. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. Şeyhi. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler. «Oğlum Şemseddin. Baba Kemal. Şemseddin. Hüseyin bin Hasan. şu cevabı verdi: «Ben. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. hep Medresesinde dönüp dolaşır. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. onun. Bir gün. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. Fakat bende bu cihet eksiktir. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. Şam'da aylarca Şemsi araması. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu.

Ahmed Hatibî'yi. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. Sultan Veled'i irşad etmiştir. Davud. hep ağlar gezer. bunu okumaktan pek hoşlanır. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır. ondan filizlendi o. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. Allahsal inayetler. edep kaynağından bize varlık verdi. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. Cüneyd-i Bağdadî'yi.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında. Şemseddin-i Tebrizî'yi. Büyük bir ihtimale göre Halep. Hasan-ı Basrî. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. Onun aşkının okşayışları.» demiş. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. yaş dökermiş. Tebrizî de. Bu da. Ariflerin Menkıbeleri'nde. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. o. Hasan-ı Basrî'yi. müridinin alnından öperek. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî. Maruf-u Kerhî'yi. Serîi Sakatî'yi. o.. o. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. okudukça durmadan duygulanır. Onun şiirlerinin. gönülleri hep o tarafa çeker. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu. Şems'in yanıp yakılmasını. neşeden ağır başlı. onun şu anlamdaki gazeli de. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. Bahaeddin Veled. Mevlânâ Celâleddin'i. hafif ruhlu olur. sen artık dilediğin mertebeyi buldun. o. o da. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. o. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. Öte yandan. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. Şeyhe şikâyet ederler. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. Habib-i Acemiyî. Muhammed Zeccac'ı. yardımlar. Nasıl ki. Nasıl ki Konuşmalar'da da . o. «Sevgili evlâdım. o şahın hizmeti İçindir. Şeyh. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. Davud-u Taî'yi. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi. Şiblî'yl. Eflâkî'nin yazdığına göre de. Maruf. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. o. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. Ahmed Gazalî'yi. o da. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. dervişlik geleneklerine aykırı görür. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. Ebûbekr Nessacı. o. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki.

Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. Birinci yoldan. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. ondan. o. o.) sohbetinden feyz almıştır. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır. Cüneyd'in. SerîJ Sakatî'nin. o. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. ondan da.» Bu o demektir ki. o. o da. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. Ebûbekr Nes-sac'ın.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. o. Mevlânâ. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. ondan Maruf-u Kerhî'ye. Hasan Basrînin. Şemsin Suriye. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. Ebû Osman Mağribî'nin. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. Cüneyd-i Bağdadî'nin. o. o. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. Ahmed Gazalî'ye. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. o. o. Ebû Ali Kâtib'in. Çünkü bütün tezkereciler.i Sakatî'ye. Ebû Ali Rubârî'nin. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. o. Serî. Alâeddin. Şems. ondan da.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. Ebul Necip Sühreverdî'nin. o. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. o. Nasıl ki. ondan. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman. ikinci yoldan da. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. o da. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. o. o. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır. ondan. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. o da. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. Ebû Ali Kâtib' in. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. dargınlıklara yol açan.A. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). Bu Rükneddin. Ebul Necip Sühreverdî'nin. bu doğru değildir. o. Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. Habib-i Acemî'nin. Şems'in. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. ondan. o. o. Ebû Ali Rubârî'nin. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. Dâvud-u Taî'nin. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır. Maruf-u Telhî'nin. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. ondan. ondan. Ebû Ali Rubarî'ye. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. ondan. o. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . Allahdan idi. Serî-i Sakatî'nin. Ebû Osman Mağribî'nin. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. ondan. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. o da Hazreti Muhammed'in (S. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. Maruf-u Kerhî'nin. o. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. o. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz.

12/12/1973. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. Şems-i Tebrizî'ye gelince. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. Bu mektupta. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. ulu Allahdan başarılar dilerim. Aziz arkadaşım Prof. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü.başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler.

Hak kadim'dir. sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın.BİRİNCİ BÖLÜM (M.» (En'am sûresi. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki.O âyetindeki nükte de buna işarettir. İşte o aşk'tır". kâfirlere karşı güçlüdürler. işte bu sevginin etkisine işarettir. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama. Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. hiç kimseden bir şey beklemez. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. Ama sen ona niyaz götür ki. nasıl ki Kuran'da. kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki. «O. Allah da onları sever. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir. Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler.» (Mâide. 54) nükteleri. gözleri kavrar. her şeyi bilici ve görücüdür. canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar. başlangıcı olmayan varlıktır. Kadimden sana bir şey erişir. o latiftir. 103). . «Onlar Allahyı severler. 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir. Hadis. her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin. Allah yolunda savaşırlar. belki o gözleri kavrar.» (Mâide sûresi.» (En'am. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz. niyaz'sızdır. O kadimden kadimi görürsün. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü.

Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. bedeli bu kadardır. O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın.» dedi. «Hâşâ. sözünü kıramıyorum. belki ihtimal vermezsin. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir.» dedi «o şartlar. Şûra sûresi.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. Hakkın kendisidir. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar. «Eğer bu ayna iyi ise. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. Şimdi diyorum ki. aynayı eline vereyim. (M. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma. bahaneyi aynada buluyor. en zor işler kolaylaştı. ancak Mevlânâ. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın.» buyurulmadı mı? Sözün kısası. Öteki kendi kendine. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı. Dedim ki haydi öyle olsun. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim. bu bakımdan daha sağlamım. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. «Ben gönlü kırıkların yanındayım. eğilimi daima hakka doğrudur. «Bu elbette olmaz. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. O hal diliyle der ki. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. 113. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk. Bu ayna. onu daima okşardı. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. . Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. Bir defa ona desen ki.» Tekrar gönlü razı olmadı. oradan ayrılmak istemedik. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil. Şunu hatırla ki.» Dedi ki: Şimdi ey dost. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar.» Ayna işi ince bir iştir. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. 15) buyuruyor. Sen ki doğrusun. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. istedi ki yere vursun. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar.» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. «aynayı getir artık sabrım kalmadı. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir. doğru kal! Doğruluk göster. Buna tanıklar. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. Remizler.» dedi.Bana velî diyorlar. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. dostun dostuyum. 3) Hemen kırmayı düşündü. çünkü o benim dostumdur. Ben de velinin velisi. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. «Keski. deliller gösterdi. «Ey üstat. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. Ama bunu yapamadı. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz.

maksada uygun düşsün. ancak bu sözden başka bir söz işitir. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. Alâeddin de bir cim ri idi. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun. işitir. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. Sen kimsin. gönlüm ona yabancı kalamıyor. Ancak undan. Onun ancak iki hüneri vardı ki. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. İşte bu iyi bir alâmettir. «Sen. «O bilir» dedim. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. Ona yetişmek için uğraşırım ve. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. sakınıyoruz. (M. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. harcadı. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. Onun mutlu sözlerindendir. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. «Sözü bugün söylemelidir. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. «O söylüyorsa kanını dökeriz. geniş meydan açıldı. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. Ancak onun himmeti buna engel dir. Ben de. «Konuş. odundan. güzel söz. divan erleri bil selerdi kaparlardı. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. cihanın maskarası olmuşsun. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. Doğru sözdür. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. giyecekten birşeyler gönderilsin.» diye şaka yaptığın için incindi. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. sen de de söz varsa bana söyle. âlemin parmakla gösterilen adamı. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. Bir aralık ben sana. H. baş ka bir işi yoktur. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. «o onu suçlandıramaz. Evet o da vardır. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. Bir gün diyorum ki. . 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. bir temel üzerinde yürümek gerektir.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. o silahtar oğlu için. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. bugün bütün suçları işlemiştir. Evhad. senin sözün nedir. onun hiç bir şeyi. anlat onları. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir.» dediler. söze gücüm yeter. Onlar. Musa' ya yakın değilsin. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. hiç bir işi yok. çok sağlam bir devlet sahibidir o. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. «Başka şeyler işitiyorsun derim. Kışın üşümemesi için eskiden. kapılar açıldı.

şimdi elden gitti mi. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. o haramdır ve yasaktır. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. ne Kuran'dır ne de hadistir. Bu şeytan hayalidir. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır. yufka yüreklilik getirir. Başka söz de hatırıma gelmiyor. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. Beş vakit namaz. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. beni olduğum gibi görsün. Bunların. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. Hakka kavuşturur. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. Bu o demektir ki. Her âyet ihtiyaca göre iner. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. bunu başka bir dervişten sor. başkalarının sohbetinden soğuması. Halbuki derviş sözü naziktir. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. hoşlanmamasıdır. Ramazan orucu nasıl farz ise. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. çirkin tarafımızı görmemişti. yorumlar ve özür dileyerek der ki. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum. eğer sahabe bunu kullansalardı. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. 5) Biri. mest eder. (M.» buyurulmuştur. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. Biri de.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. belki onlarla konuşamaz. Semâ. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş.» diye şüpheli bir söz söyledi. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. öteki Mağrip'te harekete geçer. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. Cüneyd'e.» diyor. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. 10 dervişin keremi idi. Hadiste. yoksa size kusur bulmak değil. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz. Hazreti Muhammed de (S. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. ikincisi de onu işleyene aittir. O. o perde de. çirkinliğimi gösteriyorum ki. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana. Dervişin biri onun mezarı başına gitti.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi. onları başka âlemlerden dışarı götürür. İncinme. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. O. O. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. A. Çünkü onların yaşama zevkini artırır. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar. Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. hem çirkinlik yönümü anlasın. onlara göz yaşı. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. sebepten dolayı indirilmiştir. Gerçi bir sema vardır ki. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. Bir başka semâ da. Ancak benim sözümdür. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. onların öldürülmesini emir buyururlardı. onun sözü değildi. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. Hem güzellik yönümü. melek hayaline bile razı değiliz. onların sohbetine katılamaz. yapılması farz olan semâdır. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir. Halbuki şarap haramdır. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar.

okun düştüğü yerde hazine saklıdır. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. «Sen sus. yavru hemen suya atlar.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. Şiir: Akıl. açıklayan sözlerdir. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler. Vaiz öğüt verir. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. Mısra: Bu gönül işidir. Kimse bu halimi anlıyamadı. bir birini tamamlayan. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. ne riyazat var ne de başka bir şey. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır. kümes kuşlarına karış. onu aramanın yolunu gösterir. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var. Öteki. o daha uzaktadır. kafa işi değil. Nasıl 'ki. bir ok atacaksın. biraz (M. ama o kümes kuşudur. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. yüzünü kıbleye çevireceksin. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi.» Öteki. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır. deveye benzer. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. Peygamberler. «Evet bilmezsin sen. «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz.» Şu hale göre. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. İşte seninle ben de böyleyiz. Bana diyordu ki. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. gelin. onun suya girmesine imkân yoktur. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . biri balıktan bahsederken başka biri. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. Ana tavuk etrafında çırpınır. gerçekleyen kimselerdir. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. benim yurdum o denizdir. Onların sözleri de.» dedi.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. arkanı o kubbeye. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. kişilerin bağıdır. alaylı bir kahkaha ile.» dedi. tanıtan. her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. hep biri birini tanıyan. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. bir kubbe vardır. deniz kuşlarının hali gibidir. halim de.

Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. bu akiki. sevgiye tutulan dünyayı da. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. Derviş öldü. göğsünü yardı. Hele onu siyah bir aslana binmiş. Biri dünya yönünden olur. onun yüceliğini seyre dalarlar. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M.» sözü de bu anlamdadır. selâmet gider. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir. ahireti anmayı unuturlar. onu çok uzman bir hekime götürdüler. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. . tıpkı akik taşı gibi olmuştu. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun.» der yahut da onu tutup. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler. onlar bunu bilmezler. ip ve urganlarla hünerler gösteren. Kendini yokladı. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. nihayet müslüman gider. Hekim. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. diyeyim ki. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. Elini yüzüğüne götürdü. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. çocuklarınki serçelerin. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. Şeyh dedi ki: Halife. nasıl olur da . kara kuşun kursağındadır. hatta cennette bile. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. imana gelir. Allah rızası için sever. yalnız şu kadar var ki o. bir zümre de yakın mertebesinde. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. doktor dervişin mezarını açtı. ahireti de unutur. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. Hallaç (Mansur). semâyı yasak etti. gönülleri sağlamdır.onun elleri kuruma-dı. onda hiç bir şey göremedi. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim. Hastalandı. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. kıyamette de beni bulamazlar. kâfirlerin ruhları da. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. «Cimrilik ediyorsun. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. ahiret de dünya erlerine haramdır. bu sözü söyledi mi. müminlerin ruhları ak kuşun. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. şüphe içinde gitti. ayıklık yoktur. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü. yoksul bir zamanında satmıştı. Öyle bir insan ki. Cennete gider. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu. dünyadan el çekmiştir. Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. 7) Benden ötürü.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. sözlerine hayran olurlar. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir. Bunu satanları aradılar. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. Bu ne hoş çekiştirme. Bana göre. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. «Dünya ahiret erlerine. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz. O. Şu kadar var ki. birer birer hekime kadar dayandı. Demek oluyor ki. insana kendini bile unutturur. O. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki. Nasıl ki dünyaya kapılanlar. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. Allah gayreti ile kin beslerler.

» diyen kimse büyük hata içindedir. Orasını Allah bilir. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. Kelâm bilgini Şahap Herive. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. o ki asılsız şeylere. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir.Bil k! benim gözümden damlamıştır. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. şaşıla-<cak bir şey yoktur. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir. ona güvenmiş. Hakkın âyetleri de böyle olur. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. Nihayet o.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. Nasıl ki. Nasıl ki. «Fetvada akıl hiç hata etmez. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun. çok ağlamıştı. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. lügattan anlar. «bari seninki öyle değil. batıla inanır. . ondan sonra gidersin. başka bir renkte görülmüştü. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. ondan da ileri geçmeye çalış ki. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin.» dedi.» dedi. Onun azığı nefs ile olur. Haccac ona. niyazdan. başını çöllere çevirmiş. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar. ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı.» Muhammed Güyani ona demişti ki. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. sana önceden bunu söylemek gerekirdi. onun arkasından yürür ve ona uyar. Bunda. Şimdi mademki bu perde açılmıştır. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. Çünkü o. Âciz kalınca secdeye kapanırlar.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş. «Şüphe sevmektir. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi.» (Muhammed sûresi. nuru ve ululuğu vardır. Onu sıkıştırdım. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana. «Bu zor iştir. hep yenecek şeylerden ibarettir. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. 12) buyurulmuştur.» diyen Firavun gibi. Boğulacağını anlayınca. Ta ki bizden. on kat örtü içinde gizleseler. «Ey kaltak bacılı. hali gördü. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. «inandım.» dedi. Mucize de böyle yapar. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı. onlar için gelmedim. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm.» dedim. o zaten havadan ibarettir. Nasıl ki.» dedim. Sen kimsin ki. Nihayet. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı. Benim halimden haberi olmayanlar. Nihayet o. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin.» Diyordu ki. «Evet konuşurum. suçsuz idi.» diye yalvarıyordu. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar. Nahiv'den (Sentaks). böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir. «Aklın fetvası budur. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M.

«Bu hayatta ve bu dünyadayken. her sıfatta güçlü kuvvetli olasın. O tarafta mal görür. Bekçiler davullara tokmaklar. bu hevesle mallar bağışlıyor. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. suretten manaya gelelim: Ten.A. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). beri tarafta cana yakın kadınlar. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. . Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. susmasında kahir (M. Kendisinden bir haber çıkmadı. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. Belh Sultanlığından çekilmeden önce. o zorlukta kalmazdı. belki hayat olurdu. «Allah hazırdır.» Şu hale göre.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış. 10) yerinde kahır. dehşete düşürdü. belki nefsinde velilik olan kimse velidir. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. başım yastıktan kaldırmış. Şimdi gerektir ki. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu. kudret sahibi olasın. O gitti. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. Gereklidir ki sen. «Ne yapayım?» diyordu. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz. Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. îhvanı Safa derneğinin. cevap veresin. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin.).» görür demiyorum. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. belki bir alemden öteki aleme göçerler. O kendisini. göçme başka. Türlü zevkler bulur. tekrar yatmıştı.» buyurdular. Veliliğin manası nedir? Askerleri. Bu gidiş onun için ölüm değil. genel olarak bu iş çok zor görünür. Şah kendi kendine. çubuklar vuruyor. Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir. Canın. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. insan mahkum olmazsa hâkim olur. torunları. azap olur. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. Sözünde. ölüm başkadır. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. neyler üflüyor. İbrahim Ethem. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. Bağıramıyor. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. Allah gözle görülebilsin. Hazreti Ömer. Diyordu ki: Can. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. dileklerini öteki alemden bekleseydi. dışarıya vuran bu ışığı görürler. can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. O. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı. Can. susacak yerde susasın. o kudretlidir. Olgun görüşlü olanlar.» demezler. Ancak dışarı vuran. Bu âlemden gittikten sonra da. artık onun bir hasreti kalmaz.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. «Divane misin?» dedi. onun evlâdı. Ömerin elindeki kâğıdı çekti. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi.» ibrahim Ethem. tamamiyle bir şeye verse idi. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez.A. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S. gürültüler koparıyorlardı. saygı görür. ibrahim Ethem kendi kendine dediki. benim izimden yürür idi. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi.(M.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu.). «Biz âciz kimseleriz. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi. 9) Ruhun güzelliğine erişmek. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. canlar da onun arkasından gitti. ten ile kaynaşırsa belâya düşer. Bunlar. A. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki. Hazreti Mustafa (S. Arifler. dostlar elde eder. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri. Hazreti Muhammed (S. cevap verecek yerde. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur.» derler. oraya gitmek için çırpınırdı. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. gürültüler işitti.

bu mücevherin dörtte birini bile değmez. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. benliğim senin benliğinle dolmuştur.» (Cuma sûresi. yine fazla bif söz katmadan. Perdeciye sorar.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez. ama «Ey köle al şunu. filozoflar. Ayaz. Nitekim Allah Kuran'da. akar sular vardır.» demek istiyordu. Perdeci. dünyaya hasreti daha azalmıştır. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. Ayaz. saf bir nur gibi onu bekleyesin. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. gerçek Allah erlerinden. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. Kuran'da haber veriyor. «Ey yumuşak huylu Sultan. Nasıl ki Allah. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz. Ayaz. Şah içinden. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. «Ahin. 11) Bu öyle bir imtihandı ki. Ayaza yaraşır. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık. Halbuki. «Ey Sultan şu mücevheri al. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. Onun Sarayında yetişmiş. «Hoş mudur?» deyince de. Ama o daracık evden geniş bir eve.» Sultan. titriyordu. Doğrusuna bakılırsa. Edep dışı bir söz olur. halinin açık ifadesini onda bulursun. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır. en uygun hareket bağışlamaktır. Padişaha bakarak. «Nasıl. İşte o göçmeye ölüm denmez. perdeciye bir mücevher vermişti. güzel mi?» dedi. vezirin vekilidir. «Şahın heybetinden titremek. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. bu ona bin kere daha hoş gelirdi. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. Bu parlak bir aynadır ki. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. Gerektir ki. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. kolunun içinde saklamıştı.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. edep terbiye öğrenmiş. Ayaz. ölümü dileyiniz. Sultan. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir.» dedi.» diye korkuyor. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. mücevheri aldı. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. Padişahtan. Padişah. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. ölüme âşık olursun. büyük bir saraya göçer. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş.» dedi. içinde aklın.» demedi. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. «Peki. «Hoştur. «O halde. «Sultan» sözünden gücenirdi. şu halde hazırlıklı ol. bunu sana mutlu kılsın. «Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. Bu söz ayna gibi parlaktır. hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar. Şahın bütün mülkü. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki.» Mücevher beri tarafa geldi. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı. Padişah. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin. kır bunu!» dedi. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım. feryatlar yükseliyordu. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir.» der gibi. Sultan. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. onu süzüyor.6) Şu var ki. gök bilginleri. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. feryadın ne yeri?» var dedi. o iş iyi bir iştir. Her taraftan ahlar. Öyle bir Allah ki. «Niçin titriyorsunuz. Sultan Mahmud (Gazneli). iş onların . Allah.» dedi. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. Dilediği gibi söyler. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. Bu konuda. ölüme hazır. Şu halde. (M. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar.» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi. Bu şimdi hazineye yaraşır.» diyordu.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. içinde bahçeler1.

)). öteki taraftan. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. Gündüzleri gizlice oruç tutar. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. O âlem de. bir de taklitçi Cebriye vardır. tezgâhını terk eder. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. Bazılarının da karınlarına kan dolar. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler.» dediler. ince manalar vardır. her ikisi birlikte toprağın altına giderler. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul. alınyazısıdır ve değişmez. O anma ve araştırma ki. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler.» Değişik. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. Kendisine. Hakkı arama . Mevlânâ. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. Eğer sen. böylece onları seyretmektedir. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. o âlemden aşağı inmişler. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. O.» derler. O. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. diye bekleriz.» deseler. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü. Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. Hak yolunu arıyordu. asın beni. bir dilek dilemediler ancak «İnandık. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. oradan acele acele geçtiklerini görür. insan. Evet. görüşüne göre. Burada. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. Öyle bir insana. «Seni asacaklar. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. Sonunda.dediği gibi değildir.)). O. işini gücünü bırakır. «Nebilerin haline (M. Gerçek aşk için söylüyorum. nebilerin işi değildir. Sonra gönlü daralır. biz de duayı artıralım. Başkaları ne anlar? Cebriyede de. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz. (Ç.» der. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. kul. «Zaten ben de onu arıyorum. Bir insan da vardır ki. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. İyi adamın gözü ayıbı görmez. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki. hareketinde. bu. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur.» demekle yetinirler. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. yaptığı işin yaratıcısıdır. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. malın mülkün de değeri yoktur. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. ne de adımlarını sıklaştırır. «Ne beyaz. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. bir gün dükkânını. «İnandık ve gerçekledik. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. onu sevin ki. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. belirmeye başladı mı?» diye düşünür. Onlar. «Acaba bendeki. çok mal feda etti. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. bir taraftan şikâyet eder. Nebiler. Bunlar isterler ki. yani alın yazınız böyledir. «Ey Allahm. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. Zaman zaman bir köye gider. bütün âlemi sular kaplasa. bakalım Allah ne buyurur. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. Ama veliler. yatarız. (Ç. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. bir dilekten ibarettir. O. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. işinde (Determinizm) mecburdur. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. «Beni besle. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. gözü ayıp ve kusur aramaz. serbesttir. o ölümsüzdür. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. İbrahim Ethem. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. Âşıkta can korkusu yoktur. Bu yolda başları dönmüş. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. İşte bunu söylemek. Haktan bir istekte bulundular. bir gerçek Cebriye. Bu hal bütün hünerlerini örter. Senden. renk renk yazılar yazmamaya bak.

çeşitlidir denilemez. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. bu sözden de hoşlanır. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. her tarafından sarsın. Gerektir ki. Bunu bir divane bile söylemez. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. üstü başı yenilenir. o sahtecilerden daha iyidirler. Bu söz ona erişince hoşlanır. Yani. Senâi başka. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. Çünkü onların hep-. onları gözetmez olur. artık herkesle şakalaşır. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. . bu oyuncular. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . O. Nihayet. Dervişlere karşı saygı göstermez. sopadan kıvranması gibidir. Şimdi mademki o bir ateştir. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. bir âşıkm «Keski olsaydı. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. O nura koştu ama ateşe düştü. gönülde düşünce olasın. işine gider. Seni canımda saklıyorum. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. İstemiyorum ki. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. Şah. îşe baştan başlamak gerek. O havadan geçinmeyi bırak. Seyyid başka. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. ötekilerden üstündürler. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. Bu yönden. gözlerde değersiz kalasın. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. bir takım sınıflara ayrılırlar. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. Yukarıda sözü geçen vezir. Bu öğütü canında sakla. Gerçek eski pabuçlarının tozunu. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. bunu başkalarına söylesem incinirler di. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. Buna. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz.hususunda yükselmiş bir ses değildir. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. Ateşe gider ama nura düşer. «Doğru söylüyorsun. Şimdi bu ha-raketiyle.» dedi. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. O. Öteki de lâle bahçelerinde. yani vezirin gözünü öpmekle. O diler ki. Olmıya ki. oyunlarının bv yalan söylerler. aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. Ekmeklerini 'kazanmak için. o başka demek imkânsızdır. kendi sözü kendisine senet olur. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. âşıklarının başına değişmem. bir yıl bu huyunu terk et. reyhanlar. bu zamana şeyhlerinin. O. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. Sen heva ve heves için yaratılmadın.

» buyurdular. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti ..» Yani bu Peygamber. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin. Onlar için de bir perde vardır. söz söylemiyorum. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar. kitap getiren Resuller bunlardandır. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır.» dedi.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. 'Bu sopamdır. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. konuşurlar uğraşırlar ki. Şimdi o dolunay uykudadır. gerçeğe uygun değildir. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın. Bizim o çömezlerimiz. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. onun gecesidir. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. kahır sıfatından üstün gelir. «Buna yol verin. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. Çünkü sen o insan değilsin ki. Şah hiç iltifat etmedi.. Sırlardan bahsediyorum. madem ki uçuruyoruz gider. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler. İsterse düşman olsun. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur. önünüze serilmiştir. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. Allah ile birlikte. Nasıl ki. hiç fazla söz söylemesin. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler. Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. Allahya şükürler olsun. yazamadılar. o sırrı herkese duyurmak . şu varlık alemi onlar için var olmuştur. yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver. Büyü yaparlar. diyor ki. Senin zamanından bir şey açıklanırsa. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun.» dedi. Lütuf sıfatı.» Birine sordum: (M. «Sen de Alla-hın kulusun ben de. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz. Önce sözü anlayan ve bilenler. Halbuki Peygamberler.» Geceye uzan dedim.» dedi. Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. zamanede bir eşin daha bulunsun. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. bununla koyunlarımı sürerim. Başka bir vakitte perde yoktur. Padişahın biri. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar. o da. «Sen güvenli adamsın. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. üzerine dayanırım. dar yerde kalmazlar. Meğer sözden mest oldular. o yarım işte.Kahır. o gibi kimselerden değildir.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var. Bu yalandır. Kuran'dan bir çare bulur.» dedi. bu perdeyi kaldırsınlar. Yüz bin küp dolusu şarap. 'Elindeki nedir?' diye sordu. Fakat sen onun kahır sıfatından. onun perde-sidir. Bu büyükler ve ergin kişiler ki. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir.

29). Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. sen nasıl bir uzaksın. halvete çekilmiş hak erenlerinin. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir.» Ben de dedim ki.A. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. heva değildir. O. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin. yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. ben isterim. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. Bu. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. sende kincilik.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar. Sözden daha ileri geç ki. Sizi hiç ihmal etmez. Yani ey Mustafa (S. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. bunda bir sebep vardır. Allah’a ant içerim ki. Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. 30). Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. bu sözün suretinden bile başları döner. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. ben ki Allahnın elçisiyim.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. herkes dilediği gibi konuşur. ya aranılanın işiyle meşguldür.» dedim. Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki. «O. 54). «Bizim söz ile işimiz yok. ya arayanın.A. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu. bundan neşeleneyim. Eğer sen kendi temizliğini. bir eserim yok ki. sahabeye ve ümmete söylenmiştir. kendimden. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi. hem görünürde. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki. bu da sebepsiz değildir. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok. Sen ne isen osun. iyliğini gözetir. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen. Allahnın.» (Dehr sûresi. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış. tek . her gün başka bir işle uğraşmaktadır.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki.» (Rahman sûresi. Muhammed'in (S.» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. Yani siz isteyemezsiniz. O. «Allah bilgin ve bilgedir. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. o gizli hayinliklerden içini arıtırsan. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider.» (Enfal sûresi. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. hırsızlık yoksa. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M. 15) Güzel huylu isen. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. hayinlik.

» der. bu varlıktır. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. Allahnın sevgilisiydi. Dostunun mektubunu okuyamaz. geniş alanda mana daralıyor. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. onu yermesine benzer. onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. «Benden başkası bilmez. Nasıl ki o.başıma dışarı fırlatmış.) de kırk yıl sonra söze başladı. bir elif dışarı fırladı. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar.). karanlık ve bâtıl sözler. Bu. dostların dağılması. mana eksikliğinden değildir. öteki de.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. eğer sevseydiniz. iki gün iki gece yem verir. Çünkü Hazreti Muhammed (S. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. «Sen kimsin?» diye sormazlar. Eşek durmadan sahibine pisler. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez. Allahın kuluyum. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. O perde ise. Biri dosdoğru anlam. bu. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem. Bütün perdeler tek bir perdedir. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. Gerektir ki. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır. Halbuki. Hak ile Halk arasında. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar. «Ben. günün (M. Onları benden başkası bilmez. Hele derneğin bozulması. Görmez misin. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. ona «Afiyet olsun. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. «Benim velilerim. Bu perdeden başkası da yoktur. O eksik düşünceli cahil. sen o olmadığın için onu incittin. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır. Nihayet söz alanı geniş ama o. Ama Sultana. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. işte o kadar. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. 16) günlüğü. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker. ona karşı kör ve sağır olur. O zaman susmak. doğar doğmaz konuştu. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır. Anam babam öldüğü için kurtlar. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. İsâ Peygamber. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. İşte bu misal. Allah. A. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. yalnız ve hâlâ o mektubu okur.» Şiir: Hoşgörürlük. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler.» der. hep kendi mektubunu okur. dostlarım. O. öteki de arapatma binmiştir. A. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir. Hazreti Muhammed (S. Şimdi de benden dinle. o sırrın kuvvetini göstermektedir. yedi yüzü parlak. harfler silinir. Bu söz. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. bu sözleri hiç söylemezdi. . Bir şeyi seven. O senin düşmanın idi. kubbelerim atındadır. saatin saatliği. onun bekçisi ve kapıcısı olur.» (Kutsal hadis) buyuruyor. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. Şu zamanda. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür. Sen niyaz gösteriyorsun. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. hep kendi kuruntuları. bu başka mesele. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. Kula. belki de mânanın parlaklığındandır.» sözünün iki anlamı vardır. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin. O. ondan tiksinmez. Mana aleminden. kendi hayalleridir.

Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı.» diye düşünüyordu. bu sözleriyle. Derviş. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz. bir kimsenin manasını da. Biri diyordu ki. ama başka yönden dirildiler. Marifet sırlarından. Kalbiyle yaşıyanlarla. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın.» (Müzemmil sûresi. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. o dört kuşu öldürdü. 18) îşte o. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. Bunu bilmemek de. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş.» Erkenden yemekler hazırladı. o aşk ve sev* gi harekete . «Hayır.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez. hemen dördü birden dirildi. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim. «Su getir. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür. «Hoş geldin. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin.» dedim. Tekrar binecek olsam.» dedi.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. ama ondan başkası da değildir. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki. baktı ki. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. Nihayet bunlar. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım. Fakat. seyis bilir. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur. çünkü yol budur. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. Çare yoktur. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. somurtur. Bunu bilmek bir olgunluktur. «Allah rızası için bana ekmek ver. «Nefislerinizi öldürünüz. kımıldadığı vakit. Nasıl ki. davası için öğrenmek isterim.» dedi. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa. Bir kimsenin davasını onun manası için. ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. O sırada bir derviş geldi. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa. nefsiyle yaşıyanlar başka. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi. «însan. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan.» dedi. çarçabuk ahıra koşar.» buyurulmuştur.» dedi. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır. içten kulluk etmekmiş. Çünkü ona. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. eline iki su testisi verdi. onların sözlerinde başka bir mana vardır. Musa. boğulacak. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse. «Ey Ulu Allahm. bunların onlardan haberleri yoktur.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. Yüzünü kendi tarafına çevirir. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı. 17) gülmeye başlar. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. 20) buyuruluyor. «Hayır. Bu gidiş başka bir gidiştir. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki. Başka biriyle de hoş geçinir. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi. Ancak niyaz ehlinin niyazı. bunların hepsi hazır ama su eksik. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. ancak başka yönden dirilir. Tartışmayı bırak. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. ondan incinmiştir. böyle bir şeye perde olur. Allahdan ayrı bir varlık yoktur. O dört kuş ölmüştü. ama Allah da ona karşılık. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. Meğer bunun sırrı. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı. (Ç.» dedi.» öteki de. Kuran'da.)) diyordu. bir ırmağa rastlar. (M. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım. olgunluğun olgunluğudur. Allahnın bu cilveleşmesine karşı. içine düşecektir. Suyu getirdi. Yolda yürüyen bir adam.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir.» dedi. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır. «Başüstüne.» (Bakara sûresi. Vakit gecikti. git yemekler hazırla ki. «Nasıl olur. sen böyle şeylerden arısın. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir. Kuran'da. gülüşür. yarın yine gelirim. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu.

Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. bu ırmağın suyu geçilecektir. Saatlerce başını önüne eğdi. onu görüyorum.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. O sofî îmad sarhoş olur. Bundan geri kalırsan. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir. Onların işleri o muhabbetle gelişir.» buyurulmuştur. Ama ben sende kendimi göremiyorum. Ama Mecnun sen değilsin. Müslüman. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. O sakat hükümleri. onu kendi benliğinde değil. Muhammed dininde uydurma bir şeydir. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. «Bana bir sır söyle. onun sohbetine ereydik. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. Bunların geri gidişleri. ona hasret teraneleri yollamaktadır.» dedim. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. Heva nerede. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle. yardım ve kolaylıklar görürsün. Halbuki. Bugün suyun öte . Birini iki yüzlülükle. Allah kullarına getiriyorsun. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. ona bağlanmış olur. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir. Halife erken sabah mumlan yaktırdı. Doğudan Batıya kadar. Artık başka hiç bir karşılık vermedim. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür.» dedi. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. kahır ve zulüm kalmazdı. Ona öyle bir gözle bakın ki. başını sallar. Bana dedi ki: «Mert odur ki. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu. kadıdan örnek verdi. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir. Kendi kendine. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır.» dedim. «Allah onları sever. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. «Keski onun zamanında olaydık. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. Halifenin sarayında halvete koydular. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister. Biri geldi. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok. O baş salma heva olur. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı. kendimi onun benliğinde göreyim. ama ben sende değilim. irfan ve felsefe yönünden bakarlar. «Bu. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. daha ileriye atlamak için olursa iyidir. Kâfir. «Nasılsın?» diye sor. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. ötekini de dosdoğru söyler. onu dikkatle gözden geçirdi. Uzun söz burada kısaldı. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. O sendedir.» dedi. «Evet sende görüyorum. Onun iki sözü vardır. Ben sizin kulunuzum. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum.» dedim. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır.» dedi. onun sözlerini işiteydik!» derler. seven gözlerle bakmalı. Onu isteyin. düşünceleri tekrarlardı.» Benim içim dışım hep bir renktedir. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. Şüphe yok ki. çünkü sendeki benlik ben değilim.geçer. Uydurmacıların sözünü bırak. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. 19) üç ihtimalin dışında değildir. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. haydutlar seni zebun düşürür. sevgiliye. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın. Yahudi bunu geçecektir. düşündü. Kılıç kalmaz. Bana. Öte tarafında sana kuvvet gelir.

öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın. Ben söyledim sen bırakmadın. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim. ama bizi yanıltmak istiyorsun.» Ne söyledi ise söyledi. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. Kuran'da.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı. «Hayır. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki.» (Necm sûresi. ant içerim ki o sedef bende yok. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. söyle. sözden'daha sağlamdır. fena değildir. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın. îlk saf daima. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. yumuşattı. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. sana yoldaş olur. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. Bu söz bir zümreye acı gelir. parlak gözlüyüm. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa. onunla öyle kaynaştım ki. onların suretleri senin ruhunla birleşir. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. Bazıları vardır ki. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki.» derse. «O. Kuran okumak gönüle sefa verir. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. aldanmı-şım. bir çok incisiz sedeflere rastladı. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. o da onlara. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. felsefe derler. bütün âlemi dolaşırdı. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı. eğer. hüküm senindir. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır. Bu sefer de.» Diyordu ki. onların ahvalini öğrenirsin. Nasıl ki. «Buraya yerleştir!» diyor. 20) Nişabur şehrinde.» . güzel huyludur. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. Demek ki. bayağı bir şeydir. Peygamberleri dile getirirsin. hiç bir şey istemiyorum. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım. Şüphe yok ki. (M. öğüt dinlerken içleri müslümandır. «Sen bilirsin. sedef hikâyesini anlattı. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar.» Burada deveden maksat şeyhtir. (M. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. Bu yüzdendir ki. dinin ışığı olurdun. açık söyle söz nedir?» dedi. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. cefadan şikâyet etmezsin. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu. İlim. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. Değmez.» «Ey dolapçı. yankesici! O sende. bir gün eşsiz bir inci bulsun. Cevap verdi: «Hayır. içten ve dıştan bir anlayıştır. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa.» Tekrar tutturdu. Katır. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. Evet.» «Hayır. içim onun ateşiyle doldu. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım.» dediler. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm.» derse. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile. «Sabredersen. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim. kend si de öyledir. O cevher.» dedi. «îş. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi. bir bakışla yokuşun sonuna. terbiye etmek istediler.» dedi. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. Bir külhan ambarını getirmiş. iğne atacak yer yok. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. O hırka. Bizim yakınımız. «Sana ne lâzımdır?» dedi. Çünkü o olgun görüşlüdür. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar.» Ben de imkân bulunca. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. öyle bir yüce âleme gitti 'ki. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. «Bu vasıflardan uzaktır. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. Ben. Şimdi tekrar görüyorum ki.» dedim. O.» O öfkeye ve sertliğe başladı.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun. «Evet.

Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir. Bakkalın biri. armağan sunmakta ağır davransalar bile. belki çok hoşuma gider. Rahmetin ayağı kahrı tepeler. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. Feryada. gam çekmem. O arif bizlerden değildir. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. Ziyaret edenler niyazda.» dedi. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. Hazreti Ali buyurdular ki. bir pabuçcunun karşısında otururdu. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar.» Yani sizde böyle yapın. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal. Bu öyle bir girdaptır ki. bakkal yine . Bilgeler bunu gerçeklemezler. Bir hizmet etmek gerekir ki.» diye ona çıkıştı. beni içine alacak. 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir.» O gün. onu ancak fırlatıp atan bilir. Nasıl ki. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. hali ne olacak diye sınadı. düşmana ne yaparsın?» .» diyebilir. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin. her gün hurma yerdi. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. o niçin çıkışsın? O. ona öyle bir ateş gelmişti ki. Diyelim ki. imtihana ne lüzum var?» Öteki. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki.» demiş olmana rağmen.» «Bildiğin gibi değil.» dedim. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. Bu bakkal. Ben öğünmüyorum. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir. buyuruyor. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. dostu ateşe fırlattı gitti. görelim kim kimi yakar?» Allah. ben de rahmetten yaratılmışım. Bütün denizciler bundan kaçarlar. «Göreceksin ateş kimi yakacak. Bize göre Hak yolcusu birdir.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız. Onun halini. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı. Konuşmasa. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı.» Mademki gam çekmiyorsun. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum. rica ve niyazda bulundu.derler. istidat. Şah ise niyaz ile doludur. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. Hayır. Öteki. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi. yapacağın işi söyle. «Bismillah!» dedi. «Ben dünyaya tapanlara söyledim. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. hayır. «Rahmetin öfkemi geçti. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. Gösterdiğim yol da niyaz. «Dosta böyle yaparsan. halk gelip ayınncaya kadar (M. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler. O. «Hayır. Tablaları dökülmüş. kahrı ve öfkeyi yok eder. dünya işlerinden feragat gerektir ki. bu takdirde rahmet. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. yalvarma yoludur. kabiliyet. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. Mademki gam çekmiyorsun. bu girdaptan herkes kaçar. dostları sınamak gerektir. Ancak başkalarını da yakalar. «Aman ateş geliyor. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir.Bu.» demek istedi. oradan geçilebilir. üç günde anlarım. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım.» dedi. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah.» derdin. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. öfkelenmişti. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. ancak iş gerektir. korkunç bir girdap. Bunu niçin söylüyorsun. kavgaya tutuşmuş. İbrahim. kendinden geçer ve hastalanır. Bu ateş her kime yakın gelse. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. Onlarda bir ateş vardır. dirhemleri başına atılmış.» diyorsun.dedim. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. Nemrut. ben yol gösteriyorum. İbrahim dosttur. Rahmetin ayağı böyle olur. Ancak yüzücü kaçmaz. dövünmeye başlar. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur. yine ziyaretleri boşa gitmez. Evet. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun. denizde bir girdap vardır.» Eğer onun hali öyle olsaydı. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. O saatte. bil ki yüce Allah buyurur ki. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı. o cefa unutulsun. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. fenalığın cezası misli iledir. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır.

onu karşımda tutarım. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. Nimet günlerinde de. «Onlar. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim. nefisleriyle savaştılar. ama o gözleri kavrar. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri.» dedim. O Ay güneşe erişemez. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz. Ama aranılan incin'. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. Ancak Ay'a erişilebilir. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. Bu öfke yumuşaklıktır. Kurtlar. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. onun için teklif tekellüf yoktur. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. Yusuf Peygamber (S. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı.» di-yesin. Kabul edersen yazarsın. Aşağı in. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki.» Şah.109).» demişti.). Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. (En'am sûresi.hurma yemeye. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. malları ile. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. elini istemiş ve öpmüştü. Allah.» (Kehf sûresi. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı.» Veziri dedi ki: «Padişahım. 9) buyuruyor. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. oranın yasak olmasından değildir. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. Ben yolu senden daha iyi bilirim. doğan gibi uçar. Bu adam bir in-•ci arıyordu. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. İster yayılsın.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. ona saygı gösterir. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme. Şaha da haber göndererek bunu astıralım. O yol da dünyayı feda etmektir. Çünkü o sözün.» diyorum. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı. Padişah. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. Oklukta kalanların da başka işleri var. kurtuluşa erenlerdir. Vezir. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). «Başka suretle ziyarete imkân yoktur.ttiği zamanlarda da söylerim.» (Tevbe sûresi. Şimdi görüyorsun ki. Biz ona yol bulalım. anlamındaki âyet. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum. gramere vurursun. her neyin varsa ver. Bu ok Hakkı bilenler içindir. ben Allah yoluna gelin diyorum. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. ama Güneş Ay'a yetişebilir. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi. karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer. bu yoldan başka geçit yoktur.» Şaha haber gönderdiler. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. (M. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. işte onlar. Cefaya karşı tedbir almak gerektir. «Allah yolu budur. Kuran'da. dükkânın köşesine otur. «Onu gözler kavrayamaz. . «Söyle ki. asıl işin özeti o sıkıntıdadır. o cefanın b'. onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından. Aynaya bakar. onu vurur. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. söz başkaları içindir*. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. inciyi rüyasında görmüş.n nasıl ve nerede olduğu. Nasıl ki. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. alaşağı ederler.A. 103) buyuruyor. söyle. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. sen bunu bir pula bile almıyorsun.» «Evet. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın. cevahir tüccarı da ben. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor. bu ok kendine isabet eder. Ben inci hikâyesini anlatıyordum. O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki.» (Haşr sûresi. Tüccar. Kerem ve cömertlik alanında.

24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır. Bir marifetten bahsedemezler. ben gelmiyorum. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar.» deyince. Halbuki bu yolda söz birliği. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. onları doğru yola yönetsin. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim.» diye cevap verr. Eğer sahabe. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum. 25) yüz çevirince de. uşak «Hayır. akıl bir şey buyurur. O. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. «O halde size ne?» dedi. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. Onlar bana nereden çattılar da. Az çoğu gösterir. Heva ve heves onun aksini ister. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden.» diyerek imdat istediğini görmüştü. Onun sözlerinden ve işinden (M. ama o derece galip değildirler. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı. «tatlı getirin. Yani hem ince manalar dinleye-sin. «Ben falan yere gidiyorum. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi. «Allah hidayet versin. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu. ama açığa vurmam.» derim. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. Sonra efendi.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler. Aksilik yaraşmaz. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. Velilerin sözleri nerede. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. ama ona bir şey diyemezlerdi. şu saatte mazeretim var. Kederliysen tazelenmek. ben sana niyaz öğreteyim. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. Hayır. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî.» der. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. doğrusunu söyleyemiyorum.» der. efendi. İçimden birçok büyükleri severim. Ancak çok içerlemişlerdi. olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı.» Bu uygun bir iş değildir. tartışmadı. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi.(M. Gerek ki iki işi bir arada yapasm. Bir iki kere açıkladım: Bende. Onlara karşı muhabbetim vardır. kulağiyle. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir. Şimdi. Nasıl ki adamın biri.» diyorsun. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim. Onların diledikleri biraz gecikir. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. Bu ters anlama. bazıları da ihtiyarsız olurlar. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz. «Beni kıskanıyor. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. Bu şuna benzer ki. onların nişanı. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. tepsiler götürüyorlar. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. ondan azıcık bir örnek getirmişler. sen bana uyuşmazlık öğret. «Turşu getir. altından çıkabilirim. Tatlı daha iyidir. Çünkü gerçekte. bulanık suda boğulmuşlardır. hem yiyesin. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı. . hem mana isitesin. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır. Bana şovenlere de dua ederim. onun doğru olduğuna delildir. kapı dışarı ederlerdi. Uşak. «Bu saatte başka işim var. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. gibi kimseler.» der.» deyince. «Bu velidir veya veli değildir. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. işin aksini öğrenmedir. «Ulu Allahm. Allah her şeyden üstündür. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. Bu doğru değildir. yani söz az mâna çok olmalı. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. iki parmağını oynatarak.» der. hem başka bir iş yapasm.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. A. marifetleri kalmamış olmasıdır. Sahabe. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi. Hazreti Muhammed'le (S. turşu efendinin istediğ dir. «Dönüş zamanında gelirim. yaşlı isen gençleşmek gerek. «Allah yoldaşın olsun git. Onu 'anlatmaya yeter. sen nerede? Sonra. «Niçin gelmi-yorsun. bana hıncı var» diyor. Başıyla. İki iş'bir arada nasıl olur.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar. iş birliği gerektir. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim.

şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. Ben bunu Allah için yapıyorum. bir taraftan da yellenirmiş.» Cüneyd söze başladı. o şehre yollandı. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi. Meğer ki. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. Cüneyd içinden. Ahmed gülümsedi. Allah yardımcınız olsun. Doğru sözlü adam bunun üzerine. (M. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. bu gürültülerin sesi azizlerdendir. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. Ben bu karışık işleri çok yaptım. «Bana senden fayda gelmeyecek. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun.» dedi. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim. «Şüphe yok ki. Kutsal canlar. kervansaraylar yaptırıyor.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. onu yorumlamak istersin.» dediler. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum. Hoşa gider o söz. ne de hoşlanır. Şikâyeti. Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. O arada. «Bunu biliyorum. «Hiç bir niyetim yoktur. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu. Sana yol yürümek gerek. Halk onlara nasıl sorabilir ki. ağlamaya başladı. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. onlarla kavga ediyordu. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir. Bir şeyler an. onlar iyi ediyorlar.» diye kendi kendine hayret eder. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım. Yolunu yürü ey eşek! Sen. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun. Delikanlı ayağına kapandı. 27) Bundan içlendi. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. 26) engel olmuştu. sen fena etme!» dedi. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. biraz gülerler. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki. Adam yüzünü yukarı çevirdi. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu. «Evet. Artık dayanamadılar.» dedi. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. Hemen yüreği yerinden hopladı.» dedi. etrafım sararak. Hazreti Peygamber. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. Ahmed ki-zararak yerine oturdu. Hazreti Peygamber. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi.» dedim. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. İyi yapıyorsunuz.» «Ne söylüyorsun. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. «Olmazsa şehirden sürelim. ney çalarmış. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum. başlamıştı. «Evet» dedi. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. . lat ki dinleyelim.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü. bir kadının kulağına kadar gelmiş. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. Bağdat'tan kalktı.» (Kasas sûresi.» dediler. Uzakta bir yere oturdu.Hatırlarından. 12). Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin. bir şeyler anlatıyordu. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar.» dedi. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar.» dedi ve sordu.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. sen. ne de o buna imkân ve meydan verdi.» diye bağırıyor.» (Ra'd sûresi.» dedi. içindeki irfan buna (M. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. «Bu adam «Ona vuralım.' buyurmuştur. diye geçiyordu. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu. Doğru bir söz söylersin.» dediler. 56) buyurdu. dileğine kavuşmuştu. Adam. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. ne o köprü geçen eşeklerdensin. herkes Allah için tekkeler. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi. Bu öteden beri bir töredir. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. «Nasıl bilmem.

bu sözler. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir. O. «Sıfatlar. Bunu sana açıklayamam. Tarikatlerin. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır.» diyordu. Şimdi böyle b:r adam nerede. bulanık günler geçmiştir.» cevabını verir. yerlere. dil daralmıştır. Çünkü onların (M. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. 28) dilini halk anlar. daha sevilmiş kimselerdir.' (Ahzab sûresi. Kelâmcı-lar. Biri Yahudidir. Bana göre arayan Allahdır. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. rahata kavuştun. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz.ne geçen bir akça. Yoksa âlem çok dönektir. Mimberlerde. Bu yol gönül kırıklığı. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin.» der. öteki yıldıza tapar.» Bu yol. o şöhretli pirlerden daha olgun. «Bu konuşulacak bir konudur. «Âlem halkının sözünü söylüyor. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki. başka hiç kimseden duymadık. ondan çekindiler.» dediler. Onu yüklenmekten kaçındılar. 'Biz emaneti göklere. tarife sığmaz. Görüyorsun ki. o insan benim. «dünya nedir?» diye sorar. üzüntü ve çaresizlik yolu. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. ancak onun içi o sudan rahatlaşır.» dediler ve susmadılar. Yani Allah bilgisidir. ayaklanmıştır. Onlar sıfatlar âlemine giderler. Ben «Yoksun kalmasın. Sana bir sır açıklandı ise.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. Bana dedi ki. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. aramızda ayrılık baş gösterir. «O şöyle söyledi. «Yarın. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. Mevlânâ sanıyor ki. çünkü senin nefsin diridir. Çünkü âlem binbir renge girmiştir. Karanlık. O gün Cüneyd' in. Halbuki insan bunu yüklendi. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. uzaklara gitmez.«Ah şu benim kötü nefsim. Öteki. «Bu nükte. Bir adam vardır ki. Ama bu noktadan kaçıyorlar. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi. huzura. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. Doğruya. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. Mutezile (Mutezile.» dedi. çeşitlidir. bu bize göre küfürdür.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. Mutezile yolu değildir.» dedi. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. Peki ama. (Ç. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. ama o. Bu manaları. Ama benim inancım öyle değil. Allahnın işi sebepsizdir. elbette aç kalmaz. Ona dedim ki: O değirmeni satma. beriki ateşe tapar. dağlara gösterdik.» dedim ve ilâve ettim. O. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu. Bazan da. öğrenmekle. senin hesabına döndüreyim. bir yolda kâfirin biri su götürür. ahiret nedir?» Öteki. onun da suya ihtiyacı vardır. «On hıyar bir pula satılıyor. Söz. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. Derler ki: Fahri Razî. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı. derneklerde onların sözleri dolaşır. bu haldeydi. tek bir ton ile konuşulmaz. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. «Buna gerçekten güç yetmez. arayandanım. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. «Ahiretten başka olan âlemdir. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. hep yolu anlatmak içindir. «Peki. tefsir ve Kuran . derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. başını önüne eğerek. Nasıl ki.» dedim.» Belki. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile. Dünya fenadır. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. Bunlar Hasan. Bütün bu din savaşçılarının. temiz ışığa dönmüştür.

Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. «Ben öyle bir sofiyim ki. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı. cehennemlik olanları cehenneme götürürler. o gitti. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki. . «Benim koyunlara ihtiyacım yok. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki. karıştan karışa. hangi taraf güvenlidir. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki.) yaraşan adım sende yok. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. hırsızdan. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. Eğer. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit.» Halil de. nebiler âlemi hangisi. bu işi yapabilesin. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. kurttan. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. imtihan edin. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş. «Beni bir adım geçti. Cennetlik olanları cennete. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa. Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. onlar için hayat meleği vardır. Fakat. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim. meleklerin gayretindendi. Yolcular onu feda ettiler. kimseyi göremedi. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler. Sende Firavun baş kaldırdı. «İşittik. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. hak ise açıklanır. sonra doğruluk gösterirler. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. Okumak hususunda gerçektirler. «Bizim Allahmız yoktur. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. 30) Dünya müminin zindanıdır.» dedi. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler. Halka kapının dışındadır. Ölüm meleği ne gezer. bir kere de oğulları ile sınayalım. penceresinin halkası bile dışardadır.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. onun yanında. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal. Halife. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır.» Bazıları da henüz anlayamadılar. dizden dize fark vardır.» Behlûl karıya taş vurdu. Behlûl'ü yanına çağırdı. sonra Musa geldi. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. kıble'dir. inandık ve gerçekledik. «Bu zindandan kurtulacağım. Tâ ki yol zahmetine.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. Eğer öyle olsaydı. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet.» dediler. dünyaya tapanların katında bir pul. tatlı canlarından daha değerlidir. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. «Çünkü karı yalan söylüyor. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. vuruyorsun. Onları kıyamet meydanına getirseler. yuvarlanır düşersin. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi. taşın arkasından çıktı. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı.» dedi. tehlikelere katlanacaksın. bir çok kimsenin kıblesidir. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner. (M. «Bir daha söyle. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür. şehre bir fitne düştü.» diye boğazımı sıkar. kıyamet meydanına gelmesinler. A. bilirim» dedi Allah. Halbuki yüz bin Fahri Razî. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak.» dedi. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti. Halka. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. Dediler ki: «Mal işi kolaydır. evin iç özelliği ise başkadır.» dedi. kıyamet ne hale döner.» Cebrail.» dediğim zaman. «Niçin. Dünyaya tapanlara göre bir pul. Kuran'da. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar.» dediler. O kapının halkası değil. (M. en son vakte kadar bağları çözülmez. adımdan adıma.» dediler. «Ben onun yüzünden bahsediyorum.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar. «Size ufak bir sır daha açıklanır. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır. Ben de diyorum ki. «Sözünden değil. Bu sözden. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur. Sanırsın onların canı yoktur. delalet eder.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki. hiç vakit geçirmeden gelsinler.» dedi. Bundan sonra dikkat et ki. ben seninle beraberim. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu. oraya kadar git. İblis olurdu. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün. Diyelim ki.» «Evet. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. Onların gizli sırları haktır. 29) Allahya ant içerim ki. Ya Malatya yolu.

Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır. bugünü. kafanı kırayım da seni öldüreyim.» dedi. Umutsuz olma ki. Aşkın zevk ile. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. Nasıl ki. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin. «Keski.» Şöyle dedi: «Arkadaş. «Adam daima uyanıktır. Bunlardan birinin yanında altın Vardır. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. Bazıları derler ki. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. nur üstüne nurdur. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. Görmüyor musun ki. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. din bilginiyim. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. Fakr. Hiç bayağılaşmadı. onda uyku başka türlü. «Uyu ki başına bir taş vurayım. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti. Ama niyazsız gözyaşı. hep uyanık durmak zorundadır. Fakrdan başka her şey araz'dır.» Çömlek içinde olanı sızar. Kıyamette de sah biyle beraber olur. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak. Eğer gönlü uykuda ise. şifa. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. içteki o pisliğ. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır. Bu söz ona yaraşmaz. n'yazsız namaz. Buna hiç itiraz edilemez. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. Hak ehlidir. «abdest üzerine abdest. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. Ama akıl. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. artık uykudan uyanır. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. Olgunluk . ezelden beri vardır. uyuklama başka türlü olur. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr. belki 'açmak isterim. kendinden umut kesersin. O maşuk ve sevgili idi.)). yarını olmayan bir sohbet. Abdest üzerine abdest. bir nükte söylemek istiyor. Biri dese ki. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. şu altınlarını alayım. Bize. ona göre yine uykudadır.» Altın sahibi. oradan herkesin kımıldanışı onadır. cevherdir. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. fakrdan başka şeyler de maraz'dır. O âdet doğru olmaz. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir. belki dünü. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. ama her gözyaşı da değil.» dedi. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz.) rüyada bir hırka verdi. Ancak susmak ve teslim olmak vardır. (Ç. bugün ve yarın ile ne ilgisi var. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. Bir zümre onları takdir eder. Hazreti Peygamber (S. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa. Bu sözü yalanlamam. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. öteki. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir. Akıllara sığmayan bir sohbet değil.» derler. çok umutlar vardır. doğru söylüyorsun. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. 203) buyurulmuştur. Herkes kendi pirinden söz açar. iş söz için değil. Diyelim ki. daha bilgin görünürdü. Yahudi olaydın. iş içindir. «Arkadaş. Aşk cevheri. Âlem daha dünkü varlıktır. nur üstüne nurdur. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. «Niçin böyle söylersin?» dedi. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. Şaka söylüyorum. bir zümre de etmez.» derim. umuda kapılırlar. «Hayır. Mevlânâ. «Bana kibrit lâzım da onun için. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. maşuk yani sevilen manasmdadır. insan yaşlandı mı çocuklaşır. Şu halde ona âşık dersem bu. acılarını unutur. «Büyükler manaya bakarlar.Şimdi söz. konuşan biri söze başladı. onun ayağına kapanır. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. Burada hiç başka yol yoktur. Ama bu sözüm herkes için değil. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani.» (Araf sûresi.» dedi. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled. A. Ama her ağaç bu surette değildir. başı döner.» O memlekette Yahudiler. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler. Her zaman için gelmez. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. Olgunluk bunu gerektirir. yanlış bir harekettir. mezarın içine birlikte girer. Biri yanına vurunca uyanır. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. Fakat o uyuyan adam. teşekkür eder. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. Onlar önderliğe yaraşmazlar. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. mezar başından daha ileri gitmez. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner. Başka bir zümre de.

(M. Bu halk. kusurum çoktur. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. Şüphe yok ki. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur. fikrin hiç değişmesin. benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir.odur ki. Dikkat et ve iyi bak ki. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. Bir zaman îmad ağlıyordu. belki de mevki ve. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur. ikiyüzlülükten hoşlanırlar. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir. Çehremin rengi ciğer kanındandır. fakire sorulan. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir.ilk sözün bereketi kaçmış olur.A. bana düşman oldu. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. kırlara kaçmak gerektir. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. merhamet ve yufka yürekliliğinden. bin defa da söyleseler. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. Gerekirdi ki. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur.» gibi iltifatlarda bulunur. ama. niyaz ve . dilek ve istek yolu ile değil.» şüphe yok ki hoşuna gider. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. Nasıl ki. sana o gün bir acıma hali gelir. istedim ki. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir. çabuk çabuk yemek ister. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun. Bu şaşılacak bir şey değildir. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler.» derler. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. Bazısı gelirken. Diyelim ki. bazısı da giderken gönül açıklığı verir. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır.» diyesin. Eğer o sözü kabul edersen. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. Çünkü onu ulular.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. Yine olgunluk odur ki. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. ellerimi yakalayarak. Doğru söylerler. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. ancak bir lokma lokma daha yersin. söz dinlerler. Tâ ki. mana galebesiyle dilleri tutulur. başka bir derse başlamazdı. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. Doğru sözden sıkılırlar. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman. Onun arkasından da bin mesele çıkar. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. bahsi kavrayamadım. Hikmet meseledir. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. Artık beni kınamayın. «Sizi çok özlemiştim. Eğer Allahsal bilge. her manada görünürler. biricik şerefli insanısın. Bugün bazıları vardır ki. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir.

» derler. mertçe ve uyanık davranır. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki. «Bekçiler de. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. onda kurtuluş müjdesi vardır. o. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter. Eğer bu onda kalmazsa. isteyeceğinizi onlardan isteyin. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler. ama hiç ürkerler» derviş. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler. onun sözü kendi aslına döner. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. söz söylemekten de. gönül rahatlığına kavuşur. mümin kişidir.A. Mevlânâ Selâhaddin. «Siz burada oturun. oturur. medreseye gelmez misin?» dediler. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. «Bu adam doğru söylüyor. evinin kapısına kadar götürür. aşağıya seslenir: geldim. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. Hattâ kıyamette de.» derler. Sonra. ancak evi gözetler. öyle istiyoruz ki bize. Ben garibim.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. İster o tarafa gidin. Nasıl ki. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka. kendi imanı ile doludur. Bir söz ki. Ama bendeki feragat onda yoktur. bir adamı bekçiler yakalamışlar. bir pul almak onu öldürmek demektir.).» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik. o. O. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun. beni küfürle damgalarlar. (M.yalvarma yolu ile dinlersen. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. bu sefer onları tutsak eder. Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki. zahiri korur. aşağıda bekliyorlar. öldürürler. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. Hazreti Muhammed (S. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. «Böyle değildir. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. onların hoşuna gitmiyor. O köşecikte bir kervansarayda idim. Ama ona yetişemezler. «Nasıl konuşuyorum?» dedi. biz de sana yapacağımızı yaparız. Ben onlardan değilim. öteki sordu.» derse onun boynunu vurur. «Peki. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor.» buyurdular. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. Halbuki kurtuluş doğruluktadır. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse.» Bekçiler.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi. Nasıl ki. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. Her kim. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. Bu söz de kendi yerine gider. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. 33) Bir zümre sandılar ki. dış görünüşü. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. Adam içeri girer. Sırat köprüsünde de. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim. Muhammed Güyanî. her vakit onu hatırlar. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim. «Hüküm senindir. Senin soru sormak ve. ben gideyim de bir şey konuşmayın. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. bu meclis hoşuna gider. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. acaba ne konuşuyorlar diye der. Bu Filaneddin ki. o söz geldiği yere gider. Eğer söz ona kalırsa. «Kâfirdir. Onların zamanları değerlidir. Bir halet de yoktur. Ben evime (M. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz. . Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın. tâ Hakka kavuşuncaya kadar.» dedim ve bilmiyorum. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur. Şüphesiz ki. Onlarla önce dost olur. dama çıkar. garibin yeri de kervansaraydır. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. dinlemekten de acizdir.

uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı.» buyurulmuştur. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca.» demezsin. «Allahaşkına. Onlar Ye'cuc nesli gibi. sana buseler vereyim. mürit. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın. Ama mürit.» buyuruldu. 35) öldürse bile aman verilmez. Sen o Mecusî değilsin. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. tasalanma. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et.» demişlerdir. o da Müslümanlığa heves eder. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar.» buyuruldu. senin evine sığınarak.» öldürüyorsun?» «Ben. Adamı getirdiler. bir kere olgunlaştı mı. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. muradın çehresi sana görünsün. öldüreceğim onu. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum. «Ben kâfirim. .» derler. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. ayıpları örter. Müslümanı (M. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir. Emir Kabus da: «Yücelikler. ama burunlara ateş kokusu gelir. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. kendi nefsini hoş eder. Bir gün Al-lahtan olacak ki. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. Padişah. kullukta ileri bir hatundu. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. bir zavallıyı yere vurdu. Meselâ bir keşiş. Yalancı pehlivan. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. Dinini incelten. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu. Müslümanlık yolu bulursun. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak.» «Bugün kaç azası var?» dediler. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı. ama Haktan burhan istemiyorlar. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. Bir adam da vardır ki. «Müslüman. Beni koru!» dese. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın.» dedi. Başları döner. bir Müslümanı öldürse. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. Benden burhan ve delil istiyorlar. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. Müslüman insanı incitmez. Pehlivan. Bunlar beni tanımıyorlar. zayıflatan adamın da belâsı hafifler. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. o dikenlik pek hoş olur. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi. ona yaklaşmaya daha çok çalış.» demiştir. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. burhandan Hakkı arıyorlar. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. Her neye değerse karartır. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden. «Ben onu öldüreceğim. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları. yere atardı. Bu. O lâtif yol uygunsuz görünür. çünkü. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor. Müslümansın. Ola ki. Ama bir zındıktan. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. ondan bilgi edinmek isterdi. on hayal doğar. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. başkalarını hoş etsin. Bütün bu söylediklerimizle beraber.» dedi. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir. müminsin. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. biçarenin biriydi. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. kendilerine perde olmuştur. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. Cenhennemin çepeçevre dikenliği. «Onu bana getirin!» dedi. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. Nasıl ki. ona karşı.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler.» de ki. «Aranılanın son merhalesi arayandır. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. Mademki karanlık başlamıştır. ancak onu korursun. Nasıl ki. «Ona ruhumdan üfledim.» dediler. hemen yerinden sıçradı. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. Gam çekme. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. Her ne bulursa. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. hep gül ve reyhan kokar. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz. Bir Yahudi bile onu fırlatır. Yani. Sen kendini aptal yerine koy. Sordular. ya yol yoktur derler.

kavrulmasın. Birinin sırtında hırka. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım. Ona kılavuzluk gerekmez. o. Çünkü sarhoştur. Ona ne desen içi coşar. Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur. Yılanı anlayan dostu da onu tanır. Ateşi de bana erişmemiştir. ne bir kitap sahibi peygamber. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. Kadılıktan ve mansıptan. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. çünkü o soğumuştu.» diyecekler. Başka sebepten değil. onun yoldan çıktığına karar verirler. hep altın olur. Cehennem ondan utanç duymaz. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. cana can katan bir su ile beslenmiştir.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. Bedir çenginden gitmişler. bazıları sence olağan şeylerdendir. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini. Başka bir (M. pek ergin bir adam olmalı. (M. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. O sanır ki. kalp yoluyla da. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. o şeyh. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. görünebilir. Nasıl ki Hazreti Peygamber. başında külah görünce de. Onun getirdiği müjde hoştur. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi. cennete lâyık bir adam görürsün. abasını çıkaracak olsan. güzel. Cebrail ile de vahiy gelirdi. O birinin hırkasını soyarsan. hararetlenir. «Olabilir ki. Bugün. bir neşe gelir. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. ansızın gamlanır. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. o bundan ürkecektir. Ola ki. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. Bakırın önünde benimle beraberdir. «Aramıza. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki. Deryanın âdeti. dirileri batırmak ve öldürmektir.» (Fürkan sûresi. 37) zümre de vardır ki.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. bana hal olmuştur. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. Allahın öyle kulları vardır ki. Kara topraktan filizlenmiş. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir.» buyurmuştur.» diye bağırdı. Allanın kullarından bir kuldur. belki zehir saçan bir dağ yılanı. ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. iman nuru dolayısiyle kaçar. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur. el ayak oynatmazsa. cehenneme yaraşır. bütün bu halk ve bizler hep öküz. O deniz. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur. Bunlar tövbe ederlerse. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. onda coşkunluk yoktur. Hak yolcusu.» «înşallah cennetlik olurum. Velilere ancak bir yoldan gelir. . sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır. Eğer bir kimsede. Peygambere. 70) Ama iş böyle olunca. 36) «Bu imamlar. Ben yolda söz söylemem. Nasıl ki önce de anlatmıştık. çömez bu sözlerle coşar. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. Tâ ki. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. renk ve kokularını kaybetmişlerdir. Bu nükteyi söyleyen adam. Allah kelâmıdır. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. Kendinden söylediği o söz. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz. bu vahiy sırasında.

dua edelim.» dedi. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. seni taşlattırırım. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. «Bugün maşuk sensin. (M. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır.» dedim. bundan hoşlanan kimse. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz.» O halde. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki.» diyen zavallıya benzer. ekin ekilmeye lâyık değildir. ama kendi nefsine hiç öğüt vermez. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). bundan Nil suyunun . «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun.» (Meryem sûresi).. sana değil. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur. Ona. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. «Ölen filan kadın. Öğüt vermek mümkün olmayınca. Her kim tyizim dostumuz olduysa. taşa bile tesir eder. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim. Çocuk. derman ve tedavi kabul eder. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. Şeyhin yaptığı iş.Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. elimizi duaya kaldıralım. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki. belki faydası vardır. En az sadaka da. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı. teneşirde gülüyordu. Hakkın. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin.» dedi. Halbuki o çabuk başarılacak işi. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. Bazıları da bu işleri yapar. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören.» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. Ama hangi fayda? Bir âlemde ki. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır.» dedim. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir.. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal.» Ben o mazereti kabul etmedim. maşuk üzerine hüküm erişmez. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim. Ama sohbet için söylemiyorum. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler. «O halde.» Şeyhlik feragattir. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler. «Evet orası öyledir. bir kaç curcuna çalar. Çünkü veren derhal onu kıskanır. «Orası çoraktır. sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir. Dostlara da tavsiye edelim ki.» «Öyle ama. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. Ariflerin sözünü söyledim. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun.» dedi. bir gün sen demiyor muydun ki.» dedi. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. 38) Şeyh. iki yüzlülük ettim. bir zümre ondan mahrum değildir. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil. şüpheden kurtuldun en sonunda. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. Vaiz da. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. tıpkı. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. Kendiliklerinden bir iş yaparlar. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma. «Selâm sana. dua etsinler.» Hastalıklar da vardır ki. Allah gönlünde bizi şirin göstersin.

Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir. hep birden. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. Derviş hikâyeyi anlattı. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. (M. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. ne rüyada. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. «Artık gidiyorum. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. onu aydınlatır. Yani •o Şeyhten. Aynasındaki pasları artırır.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. alçalmanın netice-. Ancak onun zannına göre: Şiir: . bundan hoşlanır. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan.» Arkadaşlar. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun.si budur. genç bir kadını vardır. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. düşkünlüğün. düşürüyordun. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır. Yazıklar olsun o hastaya ki. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. ne işinde ona inanmak istemiyorlar. işi Yâsin'e kalmıştır. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. şefkatin kesilmesidir. ama Şeyhi görmüyorsun. ikiyüzlü konuşmasından.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez. Nihayet çürük bir umut kalır sende. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu. bu halden sakın. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. onlara veda edecekti. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. belime bağlıyayım. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. ona çirkin gelirse. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu. Sebep açıktır. «Bir zünnâr satın alayım. «Biz de bunu uygun görüyoruz. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. bütün gününü tapınakta. aksine olarak edepsizlik ediyordun. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. o korkunç aslandır. «Hayırdır inşallah. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. bu ne hal?» dediler. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. onu kınamaya başladılar. şefkat sona ersin. Ne sözünde. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. Önce yapmış olduğun hizmetler. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki. Beni kötülüyor. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. Her kimde mutsuzluk varsa. her yerde onu kovalardı.» dedi. çünkü genç bir erkektir. Eğer böyle sözler söylerse. Rüyada bir söz konuşuyorum. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. Halbuki. hepimiz birden belimize bağlayalım. onlardan daima kaçınırız. öğüt sözleri onu karartır. :Şeyh. O daima meşguldür. ne de uyanıkken onu göremezsin. On tane zünnâr alalım. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. kendi zünnârını koparıp attı. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. Âşık. onları birer birer bana anlatıyor. Öyle bir hareket yapıyorsun ki.

Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. kadı adamın elinden tutar. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. «Kardeşim. «Bizim işimiz var. O kuvvet bir serma> yedir. düştüğü pislik çukurunu göremez. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. Halk. Üçüncü bir adam. öteye beriye savurmuş. toz kaçmıştı.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder.» der. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu. Aksaray yolunun başına. Herkes. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. Rebap üstadı Ebubekr. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular. Gramerci yine nağralar atar. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz. İşimi çabuk bitir. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır. çırılçıplak bir haldedir. Hakikatte onun sesini bilmez. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez.» demiş. Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. gitmek zamanında.» diye düşünür. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. Öteki. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine. «Ver elini. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir. ikinci defa. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. şehrin etrafını dolaştırır. Malı çalınan adam. Demiyorlar ki. Şimdi. halvete çeker. Şarkısını tekrar eder. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. Kardeşi nihayet dayanamamış. Maksat sen idin. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. Biri yanına gelir. «Sen bizlerden değilsin. «Bu adam böyle adamlardan değil. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim. Söylediklerini onlara helâl ettim. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. benim dileğim budur. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. herkes. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. «öyleyse tut şu elimi.» der. 41) Herkes etrafına toplanır. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. (M. o kervansarayın yanına gittik. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. 40) daha uygun olur. ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız. bizi uyandırmak istiyor. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. Halk etrafına toplanır.» Şimdi. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. Biraz sakinleşince. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der. Ama adamın kuvveti yetmez. o dilek aşikârdır. Bir gün. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der. «Geç!» der. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler. o sese kulak verir. bize onu anlatmak. «Elini uzat!» der. Cuha'nın şöhretini duymuştu. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. üzerine sular ve gülsuyu serperler. Nasıl ki yine bir gramerci. Her ikisi de bir adamın eşeğini.» diye geçip gidiyorlardı. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. kesesini çalmışlardı. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. Gramerci onu da aynı sözlerle savar. Bu tablayı da çaldılar. önce ettiğin ikramın. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor. halka işaret eder. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. sen bizlerdensin.» diye seslenir. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor.» derler. nağralar atar. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der. «Bu ses filanın sesine benziyor. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. o da aynı şekilde. Gramerci. esreyle okunur.» dedi. Yani bu sonuncu ikram. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar.» Başka biri gelir. Gramerci üstünü başını parçalamış. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. ona. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . elbisesini.

«Beğendim!» dedi. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu.» dedi. Yıllar yılı umutsuz kalmış. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. Genç. Vaiz. hangisini istiyorsun?» dedi.» dedi. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. kâh dolap çevirir. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. «O halde kendini göstersin. Bana bir kadın gerektir ki. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi. Nasıl ki Hazreti Peygamber. öküzü önüme katayım.» dedi. su taşır.» dedi.» «Evet doğru ama. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. «Beni ara sıra ziyaret et ki. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar. Vaiz. mescitte. Ebubekr'in gözbebeği oğludur. hastanın ilâcı. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. Vaiz erkeğe dönerek. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. Misafirlikte. «Ama.» Vaiz. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil. ancak meydana fırlayan o pehlivan. bağ yolunu tutayım. Sen hiç harbe girme. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. «Bir öküzüm var. ayakyolunda. 42 )dışarı çıkmıştı. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor.» Üçüncü bir kadın göründü. çabuk kararını ver. onun kazancıyle geçinirim. «Vardır. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani.» anlamında bir hadis daha vardır. gazada dışarı çıkma. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular. Onu sen biz'm için koru. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır.» dedi. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. «Bu delikanlı onurludur.teşvikte bulunuyor. odun taşır. Kalabalık arasından biri kalktı. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. pazarda. Ama biliyoruz ki. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. hamamda. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var. Kadının biri ayağa kalktı. Kadın yüzünü açtı. serdengeçtiler.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın. Hazreti Ebubekr de geri döndü. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi. O uykuda sofinin işi tamam olmuş. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak. «Ben varım. Tekrar umutlarıma kavuşmuş. başına koydu. Değirmene buğday götürür. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur. Vaiz. ben garip bir adamım. O da evvelki gibi ileri yürüdü. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı. sevgi artsın. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. «Ey avratlar. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. Kadın mimberin önüne yürüdü. Her ne kadar.» der? Gaza. «Senin oğlun hamle etmiştir. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . «Evet gördüm. kâh çift sürer. Delikanlı. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. muradına ermişti. bu babta hayli hadisler naklediyordu. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. kırda.» dediler. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. semâ âyininde. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer. yüzünü açtı.» dedi. Ebubekr. «Ama. Hemen kalktı kerpici Öptü. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o.» dedi. kâh su çeker. evleneyim. Bir gün bir harp sırasında. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. beklemiştim. Onurludur. çöpçatanlığa davet ediyor. Eşek sürücülüğü yapamaz. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir.» dediler. bizim sahbeti-mizden ayrılma. hatta evli erkekleri arabuluculuğa.» dedi.» dediler. bir gün mezarlıktan (M. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et.

mabetledir. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden.hakkında günahtır. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki. Fakat kale. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. din ile.» demişti.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli.» derler. konuşanın dostu veya müridi ise. yoksa benim dostum olurdun. Âlemin viran olmasına sebep olur. küfür de iman olmadıkça. Zünnâr. Nasıl ki Hazreti İbrahim. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar. «Kalp akça varsa onlan ayır. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. îhlas ehli odur ki. kulağı sağır olur. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. . O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. her âşık çirkini güzel görmez. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi. halkı sapkınlığa düşürmek olur. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur. söz söylemek edebe uygun değildir. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur.» (Elhâkka sûresi. teşbih ile. Bu da onun için iyi bir talihtir. Bilmezler ki. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. Bir azize bir elem erişir. Şiir: Zabitliğin düzeni. Kale. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. Ama eğer sarraf âşık ise. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. içinde değil.» der. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. (M. Hakkın bir kulu.» buyurulmuştur. İman küfür. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. «Ben. onun kendine güveni kalmamıştır. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. her şeyi olduğu gibi görürler. 10) buyurulmuştur. açıklamasa da. Eğer bu makama baş koysaydın. Ebrar için iyilik sayılan ameller. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır. geçen geçti. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir. «Müslüman iyidir. batan. Nasıl ki.» derler. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. hakkıyle müslüman olamaz. diğer bir anda da pek soğuktur. Nihayet perdeyi kaldırır. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin. Âşıklar vardır ki. dürüstlük ancak senin dışındadır. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki.» (Bakara sûresi. İşte dost da. «Sevenin gözü kör.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. Âlemde görünen her bozukluk. 60) Duyurulmuştur.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür. 43) Söz ustalarının yanında. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. kaybolan şeyleri sevmiyorum. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz.

O. Ama onlar derler ki: «Hayır. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım.» «Hayır. kulağı sağır olur. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. o kadar emirler. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım. ayrılık insanı pişirir. Bir kere felsefeye başlayan sensin. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. Bu işin ne değeri var. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. Sağlığı korumak. dedim. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. Üçüncüsü caiz. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor.» (Lokman sûresi. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım. benimle tanış. sağlık aramaktan. seninle kaynaşmam. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. Sevenin gözü kör. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. Bunu kendi kendime yapayım. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin. Peygamberlerin. Çünkü.» demektir. iki zıddın birleşememesi gibi. ileride oturur. 44) Ey parça gel. 28) buyuruluyor. bir saat ibadetle meşgulüz.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. aynı şeydir. tekrar dirilmeniz. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. Bu üçüncü bölüme giren herkes. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. Biri vacip'tir ki. «Sizin yaratılmanız. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. onlara karşı. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. yani imkânsızlıktır. Bu da nefsin terbiyesi. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . bir saat de yiyip içmekle? O. kötülüklerden içini temizleme yoludur. Bu nüktenin benzeri. olamaz da. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki. bundan niçin haberin yok? (M. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. ikiyüzlülük yapıyordum.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. iki kaziye ve üç bölümdür. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. Halbuki açık konuşmak gerektir. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. Nasıl ki. Ama bu cennet. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. derler. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. nefsin riyazatıdır.» dedi. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. Nasıl ki.» buyurulmuştur. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. Ama yürütmek mümkün olmadı. ama bir türlü yerinden çıkaramadı. Olabilir de. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. muamma söylüyordum. bunlar.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. Ancak şu vardır ki. aşkın özelliği şuradadır id. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'. Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. öküzler yüzükoyun düştüler. düzeltir. ikincisi muhal. bu nebiler ve velîler içindir. kurtuluşa erer. Demirin ucunu yakaladı.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın. yani denilebilir ki. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. Yahut da ilim tahsili yoludur. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. tecelli tecelli üstüne gelir.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. Çift demiri bir engele takıldı. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. derler. Bu mümkün müdür ki. Allah işitir ve görür. Nefislerini değil.

yoksa şu tarafta mı?» dedi. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim. Onlara dedim ki: «Bu ancak . Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. Köylü kendi kendine. 12) ve ayrıca.» dediler. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan. Bir köylü ile alaya başladılar.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. kendim korunayım. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. Allahdan mağfiret dilesin. köylü bunları görünce korktu. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler. «Haydi! Padişah seni istiyor. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. Bir avuç para çıkardı. «Şehrin. Adamlar. Orada bir derviş vardı. yolunu sormak için çağırdım sizi. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi.» dedi. çamaşırlarını ortaya attılar. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi. bu tarafta mı. Padişah. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. Onda kendim yaşayayım.» dedim. parasız olursun bir dert. paralı olursun bir dert. Babasına benzeyen zulmetmez. bir iş yapıyordu. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. Çiftini sürüyor. adamı çırıl çıplak soydular ki. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. o sırada. başını önüne eğdi. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. gamsız bir adamdı. Babasının geleneğine uyarak. Çavuşlar. ben de o şehrin sultanıyım. «Yahu. Halbuki Padişah.» dedim. Fütüvvet. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir.» dediler. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü. Şu suretle söylenmeye baş laddar. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. Adamlar gülerek. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar. Nasıl ki başka bir yerde de.» dediler1. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. Çavuşlar. Söylemiyordum. ciddî konuşmaktan daha uygun olur. Bence parasız dert daha iyidir. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana. öteki elini tuttu.» dedi. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti. hiç konuşmuyordu. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin. sevdalan başına toplandı. hakkında kötü düşünürler. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı.söyleniyordu. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu.» dedi. çok öfkeliydi. Çavuşlar koştular. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm. oturdular. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. önce verdiği karardan pişman olmuştu. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. Belki.» dediler. Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. (M.» «Bu. sözlerini tekrarlar durur. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. kendim öleyim. Fakat köylü yine pişman olmuştu. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. elbisesini satsınlar. Bu insanlarla şakadan konuşmak. Çünkü köylü idi. «Bari bir su ver de içelim!» dediler. Onu ahmak yerine koyarak. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar. Bu sözün hakikati onlara erişmez. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. Köylü. bilgisizlik değildir. Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. çünkü can korkusu yoktur.» dedi. «Sermayesizlikten.

iki ay. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. 'Kendimi takdis ederim. Müslüman oldu. şeyhten üstün. güzel bir dilberdir. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. kutuptan önce de falan şey.» (Dehir sûresi. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm. bu olmaz. Şunları söylemek istedim: «Sen. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim. Nefis. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler. son derece gizli tutuyor. yani ona. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya.» sözü gerçeklendi. artık iyi insan olayım. Bunun tersine olarak bir kâfir de. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. yalvardı yakardı.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum. Hangi nimet vardır ki. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü. sen müslümansın. Bir ay. O da. Bu. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. başka çaresi yoktur. ne de sonuncular bunu anlayabildiler. «Ben kâfirim. Nasıl ki. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. der. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. niçin. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. Onu benim için seviyorsan. Adam Müslüman oldu.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır. kutup. Nasıl ki şu. sen ki insan oğlusun. Şu halde Allah. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur.» diyorsun? Bu böyledir. Ona her kim. O. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. bunu bilmiyorlar. Kız. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. «Bu kâfirdir. der. artık yaltaklanmaya başlamıştır. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur.» dedi. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. Allahnın ilâhî kanunudur. O. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. ahiret oldu. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. O arıklaş-mıştır. Şeytanını.» dedim. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. Ne önce gelenler. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir. Bunu. ona sorular sorardı. Fakirden üstün bir şeyh vardır.» diyen kâfir olur.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir.» derse kâfir olur. o Şeyh. Şu sebeple ki. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. seni seviyorum. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim.» (Beled sûresi. Bu hırka kendisiyle konuşurdu. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar. Halbuki biz diyoruz ki. Buna delil de gösteriyoruz.» dedi. Müslüman etti. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben. ama size anlatmak zordur.' buyurmuştur. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. fakirlik icabıdır. «Müslüman değildir. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım. Şimdi. yavaş yavaş müslüman olayım. benim dinime gir. Kâfir. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. onu bir şeyhden daha .” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki.» dedi. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. benim de hoşuma gider. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir. Allah bize pek az bir şey vermiştir. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun.» Buna. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu. Gâvur kızı. Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona. bazı kocakarı hikâyeleri. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. Allahyı görünce âşık oldu. (M.

Bir başkası da daima nesir söyler. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. Onlar da.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. (M. Bir zümre.A. Davul da çalarsın ondan. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır. keçi sesi değildir. o dalın kırılmasında tehlike vardır.» dedi. Hep öyle konuşurlar. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır. manası kadîm'dir. seci'li. hep teker teker" yerler.» diyor. burada keçi aradan çıkmış. «Yarabbi. Hâşâ. «Evet. kafiyeli sözlere değer verirler. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. köylüler dürüst insanlardır. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de. ağzına koyar üflersin. Beyit: . onun cevabı da sadece susmak oldu. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar.» «Nuh'a mı uyacaksın. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. arkasında değnekçileri vardır.» dediler. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. 26) diye yalvardı. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . bütün parçalar senin olsun.» dedi. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. Ama nihayet. Nasıl ki. Çünkü karanlık vardır. daima onların nazarı dünyayadır.A. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. Böylece o deriyi davul da yaparsın. Şimdi Hazreti Mustafa (S. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir. Allah kelâmı ise küllî'dir. bazıları Padişahın kapısını hor görürler.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce. ev sahibi ağacın tamamını korusun. Atlı kamçısını kaldırdı. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin.» buyurdu. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi.» Öteki. yine bir sos çıkar. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. Türkler cesur. Köyün ihtiyarı onların diliyle. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. fâni olmuştur. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır. Bir gün. Halbuki. Biri. küfür değil bilâkis îslâmdır. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır. bir ağaç peydan oldu.) ise. Rabbimiz-sin.» Nasıl ki. dervişin sözüne göre gelmez. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır. damar içinde dolanan kan gibidir. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. bütündür. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. O dedi ki: «Bu küfürdür. hep şiir söylerler. ondan çıkan her ses artık senin sesindir. Nasıl ki. O. önünde ardında dolaşırlar. O dedi ki: «Hayır. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. Allah ruhlara hitaben.) ne buyuruyor? «İblis. Hazreti Mustafa (S. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi.» Yani onunla herkes beraber yürür. Ruhlar toplanmış ordulardır. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. Bu mahvolmuş bir derviştir. Elini bütüne uzat ki. Dal elden giderse kök de gider. Her halde İblis'in mânası. 172) diye buyurdu. gövdesi de. bütün dalları da onun olsun. yola düştüler. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi. konuşan derviş değildir. özür dilemek gerçektir. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan. onun yaratılmasından daha önce. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. birlikte yiyin. bir dalım seçerler. Gerektir ki. Çünkü Nuh Peygamber. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır. 49) Birinin evinin kapısında. Burada. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. Çünkü ben. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. serpildi. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım. «Hayır. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. ötekileri değil!» diyordu. Çünkü önünde. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. Bir zümre vardır M. onun suretinden evvel var idi. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi. Söz öte baştan geliyor. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. ağacın gövdesi artık elden çıkar.» dediler. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim.

Nihayet bu derviş. tartışmaya da faydası çoktur. Allahsını gördü. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım.» dedi. Daha nasıl diyorsun ki.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi.» buyurdular. «Dağa bak!» dedi.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim. Bu. ölçüsü yoktur. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı.» Nihayet. bu bahisle ilgisi yoktur. Nasıl ki. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. Allah erlerinin uykuları. Allah yönünden eksiklik gelmez. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir. sınayalım. A. uyku değildir. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin. Musa. Biri. Sonra da. o ilgi de etkiler yapar. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. nüktesine de yakın bir sözdür. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler. orada Allah vardır. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. Firavundan daha kuvvetli idi. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti. «Dağ» dedi. «Onu gözler kavrayamaz. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. ona artık perdesiz gösterirler.» buyurdular.). bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi. Evet kaide budur ki. uyanıklıkta insana gösterilmez. halde hiç bir şey yemek istemiyordum. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. bâtıl sözdür. «Kendini bana göster.Bunu ancak akıllı kişi bilir. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. demek istedi. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. Söz. bana görün de. bu taraftan bir şey öğrenmedi. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. sana bakayım? Yoksa biri. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi.» dedi ve hemen kılıcı getirdi.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. Hazreti Peygamber. İnsan Kâmil olunca da.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. yemişler verir. Bundan sonra yüz cevap söyler. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. Hakkın dilinden konuşur. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S. Her nerede söz varsa. bu umutsuzluk tarafıdır. «Bu Hint kılıcıdır. demektir. Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır. Ama tersine kılıç iki parça oldu. «Hayır. Şehrin vaizi geldi. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. O dağ. onun öğrenimi öte taraftanmış. bu kemâle. kürsüye . Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. Çünkü öyle şeyler vardır ki. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur.» dedi. Ona. «O gözleri kavrar. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir. Musa da kendine baktı.» dedi. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. «Evet. «Ama senin kardeşlerin.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki. Nasıl ki. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. Adamın biri. o meclis de hoş olur. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. hem de cevap veren bulurdu. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim.» buyurdu ki.» dediler. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra. medresede söylenilen her sözün. o kardeşlerimi de istemiyorum. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir. onun konuştuğu Peygamberi ki.» buyurdu. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. Çünkü kemâle ermiş olan derviş. taşa vurdu. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı. hem sorusuna cevap alırdı. Bu da tam umut yönüdür. sizler benim dostlanmsınız. Musa'nın benliğidir ki. «Nefsini bilen Rabbini bilir». Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü. Bu.

Cemaat evlerine gittiler. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır.» (Tâhâ sûresi. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir. 16). bu halin dışında değildir. Allahya bel bağladın. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına. 52) otursun. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi. Sultanın önünde oturan kimse. mekândan münezzehdir. Çoluk çocuk etrafına toplandı. Hafızlar. Te. Vay onun ölüsüne. Bu hafta da başka bir âlim geldi. gönlünü hoş etti. Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı.» dedi.ederse büyük günahlardandır. Ya hazırdır. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. yeter ki. vay onun mezarına. hep bir mansıp sahibi olalım. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. bir medrese elde edelim. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın. ister bir yerde (M. İkincisi bühtan (iftira). dervişlik vazifeni yerine getir. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. «Vay o kimselere ki. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı. ister yersiz olsun. «Ona benzer bir şey yoktur. beni kovuyorsun. dördüncüsü de zulüm'dür. derler. semalar onun eliyle durulmuştur. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı. Hangi cevherdenim. Yani gıybet.' dedi. Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi. (M. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. 22). o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir. tenzih âyetlerini okudular. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. tallahi.» (Nahil sûresi. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir.» (Fecr sûresi.' dedi. Vaizin sözlerine itirazda bulundular. Sen daima. bizim nasibimiz henüz erişmedi.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav. «Efendi hayırdır inşallah. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz.» dedi. bir kısım halk. Şimdi. Çünkü Allah. canımız boğazımıza geldi. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. billahi. Her üç harf ile ant içerim ki. Ruh da. hazır ise ona yabancılık karıştırır. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. diye bekler. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. demeye getirdi. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. Be. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. Allahı anan kimse. ömrü uzun olsun.» «Ona benzer bir şey yoktur. 'Her kim. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar. her nerede olursa olsun.» dedi. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar. bağırarak tersledi. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. niçin geldim. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. Sen kendi dervişliğini düşün. Kadıncağız adamın karşısına oturdu.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı. Adam. mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. «Allanın. üzgün bir halde evlerine döndüler. diye bilir. devleti sonsuz olsun. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. doğrulmadı. çocuklar gibi ağlamaya başladı. imanı iman değildir. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. 5). yemek soğuyor.» diyordu. üstüne rahmet yağdırsın. şu medreselerde tahsil görenler. birer birer yorumladı. şu anda neredeyim. Ama gıybet . içime ateş düştü. acaba ben kimim? diye düşün. doğurmadı. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. kürsüye çıktı. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et. 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. Bu bizim nasibimiz .» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. vallahi. Allahnın mutlak varlığını. Nasıl ki. işe boş ver ki. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur. Onların ibadetleri anlatırken. Fakat bunları yanından kovdu. Şimdi zikreden. ister1 arştan uzak olsun. ölürse kâfir olarak ölür. ya gaiptir. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi.

Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. yabancı bir pabuç var. Ettiğim o muhalefet. başka bir şeyi öğrenmiş oldum. hor görüyorlar. cehennem ondan feryat eder. nurun ateşimi söndürecek!» der. Adamın biri ölmüştü.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. Kırk gün oturur. ben şeyhsiz kalsam bile.» Âyette. O da. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin. senin önünde başlarını yere koysunlar. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun. Cebrail onun adımına yetişemez.» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. Bilgisi var mıydı?» «Hayır.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. yoksullara. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. Ta ki.» diyordu. o mezarın başını bekler. «O. . (M. bu bizi bırakmaz. bizim dervişler arasında bir yabancı var. başka bir itimat ile oldu. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. Bütün asılların aslını. 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır.» Etrafı yokladılar. Akıl dergâha kadar yol bulur. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. Biri vardır ki. cehennem de onu görünce. fıkaraya. ). ben. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı.» «O halde ne yapayım?» dedi. O cehennem geldi diye inler. Hazreti Muhammed'i (S. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler.değildir. Biz nereye gidelim. Kalbine zahmet veren.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam. ucu bucağı yok. Berber. aslı ve kökü elden kaçırırsın. topala da güçlük yoktur. Bunları isterse. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler. «Geç ey mümin. öğüt. «Onu ziyarete gideyim. Bizim cehennemimiz böyledir. bilginler yanar. başkanlıklar.A. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. Cebraile. «Gel!» der. sır perdedir. «Hayır yabancı yok. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. boğazımızdan yakalar. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. camiye gel.» der. Tâ ki. Gönül perdedir. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. onları yanından kovsan bile artık gitmezler. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var. Dallardan da bir şey elde edemezsin.» dedi. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler. İstiyorum ki öğütler vereyim. kalmamış olurum. ayağına serpildiğini gö-resin.» dediler. «Kör için güçlük yoktur. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. yiyecek. Her dalın arkasından ağlıyorsun. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil. imanlı kimse içindir. Bütün büyüklenmeler. adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü.) yalnız bırakmış.» (Fetih sûresi. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. o olmadan başaramayacağım yani. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür. Derhal semâ âyini düzene girdi. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder. âcizlere duaya baş-lıyalım. «öyle ise. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür. yahut filan bana yabancı geliyor. Nasıl ki. ululuklar. ykıe düşer. Bir kaç defa rüya sında. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl. ama evin içinde yol çıkaramaz. Cehennem müminleri arzular ve ona. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman.» dediler. gerektir ki tekbir çekenlere. o seni görür. o dal ve budağın filizlendiğini. Cebrail. Yahut da böylece bize bir nazar eyle. «Zâhid. Ayrandan kurtulur. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. onun gözüne ilişirsin. baldır. 17) buyuruluyor. feryat et ki. hiç kimseyle beraber değildir.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız. Orada akıl perdedir. bazıları da incindiler. «Beni. herkesin aradığı aslı bulmalısın. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı.» «Evet. Sen aslı yakala! Elbise. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler. her fende başta gelen üstatlar. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire.» dediler. Gerçekten sağlam olan da odur.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde. her işten el çektim. bu çetin işin. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın.

Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. 4.» Bu ne eşektir ki.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez. Kuran'dan üstün kitap yoktur. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. denizin garip hallerinden bahsediyordu. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu. öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur. Allah onu o makama bağlamamıştır. Onun da bir sebebi vardır bunun da. Allah kokusundan da üstündür. emirler ve yasaklarla. erkeklik aletini kaldırmış.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor. Ana karnındaki çocuğun cinsi. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1. benim işim onunla daha iyi yoluna girer.» Adamı geri çevirir. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır. eşekliği yönünden söylemiştir. bir kancıkla birleşmiştir. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. «Soğuk söz söylemiş. Diyelim ki. insanın yarın ne kazanacağı. Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. kovdum. İki elimle gözlerimi kapadım. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al. En doğrusunu Allah bilir.) buyurmuştur. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar.» Daha sonra temaşalardan. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur.işi tamam olsun. ondan dolayı bir korku yoktur. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki. 3. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi. . O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. ben şafiî mezhebindenim. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. Gel de benim âlemimi. kapıma iki desti dolusu su getirsinler. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış. küfür etmiştir.» dedim. 5. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir.» Git otur yerinde. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. Allah kelâmından üstün söz yoktur. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. (Mümin araştırıcı olur.» buyurulmuştur. bizim halimizde eksiklik başladı. 2. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. Kıyamet günü. Kişinin nerede öleceği. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya. Allah Allahdır. kendi içini görüyorsun. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır. Ben. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu. (M. Yağmurun ne zaman yağacağı. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm. Küfürden vaz geçtim. «Ben Allahyım!» diyor. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. Bu arif benim halimi hep bilir.

Nereden söylerim? Allahtan. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. mürid. bunu dervişlerin önüne koyarlar. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. bif mürşide gönülden bağlanır. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. A. Onunla bu sözü konuşurken. sonra da diyorsun ki.İKİNCİ BÖLÜM (M. bir şeyhe. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. Ben böyle sanırım onu. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. Bayezid'in Cüneyd'in.» Nasıl ki. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar.» demiyorum. ağlayarak secdeye kapanır. sevgililerin hali böyle olunca. Nasıl ki. Benden. Bunun iç yüzü şudur: Biri. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. âyette buyurulduğu gibi. bu kadarı yeter. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. Bundan sonra da hal böyle olunca. bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. Her kim bizim dostumuz ise. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar. onun huzuruna has-retdedirler. sevenlerin. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. Peygamberler.) teninde bir tüy bile olamazlar. Sözlerin tevili büyük bir iştir. . 56) îmad yahut Erşed. bazı kimseler. gündüz dilenir. Mademki öyledir. Siz. (M.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. orada bir köşeye çekilir. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. Benim insanları ıslah. Ancak bir gün sözden daralırsam. ancak işin dış yüzüdür. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. Ancak dostlara. nasıl ki. Bu kimdir ki. gece yarısı kadınlardan. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. Mevlânâ'dır. bir gün gider. Bu. büyüklerin sözlerini derleyeyim. ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. Yüzünü gönül tarafına çevirir. Ebû Sait ve o. hıçkıra hıçkıra ağlar. hem de Allahya şükrediyordu. «Ne demek. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. gece köpeklere ziyafet çekerler. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. Nereye. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. bana nereden geldiğini. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. bunları perde arkasında yapmıyordu. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. hay hay!» derler. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. abraşları sağaltmak isterim. kendileri yemezler. başlangıçta açıkça ibadet. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. teşbih ve dua ediyor. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. Allah erlerinin iyi amelleri. Yahut bir dost. bir serçeye dönüyor. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. sonra tevil için feryadı basıyorsun. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. herkes umudunu kesmiştir. «Dün konuştuğumuz sözlerin. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. başlangıca dönmektir.

sevgilim. Bi aralık bir şey yaz desem. Bana yaraşan. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. A. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler. Bu söz de böyle kararlaştı. Böyle açık söylemelidir. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. Onlara. Hak zamana bağlı değildir. bu sözün zevk ve lezzetini bildim. Hazreti Muhammed'le (S. Ben. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. bir zamanda da başka birinedir. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. Şüphe yok ki. Ama sözüm. ağır davranırsın. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak. «Onu. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim.» dedi. yoksa Allah mı?» «Üstadım. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben. tevhid âlemine kadar gider. derler. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. Öyleyse. Hani. senin kendine göre. O isim. bir benzetiştir. Benim önümde bu böyledir. bir üstünlük veriyorsun. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi. A. diyen zavallı taklitçi eşektir. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. müridinden sor. «Yarabbi sana. eşek.) karşılaştırabilirim? Bu. Sevgili naz eder ona katlanmak gerek.) gelince. 57) geliyor ki.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. Bu söz. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ. Ama ben o davada değilim. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). Ama Bayezid-i Bistamî. bana bir ilim tahsil etmeden. hak ölmez. Şimdi bana kendinden bir fazilet. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. Bu bir teşbihtir. ben yüzümü ekşittim. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. rivayet ederler. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım.» dedi. Diyelim ki. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. ruhunun temizliğinden sarhoştu. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. Çünkü onun işi pek yücedir. benim sadece sözümdür. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. tertemiz.» demeleri bundandır. Şam'a gitmek hoştur. bir peygamber türemiştir. kemaliyle bilir. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın. nazlanmaktır ama ben. Eğer halim olsaydı. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. Ben işe bakarım.» «Ya üstadın mı daha iyidir. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. Bir an oluyor ki. Aralarında bir bağlantı vardır ki. katkısız bir sarhoşluktur. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. halim değildir. bir nazdır. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. Şam'a gitmek hoştur. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. muamele ve iş istiyorum. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. Ama korkarım ki. bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. Ben onu söylemiyorum. Onun sarhoşluğu. bir şey söyleyemem. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez.yahut Zeyneddin Sadaka. içinin.

«Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun). bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. nefes nefese. (M. sende bir de-. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. A. A. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi). Hazreti Mustafa'nın (S. Başka dostlar arasında da olamaz. bununla hal değişti. Bundan fazlada bir şey göremedim. Değersizdir. arada ne işler oldu ki. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı.) pabuçlarını taşırdı. Bana kararmış gözlerle bakma! . Şu haline gözyaşları dökersin. gözü üzerine koyardı. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. ta ki. Yarabbi! derdim.» dersin.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü. Cennet için yaratılmış olanlar. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. Başına gözüne sürerdi. Allah bunu sana verdi. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı. kendini yoklayasın. «Bunda bir sır vardır. şöhret yapmak gerek. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi.» derler. Allah yolunda vergili olur. Ben temiz kaldım. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz. orada uyuma ki. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun.) içinden güzel. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır.» Hazreti Peygamber. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. ben de ulu Allahya feryat ederdim. önce pabuçları başı. Gerektir ki. gerekir ki. Gözün karardı senin. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler.» Giderken. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Bu marifet sözü. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum. Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu. Demediler ki. dedi. aradığım bulamamaktan. ondan korkarsa. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi.Buyurdular ki: «Çalışın. sonra başına koyardı. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez. iyi ameller işleyin. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. «Beni zaman zaman ziyaret et ki. dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır.ğişiklik olmasın.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm. «O ne güzel kişidir ki. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar. adını her tarafa duyurmak. Kendini daima tazele ki. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi.

zikrettiğin Allahdan ayırmasın.» Bu sözcü söz söyler. haber hususunda aşağı düşmüştür. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan. Şaşırtmaca yapmaz. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir.Bu ziyaret misalinden maksat. tekrar meydana gelir. Onu. Ama bana göre dostluk. (M. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S. Öğrenciyle böyle sözleştiler. Herkes. Açıklıkta da değişiklikler vardır.» buyurdu. sende eskileşme. Bunu yüz kere de söylese yerindedir. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. Çünkü o. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir . Her âyet için bir dinar istiyordu. Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur. kutlu bir fırsat sayın. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. Hazreti Muhammed (S. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi.A. Ben de belki yüz kere söylemişimdir.» demişti. melekler bütün gece seni övsünler. çünkü ben asla eskimem. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. bağ tarafına gideyim. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir.» O zaman zikir gönül zikri olur. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. Bak ben sabit ve kararlıyım. o (delikanlı). Ancak Mutmainne. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin. «Beni ululayın.) uyamaz-dı. «Beni ululayın. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak. melekler ayağa kalkar.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. öldü desinler. sânım ne yücedir!» diyordu. benim gibi olur. mahv olursun. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. demenin. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. Nasıl ki. Artık hakikata erdin demektir. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir. öküzü önüme katayım. ayıklara uyması mümkün değildi. anlaşılmasına dikkat eder. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur.» dedi. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. Tâ ki onu bir daha bulamadık.» sözü bir haberdir. îlim vardır. Ben yepyeniyim. Çünkü beni görürsün. Bayezid. Nasıl ki. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. bundan sonra da erginlikten. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer. «Ben zikretmek istiyorum. «Ne mutlu beni görene!» dersin. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. Bana diyorsun ki. levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. «Git. «Beni görene ne mutlu. Nasıl ki. Mevlânâ'yı görünce. bir üzüm salkımına benzer. Mutmainne olan nefis değildir. demektir. «Her kim beni. A. Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. Sadece dil ile zikir noksan sayılır. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler.).» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili. Mevlânâ da benim için böyle söyler. manada sarhoştu. benim kendisini gördüğüm gibi görürse. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. Biri. Öyle bir hale gelirsin ki. o gönülde yaratan ancak Allahdır. ilimde çeşitli değişiklikler vardır. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. Sen kendini yenile. beni daima taze ve yeni olarak gör. telâşa düşersin. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam. Sen kendini isbat et. Sözü anlayabildinse. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar. Buyurmuştu ki: «Halk. «Beni sabit kılarsan. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet. Bende. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. bu takdirde o.

dünyayla beraber yaşamaktadır. Çünkü fellâh idi. Padişaha. ben azim ve irade ile. bu hususta seni aydınlatırsa. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu. altın. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber.) ışığı. ancak onlara. bir aşk olsun. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. Görevinden uzaklaştırılmıştı.» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın.temaşa öldüremez. Hazreti Muhammed'in (S. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter. şüphe perdelerini yırtsın. hep halk ile birlikte otur demek değildir. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. öyle bir mert olmalı ki. ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur).» der ve deliller gösterirse. öyle yükseldi ki. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. Sır bundan başkadır. Gerçi yarasadan. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. demektir. diyordum. Ama tekrar açıklamaya başlar. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. ister aşağısı ister yukarısı. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. hal değildir. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir.» buyurulmuştur. Ancak iki şey zarar verir. Başka biri de onun eteğinden asılır. hak söz söyle. Çünkü sır. . sözü de hep yağmaya gider. bu sizin halin. Bunlar hep dünyadır. diye düşünürler. Hali de. Şayet. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. diye düşünmüştü. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. demektir. Cevher nur saçar. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi. kendisinde bir dert. hoş ve lâtif bir dille konuş. Biri. Mademki bir kimseyi görmedin. O. Her türlü vehim. O hep nur saçar. Uzaktan halkı seyret. içindeki sırrı anlamak istemişti. Gerektir ki. Hazreti Mustafa'dan (S. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. Nasıl ki o gün. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse. diye aklından bile geçirmiyordu. her tarafı birden aydınlatır. Ancak o. «Sözün sırrı başkadır. Sen kim oluyorsun ki. gökteki ayı iki parçaya ayırır. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. bu bir hatıradır. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. sadece Allah buyurmuş. elbette nur saçar. Padişah da onu astırır.) hiç kimse üstün olabilir mi? O.» der. benim ruhumda tasarruf etti. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. A. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. O. Sen o gâvurcuk değil misin ki. içi altındır. onun imkân tarafını yakalar. «Bu bir ahengin yadigârıdır. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. Padişah da onu astırmazdı. Bu. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. Çünkü. o da bizim küçük kardeşimiz olur. eli ayağı gevşer. Ben Kuran'ı. Yani böylece bir şey yapınız ki. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. Eğer zamanede biri gelir de. hayal ve tereddütleri yaksın. çünkü o artık sultanın naibi değildi. Çok ağır. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti.A. ancak yabancılar içindir. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez. renkten renge girmesi. Fellâh ibriği Padişaha verir. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş. dopdolu! Fellâh. mülk eksikliği bir ziyan vermez. Bak ki. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. Bu sır değildir. döner dolaşır ilk söze gelir. mal.z olsun. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer.» derse ona. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi.

bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. demektir. Burada bir gülüş. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. velinin. ona açıkça uymakla. Ancak gönül alçaklığı ile. Zahidin. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. bundan çok hoşlanırsın.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. Daima. Öyle bir nağra atarsın ki. «Bu böyledir. onun halinden hiç haberleri olmamış. Nasıl ki. kulağına yapışsınlar. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. ister yalan olsun.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. âbidin. A. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz. birer davettir ama. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. (Sözün en hayırlısı. tartışma ve inatlaşmanın. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. Bunu herkes böyle yorumladı. ilk zaman içindeki umut olurdu. îster gerçek. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S. güzeldir ama uzanır gider. çoban bir buzağıyı kaybeder. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir. nebinin birer sevinci vardır. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. Hilaf. onun yolundan ayrılmamak gerektir. dağdan aşabilsinler. âlimin. hiç umutsuzluk yoktur. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın.ce kişiler vardır ki. Görüyorsun ki. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. o hal içinde. bütün korkuları giderir. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur. sana gerçek yol gösterdi. umutsuzluk getirir. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir. bu binlerce engeller umut bağını koparır. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar. Hak. Herkesin bir sevinci vardır. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. (M. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. Bir söz de vardır ki. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler. melekler. bu konuda hiç bir şey söylemez. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde. içinde umutlar ve gülüşler olsun. o tarafa . bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez.» Duyurulmuştur. Yedi başlı aslanı görsünler. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. A.

benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. Çünkü bu. zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. «En yakın bir vezirden daha yükseksin. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. o bir gün gelir. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez.» Nuh Peygamber. o zaman Konya şahnesi. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. Ben. Çünkü onda biraz lezzet buldular. Ola ki o asanın yardımı ile. Nefis. A.» diyorsun. sende karar kılar.). bana. varlığın kendisi olan zattır. ona güvenir ve inanır. onda bir aydınlık belirsin. Bugün böyle olmak kolaydır. Şairin. Sultan naibi olan vezir. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. Şimdi gerektir ki çok kazanasın. Bu niçin böyle oluyor? . sırrımı anlar olmuşsun. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik.) nefsini yitirmişti. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. Bu şah ise hiç mat olmaz. iki yönü olan bir adamım. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. Ama sen onun yolunda olursan. Uyuyanlar. Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor. Mustafa'ya (S.» (M. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. güzel konuşur güzel dinler. Hal de yüksektir.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. «O. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır. Ben uykudayım. O. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır. O aydınlık onda geçici olsaydı. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli. ama bu uyanıklıktır. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. Diyelim ki. Dedim ki. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. A. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. yine biteremezdim. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. Belki Hazreti Muhammed (S. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. Gerektir ki. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın.bu tarafa koşar ki onu bulsun. yine yüz türlü dalkavukluklar. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir. A. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. nefisten gelmezdi.) değil. Nuh Peygamber'e uymaktır. Bir taştan bir taşa el atarak. sevgilinin vuslatına ereceğim.

Herkes bir şey söylüyor. gitme de otur. İsterse o benim ruhum . o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır. cevap verecek yerde susuyorsun. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. «Ben bunu açıkça görüyorum. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. onu halka bağışla!» buyurdu. ne dinde. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden. Sen önce yola gel ve otur. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir. kanlar içinde. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. Eğer. Hakkın âyeti de öyle. sen cevap vermiyorsun. O ahmaktır.» derse. de dünyanın dışına çıkardı. hep susuyorsun. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular. O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. Mucize böyle olur. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. Hiç bir şeyden korkum yok. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. A. Nasıl ki. Beni ondan dolayı seversin derim. ne dünyaya ait işlerde. (M. bulunduğu yüzünü ekşitti. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. güvenli gösteriyorum. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar. gönül açıcı şiirler okuyorum. Yani o.» O halde. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur.) bir gün. Çünkü o geçen hal. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. hiç bir şeyden bilgisi yoktur. 'Git seni de boğazlasınlar ki. sen bundan başkasını söyle. Sana çirkin görünmeye başlar. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir. Seninle birlikte korkunç. (M. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. Zaman oluyor ki. sıkıntılı bir yerdeyiz. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun. Çünkü onun yaptığı işlerde. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. Hiç bir şey. ona kendisine özür diledi. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. Hazreti Mustafa (S. otuz kişiyi de tutsak etti.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. «Beni döver misin?» dedi. O zaman. Hem öylesine çıkardı ki. 64) Buna emir gelmeden önce. filan yerde otuz haydut öldürdü. O. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. Gördüğün şu adam. Dışarıdan biri bir söz söylese. Hazreti Peygamber. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. O. nasıl gideyim?' dersin. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir.» diyordu. ancak kendi yazdığını. vezir ile. «Allahu Ekber!» derdi.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. başka renkte görünen bir perde idi. «Allahım şu hali bizden gideriver. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. Artık konuşamıyor dük. bir nur ve mahabet vardır.» dedi. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. her neyi bilmezse onu olmaz sanır. «Senden başkalarını da senin için severim. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. Büyük bir hata içindedir. halimi biliyorsun. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir.de bir şey yapamaz. yahut hatalı bir iş yaparsam.» dersin. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. kendi bildiğini okur. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur.» demiyorsun. başı yarılmış. ayakları şişinceye kadar namaz kılar.

beraber konuşalım?» diyordum. bizi görür.» dediğin için o çok ağlamıştı. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim. O bana. bekle!» derler. Saklanması gerekli olan bir mücevheri. diyorsun. Mevlânâ'ya. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. lügattan anlar. ki bu yol niyaz sermayesidir. «Niçin dışarı çıkmazsın ki. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. bana yakınlık gösterdi. derler. Şirin bir kimse var. Peygamber Efendimize. Sen kimsin ki. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. ışığı açığa çıkarır. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. Nasıl ki. «Muhammed. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim.» derlerse doğru söylemişlerdir. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. Bu takdirde eğer. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. parmakla gösteririm. Aklın fetvası budur. diyorum. Ona ne isim vermişler diye gülersin. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. Allahya emanet olun dedim.» dedi. «Hayırdır inşallah!» dedim. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Şahap hoş bir kâfircikti. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. 65) Onlar. Orada bir de Arap vardı.» Onun bu apaçık inancı. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok. Hem bu hayatta. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. Hazreti Ömer'.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri. bir kahraman gelmiş. Allanın Resulüdür. Ben dışarı çıktım. «Bari ne yaptın?» dedi. akıl hata etmez. A. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini. «Bunu at!» dedi. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi. hata ancak başka şeylerdir. kendileri için faydalı olur. tâ ki Allahı da bilsinler. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. Sordu: «Bana hoş geldin. görmeyenlere hayret edilemez.» Yolda ona. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. Yahya'ya «veli. «Hayır.» diyorum. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır. elinin içine koyarsın da yine göremez. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. Onların benim halimden haberleri yoktur. Hazreti Muhammed'le (S. Muhammed ona.A. O. Gidip gelmek sevgiyi arttırır. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse.). fetva hususunda hiç hata etmez. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. gelip gelip gitmesinde değildir'. hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. açıkça görmüş olmayayım. «O âlem daha hoştur. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı. Yukarda sözü geçen mücevher. Gece yanıma gelince üzülüyorum. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. Nahiv'den (Sentaks). «Sus. onu gözle görebilmek mümkün olsun. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. Hiç bir şey anlayamadım. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. derler.» demişti. Kuran'dan bir şey anlayamazlar.olsun.» anlamına gelen mısraı okudum. Ey kahpe bacılı. kitabı Ömer'in elinden çekti.) onun evlâdını. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim. (M. ne Sokrat'ın sözünü. Öyle bir insan. bütün bu işleri altüst etmiş. hadisten. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. Hazreti Muhammed (S. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. A. Yoksa ne bir gün ne on gün. Dedim ki: «Benim. İmanda tatlılık. Bu senin işin değil. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum. Ben onlar için gelmedim. bize yüzünü .) devrinde Musa'dan söz açılsın. hayli araştırdım. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. Çünkü o günahsızdı. Nişabur dili konuşurdu. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. iman getirirse. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme.» diyor. «Bu akıl. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. onlar Şeyhlerin sözlerinden.

Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . Artık. «O öldü!» diyor. «Bu şeytandı. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. diyordun. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. feryadı bastırdı. suya gitmek zor geliyor.» buyurulmuştur.» dedi. kemancıya. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. Kış. «Hayır. öyle değil mi?» dedim. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap. Çünkü kış. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. Allahın has kulları ki. evet. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. bu şeyhlerden çok. hafızlar da vardır ki. erkeklik organlarım kessinler. arkadaşlar arasındaydı. Kırlar karlarla örtülü. erken erken kapıyı vuruyor. O gibilerin sermayesi niyaz. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. Bunlardan her biri.çevirirse. «Sana göre de bu mana böyledir. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. gönlümü alırlar. Mecliste-kiler.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. Bu onun işidir. Bu kanun değildir. Bu eski bir kanundur. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. zahiri. O uykuda idi. gizlendi. Sen kendi kendini göremiyorsun. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. en seçkin kulların mertebesidir. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. Halbuki ben onun haline gülüyordum. Gündüz olunca geldi gördü ki. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. buna şaşmamalıdır. O gibilerin. bizden faydalanır. Ama bu yedi mana lâzım değildir. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. bir lütuftur. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. bahar yerine kış gelseydi. O saat gelip çatınca. yalvarmadır. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. «Sen zahmet etme. soyunur çırçıplak olur. Medreseye geliyor. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. (M. Çünkü o. bâtını.» diye bahane uyduramazsın. Ama hiç düşünmemişti ki. benden daha kuvvetli yaşar. Şeyh Muhammed. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar. O Hallaç. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. Şu halde başka okuyanlar. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. kışı bahara döner. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım.» dediler. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. burada bir zorluk yoktur. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. bana itibar eder hatırımı sayarsınız. O zannetti ki. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. şüphe yok ki. bu ne haldir?» derdin. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. «Eyvah. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. Nişaburlu Şahap. Ben oraya gitmiye bilirdim. hattâ batının batını manası vardır. Kuran onlara lanet eder. mevsim kışa rastlar. Ben böyle düşünmemiştim. bahar olmazdı şehirde gizlenir. Ama bu bütün okuyucular için değildir. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. Şeyh Muhammed. Şeyh Muhammed. beni dişleriyle ısıracaklar. Şeyh Necib'in mürididir. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. kendisini desteklediğim için gülüyorum. Bana. (M. rüya görmüştü. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. güzden sonra da kış. kendiliğinden dolmuştur. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek.

Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. Sen sor ki. Yüzleri göklere dönüktür. O. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. sen İmad'sın. îşte bu âyet. Hele şu saatte. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak.» derlerse vazgeçelim. «Ondan başka ilâh yoktur. Senin söylediğin. Güneş bütün âlemi aydınlatır. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. bu nükteye işarettir. o camide bir mimberdir. Bu güneş. sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. benim henüz sakalım yok. Ben ondan söz aktarırsam. olgun kişiyim. Diyelim ki. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. Allah için! Onların saçı sakalı var. «Artık geri dönünüz.A. bu. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). Dağdaki Zâhid . Mevlânâ bizden çekiniyordu. armağan kabul eden bir insansın. O. «Bize de bakınız ki. sen niçin ona gelesin. size. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. ben değilim demektir.» diyecekler. (M. Hazreti Muhammed (S. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. siyah perdeler altındadır. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. O. «Biraz dolaşacağım. Halk içine girmiş. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi.» (Ankebut sûresi. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. bunun nasıl olacağını anlatayım. «Nöbet yoktur. niçin sana gelsin.» demiyor. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir.» sözündeki o. Halbuki onlar bizden. araştırıcıdır. Nasıl lâyık görürsün ki. bir gün gelecektir ki. Dünyayı isteyen. O gün raks. Bana kesin olarak söz verirsen. Eğer bugün. Sen ise tezvirde. biz de onlardan değiliz. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. göklerin de ışığı ondandır.). ben. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. sen îmad sayılırsın. Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. neşe ve hoşluk olur. Bu asla söylenemez de. senin davan Allahyı görmek bahsidir. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. tekkeyi bekleyen. Sen bu görüntü karşısında. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek. derler. ben de cevap vereyim. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar. onların arkasında kalmıştır. 69) buyurmuştur. Ama hiç faydası olmayacak. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. dedim. Halbuki yerlerin de. Maklub'dur (devrik'tir). başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor. sahtecilikte Şeyhsin.» dersin. Kuran'da ulu Allah. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur. göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir. vaizdir. türlü işaretli sözler söylemiştir. Ben ise Şeyhim. haraket ve gülme günüdür. âlimdir.

«hoş nefes dervişlik gereğidir. «Bu derviş her ne isterse vereyim. Misafir derviş. Öyle bir hale gelirdi ki. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. Mal. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. «O halde tövbe ettim. Ama bu bir ödünçtür. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. misafir derviş. Zaman zaman emri terkediyorsun.» demiştin. Zâhid. kendi kendine. hep tek başına kal. Derviş Padişahın huzuruna gitti. peygamberlere.» dedi. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. bu nasıl olur? Yani gönülde olan.» dedi. ya öteki taraf. burada kalma derler. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki.» dedi. kendi kendine. Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. dağdaki zâhidin ziyaretine gider. Benim düşüncemde de. Hem öyle bir eve gidelim ki.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. Bu. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler. evlenmemenin. Sen benimle bir kaç söz konuştun. Ariflerden. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim. Hani o gün bana. «Benden bir söz dinle. Pek tatlı bir nefesin var. Zâhid. Adamcıl bir kişi olsaydı. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor.» buyurduğunu unutma! Bu. Allah. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. (M. Şah. selâm verdi. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. dervişin ziyaretine gitti desinler. mülk.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır. hiç bir tarafa da iltifat etmez. Hele kadın al. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım. gönlü kabardı. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. Gönülden. 69) «Sen divane misin?» deyince. orada Şah hangisi. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı. bayram değil. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. O geçen günler bir şey değildir. bir aziz oradan geçiyordu. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. İnsanoğlunun taş ile ne işi. borç değil. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. «Böyle söyleme!» dedi. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir. hem de konuşmanın faydası gizlidir. Tâ ki. tövbenin. belki dağ adamı olmuştu. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem. Bir gün garip bir derviş. Sonra. bekâr yaşa. Ama Hazreti Peygamberin. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. ancak sen çok merhametlisin. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi. Bu saat tamam oldu. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir. büyüklerden bir şeyler naklederler. taşa doğru yöneldi.» «Evet. söz senin varlığınla tamam olur. Yani bu âlem halkının işi. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. Çünkü sükutta. ruhtan. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. Ama bazan da aldatmacadır. atından indi. «Senden bir şey istediğime pişmanım. ama o artık insancıl bir zâhid değil.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah.» dedi.» dedi derviş. «İslâmda rahiplik yoktur. 70) Bazan o âlemden. hem sessizliğin ışığı. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. derviş hangisi belli olmasın. Bu bir hikâye değildir. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. (M. Ona sordu: «Yahu.

«Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. «Aman. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar. tulumdan sızan su gibi akar gider. sohbeti hoşuma gitmiştir. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım. Sultan Mahmud. İmad sözümü dinlemedi. «Nerede o kurban ki. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur. Çünkü Sultan daima.» dedim ve kendi kendime. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın. bende bir umut belirdi. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. (M.» demeğe gönlüm razı olmuyor. Kezervanî. Evet bizim yanımızda söz haramdır. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır. bu olgun bir gençtir. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı.» «Evet. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim. size başkalarının yardımı gerekmezdi. Haktan sarhoş olarak geldin. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. yorumlamak istemesindedir. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona. acele etti.» diye düşündüm. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. «En iyisi. ben gerçi içtim. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. bir gün suyu azalır diye denize acırlar. Mevlânâ. Asla bu halden daha ileri geçmem. dersin. Sana hoş gelir o temaşa. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz.» diyorum. «Yazık olsun bana dersin. o zahir ehli kişiler.kusurlusun.» demiştin. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim. 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. benimle birlikte oldukları zaman da. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. Halkın yabancısı sanır ki.» derdi. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak. kendi çevresini bilen. «Hayır sen değilsin. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. daha hoş. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. Meselâ her hangi biri için. Bütün fenlerde. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. Halbuki emirler. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. böyle söylemez. her ikimiz de aynı şehirdeniz. sana da hiç bir zararı yoktur.» dedim. belki ona uygun cevap verirdi. onunla öğüt bahsinde konuşurum. çok güzel ve tatlı olurdu. «Senin yanında konuşmak bana haramdır. «Hud sûresi ve buna eşit emirler. «Ben ona inanırım. Ama sen. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz. böyle düşünmez. Ne bir gün. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. O. ömründen bir gün dahi kalsa. Onlar için tek başına kalmaktansa. binlerce kadeh boşalttığı halde. O derece düşkünlük ve kırgınlık. Bayezid. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. ne beş gün. yaradılıştan hazırcevaptır. ama izinsiz olursa. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. o ben olmayayım!» dersin. Karşısındakini susturur. Bu imanın sırrıdır. Ben. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki.» derdi. . Bu söz. aklı başında insanlar da vardır. o öğütlerin etkisi görünsün. Çünkü. Bunlar gibi bin tanesi bile. 'evet' deyiver. ondaki zevkin arkası kesildi. Eğer. O cömert yeni müslüman için. Ama Sultan onu öldürmedi. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. benim sohbetime dayanamaz. Ayaz. daha kutlu. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes. beni ihtiyarlattı. Çünkü sen ona inanırsın.» buyurmuştur. Ayaz'ın aylığını kesti. ruhun azığıdır.» diyorsan. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. «Tövbe etmiştir. Batın bahsi bütün bunların dışındadır.

çok sevimli ve sevgili bir çocuktu. elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar. anlat bize!» dedi. onu Hazreti Muhammed (S. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. avların en büyüğünü avladı. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır.» derler. Bu bakıma göre. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. söze yalvarıyorum. hiç bir şeyden korkusu yoktu. gençler de yaşlılar da âşık olur. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. ariften daha üstün bir şey yoktur. erkeklik üç yerde belli olur: 1. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. Ama işin sonunda.' Diyelim ki. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise. onu bütün gün neşelendirir. Onu severler. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. Dünyadan konuşanları dinleme. Kadın koynunda yatakta. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. Ama bana gelince. (M. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. «İşte senin âlemin.) sonra Allaha da iftira edenler. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. Vezir. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi. Bu bencilliktir. 2. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz.A. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi).» dediler. O halde yürüyelim ki gözün.) dilersen. isa'yı görmek de böyledir. «Ama ben bilmiyorum. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım.» dedim. bende de bir hal var. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın. Mevlânâ bu dereceye inmiştir.» dedim. sen de bilirsin. vezire bir sır emanet ettiği zaman. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım.» diyeceklerdir. mizacını. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. Sultanın her halinden anlar. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü. etrafında ateş yanan bir kabirdir. O. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim. Huyunu. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim. . Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır. o hamam külhanından vazgeçiniz. içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır. sözlerindeki tatlılığa. Çünkü Ayaz. Lâkin biliyorum ki. Ama sevgili. «Orada ne işin var. canından güvenli idi. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S. Savaşta.A. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. bir vezir vardır. üstün bir zattır. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. onların söylemediklerini söyleyenler vardır. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. rahattı. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur. Bazan vaz geçiyorum. «Nasıl bilmem. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. Aldanmamak için alışverişte. Talip isteğinde kemale ermiş. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. onu mezara kadar götürür. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. seni hiç kimse bilmeyecekti. Bir suç işlediği. «O büyük âlimdir. Şüphe yok ki dünya. Sultan. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. eğlendirirdi. 3. gönlün açılsın.» dedi. Sizinle bir sır konuşurum ki. Bunu kimseye sormadan kavramıştır. o kararsızdır.A. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem. Bu yola geldiğim zaman. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle. yahut üstünü başını ıslattığı. konu dışına da çıkamıyorum. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz.) söylemiştir. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez.Hazreti Ali buyurmuştur ki. Kendi kendime.

Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. yedi feleğin dışında kalmıştır. Şimdi ise hiç çekinmiyorum.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. gerçek bir tarafı vardır. Adlarını söylerler. Uzayda. Daha ne kadar. bu adam. bizi de ona bağışlasın. senden daha korkuncum. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. «Âmin!» deyiver. ah. ha. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir. asla buradan geçmeyin. işte burada hazır olan velidir!» derdi. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü. «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider. büyüklerini de rezil ederlerdi. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. Ekşimiştir. Nasıl ki Kuran'da.)) söyle. sen de «Âmin!» deyiver. o testi su ile dolmuştur. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. «Bu adam zayıftır. hep böyle idiler.» diyorlar. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. Dediler ki. sarsılırdın. ah!» diye ağlayan hoş ağlar. mideni de üşütür. açık saçık insanlardı. sorduğun soruları düşün bir kere. «Yol bu yol değil. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır.» dersin. bütün vücudundaki organlar titrer. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. Şüphe yok ki. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. ha!» diye gülen öyle gülmez. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. Hazreti Muhammed'e (S. sen de.' dersen. ne dağlar. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. sevgili neredeyse.» dedim. yeri ve göğü. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. Zavallı felsefeci. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. İşte şahneler oturmuş size. kalbin çarpar. ha. (M. Bayezid-i Bistamî ise.» Bunu benim hamlığıma verirsin. ama «ha. o su göndermiştir. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. güçsüz ve biçaredir. Eğer anlasaydın. Yüce Allahm. Ama bu gafletde bir sebep vardır. esinti ile savrulan tozlar gibidir. Hep pişirdiğini yeme. «Ah. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. Hazreti Peygamber. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir. onun için bende bir korku belirdi.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. «ha. 7) buyurulmuştur. benim cevabımı düşünme korkunçtur. Allah onu bize. içinden gelen bir ses sana: «Bu.A. benim gibi bin tanesini bulursun. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. ne de taşlardır. Ama bu hep böyle oluyor. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için. rezil olurlar. Velidir! Bu. Lâkin bu derecede değil. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. «Bu. Üç kere. Ben. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir.» «Düşün bir kere. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. seven de oradadır. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. soğuktur.» dedim. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . Ama nasıl diyebilirsin ki. Her çağda tek bir gerçek vardır. âlemin Doğusundan Batısına kadar. O beraberlik benlik davasından uzaktır. Üst tarafı rüzgarla gelen.

Onlar ilim yolcularıdır. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır. Bundan dolayıdır ki. Bayezid'in bundan haberi olaydı. Belki de Hak nefesidir. veliler. batini. «Evet. İkincisi. Beyazid (Bistamî). asla «ben» sözünü ağzına almazdı. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. kapalı söz konuşmadı. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. batini manayı veliler. peygamberler bunlarla buluşmak. 'öyledir* deyiver. Konuşulmaya. Ancak onların hasretini terennüm etti. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir.» buyurmuştur. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. Yer uygunsuz. Ama çok zor. Bir kimse ki. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. düşünceli. gözler görmedi. bendeki irade kuvveti.» buyur ulmuştur. «Kulaklar duymadı. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste.). (M. Hakîm Senâîciğin son . Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez. ululuk konusuna gelince. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir.' 'eyvallah' de. yüzlerini görmek arzusundadırlar. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi. filân zatın sözüdür. «Kuran'ın yediye kadar zahirî. kat kat faydalı olanlardan da değiliz. belki H söyler. perde arkasına alınabilir. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir. kalbi yalanlamadı. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. sevilen. Biri benim yanımda esrar içmeye. Nasıl ki. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. Dilerseniz. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. başlangıçta da öyledir. ikincisi huzur alemindeki korku. Halk arasında onun sözleri. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki. yabancı sayılmaz. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz.» derler. bütün Allah dostları. çok çetindir. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir. Hazreti Peygamber. bu suretle tanıtmışlardır. ona. son zamanda «zün-nar» istemişti. Onlar kendilerini apaçık göstermişler. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. ağırbaşlı hareket eder. onunla çok kere doğru yolu bulurlar. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır. Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. Ama o. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. Yolculuk bittiği zaman o.A. Çok kere kendisinden faydalanırlar. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir.» diye söylenir. heybete üstün gelir. Hazreti Muhammed (S.» Gerçek Allah adamı. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir. Kuran'ın Allah kelâmı. Heybet.» dedi. Nasıl ki o. halkın en azizlerindendir deyiniz. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır. batının batını manaları vardır. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). Ey Hakka yakın kardeşler. her iki tarafı da korur. ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. umulur ki o. «Bu.

bu açık sözden. Siz nerede. Aşk böyle olur. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. «Kolaydır. imanı gider donuk bir hal alır. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. O bu işin adamı değildir. keski. Hızır. Musa'ya. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. Çok kerre görülmüş Bir kimse. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. O tepeler. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir. soru sormakta acele etti. Onlar mahrum kalmazlar. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız.» diyorum. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. bedenlerimizden (irkmektedir. meğer. Siz benim dostum değilsiniz. derhal başı araya gider. Meğer ki o. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır. Çünkü Musa. Bunları görüyorsun. deniliyor. Sen bir İbrahimsin ki. Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. bunu kesin olarak söylemiyorum. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. (M. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. (M. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. kitapla geldin. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. Eğer. . O bundan uzaktır. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. Bütün hali alt üst olur. artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin.» Çünkü Şeytan. damdan düşer ayağı kırılır. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. Acele ise Şeytandandır. esrar doludur'. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır. helak olur.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım. zannedersem gibi sözler hep böyledir. Büyük bir sır vardır ki. Benden bir söz işiten herkes. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. Seyyid Burhaneddin'den. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. o yüzden. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez.günleri.

Ama gizli değildir ki. onlardan daha zevkli. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. sudan bahsetmez. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. Çünkü bu sohbet. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. beni dinlerken. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. hiç bunlara benzemez. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. 78) Hazreti Muhammed'in (S. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. Benim önümde. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. yeşil. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. Eğer alnında bir nur. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. günah işlememek eğilimini artırsın. Bütün fenlerde. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan. marifetten doğuyor. Sende aşk galip ise. o cihan bu cihana geliyor. Bunlardan daha kısa. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. gramer. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. Dostum yanımdadır.» dedi. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. Gerekirse. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. Mevlânâ'nın yanında idi. ayrı bir yol daha vardır ki. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. Başka bir saatte daha iyi söylerim. (M.» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. A. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar.Mevlânâ'ya gelince.). 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. Size bu daha faydalı olur. sentaks. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. onu mühürleyen zattır. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz. O. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. ne bu cihandan ne o cihandandır. Ondan sorma. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. Dedi ki: O. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. daha tatlı konuşurum. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. «Ona. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. Söz söylerken de havadan. (M. Unutmayın ki. Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Dedi ki: «Bu kulak. onun. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. Benim. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. hepsinden daha yetkili konuşur. alanın hatnnı . yüz binlerce propagandacısı vardır. «Ondan hoşlanıyorum. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım.). Ama Hazreti Muhammed (Ş. ilimden. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. Hazreti Muhammed (S.). A. bu cihan halkından başkadır. tartışır. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. söz yorumlardı. o günahı işlemeden tatsız düşer. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. Ona. Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. hoş olmaz. Sade bu yorumlama değil. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. o sayede sükûna kavuşsun. din bilgisinde. O hayal. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. onlardan daha güzeldir. temel bilgilerde. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. ama susmuştur. Onlardan daha üstün. Yahut. Onlara dedim ki. Allanın da galip olduğunu anlarsın. Dağ gibi büyük bir adam. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı. Bir kerre de Pir. Bütün bu sıkıntılarınız. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. Benim maksadım armut istemek değil. Hazreti Ebubekr.» Çok etkilenmişti. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. sana ben söylüyorum. A. îyi bir kanun konulmuştur.

yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. onu bulur ve görürsün.) uymak hususunda. Allah hakkı için ona inanırdım. Ben işin aslından.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. temelinden bahsediyorum. onun makam ve mertebesini istiyor. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. O tarafa dönüp bakmasın. bu sözün manası o değilse. diyorum. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. gözleri açık olanlara göredir. Senin bu yaptığın. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. sen hem kadıya.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler. (M. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. Yani başka bir deyimle. özür dilerler. yalanladı. sana hiç bir zorluk olmasın. Abdest üzerine abdest almak. sentaks yönünden doğru değildir. seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. Ama bu. Ondan bir görünüştür. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. Bundan sonra bana kazanç haramdır. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. Bu değişiklik nisbete göredir. Kul. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. İmad dedi ki: «O söylediği söz. A. «Her kimin nefsi ölürse. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi. belki onun yoluna girmektir. Hazreti Muhammed'e (S.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır. hem içindekilerin! yakar. O. Allahın kendisine kavuşmadığını. Bu duayı eden kimse.» dedi. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . Allah cemalidir. ona her şeyi açıktan açığa anlattım.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner. doğuşta. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. onlara zor geliyor. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur. hem de adalet bakanına karşı savunasın. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. Dünkü gün. iki defa abdest almış demek değildir. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. Çünkü onunla çok derinlere daldım. Bu.» sözündeki mana gibidir. İzzeddin onu kabul etmedi. Onun en ufak işareti budur. benim okumadığım bir meseleden bahsetti. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. Gerektir ki emrimi kırmayasm.» sözünün manası. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara. ama bu gün gördüm ki O da niyaza. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır.» Ben o kadar demiyorum. bir takım isteklere kapılmıştır. Şeytanı da ölür. dervişçe başlarını eğer giderler. Şu halde. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir.» sözünde küfür yoksa.dünya tarafına çekmesin. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. onun cemalini özlüyor demektir.» dedim. dedi ki: Bediuddin. Sen bu aslı kurmaya bak ki. Çünkü burada değişik bir mana vardır. hem dünyayı. ancak Allah yoluna girdiğini anlar. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal. gizli âlem açığa çıkmıştı. Sonra onun nefsi de dirilir. O. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir. perde aralanmıştır. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil. «Evet ben onu okudum. Sana güvenerek söyledim ki. Nasıl olur da. bunlardan biri açılsa. tabana göredir. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. «Elbette ben çıplağım. kapalı konuşurum.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim. Şimdi.

Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi.» sözünü. Allahdan bir iz aradı. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. Hazreti Muhammed (S. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir. Senedi. . murdar. Böylece. Ben bir şey okuyayım. Bu. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. sual daima cevap cinsinden olur. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir. baygın hale getirir. Mevlânâ ona lâyıktır. İyi dikkat edin ki. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz. hiç ses seda gelmesin oraya.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın. ben de öyle bir yere gideceğim ki.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı.A. uyumanın ne olduğunu söylemez. Halep' te oturmuş. 82) Kuran'da. geri döndü. (M. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. Sıcaklık soğukluğa. yüzümü ona çevirdim. akıl yönünden nasıl olur? dedim. hiç bir şeyden gam yemez. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır. (M. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. Bu takdirde onun kahrı da. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır.» . sabrı kadar sonsuz olur. 43) buyurulmuştur. On beş sene çok kısa kalır. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. «bana iftiharla hizmet eder.» dedim. kendinden geçti. ama bundan. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. Eğer sen bu fikirde isen. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. Kadı Şemseddin'in dediği gibi. Allah başarı verirse. dilediğine ettirmez. içmenin. O. soğukluk sıcaklığa karışır. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. o sözün de arkası kesilmez. Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek. «Sen ki Padişahsın. arkası kuvvetlidir. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu. nereye gideceğimi. demiştir. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın.» Dedim ki: «Herkes talip değildir.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir.» diyebilsin. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin. sana çok görünüyor. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan. İnsanı mest eder. «Şeyh İbrahim burada olaydı. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. O da bu yemenin. onların kulaklarına üfleyeyim. Hele senin. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. bu türlü insanlardan değildir. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur. Çok güzel. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki. Dağda. meclise gel de seni göreyim. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. onu dilediğine isabet ettirir.» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim.» (Nur sûresi. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. Bana dost olan bir kul. Sultana karşı. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. «Her kim nefsini bildi ise. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. mahvolur gider. sen de oraya kulaklarını tutasın. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. bari beni tanı.

Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir. o başka âlemden gelmiştir.» nüktesi açıklanacak. Mademki İslâm gariptir. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. gözle görmek gibi değildir. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. henüz görünmemiştir. «Vatan sevgisi imandandır. o da bununla uyuşma halindedir. ona hizmet etmek. «İslâm garip olarak başladı. (M. Mademki o engel oluyor. sana göredir.» dese. Nasıl ki. Ona ben teklifsizce hükmederim. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. ama sarhoşluğu büyüktür. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim.» mı dersin? İşte asıl maksat budur. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. maksadına eriştirir. O sıfat. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. Söze başlarken onun hatırına âyetten. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi.» hadisinde de maksat aynıdır. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. onu hak yoluna yöneltir. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. «Mekke bu âlemden. ne de bu halveti sorarlar. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur. iman ise bu âlemden değildir. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır. 'Behey ahmak. (M. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. bizim matlubumuzsun. o zaman sana yaraşan orada beklemek. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana. O sözler. Mekke bu âlemdendir. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir. O gözle görmek. Sana. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. behey eşek. Bir İstanbullu. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. 83) onu buldun. o zatı geüresin. Bu işten bir o anlar. Ruh. O sözleri. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. Ancak ulu Allah. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. Biri der ki: «Filan zatın oğlu. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı.» Onlar bundan başka manalar çıkararak. Sen ilerisini düşün. Mademki sen de gittin. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. yahut da birlikte kadıya gidelim. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır.» dedim. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. bir de hayvanı. senden. madde âlemindendir. Yolculukta sana yük olur. ben de arkadan geleyim. . sana gözünün ağrıdığını söyledi. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. «Haber. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. nefisleriniz dipdiri. Nasıl ki. ölüm korkusu vardır onda. perhizler yapsan bile. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. Yol işidir bu. garip olarak da geri dönecektir. öteki âlemdendir. bu onunla. o günde. O anladı ki. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. ne bu çileyi. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. Peygamberler de böyledir. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. Şimdi bu benim elimde değil. hadisten başka hiç bir şey gelmez.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. bizim aradığımız.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın. onunla istediğim gibi pazarlık ederim. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir.

içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. Kadın atıldı. Allah onu. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. sadece kuru davacıdır. Bu onun tertemiz ruhu. Belki.» dedi. Zannediyoruz ki. Diyelim ki. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. onun Hal mertebesi değildir. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. bu s. kadın.» Burada. Ama Firavun. bilinen manada doğmuş demek değildir. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. Çünkü her neyi. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. bu taraftan da sözler işitiyordum. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. ama ayıklığa yakındır. odur sanırsa. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi. bu iş senin işin değil. altın. aşkda tamam değildi. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. her şey kendi arzuna göre olsun. Sözü geçen hadisteki mana.z filandan çıkmıştır. sanki bu saat kıyamet saatidir. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. Şüphe yok ki onlar. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim. değil midir. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. Şimdi her sözü işitiyor. . her sözün derecesini anlıyorum. toprakta bir yerin olsun da. şüphelenirsek bakarız. Bu nokta. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. 85) Bu. «Otur ey avrat!» dedi. ruh sarhoşluğu fazla idi. Eba Yezid. son gündür. öyle bir inanç var ki. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. Evhad (Kirmanî). kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun. Mev-lânâ'nın da. O mantıkçı idi. ona saadetini yakın olarak öğretsin. bu Firavunda yoktu. Allahyı inciten zavallı!» diyor. bana ilim yönünden bildirildi. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. Belki o. (M. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. Bu. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi. talep davasında-dır.» dedi. Eba Yezid sustu. Diyordum ki. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. aşk deyince. «Hayır.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. aşkın son mertebesine daha yakın idi. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. onun da bilgileri çoktu. her sessiz kelâmı dinliyor. Bu mertebe. sen istiyorsun ki. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. Allah kullarında. Aşkın yorumuna gelince. o yolun adamı idi. Allahnın oğludur diyenler. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. o şüphenin dışına çıkarır. Dervişte. ama yakın ve kesin değildi.» buyurulmuştur. Bugün burada biz ve siz varız. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. «O halde. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. Her harf siz. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. ibretle her tarafa bakıyor. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. Suda. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. Hadiste. işaretsiz sözü. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. Bu da. bu davettir.) makam ve hal mertebesi değildir. A. Vaiz hemen. Bir gün.» dedi. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. kıyamet günleri gelmiştir. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. İsa'ya. Bir insan ki hakkı aramaktadır. «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. I^. ruh kokusuna erişir. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. ona yol bulmuşlardı. kemal mertebesidir. Has kullarından birini gönderdiler ki. önce bilmelidir 'ki. Hazreti Muhammed'in (S. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. Her ikisi birbirine karışmış olsun. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. Allahdandı.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. ruh kokusu almışlardı. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben.

86) Ama bunlar onlardan değildir. diyorlar. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. gelmesinler diye oyaladım. Meğer ki. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır.. der. isterse gelir isterse gelmez. kadîm'dir. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler.» . îmad da onlarla beraberdi.» buyurulmuştur. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. Bir mutlu kimse vardır ki. bu doğuştaki beraberliktendir. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. Bazılarına hevesler. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. O. Hadisde. gam vaktinde bana sevinç verecektir. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. Korkarız ki sonra dağılalırn. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin. (M. onun kölesidir. Ama bu topluluk da çeşitlidir. belki baştan ayağa suya batar. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. O gün. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir. bu sarayın içi dışı. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. Ben önlerine çıktım. Sultan olduğunu bilir. Yani önce yoktu sonradan var oldu. şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. Bazı filozoflar. her yana ve her yöne başvursun. Âşıkın hali böyle değildir. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. Bunların etekleri ıslanmak değil. sevgiler yoldaş olur. Ben sizi yine toplarım. 87) binası onun için yaratılmış. bozguncuların da. ruh ezeldendir. bu toplulukta Allah vardır. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. O sırada oraya.» (Nahil sûresi. Nasıl ki. hep birbirinizle. Sarhoşluk ediyordun. bir şeyler koparır. boğulur giderler. bu yüzden duraklamalar görülür onda. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir.» diye hitap etti. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. Artık bundan daha açık söz. işte bu sebeple. çalışmakla da elde edilemez. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. H. ferman senindir. denildiği gibi. Mademki bizde de bir eğilim var. 128) ve ayrıca. ama başka biri de bizimle sohbete. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. Aşk. aradığını bulmuş. 41) buyurulmuştur. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. o bu kâinat için yaratılmamıştır. Bu kâinat (M. Bir kimse vardır ki. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün. Bu günün işi. Onlar. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. hep bir arada. size. benim dersem. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. nefsine düşkün bir sofudur. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. «Ruhlar toplanmış ordulardır.» dediğimiz zaman. Sultan o kişidir ki. Her ne kadar. aradığınız o Allah adamı. dostluğa lâyıktır.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. yarına bırakılmamalıdır. Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum. Şu hale göre Tatarlar. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. O evde. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. «Ah. Sonra o başka bir yere göçmüştür. Böylece îmad ile o H'ye Allah. barışık yaşarlardı. Karanlığa gömülür. ezelden beri vardır. bazılarına da aşk. «Allah bizimle beraberdir. Ben de sana. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. kendin de yiyemezsin. Nasıl ki âyette. bizden uzak kaçar. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. îşe önceden başlamak gerektir. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. yüzün kızarmıştı. Ancak bana sığındığınız için. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun.» (Tövbe sûresi. Zaten. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. ona erişmiştir. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. Geciken vaatler unutulur derler. O aradığı sevgili kendini göstermezse. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. döşemiştir. Her şey onun içindir. onun için döşenmiştir. Halbuki benim gücüm her şeye yeter. derler. daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur.

görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. onu arama yolunda can verir giderler. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. öyle ulu bir zat olduğu halde. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. tatlı sözlerinde de. Önce senin bir işin yoktu. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. sözünü bitirmişti. bu günahı işle ve söyle. Yahya'ya. Bundan sonra öyle görünüyor ki. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. Bazıları da. Peygamber Aleyhisselâm. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. İsa'ya gizlice secde etti. lisanından dökülür. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. asla o evden dışarı çıkmazdı. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. o hayalden de başka bir hayal doğsun. Hazre-ti Peygamber. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin.:» (Sebe sûresi. diyebilirsin. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. Her günahın ardından karşıma gufran gelir. kârın bu oldu. Nasıl ki Kuran'da. Ama onun dostları. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. Şeytan. Bu nedir? Korkudan. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . yüz bin lezzet bulur. onun günahı ancak şu sözdeydi. içki içmezdi. Peygamber i^in. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi. 15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. Ona bizim âlemimizden bir hayal. O kimdir ki. derler. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. ölüm sırasında yüz gösterir. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil.» Bu. onun gönlüne perdeler çekilsin. (M. Ömer'e bambaşka bir hal gelir.» Bu kırk sabah. Sen ne zaman dilersen. sizinle çok savaşlar yapar. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. bir kısmı da onları görüp. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir. müminin gönlünün anahtarıdır. size bir ziyan vermesin. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. Bir gün. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. Bazılarına da. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. Ayağımıza el uzattın. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir. son derece hoşlanırlardı. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. (M. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. ve velilerin özledikleri bir sevgili. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu. Onu görmekten. Ancak daha fazla açıklayamazdı. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. Ebubekr mest olur. Çünkü o çok meşguldü.

Kuran'a aykırı konuşmaktır. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı . işinden gücünden alıkoymak olur.» (Nisa sûresi. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. istersen yürü. Evet. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap. kıçına zahmet ver. gidince söyleriz. ayrılacaktır. işte o kimse veli olur. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. 'Allaha. o büyük zatın günlerine erişemedik. Madem ki son nefesinde. söyle. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı. Biri. «Nasıl istersen öyle say!» dedim. Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. Yolda aşırdılar. yüz bin kere daha korkunçtur. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. Her işi Müslümanlık olur. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. Şemseddin onun velisidir. küfürlerini artırırlar. Çünkü ayrılmak istiyor. neticesi halkı uyutmak. ona. gittiğin yol doğrudur. Bu çok bir şey değildir. onları kuyuya düşürmektir. Halk. «Bu ne biçim şeriattır "ki. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna. Peygambere.» dedim.» dedim. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin). İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. Allah. âyette bildirilen. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. halka Zaten halk. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa.» sözüne güvenir. Firavun da öyle olmalıydı. Çünkü hakikatte.» dediler.» yolundaki açık ifadenin dışındadır.' (Nisa sûresi. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür. «Hayır! Bu bana iftiradır. «Küfürlerini artırırlar. gerçektir. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan.» dedim. şu cihetten doğru değildir ki. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. Ama hakikat yo-nünden o. hep onu araştırıyordum içimden. şeriat yönünden iman sözü dile gelince.Gerçek iman. onları gaflete sürüklemek. «Gel sofî budur. 60) yolundaki öğütler. «Pek güzel! Bu sofî değil.» dedi. diyorum. önce iman ederler. mümin olarak gidersin. Ayaz gözden kaybolmuştu. Hemen emir verdi. bir otur da kim olduğumu sana anlatayım. tembeldir. onu ziyarete geldi. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. Bu yolda konuşmalar. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru.» dedim. Ben sözü doğru söylerim. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse. bu cihanın renklerine boyanmadan. gerçek mümin olabilir. işte ben onun oğullarmdanım. Ama. Bu. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı. terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok. söyle! Sofilerin edeplerinden. korkutmalardan. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. doğru yola da yöneltmez.» dedi. «Ben. o saatte iyi bir sofi idim. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur.» Arkadaşlarım. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir. hele bir düşüneyim. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. O sırada. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. «Biri ben isem. Meclisten biri. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki.» dedi. Eğer bu yolda yürür.» demek. Adı Âdem idi. yani küfrü imandan üstün gelmiştir. mümin olarak gidersin. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. safaya ne eksiklik verir bu.» dediler. Ama sofîye. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. Şemseddin her kime küfür ederse. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur. «Gel. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti.» (M. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış. sonra kâfir olurlar. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud. bu lokma bana haramdır. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. bu lokma helâldir sana. Allah onları yarlıgamaz. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. «Kuran'daki bu müjdelerden. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da.» dedi. «Onu biz" ayırdık. 135). Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? . elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır. Herkes sağa sola koşmaya başladı. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun.

belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. Bunlar. her taraftan bana yönelir. çirkinlik. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. Allah gölgesidir. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. Cana can katan derya gibi geniş. Aşkta. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor. benim tarafımdan daha güçlü idi. sağlık esenlik getirir. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. Bu bir büyü gibidir. bağlar. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir.» der. Bu keramet sahibi de.boş duran atını gördü. kudret içinde kudrettir. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. O halde gerektir ki. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez.» derler. . sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. bağışlayıcıyım. «içindeki o acı suyu dok de. Evet. aradığım gölge de senin gölgen-dir. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". Onlardan utandığı için tekrar geliyor. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse. bir sır ve neşe var ki. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. ağaçlar. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. Bu bana bir bahanedir. gölgeleri. Ancak seni mazur göstermek. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. onu inkâr ederler. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. hep dünyadır. Diyerimki. onlardan değildi. gözlerinde ne bir kıl. Su ile dolu midenin. bahçeler görüyorum. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. onlardan daha filozoftur. sana her zaman. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. hep kötülük. kara kan. Şimdi pişman oldu. o konuda boş sözler söylerler. doğrudur. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. fânilik ve zevksizlik âlemidir. O. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. yeşillikleri pek hoş. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. onların bunu kavramasına imkân yoktur. Ona. ne de bir çapak ve toz vardır. Ben kerem sahibiyim. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır. beni konuşur. Onun tarafı. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. içi su ile dolu bir testiye benzer. O kerem sahibi de. onu şefkatle kucakladı. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. kerem içinde keremdir. Çünkü bu topluluktaki-ler.» derler. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. Öyle ki. Hele fıkıh metodu daha da zordur. Bu ilimlerin en kolayı. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. Bunu onlar göremiyorlar. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan.» Ben bu sözleri. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. Sende safra. bu çok iyi bir şeydir. Kelâm metodu ondan da çetindir. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. Bugün. Bunlardan biri. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. hem başı açık hem de feryat ediyor. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. iki kişi yan yana oturmuştur. Eflatun işitti ki. lezzet içinde lezzettir. gidiyor. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım. berrak su görüyorum. Bu da saçma sözdür. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. Sultan. cimrilik yönünden söylemiyorum. görenler. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. sözümde gerçeğim. derler.

kan içer. cehennemliktir. Nasıl ki Kuran'da. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. açık sözlü.Mucizeler. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. Allah. kerametlerden daha güçlüdür. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. Nasıl. her büyüklükten daha iyidir. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. geniş gönüllü ise. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın. «Ben güçsüzüm. insan sırrı ve aklı ile diridir. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. kahkahalarla gülersin. sır denilen o Allah vergisi.» dese gerektir ki. ben de bir noktaya işaret edeceğim. Her kimi. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır. insanın aklı durur. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. (M. güzel huylu. ama ezelîdir demiyorum. «Allahm! onları koru ki. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise.da ancak Allahdır. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir. kış gününde dışarı çıkmıştı. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. başka bir istekte bulunmasın.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. bu. Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. Nasıl ki. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. beri. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. küfür bile etse gülersin. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. adam susuzluk davasında yalancıdır. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. yahut şekerli helvalar getirseler. «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. bir söz söyle dedim. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. Çünkü. Biri de vardır ki. Bu âlemin sıkıntılarını. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. darlıklarım sana unutturur. Gariptir ki. İşte öyle bir insan. nerdeyse donacaktı. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem. 93) Şu halde. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. Şeytan'dır. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. güzel yüzlü görürsen. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse. «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. Hekimin karşısına gelen bir hasta. 94) Ona ebedîdir diyorum. Her hangi bir kul. Ancak ilâç istemeye baksın. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. o yer yaratılmışlarla beraberdir. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. Mevlânâ. Mevlânâ'ya işaret ettim. yüzünde. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. o . Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. Şu halde. söyle de bari onun işini tamamlayayım. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. bu sırada pek dalgın bir halde idi. için öylesine açılır ki. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. Birden hali değişti. o da yese. Nihayet. Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek. . Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. ona uysunlar!» diye yalvardım. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım. eğer bütün peygamberlerin. ölüm ona olsun. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden.

Hazreti Muhammed'in (S. O. Evet kımıldanıyoruz. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. Bir doğuş yok. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. Allah da. 'kancıklık etmediler. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki. Giden gitmiştir. Ama. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. bir gün şeyhliği de. Başka biri de vardır ki. Şimdi. (M. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır. O.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. gençlerden. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız. onun niteliğidir. 32). 96) Bu iş hesabı değil. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. Ey ulu Allahm! Hacamatçı.A. «Bu güzel bir bid'attır. Teravih namazı için. bilinmelidir ki. ikiyüzlülük.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir.» dediler.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir.» dedi. bir daha böyle edepsizlik etme. .) candan. O dolaşmanın bereketidir ki. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. buradan dışarı acele çıkar gidersin. burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz. Başlangıçtaki gidişe göre. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz. kendisini bu mevkiye yükselttiler. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. işsizlik hesabıdır. Ancak. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. meleklerin. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar. Bize henüz bir şey görünmedi. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. Onun seçkin evlâtları da öyledir. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın. benim dinim benimdir. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. sonra neşterini saplarsa. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. Bu saat hasret içinde geçmektedir. Bizim bir bilgimiz yoktur. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. diye meraklanırsın. demeleri gibidir. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. O zaman. «Sizin dininiz sizin. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır. Sen. Şüphesiz sen hikmet sahibi. Nihayet sen de bir din bilginisin. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. pişmanlık öylesine gerektir ki.» Evet. Siraceddin. sonucu yeter derecede lâtif olsun. söz benden ürker ve kaçar sanki. gönülden evlâdıdır. 95) O halde. Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti. halvette dediler ki. «Olamaz. «Vergilerinizi kaldırayım. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor. sakallılardan. Kendiliğinden kalkıp gitti. (M. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. şanım ne yücedir!» diyor. bize. benim halim o hal değildi. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. Padişaha giden yol kapıdan geçer. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. Oradan bu aşağılık âleme indik. Fakat bazen de hevadan. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi. yavaş yavaş yaklaşdıkca. «Ver bana. Kulak verdim. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. İş böyle olunca bir kimse. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar.» diyorsun. Kapı dışından . bunlar ya divane. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. Uzaktan. A. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. Uzaktan.» diyorsun. Derler ki. O. yahut sevdalıdır. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. son durumunu. yani keyfine göre karar verir. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik. hem mana yönündendir. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. Bu hep böyledir. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. Her ne işlerse. Bir kimseyi gördüğü zaman. Daneye kavuşmanın zevki. Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. Âdem. onunla çevreyi görürsün. Sarayda bir Padişah vardır. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. Allah buyruğunu tutmayan kimse. Dedim ki: Onların ululaması. heybetle kendisine doğru geliyordu.» Bayezid ise. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir. iradeye uygun düşer. diyordu. Söylendiğine göre. hadis anlatıyor. diye düşünüyorum. 105) gibi birbirimize karışmıştık.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. Başka bir cevap daha var. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. ben de. evet şeriat da vardır. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. uzaktan bir taş gördü ki. Başka ne . Şu halde. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. Buna karşı tedbir alırız. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. ağaçlar henüz görünmüyordu. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. iradeyi bilir.Şeyh. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. Ona dosdoğru güvenebilirsin. dane ve tuzak belâsı. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. demek ki. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki.» Dedi ki: «Ben. ama burada söz tehlikelidir. Nasıl ki.» diyorum. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır.. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir. kentler. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun. Veriyorum. Bu söz sona ermiş değildir. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur. bu varlık da meydana gelmezdi. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. bu testi çorak bir su ile doludur. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. Şu halde bu uygunlukta hem sureti.. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa. Ansızın oradan. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin. Ama uykuyu kaçırmıyor. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. «Kendimi kutlarım. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. «Bu ırmak suyudur. ama irade muradı bilmez. Bu sözü çok dikkatle dinleyin. ama asla o işleri yapmayan. Sana. Sıcaklık soğuklukla. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. Onun için. Ancak. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem. Ama. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. Murat.) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). iradeye uygundur. onun doğuştaki halini. Hattâ adınızı bile söylememiştir. Ona fitil takarsın havadan asarsın.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. «ininiz aşağı!» sesi geldi. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. Kandilin maksat ve manası ise.

bunun.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. Ama ben korkmayan ancak Allahdır.» anlamına gelen bir âyet vardır ki. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. «Burada ne yapalım?» dedim. Eğer sana gerekli ise. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır.» dedi. Sadettin güldü. bir ağlama hali geldi. onlarda eksik kalıyordu. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. Gel ki sana öpücük vereyim. Burada. Bu doğrudur ama Kuran'da da. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. O şey ki yoktur. Ona bizden dinlediklerini anlatır. Kendisine. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum. o bizimledir. yeniden anlatmak yoktur. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. bana kulluk etsinler. Ona ne güveniyorsun? (M. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse. Hep. Şeytan onun yönünü kesti. «Eğer bana gelirse koyver gitsin. sonsuzluğa kadar böyledir. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. Sözü hiç tekrar etmeyin. o mana. Ben ve Mevlânâ. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. Ben bilmiyorum. Ebû Said (Ebül Hayr).» dedi. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim. zahirde göründüğü gibi değildir. O. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır. Ama uygun görmezsem hiç söylemem.» Bana. söyleyin de bari hoşça. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu. onların niteliklerini yaratmayı. Bana. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki. îş verir. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir. varlıkları. Bu çetin bir konudur. «Bari gideyim bir çorba içeyim. senin bir zındık olduğuna fetva versin. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. Nasıl ki kul da hep onun halindedir. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. daha ne olsun!» dedim. Buna razı değiliz.» dedi. ona ne demeli? Bu yüzden de.» dedi. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. onlar zaten hep içerdedirler. O zaman söyleyeceğim. anlamaz. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. Gazneli Sultan Mahmud'un.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari. ben onunla bir şey konuşamam.A. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz. O istiyordu ki. Dün gece iki üç kere sizi andım. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. lanete uğrarsın. bu buğanın kıçı sıkıdır. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. 107) «Ne diyorsun?» dedim. O sizden uzak olsun. Bunları gizlice kaza ediyoruz. sen sus hiç konuşma. Ama büyük ziyan olacak. Bu ondan değildir. «Ama benim derimi yüzerler. «Bu gece bizimle birlikte kal. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. Nasıl ki.» dedi.» «O halde şimdi konuşma. Karar verildi. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar. başlangıcı olmayan zamandan. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler. kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. benim sözlerimde tekrarlamak. (M. diyemedim.» deyiniz. Ne desem ona uymak yaraşır. «Ulu Allah. Hoylu Muhammed bana. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi.» anlamındadır. «Ona sus dedim hele. Hazreti Muhammed (S.) zaten has kullardandır. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. bana hiç gayret gelmiyor. Burada büyük tehlike vardır. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar. 'Cinleri ve insanları yarattım ki. Dua ediyordu. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi. Şu halde bu nasıl dileksizlik olur.» dedi. Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. Bizim bu Şahap da ahmaktır. yani ezelden ebede. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. Babam bir yanlışlık yaptı. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. «Beynimi kurutuyorsun. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. «O her gün yeni bir haldedir. Sabah namazından önce . Ama bir kul ki. Bana bir yufka yüreklilik. «Şemseddin. sana secde edeyim. Mevlânâ Celâleddin. Erkekliğin devamlı olsun. Meğer bizim gözlerimiz körmüş. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti. O da. eski konuştuklarımı tekrar edemem. Bir hadis vardır. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. Eğer birisi. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum.» Hoşuna gitmedi.» «Git!» dedi. geçimlerini. Ben de.

O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. meşgul idim. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. Onun gülümsediğini gördü. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter. imam efendi. Bu dünyayı görüyorsun. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. sen de onlara cevap vermezsin. Sadettin-i Hamavî. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur.çadırı kurdu. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. Şahın buyurduğu gibidir. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı. o kılavuz kaçmadı. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. Ama çabuk söylemiyorsun. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. avucun dolduysa dökmeyesin. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum. Alemde. namazdan önce birer kurban keserlerdi. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. Ama ben onların lokmasını yerim. yerindedir. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. bir ah çek bari! . ölümü sırasında cesaretsiz davrandı. Büyük bilginler böyle ölü gibi. (M. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. böylece bu dünyadan. Hazreti îsa da. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. Biri dedi ki: «Bir sorayım. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. ne vezirin. iş istediğinden daha iyi oldu. Yiğit gerektir ki. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. O Bayezid de. «Evet. o güzel huylu Sultan Mahmud. sözlerimden incindi. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. ama beni başka birisi çağırdı. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler.» (M. Ramazan boyunca. onların o kurbanda rızıkları yoktur.» dedi. başka bir yönden de anlatılamaz. Bilmiyor musun ki. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. Böylece yapılan iş boş değildir. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. Bu iş medreseye gelmez. Eğer hiç konuşmasa. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda. Ama Padişahın yüzü ekşidi. Ağzını açsa. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. işin içyüzünü açıkla.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur. Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. Herkes malını önüne kattı. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. 109) Gönlüm hoş oluyor. ona niçin cevap vermedi.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu.» Öteki cevap verdi: «Yallah. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. bin kelle bir pula giderdi. Salikler o yoldan giderler. nasıl bilmem. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. bi Padişahtır. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin. Yüzünü ekşitti. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır.

«Nefis ölmüştür!» diyelim. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. diyorum! Ama. o. Nasıl ki şu duvar. bu sonuna kadar sürüp gider. bizim sözümüzü kessin. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. o önceden Allahya dönmüşse. içtik. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. N. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. Allah cezbesi gelir. gözün akan suya döner. Gerekmez ki. oralara git.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. Nasıl ki. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. o hal diliyle konuşuyor. güzel ve zevkli konuşmalı. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. Bu böyle olunca. kimdir o aklı başında olan ayık ki. îş-te o yiğit geldi. evde ne varsa tüketirsin. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez. O Şeytan. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. Eğer biri dese ki. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. başka bir şey yapmazsın ki. sen geldiğin zaman biz de. derler. Söz. Burada bilginin. söz hem öğretici.açıktır. başka bir küpten içersin. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . Ya bir hadis. Sonra da batmanla içer. Siz bunu arzuluyorsunuz. Şu halde o kimse gelir. Konuşurken tatlı. Devamlı şarap. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. dedi. elinden âciz kaldı. Allahya ant olsun ki. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. kulaklarımı tutmak istiyorum. ancak sırası gelir. Şeytan senin karşına çıkamaz. böyle soruların cevabını vermez. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır. dostlardan olurdu. akla gelen ilk sebep budur. hiç hayır demiyorsunuz. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir.Sen. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. kuru ve tatsız olmamalı. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. Görüyorsun ki. neşelenirse söze başlar ve konuşur. deseydim. bitirdin. Acaba bizi. Ama gerektir ki. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. (M. Tenin aradan gider. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. O başka bir âlemden gelen bir sestir. içimize düştü! Ama onun düşmesi. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. diye konuşuyorduk. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. onlardan bir şey istemek vacip değildir. Çünkü onları senden işitti. o geldi. şüphe yok ki aklı kaçırır. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. onları tek renge boyayalım. Biz ölçtük.» dedi. gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. Onun sesi bu âlemde değildir. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. Sende o zevk sürekli olmalı. Söz vardır ki. Yahut her kim çok sarhoş olur. Kabristandan geçerken. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. bir tekmede o engeli yıkar. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. her tarafa çekip çevirebilirsin. işitmek istemiyorum». Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. hem de açık olsun. bir cevap söyle. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. düşmanlarımızdan demiyorum. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. Allah yine bizden kapacaktır. konuştukları. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. (M. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. İşte görmüyor musun. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. Kendinden bir söz konuşmaz. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. Düşmanlarımızdan. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. O sırada hatırından geçti ki. biçtik. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. Ama. Onun bu ilk yardımlarından sonra da.

Nâsih.» demiyorum. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. Bilmeyenlere göre sır yoktur. kimse ölmesin. «Hiç inkâr etmedi. bir yerimiz kırılmasın. evet!» derler. onun ayağına vurdu. Ben de başımı sallarım. Artık bunu yapmama sebep yok. bu yüzden kavga çıkarırlar. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M.» dedi. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır. Nerede o insan ki. O nasıl sır olabilir? Evet. göre her şey açıktır. Sır. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı. işte Hallaç garip kişi oldu.» dedim. gördü ve gitti. içinde bir sırrı olmasın. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet.» dedi. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. Önce ona bütün yolları kapadım. Hallacı Mansur da bunlardandır. zevk alıyorum. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. bu sözü kapayalım. sır olur. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir. «De ki. Başlarını sallarlar. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. söz söyleyemez. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı. Sana kulak veriyorum. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. susmak yüzünden. söylerse de belli olur. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. «Söyle ama olacak şey değildir. Allahın seçkin kulları yok mudur ki. Ben de. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve .» dedim. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. çok iyidir. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. Ancak o kimse ki. o. O zaman adam. harap etmek galiba güç geliyor. alçalmıştır. hem de manevî inkârda bulundu. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. şaraba dayanamaz. Bunun âlemde bir yankısı yoktur. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır. «Evet. Mecusîlere kadar gelmiş. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar. O değişik renkli de olamaz. mensûh gibidir. 112) çağırdı. onun başı da belâya girmez. Bu âleme geldi. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır. onu doğruluk yönüne çekiyorum. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. onun ışığından ve kokusundan anlamaz. Semâm hakkını vermedi. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. Ama o. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. senden yeni sözler istiyorum. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. «Hey. hiç anlaşılmaz. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. Ama. işte bu inkârdır. Yahudilere ve.» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. çalışamazlar da.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam. onlar?. «Etti!» dedim. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. onu tamamiyle anlamadı.» Hazreti Peygamberin. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. şarabın etkisi altında kalır. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. Mademki. Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum. Onun başı kendiliğinden tehlikededir. Va'd de Va'id gibidir.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. bir sır ki. Nasılki Senâî.

» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: . Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum. tartışma böyle olur. kendiliğinden. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön.) söylediğini sananlar kâfir oldular. velilik ve peygamberlik. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî. «Onlar uyumaktadır. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. bir bulut gelir. kendini görmektir.» O da. ne o saadet bununla ölçülemez. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın. bu hadisi. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır. Şimdi de böylece farz et. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. o sana dönünce sen de dönüverirsin. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor.» Ama o kimse ki. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki. Bu bir iş hesabı değildir. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz.A. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık. ben de mutluyum. dostluk hesabı da değ Idir. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. Bir aralık. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. Böylece susarsın. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun. «Ama sonra ne yapayım. Hazreti Muhammed'i (S. harekete gelir. Hazreti Muhammed'e (S. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi. A.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. A.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma). Senin olduğun yerde dost meydandadır. denetleyelim. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir.» buyurulmuştur. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor.ayağına kapandı. Eğer inancında kuşkun varsa. İstiyorum ki. ne o kimya.» dedi. karşına bir perde çeker. sen de böylece sözü altından anlıyorsun. en kestirme yoldan kuşkularını giderir.» dedi.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin. bunu Muhammed'in (S. saadet kimyası odur. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. nebinin mertebesine erişemez. Bugün o bir gerçektir. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez. Ama su kalır yerinde. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. her Peygambere bir özellik verilmiştir. senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre. yüz öpücük kondurursun. Sofî de sürünerek olgunlaşır. 114) Ev birdir.» dedi. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. (M. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M. «Artık onun sözlerini kırmadım. Yoksa ne o kitap. Saman.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir. bir zaman ondan hoşlanasın. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim. «Hayır.» dedi. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin. bir zaman da sana soğukluk gelsin. ancak sözlerin alt tarafını anlar.» Bana öyle geliyor ki. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi. Ant olsun ki. Ebubekr'den nakletmişti. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki.» Dedi ki. O halde. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir. Onu görmeden aslan tutulamaz. o.

hep yalnız kalmak istersin. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. derler. (M. diye cevap verirdi. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. çilede kalmayınca. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. onları koparalım. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır.» dedim. «Yolunu şaşırmış. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun. Allah sıfatlarındandır. Maksadın ne olduğu belli değildi. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. Ancak sen bunu biliyorsun. başına vurarak dışarı fırladı. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. Bu. Başını çevirdi.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. Göreceksin. Sözün değişmesi. Orada ne dolaşıp duracağız. dedim. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. eskiden beri böyledir. Bu manadan. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. kendi zatını gizler ki. benim emrimle gelir. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. Biz görmedik. hep ben ve biz sözündendîr. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti. şeyhlerden kalma bir töredir. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. o da bana gücensin ve yolundan sapsın. Dostlarla da beraber olurduk. hayır derdi. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. Buyurmuşlardı ki. mananın da değişmesine delildir. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. Her şey benim emrime boyun eğmiş. Öyle bir durumda olursun ki. Ansızın bir «Ah!» çekti. sana yazı öğreteyim. nefsinle buldu ki. onları perdeye sokmaz. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. gibi sözler vardır. Allahın mucizesi olmaz. sana devamlı bir halvet hali gelir. Şu halde sakalını. bir söze başlamıştım. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. şaşırdı. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir.» demeyesin.» Bana. dilerse arkasına atar. Kelâm sıfatı ile görünür. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum.) Hira dağın-da halvete girmişti. Bu. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır. benim hükmüm altındadır. benim emrimle gider. Hatanın kaynağı odur dedi. (M. davetler oluyormuş. Ona dedim ki. bu arada. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. dedi. Çok makbul kullar vardır ki. Çünkü Allah. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. O senin nefsini. onlara Allah sıfatları yol gösterir. Ah. «Niçin?» diye sordu. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin. dilerse bu perdeyi önüne çeker. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. dedi. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. Bizimle ilimden konuş. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. ama öğrenmeye heveslid r. «Bana ziyam yok. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. «Niçin gitmiyorsun. bu yemek bana ziyan verdi.» dediler. işte o gönül alçaklığı. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. gözler de. bıyığını birer birer yolsam. Kelâm yani söz.» dedi. A. Ben bir kaç örnekle yetindim. Aşk yolunun belâsı. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri. . Bugün benim nefesimi kesiyorsun. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. Peygambere karşı hâşâ. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. Hayır asla. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. Mevlânâ. Allahın öyle kulları vardır ki. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır.

(M. diyordum. Bir Haç sarık parçası verdim. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. Kalk gidelim. topa çomak vurur. «Ben onun şehrine geldim. Ağlamıyorum. kalk. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz. artık oruç düşüncesinden. şüphesiz diri kalır. Meğerki. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur. «Kalk namaz kıl!» dese. «Hayır. onlar ne yaptılar. Biz birisine bir şey söylüyoruz. Ama o kimse ki kendini feda eder. her gün sopa atmalı ki. o da onlar gibidir. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. Onun da bir müridi vardı ki. Tusî. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. Ben benim. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. yahut öldürmeli. kâh onun sözünü kabul ederim. Dedi ki: «O kim oluyor ki. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü.Muhammed Gûyanî. namazın utancından kurtulmuştur. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. Sendeki o kutsal kuş. «Elif iki üstün. Bana diyor ki. Kâfirler ve onlara uyanlar. O. . el çırpıyordu. beden kuyusundan bir uçtu mu. ölümü hayattan üstün tutsun. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. Bana nimetler verdiler. gönlün de benim hükmüm altındadır. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M. O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. Onu daha beter bir hale getirdim. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. hizmetler ettiler. sonra buz gibi soğurlar. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor. görülmüş olacaktır. Bana bir hal geldi. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. Bir kaç adım gider. Nasıl ki. bunu ya tımarhaneye götürmeli. Kâh bunun sözünü dinlerim. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. ölüye. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. Ancak Perir ağlıyordu. raks etmeye başladım. Çeşme başında oturttum sustu.» der. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. Gelemiyeceğim. Çünkü zorluk olur. aklı başına gelsin. bende bu yoktur. elif iki esre. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. elifin iki üstünü var. ilişiklerini kesmişlerdir. Onlarla demiyorum. beden ölüdür. arayın! O Şemsi göremedim. Bu divanedir. bırakmazdı geleyim. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. diye düşündüm. Yakışık alır mı ki. Kulağını bük de ağlasın. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. ama şimdi ben sen oldum. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. Şu halde bilmiyor musun ki. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. sende de hal mertebesi var. öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor.» derler. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. «Bu adam delidir. Çünkü ruh uçtu mu. Mevlânâ alnımdan öptü. Benden sorular sordu. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar.» dedi. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. bunu tımarhaneye götürmeli. onunla birlikte gideyim.» diye bir ezgi tutturuyor. zincirlere vurmalı. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. aynı sebeple. divane olmuştu. meydanda top oynar. 118) Meğer divane olsun ki. özürler diliyor. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. Böylece kurtarıyoruz. Ama kendi hayatım göremeyen. evine konuk oldum. Allah dilerse görülecek. bütün akıllılar. çelik çomak oynamak nerede. Kim.

Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı. sizin aşkınızla doluyuz. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki. bize inanarak değil.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. Kötü hayaller. onu benden üstün görür. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır.» O gerçekten bize bağlı ise. Anadan doğma körleri bile gördürür. İçiyorduk. düşer. medresemiz. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut. Güldüler. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. Sana da temiz. Halbuki kâfirler. kâh şaşkın duruyorsun. ondan yüz bin nişan bulacaksın. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. Hakkı elinde tutan felsefeci. Onlara. «Bu benim işim değildir. (M. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. mücevher değerinde olabilir. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. Yahut yerine koyar. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. kötü hayal değildir. Elimi tuttu. Parlak. Bir kaç gün içmezsem. bugün de sana ulaşır. onun birliğini isbata. aydın ve güzeldi. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah». Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. Kadı Honci ona çok saygı gösterir.» dedikten sonra başlarlar. Ama nereye gider? O senindir. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. bende o kudret yoktur. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut. bunları yüzüne vurmazdı. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim. «Güzel söylüyorsun. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. İnsan sevdiğini çok anar. Hele o sevgili. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar. istersen vur onun parmağını kır. Halbuki. O azık. Kul öyle bir durumda kalır ki. «Elimi mi istersin. Altın. özürü vardır. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun.» dedim. Kâh hayal kuruyor. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. Ama bu. «O benden daha soyludur. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. Allahnın işi böyledir. yoksa kitabı mı?» dedim. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. der. Şehirde hangi kadın vardır ki. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. Mademki insaflı davranıyorsun. Tâ bir hafta onu oyaladım. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. Ben.» der. mescidimiz var.» Ben utandım. öylece kaldır. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı. başlık parasını önceden verir. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez. gelecek hafta başka bir şey olurdu. Müslüman bütün hileleri bilir. yüzüstü kapanır. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. (M. yetkili kişidir. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. ancak «La îlâhe İllallah. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk. Peygamberlerin aklına sığar.» derdi. benim önümde şarap içmeyin demiştim. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir. bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. bedenimde bir titreme başlar. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. .

Bunun üzerine kabul ettim.» dedi. Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. Hızır ona öfke ile cevap verdi. hiç bir şeyim yok. Ondan sakınmak gerektir. yoksulum. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. (M. «Ben fakirim. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet. Bu. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da. kötü bir düşme değil. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı.. ama Allahtan korkuyorum. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. Allah o işe yardımcı olur. Ben inkârla cevap verdim. Eğer o. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. O delil ise. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. Hızır el çırptı. Dediler ki: işte sen böylesin. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın. bağışta bulunmaktır. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse. O sana geldi. makamın nedir? Ben sana diyorum ki.» dedi. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. Ben artık güçsüzüm. çok ateşlenirdim. Artık geçen geçmiştir. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı. Allah bilir dedim. Öteki peygamberler demiyorum. Allah korusun. seni dinliyorum. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. Allah nerede? Şimdi ne . Zaman olurdu ki. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse. sana döndüm. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. seni halvetde ziyaret etti. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum.» (M. İkinci defa sordu. 122) Bilir misin sen kimsin. «Eğer senden bir şey sorarsam. seninle birlikte başka dost seçmedi. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. sen de temiz kalplisin. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir. Bunu bilirim. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. beni korudu. bundan daha hayırlısı gelirdi. Şüphe yok ki. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet.. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. onlardan faydalandım. Bu. bir nifak var ki. Ama. ama bunu sana hiç açmadım. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. cimri likten değil. «Evet.» dedi. ben söylemeden bana hizmette bulunsun.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi. Bir sürü hikâyeler anlattım.» dedim. bu noktada duruyor. ama böyle bir davranışta bulunmadım. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. «Dilediğin şey mümkündür. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. sana düşmek tehlikesi görünüyor. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz.» derse.» der. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı. nefisten gelen bir davranış değildi. Bunlar kendisinin oldu. mal vermek.» dedi. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım. sen öyle yüce bir kişisin ki. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. Bununla beraber. ben de bu işten vaz geçtim. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum. «Kendine gel!» diyordu. «Acaip. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin.» diyemedi. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin. ondan delil istenir. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu. o başka yönden geliyor. O Allahsal öfke idi. Ama bu. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar.» derim.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum. ben de. Allahnın has kullarında.

Bana mal ve makam vaat edenler. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez. O dilekteki şiddet ve hararet. Musa. Ama sadece.» diyorsun. diye dikkat ederim ki. Ancak Allah gayretidir. alabilirsin. Benim de bir aradığım varsa. Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. Dileğiniz öylesine hararetli olur. aşk tutkunluğundan idi. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste. mevki ve yüce makamlar verirler. ona darılmadı.) başından geçmişti. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Benim bir şeyden hoşlanmam da. araya bir engel . O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. Araya ne evlât. Baharda yarin yanağından uzak olunca. Bu Hazreti Muhammed'in (S. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. öyle bir âşık idi ki. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. mum sönmüş. sözünü dinler ve anlarlar. (M. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım. Çalışın gayret edin ki.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. A. «Ha ha. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. pervasız bir adamım.» dedi Hızır. Nasıl ki. incinmem de yaratılışımın gereğidir. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. böyle yaparım. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. yapabilir miyim. ne de başka bir şey engel olabilir. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. «Bu ne sözdür!» demedi. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. bu cevaba kızmadı. İlk Allah gayretine engel olmak ister. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. Saki uyuyakalmış. Eğer o olaydan size (M. 125) Şimdi dilekte bulunmak. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki. Senin keremin bize ışık tuttu. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen.» dedi.» «Hayır. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. mülk. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. Bu sözü kendimden söylüyorum. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. Şimdi benimle yaşamak zordur. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti. sen de ona uydun demektir. nasıl dedin?» diye bilgi istedi. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi.» diyorsun? Evet. Size gideceğiniz yolu öğrettim. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. Ben teklifsiz. arada hiç bir perde engel olmasın. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. Çünkü arıyordu.

«Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. Bu Allah için bir iş. Yüş'a. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. «Kendi katımızda ilim öğrettik. iki denizin birleştiği yere geldiler. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım. zahid kapkara kesilmiş. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. Şimdi. şeriatta fetva vardır.» dedi. Zahidlerden biri hastalanmıştı. biraz duman çıkmaya başladı.» diye cevap verdi. Hep perhiz yapan. bu da şeriatta yazılıdır. «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. tekkede. «Ödünç vereyim. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. Gördüm ki. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. Bundan dolayı beraber gelemem. ağır hastalıklar geçirirdi. ateşinden gökler tutuşur. o kız kardeşe ve damada. bir deyişe göre kırk yıl. O kimse de. bana bağışlayasın. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin. «Sen daha ne gördün ki. Müride soruyorsun. . Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. deniz üzerinde yürürken. uzaktan onu gördüler.» dedi. Musa'ya bir şeyler sordu. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür. okutma yolu ile.» yani. benim için övünülecek bir haldir. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. «Sana anlatacağım. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi. Bizim şehrimizde de böyle idi. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. Adamcağız. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. Musa. Ama başka bir vakit anlatacağım. «Seni uyandıracağım. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız. Başka bir zahid. Aşağıya bakıyordum. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. bir şey yiyip içmeyen ölür. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti.sidir ki. Ben. Sultan bir defa ferman edince. ilâç içmesini tavsiye ettiler. Ancak bu.» dedi. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. Hele ona ayrıca. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. Bu Musa hikâyesi. belki o dervişe hoş gelmez. Bu da onun için gerekliydi. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. Musa ile arkadaşı. (M. seni yaratan Allah aşkına söyle.» Yüş'a geri döndü. Şimdi. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. Ulu Allah. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra. Musa. Çünkü çok çeşitli. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. Hızır'ı överken onun hakkında. O ilâç almadan geri durmazdı. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu. gitmese de öldürür. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum. «Onu alıp getiresin. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. evet. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. Hastalıklardan dimağını korumak. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. Suç delillerini de o bilir. bu yüzden saçlarını yoldum.» buyurmuştur. namaz kılmazdı. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. Musa'ya dedi ki: «Ben. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. Mevlânâ da onu biliyordu. (M. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. kıbleden dönmüştü. Daha dikkatli baktım yüzü de.» dedim. O ilim medresede öğretilmez.» buyurulması da başka bir iltifattır. Bundan daha güzel ve tatlı. 126) Mutlu insan o k. arkadaşına. ondan davacı olasınız?» de. onlara acırlar bile. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. Zorunlu hallerde. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. Bize ikiyüzlülük yaparsa. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. hoşa gitse de. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. Bu hukub. Hızır. ama o engel olmuyor. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez.girmesin. «Bana uyacak mısın?» dedi. 127) Diyordum ki: Seyyid. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez.» Bu. (Korkudan) kaçtım. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti. O Hakkı bulmuş olan.

o burada başka türlü yaşayamaz. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. Bize gerekli olan. Bu gönül asla yalan söylemedi. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. «Şunu dikiver. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. doğru sözlü olur. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi. Her biri saf altından söz açar. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse.» dedim. 128) Ancak sizin için haramdır. Emirsiz gelmek. Şimdi. Eğer bugün onu gördümse şimdi. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. «Tanıklık edeceksin. derler.» dedi. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. Diyelim ki. Ali de onun kapısıdır. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. Onu da göreyim. Hele mal dağıtmak. O kimse. gelmek sayılır. Bu ona hiç yasak değildir. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. Sen de tanıklık edeceksin. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. zaman olur ki. Bâtının zahiri olduğu gibi. kadını boşayacağına yemin eder.» dedi. emrin tatlılığını da anlardı. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. Ancak. Emir gelirse uymak aynı edeptir. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O.» derler. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. yine gam yemezdim. (M. kendi kendime. Ancak Allah. Bugün söylediğim sözlerin anlamı. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler. kâh kılınan. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. en güzel cevherler saçarlardı. konuşan adamsın. Ama elbette makbuldür bu. Benim yârim benim gibi olaydı. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. Erkek kişiye asla. Onu övdü. kadınsa. (M.» buyurdu.«Bismillah. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider. Şimdi mademki bahtsızdır. Gönül hoştur. tlâcı da bu şaraptır. birinin bir rahatsızlığı vardır. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. Dost yüzlü. rahmet olmaz. acı duymazdım. «Ben ilim şehriyim. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. Emir almadan gelmek de. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. Erkekse. önce o baş işareti sana neler söyledi.» dedim. Şems kalmıştır. Emri göremediler. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. biraz güzellik gönül için güvendir. gönül sahibi. Ama bu söyle-nememiştir. eğer onlardan ise. «Sana vasiyet etmek istiyorum.» dedi. bu hal de beni yaralamaz. Bazen namaz kıldığını da söylemez.» Görüyorsun ki. soğuk düşer. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. «Kadına şeyhlik gerekmez. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. her ne yaparsa daha iyi olur. ona izin verirsiniz. Bundan dolayı. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. Nasıl ki. başıma şeftali dikilsin.» dedim. Bâtın namazı. hatta sarı benizli görünür. biri. Bu da onun dostlarına ait olur.» dedim. «Evet. ama çarçabuk söyleme» demiş. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler. bunu bana daha açık göstermek istedi. On kere okurum yeter. o sırrı. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. dedim. İster . sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım. ne söylediğini anlayamadım. sen onunla konuşamazsın. gitmek olur. Yani bu o demektir ki. Başka söz konuşmam. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. ruh sahibi. Onun için bir yer düzelttik. Nasıl ki emir-siz gitmek de. Ama bu adam ölecektir. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan. hatırından bile geçirmeden. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum. kadına asla gerekmez. başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. sana sevap olur. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. yol ortasında durmaz. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. gitmek demektir. bilirim ki. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu. Meğer kalenderlik yapıyorsun. ölümden sonra o da söylesin. Emri görünce. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım. Halbuki bu iş. doğru yoldadır. Gerektir ki. Bugün. kalp huzurudur. Ben onların özürlerini biliyorum. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. Senden cüppe istedim. Ona baş işaretiyle. yahut akıllı demezler. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır.

benim hoşuma gider.» demişti. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim.» der.. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. (M. Nihayet beş altın çıkardı. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden. Birinin böyle aşağıdan alması. düşmanlar. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır. «Bu hırka Şems'indir> dedi. . Daha sonra. Ben şeyhimi görmedim. Hizmetinde bulunalım. Ötekilerini de.» dedim.» dedim. Çünkü bize yabancı kalmış. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. Ona saygı gösterelim. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım. hem de Hak adamı vardır. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. böyle yaşat ki. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun. Ben de. onlara doğru yolu göstersin. Şimdi bu suretle hırka vermek başka. Onun kendi şeyhini de göremedim ki. yalnız kendi işini görmek. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. uzaklaşmıştır. mülk verdi ve öldü. bizim olasın. Ancak ben de. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. dedim ve hallerine acıdım.soğuk düşsün. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. En çok incindiği kimseler. ekmek ve gönül var. Bahaeddin nasıl ki o gün. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. Belki bin defa söyledim. yüz bin ödül veriyoruz. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi. Eğer Ulu Allah. Dün. Ancak onun içinde bir duygu var ki. ancak şu kadar öğrendim ki. «Onu bana ver.» dedi. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. bir de Mevlânâ'nın. Kadına. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. Çünkü onun hali bütün dostlar. Bundan şüphe edilemez. O bizimdir. «Gelin bana mü-rid olun. Allahdan bunu dilerim ki. «Şimdi de kulağım ağrıyor. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret. (M. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var. Mevlânâ da Hak adamıdır. dağlarda tutmuyoruz ya. Ancak hırka vermez. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. sonra hal hatır sorarım. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. Bu niçin böyle oluyor. ister sıcak. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. biri gelir de zorla. Görüyorsun ki. «sakalımızı kestir. Gizledim cehenneme gitmesin diye. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim. belki bir şeyh vardır. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş. olsun! Ne yapayım. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. Kera geldi. ayağımı size doğru uzatmışım. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. derim. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi.» dedi. bunların kaynağı hep o.» dedi. mal. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. gönül alçaklığı gösterdi. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. aşılırsa o zaman o da verir. senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. dileğine. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür. O nerede. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım. çanak. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. ağrısı dinsin.» «O geçti. Gerçi âlem boş değil. 131) Onda bir zorlama yoktu. kendisinden söz nakledenlermiş. Hep onu şöyle idare et. Dün gece yine dostları arıyordum. Hatta derler ki. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. ağlayarak. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler.» «Mevlânâ gelsin ele versin. edep dışı uyumuşum. onda var mı yok mu anlayayım. Önce onun işini yoluna koyar. o yine bu sıfatta idi.» dedim. O selâmı onun için verdim. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir.» derdim. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de.» «Hayır. «On altın verilsin. ayağını uzat da üzerine koyayım. «Vazgeç. böyledir. «Bize bir hırka ver» diye direnir. Görmüyor musun ki. ayağım getir. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım. Hele ne gerek vardı ki. nebilerin. anlayışına bir başkalık gelmiş. onu sükûtî ve kapalı kılar. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz. Her birinin inancına.. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir.» demesi başkadır. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri. Düşünmüyor musun ki. Ben ancak Mevlânâ için geldim.

biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. o da laf arasında konuşur. bu ağzı mazeretle açasın. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. «Ben ne bahtsızım. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. dün gece raks ediyordu. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. onu geçebilsin. yabancılık göstermektedir. Mevlânâ diyor ki: Filân. öteki oruçtan tutmuş olasın. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır. (M. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. yer yer gezdiremem. Ama kendi kendine. niçin onu düşüneyim. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz. duaya bel bağladım. Biri kaçar kendini kurtarır. Kitaptan. Eğer. her dükkânda çömelirim. nimetin elden gitmesine acıyor. O ise vekarlı kişidir. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. Mevlânâ buyuruyor ki. Semerkant. îşte onda hiç ümit yoktur. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. acele ederler. (M. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. Acele edersin. «Geç!» derken acıdan korkuyor. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. Bu çocukta ümit vardır. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri. onlar ile yoldaş et! dedim. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. Bu bir nimettir. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin. Onlara karşı da heyecanın artar. «Ben dinleyeceğim. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz.» derse.» derim. «O halde biribirimizle uyuşuruz. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. Nerede kaldı ki. 133) Henüz pekmez satıyorsun. Öteki bu sofranın başına koşar. ağır davranırlar. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. Ben de. Benim bir âdetim vardır. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. Kuran öğrenmeye teşvik eder. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. her külhanda dolaştıramam ki. bundan daha hoştur.» dediler. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. Ben söze başlarım. o demektir ki. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. 'ama bu böyledir. Bu hikâye uzundur. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada. dersten kaçar. Gariptir. O.Çok ayrı düştük. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. Ağır davranırsın. Her işin bir zamanı vardır. İyiye. Bu. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. Evet. dönek tabiatlıdırlar. O İdristeki mana ise daha manevîdir. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. «Henüz vakti gelmemiştir. Çünkü o oruç. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. ben de. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. Bu çocukların ikisi de kararsız. sarf etmiyorsun. Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. başkalarının şiirleri! . Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır.» derse. 132) Ona ne diyelim ki. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım.

Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür. okşayıver. Kaldı ki. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz. nebinin ayak tozuna erişemez. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan. «Onun etrafında dolaş. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. çünkü âşık idi. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. (M.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. Niçin. Söz.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. bu sözümden de hayrette kaldım. Şimdi yüz bin Bayezid de. Beyit: Nice sevgili. ancak dostların yüzüdür. sana gevşeklik ve arıklık verir. . Tekrar sordu: «O halde söyle. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür. Sonra gönlüm razı olmadı. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele. dostun mektubunu okumuyorsun. yoksa haram mı?» «Helâl geçti. O halde nasıl reva görüyorsun ki. Sevgiliyi arama yönünde öldü.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim. Kadı ona yan yan baktı. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. Doğru söze tevil gerekmez. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. Şimdi beni en çok korkutan nokta. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku. Şimdi sen söyle.» dedi.yetmiş kere açıkça görürüm. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez.» Ancak. önce bana sevgi ve saygısı vardı. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. Bunu niçin anlatayım. binlerce veli. o da temizlendi.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen.» dedim. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı. (M. Ben artık ense. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana. Mürit. Ancak onun vechi kalacaktır. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi. mest. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. «Ona el yetmiyor. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. Dün gece dedim ki. Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. Yüksek sesle. nihayet vücuttan dışarı çıkmaz.

Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. o dağ. Bununla beraber. Hakkı arayan gerçek. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. o saçı ile. (M. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. senin araştırma . Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer.» Başka biri de. ama başka bir su vardır ki.» sözünün delilidir. Çünkü mademki ben diyorsun. Bu. Eğer. Ama tekrar söylemek gerekmez.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. rahatları kaçar. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. yoksa aranılanın nişanı değildir. ıstırap çekerler. Bunlar Hak yolcularını görürler.» deyince de.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. O. ama o gözleri görür. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. iblis. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor. senin benliğindir. Âlemde. Allah yolunun başıdır. Bütün bunlarla beraber diyorum ki. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim.» der. ne onun bunun şiirinden. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. içindeki pisliklere dayanamaz. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. Yakîn ve yakînde şüphe. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. «İster olsun ister olmasın. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim. Musa'dan başka oldu. Diyelim ki. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür. Akar su pislikleri beraber sürükler. dersin rahmetini yine o götürdü. Şu halde kendisini özleyen. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. taklit yolu ile değil. arayanın nişanıdır. O hem şüphe. Bu sözler hep arayanın sözleridir.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. Asıl aranılan da o mertebedir. evvelkinin dışında olsun. «Sana daha çok yardım edemiyorum. O. Yine âyette. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim. bu deyim manevîdir. On beş yıl sonra da onu konuşturur. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni. Su vardır ki. müminlerin ilkiyim. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu.» der. (M. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. Onlara bir şey görünmez. Bu takdirde. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. İşte şu. hem de yakın mertebesinde kaldı. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır.» buyurulmuştur. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. hararetli hararetli söyletir.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. «Ben. bâtının bâtını perde çekmiştir. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. Kuran'ın içyüzünü. İyi bil ki. Zaten taklitçi.» der ve «O halde. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan. ona. Allah korusun o bir sapkın olur. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. Görünen her nişan. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. onları geri çevirmez. Hakkı arayan. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır. yolcu odur ki. sonra da bir rahatlık duyarsın. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. benim için ne gam!» cevabını alır. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. ben sözü çıplak.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder. «Ben de üzülüyorum. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. Ama. alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. O felsefe yaptı. «Onu göremezsin. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. «Onu gözler göremez. ama ikincisi daha manevîdir. sakalı ile kapıda kalsın. sana ansızın bir öfke gelir. Evvelkisi manevîdir.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. bâtın manasını ki ona. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. O zaman iş şüpheli olur. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar.

Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. benim için zahir bilgisi sayılır. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi. Kendinden söz söyleyen kimse. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum.) hakkında söz söyleyebilir? Bu.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. Hazreti Muhammed (S. ister ölmüş bulunsun. «Bunu bir kere divanelerden soralım. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. Sen de o umum istekliler arasındasın. Nasıl ki. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur. «Ben seni çağırdım. yedirir. o divanedir.» dedi. bunun yüz bin. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. O zaman o kimse direnmeye başlar. (M. Hep kolaydır. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum.. dinliyorsun. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. Ama cevherle iddiaya girişir de.A. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı. onlara yardımcı olurlar.» diye yakındı. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. Şüphe yok ki. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir. inayetinin. kendi haline uydurmuyorsun. cevher ona der ki.» Cevherin kıymeti kendindendir. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır. «Hud sûresi ve benzerleri. ancak Allah lütfunun. Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. Her türlü pişmiş et gaz yapar. ister uyumuş olsun. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. iş bitti. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. Akıllıya gelince o da şöyle der.» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir. Ömründe hamam yüzü görmemiş. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. belki umum sırasında bir şey istedin.» «Evet. Ama bu ayrılış dileği değil. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. demektir. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi. Bayram geri geldi. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . Bundan sonra da ben konuşacağım. beni ihtiyarlattı. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır.» dedi. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. «Dur. (M. Allah seninle beraber olsun derim. dedim. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. o uyanır. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. «O Ayaz ki. Kuran'da. yol kesildi. ama bunda pek az gaz vardır. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır. «Yoldan. ona İsa nefesi gerektir. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. sen benim isteğime uygun hareket ettin. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin. akıllılardan değil. kendi benliğinden dışarı çıkmıştır. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. istirahat ettirir. Yeryüzü güzel bir cennete döndü. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. ona ayakbağı olacağım. yetim inciye asla değer biçilemez.A. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun).139) Bu bir feryattır.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. Dinde ve işte geri kalmışlardır. yaşıyanları görür. bu bana yeter. Siz onun sözüne bakmayın. arayanlarındır. O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. Onun kıyasını. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. velilerle nebilerdir. Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı. işler düzeldi.

Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. îster çırpınsın. Diyelim ki karnım toktur. ilk günü biraz geride oturursun. Yeni erginlik yaşına girmişti. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. Sana Halep'te ne dualar ettim. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. bir melundur. ondan bir şey esirgediği için değildi. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki. o benim isimdir. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. onun için korku yoktur. yolculukta. Bu bambaşka bir iştir. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur.» da kuru davacıdır. daha fazla olmasın. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. ağrımaya başlamıştı.» «Bana edebi. Yahut ondan daha aşağılık. Sonra bütün dşler bozulur. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. (M. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. Ama o sözü kendine söyler. alt üst ederdin. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. kime ziyanı var? (M. onu öylesine nefsine düşkün. Ama çok zararlar ediyorsun. Ama bu. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. açığa vurmamzdır. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. üzüntüsü de bana düşerdi. Onun hali bana kapalı idi. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. Şeriat zahirdedir.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. Benim yirmi günde başardığım işleri. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. ama bana su lâzımdır. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır.» Pirlerde bir onur vardır. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. bir kere de başı şişmiş.. Eğer böyle yapmasaydım. konuya dayandı. Bütün onlar iş hesabına sığmaz. Nasıl ki. çünkü anlayamazlar. Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. içinizdeki coşkunluğu. bana bir su ver diyebilir. ister yılan gibi kıvransın. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. ben birkaç kelime söylüyordum. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. korkak. postunu bir yere götürdü. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. özellikle bilginlerde. Benim sizden istediğim. ben diyeceğimi dedim ve gitti. Mecusîdeki sevda başkadır. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. Onu her gün şeytan aldatıyordu. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. bir dilektir. Kaç kere su dökünse üşenirdi. Eğer Nârenç bir günah işlerse. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. Onu âlemde yaymak gerektir. «Kendimle hoşum. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz.» Hoca. Eğer iş böyle değilse sen. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. Görüyorsun. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. Söz başka bir yere gitmez. Medresenin hocası dedi ki: Evet. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. Zındık bile bilir ki. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. rengi sarardı. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. . Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın.. bir mürşid gerektir. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. derin duyguları dışarı atmanız. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. Onun günahı senin boynuna yazılır.» demiştir. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun. Allaha böyle yalvarınız demektir. yahut sadece temaşa davasın. sana bir faydası yok. Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. oraya götü-reyim de. başka bir sefer de söylemiştim. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. Ancak daha vakti gelmemişti. Allah fakirlerinin işi boş değildir. sen bir anda tekmeler. Dine de faydası yok. Ama eğer yapacağı o temaşa. Nasıl ki şair. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi.

yaptığı işte yetkili olmak gerektir. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. oh!» deyiver ki. İşte ben onları sağlam tutarım. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem. Biri yüzünü halka çevirirse. önüm isterse kış olsun.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S. Sen. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur. (M. Eğer başka küçük biri olsa. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır.A. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır.. açlıkla önlüyorum. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum.» Ben ona çok inanırım. O. Belki her gün bana daha iyi gelir. kâğıdı tutar. Zamanede soğukluk vardır. onu ben Allahtan istiyorum. Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum. Vücudum pek narin. arıyordu. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Önce. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm. Biz. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. Dedi ki. İlk defa buna çok . umut gününde aşk. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. (M. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. Şiir: Yazık ki. beni kendisine çok güvendiği zata. «Oh. Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. Bende öyle ateşli bir hal var ki. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. bu bana zarar vermez. Sen Erzurum'dansın. Bu kimin sözüdür. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir .» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. Bir gün. bunu yazmak gerek. başka biriyle dostluk kurar.» buyurulmuştur. «Kilise gereklidir. «Şüphesiz. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. Öyle kişi ne acımakla.şekilde kim ifade edebilir. Yani kendine çok nazar değdirir. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur. Hak. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. onu bizim tarafımıza çekiyorduk.» dedim. içki bile ona ziyan vermez. Ancak bu işi . Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu. İş adamı. ama şüpheli konuşuyordu.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor. bedenimi sırsıklam etti. belki daha çok zahmet çekecektir. Diyelim ki. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. Onunla çok konuştu. cimrilik yönündendir derler. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım.» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek. ileride bunları da anlatırım. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır. O şeyh. O taliplerden idi. ortaya bir söz atıyordu. o dost da kendisinden kaçar. Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer.» derler. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. yaşlı olsun. gece sabaha kadar rahatsız oldum. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz. düşünmez. Yanılsa bile ona fazla önem vermez. bu. Nazar değdi.) yanında oturtsalar yaraşırdı. Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır.ben bilirim. «Bu yanlıştır. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. Sen arkamı örtersin. yağlar ve fareye kaptırır.götürdü. Ömer'in dilinden konuşur. Eğer sen imanlı kişilere. hiç kimse bu duruma katlanamaz. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. Rum ülkesinden genç olsun. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur. O. «Vahşeti anmak vahşettir.

buna hiç bir şey engel olamaz. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz. Ancak bu daha yenidir.A. «Hûd sûresi. beni kocalttı. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir. o gerçekten susamış değildir. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S. Yazıklar olsun o güne ki. İster inkârlı olsun. başka bir şey de yemedim. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir. Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. bu işe memur olduğu için. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan. şekerler koy. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. Dün sizi hayırla anıyorduk. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var. ona göre iş görür. ellerinizde ekmeğiniz var. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. ister inkârsız. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır. Ben dün birazcık çorba içmiştim. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. onu avlamak için yine yakalarım. Bedenim arıklaşmıştır. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz. 144) Daha fazla ilerler. Bana hayat neye yarar.başka bir zaman yine giderim. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler.) diliyle konuşmuştur.A. Mevlânâ. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. Allah kullarından kimi iş adamı. önüne helvalar. bulamıyoruz. kimi de söz eridir. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. İçinizden söz adamı da çıkaracağım. ona göre hiç de güç değildir. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim. Mu-hammed'in (S. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. . «Yaratıcıların en güzeli olan Allah.» dedim. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı.» Gidiyoruz. (M. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü.) hesabına Ali konuşmaz. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim. son derecesine vardırırsa . Ama Hazreti Peygamber. Hemen bıçağı yakaladı.acı ve üzüntü duyar. ledün ilminden sözler vardır. (M. halbuki çömezler açtır. «Orası uzak. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. Eğer onlara dönüp bakarsa. bir hekime koşar.» Bunun cevabını ben vereyim. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir. Mevlânâ'da. Haktır. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki. gönlüm perhiz istemez. Bugün benim bayramım da. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez. ağlar.» dedi. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. Bu şeyh. sözü iş kuvvetiyle birleşir. hiç bir yerde durmadan. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım.» buyurmuştur.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. Mademki soruyorsun. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli. Halbuki. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. . O bin aydan hayırlıdır. Kadılık. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. Mevlânâ da kıskançtır.» deseydi. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. geri durayım. ilim. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. Olmıya ki kimse işitsin.. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. kötü söz söylemedi ki. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. Ben sanki bir inciyim. Ben hoşum.» Hayır bu yanlış değil. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. Bana asla bir kimse cefa etmedi. nasıl hoş olmıyayım. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. öylesine zaman ve mekândan uzak. hareket etmek gerekiyor. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. 155) Kera Hatun bile kıskançtır. beni kutladılar. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. neden? diyorsun bana. Ama aylar arasında gizlenmiştir. Hep devlete kondum. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. Ben sana ne dedim. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. O âyet içinde âyetler vardır. Sonra benden ayrılmıyan. Allah da böyle buyurdu. silâhlı kişiler gizlemişti. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar. Siz gitmeyin. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. özgür kalayım. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. ben o gün gider bir nargile içerim.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir.. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. Ben bir hizmet görüyorum. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. ne ululuk var bende. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. Gerçi diğer bir âyette. gerçeklemesin. Ben zindan görmedim. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. görelim ne demiştir. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. Mevlânâ'nın sohbetinden. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. makbul kişilerden olurdu. Efendi ev sizindir. Aman ne izzet. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. Bana «Dünya müminin zindanıdır. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. Allah kitabını arkamıza attık. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. ona ulu Allah (M. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. Kendi kendime adakta bulundum. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. tekrar teşekkürler sunayım.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

«iyi davranış. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor.» der ama siyahtır o. şeytanın teşv'ki. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan. Mümin üzerine şükretmek gerektir.» Ama istiyorum ki. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. «Dürüst adamım. artık heva ve hevesten de üzgünüm.» buyurdu. Cebrail'in. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir. Şiir: Üstadın aşktır senin. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. «Hak kulun aynasıdır. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. zahir bilgisi. ikinci lokmaya.» buyurulmuştur. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. Hazreti Peygamber (S. O.» buyurdu. Ama söz eridir. tatlı dildir. tecrübe sahibidir. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin. . Gönlü çaldıklarına bağlıdır. duygu ve düşünce yönün-dendir. Müslümamm.A. soğukluğu açıktan belli olur.yapamam. ince. şeytanın hilesiydi.» diyor ama imanı yoktur. «Müminim. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. kargadır. O. ancak haraç verir. «Gel şu savaşı. Her nerede bir kavga görse. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur. Size demiyor Her görünüşe muyum ki. ne de burada kalmak imkânı. kul da hakkın aynasıdır. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum. çalışır ki. savaş sevdasındadır. kendi havasına uyar atılır. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan. kendi keyfimce yaşarım. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak. (M. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur. ona göre konuşur. Görmüyor musunuz ki. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. kitap da yazmamıştır. «Dostunum. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş.» der ama değildir. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. senin uyruğunum. Hayır. Halbuki aldanmayasınız. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır.» anlamına gelen hadislerdir. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. Sana.» (M. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun. O ahmak bir iş yapar.» dediler. Müminin aynasıdır. «Ey Allah elçisi bize bildir. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. bir söz söyler ki.» Pişmanlık duysun. Bundan daha önemlisi. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti. Garip hadisler arasında anlatırlar. çünkü kâfir değildir. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır. her fenden.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. «Doğan kuşuyum. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti.» diyor ama dürüst değildir. gözünüzü kulağınızı açasınız ki. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı.» der. Olgun söz böyle dolgun olur. Yarabbi. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor. Ama bu pek yaygın değildir. «Beyazım. Yine hadiste. Sahabeler. «Mümin.

ne Mecusîlikten. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. yönünden değildi. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. «Bu adam Farsçadan anlamaz. sen Müslüman olarak öleceksin. daha hoş ve aydındır. «kulların zindanı. Hoca. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. gizlice eteğini çekerler. her saat yüzüstü kapanıyor. Ama Hoca işi sezmişti. 170) Su sertçe akmaktadır. eteğini çeksin. O da öteki gibi gülmez ve der ki. Bundan dolayı âyette. Ancak şu. Şeyh ona seslendi. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin. dostu uyurken biri gelsin.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar.» anlamındaki hadiste şaşaladım. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. yahut nezaket icabı sanırlar. Kendimde küfürden de.» dedi. dostluktan da değildir. kâfir ölmeyeceksin. Kullar başka bir toplumdur. «müminlerin zindanı. Nasıl ki o gün demişti ki:. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti. ne iman. Zaten doğru konuşmak lâzımdır. «Sen lük. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı.» Ona dediler ki. der geçersin. kurtulacaksın ateşten. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı. Senin huzuruna geldim. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir. Ne Yahudilikten. «Gel de şimdi anlat bakayım. Ben onlara (M. feleklerden daha büyük. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor. Senin perhizin. çabuk çabuk. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. «Ey ulu sultan. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. helak oldu. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor. zindanı kendimize bostan yaparız. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. güzel bir eşek. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. ahval şöyledir. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor. daha geniş. «Şimdi bende ne küfür kaldı. alsın da giysin diye. kendini karanlık bir âleme atmak. o Fatiha okumasını bile beceremez. Onlar bu hali yorgunluk. Gönül ki. «Dünya müminin zindanıdır. (M. yahut başka sebeplere yorarlar.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir. «Getir şu pabuçlarımı. Her ikisi de birdir.. Şeyh. namaz vakti geçsin. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. arada duraklıyor. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. Meliki Âdil ona çok inanırdı. Şimdi öyle hoşum. Siyah şalvarlı denen. Topal eşeği bana getirdin.» dedi. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. Ancak o hazret.» . «Zindan nerede?» diyorum.Dostluk o mudur ki. Dost ile her ne gelirse. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir. Biliyorlardı ki. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir.» Bu yol çok çetindir. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben. iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. Hayret edilecek nokta şudur ki. göklerden. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. bir din bilginiydi. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir. imandan da bir şey bulamadım. Ne çar'e ki. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım.» Bu hoşgörme. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir. Allah kelâmıdır. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken.» dedi sultan.» demiş.. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. çirkin hayallerle oyalanmak. Şimdi söylemek gerekir ki.A. elbisesinin bir kenarını açsın. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki. derler. Başı sonu belli değildir. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. vesveselerle.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S.» dememiştir.

Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. bu fareleri temizlemeye çalışırlar.A. eteğimi tutmuyorsun. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır. Nasıl olur ki. «Ey hoca. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. Hakkın terbiyesindendir. «Tamam artık yüz sopa oldu. Kerim. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu.A. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. O biliyordu ki herkese. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi. Meğerse sevdalı olmuştur. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir. Benim adımı ona söyle. «Ey ahmak. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi. Güya pazarı yakacaktı. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir. Âyette. sizden de şifalar olsun demek. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi.A. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir. Benim çöme-zimdir. onların her şeyi gizlidir. Bir sopa vurunca. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. (M. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez. yaraşır. Bu bağa gitmenin etkisidir.» dedi. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. Ev bana çok yabancı geliyor. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. Eğer böyle olmasaydı. O bana karşılık olarak bunu yapar. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu. «İki horozun yok mu?» «Var.» buyurulmuştur. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. Ebubekr Ömer'e sormuştu: . Bana böyle sövüp saymazdı. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur. yanlış okuyor. Hiç şüphe yoktur bunda. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. onun aksi sıfatı da vardır. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. Sonra diğer bir âyette. Sen ise gidiyorsun. «Kabe'nin içine giren güvende olur. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar. Hazreti Ali daha cenkçi idi. Yallah aslan gibi erkeksin.) dininin yol kesicileridir. «Senin için pirinç mi pişirelim. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. Fare dağılmanın. kerametleri gizlidir.» cehennemden söz edilmektedir. Ben onun için öylesine kavgalar ettim.» O erkek . ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir. feryatlar. Ali için o öldü. onlar da gizlidirler. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. zıp sıçrıyor.) düşmanı da Yahudi idi. birleşebilselerdi. Hiç olmazsa kaçarlardı. oradadır o. kedi topluluğun remzidir. sırlarını herkese açıklamazlar. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre. Artık gideyim dedim. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. Kendi kendine: «İş gönül işidir. elinden âciz kalıyordum. Şu halde demektir ki.» dedi. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar. Ondan çok zahmet çektim. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir.» Senden hapşırmak. kudretli bir kişisin.» Evet. bu günahsız Kimya'dandır. oruçtaki açlık nerede. Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim. 172) Korkma hemen söyle. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. Ona lütuf da yaraşır kahr da. Bazı şeyler var ki. demiştir ki. Tekrar hapşırdın mı. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. evet oradadır. Yanmak ona derler ki. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun.dişi kerim değildir ki! Evet. hizmet gönül hizmetidir. Ben dedim ki: O.» dedi. Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S. (M. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S. söyleyemem. Birçok has Allah erleri vardır ki.» diyordu. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur. Gizli bir topluluk da vardır ki. Nasıl ki. kedi nihayet bunlardan birini yakalar. onu görür görmez boynuna sarılayım. Çünkü zıp. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur. korkular vardır. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir.» Ona dedim ki. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. Bundan faydalandın. Nasıl ki. «Etrafında bulunanları kapan.

Ateş mangalında kebap pişiriyor. Ancak başlangıçta görüyordum ki. benim de maksadım bu idi. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. Şimdi mecliste değil.) bile.» dedi. ne de kötülük düşünürüm. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. 173) Kişi sevdiği ile beraberdir. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. bozgunluğu önledim. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin. Ben diyorum ki. o buradan gitmeye karar vermiştir.» «Doğru söylüyorsun.» dedi. Şaşırmış hayran kalmıştı. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu. henüz satranç oynamakta.» buyurdular. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu. Hakikatte o bir dosttur. pek levend bir boyu var. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. çabuk kalk! Ben başka birini buldum.» dedi. Koşarak geldi ve gördü ki. başka bir sefer daha söz. bunu istiyordum zaten. O zaman bu hal yok idi. bir çılgın gibiydi. dilberiydi. «Bidatçıyım. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim.» derler. meclisimizin süsüydü. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. sonra içeri geldi. Zaten bende söz kalmadı. bir ayağını o delikanlının kucağına. su döktü ve meclisten dışarı çıktı. kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü. Konuşmak düşüncesinde değildir. Tekrar inancı bozuldu. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. İstiyordum ki. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. Sordu. sevgim vardı.» dediler. . (M. beraberce oturdu. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. perhiz ettim. Şimdi sen bana söyle bakayım. «O fasıktır. ona çok iltifat gösterdi.» Nasıl ki.A. Bir şeyden anlamaz. Aynı zevk ona da erişti. Ben hiç kimse için. «Senden adalet yağıyor. onu ziyarete koştu. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi.» buyuruyor. onlar imanlı kişilerden değildirler. Müminler tek bir vücut gibidir. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. Ama içim çok hararetli idi. Hazreti Muhammed (S. selâm verdi almadı. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü. Ben de. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin.» dedi.» diyemem. Yüzüstü düştü ki. Bu sefer feryada başladı. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). Bu saatte de zararlı çıkardık. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim. Yarlıganmayı da. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum. kâh ötekinden şeftali topluyor.» İnanmıyordu. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü. «Başını yere koymak. aşırayım da onları susturayım. Ama daha çok onunla konuşurum. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki. «Böylece fesadı. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış. şeyh arkasından seslendi. Onun hali nasıl olacaktır ki. Rubai: O put. istedi ki geri dönsün. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. eksikliktir. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu. günahkârdır. dedim. Asıl söz eri. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir. Vaiz başladı. vücudunu ayakta tutmak ayıptır. «Doğru söylüyorlar. karşısına geldi. bir hafta hamamda kalmış. Bunlardan da kâh birinden. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o. bu namazın hakikati. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. hakkı gözetirim. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm. Bu zevk sahibi bir adamdır. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları.

» demişlerdi. Her zaman böyle olur. Bana güldü. içini o marifetten boşaltmak gerekir. O ihtiyara. kendisi sentaks olmuştur. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. asla!» diyordum. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. Gizlice kendini dışarı attı. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim.» diyor. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. Eser hemen açıkça görüldü. «Otur!» diye söylediği yere gitti. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. Eğer ben suçlu isem. Sana. Öyleki. beşma vurarak. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. selâm verirken bugün bizi sormuyor. Davette. Sen bilirsin. . ben bunu kırayım dedim. (M. eteğini boynuna atmış. Perhiz yapıyorsun. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. Bunu söyleyince gitti. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. benim sevgilim senin önündedir. işleri ondan başkadır. şimdi artık hiç günahım yok. önce kapıdan bakarım. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. O orada mıdır? Orada yoksa. Hayır onu gözümle görmeliyim.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet. O kimseler ki içerden değildir. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. Hazreti Ebubekr. şahit olunuz. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. Onu görmek imkânı da yoktuf. «Gerektir ki dışarda kalayım. cemaat dağılmıştır. hatta Çelebiden. başka anlamda söyleyeyim. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe. kolaylık göstermekte kahır da vardır. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. Bugün tekrar tövbe etti. Ben diyorum ki. (M. Ben kötü ettim. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. Bu gün beni bırakmazlar ki. söyle ki. «Hayır. bana zehir tiryaktır. Belki âciz ve zavallı biridir o.» dedi. O halde bana da izin ver. benim seninle işim yok. asla. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. o kimsenin haberi vardır ki. gözünde yaş b'rikir. Ona. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. Cehennem benden sorar. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. Allahya ant içerim ki. benden çekinmekte ve korkmaktadır. gideyim. Böylece birlikte olalım. Benim onunla görülecek başka işim yok. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. anlamak da istemezler. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir. Halk Yahudilere bile.» Bana para verdi. sen bilirsin.» dedi. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. lütuf da vardır. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. yine o kimseler toplansınlar. falanın yanında yatar. Orada Bedr'e gitti dediler. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. Tekrar bağa dönmek de boşunadır. der. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. Yersiz. demektir. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. onu bana bağışla. Yallah ki. Bunun delili de. farkında olmaz. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. «Benim bir arzum var. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir. İçi boş ise. gideyim. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. hiçe sayıyorsun. Nasıl ki Şahap Herive. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. tekrar içeriye uğrar. (M. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. Zaten onun Allah olması imkânsızdır. Çünkü onu bağda göremiyecek. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. Beni cennetin kapısına götürseler. Dedi ki. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. nerede diye sorarım. Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. bundan öyle bir kuruntu geldi ki.» der. Benim cehennemim. Diyorum ki. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. Kerim'in. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. Onu bana ver. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. iman getirir. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım. söyleniyordu. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. Birkaç kerre gördümki. Benim. Bana. Zaman zaman da.» Sentakstan. O zaman zaman bizi gerçekler. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun. külah ister. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım.

Eğer konuşuyorsun dersem. Ona kendi gözü ile bakmayın. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. Eğer varsa söyle. Kaynanama şöyle dedim. üstünde sövdü saydı. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. o iyi bir kadındır. bana ayıp olurdu. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun. (M. külhancı ile kavga eder. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. kendi bilgisi perde oldu. Hani nerede araştırın da bakın. Allahdan üstün kimse var mıdır ki. iki yıl otursun. Bunu yapmıyorsam erkekli.» (Âli İmran sûresi. Dışarı çıkmadı.179) O kimse candır. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. Beni bilirler. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle. bacım kesiyorlardı sanki. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle. O.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen. evet diyorsun. «Nasıl olur?» dedi. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. benim nikâhıma girmiş. Bu işten dolayı özür dilemektedir. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur. (gizli bir sözü) var. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım. Bir zümre vardır ki. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. Başkaları da senin imamın. Böyle yaparsa. bir ev tutsun da gitsin. söylenir durur.» «Böyle söyleme. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim. Ben kılıç ile teklifsizim. Adamın sakalını tuttum. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. «Bedr'e ne yapar?» dedim. Şahit getireyim. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir. Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir. «Ben seni istemiyorum. hem can olsun? Bu imkânsızdır. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise. Bu. Onun aslı külhancıdır. Padişah yolunu çevirdi. tekrar söyle. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı.» diyor. Benim nazarım.» «Ona söyle ki. başkaları da ibret alsın. «Ne dedim ki işitsin. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. «Ona on gün mühlet ver. elimi eteğimi bağlayan nokta. Padişahın biri. ğim icabıdır. karıma böyle dedim.» diye soruyorsun. Benden rica etti. hem kalıp olsun.» cevabını verdi. Ona. Ben zaten itiraz ediyorum. Bu görünürde böyle değildi. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. Sonra bu. îşte . sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın.» dedi. birer birer yoldum. Bundan keder yoktur. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer. «Aman işitiyor. ona uygunsuz sözler söyledi. Sen başkalarının imamlarındansın. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. bir ara geleyim. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. O kötü huylu koca. «Teferrüç yani gezinti. Görüyorsun ki. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor.» dedi. gizli sözü anladı.» dedi. «Gönlüm böyle istedi. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki. «Bu açık sözleri işitir. «Külhancılara değil. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki. iki ay otursun. Ne dedim ki. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. Bu itiraz demektir.» dedi. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar. 178) Karnı yırtılıyor. cariyeme bunu söyledim.» dedim. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur. gözü arkada kalmasıdır. (M. kendini asla aziz saymazdı.» dedi.» dedim. «Şimdi sen ona yapışma. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz. yol. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. Bir zamiri. ona öyle bir şey yaptım ki. o büyüklenmezdi. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı.» dedi.» Firavun ve Nemrut için. niçin evet demiyorsun. «Şu tarafa gidelim. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın.» dedi. imamlar uygun görmüyorlar. Asıl beni üzen. Külhancı. onun gönlü bende.

«Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. 180) Hazreti Muhammed (S. hali olur. bir de bilgide uzman olanlar. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler.» sözü pervasızcadır. böyle söyle. O beni yedirir içirir. her hangi biriniz gibi değilim.» (Kehf sûresi. o benlik davası kendisinden gitsin. «Ben. Senin elin ayağın taklit ile uzanır.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. bu da onun aynıdır. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse. Nasıl ki. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. «Onu bir Allah bilir. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır. Bayezid'in. akılla bayındırlaştırırlar. Bazıları görünüşte onu yok ederler.» dedi. Allah işidir bu. Pisliklere. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. Ama önce inkâr ettirir. Eğer sorsalardı. Bu zordur. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler. ama bir kapı açılmıştır. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). Bu sözleşmeyi bozmak olur. Bazı gerçekçi araştırmacılar. gaflet uykusundan uyanırlar. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir. aynı âyetin sonunda. Hazreti Mustafa'ya (S. Güneş yerine çıra yakar o zavallı. Senin söz üstadın bilmiyorum. ona gülmüştünüz. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. güçlenir.» buyuruyor ki. ancak Allah vardır. Çare yoktur.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor. Senin görüşün onun sıfatları iledir. bana olan saygıyı artırmış olurlar. Bütün zamanlar. karanlıklara ve oburluğa.Kuran'da buyurulduğu gibi. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın.. (M. Söz ancak onun sözüdür.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur. ister olmasın. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. Yarın vaiz etmek gerekiyor. ayıplamalar başlar. Bu bana da yaraşmaz. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın. soru yönünden söylemişti. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır. Onu uygulamak ister.A.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki. o halin. Herkes. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. Bu. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim. Hallac'ın «Ben Hakkım.» yolundaki sözleri. Bunu. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar.» Bu da evvelki hitapların benzeridir.» buyurdu. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır.» sözü daha kapalıcadır. şikâyetler. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. ben miyim? Vardır diyorum. Allahnız tek Allah'dır. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. «Kendimi kutlarım. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. de ki. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. uyanık gönüller uykuda da iş görür. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı. . Nasıl isterse onu o tarafa çevirir. geri al derim. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler. bu icar sözleşmesini bozsunlar. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer. 181) ister değişik olsun. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur. ama. birçok gizli noktalar açıklanırdı. Açık ve kapalı anlatılmıştır. O güzel sözlerden. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır. her hangi biriniz gibi değilim. bunu artırabilirler de. Allahmın yanında gecelerim. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki. dil işi değil muamele işidir. ne de maksat ve manâsım anlarlar. Olur bu işler olur.

» dediler. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir.» dedi. «Bu karanlıklar içinde oldu. ev gibi değildir. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz. Allahnın. «Bir oğlanı seviyor. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. Güya havalarda uçuyordum.» dedi. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır. «Bu böyledir. bunun için hikâyelerin en güzeli.» dedi. Halifenin ya-kınlarındanım. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz. insanoğlu değilsen hayır. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum.ve öyle adlandırdılar. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim. yeryüzünde değildim. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler. Hazreti Muhammed (S. artık bizden vaiz istemiyecek. açık söylüyorum.» Uzaklık. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur.» dediler. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim. Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki. Diyordum ki: Yol. Allahtan korkmazlar. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa. Bu. Biz. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır. . O bir köşeden geldi. Bu Lala işidir. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor. gırtlağın ki. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik. Rum diyarında kadılar kadısıyım. İçimde bir müjde sevinci vardı.)' yüzüğünü çevirince. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. Ey senin o. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor.» (Müminun sûresi.A. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. (M. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin. Lala hikayesini birinci gün yasakladı.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. «Bana bir iş buyur. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır.» dedi. yarın yerleri cehennem olacaktır. beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. 183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. Her gün bir satır okursan böyle olur. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. Sen namaz kılmıyorsun. büyüklük Mevlânâ'dandır. bundan önce kılıyordun. 182) Nerede o biricik evlât ki. İyi bil ki. «O pislik yuvasıdır. Kitabım boynumda. Ama gördük kü bu vaiz. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu. ikinci gün bir kaç altın verdi.» derse o başka. başka sözlerle meşgul olursun. hep biricik oğlunu arasın? (M. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın.

Ancak bir toplumda yoktur. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. oturdu. ne çare ki. gamdan kurtuldum. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. O nerede. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. Belimi. O özgür erlere hizmet yolunda. Demir nefsinde demirdir. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. binlerce cilveler. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. (M. ona. biri bir şey bulamadığından aç durur. Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. kuvvet yardır. nükteler vardır. örtünsün diye. bozuk ve çirkin görünür. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. Deniyor ki. bu bana bir başlangıçtır dersin. Bizim aşinamız.Herkes mademki onunla kendini süsler. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. Bende hem şarap var. Bende ne zabitlik kaldı. hep uğraşırlar ki. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. Şiir: Hârâbat ehli oldum. ama bir ölçüye göre. (M. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. hem güzel var. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı. kendini öğen ve güzel bulan dadısına. Fakat bakıra . Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. Çocuğun biri. sırf sevap kazanması için tutar. hanımının erkek kardeşi de onu görse. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti. hem ışık. erkek ve dişidir. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. Akıllı adam onu bilir. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. Senin güzel bir cariyen olsa. ne Kuran okuma kaygısı. geride başka insanlar da var. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. O iman karşısına gelince. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. kimse kendisini tanımasın. 185) Küfür bile çirkin değildir. onun sağlam zünnarı ile bağladım. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. Allah bilir. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. Bari onun sözü. bu nerede? Bu birinin yaptığı. Nihayet kendinden insaf et bir kere. O kimdir ki. yaramazlıklar yapar ki. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum. Ama onda halk için faydalar vardır. Yoksa kendi nefsinde güzeldir. öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. onların hangisi erkek hangisi dişidir. bunlar. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. Bunu öğren ki. Her millette erkek de dişi de vardır. Bunun misali. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. serttir. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. öte tarafta yersin. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar.

Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar. şahide. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. o balık değildir.» deriz. bir zümreye yeşil. hayınlık ederiz. kimya işinde elverişlidir. Dediniz ki. çok güzeldir ama. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. sudan çıkmaz. onu affeder. Eğer böyle olmasa. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye. Sonunda anlaşıldı. onun hiç bir bilgisi yok demektir. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. Vezir. Ama balığın suda yaşadığını isbat için. O bununla övünür ve onu bozmaz. Diyelim ki. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. her kılığa girer.. Kuran'da. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. onları ilgilendirir. Bunlar bir toplumdur . su korkusu ile öldüğünü görürsen. altın. demirden ziyade. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. onlar benimkilerdir. Halife kendisi için iyi olanları bilir. isbata hacet yoktur. Artık el açma bize. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. nefsiyle bilir. Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. Onun bundan başka işi yoktur. Çünkü o suda yaşar. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. bunu kabul edenlere de engel oluruz. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. O yavrunun yüzünden. îsrar edersek evet der. Başka maksatları da olamaz. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. Görüyorum ki. mücevher.» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır. Halife bir zümreye beyaz. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. davaya. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. çünkü biz gittik elden.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. onun suda yaşamasıdır. göklerden dalga dalga nur yağıyor. 186) Şiir: Ay yükseldi. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz.göre derecesi daha aşağıdır. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. yine gider. Ancak onun vezir ve. Çünkü bakır her şeye elverişlidir. Gümüşe sıra gelinceye kadar. ne iyi olur. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. Öyle ise en azından ona. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M.

ona bir şeyler doğuyordu. falan evde öleceğim. Ben ona. uzaktan huzurda olursa. deyimlerle. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun. onun hastası olmuştu.» dedi. Bununla beraber zordur. Alâeddin'e. O Hâcegî denilen.» «öyleyse. Bir daha ağzım açılmadı. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. îş arasında el çırpanlara. ondan bir elma istedim. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. ne yaptım ki.ki. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. onlara iki akça verip. Kerim'e söyledim. beni buna zorluyordu.» O övmeye başladı. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz. bu hal ehlinin kulu kölesiyim. manalarla dopdolu idi. beni kurtardı. O gece. satranç oynayanlara. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur. değildir. sen Bayezid'in mertebesindesin. Yalnızdır. «Düşmanın oyununa dikkat et. hayır ben. karanlıktadırlar. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. O başka mesele. Bizim nazenin kullarımızdan biri. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. Öfkem geçsin diye. kılı kırk yaran. Ama bütün içim sözlerle. benim babam ol!» diyordu. Şemseddin sizden bahsediyor. onun gönlünde parlayan. ben söyledim. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. seni isterim dedim. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. dediler. (M. ne yapayım.. Onların duyduklarını duyanlardanım. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. «Hele bir sor.» diyorum. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki. beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. kaseyi doldurup götürebilirsin. O kimdir diye sorarlarsa. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. Erkeklik odur ki. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. Ama burada karar iş arasında veriliyor. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. «Bana gel. ben de başımla işaret ettim. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. onu övünce. kendine oyun oynuyorsun demektir. bana sordu. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış. bana verdi.» Parmakla dokundum. Ama kendimi tutabildim. «Susun. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. O bizden atılmıştır. biz ne biliyoruz. diyordum. nurun etkisiydi. Artık bir şey söylemez. artık hiç bir şey söyleyemedim. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. o ayırt etsin. Sözünden başka hali de değişti. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur.. Eğer iki dost. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı. Ona bir peri verdim ki. ona bir ziyan erişirse yazık olur. neye karar verirse inayetle baş eğmek. bu meseleleri kesip atsın. Onun çocukları için oldum. Bu saatte ne var ki. Başım salladı.» der. O. (M. şahitler meclistekiler benden uzakta. düşmanın oyununu görebile-sin. Ondan sordum. Eğer yal-nızsa. Öyle nazeninler ki.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. 188) Ben çocuktum. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki. filan kişi filanı istedi. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. Gerekirdi ki. ben. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. Allah'dan Allah'yı istedi.» der. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki. O seni açtıkça açılıyorsun. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. uçtu gitti. 187) Allah bizim aramızdadır. Benden çok incindiler. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. Bu azarlama onlar içindir. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. Sen büyükler .» dedi. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. kendisi bilir. çünkü hastaydı. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. gemiye atlayanlara.» dedi. karara saygı göstermek gereklidir. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır.

semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir. Sizden sonra. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir.» Ona inanmıştım. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte.» derler. Derviş de. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası. yemek içmek düşüncesi.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın. Allah sevgililerinin sözüdür. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. Yani sizin önünüzde olmasın. ne malını satan satış yapacak. şüphelidir de. Şimdi nerede o dizgin çekme. (M. büyük bir bilgindir. Ancak iş iyi gitmedi derler. Söz Allahnın sözüdür. îşte bu çirkin bir şeydir. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir. 190) Ama işitirse benden incinir. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. ürkerler. «Yandım bu ıstıraba. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin. «Yârabbî yandım artık. îster ki siz mescitte olasınız. Derviş ham hayaller peşindedir. Başka biri. Onlara bir kâr kokusu gider. insan. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. Hak benim elimdedir. neşelenirler. hiç bir şey. ama benimle birlikte değildir. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. Her gün gerektir ki. Şimdi iyi sohbete dikkat et. sözünden dönerdi. ama küfrün de rengi ve kokusu. öteki başıboş ve yularsızdır. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. bir satır bile olsa bu lâzım. bir şey okusun. baş sallıyorsunuz.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. Su dağıtılan yerde bana bir.» buyuruyor. Hak âleminden hiç haberi yoktu. bana hiç ayakbağı olmasın. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. cevheri kırma .» demişlerdir. «Bu nasıl raks?» deseniz. «Tahammül et!» der. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. mest olurlar. Ama bununla değil. o başkalarına söz verir. gazel okumaz. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. işimi öğretiyor. şöyledir böyledir. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler. O. der. onun görüşünden gizli değildir. Eğer doğru söylüyorsan. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. Onun vakti dardır. bize göre onun âlemi başkadır. birlikte olalım.. Bütün vücudu dil kesilmişti. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. İçerde dağ gibi. «Ben seni bu iş için tutuyorum. dayanamadım. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. işitmiştim ki. Geceleri uyku uyumuyor. vücutlarında parlar. yüz bin dağ gibi ağır. Soruda. Nasıl olur da erlere hizmet eder. bu.» deyince. utancı. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. onlarda açıkça belirirdi.. (M.» buyurulmuştur. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. Bana. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. Hak onların yüzlerinde. «Ne türlü nefesler vuruyor. Bir vakit hizmet etsin. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler. Bu çok garip şeydir. 189) Bana dedi ki: «O. Allah. Mademki yanıyor-sun. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. cevapta terbiyesizce davranırdı.» Evet. Su üstünde yaprak gibi yürürler. söz söylemez. dışarıda saman çöpü gibidirler. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir.

Ancak gülerek. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. Nihayet ırmağın. küp. bütün peygamberlerin mucizeleri. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. Zahirde de bâtında da. babam da yanımda idi. asılmaya değsin. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. demek gerektir. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. cevheri benden sorasın diye kırdım. şeytan işidir. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. yalnız kaldığın zaman. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler. «Yemin et!» deyince. Başka bir şey bilmiyoruz. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. hayır. Allah ona. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. yaptığım hata. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. 192) Sonra. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. taştan daima sakınır. hep görünüşe bakar. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. hiç bir şey demedi. Biri hemen. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. Çünkü onlar. (onlara ne olduğunu Allah bilir). güle güle. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. O. Tam iki yıl yol yürüdüler. nakısı ve sureti görürler. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. «Vay yavrucuklar gitti. onun maksadı odur. damlatır. galiba onları aşağı çektiler. Yani hoş geldin. Bunun sebebi de senin yalvarman. taşın karşısında zavallı kalır. Sofracı. Şahın üstüne yemek. Hintliyi. başka bir şey yapamaz.. denize girince de beraber girerler. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. Nasıl ki. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. boğuldu!» derler. Bazılarını. olduğu yerde sayar. «Mademki beni astıracaksın. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. sonra herkese karşı. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. «Allahm! Sen benim ilâhımsın. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. Senin gamının bulutları gelmedikçe. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. «Asın şunu!» diye emreder. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır.hikâyesini andırır. önemli bir şey değildi. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak. o «Başın için!» diye ant içer. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. Acele edenler. Yani sır (gizlilik). Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. etrafa yayılır ve bulaşır. dalgalanmak ister. Kırıtırsa. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler.» Bu: sır içindeki hikmet. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. Öteki de arkadan atladı. Ama yalnız küp. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. coşup köpürmez. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. Kuran'da. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. Arabi da. Sevgili âşı-kma sorar. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. Şah. Sarayın sofracıbaşısı. Türkü. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. «Oyun . ağlayıp feryat etmendir. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. 24) deme.» der. Pek açık bir gerçektir ki. ben de senin kulunum!» deyip. Acele. Hatada. Tövbe. ama lanet olsun o alçağa ki. senin gibi birini doğurmuş.

terlemeye başladı. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. sen fena yaptın. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. «Evet» dedi. çok uzaktır derlerdi. eteğini öptü.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. Bu sözler hiç kimsede yoktur. Her biri. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. benim makamım burası olur. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. seni ve beni bu yüzden korudu. Bazılarım atlatıyor. Ama bu bir kaza idi. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. mantıkçı mı?» dedi. içeriye giremedi.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. Başlarını eğdiler. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. «Bu adam ne diyor. para ve rahat lâzım değil. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. Celâleddin de konuşacak. öteki boş lâftır. Öğretmenlik yapıyordum. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. Nuh Peygamber. Ben konuştum. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. Ben dışarı çıkayım. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. Bu çok zor bir durum. imana davet ederdi. (M. Ben bu adamdan ummazdım ki. Kedi savuşturdu. Ben bunlardan kaçtım. sessizce orada oturayım. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. Eğer ben iyi insan isem. Özür dileyerek. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu.» dedim. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. bir başkası götürdü. Bana böyle yerler. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur. Geceleri tahta çıkar otururum. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor. «Ona iyisini verin. Eteğinden yakaladı ve sordu. yüz yirmi yıldan . Evet. demez. îzin almasına imkân kalmadı. söyleyiniz ki. konuşsun.» dedi. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. Padişaha haber verdiler. başım sallayarak. hemen aynı günde geri döndü. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. böyle bir söz üstadının izini. Şimdi yapamıyorum. İşte Alâeddin konuşuyor. her gün bir kaç semti dolaşırdı. biraz sabırlı ol. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. sabaha karşı onu döküntülerini. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum. İşittiler. tozunu bulamazsınız. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. pisliklerini süpüreyim. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. çok hayret ederlerdi. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». Kimse bana. bize bir cilve gösterdi. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. o da öğretmenlik yapıyordu. bir de şu duvar var. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. hayır hayır! dedim. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es. şöyle yaptın böyle yaptın. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. Ansızın bir şey işitildi.

Çeşitli rivayetler vardır. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. ona. yolunu kaybetmiş değildi. yediler böylece oruç tutuyorlardı. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. o yönden bir kuvvet vardır. her gün bir semti beş kere dolaşırdı.) halidir. onu döverler. Onlar nerede. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. . cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. Buna güç yetiremezler. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. Beni davet ettiler. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. 196) Ona mimber değil. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. işte o hal. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. Bin yıl imana davet etti. onların sözlerini kabul ediyorum. bu uyanıklık. Evet. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. Dünyanın yaratılışından maksat. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. elini. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. Meğerse onlara kötü ile iyinin. A. Bizim gidişimizden öfkelenir. Benim yanıma getirirler ki. nur uğruna ateşe düşüp yandı. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. kâfir. o adı onun yanına götür. darağacı yakışır. Nasıl ki. Ama dıştan kâfir görünür. dediler. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. Nuh elbette davetten vaz geçmedi. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. Nasıl ki. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. İşi bozuldu. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. ateş şeklinde görünmüştü. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. Bir şey getirin ki. Ancak o sövdü saydı. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. gül yerine diken ve çalı diker. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. Hazreti Peygamber. Nasıl ki. Şiir: Bir kimse ki. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. ekmek. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. davet doğrudur. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. Bu kadının tuhaf bir isteği var. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. gibi bir çok yorumlar yaptılar. sesini kesmez. Onun için bir engel de yoktu. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. demiyorum. elsiz ayaksız kalırlardı. ancak Hakkın hazinesidir. işkence yapsınlar. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. iki parça ettiler sanırsın. Ancak her kesin bir huyu vardır. Akılları başlarındadır. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. ona karşı sert davranmak gerekmez. Müslümanlık doğru sözdür. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz.» Bunu düşünmeye. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. dedim. yiyeyim. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. Onların aradıkları. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. katlanayım. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. yaralarlardı. Onlarda. Davet işinde biri vardır ki. Nasıl ki Şeyh. Burada iş aksinedir. başkalarının düşünceleri de daha başkadır. ekmekçi ve kasap değildir. benimle iftar ettiler. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. yalnız kendini şaşırmış. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. Binlerce teşekkür ettiler. 195) Susayım. Burada. . Dışarı atarım. (M. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler. Ama ben açıkça. secdeye kapanmış. Şimdi hiç kimse sanır mı ki.

bir «Lahavle. her şeyden önce yemek getirsinler diye. «Ama sen nasıl ölüsün ki. geri döndü. Mevlânâ böyledir.» «Ama çok iyi öğütürüm. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim. kalk» dediler. Hepsi yüzüstü kapandılar. yüzüğü onlara gösterdi. içeri girerek tekrar. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi. «Bir saat kadar gel de görelim seni. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir.» dedi. «Ne yazık ki koyun kesmedim. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun. (M. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu.» Bir ırmak kenarına götürdü. Mertebesi yükseldi. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir. «Kalk çabuk seni Şah istiyor. Sonra tekrar geldi. Yine kalkmadı. «Sizler çok cömert insanlarsınız. Şah konuşmaya başladı.» «Kalk. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani.. konuşuyorsun?» Değirmenci.» buradan gideyim. Sakın gönlün incinmesin.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede.Ey yüce bilgin Mevlânâ.» dediler. Şah bunları yedi. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. Sonra. «Aman. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım. Adamcağız.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık.» «Kalk!» dediler.» dediler. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler. Çocuğa «Selâmün aleyküm. (M. Çocuk ne görsün bütün beyler. peynir ne varsa getireyim.» cevabını verdi. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi.» diyerek onu inandırmak istedi. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum. yanındakilerine. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun. «Öğütülen un yetim malıdır.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım. dedi ki. ne saçmalar soyuyorsun. «Kalk!» dediler. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. eğer vermezlerse ben alır sana veririm. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler. Karşılıklı sorular. beklemeye takat getiremez. uzaktan duymazsın belki. Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem. «Sanıyorum ki. işi daha iyi oldu.» dedi.» dedi. bu iş çetindir. kapıyı kırdılar.» der. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. Senden incindi. «Eyvah geldiler. vezirler sıralanmış. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur.» dediler. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın. Değirmenci giderken pişman oldu.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı. Kalkmadı. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de . incinmesin. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi. kalmamış. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. 198) Şah oradan ayrıldı. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı. Diyorsun ki. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk. yoğurt.» der. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım. İçinden bir «Ah!» çekti. çok acıkmıştı. (M. Mahmud kendi kendine. «Eyvah. boynuna bir ip bağladılar. Orada boş sözler var. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık. «Eğer olsaydı biz yerdik. süt. «Gözlerin rahatsız olmuştur. yoğurt vereyim ki. sonra da konuk ister misin diye sor. «Öldüm.» dedi.» dedi. Çeke çeke götürdüler.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı.» «Burası mescittir. «Aleyküm selâm. «Var ama önce bir selâm ver. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin.aralık geri kalmıştı. bari tamburumu verin de işime gideyim. «Ancak kalan yiyecek budur. Çocuk.» dedi.» dedi. «Size un vereyim saç ekmeği. «Bize misafir gelir misin?» derdi. «Seni Şah istiyor. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. Bana haram olur. çocuk içinden tekrar.» «Çok konuşma kalk!» dediler. Değirmenci. onun da gönlünü hoş edeyim. yemeğini nasıl yiyebilirim. Onu saygı ile karşıladılar. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç.» dedi. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı. Büyükler nezaketlidirler. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin. kulağına boş sözler söyleyeyim. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi.

orada cevabını ver!» dediler. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler. Ona çocuk kaçtı. Adamcağız. geleceğim dedim. Bin dirhem bağışta bulunmalarını. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. Çağıranlara yalvarmaya başladı. yüz kat başkaca elbise dava . O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M. «Ham ham. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. «Daha ne kadar yiyeceksin. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim.» dedi. Beyit: Ben kötülük yaptım. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin.. Sonra «Onu geri çağırın.» dedi. Bu onların körlüğünden ileri geliyor. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı.» dedi Şah. Kendini deliliğe vurmuştu. Arkasından koştular. «Adamcağız. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın.» Değirmenci yüzüstü düştü. Tekrar hücreye gidiyordum.» dedi. yahut edebini takınmak. bir zaman da bu adamın şeytanı. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. Derler ki. sen de kötü mükâfat veriyorsun. «Uykum kaçsın diye yiyorum. kabul ettim. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. Uykumu ver ki yemeyeyim. Adamı tımarhaneye soktular. «Sen öyle bir adamsın ki. karnım davula döndü.aradı.» Mademki kulağıma söylüyorsun. «Onu getirin!» dediler.» dedi. uykumu kaçırmak için.» dedi. Ancak Sultana. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları. yeter!» dediler. «Hayır. «Be adam. «Gel!» diye seslendiler.» Üç kere dışarı çıktım. «Kalk çık dışarı. Elimi kalbime koydum. Nihayet. yalvardılar. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam.» dedim.» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı. öp artık kaçıyorum öp. «Ham ham.» dediler.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar. ne dersin?» diye sordu. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu. Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici.» Kadı. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. bir melek varmış. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki. Üç gün geçtikten sonra. Kadının önüne oturttular.. yüz top istanbul atlası. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. senden davacı var. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim. Şahın huzuruna çıkardılar. bırakın ki öleyim!» dedi. «Ah beni kandırdı. «Artık benden ne istiyorsunuz. Yüz Bağdat çarşafı. bir kerede ölüp kurtulamayacaksın. dedi. O bununla gelmez dedim. adamı kıskıvrak bağlasınlar.» «Saygılarımı sunarım. Şahın huzuruna götürdüler. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek. cehennem gibi bir işkembesi vardı. bir kat elbise vermelerim. bir solukluk canım kalmıştır. daha serseri bir suçlu gelir. elimi de bırakıyorum.» «Gel.» dedi. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. Hep yedim.» diye seslendiler. her gün beş kilo ekmek yerdi. önce bir adam gösterdim. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. Gizlice ötekilerine emir verdi. Değirmenci. ama belki daha beter bir belâya uğratacak. ama onu göremedi.

Şüphe yok ki o Haktır. ona inkâr etmesini öğretmiştir. ham. mutlu ol oğlum.» Çünkü sen benim canımın içindesin. Ben öyle bir Allahyı arıyorum.» buyurdu. O tarafa düşmem yakındır. (M. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir. onlarla cilveleşir.» der. Peygamber. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü.ederler. Ey tefsirciler. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. Zaten yolda da bunu böyle istedim.» Kadı der ki. O da. «Bunu da Müslümanlık say. Bu bana senden dilenmek demektir. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. niçin inkâr edersin. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. isterim ki. Bunu uygun görmem. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki. Onda ihtiyar yoktur. boynumuza sarılıp öpmelerinden. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. Her bir âyette bir müjde var. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu. yatakta uykusu gelmezdi. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım. «Suçunu kabul ediyorsun. o Buharalının kapısındadır. O bunu yapmayaydı. Evet ver diyorsun. Ona candan dua eder ve memnun olur. «Bugün ham. Diyorsun ki: «Ben. Bir söz söyledin. bir kaç gün dolaştın. Çelebi! Bu isteklerinden. ham. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi. O ayakkabı seni rahatsız etti. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. «Zararı yok. Aksaray'a varırım. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. Rahman sûresinde.» demek bir yorumdur. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var. «Hayır. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur. Ben vaz geçtim. Ye afiyet olsun üç lokma. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. «Hayır. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. yoldan bir kızcağız geçer. Ya bana senden bir gayret ister. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. gönül açıklığıdır. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler.» buyuruyor. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır. «Afiyet olsun sana.» derim. bana uymak gerek. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye.» buyuruyor. «Bu hakkın gayretidir. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. Allah kendi arzusu ile iş yapsın. «Ben böyle bir Allah'yı istemem. Hırkayı yırtmalı. kendinde bir hareket duyarsın. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. . 201) Suçlu. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında.» der Kadı. nazım yolu ile. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. beni de mutlu ettin. Konuk için. «Şüphesiz o Haktır. «O haktır şüphes:'z. Ey Efendi. Evet çetin iştir bu. ona ant içtik dedin. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye. yahut da sana karşı benden. «înkâr ediyorum» der. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. «Mümin pis olmaz. «Ham!» der. «Ben. Muhammed de Haktır. bütün âlemden el çektim. beni eziyor. «Allah Kuran'ı ona öğretti. Yani şüphesiz Allah Haktır. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin. incinirdi.» dedim. hoş söylüyorsun. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun. O zaman bir şey söylemedin. Sonra baştan savdık. «Ve onların nefislerinde. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır. Ulu Allah Kuran'da. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir. nihayet tekrar konuştun. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. evet ver diyorsun. onunla daha çok vakit geçer. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem. bu benim elimde değildir. orada yer tuttun. Can içinde etki yapıyorsun.» dedi. (M. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı. Kadı. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. Evet güzel söylüyorsun.» (M. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende.» diyor.» âyetinden anlaşılıyor ki. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum.

işte. zina. Sen. demedim.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır.» Öyle ise sen failimuhtarsın. «İhtiyarsız. Onun kâfirliği saf olur. Ama ben kabul etmiyorum. Ayrılığın. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz. Elif harfinin manası tamam olmaz. Ama yanılıyordu. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor. «Beni göremiyeceksin. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. Günler bizim aramızdadır. Firavun incinmezdi o sözden. Onun en aşağı kullan.eder. Dilediğini yapandır o. Bir topluluk. yine o bilir. Cim. O. kâfir de küfürden. Ama daha fazlası elinden gelmez. Bunları dünya ve ahirete atarım.» buyuruyor. Mimber ağaç olduğu halde. Hazreti ibrahim dedi ki:. Bin kelime mi söyledi. O dost başka sözleri de bilir. Saf olur. yüce Allah. hem de sen hidayet verebilirsin. şahadet getirdi. imanla yalan bir arada yürümez. Her saatte binlerce cihanı mahveder. dal harfini düşman bilirler. içinde ne varsa onu sızdırır. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı. «Başımda iki noktam var. söyler. iki yönden eliften üstündür. ona engel olacak bir varlık yoktur. elife bağlıdır. Ona. «Onu o yoldan çıkaran benim.» dedi. «Eyvah. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. Ona. Musa bir kaç adım geri döner. O imanlıdır. Bir mezar taşında. elif harfin'n ayağına düştü. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu. Çünkü (M. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. konuşmadan geri çevirir. Adamın biri cübbesini yırttı.» dedi. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. «Yani.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. ama o yine mümindir. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. der. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. Ancak mümin yalancı değildir. onun ayağına düştüler. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet. Hemen Elifin manasıyım. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı. Sonra be harfi geldi. 204) onda Kuran'ın manası vardır. ömür. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. bir . Mimberin son basamağında durdu. Adına fereci dediler.yanılmaz. «Yanılmaz. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. doğru yol budur diyorsun. o. Mevlânâ bu kadar söz söyler. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. içinden ona. Hak sözde buna imkân yoktur. Fitne hiç yatışmadı. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar. Dal harfine gelince. Onu âciz kılacak. Herkes bir tarafa kaçtı.» anlamındaki âyet gelince. (yani failimuhtar) değildir. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. ayırmanın iç yüzünü söylüyorum. Cim daha uzakta idi. Ona başka zaman gel der. yolda seni köpek ısırmıştır. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır.» diyor.Allah için dilediği gibi yapmaz. «Ey mimber! Sana söylemiyorum. (M.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. Allah ona. o da iki eliftir. demek istemiş ve onu yürütmüştür. Aralarında. «Allahya iyilikle ödünç verin. (M.» Te geldi. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez. yine de. Sen bir yol gösteriyorsun. Ulu Allahnın. sözleri arasında çelişki yoktur. 205) Benim huyum budur. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. saf küfür olur. «Akıl . Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. yukarı çıktı ve onları ayırdı. hiç bir şey istemez. Bir noktam var.» dedi. başka konuşanların sözünü de konuşur. sonra sözü tükenir. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı. yani ağaç bile. Mısra: Testi. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır.» dedi. benim fere-cim.

buna gerek yoktur. Gönül halinden bir nişan arıyordum. Nihayet işaret etti ki. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. 206) Kendisinde güzellik olmayan. te .» dedi. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir. Ben hep emirle giderim. Onda da hiç boş yer göremedim. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi. Hemen. her şehirde bir destan var.saattir diye yazılı idi. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. yavaşça. Sana anlatayım. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. onu tekrar okumak içindir. Ona hizmette bulunuyoruz. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. erenlerin sözlerini araştırdım. Bir saat. fesahatten nasibim yoktu. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. nazar değmemek içindir. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. başını çevirdi.» Hayırlı bir işe aracılık etti. Sofî için. Bu. Yani vaktine bağlı insan demektir. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. Eğer bu dağarcık olmasaydı. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz. Okursan o zaman düşünürsün. Hiç düzgün konuşmaktan. O işten hiç başımı kaldıramam. Başkalarını anmak.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. Şimdi bir yazı yazmak. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. işaretle. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. acele gönül tarafına sefer ettim. ibadete gidiyorum. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. Onlardan her vadide. Şiir: Hikmet ehli. gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. Ama tekrar okuyamazsan. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. bizim işlerimiz var. Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. «Lüzum yok. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. vaktin çocuğu derler. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. ben bir işe gidiyorum. A.

Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. Yoksa biri demirciye gelip. Kuran'da. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. sert başlı adam. her bir parçasında başka bir âlem var. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. Ancak haberi olanlara haber verir ki. sözlerimden ürker ve bana dönerek. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. Halk o öğütleri kâh tutar. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. Birini çalgıcılığa çağırdılar. Tebrizlilere eşek demiş. Ama o neşeli anlarda olur. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. haberi de yoktur. A. olur. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. zavallılardan oluruz. velileri. Ağır davrandı. Sana göre her parçasında başka bir yön. Çünkü kim bilir ki. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. eşekliği yönünden. onlar yokken bir şey yapsın. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. O kendi işini yapmalıdır. bu sözü niçin söyler? Orada. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. . Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. Hoş hutbeler okursun. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz.» dedi. O uygunsuz adam. içinde ne yağ kalır ne de tencere.harfidir yahut te'dir. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. gelmez ki. ben şeytandan daha iyi bilirdim. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. Bizim için en iyisi budur. Allahyı inkâr etti. Cevher gibi olmaz. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. nasipsiz kalmasın. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. Horasan'dan gelmişti. Tebriz'de öyle insanlar var ki. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. Mert odur ki. Ona orada Şahap derler. Meğer ki. hiç kimseye değer vermezdi. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. Bir hikmet içindir. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir. sıkıntılı zamanında da hoş olur. ve •Allah erlerini içine almaktadır. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. O Herive ki. bugün böyle ağrı çekmezdim.» dedi.» diye yalvardı. Sen bilmez misin ki. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. Ama özrü kabahatından beterdi.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. belki H. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. Söylediğin (M. yanmayınca yüz dirhe. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. Biliyordu ki. unutsun. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek. M. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. Gam içinde sevinç duyar. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü.» anlamındaki âyet açıktır. hayır. Acaba ne yapacak diye. Ey efendi! Hayır. Benim için. «işte bu Allah eri olgun kişidir. Onun. O zaman büyük adam olur. Meğerse unutsun. O varlıkla dopdolu olunca. nihayet sende de var.» deyince bu söz Peygamberleri. O muratsızlıkta murat umudu vardır. Pişmiş et gider. azdıracağım. kâh tutmaz. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. Ya benim içimi. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. Başka bir tencere lâzım gelir. şeytanı da bir tarafa koydu. ben onların en zavallısı kalırım. vücudu böyle olur. Hoş geldin. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. Ben öyleyim ya. sefa geldin dersin. (M. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. inayetini bir tarafa.

nimeti iki cihana da yetişir. A. Mikailin ne yeri var. Ben onun mezarına. çünkü kalkar. Benim hemşerimdir. dışarı atarsın. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur.) mübarek ruhu aralarında yoktu. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. Adam odur ki. Nerede 8 Sofi ki. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. Dedi ki: Ey Mustafa! (S. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. Şeyh bana de di ki: Eğer. Bu yoldan söylüyordu.» anlamındaki âyeti düşün dediler.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki. (M. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim..» dedi. Kocakarı ne. Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. Söz alanı dardır..şey ki. Oh dedi. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır. ağzına. Toprak başına olsun öyle insanların. imkânsızlık kavramı kalmaz. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. onların tozu nü bulamaz. Çulha hikâyesini atarlar. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir. kımıldanmaz. Peygamber. Yani tamamladı. gelmedi. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. Tabağı ona gösterince. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz. yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş. Keramet odur ki.. balığı balığa versin. Burada sözün yeri yok. Mimber de o anda yürümeye başlar. Aşağı indirdim benden sakladı. «Yarabbi. kapalı sözlerle uğraşır. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. Genişlikten ölür. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. ama ne hemşeri. Dar demenin ne yeri var. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. Hazreti Muhammed (S. nara gitsin. Hoşlandığı şeye erişemez. her be cim karşılaşırsa. O. ne zevksiz. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. desin. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu. tekrar onu inkâra kalkıştı. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. (M. Ama o. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar. ne mutlu beni göreni görmüş olana. kaygısız yemek yesin. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. îçerden şeyh seslendi: Gel. . Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı. cim be ile. bundan. «Ne mutlu beni görene. hali perdeler. A. Çünkü o ölmemiştir. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen.) Bunlar ne tatsız sözler.) Benden niçin yüz çevirdin.. tabağın içine dolmuştu. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği. O mantıki da (cihan farzet. İyi insan odur ki. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar. güzel suretler belirdi. «Evet dardır. O da artık Müslüman olmuştu. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. Nihayet kaç kere çerez geldi. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın.» buyurmuştur. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır.» dedim. «Acaba eksik kaldı. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur. geçip gidenleri birer birer çözdüm. Halk zaman kazanmaktadır. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer. Sofuya başını kaldır da. Çünkü içinden ona engel oluyordu. Ama o.

bütün kuşları." dedi. geri dönersin. damarları patlayabilir. Bu bir dairedir ki kapısı. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. dediklerini işitmiş. ağzıda budur. Çünkü ötekiler bir saat uçar. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez. Arakliye karışıklığında. onda bir cevher. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. Birkaç gün beraber kaldık.. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet . gönlüme bir tiksinti geldi. Başkaca bazı hadiseler oldu. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. doğan. Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. Siz de. soysuzluklarını görür. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. hayır dualarıyle meşguldür. Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. Bana bir daha geri dönmedi. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti. taklitçi değildir.yoktur.yüksekten seyreder.. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. Avcının biri aslan avlardı. Ama. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir. sözleri yönünden . onu beğenir. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. bir gönül alçaklığı bulur. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. (M. çok zor ele geçer. Eğer kaçacak yerini bulursan. hep çöllere düşersin. Bilmiyorum ki. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki. Dün Perir geldi. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. sonra alçaklara konarlar. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. Şimdi bu sene. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar.görür. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. köpeklerde havlardı. sizce de bilinmektedir. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. Bütün bunları söylüyorum ki. onun burada yerleşmesini sağladık. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın. kendisinde bazı üstün vasıflar. şimdi aslana yakın geldiniz. Ben bir çok aziz derviş gördüm. Bunlar arasında aziz. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. bir de mana’yı gör. Bir topluluğun. ona iltifat gösterir. Bir köşede kendi âleminde meşguldü. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür. lokmayı kulaklarının ardından. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın.YAZIŞMALAR. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki. İçinden dolaşırsan.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. onlarla sohbette bulundum. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. . Onların himmetsizliklerini. Duacınız. Bari gönül almak. ŞimurgHuma kuşu. Şam'a gittiği zaman. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. diri gönüllü bir derviş var ki. Onlar. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır. Her birinin hali. onun hakkında. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. değişik bir halde idi. bu zayıf kul. bir lokma gibi ağzına koyaşın. (M. sana garip bir hal geliyordu. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk.ile. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. çocukları yerlerinde bırakırdım. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. hernde davranışları yönünden anlarım. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. ama Simurgun nazarının etkisi .

patlayıncaya kadar söyler. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. O Seydî şöyle söyledi diye anlatır. Ancak öteden beri âdet böyledir. 0 Söz söylemeye. ona bâz. Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. "O halde halvet olsun. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir. Bağdat'ta ne kadar zembilli." dedi. 213) Bir vakitler. "Şunları bir sınâyalım. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. Benim maksadım seni kızdırmaktı." dedi. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir. düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi. sağır.' dedi. çok uzaklara koşuyorsun. onun gölgesinde yaşar. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın. Onda şan vardır. hemşirelik kalmaz. o bizim adamımızdır." dedi. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. öldükleri vakit uyanırlar." dedi. Diyorsun ki. Kendi kendine. dedi. Şüphe yok ki. Birine şöyle sordu: . dilsizdir. "içmem. şarabın. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır. başlayınca susturmak gerek. dilsiz ve kör olan sensin. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur. Sende de hayırlı niyet varsa. Görüyorum kî."Sizin himmetinizle. Şan ondadır. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir. Bizim himmetimiz ya vardır. Eminüddin Mikâil sevimlidir. bırak Halifeyi. "Onlar sağırdır. Allah sözü haktır. yani doğan demezler. Yine “Halk uykudadır. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu. Bu ilk işin deliliydi. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. hûcreye atın.Kur'an'da buyurulan. "Yarabbi kendini bana göster. yahut yoktur. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler. bİzi ne kadar çirkin görürler. o da geri kaçsın Biz Musa'nın. Hasta ise Bazen zârârlıdır.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. "Bak ki bu ne işarettir. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. kördür. Hem bu taraftan gelir. Falan ve senin karının falan arkadaşı. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. Onda hemşirelik kalmadı." Lokmayı onun ağzına koydu. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. Sevimlidir. ne kadar Halifenin adamı. Onu söyleyen' dosttur. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. Böyle bir ölüm nasıl olur? . kurtuldu. Bir cemaate geç geldi. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. Yoksa söyler de söyler. Sen yanlış gıda alıyorsun. O babalık dıştan olunca. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor. dedi.Başın kararlı olsun. Onlar. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. Adam bir dostunu gönderdi. hem o taraftan gelmez. önce balık su tarafına giderdi. Allah senin işlerini düzeltir. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. Seydî'den. Ben onun yerini biliyorum diyesin. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin. "Evet. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar." Halife incindi kendini tutamadı." dedi. (M. Sen benim karım olacaksın. Kabul etmezdi." Dedi ki. o halini değiştirdi. "Sen benim karım olursun. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. Oradaki bir Allah eri. Adam saraya gitti. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. bir sınavdan geçirelim. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa.her gün. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar. "Bu adamı götürün. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. O İbrahimin annesi idi. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. 214) O oturmuş tevhid ediyor. o gayıp âleminin uluları. Allahya yalvarmıştır. yoksa o çok ucuzdur. Sevgili ."dediler. İslamın gözü üzerindedir. hep ekmek yiyorsun. ama korkudan ölürüm'. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. oradan sıçradı.” buyurulmuştur. tekrar Şahın yanına döner. Zaten kaçak onun evindeydi. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. karpuzun değeri. müminler emîrinin huzurunda. ferman böyledir." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi. bütün gün. değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. çok sevimli. Ondan sonra korku kalmaz. Bir "ah” çekti. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. Adam. karşına.

Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile." buyurdular. arklara ayrılmıştır. bu kıble asla hali değildir. Bu yaptığım belki edep dışıdır." demiş. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın.) uymak ona derler ki. ıslanırlar. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. kendi yoluna geçer. Sevgilinin yurdunda. gönül kırıklığı yoluyla. söz üstadı olduğunuzu. "Taziye ile meşguldüm. der. içine dalarlar. belki sebeplerini aramış olursun. Ağacın dalına binenler." buyurdular. kâh öteki yoldan akar. Eğer . Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. Şimdi Mevlâna'yı gör. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. Ona. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi. Hazreti Yusuf da. demekle yetinmedi. Mevlâna kıbleye döndü. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K. Orada dalıp gitmiş." Bayezid. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. O bir deri bir kabuktur. Zaman olur ki. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. bu tarafa akar. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. kaynağından kurtulmuş olurlar. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. bu sözleri sana açıklayayım. ben akla uygun söylüyorum. edep dışıdır. Sevgili ise hem nazenin' dir. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. biliyorsun ki." (M. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir. gönlü kırık bir Müslümandı. O yüzdendir ki. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. Rabbim en büyüktür. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. dua ederken. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır. işte bu. 12/101) diye yalvardı. sevgiliye de kavuşamazlar. keyfleri yerindedir. sizin insafınızı. bana. içerler. doğru dürüst kendini kurtaramadı. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını. evet. açıkça gördün. onda ne sır olduğunu anlamak istedi. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. Onun işi nedir. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı.A. akıldan geçerler. Cefa görmüştür. ama nitelikleri vardır." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. Ayrı.Hazreti Muhammed’e (S. 215) Ta dilimin ucuna geldi. yorumlayayım. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler. Ama nasıl bileyim kabul etmem. kıbleye yolculuk yapmaktan. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur. ama söylemedim. yemiyorsa da istemiyorum der." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. kâh o yoldan gelen su. hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. hem nâz'dır. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. Başka hiç kimse yoktu. O Muhammedi idi. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. dedim. Amma. Hamamda daima şeytan vardır. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. Yerler. ayrı yollara. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. Yeter artık açıkladın. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. Tekrar ona gittim. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. Kâh suyun hepsi bu yoldan. Uyanınca kendi kendine demiş ki. "Aman elimi tut. dalı kırar aşağı düşerler.Hakkı arar. buyurdu. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu." dedi. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor. tutmamışım. Onun niyazı hep naz oldu. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M.

başkalarına söz geçirsin. âşık mıyım diye soruyorsun. böyle olur diye anlattı. Mevlâna geliyor dedi. üstün zekâlı bir insan değildi. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. dediler. O. düzgün konuşması. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. Bu Şemseddin. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. Peygamberlerin. Mevlâna ilimde. O bir sığıntı idi. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. dedi. onun yola gelmesi ondandır. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım.yüce Peygamberin. o benim sırrımdır. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. İşaret etti. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. ondan daha büyük. sessiz bir şey olurdu. ne güzel yaptın diyordun. bu sersem zahitlerdendir. O ise. O söz ona zehirdir. ey Melâna. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. Bu da bilinen bir şeydir. kabul etti. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. herkes de bilir ki. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. Onları aldattım. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. halk yoktur. arkam sana dönük. ben de. hayale gelen şeylerden daha yücedir. (M. Bu her ikisi. Bana. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. sen. cömertliği herkese açıktır. Adamın sözüne güleceğim geldi. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. işte Ramazan geldi. O halde.Eğer başka bir zaman. uzun boylu ısrar ediyordun. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. diye bir lahavle çekti. Diyelim ki. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. On iki ayda bir geliyor. Padişahın biri. daha yüksek birini bulasın. diye öğerdi. (M. Bu iki temele dayanır. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. Ama adam dosdoğru konuşan. hem de mürit idiler. Ben diyorum ki. Onun o cevabı." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. Ona daha nasıl bakayım. olmasaydı söz harfsiz. fazilette deryadır. Ben geldim. o. Kalktı ve gitti. bütün akla. derdi. bana işaret ettiler. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. bir uygunsuzluk oldu. o. Senin hayaline gelen düşünceleri. Ona. dedi." diyerek bunda tartışmaya başladılar. her şey haktır. Şehir ağası. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. Öyle yaptı. mazur gör. ama o kimse ki cihan kendisine güler. senin önün de. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. üst tarafını siz bilirsiniz. onun keremi. Nasıl olur ki. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. 217) Halktan bazıları. neye güler? Hazreti Peygamber. acemilerin yüzsuyu olasın. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. O ibadet zevkini gördün. peygamberlerin mirasçısıdır. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. Biliyordum ki. O da hırka sahibiydi. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. Hayır. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. başkalarına nasıl güler. Sonra da. dedim. Diyorum ki. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. sanki kendi değerini buluyorsun. arkan da aynıdır. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin." demedikçe kimse ona iman etmedi. Ona zikri öğretti. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. sersem insan daha başkadır.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. "Allahtan başka ilâh yoktur. yani yırtılmıştır. Ama eğer halk. Bir aralık dediler ki. Ben de biliyorum. dedi. bilgin ve yetkili adamdır. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. ihtisap ağası. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. "Alimler. Sen de Müslüman. başını salladı. Ben onu öyle okşuyordum ki. hesap ettik ki. Başını kaldırdı. . kalk gel. dedi. Bana. Kimyayı bana gönderin de. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. Derviş debir söz söyleyemez. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. Evet. o. Şimdi ulu Allah. yani âleme gülünç olmuştur. Ramazan ayma rastlamıştı. Nereye? dedi. Ancak oğulları hem evlât. Önce. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. ibadet bundan ibarettir. Âdem evlâdıdır. Allahü Ekber! diyesin. dedi. 218) Zikir kabul etmez. bize gücenirdin. gel. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez.

"Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. davulculara seslendi. pislik yuvası gibi dolu olur. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. Tövbe et. Allah rahmet etsin. ne de insanın kalbine doğmuştur. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. geceleri. Onlar gerçekte böyle yaparlar. Mutriplere. Hava ve heveslerle. Oysa. bilirlerdi. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. dilin kesilsin. onu bir an durdurdu. yani ben Hakkım'dır. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. Gazalî karşısına gelsin. bütün lâfı Enel Hak. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. mademki söylemedi. Oradaki Hak. Gördüm ki. o kendi sarığını tuttu. O. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. yabancılık girecekti araya. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. Onu bayındırlaştırmaya. 220) Dostluk onun dostluğu idi. Cihanda yaygın bir mısradır bu.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. geçip gitmeye razı olmuyordu. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider.Üçüncü kez okudu. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. çalgıcılara. dendi. Bey şöyle bir başımı çevirdim. boynun kopsun.başka hiç bir şey göremiyordum.Muhammed Gazalî. yere düştü ve başı yarıldı. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. yok olacaktı. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. sinirlerimi. diye özür dilemeye başladı. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. (M. Hele şu. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. Gönlüm onu bırakmaya. (M. ayrı ayrı yatsaydık. parmakla gösterilir. Şüphesiz ki o zavallı. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu. çok üstün yaratılışlı. Çünkü dünya bir köprüdür. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. Şiir: O kimse ki. Mecaz. O. dedi. . 219) Onu tekrar okuyor. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. Şeyh. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. bunu ne ile ispat edersin. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. O. bu huydan vazgeç dedim. ne kulaklar işitmiş. ama düşüncelerine aykırı davran. inşallah Allah dilerse. dedi. eğer gelmeseydim. sarığım yere düşmüş. derhal azarladı. Kutsal hadiste. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. Bu halde. Ta ki. ne de dökebiliyordu. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. hakikat'in köprüsü. derviş sözünü aklında tut. Evet. ne gözler görmüş. Ama. Hemen oradan kaçarlardı. namaz yerine sıçrattı. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. korkusuz yatardık. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. aramızdan bir şey eksilecek."anlamına gelen bir müjde vardır. Gerçi o sana sebebini söylemez. demediği için hoşuma gitmedi. işte şimdi beni öldür. öyle aciz bir hale getireyim ki. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. şüphe yok ki rezil olur. Bir perdenin delilidir bu. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. Onu öyle elimin altına alayım. orada yer yoktur. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. Biz eğer bu halin dışında. Ansızın gördüm ki. hakikat de mecazın köprüsüdür. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. sırdan pek az bahsedilmiştir. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. Ansızın bir gürültü duyuldu. sana. Kur'an'da. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. Bizim aramızda ayrılık olamaz. nasıl gidebilir? dedi. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir. Bu gece. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. şehvetle dolu insanlara. ama asıl sebep başka idi. Kur'an'da. bu ip ile asılır. fesahatte. Gülümsüyordu. Sen. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. çalgılar çalınsın da. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. Orada herşey göz kesilmiştir. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. Ne içebiliyor.Ibni Sina'dan faydalanmıştı. dur. böylece hep benim elimde olsun. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir.

Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. (M. Bana. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur. O zaman. ne hamamcı razı olur. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. sonra zaten pek az. ne de hamamcıyı yaratan. sen de zavallı yoksun. Yahudi. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. yahut zehir cinsindendir. Biri dedi ki: Onu bana ver ki. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. Yine Peygamber. herkes inancından başını sallasın. bağımsızsın.dedi. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. giyeceğimi de sağlamaktadır. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. sırlar var. Ama bu. Ancak. iş Allah bilir. Benim işim böyledir. dediler. bedenin kirini evden hamama götüreyim. rahatsın. ondan bir pay alırlar. evet yalan söyler. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. Israfçılar. Ekmek lâzım. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar. başaramadı diyelim. helâl olsun! Allah bilir. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. elbise lâzım. Buna. tam vakittir. âşık ve yoksun zavallı. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. eve nasıl döner. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. Hazreti Peygamber. Bir kaç ahmak haram mal topladılar. . Kur an'da ne güzel incelikler. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. bütün bir topluma erişmez. Bunlardan konuşmak hoş değilse de. Çünkü kirler yumuşar. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti.(M. çağrıyı herkese karşı yaparsın. bu cevher herkeste yoktur. Uyku ne gezer onda. hizmette duraklama olur. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. ondan aydınlanırlar. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. demekle tamam olur. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. savruklar. şimdi erkendir. ben de kalktım helvayı temizledim. Büyük efendi. buyurdu. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş.A. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim." Yani biri burada bir hizmet yaptı. gamsız ve hür yaşıyorsun. benim yiyeceğimi de. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı. benim yolumda yürürler. Ne mutludur o kimselere ki. O. dedi. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. daha üstün bir hal idi. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. Allah onu doğruya çıkarır. sade meyhaneye gidenler. istiyorum ki. Nasıl ki. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. yolda para buldular. ama öteki niçin helâl olmasın. yarın yeriz. Sen daveti. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. onunla helva yaptılar. Ama. Ayakları uyuşmuştur. değerli ömürlerini. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. Çünkü vakit. orada nice paralar sarf edenler değildir. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. köle olursun! Evet. şüphe yok ki. ama hepsi birden kımıldanınca." Nihayet o ne idi ki. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. ona kul. bir dönüşün eseridir. başka bir hal. Helvayı. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. onunki yine ağır basardı. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı.

Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. Ama ilk konakta hepsini yemişler. Ne söyleyeyim sana! Sen. Ah ve feryat etti. Ben zahidim dedim. anlaşıldı! Ama geçen geçti. Gündüz akşama kadar uyursun ki. Ama faydasız uyku gelince. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. bu kimden bahsediyor dedim. âşık olacağım. (M. dışarı götürün bunları dedi. tilki. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. köpek. bu böyledir. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . dedi. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler. Elbise karşılığı için ne derler? (M. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. Her taraf bom boş. O teraziyi. o sırada aşağı gitti. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu. bu mânada anlarlar. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. O can dostudur. o zaman da ben oraya giderdim. dedi. Öyle bir delikanlı erkek idi ki. çok bile. domuz. Hırkasını sırtına almış. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. bildirdi. senin için. Ama hep onu değil. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. Vuslat geceleri olsun. Gündüz uyumadım onunla. kertenkele. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. Benim hemşehrim oluyorsun. dedi. hep onu gördüm. fare. hemen çarh vurdu. Sebebi anlaşılamadı. yengeç. Senden bahsediyorum. raksetmeye başladı. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. demeden öylesine kupkuru davranıyordu. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. nasıl olur? Nur üstüne nur olur."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. Senin elinden inliyorum. Oturdum. Şimdi de artık mal yiyordu.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. fil. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. mümkün olmadı. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. Titredim.sen git kendi makamına çekil. şaka ve edepsizlikler eder.. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. kurt. O eksik idi. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim. Benimle pazara gider. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. karnını doyurdu. Ama ümmetimin fukarası demediler. Gönlümde bir şey burkuldu. oradaki pis döküntüleri yerdi. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. Üstü kapalı söyleyeyim ki. yüzümü doğruca binaya çevirdim. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. 223) Tebliğ etti. Gördüm. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. bu saatten Çabana kadar burada kal. geri dönmesi mümkün değil. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı." buyurdu. dedi. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. 225) O yüksekten beni gördü. evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. Dağıtın. Tebrizli Zahid'e göre. Evet. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. benim o kervansarayda bir odam var. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. çok da yiyecek götürmüşlerdi. hayal bozguna uğrar. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. koyun kebabını beklemedi. yok bulamazsam elimdesin. bir ah çekti gitti. Ben bir vakit istedim ki. sarığını külahını giymişti. Öğle sıralarında da gelmişti. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. Ah. Ne yazık ki. Gezip dolaşma belli olmasın diye. derdi. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. Hoş geldin sefa geldin. kaplumbağa. eğer buraya gelmese. (M. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. kirpi. beyan etti. O çağlar geri kaldı. Benden ne ücret istiyorsun. sana elli dinar ikram edeyim. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. Hallacı Mansur gibi olmayayım. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. Müminler. Aynı sofî şakalarına başlardık. Ondan sonra dedi ki. dedim. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. inledi. hoş bir şey. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. Ona. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. Ben damda idim sağıma soluma baktım. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. sevgili ile geceleri halvet olayım. dedi.

yahut da hal ehli değildir. Kutup. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. Sen başka bir yerde nazeninsin. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. Kendini ona verdi. o süt de içer. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. Özgürlük çok hoş. Aman bu adamı yakalayın. yahut bir köylüdür o. Orada bulunan birkaç Arap da. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. ahmaklık etme. dedi. Bir yerde ki. falan gün de ben böyle . dervişlik vardır. o kadar duman yuttu. ciğerler söker.yaşamaya razı idi. Falan gün başını örttü. Nurları. Nizamî. Sürmari'nin oğluna karısı. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. demiş. Peyniri Pars denilen canavar da yer. dedi. 226) Allah nuru ona çakmıştı. Ceylânlar. "kendini bana göster" dedi. En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. tekrar ona verdi. senin makamın nerededir? diyordu. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm. Kutup geldi başını önüne eğdi. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. diyordum. bir nazenine naz ediyorsun. Ne nazım'dan anlar. bizi kabul etmedi. dedim. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. Hakanî ve Attar mı söyler? (M. Kılı kırk yarıyordum. Şamda bir adam vardı. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. dostun var mı? Evet. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. dedi. açık cefalarda bulunuyor. yoktur. Belki bir çiftçi. odur. keyfine bak. Ancak biraz üzüntüsü var.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. var. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. Görmüyor musun ki o oturmuştur. karnını doyurur. Yüce Allah. bu yolda senin yoldaşın. Izzeddin. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. Evet. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. Herkesin bir azığı vardır. Şeyh gülüyordu. çocukluk etme. dedi. niçin bir şey söylemiyorsun. Maksadı bir söz söyletmekti. her neyim varsa ona vermek istiyorum. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. Arş'ı. kaçtı. Kürsü'yi. Bana sövüp sayıyor. benden bir şeyler geçti. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. o bütün mavi boyaları herkese verdi.Ama sen diyordun ki. Ne olur açık söyleyemiyorum. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı. dedi. bir söz söyle bir şey emret. onu benim karşıma getirdi. göklerin yaratıcısıdır. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. Nihayet ben de onun için istiyorum. Yürekler paralar. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. deyince. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. taklitçi değildi. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. böyle ağlıyorum. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. ayağı bağlı idi. O hiç aldırmadı. ululuk bulasın. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. yoksulluk. Ne gariptir ki. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. Cennetleri yaratmıştır. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. Ama bunları hep Hakim Senayı. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. ne de düz yazı bilir. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. geri dönmek de artık mümkün değil. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. Onların halinden anlatmaya başladım. Ona. Ama kanatlar açık ve boş olursa. adam. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki.

hem onun hem de bunun dostu idi. ama herkes kendi halini anlar." (K. Bunları çağıralım. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. (M. yani kâinatın elçisi. Derman derdin olduğu yere gider. Başka bir âyette. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi.söyledim. 229) Ama Hak. haberim var. yerden maksat da onun vücududur. Büyük Izzeddin. övmeye değer. Beni mi daha çok seviyorsun. ama Şehzadeyi göremedi. onun dimağı. Gördüm ki gebedir. bir dönüş içindir. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. bana başka biri geldi. kulağını yahut başını okşayayım." (K. Kalbim ağrıyor. 2/206) buyurulmuştur. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. sen gitti. Öküzü gördü. "Yerde ve göklerde ne varsa. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. o zehirdir. "İncinme. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. bu ne gebeliktir. Gittim elimi karnına koydum. Ne var ki. 228) Ağzın sirke ile doluysa. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. Kuran'da. Ben biliyorum ki. peki sirkenin senin ağzında ne işi var. dedi. Yoruma dikkat et ki. düşmanı da severim. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. el kaldırmak yakışmaz. Kendine geldiği zaman. Ben de onu istiyorum. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. Dedi ki: Hazreti Peygamber. Tattım. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. Köpek de yavrular doğurur. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. "Siz sanır mısınız ki. sizi boş yere yarattım. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. utancın ne yeri var? Adamın biri. dostumsun demek. dedim. ama onu dinlemek istemem. bana hiç ziyanı dokunmadı. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. Allahındır. dervişin biri. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. Hep onun hikâyesi. Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. (M. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. Beni ululayın. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. 23/117) buyurmuştur. Bana açıkla diyordu. Dedi ki. O Arş denilen makam. Burada göklerden maksat. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra." buyurulmuştur. Nasıl ki. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. namaz kılsın. 20/3) buyurulmuştur. ben Kerimiddin'i severim. içi doludur. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. Ebubekir'in dostu. . diyelim ki ağzın şeker doludur. bakalım ne olacak? vah. Ama Muhammed'i. onun halinin ifadesidir o sözler. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. Hazreti Muhammed'in kalbidir. dedi. Bir kimseden incinirsem onu yakala. Allanın huzurunda duygulansın. yoksul olarak öldür. Her kim. Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. âşıka daha hoş görünür. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. onu yakala diyorum." (K. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. Hazretle kaç defa konuştuk. dnu götüreyim. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. İsterim ki. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. ama gerektir ki o da zahiri korusun. "Rahman Arşın üstündedir. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. o da aracı dostun ayağına kapandı. Büyük Hamid. Arşa hâkimdir. Allah Kur'an'da. beni yoksul olarak dirilt. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

yürü bakalım! Fare. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. ama dizden dize fark var. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. geceyi size örtü kıldık. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. Beni Allaha ısmarla. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. ötekini başka bir balığa dikmiş. cennette kendine açık bir makam hazırladın. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir.dedi. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir. Fare. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. Allah daima gayretli davranır. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. evlenmeler bir türlü değildir. Sen akıllı kişileri dinle. dedi. benim nazarım ona. sen bilirsin. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek." buyurulmuştur. "Uykunuzu size rahat sebebi. hiç aldırmadı. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. Fare. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. başka bir parıltı daha belirdi. Hem de söylemek gerektir ki. . Sudan geçmek kolaydır. Benim ipim uzun. Bunun sırrı başkadır. Eğer söyleseydim ödün patlardı. hiç bir ses çıkarmadı. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. Diyemez ki. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen. Ayağını suya basan deve. hiç kimse konuşamaz. 10) buyurulmuştur. (M. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. nihayet dizkapağında. Bizim canlı Allahmız var. sonra kes. deveyi su kenarına kadar yürüttü. güzel tedbirler alalım. Ne yazık ki. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. dedi.değerse Müslüman olur. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. işlerimizde daima iyi.Farenin biri devenin yularına yapıştı. Geldim eteğine yapıştım. Uykunuzu rahat. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. kenara çekildik. Hakîm Senayî'nin hem müridi.hem de şeyhi oldu. ben doğru konuşuyorum. gemiciden sordum. ömür vefa etmiyor. yahut keski hiç yemeseydim. O çabuk yürüyüşlü. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. dedim. su çok büyük ve derin. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. dedi. Bir dindarın önündeki bir akçe. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. Sen kimsin? diyordum ona. derler. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. Deve uysallığı. kendi yerini de gördün. Kur'an'da. bunun sözünü etmeye değmez. Söz sözü açar. 78/9. 239) Bu şükran secdesidir. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. benim tersim de sensin. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim. Üstat ve kâmil bir insan idi. (M. Nasıl ki. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. demeyesin. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. Bu da nefsin düğünüdür. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. başka kim olacak? Düğünler. ölüm bin kat daha hoştur. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. Önünde bir pul değerinde helva var. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk. Burada işi düzeltmek gerektir. o zaman geçti. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur. onu çekmeye başladı. iyi bir iş yaptın. sensin dedi. sinirini koparır." (K. Gözünün birini bir balığa. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. Şimdi sen de tövbe et ki.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. Çünkü ben Allahyım. heybetle bir baktım. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. Biri sordu: iblis kimdir? öteki. gel gel dedi. önce kumaşı ölç.

Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. Ama çok soğuk ve yersiz olur. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır. kendi kendine. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. yine de Yahudi. şüphesiz ben de sizin gibi insanım. ben sizden herhangi biriniz gibi değilim." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. Sağırın biri değirmenden geliyordu. konuşamadı. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. Sustu. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. Peygambere. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. Onlar geç kalmışlardı. Parmağımı öyle bir sıktı ki. yürüdü. Niçin sıkıldın. falanın başına ant içeceksiniz. Meğerki ben istemiş olayım. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. Sonra tekrar dili açıldı. Bunu o söyledi. Efendimiz dediler. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. onun heybetinden eve kaçtım. hey anneciğim! Silâhımı getir. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın." (K. o da bana vahiy gelir. 55/56) buyurulmuştur. Benden bir söz işitti. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu. ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım. sensin. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir. (M. öteki yankesici. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. Onların aralarında yaptığım o işten. bunu değil. onlar da pek çok eşya götürdüler. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. Şarapçının biri şarap satıyordu. Şu şartla ki. benzerler ve eşler niçin olsun. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. ne de cin eli değmiştir. biz çok sopa yedik. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. bu ayağı da değil." (K. ama hiç kimse bilmez. dedi. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. dedim. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. o geç kalır. Köpek havladı. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. (M. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. Yani ben açık bir iş yaparım. dışarı çık. değirmene doğru giden birine rastladı. Hey anneciğim. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. Mevlâna'yı değil. Kuran'da. dedi. diye düşündü. Sen bana bakma. 241) "Söyle ki.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. hav hav. Selâm vermeyi bile unuttu. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse. görüyorsunuz ki. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. Ona göre kıyas et. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. dedi. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. ama o yine de Yahudi'dir. Kadının biri bu sevdada idi. Siz şu katırı kulunuza veriniz. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. onlara ne insan eli. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim. diye soracak dedi. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler. dedim. falanı değil. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. onu onu! dedim. . Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. hav hav senin annen babandır de. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. bu. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. mahallenin başında havlayan o köpeğe. Hazreti Peygamber. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. Bu hırkamın kolunu öptü. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. çağlayandan. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. soğuk kaçtı. Yarabbi onu tut. yağmur gönderdi ki. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim.

diye emredersen. . Bağdat müderrislerindendi. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. dediler. Komşu kadınlar. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. Said'in bir de çömezi vardı. Eğer başkaları işitecek olsa. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. insaflı olanlar insaf ederler. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. dedi. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. güzel kızımı sana ereceğim. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. bundan bir uğursuzluk sezdi. (M. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. Allahnın kutsal sözündeki mânadır. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. 243) Anne hâlâ şüpheli idi. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. Tekrar evine gitti. istemezsem gitmem.S. O misal yönündendir. bütün yollardan ve gidişlerden. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. Yavrum. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. istersem giderim. kara sevda ve delilik hiç değil. bu sözleri onun deliliğine yorar. medrese. dedi. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. Annesi bu haberden çok ürktü.) yolu gibi aydınlık yoktur. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. Bayağı divane oldu. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. bu nasıl olur? Kız. Güzellikte. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. elime geçeni burada sarfedeyim. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. ama bir türlü elde edemedi. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. O kendi başını. Halife. 242) Saidi Müseyyeb.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. bu ne düş. Sonra tekrar etrafına bakındı. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. ne tuzaklar kurdu. Kadına yaraşan en iyi iş. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. Gerçekten böyle oldu. aman Yarabbi! dediler. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. Bu oğlan başımızı yiyecek. ne hayal. çok ilgi gösterdi. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. Yoksa ben seni sevenlerdenim. olanı biteni annesine hikâye etti. pişman oldum. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. dedi. zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. Hal hatır sorduktan sonra. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. Bir daha böyle şeyler söylemesin. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. kızı gece evine getirdiler. kara sevda sana geldi diyorlar. Çünkü sözde mâna. ne de sayıklamadır. henüz şüphesi geçmemişti ki. Hayır. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. Annesine altınlar. Onun ne yeri var. Maksat. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu. her şey yerli yerinde. gümüşler getirmişti. Bana falan şehre git. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. mânada söz kalmadı. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti.

raks eder. ama o da buradan değil. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. kendi nefsine perde oluyorsun. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. Evet onlar azap çekerler. Ebubekir onu bilmez. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. Benim gönlüm her şeyi istemez. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. onun hiç bir şeyi yok. alnında bir işaret görüyordu. Yarabbi işimi kolaylaştır. ne de biz onlardanız. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler.. perhiz edesin ilk işin budur. Hem kendin. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. der. der. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez. biz de sizin.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. ne onlar bizimdir. Çünkü biz dünya adamıyız. benim de. Biri gerektir ki beni güldürsün. onun ise dünyada gözü yoktur. başına şarap dökerler. diye yalvarır. O ben bir şey değilim dedi. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. yahut beni unutan zata uğrayalım. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. Öteki bir hava tutturur. dedi. ona biri.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. Gördüm ki. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. bunu anlattı. başka hayallerle karıştırıyorsun. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. dedi. urbası da var. Evvelce sende ondan var idi getir. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . Böylece onların adları anılır. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin. Dünya ahiretin köprüsüdür. Ben neredeyim? Benden haberi yok. ondan getir. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. 245) "Sultan. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim.A. Kur'an'da. Benden bunu öğren ki. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. ama yine hoşlanıyorum. hayır. Ondan. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. ilâhi söyler. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. ama sen önüne perde çekiyorsun. Derviş. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. ben bir şey değilim der. kerem sahibi olur. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. dedi. bir sofra getiriyorlar. yemeğin karşısında sabredesin. dedi. ama belki o bizden daha üstündür. Ah ve figan çocukların işidir. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. der. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. Bu iftiradır. Onun da sakalı var. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. İşte böyle şimdi ne yapalım. Derviş evine gitti. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. Ben ahvali biliyorum. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. Senin. dedi. onlara yaraşır. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. Bu da ne oluyor derler. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. biz de öyleyiz. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. "Gördün mü. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. Evet. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. Soğuk ve donuk şeyler. dedi. Ben sana bin dinar vereyim. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. Fakat bu başkalarının işi değildir. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım.sözü öğünme yönünden değildir. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz. senin yanında onlar gerektir. dünyaya yaramazlar. Hoca keramet göstermişti. bunun başka mânası vardır. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. Bunu anladım. o belki. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. biri de olmalı ki beni güldürsün. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. dedi. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. başına su dökerler. Meğer. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. Biri okunu uzağa atar. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. Onun altını da var. ondan daha yok mu? getir. O öyle arıktır ki. ey Allahm gönlümün dilediğini ver. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. Biri ağlar.

O çocuk yolda kalır. Evet. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. Bunu sonradan söylemek yalandır. diyordu. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. Halbuki. der. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. yahut dinler de söylemez. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. o yüceliği. bunlara sabredenleri müjdele. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. (M. ne tuhaf oyuncaktır. Olmaya ki. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. doğrudur. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. Çölleri aşmak başkadır. ama içinden elini ağzına kapa. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. evet fena değildir. Yani dileği uğrunda uyumazlar. Dil yarası acıklıdır. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. Hiç bir iş yapamıyorum. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. ikinci hafta. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. Allah bilgini. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. Çocuklar. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. Münadiler. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. 248) Perdenin arkasına git. çığırtkanlar bağırırlar. herkes kendi başının çaresine baksın. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. Feryada gücüm yetmiyor." (Bakara sûresi. Ondan bir feryat kopar. Eğer işitirse. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. hemen bir hüner gösterdi. madem ki biliyorsun. çulhadır o. halinden hoşnut musun diye. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. dedi. işte bir iş çıktı. işittiğini ya söyler de dinlemez. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Doğrudur. Bu da bir imtihandır. Bir işimiz yoktur diyoruz. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Ayaklarının altında öl. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. Kıyamet peşin kopmuştur. kuvvetli dayanağın var. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. Deveden düşersin. Sonra bir çölün ucuna varılır. ilk hamlede üç gün yol yürütürler.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. ayık sarhoşlardır. Gittiği yerde ne bir. bu namaz kılmaz. çekilen emek nispetinde elde edilir. Akıl sahibine bir işaret yeter. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. doğrudur. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit. bak ki. dedi. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. Güneş böylece her tarafa bakar. Müjdele. Falan. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Halbuki ona iki yüz değil. "Sizi korkudan. A. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Allah her kemali anlar. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Hazır buldukları ile . çünkü ateşten kaçmaz. Keşke surette uyuyaydık. çocuk babasını göremez. Size tekrar söylüyorum. Aşktan yüz mü çevireyim. açlıktan veya can ve maldan. çabucak yemek geldi. Ona söylerim ama tekrar unutur. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Hazreti Peygamberin. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim." (K. mey içerler mest olurlar. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. Kudret. Bunlar akıllı. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. Bu sana uyku getirir. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Hiç şüphe yok ki. 156) buyurulmuştur. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. Çünkü bu ses neyden çıkar. adamcağız. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Onlar.)yüce katına getirdiler. (M. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Haccın zevkine ermek de başkadır. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. Gel demesine imkân kalmaz. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. onu düşünmek bile gerekmez. dört yüz oda yaraşırdı. Ebu Said bir topluluğa rastladı. bir zerre kaybolmaz. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. Önceden söylemek gerektir ki. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. aşağı inmek değildir. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. temel onlardır. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. dediler.

temel onlardır. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Deveden düşersin. 156) buyurulmuştur." (Bakara sûresi. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. dediler. Bunu sonradan söylemek yalandır. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. böyle bir topluluk için açılmalıdır. mey içerler mest olurlar. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. ben yüce himmetliyim. Kıyamet peşin kopmuştur. Onlar. dedi. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. Evet. açlıktan veya can ve maldan. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. halinden hoşnut musun diye. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. Anlarım. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. aşağı inmek değildir. Ayaklarının altında öl. ne tuhaf oyuncaktır. neresi bozuk yoldur. Aşktan yüz mü çevireyim. ikinci hafta. Kudret. Tekke. Halbuki ona iki yüz değil. Bunlar akıllı. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. neresi düzlük. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Sonra bir çölün ucuna varılır. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. işittiğini ya söyler de dinlemez. Falan. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. başım havadadır. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. ayık sarhoşlardır. O çocuk yolda kalır. Dil yarası acıklıdır. onu düşünmek bile gerekmez. ben ise çok kere kervanın başındayım. evet fena değildir. ancak. Akıl sahibine bir işaret yeter. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Çölleri aşmak başkadır. yahut dinler de söylemez. . Doğrudur. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Hiç bir iş yapamıyorum. bak ki. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. der. çığırtkanlar bağırırlar. Allah bilgini. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. doğrudur. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Yüksek bir başım. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. aydın bir gözüm vardır. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. dört yüz oda yaraşırdı. Müjdele. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. Bir işimiz yoktur diyoruz.ihtiyaçlarını giderirler. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Önceden söylemek gerektir ki. (M. neresi yarı düzlük. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. kuvvetli dayanağın var. Olmaya ki. ancak. Çünkü bu ses neyden çıkar. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. dedi. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Allah her kemali anlar. Feryada gücüm yetmiyor. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. "Sizi korkudan. hemen bir hüner gösterdi. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. Eğer işitirse. ama içinden elini ağzına kapa. bu namaz kılmaz. Bu da bir imtihandır. (M. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Haccın zevkine ermek de başkadır. 248) Perdenin arkasına git. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Gittiği yerde ne bir. çabucak yemek geldi. Katır. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. böyle bir topluluk için açılmalıdır. doğrudur. Katır. isa'ya inanan Hıristiyanlar. Tekke. işte bir iş çıktı. A. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Ebu Said bir topluluğa rastladı. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Ona söylerim ama tekrar unutur. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Hiç şüphe yok ki. diyordu. Bu sana uyku getirir. Gel demesine imkân kalmaz. herkes kendi başının çaresine baksın. bunlara sabredenleri müjdele. Münadiler. çocuk babasını göremez. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem.)yüce katına getirdiler. adamcağız.

niçin geldiğimi nereye gideceğimi. Evet.) taklitçisidir. Diyelim ki. sultan şöyle yaptı. Zikreden bir kimse. Arap kılığına bürünmüştür. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. Evet dediler. Şah mı geliyor? dedim. Bir çoğu da onun ne rüyada. gönül taklitçisidir. gelmedin? dedim. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. Yeniden canlandım. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. işin içyüzü böyledir. Şah gitti. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor. Gıybet ise büyük günahlardandır. bir şey okuyayım ki. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır.Bir kaç kişi vardır ki. iki halin dışında değildir. yani Allahya. dedi. Onun yanında çok zikretmek. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. karşıma geçer. bir zümre safa taklitçisi. Bari sen gel. aynı şekildedir. O der ki: Allah arş üzerindedir. Derler ki: O. bir tayfa da Mustafa (S. diyorlar. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). Bu toplulukta hep bundan bahsederler. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. yaşa! Ömrün uzun olsun. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. (M. ya gaiptir. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. bühtan. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. Artık biz de şaşırdık. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. Meğer ki sultan ona yardım etsin.A. Armut boğazda düğümlenir. diye sesleniyorlar. Müjde dediler. kan dökme. "Ey Resulüm söyle ki. falan medreseye yerleşelim dediler. Allah rüyada görünebilir derler. Çünkü o taraftan. kendime geldim. . böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. Hak âlemi hoş bir âlemdir. hazır olanı anmak da ürkmektir. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. Yemin. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. Bilgiyi. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. böyle konuşmayı ayıp sayarlar. Allah karpuz gönderdi. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. Falan yeri tutalım. hoşa gitmez. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. Kur'an' da. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. ah git der. B. Onun arı ve yüce benliği. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler. 110) buyuruyor. Biri doğrudan doğruya ona. Bir zümre vardır ki. (M. ancak kendiliklerinden konuşurlar. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. O taraf aynı renkte. 250) Bir zaman din bilgini idim. gideyim danışayım. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. kardeşlerim var. Dışarı çıktım. hem de ondan söz nakletmezler. Divane oldum. yani Allahya işaret eden zamir. benim de tanıdıklarım. Zavallı ben.. ayrıca. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. tallahi derler. T harfleri. eğer o sırada yanımda olaydın. semiz bir delikanlı da olsaydı. Marifet öğrenelim. hazır ise vahşet. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. işin içyüzüne bakarım. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. ondan uzaklaşmak. Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. Eğer git derlerse. şu duvara vursan delerdi. dedim. o medresede o ciheti öğrendiler. Beni kurtarırlar mı. zulümdür. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. denilebilir. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu. dediler. şimdi geri geliyor. neredeydin ki. öteki de onun hakikatine işarettir. cevherimin ne olduğunu. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. Bu bir nevi küstahlık olur. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. Gaibi anmak. Her nerede ki. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. Bir zümre de Allah taklitçisidir. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. gel git. derler. Bazıları vallahi. billahi. Ya hazırdır.' Dört büyük günah. Pabuçsuz dışarı fırladım. iki kısımdır. halbuki karpuzun tadı hoştur." (Kehf Sûresi. yani gıybet. bu varlığa doğru her an ayrılık var. ürkeklik gösteriyor. önüne koştum. Her lâhza. Bu der ki: o mekândan münezzehtir. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. Öyle bir yumruk vur ki. Zavallı kapıcı. istiyorum ki. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. çabuk meşhur olalım derler. Bunlar taklitçilerdir. Arap dilindeki mânalar. Allahdan söz açarlar. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki.

Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. kendi kendine yansın dedi. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. Bugün. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. Su diz kapaklarını geçmiyor. dedi. Henüz çocukluk çağında idim. Kayıplara karışır. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. onun dilini. Karınca. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. Erginlik yaşına varmamıştım. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. ucu bucağı yok. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar. Onu. bari çileyi boz da dışarı çık. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. Hak Peygamber seninle iftihar eder. bu sana müyesser olmuyor. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. Yüce âlem sensin. Bir su kenarına geldiler. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. . Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. o da sevinçle raksa başlar. felek boşluğunun güzelliği. ayıptır söylemesi. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. eğer Muhammed batıda olsa. O nasıl ayrandır ki. Deve ayağını suya soktu. isa'ya göstererek seninle öğünür. Kör Bedreddin'in damadı. Bu mim ise mânanın perdesidir. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. Henüz hamdır diye bir ses geldi. görünüz der. bütün varlıklara değer. o coşkun dost beni yakaladı. Ancak yakınlık yönünden olsun. Tertip ehli erenler. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. o. Hazreti Resul. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. yarım selâm bile vermez. o geniş yenleri ile. hem de secde etsin. Gerektir ki o selâm versin. Şimdi hale ve işe bak ki. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. senden hiç yüz çevirmesin. elini tutar. Allahnın sözünü. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. gönülalçaklığı göstersin. 252) Beni dolaştırıyordu. cansız şeyler. Her tarafı dolaş. Musa'ya. Canlı varlıklar. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. bunlar hep insanlarda vardır. çevreleyen bir kâse de yok. Ola ki o seni görür. benim başımdan aşar. puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. Bu şiirin kelimeleri. kolayca geçilir. gerçek budur! Nasıl ki Allah. bu adam benim ümmetimdir. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. Onu kendi köşesine salıver ki. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın. bakınız.Mısra: Kâbeden. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. ama dadi. (M. sen ona ümmet oldun. Ona ümmet olunca. der. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. Yahut bal içindeyiz. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. sonra görünmez olur. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. gel gel. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim." (Kutsal hadis) buyurmuştur.

son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. işte benim üstadım budur. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. Gerçeklense de gerçeklenmese de. ve nereye gideceğini bilsin. Çünkü bu duygular. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran. başkalarına öğüt vermek. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. . kulluktan sorular sordum. 194) buyurmuştur. sen kimin elinde görüyorsun. Ruhuna binlerce rahmet olsun. Bir sema âleminde idi. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. sevinirler. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste. 60/1) buyurdu. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. Talip için dedi ki. sofiler temiz yürekli idi. (M. Musa. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. ama başka bir işte de kullanırlar." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. Bize vaat ettiler. sözdür. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır. Bu gerçeklenmemiş. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. Etrafında toplanırlar. Bu birliği. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. O uzaklaşmaya yol açar. Derviş şaşırarak. nimet sayarlar ve yeri öperler. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. o zaman zorlanma zamanı değildir. önünden sonundan haberi olmaz. Sıkıntıdan kurtulurlar. ben sana iki kat kulluk edeyim. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. Zamane onu da götürür. (Enam Sûresi. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. Allah sevgisi gecikmez. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir." ve sonra (kulunun dilinden). Musa Aleyhisselâm. Melek. İki defa doğmamış olan mahlûk. melekût üzerine çıkamaz. sana konuk geleceğim. nefsime taatten. evin yolunu çıkarır. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. fakat bizi unuttular. kendi nefsini unutmaktır. burada güvenlik kazanılmaz. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. ona göre ağlayayım. "Benim katımda söz değiştirilemez.Sonra eline bir ekmek parçası verdi. ağırdır. nereden geldiğini. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki. Derviş. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. güvenlik yolu buradan çıkmaz. cevap vermedi. dedi. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. 91) Kur'an'daki. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. kulluk ondadır. dedi. dedi. Nasıl ki Allah. "Ferahlandılar.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. En iyi öğütçüler. O sağlam imanım başka bir şey olur. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. ama evin içinde yol çıkmaz. 254) Kuran'da. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. farkı yoktur." (K. dervişe. evet. Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. bir dervişin eline iki testi verdi. şaşırırlar. gönül perdedir. Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır. Ona da akıl perdedir. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. dedi. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. çabuk su getir.

Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. Bu Zehra ile o. 257) Oraları görmedim. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. O ister adam oğlu olsun. demiş. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. O. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar." (Zilzal Sûresi. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. Kâfir olan Nasranî. Peygamber idi. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. "Yer sarsıldığı zaman. Kâbedir. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. Gönül için. Orada . (M. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. ama öteki cihet ne oluyor. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. Ben konuşayım. önce korku gelir. hangi marifetten bahsediyorlar. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi. asılmış üzüm hevenkleri. Şimdi gerektir ki. Halbuki bir şehir alt üst olurken. Tebriz'e de gideceğim. Kâfir olan Yahudiler de. Ancak bu." (K. diyor. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım. genişlik bulur" buyurmuştur. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. A. Kudret Allahnın elindedir. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. ne oluyor? dedim. ama bizimkini geri bırakırlar. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. Vav. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. Mademki böyle oluyor. âfetlerden kurtulsun. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. (M. Yani. ben ondan batkın bir haldeyim. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. 255) Istırap. o kahpe. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. Bu bahiste benimle kavga etmişti. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. bunu inkâr etmişti. Bir saat oturdum. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. dediğinden bahsediyorsun. teklif de fazlalaşır. Diyelim ki. onlar nasiplerini alırlar. Bu güzel cevaptır. Çünkü bunların arasına düşmüştür. 256) Tavîl. Sana bir hikâye anlatayım. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. benlik ona perde olurdu. ister cuma günü. diyeyim. Her ikisi de olabilir. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. Ne kör ve sağır ediyorsun. Ona uymayan bir insan. Lehaverli Şeyh Şeref. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. Ben göremiyorum ne yapayım. Lut Peygamberin o ahlâksız.Yer sarsıntısı. Gerektir ki. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. dedim. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. Bir kimseyi. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. ama gelmedi. Yenine vursam. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. bir şeftali vermedin! Ben. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. Hazreti Muhammed. Bakayım topal mıyım. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır. Hakkın sözünü dinle. öteki selâmette kalır. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. söz söyleyelim. mühlet vermiyor ki. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. cinsî sapık değildi. tutarsam dışarı atarım dedi. (M. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. öküzün bacağından olsaydı. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. Bir öğüt yetişmez. yenini namazdan indirir. Bu tatlı baldır. bütün yeryüzünü titretirdi. 1) buyuruldu. ister başka biri olsun. yani onun muhatabı oldular. yahut Yahudi olurlar. münkir olmaz. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. yüzünü gördükçe iğreniyorum. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. O kadıncık. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. kolaylıkla saçasın diye. şimdi nebilerinkine başlayalım. gel bir kenara çekelim. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. "Genişleten kimse. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. 3/197) buyurulmuştur. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. Artık dışarı çıktın. Senin işini düzeltirler. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir.

(M. Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. seni sevmişim. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. para toplamak sevdasında değilsin. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . tam denk geliyorsun. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. denk geliyorum. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. Şimdi sen. onu oyalarsa yetişir. Ancak diyorsun ki. dedim. diye düşünürüm. Ben eşit. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. dedim. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. dedim. Eşek misin sen? Evet. yıkanır. bir çok eşekler geldi geçti. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. bir yıllık günahını giderir. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. bir kısmını da oturarak kıldım. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. dedim. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir.falan minberde vaaz ediyordum. Onun elde edilmesi kolay değildir. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. Ben senin duacınım. Görüyorsun ki. Evet. Duydum ki. ama beni de çamura atıyorsun. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. ancak bir saygı gösterme vardır ki. dedi. Bu acizi de birlikte götür. Sakalını öptüm. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. Ben gidersem de razı olmuyorsun. Nihayet denk geliyorsun. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. sonra Şam'a gideceğim. bana da ver diyor. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. Eğer bu satranç oyunu. dün gece o kadar yedim ki. ertesi günü daima hamama gider. Daima ayağım ağrıyor. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. bu olmasa postumuzu yüzer. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. Öküzlerini al diyeyim. 258) Üzülme. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. Ondan sonra Bağdat'a. O. sevgimi açıklayamam. ben idim. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. kendi yaslı yuvamıza gidelim. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi.

dileği vardır. Tarîrı. Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir. Bu. ben öbür tarafa geçeyim. ister tertemiz su ile. Yaptıklarımın farkında değilim. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. dedi. O. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. Sözden.diyeyim. senden yana utanarak diyordu ki. yeteneklerinin eksikliğindendi. hem öteki hasma gider.kimseyi yakmasın. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. hiç kendime sahip değildim. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. Murad ise benim. korku içinde kalırlar. Çünkü her müridin bir muradı. pişman oldum. o kardeşler bizler miyiz? dediler." Sahabe. Neticede hakikat böyledir. O sözler uyanıklığın yankısı idi. Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim. Hayırseverliğin iki mislini yapar. ister idrar ile. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. şerh içinde şerh yazmışlardır. konuşmadan yüz çevirmem. daldan dala sıçramam. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. yani Peygamberimizin yoldaşları. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. bana. aralarını bulmak ister. kayıd içinde kayd. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. — Hayır. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. orada halk yurt tutamaz. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı).(M. her zaman beni kutlayın. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. yani ben Hakkım demez. bunların yardımı ile. ister hendek suyu ile söndür. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. sonra tekrar uykuya vardılar. ister yalanla. Bu her iki söz de bir anlamdadır. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar.Ancak onların bilgileri onların olsun. — Yoksa nebiler mi? — Hayır. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. Bu millet ise aksini yapıyor. divane oldu. Kavga koparmak için yalan söylüyor. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. . Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. Ey Allah elçisi. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". buyurdular. Zeyneddini Tusî on. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. O kimse ki hem bu adama gelir. biraz önce filânla birlikte idim. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum." buyurdular. ondan halvette bazı şeyler sordu. şimdi onun yanından geliyorum. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. beni kutlayın! da demez. 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. Nasılki Mevlâna. karşılığını peşin alırlar. Zeyneddin benim müridim idi. Allah. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. (M. çok üzüntülü idi.

gözü. 23) buyurulmuştur. onunla tartışmaya koyuldum. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir. bu isteğin yerine geldi. bilgisizlikten ileri gelir. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . âhir. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım." buyurmuştur.A. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. ne de son. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. ulu Allah. dedim. ayışığı kapılarına vurur. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. Sonra Hazreti Peygambere (S. Ben de burada ipek giyinmişim. Bir ilâhi hadiste. Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır.) şikâyet etti. Ey Allah Resulü! dedi. ön ve son. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider.A. Evvel. Hazreti Muhammed (S. öteki âleme çağırmadır. (M. Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. her şeyi parçalar. "Her günahın bağışlanır. rengi değişti. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. Söz üstüne söz söyleme davet'tir. can ve gönülden kulluk ederse. oraya koşun. "Orada giyimleri ipektir. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. yüksek diye bir fark yoktur. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. Hazreti Peygamber (S. Onun yemeğini yesem. balığın karnında mirac'ta idi. Dedi ki: Bir âlem vardır. Alçak.A. tembihtir. Uzun olmuşuz ne çıkar." (Hac Sûresi. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki." (K. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. ha bu cihan. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki. Allah bana böyle bir yoldaş verdi. bu azim ile meşgul olursan azim gider. Allahsız ne evvel var idi. ne batın. yani ne açık var idi. benim için ha o cihan. Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. istemiyorum ki incinsinler. Önce Elif nedir? Onu söyle. Nitekim Kur'an'da. bunu ancak Allah için yapmaktır. dedim. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. ne de gizli. Haram yemek ki. sonra B'ye gelirsem iş uzar. Derken tartışma uzadı. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık. Siz ise. Benim bu gönlümü sana versinler. Allahdan belirdi.Geçen gün hayalini karşıma getirdim. maddenin sıfatıdır.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. 2/286) buyurulmuştur. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. Ne zahir. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar. Kur' an'da. haramdır. o lokma benim boğazımdan geçmez. sözü. sanki bir mancınık taşı gelir. Bu ince deri sanki ipek oldu.) şöyle buyurdular: Ben. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). Yedikleri de haram. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar. Ben de buna karşılık verdim. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı." Çünkü o denizin dibinde.

Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. ya bir çıplağa örtü. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. öğüt nerede. Bir yerde ki rahat vardır. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın. Beni tanıyorsan. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. yedi sofî arkadaş vardı. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. git dedi. 28) emrini işitti. Kendin de evden1 çık. dedi. Artık müsaadenizi diliyorum. Vezirin biri bunların halini haber aldı. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz. Kâseler boşalınca. . ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. O perde sayesinde onu burada gördüler. hayır. evi boşalt. ya bir şehide kefen olsun. ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. Bunların yemeğe. Hiç kimse kapıyı çalmasm. Kâseleri doldurdu. Aşağı indi. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. Allah vardır. Aylar gerektir ki. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. Bunlar yedi kişidir. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. hem orada. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. dedi. onları eve çağırdı. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. Bir saat daha geçmişti. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. içmeye ihtiyaçları vardı. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. Her şey aslına döner kaidesine göre.Kur'an'da. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. söz nerede kalır? (M. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. yahut Yemen'de akik olsun. Allah rahmetine kavuştu. 5) buyuruldu. Eğer bunu anlamış olsaydı. büyükten. dedi. Vezir öyle yaptı. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. size nimetimi tamamladım. küçükten kimse bulunmasın. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. O zaten doğruluk makamında idi. Bu can. Ya Bedahşan'da yakut. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. hemen kapıyı açtı. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. yerlerine oturttu. (M. kendini anma demektir. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. ekmekleri sof raya yerleştirdi. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. ikincisini alıyorlardı. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. varlığını anmadır. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım." (Maide Sûresi.

" buyurmuştur. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. şunu da söylerler ki. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. o iki akıllının cevapları değişebilir. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. Gönlüne bir ilham geldi. Bundan dolayıdır ki. orada dolaşmak isterdi. Nasıl ki. Her ikisi de bir kere der. gidişini gizli tut" derler.Nasıl ki sofî. Allanın lâtif kulları vardır. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. Nasıl ki. öteki sünnet düğünüdür der. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . (Hepsi onu aynı durumda görür). ikide iki kaç defa vardır. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. Bazı kulaklara baktı. ne ahırın içinde. (M. bunu niçin gizleyeyim. Neticede. Biri birini yanıltmaktadır. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi. ne de terslerken. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. o hal. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz. Yarabbi! dedi. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. ne atı yem yerken. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. halk bunların hepsini eşit görür. Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. Meselâ iki kişiye sorarsınız. sen benden. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. der. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur. kuvvettendir desen de öteki der ki. Eline al ve dikkatle bak denildi. yüz kişi güneş altında durmuş. Diyelim ki. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. Bayezid kabristandaydı. Kuran'da. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. ne dışında. Bir başkası. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. Çünkü bu daha zor. (M. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti. "Yolunu. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. paranı. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. dolaşıyordu. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. çamurla tıkanmış." (Mâide Sûresi. Eğer biraz ağır davranır. Evet bir kul vardır ki. 49) buyurulmuştur. Yoksa sen eldesin. aynayı bir kere eğri tuttun mu. geceleri de gökyüzünü seyret. bir davul çalıyor ve raks ediyor. diye. gülelim. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. Hazreti Peygamberde. Başka biri de. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. Bugün o şey ki. Biri bu gelen askerdir der. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. Her ne kadar. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. aynı cevabı verir. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. ben de senden kurtulmuş olurduk. yanıltıcı bir sorudur.

der. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. Olaki bir gönül ehli. şüphesiz kusursuzum. Yani ruh gıdası ye! demektir. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. Nasıl ki. Her yere dağılır. o asla aziz olmayacaktır. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. 79) buyurulmuştur.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. gama taparlar. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. Bir günahkâr için. Tıpkı Isa Peygamber gibi. ama değilim. Annesinin memesine sarıldı. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir. Sütü kurumamıştır. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. yüzü kara olmasın. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. ruhunun ölmesini ister. Bu varlık ki. Asla zar oynamadım. Gamın başka bir dalı daha yoktur. yumruklarını kaldırarak. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar. Yani el emeği ve alın teridir. fakat onun huyunu da kapar. ama başkaca konuşmadı. Bizim kuyudan çıkardığımız. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz. bir kulağından girmiş. çok zorluğa da katlanmadım. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. Onun takati buna yeter. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. İnsanoğlu. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. ben nerede. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir. O böyledir. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. (M. çünkü o vaktini bilir. kendine tapmaktan kurtulsun. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. gaipten haber verirdi. Allah Erenleri ile birleşsin. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. der. yüzüm ak alnım açıktır. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. sütüm kurudu. Allah yolunda çözülsün. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. Şüphesiz iyiyim. Çünkü onu arkada bırakmıştır. (M. salih bir kişiyi dışarı atarlar. "Allahtan başka Allah yoktur. sözlerini dinlerdi. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum. Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. yoksa zülüf nerede. Bir gün babam benden yüz çevirmişti." sözüdür." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır." buyurulmuştur. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. öbür kulağından çıkmış olanlardır. insan oğlunun bildiği şey. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi. Ama sonra dışarda bulurlardı. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. Ancak bazıları . Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır. bir kişinin ölümünü ister. derler. Göz ve kulak açılsın. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. Halbuki. 'Koyun. halk ile konuşuyordu. sütü annesinin göğsünden emer. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. Nasıl ki. içimden doğmadı. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. Saygı göstererek uzaklaştı. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. Günahsız. Bu ruhun gıdasıdır. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. Kur'an'da. yedikleri mutlak helâldir. Sevinçten kurtulur. Isa Peygamber. Anne. Asıl odur." (Kasas Sûresi. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. Onlarla birlikte vere oturur. Bir divane vardır ki.

yani parçalar ile değildir. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. dostların önüne tutmuşsun. kutsal örtü. mütabaat sözünü söylüyorum. Hayvanî ruh. kendi kendine söyleniyor. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir. ama mütabaatı göremedi. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. tekrar önüne düşmüştür. böyıece önü örtü içinde. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. ama o bunu göremiyor. hatırı nerelere dağılıyor. Orada inci vardı. "Allahya ödünç verin. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al. Allahya ant içerim ki. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. (M. ama bilemedi. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. hayvanî örtü. kim gelecek diye bekledi. hem değildir. ne çıkar? Vakit müsait değil. yahut yiyenin yolu aydındır. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. Musa Mülekat'a gitti." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. Musa Peygamber. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. iyi kişi vardır. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. yemesi kolaydır. "önce yoldaş. inci tüccarı. Mehtabın aşağı indiğini gördü. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. Bir kapı açıldı. Bir mescidin kenarında oturdu. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. iyi bir adam tevekkül ettim der. Bilmiyor. ama bilgisizdir." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır. .A. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. Çünkü o denizin dibini biliyordu. dedi. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. O nasıl sevgilidir ki. yedi kat gökler. sevilen de bu tarafa gidiyor. (M. Musa. ben de şimdi niyetimi düzelttim. Nihayet mütabaat odur ki. yani. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. (M. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. parçalar âlem olmadığı gibi.) mütabaatı tanıdı.Kürsi. tüm yerinde kalmaz. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. toplu varlıklar da âlem değildir. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. kendisinde garip bir hal belirdi. Hayır Allahdır. Adem oğlu. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. Bu kadar savaşlarla uğraştı. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. git su getir. dünyaya ayak basınca Arş. sonra yol" derler. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. Hayır Allahnın kuludur. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. öteki mânası. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer. Muhammed (S. Elbisesini sırtından çıkardı. demektir. ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. Falan şeyh çilede idi. Arif kimdir. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. deveyi dizinden bağla. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. Cüziyat. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. Nasıl ki. Biri açıktır. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. arif onun önünde düşkündü"?. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi. yoksa elimdesin. Şaşırıyor. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür.

cüziyat ile değildir diyorduk. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. cevabını verdim. Tatarlık sendedir. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. nur üstüne nurdur. nur üstüne nurdur. O zaman sonunda. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. Sorunu daha edepli sor ki. Abdest sensin. buyurdun. ben. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. dediler. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır. Bugün. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. Ama yine onun parçası idiler. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. O hale böylece katlanıyordu. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. âlem külliyat iledir. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. sana gereken cevabı vereyim dedim. dedi. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. "Hiç şüphesiz semaları. Bil ki. Bütün nebilerin. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest." yahut. bu tavsiyeyi muhafaza et. Allah. "Kavmini hidayete eriştir. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. Yüzünü ona çevirdi. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. Çünkü onlar bilmezler. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi. keşke söylemeseydim. insan onunla alçalır. Şiir:(M. Bir kimse sana bir söz naklederse. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. abdest üstüne abdest. Senden işittik ki. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. (M. iki saat bekle ki. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. belleri kırılmaz. Bir gönül sahibi sebebini sordu. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. isterse bir hiddet zamanında. O inkâr ediyordu. Onlar kâfir oldular. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. nefsim sakinleşsin deyince. Çünkü onlar yine de görürler. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. Dün birisi geldi. kâsedir demiştim. bunu arıyorlar. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. denedin. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. yoksa kâfir. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. mustarip olduğumu anla. Sözün ve sesin sonu. Yüzüme atıldı. Bütün âlem bir kişinin elindedir." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur. şerefli yarattık. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. Müslüman derim sana. Abdestler su ile tazelendi. insanoğlu da kendi nefsine. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. Evet. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. herkes beni iyi adlarla anıyordu. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. gel. 273) . Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. der. ayrı ve bağımsız olurlardı. dedi. Eğer parçası olmasaydılar. nefsin sakinleşsin.

Allah istemedi. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. evet derdim. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. ama oku bir işe yaramadı. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. Hamza bağırdı. (M. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. Altın madenine benzer. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. Herbiri. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. geceleri uzun konuşuyorum. ama sen engel oldun dedim. Halk madenler gibidir. ben de gözümle görünce. bir kaç fil kadar korkunç idi. Yahut da. dedim. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. Karada bir acayip şef er oldu. Mısra: Uzun külahım var. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. günah işlerken verilir. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. Bu senin işin değil. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. hayır nereden nereye. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. bağırmaya başlarlar. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. Dünya müminin zindanıdır derler. diye buyurulmuştur. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. bir çıbanı deşiyorlar. yahut savaş ediyorlar. bu kuş kendini kurtarsın. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. ona da attı. Görünmeyen lütuf odur ki. O da dışarı fırladı. çünkü ona bir şey vermedin. pislikler dışarı çıksın diye. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. içindeki cerahatlar. bir yerden başka bir yere göçmüştür. başını yüzünü yumrukluyor. Zindana Tatarlar delik açtılar. Halbuki sen feryat ediyorsun. Sonra başka bir aslan geldi.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. Aman köylüye de ikram edin. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. . Galip gelenin tarafında değildir. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı. diye sızlanıyorsun. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. Böylece on tanesini vurdu. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. Allah korusun. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. geri kaç dedi. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. önce Hamza fırladı. Ay kimdir ki. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. karıncalara bir ok attı.

Allah kokusunu aldı. hakaretler pek kolaydır. muhabbet ve sevgi yönündendir. Allahya perde olur. gönlünü o koku ile doldurdu. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. hesap dışı kaldı? derler. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. Biz de ona ağlıyorduk. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. kendisi için ağlardı. Bir zaman olur ki. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. aslanlar ava çıkar. Anladım ki ancak ben sana âşığım. .Bir zümre vardır ki. Sen büyük adamsın. Senden davacı olcağım. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. kendisine ağlamıyor. bana zulmettin! Olaki. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. Kur'an tefsiri okuyorsun. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. ağlayarak yardım diler. Bir çok ağlayışlar vardır ki. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. kuvvetli küfürler. sonra yine bir an olur ki. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. ağlamak ona hoş gelir. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. ama o. dedi. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. O kendi halini bilseydi. Bir vakit olur ki. kulu Allahdan uzaklaştırır. Şimdi açıkça söyle. Söz tekrar geri sıçrar. gülmekten de. Şiir: Nerde o yeminler. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. Yani bu güne ne oldu ki. Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. onların yanında bütün sövmeler. Onun sözlerinin tatlılığından. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir.

Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim.)'dan bir haber bile veremedim. henüz küçüktü. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi. yine zevksizdirler. Halbuki babası. O düşünceye dalmaktan maksat. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. sana çok^sevimli görünür. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. O derece ki. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. Hazreti Muhammed'in (S. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar"." buyurmuştur. o dosta düşmanlık gösterirsin. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. Sanırsın ki. Bu iş böylece devam edip . Ey Allah Peygamberi! dedi. Yüzü gözü birbirine karışmış.) meclisine bir yoksun girdi.Hakta değişme yoktur. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım." (Isra sûresi. Hakkı. Şüphesiz ki o ibadet. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem. annesi ağlayıp sızlıyor. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. Dileğini puttan diledi. Sükûtlarının sebebini anladı. Ama nasıl olur da. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. ancak insan pisliği ile oynuyor. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. Nihayet bu kör insan. Zengin. Kuran'da. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. yüz çevirirsin. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. bir saat sonra duyguların başkadır. Öyle köleleri vardı ki. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. hayır der. 72) buyurulmuştur. Fakat Allah ona. Bazı fakir dervişler namazı terkederler. (M. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır.A. kırk yıl putlara hizmet etti. puta karşı ey put! diye çağırdı. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. O hale erginlik derler. Bir huzur ki. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. ağzı burnu. Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez. birbirlerine bakışıyorlar. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür.A. ama değişme sendedir. onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. bazan da ondan bıkar. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. biricik sevgilin odur. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). Zengin bir adamda. konuşmak bile istemiyorlardı. (M. Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir. Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler.

oraya şeytan giremez. İbrahim. Her şeyi kendinde görürsün. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim.gidiyordu. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. yalnız melekler yuvasıdır. Onun mânası daha engindir. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler. şeytan girer. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. Havva. Nuh. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. Her ikisi de doğrudur. İslam'ın sadri terimi. şeytanı kaçırır. ikinci bir kalp de. "Görmezsiniz ki. boğulur. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları. ben onu bilmem. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı. der. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. rahmetime mekân kıldım. ya tövbe ettirirler. "Ben kalbi.ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. (M. Firavun. asla şeytan giremez. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki. Nihayet kalpler üçe ayrılır.Musa.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir." (K. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. şu cehennemi bir anlat dedi. bazan da melek girer. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. Mirac'dan gelmişti. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. llyas. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. diye buyurmadı. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir. (M. bir daha söyle. aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. Hıdır. dedim. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin. ipek ibrişimlerden örtü. içine melek de girebilir. Nemrut ve başkaları hep sendedir. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. 279) Nasıl ki Allah. Keşke . içindeyemek önündedir. Siz kerem edin de dışarı çıkın. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı. O kalpte daima melek yerleşir." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu. On sekiz yaşında öldü. O zaman ona." (Fürkan sûresi. altın tabaklar. Biri Allahyı görmekten. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. ben korkuyorum.Ama ortada ye mekten eser yok.dedi. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. Bazıları da bilâkis. Nasıl ki. İsa. bir vaiz. Ama başka bir mânası ile göğüs. Onun tabiatındaki parlak istidadı. Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan. Hayır dedi konuşmadı. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. Allahyı altı yönde sanmayın. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. Asiya. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar. her şey Allah'nın katmdandır. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. kendi nefsindendir. "Sana erişen bir fenalık. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. vesvese veren şeytanın durağıdır. "De ki. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez." buyurmuştur. zekâyı. Nasıl ki. vesveseden arınmış olan bir kalbe. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin. Bazan melek dışarı çıkar. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun). Bir aralık kapıya kulak verdim." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi. ölmüş derler. göğüslerinde vesvese veren. kalpden daha geniş bir mâna taşır. Hazreti Peygamber. Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. dirilmiş.

Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. Allah inayetidir. hal ehli olduğunu sanır. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. Bayezid'in hatırından şöyle geçti.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. bu dervişlere ulaşmaz. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. onlarla yemek istiyor. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. Ben ona akla uygun diyorum. Diyor ki: Bana. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. Bizden biri Abdal kılığındadır. ben de yiyemem. Ne mutlu bana ki.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. deyince bir teşbihci. Hazreti Muhammed'in (S. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. Bayezid'e ilham geldi. Sen diyorsun ki.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler. (M. altı. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. Benim söylediğimden başka. Derler ki: Deccal koyun. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. keçi ne bulursa öldürür. o bir aptala erişebilesin. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. Herkes nihayet herkestir. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Halbuki" ben kancık değilim. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. Allahnın öyle kullan vardır ki. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. Allahya benzer bir şey yoktur. Utanırım derim. Maksadım. yerinden sıçradı. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. Hele bana öyle külah eder ki. O kadın da der ki. bu şeydan nedir? dedim. Bu Simurg. Onun yoldaşları vardır. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. iyi ile kötü. Musa Peygamber diyordu ki: (M. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı.A) bildiği şeylerdir. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. ne uyurken. bazıları denizin kokusundan döküldüler. O ben vereyim diye seslendi. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. kancık diye dil uzatıyorlar. Bana niçin yemiyorsun? der. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. o da benden hoşnuttur. kan damarlarında dolaşır. Yetmiş defa hac etmişti. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi. (M. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. Zaman zaman o inayetin eseri. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. Bir gün hac yolcularının. Yarabbi! dedi. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. Yüz aptala hizmet etmelisin ki. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. SUYU . kâfirle Müslüman arasındaki fark. Bunlar gerçi taklitçidirler. tüyünü kanadını yolar. Ne yiyip içerken. Kıptiye tokat vururken. Kendisi ile birlikte devam eder. canı başkalaşır. Onun başının sadakası olsun. kuşları parçalar. kolunu büker. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. o haberi. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. ancak biz Simurg'a erişebildik. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü.

Ya oruç? Otuz gündür. Ama ateşte yanar. gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. (M. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. suyu içmeye başladı. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. şunu yaptım. köpeğin önüne koydu. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. bulunmaz bir yaratıktır. Köpek yüzünü çevirdi. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. doğru ve çok iyi hayalat gelir.Ondan sonrası ilimdir. daha ne kadar zaman. Yine aynı ayette. susuzluktan eline geçen bir avı yer. Daha sonra da gözünü açmak. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. Gezegenler de. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. Gerçek taklitçi.hemen bir çanağa döktü. Arap tekrar sordu. Bu Ayı herkes görür. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. buyurdular. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. " (Muhammed sûresi. Yahut açlıktan. ilimden sonra da. O hem yokluk içinde ömür sürer. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz. Göz açıklığı demek. Semender garip bir yaratıktır. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. Ne ateşin yakabileceği. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. Kuran'da "Bil ki. Yani ilim tavsiye eder. Ütaritten bahset. Yarabbi! dedi. yüz türlü yalvarışlarımla. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. Ateşteyanmaz ama suda boğulur." . Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. ilk doğuşta. Yazıklar olsun onlara ki. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur. Ama kendisinde görecek göz yoktur. tövbe ettim. hem yokluk içinde can verir. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam. "Günahına tövbe et. göz buna güç yetiremez. Kurbağa. zekât da öyledir. azaptan kurtulsunlar. ne de suyun boğabileceği bir hayvan. Ben bir kör gördüm ki. uyanık davranmak ister. şüphesiz o Allah. Başka bir kör de gördüm ki. şefaat dileklerim. Bunun üzerine Bayezid. 19) buyurulmuştur. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler.

Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. zındıklar bilsinler ki. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. 284) Ömer. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur. Henüz ilk gençlik çağındaydım. okunuşunu araştıralım. Kendimden geçmiş olayım. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. onu kıble edineyim. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. Meselâ olmaz. Bunu istesem de yapamam. Evet yepyenidir.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. 285) İlim Allahdan bir vergidir. ay insanın neresinde? . istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner.hem olumsuzluk edatıdır. Ya tamamiyle alim olmalı. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. her önüne gelen şeyde fazlalık. Ariflikte fazlalık. Yoksa senin ateşinden duman tüter. (M. hem haber edatı. Bu vergide artış vardır. yoksa hakikatte değil. (Yani varlığı terk etmek)(M. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. dedi. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. Bunu işiten bir mülhid. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. Ya Ömer! buyurdu. Ben buna inanırım. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. demiş. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. o benden daha mülhid imiş. bir gün Hazreti Muhammed'in (S.) Mescidine geldi.A. acele anasının başını kesmiş. Ama size göre'. gramerini. Fakat Mâ harfi. 66/3) gereğince. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. Ömer yüzüstü kapandı. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. Anlamını. Ben asla bunu yapmadım. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. hayır dedi. o halde fazla bile gördün. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet." (K. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. Hazreti Peygamber. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. dedi. Söndür. Nasıl ki hıfz yani saklama. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. demedim. çünkü azap verir. Ömer (Allah ondan razı olsun). dedi. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi. ama size cefa da eder. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. yüzümü ona çevireyim. güneş. Allah vergisi ise âsilere verilmez. Vefa öyle bir şeydir ki. Kendi cinsimden birini istiyorum. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. hemen fazlalık. yaklaşmayayım. onunla hesaplı konuşurum. onun korkusundan şarap sirke olurdu. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. kendilerinden korkum yoktur. Görüyorsun ki. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. Yoksa iğneciye göre değil. Hiç bunları düşünmedim. saklamayı terketmektedir. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. hem de başka mânalarda kullanılabilir. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. öyle bir kahraman idi ki.

Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. içerisi baştanbaşa nur doludur. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır. Herkese söylerim. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. bu ne nebilik. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. emmâre. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. Ama o ben. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. yüz yıl sonra da sana gelecektir. Biz hep kalktık. Bundan sonra bir kere daha. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. Önce tekrar ona doğru yürüdüm. Dedi ki: Ben. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. yani emredici (istekli) nefis. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. buyurmuştur. ne söyleyelim. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. yazık sana. Kendime macera söyleyeyim de. Bana böyle şeyler gerekmez. bengi sular ondan yağar. bunlar fenadır diyorsun. Git diyordu. Onu kahr içinde bıraktım gittim. yüzü nü butu n cihandan çevirir. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. Bu sözüm onu şaşırttı. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı.287) Bir Güneş doğdu. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber. şeyhimizsin. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. Bana gelince. ben yüzüne güler. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. şeyhim. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. senin için korkuyorum dedi. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. (M. Her kime yüzümü dönersem. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki. Muhammed şöyledir. sana ne yapayım. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. Bir delikanlı gitti. kuyruğuna da ebed adını koydular. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. Başka bir incelik daha var ki. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay.) yakasından çıkar ki. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. Benim seninle işim yok. Bir kaç kere baktım gördüm ki. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. dedi. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. Eliyle işaret ediyordu. bu adamla öğünürler. taşa vursa parçalardı.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. Kul vardır ki şeytana uymaz. Arka üstü yere düştü. Bir yerde ki. diyor. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. karanlığında bundan hiç haberi yok. Yolda uğrular var. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. âlemin içindedir. senin dizginlerini taşırdı. sana uyalım. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. dedi. sonra geldi ve bana yazık olur sana. ne adamdır o. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur.A. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. Nihayet taşa tapanlara. o tarafta ışık yok. bir ses çınlıyordu. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki. Hocanın biri namaz vaktidir. diye seslendi. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır. Ezel nedir. Elinde öyle bir baltası vardı ki. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. oraya aslanlar bile giremez. Eyvallah. Güneş . Bizde cevher var. Zamanın başına ezel dediler. akşam namazına durduk. ebed ne? (M. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. onunla sahradan. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. Allah sana ömürler versin.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. yine aldırmadım. Bunlar daha dün meydana çıktı. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. ne de resullük ve marifet makamına benzer. O ki. Ayın. oyundan dönersin de.

Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. Ona yanlış. onu denizde. tümden bahsettim.289) Öteki. Gerçekte mazlum budur. bu kadar sabretti. Ne oldu da. O. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. Arapçada yoktur. Evet cüz. Başka biri. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. karada taşıdık.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama. "Biz Adem'i mükerrem yarattık. Müslümanlık ise teslimdir. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. Ben asla yazmayı âdet edinmedim. cemalini göstermiştir. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. (M. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. Bismillah.buyurmuştur. yanlış. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. Çünkü teslim makamındadır. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi. duvağı çözmüş. Şahap dedi ki: Öyleyse. onunla tartışayım. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. maksattan daha çok uzaklaşır. Konuşan kuvvetlidir. Adı emmare. sonra kâfir olur. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. Getirdiklerini oraya döktüler. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. yuvarlanıyor. sohbet ile olur. Faydası olmadı. yine sustu. sen neredesin? Sormak istedim. bu çok hoş bir dildir. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. bu âyetten nasip yoktur. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. Kara nerede. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. bize hırka ver dediler. dedim. dediler. Hak. tecrübe ediniz! (M. Beni bırakın. Bazı açıklamalarda bulunuyordum.çevirirler." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. ses çıkarmadı. Nihayet mazlum falandır ki. tekrar Müslüman olur. oradan uzaklaştım. dedi. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. katlandı. Şiir: Diyorsun Mademki ki. cılızlık ona yaraşmaz. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. her şeyden dışarı çıkar. Her defasında. o kâfirdir dediler. o. Mısra: . herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder. Bu acizliğimden değil.bunun secdesi onun gönlüne olur. Biz Müslümanız. Bana çok ısrar ettiler. der. Dedim ki: Bu gece.288) Söz bahanedir. sözü ağzımdan kaçtı. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. Yani. runanî ve safi idi. Şahap kaçtı. dedim. Halbuki sizde teslim yoktur. Dediler ki: Sen gel teslim. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. Kaçtım. sana mürid olalım. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. onun secdesi bunun gönlüne. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. dedi ve gitti. Bilmiyor musun ki. düzeltirim. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. Sus dedim. Başını kırdım. gıda ondan uzaklaşmıştı. riyazat ile. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. ona soğup saydım. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. gülümsüyor. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. ben yanlış hareket etmiyorum. sonra. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu. Ben külden. öz ruh olmuş. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. şu hali riyazattan bilirse. cüzî âlemi parçaları bilmez. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. yani emredici olan o nefis ben de. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. Müslüman olur. Farsçaya ne olmuştur ki.

Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. hemen yola çıkmalıyım. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. elime yapış. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. yayı çek diye emir vermedik. Nihayet şu cevabı verdi. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. işte böyle bir kimseye. Hakkın çehresi. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. Yani nefsimi bilemedim demektir. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. yalvarmaya başladı. Şaka değil. Kendisi gelerek oku yaya koydu. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. deniliyordu Adam gitti. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır. Biz. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. Ey Ulu Allahm! dedi. çünkü ona bir şey gösterdiler. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. vaizlerin kürsüde. kovucu bir insandı. dedi. Biri. ihtişam içinde büyümüştür. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu. Zincirini kımıldattılar. dedi. Kendi kendine diyordu ki. Ey dost. o ışık içinde bayıldı düştü. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. dedi. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. Sık sık deveden iniyor. Hah! dedi. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. biz seni bilemedik. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. yalvarmadan da takati kesilmişti. oku attı. O kadar da değil. diyordu. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. Beyit: (M. imamların mihrapta. Kendilerine bakarlar. karanlık. karanlık üstüne çökmüştü. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. bir kul'dan bakarlar. candan ve (M. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. kervanı gitmiş buldu. Ey aile efradı! dedi. yerinde kalakaldı. ne oluyor diye merak ederler. Hasta kendine gelince. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım.292) Ben. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. feryada başladı. temizleniyordu.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. dedi. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. Oklarını sınadılar. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. halka da böylece yayılır.291) cihandan geçti. fakirin bu sevincine o güler. sağalttı. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. her ne kadar aradı ise de bulamadı. Sana kulluk edemedim. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. (M. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin. bana hac seferi görünüyor. yüzünü doğuya döneceksin. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. Elinizi eteğinizi benden çekin. Şeytan. işte bunlar gelirler. acayip haller görünebilir. seni seçkin insanlardan kılmış. oku yaya koyarak atacaksın. Ağlamaya. Çöl yolunu tutmuş. Musa Aleyhisselâm. artık. kemiklerim yücelerde kalsın ki. gelirler. yalnız kendilerini görürler. ok hemen önüne düştü. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. bir kervana katılmıştı. bu sene yüz dinar bulur. Fakat yine bir şey çıkmadı. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. Dilencinin o sevinci. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. Gece yaklaşınca umutsuzluktan.

Öteki. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. Bu ilâhî işarete göre. Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. Ama ona göre kolaydır her şey. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. onların halinden. o git işareti. Yoksa nasıl olur da. feryat ediyor. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. ama yüzünü kapamıştır. ey ahmak! dedi. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. Birine coşkunluk geldi. Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. O bundan korkuyordu. onlar Hak ile ilgilendiler. bir makam halka korku verir. Yüzünü rıza yönüne çevirse. Bir sıfat.) hakkında beslesin. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi. İki akçe nedir ki dedi. git derler ama. dervişcik diye onları küçümserler. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. bunu ancak o çekebilir. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. Çünkü onların (M.hakkında. gerçekte gitme manasındadır. Bayezid. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor. Şimdi din bahsinde de böyle olur. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. dediler. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. dediler. insan yüklendi. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun. henüz rıza mertebesine erişmemiştir. Peygamber sözlerinin yorumlamaları. dediler. yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. onu yüklenmekten kaçındılar. açıklamaları vardır. Olur ki. İki akçe şu kadar para eder. . Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S.A. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. sırlarından söz açıyordu. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek." demesi ne kadar ibret vericidir. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü. Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. ulaşmak aynı şeydir. Onun yayını semalar bile çekemez. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. Önce. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. Hak yolu değildi. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. yerler ve gökler bile. Bu kadar para kimde var." (72/33) buyurulmuştur. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. diyordu." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. deriz. onların ardından yürüyorsun. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır. Bizim ardımızda biri vardır ki. fakircik. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. keşke dedi onu göreydik. kıtlıktan Niçin? dedi. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. bak gör ki.

şehadet getirsin. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. . Ama yanıma şeytan gelmişti. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. yalvardıkça hayır diyordu. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. Nurun ateşimi söndürdü. dedi. 3/7) Ben gelmiştim." buyurulmuştur. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır." (K. Şeyh. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. dillerde sevgi var. çevresindekiler ısrar ettikçe. "Şeytan. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. Güneş yerine karşısında mum yakar. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. öteki mesci din köşesinde uyuyor. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. Hazreti Ömer. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. Evet güneşten ayrı düşen insan. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. dedim. Allahtan başka Allah yoktur desin. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. ama Allah kullarının. Hazreti Ömer'e geldi. tam dinlemek gerektir. Tam olarak söylemek. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. eğer ondan korkmasam. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor. ah diyorlardı. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. kulaklarda sevgi var. Müridleri. Ya Ömer! dedi. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. dedi. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu. ne gördün? dedi. bir kişi namaz kılıyor. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. Ömer baktı. keşke dinlemeyi bilseydik. Gönüllerde sevgi var. söylemiyorum. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. Nasıl ki cehennem. Onu mescide götürdü.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır. Döner misin diye o umutla bekliyorum. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. Az bir ışık varsa şükredince artar. yüzümü yine ondan çevirdim. Ateşe nur yaraşmaz. Nasıl ki hadiste. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. Nasıl ki. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. Ben de ondan yüz çevirdim.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine. Bu da doğrudur. Şükretmek hal dili ile olursa. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu. Halbuki o hem Allahyı." diye feryat eder. istiyorlardı ki. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. benim bundan haberim yok. hem de onun kullarını incitir. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. gel de sana garip bir şey göstereyim. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. Bir gün şeytan. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. Onların bildikleri bir sır vardır.

yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil. fakat benimki öyle değil. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. sen işitmiyorsun. Nihayet dünya sevgisi. Ölünceye kadar hasta olmaz. Ona. Meğerki büyük üstat olmalı. Dışarı çıkalım. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. Tıp budur. bu perde gariptir. başka biri geldi. Güneş batmadı. Görenler. Ben görüyorum ki. Ama ben babasını sormuyorum. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. parmakla ağzından çıkarırlar. olgun bir adamdı. dünya sevgisinden bahsediyordu. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. Üst tarafı oyuncaktır. İnsanın gıdası ekmektir. dedi. ne de bunu. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. (M. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. "Halkın en kötüsü. Ben senin sözünü işittim. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. dedi. Yoksa ekin bitmez. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. dünyanın içindedir." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. 296) Gel! Tekrar gel ki. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. tek başına yiyendir. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. bu insan oğlu değildir desinler. öğüt kâr etmez. ama sana açılmamıştır. onun değeri nispetinde ilgilenir. dinler. Rubai: (M. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. Yolcu. bu melektir. ne onu istesin. Biri. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. Zaman zaman çorba ile et de olur.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. Onun terle dışarı çıkması zor olur. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. Savaşa gitmeyeceğiz ki. Bunlar. Güneş battı diyor.) en kısa bir süre içinde elde etti. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli. Biri benden sordu. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. işitmiyor musun. yoksa saçmalama derim.A. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu. . Toprağı harap etmesen. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. kendisini soruyorum. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. dense. çok acayip bir insan olur. kulu ile. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. O benden badem istese. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. Güneş yerinde duruyor. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. ne söylüyorum? deyince. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. şu bıyıkları kestirelim. Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı.

kuvvetli üç tokat vurur. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. Biri sırasız oruç tutar. Nasıl okursan oku. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. Zır deliler de. desinler. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. Maksat Allah yolunda savaştır. Onun sevgisini. Aşırı konuşurlar. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. Yoksa bu yolda savaşanlar. Akıllı olan satıcılar.A. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. ne türlü aşk oyunları oynar. Çocukluğumda bana. elbette secdeye kapanır. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. "Bizim yolumuzda savaşanlar. su lâtiftir üstünde kalır. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. derler. omuz vurarak denize atarlar. gönül sefası gerektir. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. Meğerse bir tanecik pul varmış. Ama ölmek bana daha hoş gelir. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. Ey kancık evlât! der. Biz bunu ne yapacağız? desinler. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. Aradan epeyce bir zaman geçti. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. kolay zannediyorlar. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. Ulu Allah. o ötekilerin tarafındandır. yeri yarattı. lâzım olur. şeklinde de okuyabilirsin. Gönüle vuran ışık başkadır. derler. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. Pazar. Sana elbise mi lâzım.) sıfatını söyleyin. ekmeği de tabutla beraber satmalı. Nefsin . tekrar yarasının üzerine koyarmış. Onu öldürmek ister. çünkü orada ekmek pahalıdır. dilerse gider. "Allah onlara azap vermedi. çiviyi alnına çakmalı. Üçte ikisini ekmek. semaları yarattı. duvara vuran ışık daha başka. Vahy. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. (M. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. Bize o iç aydınlığı. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez. (M. yarısı da su için. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. geminin yükü ağır olunca. çiviyi pabucuna vur. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler. ekmeği ye. Eğer ölmezsem. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. Hint kılıncı bile ona yetişemez. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. duvarda yansılandı. bakarlar ki. Babası yerinden sıçrar. onun tarafından değil. latif bir şeydir. o sayede devlete erişti. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. kaba saba bir adam var. hep tasalısın? diyorlardı. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. bizim yolumuzda savaşanlardır. İsa' nın sıfatını söyleyin. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. yarısı ekmek.İçimde bir müjde var. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. 29/69) buyurmuştur. Hakkın nefesi beliriyor. üçte birini nefes için ayırdım. Nasıl ki. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. derler. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. Hazreti Muhammed'in (S. derdi. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. onu görür. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. bu âlemi meydana çıkardı. Nihayet o engeller aradan kalktı. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. istersen sonundan başına doğru. diyoruz. görsün ki nasıl olur. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. Anladım ki. netice aynıdır. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. Derler ki. demiş. nefes lâtif ve hafif şeydir.

elinden ve dilinden. sevgili mallarını bağışlarlardı. diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil. başka yere varayım. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. benim işim. "Gökleri elimizle kurduk." (K. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. Sordum. tekrar yaratılır. bu öldürücü zehirdir. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. dileğim yok. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. oruç tutuyorum diyebilesin. 301) Bir defasında "Müslüman. 33/44) buyrulmuştur. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz. Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. yahut bu bir yılan yuvasıdır. bunda ihtilâf vardır diyordum. dedi. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı.hep sana söyledim. Benim maksadım neydi? Bana. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. Bütün bu inancımla. 30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. Onu. Nefsine şiddetli davran ki. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. başlangıcı yoktur denilmez. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. (M. işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. tatlı canlarını. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. Hele şu adama bakın. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber. Bu Kâdim'dir. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. ey oğul! derdi. Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. 300) derecesine göre konuşunuz. zekâtını veren kimsedir". Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. sonra yine kendi âlemine dalardı. Diğer bir defasında. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. Mademki bana ders vermiyorsun. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. Kendi kendime. Benim bunda hiç bir maksatım. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım. (M. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. falan hata etti. Bilginler tek bir insan gibidir". Ben bir şey düşündüm. benim maksadım soru sormak değildi. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. değil midir." âyetini ele alalım. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle. cevabını verirlerdi. mollalarım nazarında hayretle karşılanır." (K. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü.sırtına bin ki. Bilirdi ki. sözleri. "Gideyim bir iş tutayım. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. iman nedir diye sorarlardı. Halbuki ."buyurmuştur. Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. "Namazını kılan. "Şüphesiz müminler kardeştirler. Alemin çaresini biz bulalım. Kadı Şemseddin'e dedim ki. bağlılığımla beraber. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. dağı. gerçek hadis midir. Hazreti Peygambere daima. Her şey onun katında mahvolur. "Halk ile onların akılları (M.

kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. ondan. Başka biri de. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. Şeyh halkın bu kalabalığından. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. kalbin yumuşamadı. Kuş şekeri diye bağırıyordu. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. bu yelden daha iyidir bana göre. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. Yarabbî. Dedim ki. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. ben de derim ki. Kuran'da buyurulduğu gibi. yoksa bir dilek için değildir. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın.) ilgilenmekte. Bayram günü idi. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. Başka bir âlemden gelen bu ses. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. O yol tozlarla doludur. diyordu bu ne keramet idi ki. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık. geri dönsünler. derhal eti. Camsız varlıkları bile söyletir. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. Çünkü onun üstünde biri daha var. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. biraz murakabeye varmak istedi. dışarı çık. Tek bir çeşnisi yoktur. onlara karşı bir hareket göster ki. kendi aralarında merhametli. yine arkasından ayrılmadılar. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. kendini halka göster. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır. halk birbirine bakıştılar. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. şimdi bizim mazeretimiz var. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. Şeyh karnından bir yel çıkardı. Nasıl ki müminler vasfında. dışarı çık. Allah ahlâkı ise hem lütuf. ona üfledi. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. (M." (Fetih sûresi. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. "Kâfirlere karşı şiddetli. Eğer fena söyledinse ben razıyım. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. insanda iz bırakır. öyle bir vakit olur ki o derviş .A. Şeyh bir zaman düşünceye daldı."(K. sana İsa nefesi verdik. Halbuki ulu Allah. sonu olmayan yüce Allah. hem de kendileri rahat ederler. dostu sözü ile boğmak ister. sözsüz ve sessiz konuşur. içimizi temiz tutalım. Şeyh dışarı fırladı. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. Bundan yani iyi sözden dem vur. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de. 304) Devlet de bundadır. diyordu. Size yaraşan şimdi susmaktır. 29) buyurulmuştur. o gitmiyordu. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. Hep birden onu inkâr anlamında. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. Fakat halk peşine takılmıştı. Bayram gecesi geldi. Tek bir kişi kalmıştı. Yoksa öğüt. bir dervişin hizmetini görüyordum. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. O yel. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. öbürü bir şey değildir. onun yüceliklerini anarım. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. (M. Ancak o bir eşeklik sayılır. Dedim ki. "O. Ona seslendi. hem de kahir'dir. başlarını sallayarak uzaklaştılar. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. Bu saygı ve ululama yönündendir. Hazreti Muhammed'le (S.sende hiç bir iz bırakmadı. yine aynı yel ile gideyim. Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum. beni hapsetti. diyen olursa. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. Kırlara doğru yollandı. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar. çileden bir ses işitti. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. dedi. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. benim için hayrın tam kendisidir. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. o gerçekte yumuşaklık değildir. Kırda uzun müddet yürüdü. diye düşündü. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi. Eğer sırasında konuşursa. karşısında secde edenlerin. Zaman olur ki. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. daha olgun bir sözdür. dedim. Ne dostlar vardır ki." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi.

Sabır feryada yetişmiyor. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. görenekte olgunlaşır. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. şaraplar dolanıyor. mumlar yanıyor. engel olalım. O kul yönünden gelir. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. Şöyle bir kaledir. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. Çünkü çok sevimli bir gençti. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. Bir padişahın üç oğlu vardı. Allah sana kaderiyeci demiştir. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. kızın kıvırcık saçları (M. Büyük şehzade. bilgide. Peygamber göndermek. Şart koştu. asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. Sıra küçük kardeşe gelmişti. kızın bir bileziğini aldı. Babaları onlara birkaç gün. vaadin ve korkutmanın icabı. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. 305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. zaten Padişah ölür. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. ama ortada hiç kimse yoktu. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. içine girerek saklanmasını söyledi. . Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. dedi. konuşmak can yıkmak. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. biz de padişaha kastedelim dediler. O da aynı sevdada idi. Ama ona sormalıdır ki. onu da öldürdüler. ona içten bağlanmıştı. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı. oğullarında. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. Görür görmez âşık oldular. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. kızın babası. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. eğer başkalarından ibret almadınsa. sana kaderiyeci diyor.yükselir. düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. Bu öküz. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. sana kudret sahibi diyor. Gidip babasından kızı istediler. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. (M. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit. Padişah emir verdi: Bunları götürün. Çünkü emir ve nehy'in gereği. geçip gideceklerdi. dinlemek can beslemektir. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. Ortanca da böylece kurban gitti. Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu.

Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. sen. o saatte et yemekten vaz geçerim. Şehzade cevap verdi: Getirdim. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. ama daha fazlası gelir. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. sana öyle bir nişan göstereyim ki." diye feryat etmiştir. çabuk dışarı atın. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz.Padişahın yanına girince. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır. Başını önüne eğdi. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. Musa Peygamber. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. hep dervişlerle otururdum. öteki sema diye İsrar ediyordu. her kıssanın. (M. Büyükler yanında da susmak yaraşır. Ömür. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu. "Susan selamete erdi" derler. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. Bu tuhaf bir iştir. Bununla beraber. iş pek nazik bir duruma girmişti. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. (Ç)) Şiir: Gam. Aşk. pabucunu başına vuruyordu. getirdim ama. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. Saz başlamıştı. onlardan bir tarafa çekildim. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. Ona dedim ki. vezir ve ben. . Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. O anda öyle yaptım. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. Bunda hiç bir şüphe. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. Kendimi savunmaya. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. Mtisâ Peygamberde. Halvete çekildiler. Gerektirir ki. beni uğraştırır. Tövbeler ediyordu. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. aklın başından gitsin. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. ama yine de hoştur. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. nerede nişan? dedi. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. Muhammed ümmeti olanlara göre. Biri derviş diyordu. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. her üçümüz halvete çekilelim. Gerektir ki.

Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var. 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. Gidiniz. Nasıl ki. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. Ben mürid olacağım dedi. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. "Onun kulağı ve gözü olurum ". Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. Şeyh seni istiyor. Çocuğu içeriye. Bunu size de göstereceğim. kaçacaktı. Korkulur ki ödü patlasın. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi".) üstünlüğü buradadır. Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. hem de büyük bir utangaçlık. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü. . Sanki. (K. Hemen dışarı çıkmak istedi. Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler.66/3) buyrulmuştur. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki. Tecrübeli Pir. getirip kendi makamına oturttu. halvete çağırmalarını emretti. Ama önceden sonunu göremedi. pişmiş tuğlada görür. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. ona deyiniz ki. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. Dervişler geldiler.A. onlardan öğünerek söz açsınlar. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. zamanenin gidişini onlar yürütüyor. Her insanoğlunda bir benlik vardır. yaptıklarını da biliyor. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. Ona. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır. Şeyh de kabul etti. Aşık. dedi. kapıyı açtılar. Ben iki halini de bilmekteyim. (M. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır.Beyit: (M. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. bu makama erişesin. Şeyh dervişleri uyandırdı.

Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir. R ü b a î: Ey ay parçası. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. bin yıl sürer. bir yabancı yüz kere de vursa. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. ona dedim ki. Üstünlük ilk davranandadır. Eğer şimdi ağlayacağıma. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki. 23/117) Bana. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. . önce elini şu tuğlaya sür. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. 310) dostlarını da bu işe zorladı. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu. Ne kadar uzak. derdi. ancak iyi kişilerde bulunur. dedi. Hele sana ki.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur.o olmadan namaz kılmaz. felek bu halimi beğenmedi. Her sabrı yüz yıl. O da ağladı. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu.sevgilinin cefası çok çetindir. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. baş sağlığına. hiç bir şey demem. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M. bulunmaz bir şeydir. Çaresiz herkes buna katıldı. misafirliğe onsuz gitmez. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese. doğdun ve parladın. Aradığını düşünde görmüştü. üstünlük ilk davranandadır. senden bize binlerce faydalar ulaştı. halbuki. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. ağlamaktan öyle coştu ki. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K.derdi. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. Derler ki. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı. Bu nedir? diyenlere. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur. Dirilik de budur. yetiştirdin. (M. ululuk artık ölmüştür. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. fena kişilerde bulunmaz. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu.

Baba üzülüyordu. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. o da. bazan da gizlenir. dedi. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. misafir etti. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. can ile beraberdin. O sana Yasin okuyor. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. anlayasın. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. peki. altın damarına kayıp diyorsun. yaramazlıktır. vah şeyhim. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. köprü üzerinde ayakları titrer. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. Onu sürersin. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı. O sırada bir ihtiyara rasladı. Toprak vardır ki. öğrenci. gölgeden kaçar." (K. ticaret ederlerdi. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. Onun işi gizli kalmaktır. Onu evine götürdü. Bizim altınımız Kuran'dır. Onu burada sınayın. Baba (M. Ama hâlâ arzusu vardı. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim. gerektir ki biraz yük taşısın. kamerin ne yeri var? . Öğretmen. ileri gitmeye imkân yok. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. Ansızın battın ve görünmez oldun. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. sedefleri dışarı çıkarırlar. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. işte onu burada tecrübe et kf. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır.60/10) buyrulmuştur.dedi. üzüntüsünün sebebini sordu. Birinin günahı sarhoşluk. Ne olursa olsun dedi. madeni belli değildir. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. Herkesin kendine göre bir günahı vardır.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki. Şeyh ayva yer. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. Çok zahmet çekmiş. işe yeniden başlamak gerekli. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. Kuran'ı ezberlemişti. Hazret! Peygamber. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. Bir öfke vardır ki. onun haline uygun düşer. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. zaman zaman ayaklanır. derler. Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. dünyayı canına bağlar. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. Geri dönmeye imkân yok. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu. Sen kayboluyorsun. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. mülkümüz. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun." buyurmuştur. yoksa hemen geri göndermeli. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. Bu ancak seni sınamak içindir. Beyit: (M. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. Eğer köprü geçerse ne iyi.

Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. yardımcı gibi kullanıyor. sen ise hep onunla diz dizesin. askerini toplamış. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. kendisini kabul etsinler. Rubai: Aşk. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. Çünkü şeytan. Gönlümü orada görürsen. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. hem de cismanî kudretler vardır. Allah kılığında da görünür ki. O adama dedim ki. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. güzelliği söz konusu olunca. hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. Biz ona lâyık değiliz. Beyit: Ana ve baba. ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. benden onun tarafına bir selâm götür. 314) Yel esti. şeytan onu önüne katmış. de ki.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. yavaş yürü! Tâ ki. Şah ise. . Şiir: Ey sabah rüzgârı. der. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. Onda hem ruhani. o muhakkak Allahdır diyor. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. Hele bir kere daha dal. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. o da bizim dengimiz değil.

Halife. dedi. bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. anlamındaki kutsal hadis malumdur. bundan daha şaşkın olsun. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . Beyit: Ey cihanın canı. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım". Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. senin semtinde görürüm. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. halkı yoldan çıkarıyor. yüz yüze gelince. Can istersem. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. senin çağında açıkça küfür söylensin. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. Ayağına bir desti bağladılar. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. Hele kılıç senden. ölmek ne hoştur. bunu Dicle'ye atın dedi. Muhammed dini harap olsun. Halife işe ehemmiyet vermedi. Adam o. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. Acaba bir koku almadın mı ki. saçlarının kıvrımlarında bulurum. Ey sevgili can. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. adamı sarayına çağırdı. sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. dediler. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. Bundan daha başı dönmüş.R ü baî: Gönül ararsam. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. Çok susuz kalırda su içersem.

secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. her zerrende bir heves. Rabbini de bilir. hangi şey en büyük şahadettir.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. Bir parmaklık yoldan. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki. Şimdi dışarı çıkayım. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. adama acıdı. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de .) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. sor yol bu mudur? diye araştır. Sen nazar ehli ol. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. 317) daha isdidatlı olsun. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü. Muhammed'de (S. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. dedi. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. Kalenin adını söylemek çok kolaydır. Bir parmak mesafe için yoldan kadın. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. derler. Ancak yolu ara. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. bir zaman murakabeye varsın. 316) cehenneme atsın! Keşke. tekken var ama o doğanın şahı. Derler ki: Hiç bir Müslüman. o bir şeyler anlatmak ister. işleri ya açık sözlerle konuşursun. dedi: o zaman. yolundaki vaade hacet yoktur. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. O. bunu bilmek lâzımdır. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır. Şimdi sen otur da söyle: O." buyuruyor. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş. Arşa. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. huzura murakabeye varalım. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım. İsterse Kabe'nin damına götürsünler." (K. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. "De ki. de ki Allah görücüdür. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. der. Yedi renge boyanmış." nüktesini de anlatsın. Kürsiye yükselirsin.A. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse. Orada adil bir Sultan vardır. Halk (M. bir şey söylemez.halkı suya at. biz de Muhammed'e (S. bırakmazlar. mümin oldu. Hazreti Muhammed (S. sen doğru yol tarafını koru. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. Dedi ki: Bundan sonra. birdir diyorsun. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. Bunu yapabildi ise Cennete girer. Bu sözde gizli bir hazine vardır. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. Öküz heykelini gördüler. Evet kâfir idi. Niyetiyle gönülden. Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. (Tâhâ süresi.A. Bir kerre dergâhın. Bu. Muhammed'e uymak daha doğrudur. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. Arşın. hayır deriz. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun. kimse kimseye zulmetmez. "Nefsini bilen. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. Dikkat et ki. A) uymuşuz." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse.

Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. kuzular çevirdiler. ay da sıkıntı içinde. Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. herhangi bir sebeple öne geçsin. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. fezadan sonsuz boşluklara daldım. 318) Gül ter içinde kaldı. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. Hatta bu öküzü. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. Köylüler.sanki (M. Rubai: . Bir gün kırlara doğru yollandı.geçti. Artık altınım gümüşüm kalmadı. sofraları döşediler. kebaplar hazırladılar. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler. o da iş böyledir. Bırakalım yesinler bunu. O. Çünkü birzaman olurki. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. Gönlümü dava ettin ama. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar. halka götürür. yolunda canımı da feda ettim. çabucak evlerine koştular. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. balığı koruyan melekleri görüyorum der. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. (M. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. der gider. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. kâh nazlanarak. Mutluluk o kimsededir ki. Yani bir yoksulluk da vardır ki. denizde balığı seyrediyorum. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur. onlara varlık yaraşır. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. Evet asılmışım. kaba tabi atlı değildir ki. Köpeklere verin. yiyebildiğinizi yiyin. ondan başkası benim işime yaramaz. bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. der. Ben iğ istemiyorum. insanı Haktan kaçırır. Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur.. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı.. Ansızın bir köye geldi. sonsuz rahmete bitişiktir. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. Ben.

o miskindir dedi. Samed. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti. İşimiz çok. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. Onu buraya çağırmayın. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin.. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır.) yanına geldiler. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de. Yani sayısızlık da sayının delilidir. ama yine menekşenin işini görürler. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. iç yüzüne eremezsin. Nefiste şüphe vardır.Biz hiç bir hesaba sığmayız. dediler. Şimdi tekrar. demişsin!. . kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir. Bu onun eşidir. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. hele bir gideyim. Namaz kıldığını görüyoruz. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir. hem bizden eksik. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. olmayana delâlet eder ki. Karnı boş olan. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun. Allah. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var. dedi. o da bunun eşidir. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M." (ihlâs suresi. dedim. Samed ulu Allahdır. Nasıl ki. o da. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler. yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim. bu çünkü kelimesi peltek idi. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler. Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz . içi boş karınsız demektir. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. ben ruhum. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren. iş o tarafta. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz.' göreyim o dervişi. O miskindir. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. Hakkın hakikatina. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır. Eğer kalırsa.A. Hazreti Mustafa (S. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz. Naiblerinden biri. Peygamberine niçin "De ki. eşsiz ve tek olan Allahtır. Kadı öfkelendi. ne kâfirlerle uyuşur. O zaman anlaşılır ki biz.. hep bizim pervanemizi yakar. getirir su içinde saklardı. O yani görünmeyen Allah. Buyurdu ki: Şimdi onu görün. ne Müslümanlarla kaynaşır. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. Burada bir kişi var ki." sözüne gelelim. Hakka ermiş olsan da. her şey sen! der. hem de biziz. Ahmağın biri daima karları toplar. eşek midir göreceksin. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. önce selâm vermeye cesaret edemediler.A. dedi. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek. O öyle bir mumdur ki. "Nefsini bilen rabbini de bilir. Bir saat sonra onlara cesaret geldi." demeleridir. 1) Çünkü dedi ama.) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat..keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş.

Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister. 323) bak ki. imanlı kişilerin inançları. Onun mabedi de gönüldür. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. artık ben aile hayatından vaz geçtim.A. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. (M.diye beddua ettikleri iblis. Bir aralık mecliste sessizce oturdu. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. dedi. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi. ağlamaya başladı. hemen yerinden fırladı. Bizim medresemiz budur. Çocukların kitaplarında. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. gönüllerini vermezler. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken.kapı açılır. yüzümü hac yoluna çevireyim. O ses çıkarmadı ve kızardı. dedi. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. Hazreti Peygamberin (S. Allah evini ziyarete gidiyorum. Bugün olaki. gönlünü birlikte bağışlar. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye.A. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar.) yerinden kalktı.) selâmını söylediler." buyurdu. Kim olduğunu söyleyemem. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın. yaralandı kafile gitmişti.) ziyarete geldiğini gördüler. O hep susuyordu. O susuyor. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. Şimdi (M. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk. Hazreti Peygamber (S. .A. eşek midir göreceksin. O gece kocası bir düş görüyordu.sana lanet olsun. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim. Bahtiyar odur ki. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. büyük bir saçıdır. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S. günahlarına tövbe etti. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki. ailesine de dua etti.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. Sonradan dediler ki. Çüneyd bunu işitince. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar.A. o kimsede tesirini gösterir. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. sen çok zayıfsın. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. diyorlardı. İste İblise inanç besleyen.) de susuyordu. bu sana. . gözlerini verir. Onun sevgisini. (M. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. bereketi. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. hiç kimse. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi. Hazreti Peygamber (S. Şeyh tekrar söze başladı. Bir mürid geldi. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor. gözünü. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar. Yazıklar olsun onlara ki. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S. Karısına. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem.

Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. Kancıklık senden uzaklaşmıştır. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti.) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. yola getirir. Çünkü varlığım kalmamıştır. . kınama gibi duyguları atar.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. yatıştı. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim. Çünkü o şunu yap. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır.A. her yere konma. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir. "Onda insanlar için şifalar vardır." deniliyor.Artık üst tarafını hesap' . Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin. toplu geçinmektir. Arıyı görmez misin. diyen gafil kişi. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. Bu topluluğun büyük savaşı. toprak üstünde otururdu. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun.nasıl ki yine Ulu Allah. Kel. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. dilediği yere konar... şöyle yap yahut şöyle yapma derler." demek doğru olmaz.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir. oradan gitti. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. büyük savaşa başladık. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. Yukarı baktım.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu..olmaya ki. evin tavanını göremedim-. 28/56) dedi. derler. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi. kâfirden daha sapkın. iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. bunu yapma diye emreder. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. ama ağzı kilitlendi." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez. Büyük savaş nedir? Oruç değildir." (K. insan bedeninin bir örneğidir. Madem ki erkeği tanıyorsun. Padişahlar için "Hayır. gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. Burada Allahnın kalp. 325) Biri geldi. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun. içimden kovarım. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. çarh vuruyorlar. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. ben sana demedim mi.. (M. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun. oturur. diye homurdandı. onlara. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. Hazreti Peygamber (S. nasıl ki Hazreti Peygamber (S. aman sakının. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum. sövüp sayma. 71) hitabını işitmiştir. Yani kalk.A. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum. 324) Yemekten korktuğun. başını bedeninden ayırdı. Yani senin konuşman boştur. Şehzadeler gittiler. Ey Allahm. olmaz" demek kutlu düşer.et." buyurmuştur. bu hendek tamamiyle dolmuştu. incinme varlıktan olur. Bu yermelerden. ötekilerine karıştı." buyurmuşlardır. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. (M. Biri geldi.Bu tozlar kaç defa çekildi. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir. Kasap. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur. Üst tarafı hep ruh olmuştur. Padişah benim kızım yoktur dedi. şuraya koy. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti. sen yemeğini ye. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. ondan kızı istedi. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım. Karşılık verme. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar. Dudakları uçukladı. namaz değildir. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. Bu dünya evi. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar. Yarabbi! derdi.

Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. kendini kurtarır. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. ne de Allahdan söz açarız. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. Hazreti Muhammed'i (S. şu anlamdaki âyette buyurulan. dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler. bu nasıl oluyor? . Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. "Araştırmak dindir. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. sormam. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. bir kalabalık toplandı.A. ama bunu ne ben bilirim. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır. yüce sıfatlarını o terbiye etti. o sözde yoktur. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir." (Kasas sûresi. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem. Bütün bu yaslı hali ile bana. Bunu inkâr eden benim nefsimdir. derdi. Bir gün de. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla. Allahyı bilen kimsedir. Bir saat başını önüne eğdi. 327) Nihayet benim soruma geldik. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin." derim.A. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı. Cebrail bile. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. ama asıl işin çetin tarafı da odur. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. bu küfür söz ve yanlış anlayış. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. altın öküz heykeli. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır. ne de başkaları. Bana Kur'an-ı tefsir et. falan münkir olmuş. Asıl gerekli olan şey. senin kendini kurtarmandır. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. üç türlü yazı yazardı. Müslümanlığı örtmektir. gitmem. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. ötekini hem kendisi okur. yüzlerini gösterirler. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. dediler. sen gel dedi. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa.Allah velilerinin sırlarını bilenler. (M. yani önde yürüyorsun. Orada gördüm ki. hele." Ben. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir.) kitabı fayda vermez. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. hayır. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. o bengi suyu içen.)'ı Ebu talib besledi. o imanı. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir." (K. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler. dedim. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. halk ile oyalamak isterlerdi. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. Söz söyleyen benim. Ne Muhammed'den. bana önce Allahnın (M. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır. hem de başkaları. Demezler ki. "Araştırma Müslümanlık değildir. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı. Böylece kalacağım.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım. bizzat onda buldu. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. onların kitaplarını okurlar. Allahya ant içerim ki. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. bana zahmettir. Yani gerekli görmüyorlar. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor.

içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. Sen haramzadesin. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. söz yerine geçer. ancak onların iç âlemini görebilmektir. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. kendini göstermez. bir gün bir şeyhin yanına vardılar. inkârında idi. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. deyiniz ki: Yanımda üstadım. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. Dostlar yine. evet. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. sonra bedenimin iriliği. her şeye katlanırım. Felsefeciler. ayrılmaz bir sıfat değildir. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. Nasıl dersin ki. Yoksa boşuna girmiş oluruz. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. arzular dünya güzellikleri. Kadı. nihayet ben helâl süt emmişim. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. akıl hükmündedirler. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. ak'ıl kâfirdir. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. Ben on tanık birden getirdim. yani. Kendimi sağır yerine koyarım. her ikisi tek bir isimdir ki. haydi demek lâzım. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. örtünür. "Sizden iki erkeği tanık getirin. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. Ama ne içten kurtardın. dediler. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. Davacı on sofiyi birden getirdi. görelim de gelelim. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. Eğer üstat o taraftadır derlerse. Şimdi bize. Halk için. dedi. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. dersiniz ki: işitmedik ki. Ama başkalarına karşı da çok . Vezir birine dedi ki: Bin altın al. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. Allah. Murad. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur. Şeyh dedi ki: (M. piçsin! Katır piçliğini benimsedi. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. selâm sana! derim. dediler. Evet dedim. bana on defa selâm söyler. Böyle değerlenir. cevap vermem. Çünkü haramzâdelik. içerde uyumuştur. Dedi ki: Görmek. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. Asıl surettir. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki. Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. Allahm bilgimi artır" diyor. dediler. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. dediler. Evet. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. Çünkü o mal. Kendisinden tanık istediler. Onun piçliği. çok hoşa giden şeyler. hep hoş geçindik." (Bakara Sûresi. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. haramzâdeliği kalmadı. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. mürid yani dileyen odur. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. 282) Duyurulmuştur. Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. asıl olan mânadır. âyette. benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. kılavuzum olmadan gidemem. beni rüsva ettin. Tersine de olur. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. Şeyhi gerçeklediler. boyumun yüceliği. derlerse. Hey hey.öfkeleniyorum. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. Allah inciten sevgili! (M. sevgili ve herkesin kıblesidir. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. Murad (istenilen) da budur. Onuncu defadan sonra. Benim öfkeli zamanımda. Evet hiç bir kimse yoktur ki. yüksek her tarafı görebilirim. iki görünmüştür. deyin! Bu bir tuzaktır. Söz. başımı eğer. dedi. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. Birisi başka birini dava etmişti. bir tanık daha getir. içeriye girmezsiniz. öz ve halistir. O bir yere gitmez. o hatıraya ziyan verir. çok kere ben de kaçarım. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. Davacı: Efendimiz. kabul etmem. ne de dıştan.

sözü uzattılar. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. 331) onun işareti şöyledir. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki. Gizli sadaka ona verilir. Hazret! Muhammed'in (S. kendine değer vermedin. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez. annesine yardım etmek idi. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır. Veys'in annesi öldü.A. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur." deseydi o derece soğuk düşerdi. ancak meyhanelerde olur. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! . ziyaret edememesinin sebebinin. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar.) huzuruna erişemedi. o razı olsun. ben ona ya bir defa iltifat ederim. O havuz. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım. gönlü hoş olsun. Ama onların sözleri. o medrese hocası bu noktada kalmıştır. Öyle bir öfke gerektir ki. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. Onun mazereti. yahut hiç. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. diye bakmıyorlardı. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. Hazreti Muhammed'in (S. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca. O. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. Gönlünü henüz yıkamadınsa. Böylece üç gün geçmişti.) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. ey bizim has kulumuz. der. Bizi değerlendirmek. dörtte dört murdar oldu. Nihayet Veys. Ama hâlâ evime ulaşmadı.acaba bu Peri mi. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. Demişti ki. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler. Çünkü parmakla tutabilirsin. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti. fakat onunla fazla konuşmayın.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye.Bana karşı hayranlık göstererek. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. gür bir su kaynağı akıyordu. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. öteki öfkeyi bastırsın. bizim Allahlığımızı yüceltmektir.A." (İhlâs Sûresi. Kur'an'da. mazeretini söyledi. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım. Şu hale göre. sudan topraktan ayrılmadı.A. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. ne kadar mazeret gösterdi ise. gideyim.A. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. Nasıl ki. Peygamberin sağlığında.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. Rum ülkesine-'. hayvan mı. Ama aralarında perdeler kalkmıştı. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan. Eğer benden sonra gelirse (M. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur. Peygamber dünyadan göçtükten sonra. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor. Veys.) işareti ile olduğunu. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık.) türbesini ziyaret etti. yine Hazre-ti Muhammed'in (S. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir. "De ki o Allah tek ve eşsizdir. (M.A. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz. Benden ona selâm söyleyin.onurlu ve kibirli davranırım H. kaplan mı yoksa başka bir şey mi.

dedi.beni evine götürdü. yemekler getirtti. böyle cömert. Üç gün iş aramaya gittim. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. (M. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. şimdilik elimdesin. şimdi sen söyle. gözle görmek gibi değildir. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. mucizesi böyle idi. ben oracıkta kalakalmıştım. yiyecek bir şey bulamadılar. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. onları sormuyorum dedi. bana haber ver. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. bulamazsam. Bunlara acele etmeyin dedim. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. dediler. 3) hükmüne göre namaz kılardı. Oyunlar çıkarıyor. o asla bu . Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. kuzular kesti. diyordu." (Müzemmil Sûresi. Bir nara atarak yere yuvarlandı. Şöyle gönlü alçak. Beni kimse çağırmadı. Çünkü pek arıklaşmıştım. Erzincan'a varınca dostlarda. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. dediler. iki dizinin üzerine edeple oturdu. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. güzel bir yer gösterdi. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. bir ağlama belirdi. Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. Kulağımızı ağırlaştırarak. Karpuz mevsimi idi.A. düğün ettiler. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. Bazıları da. demiş. gece gündüz şöyle ibadet ederdi. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. Herkesi götürdüler. dediler. Dervişler için karpuz toplamıştı. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. şakalaşıyorduk. Ayağıma kapandı. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. Bir kaç gün geçmişti. Yemek yedikten sonra. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. işitmek. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. ilmi şöyle idi.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı. Dervişleri üç gün konakladı. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. ayrı düştüm. onun nasibi budur dedim. Hazreti Mustafa'nın (S. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. Veys. (M. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . Sen yolun kâhyası mısın? dedim. dedi. Bunları da sormuyorum. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. dşdi. Ama biz açız dediler. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. Bunları da sormuyorum.soruları sormayacaktı.

saçılıp döküleydi.Allah. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. Allahm topluluğu ondan kaldır. Hak ışığı önünde arıktır. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır. aramıza ne bir mahlûk. "Sanır mısınız ki. yüzümü sana çevirdim. bu nasıl olur? . Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. Nün nereye sıyırdı? Biri. ta ki her şeyimle onun olayım. Her zerrede dağınık. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı. Bu âleme niçin indik. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular." (Müminun Sûresi. Aşağı indiler. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor. hayır.). örs oldum. Burada gerçi başka bir incelik vardır. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. Ben yüzümü hep sana çevirmişim.) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. derimle. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir. Ancak er odur ki. Ulu. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. neticesi iyiliktir. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti.A. Yüce Allah. parmak kaldırdı. peki sana ne? dedi. ne de en yakın bir melek giremez. (M. karmakarışık. sende. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir. derler. 334) Çünkü bana öğüt verdin.A. ona uyarlar. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir.olmaz. yerleştiler. "Ben Hakkım. bana göstermiyorlar. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. Kahraman olur. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. Gönülden gönüle pencere vardır. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. ölümden korkmaz. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki. Onun göğsü. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. (M. Sürekli olmaz. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. sana izin yoktur derler. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki . Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. Giremezsin. Benim bir adetim vardır. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. 21) buyuruyor. Yoksa nasıl olur da. Etimle." sözü ile işaret edilen hal." (Haşir Sûresi. Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar. âleme sığmaz. senin bütün varlığınla dolu. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. Zevkini ancak o çıkarır. dediler. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine." diyebilirdi? Hak nerede. 115) buyuruyor. o onunla öğünsün ." buyuruyor. neticede hiç de ölmez. Allah birdir dedi. Elif nereye sığar. 335)Hazreti Muhammed (S. Benim bütün varlığım. bu nasıldır? Evet dedim. Dervişin azığı yoksulluktur. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. Yoksulluk nedir ki. dedim . tekrar tazeleneydi. Sana saygı gösteriyorlar. Orada birini gördüm. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım. Allahsına erişiyor. öteki. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. Allahsal âlemden söz açtılar. orada söz nasıl yer bulurdu. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum.diye sorabiliriz. sen. Her gün on koyun kesilir. bana öğüt vermeye kalkıştı. sizi gereksiz yarattık. fakat sana cevap veremem. çaresizdir. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. donuk âlemler var. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. Bin kere de Müslüman olsan.

"Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu. Daha başkaları aklı ile. Çırak içinden kızar. Hazreti Peygamber (S. çok kere gönül kırılır. bildirdi. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. herkes kendi halini anlatır. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim." buyurmuştur. O ışık. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. şimdi görüyorum ki." Bir de.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. Hele bir hadiste. Nasıl ki o hikmet ehli zat. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer. elbet de tersine ve yanlış söylerler. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. O Allah adamıdır. O aslı. evet. Hades. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir. yani sonradan meydana gelen şey.derler.A. "Allah. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. Başka biri sus demiş. "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz. Hızırda. bir anda kaybolur. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. Ruhu gelir. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. (M. bütün dostlar. 10) buyruldu. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. Adam. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. Denilebilir ki o gelir. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. fakat bir şey söyleyemezmiş. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. yahut yağ asırır. seni yalnız bırakmışlar. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım. dedi. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir." buyurulmuştur. Ben dostları olmayan bir dostum. "Kendini bana göster" dileği. Asıl budur. diye sorar. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud. Yanar. Dedim ki: Bu. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var. aradan kalkar. Kötülük yapma.) ona ne konuştuksa konuştuk der. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. Evet her şey yok olur. seni yalnız buldum. nefsi ile alışveriştedir." (Necim Sûresi. Onu Allah yargılasın dedi. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. 337) Tabiat ehli olmamalı. der. ruhları tenlerden önce yarattı. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. parmak parmak topladın. O işten hoşnut ve memnundur. gönül sevinçlidir. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. içindeki bal hep dökülmüştü. Bundan dolayı Musa. .Efendi. Çünkü Musa gördü ki. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. ruhu yok oluncaya kadar. diye sordu. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. demiş. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. o sana söyledikleri ne idi. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. Allah kalır. o niçin vahyetti diyor. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. gönül ehli olmalı. Gönül ara. o da aynı cevabı alır. kendi ruhu ile uğraşır. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. elbet de abdest almayı gerektirir. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi. Kimi ruh ile ilgilenir. iriliğini anlatırmış. namaza ve Allah katına yol bulasın." buyurmuştur. "Ben. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. Bunu fırsat bilen Hintli köle. Akıl da böylece gelir sorar. Haktan başka herşey orada idi. sorar ki. Benim işim değildir. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. Seni kimsesiz buluyoruz. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. Biri. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. selâm sana. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü. varlıktan her ne varsa hep orada idi. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş. Onun büyüklüğünü.

panzehir ocağıdır. iki kere yere eğilir. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz.Muhammed (S. Kaç kere." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. Diyelim ki onun durağı orasıdır. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar. coşar. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa. Mansur. ancak adları söylendiği için meclis kızışır. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi.. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. o çilede ve o zikir âleminde. bir imtihan geçirmeden kabul olunur. onu zorla çamura sürüklerler. "Hele. Kur an'da. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. . 1) buyurulmuştur. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. (M. Çünkü şeyh. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. karanlık kuruntular baş gösterirdi.doğru yolu tutarsın. ben sana söylemiyorum. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. en üstünüdür. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. diyor. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. dedi. 338) Belki. Sonra tekrar gölgeye daldı mı. yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler.) öyle bir nurdur ki. tatlılaşır. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar. Musa onu dilememiş olsun! (M. yere bıraktırır. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. içinde parlak düşünceler belirirdi. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. Dutun nurların en parlağı.. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. İşte o adam birdenbire nasıl hafifler." (M. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. Gökten şeker yağıyormuş. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi. hem de inkâr etmiştir. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. kendiliğinden gelmez.A. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. Sanki halkı yoldan çıkarmak. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. ey minber! der. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. henüz gelişme yolunda olsun. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. onu yürütür. Alemde hangi şey vardır ki. Nihayet gör ki. onu da öylece benden kıskanırdınız. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış.

Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. susamış bir insan arıyorum. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. dedim. bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. Çağdaş tefsirciyi ne Şems. kendini sat! der. ne de Mevlâna sevmiyor. "Ne mutlu beni görenlere. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum. gözüme başka bir şey göründü. iyiden kötüden çekinirdi. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam.(Ç)). onlarla danışma yapalım. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. Emreden nefis. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz.A. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. Olmaya ki. Eğer sende saygı varsa gel. Sunu da söyledi: (M. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. Hazreti Peygamber. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. hoş bir sözdür. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. Pilâvları getirmişler. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. Haccac. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. en çok Hak ile dostluk ederdi.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. dedim. şeyh olmuşlar. yani Arap Muhammed şöyle der. Anladım ki. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. Ben para peşinde değilim. Saygısızlık edersen git. gökten yedi kapı açıldı. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. eğer peygamberleri. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. yine kendimden geçtim. O altın gümüş peşindedir. iki damla yaş dök. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. dedi. ama Allah güzellerinden değil." buyurulmuştur. Ama Allah sözü değil. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. Onlar büyük adam olmuşlar." Bir söz söylüyordu. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun." buyurulmuştur. kendimden geçmiş bir vaziyette idim. Çizmelerimi giymek istedim. anlatılması imkânsızdır. Güzel söz. Nefis. Artık saygısızlıktan vaz geç. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde. gözümü onunla aydınlat. eşek köprüden geçsin. Bir zındıkla gören de zındık olur. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur. diye sordum. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. gayet sert ve zalim bir adam idi.Ya rahat peşinde idin. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. Muhammed-i Razî. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. yüksek bir ses işittim. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki. Buyurdu ki: "Beni halka satın.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir. tekrar bir nara atarak kendime geldim. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. Tam olgunluk çağına erince. Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor. Bu adam. Hazreti Mustafa (S. kadın huyludur. Bana bir ateş geldi. Berrak ve temiz su. deyiver. yahut da söz derleme sevdasında idin. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. "Onlara danışın. önceleri halktan çok sakmırdı. Allahm. yüzünü yere koy. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür." Yani. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. ben o işin peşindeyim ki. nasıl edelim? (M. ama düşüncelerine aykırı davranın. Emeviler devrinde Şam valisi. o direkler . Orada kadınlar vardır. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. Kendimi bir bağda gördüm.

Ben. dersini okumaya başladı. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. aman bana yardım et. kalfa olacağım. fakat kuş uçup gitti. Annesi. bana güzel bir kadın bul. ya çamura düşer. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. Bir gün geldi. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. Hemen yere yuvarlandı. ödü koptu. Hayret ettim. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. Hoca Reis. Ben müezzinlik ederim. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. bir tokat patlattım. ötekine çimdik atar. bu sönmez. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu. henüz yeniyim. ona işaret ediyor. Arkası bu tarafa dönüktü. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. (M. ikinci. yerine otur. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. ne kadar uzak olduğunu anladı. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. (M. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim. sonra da falakaya yatırdım. dedi. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. Kitabı önümde açtı. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. size senet verelim. sönmemiştir. öyle bir toprak çömlek ki. yahut bozulur diye korkayım. dersini okumaya başladı. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. . öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. Adam yerinde donakaldı. şakalaşmak. bir kenarından biraz yırtılmıştı. Ertesi sabah namazda idim. oynamak istedi. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. (M.Öğrencilerden birini çağırdı. hoş sesim var. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. üç yüz isterse sen dört yüz ver. dedim. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. kırıldı. bunlar ne adam-larmış. dediler. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. bir hamalın sırtında evine gönderdiler. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. babası geldiler. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. iman ışığı yüzünden fışkırıyor.etrafında bakışıyorlardı. Ya boynu kopar. Bir toprak çömlek ki. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. Bir de o insana bak ki. yere vurul-sa kırılmaz. Bana dost görünen biri vardı. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. Bu sopayı aldım. ellerini kanattım. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum. Ben susuyordum. ikinci gün tekrar geldi. Bir kaç gün sonra yine unuttu. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. Selâm sanaüstat! dedi. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. Dışarda aşık oynadığını söylediler. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. üstat diyorlardı.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. gizlice ona seslendim. Mevlâna'nın önüne koydular. nihayet çocuğu kaldırdılar. dedi. benim bir canım var ama. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. dedim. Yanına havadan iki kişi geldi. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. bir kale duvarı üstüne kondu. Orada dışarıdan biri işaret etti. dedim. ayağıma kapanarak. ışık saçan iri gözleri vardı.mümin kulların ibadetleridir. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. şaşılacak bir şey değil. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. Çömlek değil ki murdar olur. müridlik davasında idi. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. diye mırıldanıyordu. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. Ona seslendim. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. biraz sonra yerinden sıçradı. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. boyuna aşık atıyorlardı. Önce ona bağırdım. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım. Ara sıra ne oldu? diyordum. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı.

Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. öyle korkusuzdu ki. Bundan sonra bir tek söz söyledim. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki. O vaizdir. Onlarla birlikte sırlar konuşur. Beni tekrar mektebe götürün. hoş bir sesle ezan okuyordu. Şehrin şahından . insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. üç defa elini alnına götürdü. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin.dedim. Bundan sonra bir daha gelmedi. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. ne de büyükten. bundan sonra da sopayı suya koydum. ona söverdi. (M. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. Benim ne olacağımı. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz.bahsetsem. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. ben bu işe katılmam. Beyit: Erliği. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . Her ne derlerse desinler. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. elleri titredi. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. "O sizinle beraberdir. Allah! dedi. Bunun mânası nedir. kitabının yanına götürdüm. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. Çünkü erlikleri yoktur. bu. o benim efendimdir. Selâm sana. öğütçüdür ne bilir derler. rengi uçtu. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. daha saygılı olmuştu. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. Geldi. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı.renkten renge giriyor. Sonra kendi özel hücresine davet etti. Hemen yere yuvarlandı. Nihayet yine evine götürdüler. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. Sen niçin içmezsin dedi. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. Önüne vardım. Anne ve babası dua ediyorlar. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. ." (K. Kalk diyordum. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. çok saygılar gösterdi. Onu falakaya çektiler. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. diye annesine babasına yalvarıyordu. hem de diyorlardı ki. O beni yola getirdi. gizli hikmetler söyleşir. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı. dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. Onun sakalı. Artık işini bulmuştu. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. Kalfa da bir kaç sopa vurdu. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. ötekilerde ses çıkarmadı. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. kalk gidelim. bıyığı ile öğünürlerdi. ondan yoksundur." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. kupkuru kesildi. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. ayaklarını sarar. ama ben içmem. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. bir ay dışarı çıkmadı. Öyle yumuşadı ki. taş atardı. 346) Üstada gidiyorum dedi. Aman üstat. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. sen müritlerin önünde içki içersin. Bunu yapamam dedi. öyle cesaretli. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum.

Sahabeddin-i Sühreverdî. Bu Şahabeddin istiyordu ki. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. İğneci yiğitçe yaklaştı. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. O kalmazsa sen de kalmazsın. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. kendini onda yok edersin. delik deşik eder. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. Yolcu şu cevabı verdi: (M." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. demiri yırtar. bunu hiç kimse anlayamaz. Düğün dernek yapıldı. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. Kıskandılar. hayır gitmiyordu. cezayı gerektirir.Yukarıda sözü geçen delikanlı. içinde bir öfke duydu. Daha fazlası da işe yaramazdı. Söz onlardan da geçerdi. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. (M. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. hem de külahını kurtarır." (Kadir Sûresi. kızı altına çekti. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. tavan. Yer. Belki bilmiyorduk. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. Koca. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. Ama geline yaklaşamadı. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim. emrindeyim. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için. Yarabbi onları günahtan kurtar. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. Ey kadılar. ecel kılıcından hem başını. (ona. Sen biz olunca ulu Allahnın. Akıl gerektir ki. aralık hep askerlerle dolu. o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. Ey kahpecik! dedi. bilgiden üstün olsun. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. 350) Güzel söylüyorsun. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. Bahtiyar odur ki. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. fitne ve fesata sebep olan. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. Allahyı görürsen. benim elbisemi giyersin. yasaktır. Nasıl ki. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. Ama hemen pişman oldu. . (Açıkça) biz kâfiriz. Dost odur ki. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. Burada dava boş lâftır. Başını kestiler. hemen hazineye gitti. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. kapının dışında idi. Kâfirleri şu cihetten severim ki. müderrisler. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. Bugün gece sularında bana gelir. benden selâm söyle. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. (M. O insafsız bu makamda bizdendir. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. ellerin. Yoksa yolda kalırsın. dostluk iddiasında bulunmazlar. Lâfı çok uzatırsak. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. dedi bir komşu ile. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir. Kendi kendine. hâkim olsun. Çok düşkün bir durumda kaldı. meseleyi açtı. Gizlice kırk dinara satın aldılar. feryat. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar. figan sesleri yükseldi. onun varlığında yürürsün. Bu gün din âleminde de iş böyledir. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. "Maktul" Şahabeddin de derler). derim. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. Halim şu durumdadır. Yerinden sıçradı. Atlı yaklaşınca yolcuya. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. Simdi gel artık el ele tutuşalım. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. düşmanız derler. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın.hay hay! dedi. alt tarafı yalan olur. Dost çok iyidir. iğneci. bir bağıştır. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik.

bu tasarrufu bırak ki. bir gün . (M. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. O şaşkın ve perişan idi. Eren de şaşkına döndü. kırılmış olarak getirin. Allahı görsün. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. o makam ancak. istiyordum ki." (Şems Sûresi. gözünü açsın. davetin tam kendisidir. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. 353) Evet dedim. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. davet nereyedir? (M. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan. bu cevize benzemiyor. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı. İyi insan dert ortağı olur. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. bizi hem var. der. bütün bu varlık Allahındır. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. bunu tanırım. Ben bunu yiyemem. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. şeyhi meyhanede gördüğün halde. Şeyh ibrahim. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. Hem davet ediyorsun. iyi insan cana yakın. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. Bir zaman kabahati feleğe yükler. (M. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur. Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. der. Biri diyordu ki. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat.A.Bugün sen de. aynı Kabe'de. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. temizleyin. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır.) bizim perdedarımızdır. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. Bunun ne olduğunu Allah bilir. var ve yok eden mi daha güçlü. ben bu işin sırrını bilmem. Ben böylesin! hiç görmedim. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır. Muhammed'i gör ki. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı. diyecek kadar hoşgörürlük varsa. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz. tatlı bir insan olur. misafirin önüne koyarlar. Aleme tek başına geldin. kabuğunu soyun. ağaca çıkar. daha kuvvetlidir. Onun hiç bir sebebi yoktur. buyur derler. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. Derler ki: Simdi git. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. Çoktandır sürmemiştin. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. ancak o ve onun Allahsı bilir. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. Muhammed (S. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. bir kere bu sende onu aynı münacaatta. 351) Yap. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin.

hayır der. Bu gün mümin olan yoksun değildir. Kiliseye de uğrayalım. diğer bir sefer de ispat eder. bir başka şey doğdu.zamaneye. der. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. sonu iyi olur dedim. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. diye sızlanmaya başlar. 354) Benim işime kimse takat getirmez. Ben buna ancak gülerim. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. rahatsızlık veriyor. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. kulluk eder. yiyorum. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. bu acıları ben verdim sen çek. ister Muhammed (S. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. Nasıl pişeyim? dedi. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. işaretten anlamıyorsun dedim. Allah kulları. der. Gerek ki sen pişesin! dedim. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. ama o küpün başında oturur. dışarı kaçarlar. O velilik ancak Allahtandır ki.) olsun. ister Muhammed'den başkası. Başkaları sarhoş olur. Zındık ise. gözlerini öperdi. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. daima olumsuz düşünür. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. Bir kere Allah yoktur der. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. onları da gözden geçirelim. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. Benliğinde hiç şüphesi yoktur.A. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. Biri gedi. oradaki biçareleri görelim. bende o velilik yoktur. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. Onu ancak ben yaparım. ama o seni incitmesin. başcağızın kucaklar. onların haline bakalım. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. . O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. bir gün de Allahya çatar. Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. ah vah ederek karşınıza gelir. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. bunu yine ben onarırım. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. ayakları titreye titreye. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. Çünkü açıkça görüyorum. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. Ben ye demem. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. Bu vasıflar. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. Dilimin ucuna geldi. Allah huzurunda nikabmı atmış. Cevap verdim. çocuktur. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. Allah bana bilgi vermiştir. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. (M. Aslından değil. perdeye yapışmış olan kimsedir. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. Sen nasıl müritsin ki. dedi. Yoksa aslında bilerek değildir. öteki eliyle de duvarı tutarak. değişik olmayaydı. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. inkâr eder. İster iyi ister kötü olsunlar. bundan ne şüphem olabilir der. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. bir gece sıkıntı çeker. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. (Ben) sözü ile konuşur. hiç tatlılaşmaz. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. Onu bütün açıklığı ile görmekten. Allahnın öyle kulları vardır ki. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz.Konuşurken bazan karanlık. Mümin. bir gün bahtına. tadıyorum. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. vehimlerle karışık sözler söyler. (M.

böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. Ayak pabuç içinde yerleşince. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. "Allahu Ekber" demek kurban. Bayatlayınca iş zorlaşır. (M. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. billahi de. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. ben bunu yapamam. ben sınamaya devam ederim. onun şöyle olmalı. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. Ben ondan çok faydalandım. kurusa da incinmez. namazda konuşulmaz. onları benden başkaları bilmezler. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. gerekirse oturayım. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. bana gerektir ki serbest davranayım. yani Allah uludur diyorsun. ötesini Allah bilir. Ama sizden faydalandığım gibi değil. (M. Fedakârlıklar gösterirler. başını ayağını sallamaya başlar." anlamındaki . Tanıdıklar. ben de sana öğretiyorum. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. Adamın biri. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. Ya hizmetçi olurum. canı gider. Davalı tarafın tanığı yoktur. ne efendisi olur. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. Allah demelisin. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. ama münafıklar. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. sus der. Hem de olmamalı diyorsun. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. gerekirse gideyim. Namazda. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. derler. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. Kurban ol ki. kadıya şikâyete gider. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz. rükûa varırdı. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. yani Allaha yaklaşmak içindir. Mademki itiraz etmek gerekmez. (M. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. Çünkü bana hayat lâzım. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. olmayanları gösteresiniz. Halbuki. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. Dedim ki: O yapmadı. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. kurtulasın dedim. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar. Bu ona benzemez. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. Şiir: Ne kimsenin uşağı.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. yabancılar etrafıma toplanır. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. ona sen yemin edeceksin. Ama onlara uymazdı. Müridin yolu bu değildir.

sen de benim oğlumsun. her tarafını sarmışlar. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. Arayanlar bir Lahavle çekti. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. Çavuşlar hamamın kubbesini ve içini. Ben onlardan değilim. hafızın minder üstünde. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. ama içeriye girmeye gücü yetmez. Aklı başından gitmişti. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. ondan bir şey gelmez. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. O hadis. Bir topluluk daha vardır ki. Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı. "Ey iman edenler. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. yazılsın. maşukun bir hali vardır. Vaizin minber üstünde. Sırrını Allahya ısmarladı. Bazıları da Nasuh. dinleyenlerin.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. 8) buyurulmuştur. isterse yer ve göklerin ortasında. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim. sonradan yaratılmış bir varlıktır. dedi. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. kendini de baba biliyorsun? dedim. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş. Allahya söz veriyor eğer bu defa kendimi kurtarırsam bundan sonra bütün ömrüm boyunca böyle bir iş yapmam. Nasuh. nerede Her şey ondan nur almıştır. . âşıkın bir hali. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. 359) Kur'an'da. evin kapısına gelir. kör olduğunu bilmez. Mısra: Ev sevgili. diyor. müridin. Tam bu sırada bir ses daha geldi. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. Onları da kendileri bilir.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. Hadis. Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar. ister yer üstünde. Bazıları bu Nasuh sözünün yorumlanmasında nefse dönmeyen şey demişlerdir. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz." (Tahrim Sûresi. Tam otuz yıl bu işte çalışmış. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. Derler ki: Nerede kendini görme. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. arka arkaya secdeye kapanıyor. ama onlardan haberim var. küpe bulundu dediler. Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez. Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. Herkesin bir özel hali vardır. Bu hoş bir deyimdir. Şiir: Her işin tam vakti gelmedikçe Sana dostun dostluğu fayda vermez. ama tam bir erkekmiş.

Bir çok bilgilerden söz açar. Nerede o İbrahim yaratılışh insan ki. Çünkü yeniden yapılmak ancak yıkılmakla mümkündür. Or>|arı yıkarım. Evet dedim. Kendini aradan çıkarınca da onu ispat etmiş oldu. (M." (Şuara Suresi. gidişleri de senin gidişinden başkadır. Nasuh'u çağırdılar."(Enam Sûresi. 360) Peygamberin yoldaşları tövbe ederlerdi. yine bozarlardı. o korkulardan elini tutarak seni kurtardım. aylar vardır. Allah sevgisi nerede kalır? Diyelim ki. yolda sancılandı. gitti. Bir iş yapar sanır ki düzeltmeyolu kendi işidir. Bütün halkı sağlık yoluna çağırdı. Bu kardeş tam iki ay geceli gündüzlü yeni arkadaşı ile cenk hikâyeleri ve yiğitlik masalları konuştular. Başlarında başörtüsü. 361) Bu Hıristiyan yüz gün üst üste söz söyler hiç üzülmem. Ama Allah erleri açtı! Kendi keyfim için yüz dirhem harcar. ancak yüzünü yıkarken okunur. yoksa onlara iyilik yapılsa hiç kabul etmezler. Kuran'da Adem Peygamberin lisanından. iyiliksever. Nefis bir şeyin varlığıdır. öteki uygunsuz. Buyurdu ki: Nasuh Tövbesi ile tövbe edin ki o tövbe otuz yıl yaşar hiç geri dönmez. Bu arkadaşı gece gündüz ona mertlik hikâyeleri anlatır. bebekler yapıyor.Nasuh'un hakkında kötü düşüncelere saptık dediler. erkeklik törelerini öğretirdi." diye dua ediyor. 80) ayetinde hastalığı kendine ilgilendiriyor. ama "Ey Allahm bana cennet kokularını koklat. Halbuki İbrahim ben batan şeyleri sevmem dedi. benim sağlığım ancak ondandır. (M. Her insan yüzlüyü sakın insan sanma. İbrahim Peygamber gibi. Onu küçüklükte huy edinmek gerektir. Oğlunun neler öğrenmiş olduğunu görmek istiyor. kabul etmediler. saz âlemine giderim ama Allah yolunda on para vermem. o da hasta oldu. padişahın yanına . Padişah onu tam bir erkek gibi yetiştirmek için erkek yapılı. iç sırları âleminde de felekler. Sen öyle bir insansın ki. kadın yapılı idi. Kendini aradan çıkarıyor ki bu benlikten sıyrılmak demektir. güneşler. bu dua doğrudur. çevik. ben batan şeyleri sevmem demezler. Bu öğretmek içindir. ama ben senin nefsindekini bilmem. İnsan şeytanları bunlardır onların hali senin haline benzemez. Çünkü ruhlar âleminde felekler vardır. Üzülüp bozulanları da yakarım. Sen benim nefsimdekini bilirsin. Çünkü düzeltmek yakmakla olur. Onlara karşı işte benim Allahm budur. yi