ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN ESERİ

MAKALAT
(KONUŞMALAR)
ÇEVİRİ Mehmed Nuri GENÇOSMAN

GiRiŞ
Yıllardır, Makalât-ı Şems-i Tebrizî, ikinci adıyle Hırka-i Şems üzerinde çalışmaktayım. Bugünün diliyle Şems-i Tebrlzî, Konuşmalar diye adlandırdığımız bu kitabın aslı, Farsça ve Arapça ile karışık, onüçüncü yüzyılda yazılmış çok çetin ve arkaik pasajlar ve deyimlerle dolu bir elyazmasıdır. Eser, çok önemli ve şaşırtıcı tasavvuf konularını içine aldığı gibi, o çağın belli başlı şahsiyetlerini, zamanın kültür ve bilim hareketlerini yansıtması, hele Mevlânâ Celâleddin'ln karanlıkta kalmış olan bazı yönlerini aydınlatması bakımından da bir hazine değerindedir. Şems-i Tebrizî, Konya'ya niçin gelmiştir? Mevlânâ ile onun arasındaki ilişki nasıl başlamıştır? Mevlânâ'nın normal hayatını birdenbire altüst ederek ona coşkun ve taşkın yepyeni bir ruh aşılayan bu adam kimdir? İşte bu noktaları bize açıkça gösterecek çok Önemli bilgileri bu kitapta bulmaktayız. Kitabın gerçi çok çetin ve dikenli tarafları vardır ve bu özelliği, bugüne kadar bir çevirisinin yapılmasına engel olmuştur. Ancak mutlu bir raslantının bana bu eseri Türk aydınlarına ve tasavvuf meraklılarına tanıtmak fırsat ve cesaretini vermiş olduğunu söylersem, okurlarımın beni yadırgamayacaklarını sanırım. Bu çeviriye kaynak olan kitap, çok saygıdeğer dostum Mevlânâ torunlarından Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk tarafından vaktiyle bana armağan edilmiş olan elyazması bir nüshadır. Bu metin, 27x21 ölçüsünde ve 326 sayfadır. Nesih kırması, nesih, sülüs ve ta'lik gibi çeşitli yazı örnekleriyle temiz ve okunaklı bir şekilde yazılmış, üzerinde yer yer ufak tefek nüsha farkları işaret edilmiştir. Metnin bazı kısımlarının kenarlarına bol haşiyeler, açıklamalar eklenmiştir. Tarihi ve yazarı belli olmayan bu nüshanın, merhum Mevlevi arif meşahirinden Ayaşlı Şakir tarafından Dergâh müzesindeki iki nüsha ile karşılaştırılarak orijinal bir metinden kopya edildiği, sayfa kenarlarındaki haşiyelerin de sonradan eklendiği anlaşılmaktadır, işte üstad Prof. Dr. Uzluk'un himmetine borçlu olduğum bu kitabı her ihtimale karşı memleket kitaplıklarında bulunan başka elyazmalarıyle de karşılaştırmak lüzumunu duyduğum için önce Konya'dan işe başladım. Mevlânâ Müzesi Kitaplığı'ndaki 2144 ve 2145 sayılı iki yazma metinle yer yer karşılaştırdım. Daha sonra istanbul'da Beyazıd Kütüphanesi Kataloglarına baş vurdum. Veliyüddin Efendi Kitaplığından aktarılmış bir Makalât yazması buldum ama bu kitapçık ufak bir özetten başka bir şey değildi, istanbul

Üniversitesi kitaplığında bulduğum 679 F.Y. numaralı metin de yine bir özetten ibaretti. Yaptığım bu araştırma ve incelemelerden sonra elimdeki nüshanın en doğru ve sağlam bir kaynak olduğu sonucuna vardım. Kitabın bazı yerlerinde irkildiğim oldu. Bu yüzden, başlamış olduğum çeviri hayli gecikti. Son günlerde ikinci bir raslantı daha oldu. İran'da basılmış olan bir Makalât metni, yine aziz dostum Prof. Dr. Uzluk tarafından getirtilerek bana armağan edildi. Bu yeni fırsattan da faydalanarak yaptığım çevirileri bir de basılı metinle karşılaştırmak ve son kontroldan geçirmek lüzumunu hissettim. Türkiye'deki metinlerden alınan kopyalardan meydana geldiği anlaşılan bu kitabın, değerli bilgin ve araştırıcı İranlı Ahmed Hoşnuvis tarafından gözden geçirilerek üzerinde düzeltmeler yapıldığını, gerekli not ve haşiyelerle süslendiğini ve güzel bir baskı halinde irfan âlemine sunulduğunu görmekle de ayrıca mutluluk duydum. Kendi hesabıma, bu yeni baskıdan da hayli faydalandığımı inkâr edemem. Müellifine teşekkürlerimi sunmayı da bir borç bilirim. Ancak, benim çevirime esas olan nüsha ile yeni baskı arasında büyük ve önemli farklar buldum. Bendeki nüshanın birçok sayfaları basılı kitapta eksik kalmıştır. Hele yazma nüshanın 95'inci sayfasından 164'üncü sayfasına kadar olan kısım tamamiyle atlanmıştır. Daha başka yerlerde de hayli atlamalar görülmektedir ki kitabın ikinci baskısında bunların düzeltilmesi çok faydalı olacaktır. Şu hale göre Farsça metnin Türkiye'de kritik bir baskısını yapmak zorunlu görünmektedir. Kitap hakkındaki araştırmalarımızı bu satırlarla özetledikten sonra, biraz da çeviri zorlukları üzerinde durmak isteriz. Kitaba esas olan elyazmalarını daha önce incelemiş bulunan İran'ın sayılı ilim ve fikir adamlarından rahmetli Furûzan Fer'in şu sözlerini aynen naklediyorum: «Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî'nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Mevlânâ'mn özel yaşantısını, onun hayat hikâyesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır.» Mevlânâ'nın, Şemseddin Tebrizî ile nasıl buluştuğunu anlatan ve o buluşmanın efsaneleşmiş yönlerini, iyi bilinemeyen, sebepleri anlaşılamayan taraflarını aydınlatmak gayreti gösteren birçok eski ve yeni menakıb yazarları, bu hikâyeleri ancak romantik bir kılıkta uzun uzadıya nakletmeye özenmişlerdir, işte Makalât kitabı bu gizli kalmış konular üzerindeki perdeyi kaldırdığı gibi, Mevlânâ'nın, Şems'e nasıl kapıldığına da bir dereceye kadar ışı tutmakta ve açıklık getirmektedir. Kitap, herkesçe bilinen halin aksine olarak Şemseddin-i Tebrizî'nin çok keskin görüşlü bir bilgin ve bir hakikat âşığı, mürşitlik mertebesine ermiş arif bir yol gösterici olduğunu öğretmektedir. İşte sadece bu nokta bile eserin önemini belirtmeye yeter. Kitabın tarihî değerinden başka ayrıca, Şemseddin'le görüşmesinden sonra Mevlânâ'da yeni bir hayatın başladığım gösteren açık işaretler vardır. Şems'in getirdiği yeni fikirler, prensipler ve öğretim sistemi konusunda araştırma yapmak isteyenler, aradıklarını Makalât kitabında bulacaklardır. Çünkü Makalât ile Mesnevi arasında kuvvetli bir bağlantı vardır. Nasıl ki Mevlânâ, Mesnevi'de geçen birçok fıkra, hikâye ve nükteleri Makalât'tan almıştır. Kitap ayrıca gönül çekici deyim ve terimlerindeki üslûp güzelliği bakımından Fars Edebiyat ve Filolojisinin bir hazinesi değerindedir. İşin zorluğunu belirtmek için yukarda saydığım sebepleri üstat Furûzan Fer de kabul ediyor. Ana dili Farsça olan

bir ilim adamının bu görüşü, açık bir gerçeğin ifadesidir. Çevirinin zorluğunu artıran engellerin başında en çok diyaloglar gelmektedir. Konuşanla dinleyen, soran ve cevap veren; hatta üçüncü şahıs, aynı fiil ile ifade edilmektedir. Dedim ki, dedi ki yerine hep dedi fiili kullanılmıştır ki bu da şaşırtıcı sebeplerden biridir. Ama kitabı birkaç kere dikkatle, merakla ve sabırla okuyup da havasına girdikten sonra konu biraz daha aydınlanıyor. Kesik ve bağlantısız gibi görünen devrik cümlelerden sonraki cümle ve satırlardan bir mânâ çıkarmak mümkün oluyor, ama ne de olsa yine gramer kurallarına sığmayan sözler eksik değil. Bizi en ziyade ilgilendiren nokta, ele alman konuları herkesçe anlaşılabilir bir hale getirmek, Türk dilinin bugün benimsenmiş olan deyim ve terimlerine uygun fakat her türlü aşırılıktan, zorlama ve yapmacıklardan uzak bir çeviri örneği vermektir. İşte bu nokta üzerinde, gücümüzün yettiği kadar uğraştık. Konuşmalar kitabında, özellikle üstadın hayat hikâyesi, Mevlânâ ile aralarında geçen tasavvufî bahislerdeki görüş birliği, bazen düşünce ayrılığı, üstadın ağzından çıktığı gibi kayt ve

zapt edilmiştir. Bu sohbet konuşmasından bazen değişik bir üslûp kokusu gelir; yer yer söğüp saymalar, öfke belirtileri, zamaneye göre ayıp sayılmayan bazı açık saçık nükteler de eksik değil. Ama bu özellik ve konulardaki değişik eda, okurları sıkmadan, onlarda derin bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Şimdi eserden müessire intikal yoluyle biraz da müellifin kısa bir biyografisini çizmeye çalışalım.

Şems-i Tebrizî Kimdir?
Büyük arif Melikdâd oğlu Ali oğlu Muhammed Şemseddln, yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah âşıklarından, ilâhî aşk şarabiyle başı dönmüş hakikat ve mânâ ehli erenlerdendir. Altıncı hicret yüzyılında Tebriz'de hayata gözlerini açmış, henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında bile çağdaşı olan kuşağın çocuklarından bambaşka bir vasıfta yaratıldığını göstermiştir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatıyor: «Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiç bir şey yiyemezdim; istekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, 'Oğlum, dedi, ben senin bu halinden birşey anlamıyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.' Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir.» Ahmet Eflâkİ'nin, sayın dostum Prof. Tahsin Yazıcı tarafından dilimize çevrilmiş olan Ariflerin Menkıbeleri adlı eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e Şems-i Perende yani Uçan Şems derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane ariflerini ziyaret için şehirler arasında dolaşmasından ötürü verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca ona manevî mertebesi ve ergin ariflerden sayılması dolayısiyle Kâmil.i Tebrizî de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük arif Şemseddin Muhammed'in hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum üstat Furûzan Fer'in İran'da vaktiyle neşretmiş olduğu Menakıb-i Evhaduddin-i Kirman adlı eserde Evhaduddin şöyle anlatıyor: «Kayseri'de bulunduğum sırada Kâmil-i Tebrizî denilen bir zat vardı; bu, perişan halli bir âşık idi. Sultan Alaeddin ile vezirleri ona çok saygı ve sevgi gösterirlerdi. Batın ehli bir adam idi. Sultan yanında çok itibarı var idi. Herhangi bir adam için bin dinar bile iltimas etseydi red olunmazdı.» Şimdi Evhaduddin'in bahsettiği bu Kâmil-i Tebrizî ile büyük arif Şems-i Tebrizî'nin başka başka kişiler olduğunda şüphe etmiyoruz. Çünkü Şems-i Tebrizî, sözü geçen Kirmanlı Evhaduddin'in uzun uzadıya aleyhinde bulunmuş ve Evhaduddin, Şems'in yüce mertebesini anlayamamıştır. Şu hale göre onun Kayseri'de rastladığı Kâmil-i Tebrizî, başka birisidir yani Kâmil sözünün, o Şemseddin'in vasfı değil ismi olduğu anlaşılmaktadır. Yine Eflâkî'nin Ariflerin Menkıbeleri kitabında, Mevlânâ Celâleddin, yukarda sözü geçen ikinci Şems-i Tebrizî'den bahsederken, «Tebrizli Kâmil, Konya şehrinin aptalıdır, Fakih Ah-med'den birkaç derece daha üstündür,» demektedir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin, çok vakit zamane sultanlarının, devlet büyüklerinin makamlarına teklifsizce girip çıktığı, Saray kapıcılarının ona ses çıkarmadığı, hatta sultanın tahtına çıkıp oturduğu, meclislere vakitli vakitsiz girip çıktığı, meclislerdeki aletlerden herhangi birini alıp dışarı fırladığı halde hiç kimsenin ona engel olmaya cesaret edemediği anlaşılmaktadır. Bazı açık gönüllü büyükler, Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'ye, Seyfullah yani Allah Kılıcı da demişlerdir. Bu Kâmil-i Tebrizî'nin adı, Makalât kitabında da aynen geçmektedir. İlerde görüleceği gibi Makalât' ın ikinci bölümü şöyle başlıyor: «Pir Muhammed'e sordular: Tebrizli Kâmil'in hırkası önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş bir serçeye dönüyorsun sonra diyorsun ki, 'doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Çünkü o kendi hesabına yaşıyor» Yukarıdaki sözlerden de anlaşılıyor ki bu Kâmil-i Tebriz başka bir Allah eridir. Evhaduddin'in Kayseri'de gördüğü, Mevlânâ'nm, «Fakih Ahmed'den birkaç kat daha üstündür,» diye bahsettiği zat da Kâmil-i Tebrizi'den başka birisi değildir. Çünkü bunun büyük arif Şemseddin Muhammed'e benzer bir tarafı yoktur. Zaten Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Mevlânâ

Çelâleddin'in Şems hakkında kullandığı deyimler arasında da çelişki vardır. Mevlânâ, hiç bir zaman üstadını başka vasıfla övmemiş, onu Kâmil-i Tebrizî diye anmamıştır. Bu açıklamalardan sonra şimdi yine asıl konumuza dönebiliriz. Büyük arif Tebrizli Muhammed Şemseddin, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi basit bir bâtınî dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılmış eşsiz bir ariftir. Böyle olmasaydı, Mevlânâ gibi zahir ve batin ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müderrislik ve müftülük mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, Allahsal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlânâ'ya bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini gücünü, medresesini ihmal ettirerek, onu madde âleminin dışında başka bir âleme götüren; ona mânâ âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir arifin bayağı bir bâtınî dervişi olamayacağı; onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşad kaynağı olduğu şüphesizdir. Makalât'ın incelenmesi, bize, Tebrizli Şemseddin'in, zamanında en yüksek islâmî bilgilerden, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşinâ bulunduğunu ve bu cümleden olarak Şafiîlerin meşhur beş kitabında Tenbih adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in, Arap edebiyat ve filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Yıllarca Suriye'de Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşadığı, Araplarla ilişki kurduğu, onların dillerini gayet iyi bir şekilde konuşup yazdığı Makalât'taki yer yer Arapça pasajlardan anlaşılmaktadır. Bir aralık Erzurum'da ve Türk şehirlerinde öğretmenlik yapmış olan Şems'in Konya'ya nasıl ve niçin geldiği bahsine dönelim: Makalât'ta şu satırları okumaktayız: «Allahya yalvardım. Yarabbi beni kendi velilerinle tanıştır, onlarla yoldaş et dedim. Rüyamda, 'Seni bir veliyle yoldaş edelim,' dediler. 'O veli nerededir?' diye sordum. Ertesi gece bu velinin Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. Bir müddet sonra tekrar gördüğüm rüyada, 'Henüz vakti gelmemiştir, her işin bir zamanı var,' dediler.» Bu açıklama bize, Mevlânâ'nın da vaktin olgun velileri mertebesine yükselmiş kendisine muhatap olacak kuvvetli bir mânâ ehli bulamadığı için zahir bilgileri çerçevesi içerisinde kalmış olduğunu göstermektedir. Şems bunu duymuş ve sezmiştir. İçindeki coşkun hisleri aktaracak derin ve geniş bir gönül aramaktadır. Aradığını da Mevlânâ Celâleddin'de bulmuştur. Mevlânâ Celâleddin, gerçi mânâ âlemine ait bilgilerden yoksun değildi. İlk tasavvuf neşesini babası Sultanu'l-Ulemâ' dan, onun ölümünden sonra da Horasan erenlerinden babasının arkadaşı Tirmizli Seyid Burhaneddin'den almıştı. Ama Şems ile buluşması bambaşka bir hadise olmuştur. Bu hadiseyi Eflâkî, Molla Cami ve diğer tezkirecilerle Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled, çeşitli ve renkli dekorlar içerisinde anlatırlar. İlerde bu konuya dönmek üzere bir de Şems'in ilk üstatlarına -ve tasavvufla nasıl ilgilenmiş olduğuna dair elimizdeki bilgileri özetleyelim:

İlk Çağları
Şems, kendi ifadesine göre ilk nasibini Tebriz'de, Ebûbekr Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten almıştır. Eflâkî'nin Sultan Veled'den naklederek anlattığına göre bütün velîlik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı birşey vardı ki onu ancak Mevlânâ Celâleddin görebilmişti. Yine Şems'in Sultan Veled'e anlattığına göre çocukluk günlerinde Allahyı, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklarmış. Hafız Hüseyin Kerbalayî'nin, Ravzatül Cinan (Cennet Ban. çeleri) adlı eserinde şu satırları okumaktayız:

Şems-i Tebrizî uzun süre Tebriz'de Şeyh Ebûbekr Selle-bafın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak Şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebûbekr, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti; seyahata çıkmasına izin verdi. Şems önce Kirmanlı Şeyh Evhaduddin'in piri Şecaslı Şeyh Rükneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Şahabeddln Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşitlerinden olan o zatın hizmetlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Cent'li Baba

» (Şems-i Tebrizî. din bilgisinde. onu hiç unutamadı. Bütün fenlerde. Bunu seyreden aziz derviş.Kemal'e baş vurdu. ruh âleminin manasına erebilmektedir. ilk üstadı Ebûbekr'in hatırasını daima saygı ile andı. gramer. Alâeddin. onlardan daha lâtiftir. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. cömert ve çok üstün yaratılışlı seçkin bir zat olduğunu kaydetmektedir. biri birinden renk ve ışık alan iki irfan hazinesidir. O . işte bu azizin Şems-i Tebrizî'yi yetiştiren Ebûbekr olduğunu. Şems ile Mevlânâ biri birini tamamlayan. hepsinden daha yetkili konuşur. madde ve mânâ âleminin sırlarına ermiş üstün vasıflı birer Allah velîsidir. Karanlıkta dama doğru yürüdü. nasıl anlatayım. M. geceleri uyumazdı. Asıl zevk. bedenler nerede olursa olsunlar ne değeri var.» Konya'ya İlk Gelişi ve Mevlânâ ile Buluşma Konuşmalar'dan anladığımıza göre Şems. gönlü isterse. 'Dostum gitme. zavallı hırsızın çektiği korkuyu düşündü. sentaks. Devletşah diyor ki. duman gibi kendini yok etmeye çalış. nerede doğarsa doğsun işin suretine değil manâsına bakmalıdır. fakirler sultanı Şems-i Tebrizî'yi ziyarete gittiği için karanlıkta kaldık. başka bir yoldan hırsızın karşısına çıktı. Babası ticaret maksadiyle Horasan'dan Tebriz'e gelmiş. (M.' dedi. onlardan daha üstün. 77. Gerekirse. Bazı tezkerecilere göre de Şems'in aslı Horasanlıdır. Şems'in Ailesi Devletşah Tezkeresî'nin anlattığına göre Şems-i Tebrizî İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid'in torunu Havend Alâeddin'in oğludur. dördüncü kat göğe kadar çıktım.' dedi. yanındaki eşyasını yukarıdan hırsızın eteğine bıraktı ona çok özürler diledi ve 'Haydi çabuk şimdi buradan kaçıp canını kurtarmaya bak. Ebûbekr'in manevî mertebesini Şeyh Sadi de Bostan kitabında şöyle övmektedir: «Tebriz taraflarında bir aziz vardı ki. halkın sesini işitince o tehlikeli durumda sığınacak bir yer bulamadı.» Cennet Bahçeleri'nin yazarı Kerbelâlı hafız Hüseyin. Konuşmalar. Gecenin birinde bir hırsızın dama çıkmak için kement attığını gördü. O makamın kutsal sakinleri. telaş ve korku içerisinde kaçmaya çalışıyordu. Şemseddin de Tebriz'de doğmuştur. onun. Şimdi Mevlânâ'nın Şems'i nasıl gördüğünü. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. tam manasiyle islâm ve ehli sünnet inançlarını benimsemiştir. 'Ben sana yabancı değilim. Benim önümde. sarığını. ilâhi bir temaşa zevkiyle Miraç etmek nasib oldu. Beytül Mâmur denilen sarayın sakinlerinden bunun sebebini sordum. Yoksa. Adam o sırada. 48). eli vergili.» «Ben o kutsal yerleri dolaşıp tekrar dördüncü kat göklere geldiğim zaman büyük güneşin eskisi gibi kendi merkezinde nur ve ışık saçtığını gördüm. daima uyanık gönüllüydü. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. temel bilgilerde. 'Bizim güneşimiz. «O. üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa. Yiğitlikte senin ayağının toprağıyım. beni dinlerken. mum gibi erimeye başladı. Her ikisi de aşk ve hakikatla dolu.» Şimdi bir de Mevlânâ hakkında Şems'in görüşlerini dinleyelim: «Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ'nın eşi ve benzeri yoktur.' dediler. ondan da hayli faydalandı ama Mevlânâ ile buluşuncaya kadar.'642 hicret yılı Cemaziyelahır ayının yirmi altıncı günü Konya'ya gelmiştir. ama o feleğin yüzünü kararmış gördüm. onlardan daha zevkli. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. ayıptır söylemesi.' Hemen kavuğunu. dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak zındıklık yolundan ayrılmış baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış.) İşte her iki Allah âşığının aralarındaki karşılıklı sevgi ve saygıdan birer örnek alarak yukarda naklettiğimiz vesikalar bize gösteriyor ki. tartışır. ona bağlanmasının nedenlerini tekrar araştıralım: Eflâkî şöyle diyor: «Hazreti Mevlânâ buyurdu ki 'Bir gün bana Melekût âleminin yolları açıldı. orada yerleşmiş.

Tebrizlilerin uydusu haline geldi. sanki kaybettiği değerli bir mücevheri Şems'in manevî benliğinde. meslislere gitmek istemiyor. talebesi. düşmanlık teranelerini anlamaz değildi. Yıllardır içi aşk ve iştiyak ateşiyle dolu olan Şems. o sırada Meram bağlarında sayfiyede olduğunu.A. ona. vaizlik gibi meşgalelerini bir tarafa. «Hazreti Muhammed mi daha büyüktür.A. Şems'in kudretli kişiliği önünde öylesine mest ve coşkun bir hale gelmişti ki. hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. Eflâkî'ye göre Mevlânâ.). Hakkın yüceliğinin. kudretinin. «Hazreti Muhammed (selât ve selâm ona olsun) peygamberlerin sonuncusudur. onunla kırk gün halvette kalarak hiç kimseyle münasebette bulunmamıştır. gece gündüz. Şems'in ilk sorusu karşısında güya yedi kat göklerin biri birinden ayrılarak yere yıkıldığını. Mevlânâ bir katıra binmiş.) hep 'Yarabbi biz seni sana layık bilgiyle bilemedik.A. yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» Mevlânâ.). hep onun işaretlerine dönük. Ama. katırın dizginine yapışır. namaz. hiç dışarı çıkmazlar. Dış âlemle ilişkisini kesmiş. bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına. Mevlânâ'yı sorar. Derken belirli vakit gelir. iş artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü.» diyorlardı. onun velilik hazinesinde yeniden bulmasına fırsat sağlamıştır. güneşin cihanı aydınlatan ışığı onun evinin ufacık penceresine kadar sızar ve ancak o kadar girer. «Bu ne sorudur?» der. cihan varlıklarının en büyüğüdür. Bu ilk misafirlik sırasında her iki Hak âşığı tam üç ay hep halvette kalır. hep gam. her saat gördükçe aşk ve hayreti artar ve ondan dolayı da 'Yarabbi biz seni sana yaraşan bilgiyle bilemedik. oruç.A. Şems ile Mevlânâ'nın İlk Buluşmalarının Çeşitli Yankıları Mevlânâ'nın Şemseddin'le buluşması.» Bazıları da. «Acaba Mevlânâ'da o kadar akıl yok mu ki. halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir. Bayezid kim oluyor? Bayezid'in susuzluğu bir yudum su ile diner. sabırsızlıkla Mevlânâ'nın yolunu gözetmektedir. sıhhatinin bozulmasına yol açtı. «Ama niçin Hazreti Muhammed (S. Bu ayrılık süresi.» Bu cevap karşısında Şems-i Tebrizî.Mevlânâ ile ilk buluşma hakkında Eflâkî'nin verdiği bilgi ile Molla Câmi'nin Nefahat-ül-üns'de ve bizzat Makalât metninin 56'ncı sahifesindeki Arapça pasajda biraz değişik bir dekor içinde özetle şöyle anlatılmaktadır: Şems yukardaki tarihte Konya'ya gelir. her gün daha fazla Hakkı görür ve bu görüşle daha çok ilerler. bütün normal işlerini. bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır. Ona şu susturucu cevabı vermiştir: «Hazreti Muhammed (S. Bayezid kendisini Hakka ermiş görünce hemen dolu verir ve daha fazlasına bakmaz ama Hazreti Mustafa (S. «Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled'in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı.» der. Bu süre içinde bütün ihtiyaçlarını Mevlânâ'nın büyük oğlu Sultan Veled sağlamıştır.' diye hep özlem duyar. bu sualin heybet ve azameti karşısında kendinden geçmiş. susuzluğu o kadar derindir ki. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. O da artık birkaç damla suyun bardağı taşıracağını sezmiş ve bu düşmanlık çemberinden kendini kurtarmak için kararını vermişti. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. aksine. şüphesiz hep susuzluğundan dem vurur ve her gün o susuzluğun daha da artması niyazında bulunur. 643 hicret yılının 21 Şevval perşembe gününe rastlayan bu ayrılıştan sonra onun Şam'a gitmiş olduğu anlaşıldı.' diye öğünmüştür?» Mevlânâ. Bir kısım Konyalılar da. o zaman da suya kandığından söz eder.' dediği halde Bayezid. irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik. en yücesidir. iterek artık Şems'in pervanesi olmuştu. sohbet arkadaşları yapıyor.). her varlığa hâkim olan saltanatının parlak belirtilerini her gün. Şems'in Konya'dan ayrılması Mevlânâ'yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun. selâm verir ve «Hemen söyle bana. Şemseddin. öte yanda her gün Mevlânâ Celâleddin'in ilmî konuşmalarından. bir süre sonra kendine geldiği zaman Şems'in elinden tutarak piyade bir halde kendi medresesine götürmüş. aşağı yukarı 16 ay kadar uzadı. hep onunla göz göze diz dize idi. Şu sebepten ki. Şekerciler Hanı'nda bir odaya yerleşir. hakkındaki bu dedikoduları. büyük bir ateşin kafatasında alevlendiğini hissetmiştir. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler. Şu halde bu her iki davacıdan Hazreti Muhammed Mustafa'nın davası çok büyüktür. artık başka bir âleme dalmıştı. bir nağra atarak yere yıkılır. «Bize. kayıplara karıştı. müderrislik. onun. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: «Siz. Gözü kulağı Şems'in sohbet ve irşadında.» diyorlardı. Gecenin birinde Konya'dan ayrıldı. keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. aheste aheste sürmekte ve kendisine yaklaşmaktadır. ibadet ve sohbetle meşgul olur. Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. Bunu en çok Mevlânâ'nın yakınları. ikindiye doğru şehre geleceğini söylerler. Kimseyle konuşmuyor. eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamaydınız. Neredeyse o . müftülük. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi bu yüzden dedikodular gittikçe artmış. Konya şeyhleri arasında bir sofi de. Şems yol üzerinde beklemekte.» diye halkı ayaklandırıyordu. Onunla Bayezid arasında ne münasebet var?» Şems. Şemseddin'i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz. Onun idrak hazinesi o kadar bir suyla dolar. Şemseddin'den bir gönül hoşluğu gelmiyor. O. 'Beni ululayın şanım ne yücedir.

fakirlerden ve ahilerden onu karşılamak isteyenlerin toplanmasını diledi. büyücülükle suya düğüm vurur. güzellerin güzelliği hiç kalır. Şems'in odası önünde edeple durdular. bu zaif hayır duası ile meşguldür. can da o viranenin baykuşu oldu. bu duacınızın sohbetinde bulunmuş olan bu eski dost Şam'a . akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam'ın. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems'in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled'e tembih etti. büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. Sultan Velecl. o değer biçilmez mücevhere selâm ve sevgiler götür. hâkim ve mahkûmlarla doldu. diri gönüllü bir dervişe rastladım. altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin'i tekrar Konya'ya getirmek üzere Şam'a gönderdi. O.» Şemseddin'in Şam'da uzun süre kalması Hz. «Umarız ki. dostumuzu bu tarafa çekmeye bakın! Nihayet o kaçak sevgiliyi tekrar bana getirin! Tatlı teraneler. Şems'in mektubu şöyle başlıyordu: «Mevlânâ'ya malûm olsun ki. Şems-i Tebrizî'nin tılsımlarıyle.ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam'dan gelen bir mektup imdada yetişti. saygı göstermekten geri durmazlardı. bilginlerden. yirmi nefer atlı. ger. âşıkane secdeler et. yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır. Konya halkına haberler salarak Şems'in geldiğini. havayı bağlar. Mevlânâ'hm mektubunu. sen otur da seyret. sizi atlatır. Onun çok sıcak bir nefesi vardır. kendi binmiş olduğu rahvan atına Şems'i bindirdi. Şems. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu. Bu mektup Şemseddin'den idi. renkli bahanelerle o güzel yüzlü ay parçasını o hoş çehreli sevgiliyi eve doğru yürütmeye çalışın. Cadılıkla. Aman ne olur. Mevlânâ eğer onun iç yüzünü. Gidin ey yoldaşlar.» diye çok yalvardılar. Şam'a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git ve mümkün ise şu gazeli de onun huzurunda irşad. kendisi de neşe ve sevinç içinde Şems'in önünde piyade olarak yola koyuldu. Hiç bir yaratıkla ilgisi yoktur. Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili! Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi. yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allahya ant içerim ki onun nuru. dervişin müjdesini işitince bütün elbise ve giysilerini çıkardı ve dervişe bağışladı. Kendisi de ata binerek bütün Konya ileri gelenleri ve ahalisiyle birlikte Şems'i büyük bir sevgi ve saygı hâlesi içinde şehre getirdi. Onun güneş gibi parlayan yüzü karşısında bütün ışıklar söner. bak Allahnın ne garip işlerini göreceksin. Öyle bir derviş ki. yaratıcı. Bir kere onun cemali parlayınca. Her birinin ahvali sohbet sırasında anlaşıldıktan ve dostlar ayrı ayrı kendilerini gösterdikten sonra ancak pek değerli. armağanlarını teslim ettikten sonra bütün dostların yaptıklarından pişman olduklarını ve kendisini hasretle. Mevlânâ. Ona mektup yazdı ve şu gazeli de ekledi: Başlangıcı olmayan zamandan beri diri. Oraya varır varmaz. Eğer mübarek ve sevinçli haliyle o sevgilim buraya gelirse. On yıldan fazladır ki burada tekrar gelişimde bana yine dostluk ve aşinalık gösterdi. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane. halktan emirlerden. Eğer başka zaman gelirim diye söz verirse aldanmayın! Bütün sözleri hile ve kaçamaktır.» dedi. «Benden selâm götür. Uzun süren bir kara yolculuğundan sonra Konya'ya yakın Zencirli hanına geldikleri zaman babasını müjdelemek için şehre bir derviş gönderdi. Mevlânâ'nm gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. saygı ile Konya'da beklediklerini anlattılar. Mevlana'yı çok üzüyordu. babasının tavsiyesine uyarak yol arkadaşları ve dostlarıyle birlikte Şam'a yollandı. Ey hafif kanatlı gönül kuşu git bensiz benim dilberime uç. kudretli. babasının işaret ettiği hana gitti. bu İsrarlar karşısında dayanamadı. Çünkü Şems'in Şam'da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. birkaç yük değerli hediye. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla. mum gibi erimeye başladım. Sultan Ve-led. et. bu dileklerimizi kabul buyurursunuz. çek tarafını bilselerdi şüphe yok ki ona sevgi nazarıyla bakar.

Ey canların etrafında döndüğü Hak ankası. hemen bir bıçak . Rum Ülkesinden Şam tarafına. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki. «Artık bu halkın kötü davranışları yüzünden öyle bir yere gideceğim ki. vuslatda ayrılık bağlarından kurtuldu. 'İyi bilin ki madde ve mânâ âlemi Allahındır. bu saldırılara bir zaman katlandı. Yanlarına yalnız Kuyumcu Selâhaddin ile Sultan Veled'den başka hiç kimse giremiyordu. Ne yazık ki. Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed diyor ki: «Bu sefer sırasında Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur: Biz Şam'ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. Bazı dostları ve sevdikleriyle beraber Şam'a kadar giderek orada aylarca Şems' ten bir iz ve haber almak için çırpındılar.Şems. hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz. ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Mevlânâ. sevindi. Bir müddet ondan. yârin yurdu olan Şam'a koşuyoruz. Şems. Eğer Tebriz'in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam'ın kulu kölesiyiz. özgür oldu. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor. teşekkür etmiştir. Ama bu sefer müritlerle bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler. ok şükür ki o Kaf dağından tekrar geldin! Ey aşkın. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled'in evine koştu.» diye feryada başladı. «Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı. onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. hemen yerinden fırlar ve Mevlânâ'ya. Şam sevgilisine can vermiş. gönül bağlamışız. dedikoduya. ses çıkarmadı ama artık dayanılmaz bir hale gelince işi Sultan Veled'e anlattı ve gördüğü hakaretlerden hayli yakınarak. Yüksek sesle. ona eskisinden daha çok saygı göstermiştir. hakaretler savurmaktan geri durmuyorlardı. Eflâkî'nin anlattığına göre bu ikinci gelişte de tam altı ay yine Şems ile Mevlânâ medresedeki bir hücrede halvete çekildiler. Bu olay. Şems'in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için evlâtlık gibi evde yetiştirilmiş olan Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems'e nikâh etti. onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam'da tazeleniyoruz. kıyamet meydanının İsrafili! Ey aşkın aşkı. Eflâkî'nin anlattığına göre güya Sultan Ve-led şöyle demiştir: «Bir gece Şemseddin halvette Mevlânâ ile birlikte otururken bir adam dışarıdan Şems'i çağırır. Bir süre durduktan sonra. Kapı dışında pusu kurmuş olan yedi kişi bu fırsattan faydalanarak. Sence bilinen benim kalp sözlerimi. onu fırsat buldukça küçümsemekten. 645 hicret yılı . o hakikat güneşinden bir haber beklediler.' diyerek dışarı çıkar. Bu müddet içinde ansızın oradan kayboldu. 'Beni öldürmek istiyorlar. bir gün. öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. Şems'in ortadan kaybolması olayı hâlâ bir esrar perdesi arkasında kalmıştır. dedi. hiç bir sonuç elde etmeden eli boş gönlü kırık Konya'ya döndüler. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı. hiç kimse izimi tozumu bulamayacak.' der. Bu ikinci gelişte. bu yolculukta Sultan Veled'in gösterdiği hizmet ve saygıdan dolayı çok duygulanmış. ey aşkın gönlünün istediği sevgili! Ey tek güneş! Yüzbinlerce defa seni dinlemek arzusiyle aklım başımdan gitmişti. Yıllarca ayrı düştükten sonra tekrar vuslata ermiş iki âşık gibi birbirleriyle öylesine kaynaşmışlardır ki artık ayrılmaz bir hale gelmişlerdir. Mevlânâ'nın Şems'e karşı sevgi ve bağlılığı bir kat daha artmış. içinde bir perşembe gününe rastlar. hep sağlam akçe gibi kabul eden sendin. Güya ki insanlık gereği olan yemek içmek ve başkaca ihtiyaçlardan uzak bir bir yaşantı sürüyorlardı. Şems. Nasıl ki Mesnevî'de bu buluşmayı şu mısralarla anlatmaktadır: Onun yüzünü görünce gül gibi açıldı. sövüp saymaya başladılar. odasını bomboş bulunca dayanamadı.» dedi. Öte tarafta Şems'i sevmeyenler.

Fahreddin'e karşı büyük bir ilgi göstermiştir: Bardağa dolan ilk şarabı sakinin sarhoş gözlerinden ödünç aldılar. Şam'da aylarca Şemsi araması. Fakat bende bu cihet eksiktir.» Yukarıdaki hikâye ile Mevlânâ'nın Şam'a giderek Şems'i araması ve Sultan Veled'in Mesnevîleri'ndeki bilgiler arasında büyük bir çelişki vardır. Şems'in peşinden diyar diyar dolaşması. «Cevahir-ül Esrar» Şems Hakkında Ne Diyor? Kâşanlı vermektedir: «Şeyh Şemseddin-i Tebrizî. Mesnevi Şerhi başlangıcında bize Şems hakkında şu tamamlayıcı bilgileri bunları besteleyerek şeyhine sunuyordu. şu cevabı verdi: «Ben. «Oğlum Şemseddin. Orada yıllarca manevî sahada ilerledikten sonra Şeyh Fahreddin İrakî'nin ününü duymuş onun şu anlamdaki gazelini işitince. Şems'in Konya'dan ayrılışından sonra Mevlânâ'nın yazdığı şiir ve gazellerde. gece oldu kâküllerin yine amber saçıyor. Kübrevîye kolunun kurucusu meşhur Necmeddini Kübrâ'nın halifelerinden Cendli Baba Kemal'den feyz aldıkları anlaşılmaktadır. Hint ferecîsi giyinerek ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti devam ettiriyor. ilk zamanlarda Hindistan'a gitmiş. sen de Fahreddin gibi çilede duyduğun ilâhî sırlardan birşeyler anlatamaz mısın?» dedi. masından sonra Mevlânâ hiç bir yerde karar kılmazmış. «Allah sana öyle bir sohbet arkadaşı verecektir ki. mürşidi Moltanlı Zekeriya'mn tavsiyesi gelmişti. Mollan şehrinde yerleşmiş orada Şeyh Şahabeddîn Sühreverdî'nin müridi ve daha sonra onun damadı olmuştur. biri birini tutmayan rivayetlerdendir. Şems o sırada öyle bir nağra atar ki saldırganların hepsi kendinden geçmiş olarak yere serilirler.saplarlar.» Şu rivayete göre Lemeât sahibi ibrahim Fahreddin İrakî ile Şems'in. eserini Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi zamanında yazmıştır. duman renkli sarık sarıyor ve matem nişanesi olan Yemen hırkası. İbrahim Fahreddin. Baba Kemal. o ilk ve son hakikatleri senin adına dile getirecektir. Tezkerelerin anlattıklarına göre ibrahim Fahreddin. onun. Baba Kemal ona halvet ve çile geçirmek üzere bir hücre verdi. dönüşte Şam'da bir müddet kaldıktan sonra Konya'ya gelerek Şeyh Sadreddin'le görüşmüş ama Konya'da iken Şeyh Şemseddin'le görüşmek fırsatını bulamamıştır. Hüseyin bin Hasan. onu da çileye oturttu. O sırada bir raslantı eseri olarak Lemeât sahibi İbrahim Fahreddin Irakî (ölümü 688 H. Dest tarafından Türkistan'a gitti. Bir gün.» Bu cevab üzerine Baba Kemal. . gazellerle ifade ediyordu. Fakat son zamanlarda Hindistan'dan hacca gitmek maksadıyle ayrılmış. Yolda bir soyguncu sürüsünün saldırısına uğradı. Fakat Şemseddin duygularını onun gibi açıklayamıyordu. onun öldürülmüş olduğuna dair hiç bir işaret yoktur. Sonra Baba KemaLi Cendi'nin ile Baba Kemal'in tekkesine tekkesine sığındı. Kendilerine geldikleri zaman da birkaç damla kandan başka hiç bir iz ve eser göremezler. Ama o bu işte gerekli terimlere ve bilgilere âşinâ olduğu için duygularını uygun sözler ve deyimlerle anlatabiliyor. hep Medresesinde dönüp dolaşır. İranlı çağdaş yazarlardan Nimetullah Kadi'nin araştırmalarına göre Şemseddin henüz delikanlılık yaşlarında evini barkını terk ederek Tebriz'den ayrılmış. Konya'da göz önünde geçen bu acı dramın Mevlânâ'dan aylarca gizlenmesi. onun derviş ve müritleri arasına girmiştir. ticaret maksadıyle bir çok şehirleri dolaştıktan ve bir çok gönül ehli erenleri ziyaretten sonra. O zamana kadar halkın hayal gücü ile yarattığı bu efsaneyi doğru sanarak kitabına geçirmiştir. bazı sırları açıkça terennüm edebiliyor. Olaydan kırk gün sonra Mevlânâ başındaki beyaz sarığı atıyor. bir tesadüfle Zencan halkından pîr Rükneddin-i Secasî'nin dergâhına gitmiş. Eflâkî. ondan daha çok müşâhade ve tecellilere şahit oluyorum. Şemseddin. şu anlamdaki rubaiyi söylermiş: Senin aşkından her tarafta bir gece uyanıklığı var. her günkü doğuşlarını şiirlerle. Ama olayın bir de mantık yönü vardır. Gönlüm sükûnete kavuşsun diye ezel nakkaşı her tarafa Tebriz? nakşını işliyor. Âlemin neresinde bir gönül derdi varsa. Yine Efiâkî'nin anlattığına göre Şems'in kayıplara karış. Şeyhi.)de.

Seyyid Burhaneddin Tirmizî'yi. Muhammed Zeccac'ı. Şemseddin'in Tarikat Bağlantısı Eflâkî. ondan filizlendi o. onun terbiyesi sayesinde velîlik mertebesine yükselmişti. Fahreddin de Hindistan'da yerleşmişti. Onun şiirlerinin. Onun lütfuyle sürahilerin dolandığı mecliste canımız ve gönlümüz. Şeyh. bize sebepler âleminin her türlü tuzağından kurtulmak nasıl mümkün olurdu. onun canındaki şefkat bize aynı zevk ve rahat olmuştur. Sultan'ül-ulemâ Bahaeddin Veled'i. Ama İraki'nin adını niçin kötüye çıkardılar? Şems. Öte yandan. Diyelim ki âşıklar kendi sırlarını açıkladılar. Fahreddin-i İrakî hakkında anlatır. o. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi Şemseddin. okudukça durmadan duygulanır. Şiblî'yl. Sultan Veled'i irşad etmiştir. ilk çocukluk ve gençlik çağlarında önce Ebûbekr Sellebâf'a mürid olmuştu. Onun aşkının parlaklığı bize kudret ve tahammül vermeseydi arzularımızın ateşi takatimizi mahvederdi. o. Davud-u Taî'yi. Ariflerin Menkıbeleri'nde. Hasan-ı Basrî. Şemseddin-i Tebrizî'yi. sevgisinin güzellikleri bizi kurtardı.» Hikâyenin gerçek yönüne gelince Fahreddin İrakî'nin ilk gençlik ve dervişlik çağlarında.. Dergâhtaki dervişler bu hali tekke kurallarına. Bu hakkın ne mutlu kimyasıdır ki. Cüneyd-i Bağdadî'yi. Maruf. Serîi Sakatî'yi. Maruf-u Kerhî'yi. Nasıl ki. o da. Bahaeddin Veled. Bu da. müridinin alnından öperek. yardımlar.» demiş. Yukardaki hikâyeyi Molla Cami. Büyük bir ihtimale göre Halep. onun müridi olduğunu söyler ve aşağıdaki tarikat zincirini şöyle sıralar: «Hazreti Ali. Ahmed Gazalî'yi. o. Şems'in yanıp yakılmasını. o. bütün ıstırap ve belâlardan onun sayesinde uzak kaldık. Eflâkî'nin yazdığına göre de. o. Şems-i Tebrizî'ye mürid olduğu neticesine varılmaktadır. Şems oldukça ileri bir yaşta idi. bütün zorluklarda bize yardımcı olmuştur. o şahın hizmeti İçindir. Mevlânâ Celâleddin'i. Tebrizî de. o. Hele o zamanın koşullarına göre Şems'in bunları öğrenip gece gündüz sayıklaması yolundaki masal ciddî sayılamaz. o. Ahmed Hatibî'yi. Onun aşkının okşayışları. Hasan-ı Basrî'yi.onları bir araya topladılar adına aşk dediler. o da. gazel ve şiirlerindeki açıklamalarına göre asıl Mevlânâ Celâleddin'in. Şeyhe şikâyet ederler. sen artık dilediğin mertebeyi buldun. Şeyh Rükneddin görünce çok içlenmiş. Nasıl ki Konuşmalar'da da . o. Davud. hep ağlar gezer. Ebûbekr Nessacı. gönülleri hep o tarafa çeker. «Sevgili evlâdım. bu gazeli gece gündüz dilinden düşürmez. Şemseddin'in Mevlânâ Celâleddin'e intisap ettiğini. Habib-i Acemiyî. dervişlik geleneklerine aykırı görür. onlara şu cevabı verir: «Fahreddin'in yaptığı şeyler size yasaktır ama ona yasak değildir. biz istemesek bile Hızır gibi bizi hep o pınara çağırır. buna bir delildir: Eğer bizim gecemiz gündüzümüz Şemseddin'in aşkı ile geçmeseydi. Güya Şeyh Zekeriya Moltanî onu çileye sokar. Oysa bütün tezkere yazarlarının anlattıklarına ve Mevlânâ'nın Şems'i öven kaside. edep kaynağından bize varlık verdi. bunu okumaktan pek hoşlanır. Şemsül Eimme Serahsi'yi ve o. on gün sonra Fahreddin'e bir coşkunluk hali gelir ve o coşkunluk haliyle yukarıda anlattığımız gazeli yazarak yüksek sesle okumaya başlar. Allahsal inayetler. yaş dökermiş. Tebriz ülkesi taraflarında bir bengi su pınarı var ki. Eflâkî'nin sözleriyle çelişmektedir. neşeden ağır başlı. Şam ve Anadolu taraflarında yaşıyordu. o derece hudutlar ötesi bir şöhretle yaygınlaşarak Bağdat'ta Şeyh Rükneddin'in Dergâhına kadar ulaşması biraz şüpheli olsa gerektir. hafif ruhlu olur. onun şu anlamdaki gazeli de.

Yukarıdaki açıklamalara göre Şemseddin'in tarikat silsilesinin. Makamat-ı Evhadî adlı kitabının başlangıcında. Necmeddin-i Kübra da yukarıda adı geçen Bitlisli Amman Yâsir'in. ondan. Ahmed Gazalî'ye. şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. Konuşmalar'da bu anlaşmazlıklardan acı acı şikâyet etmektedir. Ebul Necip Abdulkadir Sühreverdî'nin halifesi olduğunu kaydetmekte ise de. yukarıda adı geçen pîrlerden Kutbeddin Ahmed-i Ebherî'nin (500-577). Ebubekr'in manevî coşkunluğun verdiği ilâhî sarhoşluktan (sekir halinden) sonra tekrar sahiv yani ayıklık haline dönmesi daha başka deyimle telvin yani kararsızlık mertebesinden temkin mertebesine geçip sükûn bulması mümkün olmuyordu. onunla zaman zaman anlaşmazlıklara. ondan da. Üstad Ahmed Hoşnuvis şöyle diyor: «Merhum üstadım Füruzan Fer. Ziyaeddin Ebunnecip Abdul Kahir Sühreverdî'ye. Ebû Osman Sait Bin Selâmi Mağribî'ye. o. meşhur Kübreviye şubesinin Altın Zincir (Silsiletü'z-zehep) diye anılan koluna bağlanmakta ve şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya ulaşmaktadır. Şems'in. Sultanü'l ulemâ aracılığı ile (çünkü o. o. o. Nasıl ki. o.» Bu o demektir ki. Bu yüzden Şemseddin'i başka pîrlerin terbiyesine havale etmiş ve bu sebeptendir ki onu zamanenin büyük mürşitlerinden Rükneddin Muhammed Secasî'nin Dergâhına tavsiye etmiştir. o. ondan Maruf-u Kerhî'ye. ondan. bunu Mevlânâ'ya sezdirmemek için çok tahammül göstermiş fakat son zamanlarda bardağı taşıran bazı olaylar olmuş. Konya'ya ikinci gelişinde Mevlânâ'nın. Bu Rükneddin. o. Serî-i Sakatî'nin. Ebû Osman Mağribî'nin. o da. Serî. o. Ebul Necip Sühreverdî'nin. o da. Risale-i Kuşeyriye'nin verdiği bilgiye göre İmam Ali bin Musa Rıza'nın yetiştirmesidir. ondan. Cüneyd-i Bağdadî'nin. o. İmam Musa Rıza'nın oğlu Ali'ye dayanmaktadır.» Evsafu'l mukarrebin adlı eserin müellifi Ağa Mirza Ah-med'in verdiği şu bilgi de önemlidir: «Mesnevî sahibi Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin tarikat bağlantısı. Cüneyd'in. Ebûbekr Nes-sac'ın. ondan da. o. o.) sohbetinden feyz almıştır. Şems-i Tebrizî aracılığı ile Baba Kemal Cendî'ye. Ebû Ali Kâtib' in. Şam ve Bağdat yolculukları sırasında bu Dergâhta bir zaman kaldığı ve gerekli olgunlaşma devresini burada yaptığı sanılmaktadır. o. Ahmed Bin Ebû Abdullah Ebherî. Ebû Ali Kâtib'in. Hasan Basrînin. Ebul Necip Sühreverdî'nin. Şeyh Ahmed Gazalî'nin. Şeyh kendi elyazısıyle nisbetini şöyle anlatır: Ben şeyhimiz Ammar biri Yâsir'in sohbetine eriştim. Baba Kemal Cendi'ye ondan da büyük mürşid Nec_ meddin Kübrâ'ya ulaşır» Şu hale göre. o. o. Mevlânâ. ondan. Şems'in ortadan kayboluşu hadisesinde onu yok etmek isteyen bir güruhun . Rükneddin'den başlayarak geriye doğru Kutbeddin Ebu Reşid. o. SerîJ Sakatî'nin. Çünkü bütün tezkereciler. tekrar Şeyh Necmeddin-i Kübrâ'ya bağlanmaktadır. Cevahirü'l Esrar sahibi Kemaleddin Hüseyin Harezmî'nin kaydettiği gibi. Birinci yoldan. Ebû Osman Mağribî'nin. Dâvud-u Taî'nin. ondan. o da. Tuşlu Ebûbekr Nessac'a. Rükneddin Secasî'nin ölüm tarihi kesin olarak bilinmemekteyse de. Maruf-u Kerhî'nin. Şemseddin-i Tebrizî ara-cılığıyle. Allahdan idi. ikinci yoldan da. Ebû Ali Rubârî'nin. Ebul Kasım Bin Abdullah Gürgânî'ye. dargınlıklara yol açan. onu daha iyi bir rahat ve huzur içinde yaşatmak için. bir geçimsizlik devresi geçirdiğini biliyoruz. Şeyh Ebul Kasım Gürgânî'nin. onun himmet ve terbiyesiyle yüce manevî derecelere yükselmiştir) bu ilişki sağlanır. o. Sühreverdî'nin makamına geçmiş olduğunu kaydederler. ondan. Ebû Ali Hasan Bin Ahmed Kâtib'e. Şems. ondan. Ebû Ali Rubarî'ye. bir engel gibi görmesinden dolayı araları çok açılmış. o.i Sakatî'ye. Fakat o sarhoşluktan sonra gelmesi gereken ayıklık onda yoktu. Necmeddin-i Kübrâ'dan feyz almış. o. o. Şemsin Suriye. Ammar'ın ölümü 582 yılında olduğuna göre bu cihet gerçeğe daha yakındır.A. Mevlânâ Celâleddin Rumî'nin tarikat nisbeti iki yoldan. o da Hazreti Muhammed'in (S. gerek daha önce Kimya'ya gizli bir ilgi beslediği sanılan genç Alâeddin'in Şems'i bir düşman. ondan. Alâeddin. Habib-i Acemî'nin. bu doğru değildir. Bağdat'ta Rıbatı Derece denilen bir tekkesi vardı. Maruf-u Telhî'nin. Şems'in Son Günleri Şems'in büyük tarikat ve tasavvuf erenleri arasındaki mevki ve derecesini yukarıda adları geçen kaynakların ışığı altında belirttikten sonra bir de onun kayboluşu ve ölümü üzerindeki esrar perdesini açmaya çalışalım. Kimya adındaki kızla evlendirdiğini. çağdaş pirlerden Kirmanlı Evhaduddin ile Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud'un da üstadıdır. o. Şems ile Kimya'nın özel harem dairelerine teklifsizce ve hiç bir izin almadan girer çıkar ve bu yüzden Şems'in haklı ihtarlarına uğrarmış. Ferudun Ahmed Sipehsâlâr'ın anlattığına göre bu geçimsizliğe âmil olanların başında Mevlânâ'nın ikinci oğlu Alâeddin gelmektedir. Hazreti Ali bin Ebi Talib'in. Gerek gördüğü bu hakaretlerden. Kübreviye kolunun büyük mürşitlerinden Bitlisli Ammar bin Yâsir'in. Ebul Kasım Cüneyd Bin Muhammed Nehâvendî'ye (Bağdadî). Şeddülizar müellifinin verdiği bilgiye göre 606 hicret yılında hayatta olduğu anlaşılmaktadır.şöyle demektedir: «O Şeyh Ebubekr'in sarhoşluğu. Ebû Ali Rubârî'nin. o.

12/12/1973. Hazreti Pîr'den zamane kadısına bir mektup görüyoruz. ulu Allahdan başarılar dilerim. değerli bilginlerimizden merhum mütercim Asım Efendinin araştırmalarından anlaşılmaktadır. Şems'in kayıplara karışmasından bir müddet sonra Kimya. Ağın Mehmed Nuri GENÇOSMAN . onun Konya'dan tekrar Şam'a döndüğü. Fahru'l Müderrisin yani Müderrislerin Kıvancı Alâeddin'in terekesinin mirasçıları arasında taksimi istenmekte ve Alâeddin hakkında hiç bir küskünlük eseri sezilmemektedir. düzeltilmesini sayın okurlarımızın yüksek müsamahasından bekler. Alâeddin Çelebi de sayılı müderrislerinden iken genç yaşta hayata gözlerini yummuştur. Ferudun Nafiz Uzluk'un himmetiyle bastırılan Mektûbât-ı Mevlânâ'da. oradan Tebriz'e gittiği ve Tebriz'de Hakkın rahmetine kavuşarak Geçil Kabristanı'na gömüldüğü.başında Alâeddin Çelebi'nin bulunduğundan bahseden bazı tezkereciler. şüphe yok ki sonradan uydurulan komplo masallarının tesiri altında kalmışlardır. Şimdilik sözlerimize burada son verirken beşeriyet icabı bazı hatalarımız varsa bağışlanmasını. derd-i gerden (boyun ağrısı) hastalığından ölmüş. Şems-i Tebrizî'ye gelince. Bu mektupta. Aziz arkadaşım Prof.

her şeyi bilici ve görücüdür. canı koltuğuna aldığın zaman ne yapmış olursun? Şiir: Âşıkların sana can armağanı getirseler bile Başın için hepsi de Kirman'a kimyon getirmiş olurlar. nasıl ki Kuran'da. Allah yolunda savaşırlar. 103). Onlar müminlere karşı alçak gönüllü. 103) Âyetin tamamı şöyledir: «Onu (Allahyı) gözler kavrayamaz. hiç kimseden bir şey beklemez. «Onlar Allahyı severler. Kovucuların dedikodusundan çekinmezler. İşte o aşk'tır". kadimi nerede bulur? Onu nasıl anlayabilir? Toprak nerede.» (Mâide sûresi. başlangıcı olmayan varlıktır. o latiftir. Allah da onları sever.O âyetindeki nükte de buna işarettir. «O. Bu kitap sevgili erenler sultanı Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin sözlerinden derlenmiştir. kâfirlere karşı güçlüdürler. . Bu Allahın bir vergisidir ki dilediğine verir.» (En'am sûresi. Ten'den geçer" de can'a erişirsen bir hâdis'e yani sonradan yaratılmış varlığa kavuşmuş olursun. O kadimden kadimi görürsün. Aşk tuzağı gelir ve seni sarar. Hadis. Kirman'a kimyon getirmişsin ne değeri var? Ne yüz ağartır. sen de o niyaz yüzünden şu hadiseler arasından fırlayıp yakayı kurtarırsın. niyazsız olan o dergâh niyazı sever. sen onunla hareket eder onunla kurtuluşa erersin candır ama.» (Mâide. belki o gözleri kavrar. 2) Rahman ve Rahim olan Allah adıyla başlar ve ondan yardım dilerim. her şeyi yaratan ulu Allah nerede? Sende bulunan o kudret ki. Kadimden sana bir şey erişir. onlar Allahı sevecekler Allah da onları sevecek. gözleri kavrar. Hak kadim'dir. Allah bereketini üzerimizden eksik etmesin.» (En'am. Kıyamete kadar sonu gelmeyen ve gelmeyecek olan sözün tamamı budur. kaç para eder? Bu gün orası öyle yüce bir saraydır ki.BİRİNCİ BÖLÜM (M. Ama sen ona niyaz götür ki. niyaz'sızdır. 54) nükteleri. 54) Âyetin tamamı şöyledir: «Ey iman edenler! Sizden dininden dönenlerin yerine Allah öyle bir toplum getirecektir ki. işte bu sevginin etkisine işarettir.

O da şu cevabı verdi: Şart ve sözleşme şudur: Her kusurunu gördükçe aynayı yere vurmayacaksın. Ayna hakkında hiçbir kusur düşünmem. Bu iş ve bu konudaki düşüncemiz şudur ki. Aynanın eğiliminden dolayı onun da aynaya karşı eğilimi vardır. sizinle yanına gittiğimizde gösterdiği lütuf ve iltifatlar o kadar hoşumuza gitti ki. Onda eğer sonradan olmuş bir çirkinlik varsa. Onun yüzünde gördüğün bu tek kusuru ondan gizle. «Ey terazi! Bu ağırlık azdır doğru oturmuyorsun! Doğru göster!» O ancak hak olan şeyi gösterir. Çünkü kendini seven kimse nefsine saygı gösteriyor. çünkü o benim dostumdur. deliller gösterdi. eğer aynanın yüzü kusurludur desen daha beter olur. 113. iki yüz yıl düzen versen karşısında iki yüz kere secde etsen de faydasızdır. en zor işler kolaylaştı.» O bunu söylerken ayna da hal diliyle ona şöyle çıkışıyordu: Görüyorsun ya! Ben sana ne yaptım? Sen bana ne yapıyorsun? Şimdi o kendini seviyor. bahaneyi aynada buluyor. «Emrolunduğu gibi doğruluk göster!» (Hûd sûresi. eğilimi daima hakka doğrudur. Kuran ve hadiste yazılı vasıflardan anlaşıldığına göre velî'dir.» dedi. Ben de gönlümü hoş eder ne yapmak gerektiğini ona gösterirdim. Dedi ki: Onun yüzünden ciğerim kan oldu. «Keski. Sevgi bırakmaz ki bir bahane bulayım. bütün bu sözler büyükler tarafından söylenmiştir. bana bundan ne kıvanç olabilir? Belki ben bununla öğünürsem çok çirkin düşer. Sen ki doğrusun. Ben de velinin velisi. yüzüne tuttuğu zaman yüzünde çok çirkin bir hayal gördü. Ama bunu yapamadı.Bana velî diyorlar. Bu vaktin erleri ise bu yolda taklide giderler ve işi taklidin son kertesine götürürler.» dedi «tekrar bir bahane bulayım ola ki bu şarttan vaz geçersin. işaretlerle bu sözlerin yorumları her taklittir. aynada sonradan olmuş b:l! Onu kendi hayalin bil. o tanıklar ve para cezaları olmayaydı. «Eğer bu ayna iyi ise. «aynayı getir artık sabrım kalmadı. Şart odur ki aynanın yüzünde kusur bulmayasın. bari o kusuru bende bul ki aynanın sahibiyim. ancak aynanın yüzünde bir kusur görürsen onu aynadan bilme. Yoksa başka türlü konuşmaktan sıkılırlar. bu bakımdan daha sağlamım. Bu ayna. Öteki kendi kendine. sözünü kıramıyorum. O bir mehenk taşı ve terazi gibidir. ama gönülden bir bahane bulayım da aynayı sana vermiyeyim diyorum. «Ben gönlü kırıkların yanındayım. aynayı eline vereyim. Eğer kendine de kusur bulamıyorsan. (M.» buyurulmadı mı? Sözün kısası. «Ey üstat. «Hâşâ. Çünkü senin yüzünde bir kusurun var desem. Şûra sûresi.» dedi. Bugün onlar bizimle iyi geçinmeseler bile yine doğru hareket etmek gerekir. «Şimdi o şartı bir daha tazeleyelim. bu halk ile iki yüzlü konuşursan hoşlarına gider. Kendine ve dostlarına karşı daima doğru davranmak yaraşır. kusuru kendinde bil aynayı kötüleme. 15) buyuruyor. Eğriye ne kadar doğru desem doğrulmaz. Şimdi diyorum ki. oradan ayrılmak istemedik. yahut kusuru kendinde bul! Bari benim yanımda aynaya bakma.» dedi «asla böyle bir kasıtta bulunmam ve bunu da düşünmem bile. ancak Mevlânâ. dostun dostuyum.» «Şimdi aynayı bana ver ki bendeki edebi göresin. Adamın biri Padişaha nedim olmuştu. sen de onların sözlerini dinlersen hoş karşılarlar.» dedi «o şartlar. «Bu elbette olmaz. onu daima okşardı. aynanın kendi kendine eğilmesi ve ihtiyat göstermesi imkansızdır. aynayı elime ver de bakayım diyorsun! Buna bir bahane bulamıyorum. Hakkın kendisidir. Şimdi bütün bu sözlerden sonra aynayı eline verince kendisi kaçtı. onun cevherini kırmayacaksın! Cevheri kırılmaya elverişli olmasa bile bunu yapmayacaksın. Dedim ki haydi öyle olsun. Bununla beraber aynaya dönenlere ayna da karşılık verir. Aynaya yüz kere secde etsen hiç yerinden oynamaz.» Tekrar gönlü razı olmadı. bu iş için tutulan tanıklar sözleşmeler hatırına geldi. Hiç bir yerden başını çıkaramaz. Tekrar aradaki sevgi buna müsaade etmedi. Bir defa ona desen ki. onu dinlemek ve dinlemekteki zevk. belki ihtimal vermezsin.» Ayna işi ince bir iştir. Şu suç ve ziyan karşılığı ödeyeceği paralar. Bu adamın gerçek dostluğu Padişahın hoşuna gitti.» Dedi ki: Şimdi ey dost. Padişahın işleri bu yeni nedimin günlerinde düzelmiye başladı. bedeli bu kadardır. O sanır ki ayna ondan başkasıdır. Aynayı kötüleme! «Kabul ettim and içtim. 3) Hemen kırmayı düşündü. Şunu hatırla ki. Remizler. istedi ki yere vursun. o niçin bırakıp kaçtı?» diyordu. Nasıl ki ulu Allah Peygamberine. Buna tanıklar. bendeki vefayı göresin!» Dedi ki: Eğer kırarsan onun cevheri şu kadar. O tersine olarak aynayı kırmış olsaydı beni de kırardı. Aynayı seven de her ikisinden vazgeçer. Mevlânâ size çok teşekkür ediyordu. doğru kal! Doğruluk göster. . O hal diliyle der ki.

nasıl diyorsun ki bunu Çelebi bilir? Ben adamcağız kurtuldu dedim. Kışın üşümemesi için eskiden. kapılar açıldı. Bir aralık ben sana. Evet o da vardır. Olabilir ki gerçek bir suç da işleyebilir. hele o dervişle konuşurken nasıl bir çok manalar sarf ettin. soyu bozuktur her tüyü sayısınca kendini vermiştir. söze gücüm yeter. Belki gençlik etti yahut gençlerle düşüp kalktı diye hatıra gelir ama böyle düşünmek doğru değildir. bunlardan biri satranç öteki de ok atmaktır. Biri dedi ki: Onun güzel ve korkunç sıfatlan da vardır. sana nasıl sır söyleyeyim? Açıkça söylesem bile anlamıyorsun. Ona yetişmek için uğraşırım ve. «O söylüyorsa kanını dökeriz. ancak bu sözden başka bir söz işitir. buna ister benim kuvvetim deyiver ister Allahsal kuvvetin eseri farz et. maksada uygun düşsün.» Nasıl ki şeyhin biri sofiye dedi ki.» ama ona sır söylersem nasıl takat getirebilir? Cüneyd'in şeyhi olan o zat ile yakınlığı yoktu. odundan. Bununla beraber bir zaman bu Cüneyd-i Bağdadî çokça üzüm yemişti. ona dedi ki: «Ey Cü-neyd. Bu sıfat binlerce sıfatlardan daha iyidir. gerektir ki onun hatırına engel olan bu işi bir zahmet saymayalar. O bir kaç gün seninle konuşmadığım zamanlarda niçin korku ve ürküntü içinde kaldın? Demek ki Allah korkusu duydun.O ne yüce devletlidir ki kadı olmuştur. Biri İmad'dır ki şöyle söylüyor: «Ben. Bir gün diyorum ki. Ancak undan. 4) Bir aralık ince bir söz açılırsa örnek göstermek için onu açıkla! Bu sözlere Mevlânâ' nm buyurduğu gibi Kuran ve hadislerden mühür vurmalıdır ki manası açıklanmış olsun. falan gibi yüz bin uğursuzdan daha iyidir. ancak ondan hasıl olan ve öteye beriye dağlan yeller'. Uzun yolculuklardan sonra Cüneyd'in makamına vardı. sakınıyoruz.» diye şaka yaptığın için incindi. Bu Allahnın işleri hep sebepsizdir. bugün bütün suçları işlemiştir. benden ayrıldığın günden beri her konup göçtüğün yerde senin bütün hallerini biliyorum. kaplan huyludur dışarı çıkmaz. Sen konuştuğun zaman sanki benim sözlerimi konuşuyorsun. Ama burada kalalıdan beri sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. H. Çünkü günahlar suçlar vardır ki. Bu kadar kö-tülükleriyle beraber silahtar oğluna kılıç çekti. küfür ve islâm bizim katımızda birdir derler. Ancak onun himmeti buna engel dir. Alâeddin de bir cim ri idi. Mademki böylece birinin geldiğini gördün niçin karşılamıyorsun? Haşmet ve saltanat sahibi olanlara inciltmek yaraşır. baş ka bir işi yoktur. sen de de söz varsa bana söyle. korkunç sıfatları arasında da öç alma sıfatları vardır. giyecekten birşeyler gönderilsin. yalnız senin için şu var ki kinci değilsin. Benim için diyordun ki: O son derece acizliği yüzünden gönderdiğim dostu sattı. sıkıntısını gidermek için ayakyoluna gitti o üzümü demiyeyim. divan erleri bil selerdi kaparlardı. Evhad. bununla beraber bütün kuvvetler iki kılıkta görünür. «Sen. onları her zaman işsiz bı rakıyorsun. seninle nasıl olur da sırlardan konuşabilirim? Bana bir sır söyle diyorsun.» Her kalender ve zındık bu oklidis ilmini ve bu konuları iyi bilir. Onlar. Ben de. Sultan Alûeddin'in kardeşidir ama Sultan İzzeddin'in de bir himmeti yoktur. Öyleyse sen de Mevlânâ da her ikiniz de bir şey değilsiniz!» tşte zor gelen bu söz ni-faksızdır. Güzel sıfatları arasında utangaçlık. bunlar insanda gelip geçici şeylerdir. Ama onun evinin kapısının Önünden geçmek istemiyoruz. işitir. Onun mutlu sözlerindendir. onun hiç bir şeyi. seninki hangisidir? Ben kendi halimden bir söz söylüyorum hiç bunlarla ilgilenmiyorum. O da dedi ki: Ey hoyrat çocuk bu sözü bir daha söylersen senin halin neye varır? Sen kendinden daha güzel değilsin. halbuki şimdi sen ona inanıyorsun. bununla beraber eğer ona söylersem derisini yüzer. Kâh bir hile ile onu dışarı fırlatırım. Doğru sözdür. Gerektir ki bu dervişin sözü kabul edilsin. hiç bir işi yok. «Konuş. . âlemin parmakla gösterilen adamı.» dediğim zaman maksadım şu idi: Mana. mademki bana inanmıştır ve bugün daha çok bağlıdır. cihanın maskarası olmuşsun. Mevlânâ'nın senin kapında bir şey olacağına inanıyordum. kendi oğlu terbiyesine de gücü yetmez. Onun ancak iki hüneri vardı ki. Bu tıpkı Cüneyd-i Bağdadî'ye gönderilen zındık mualimin işine benzer. çok sağlam bir devlet sahibidir o. bir temel üzerinde yürümek gerektir. Bu başka bir deyimde büyüklere işarettir. «Başka şeyler işitiyorsun derim. bu sözler Hakkın sözüdür ve bir hikmet üzerine söylenmiştir. Dedi ki: Seninle hiç konuşulamaz. Kendimize bir kaç yol seçiyoruz ve onlardan yürüyoruz. «O bilir» dedim. geniş meydan açıldı. harcadı. bu sözü ve bu aynayı'kırayım. etten bir şeyler vermek suretiyle yardım edilsin. Bu sözü tekrarlamak yine aynı sözdür. senin sözün nedir. Sen kimsin. güzel söz. gönlüm ona yabancı kalamıyor. Şeyhlerin kuvveti başka başka olur. anlat onları. «Senin ne işin var ki bu kadar yapamıyorsun?» derler. «o onu suçlandıramaz. Ben biliyorum ki onda var mıdır yok mudur? Benim bunlarla bir alış verişim yok tur. kendi kendine dedi ki: Kötülükte böyle yüzlerce üstat vardır. midesini gaz yapan şeylerle doldurmuştu. bu celâl ve ululuk sahibi Allahnın temiz sıfatlarındandır. Musa' ya yakın değilsin. o silahtar oğlu için. ya gizli söylesem nasıl anlıyabilirsin?» Yavaş konuşulur. (M.» dediler. Ama korkunçluk tarafı güzellik tarafından üstündür. kâh o söz gibi hiç çıkmaz olur. İşte bu iyi bir alâmettir. «Sözü bugün söylemelidir.

Semâ ehli erenler den biri Maşrık'ta semaa başlasa. Biri dedi ki: Mevlânâ hep lütuf tur güzellik ve iyilik vasıflarıyle süslenmiştir. onlar kendi varlık âlemlerinin dışına çıkmışlardır. hem çirkinlik yönümü anlasın. Bununla beraber hepsi de Allahdan utanç duyarlar. hoşlanmamasıdır. Her âyet ihtiyaca göre iner. onların sohbetine katılamaz. yoksa size kusur bulmak değil. onların öldürülmesini emir buyururlardı.Şimdi söylediğin sözden ve aracılık yaptığın hayır dan dolayı biri sana öteki de yapana ait olmak üzere iki hayır meydana gelir. A. şimdi elden gitti mi. Bu o demektir ki. bu semâ da hal ehli erenlere o derece gereklidir.) buyuruyordu: Ey Hıristiyanlar! Ey Yahudiler! Musa . belki onlarla konuşamaz. dedi ki: Bu adamın Allah ile arasında bir perde kalmıştı. eğer sahabe bunu kullansalardı. mest eder.» diye şüpheli bir söz söyledi. «Hayra aracılık eden onu işliyen gibidir. Gerçi bir sema vardır ki. Bu da hal ehli erenlerin semaidir. onun sözü değildi. Halbuki derviş sözü naziktir. O. beni olduğum gibi görsün.) Bu semâ riyazat ve perhizle yaşayan sofilerle zahitlerin semaidir ki. Şiblî'ye yetişsinler de onlarla aynı kâseden nimet yesinler? Eğer onun yanında o şeyhlerin hareketlerini anlatsalar. «Şarabın haram olduğu Kuran'da yazılıdır ama bu esrarın haram olduğu hakkında Kuran' da bir işaret yoktur. Semâda yükselen eller ise elbette Cennete varacaktır. Benim meclisime yol bulan kimsede görülecek ilk etki. onların yaptıklarını yapmadan yalnız işitmekle akılları başlarından gider. Bundan dolayı dostlarımla doğru konuşacağım. Şeytan hayali ne oluyor? Bizim dostlarımız niçin bizim o temiz ve sonsuz âlemimizden zevk duymasınlar? Bu âlem onları hiç farkına varmadan sarar. biri birlerinin hallerinden haberleri vardır.» (Hücürat sûresi 2) mealindeki âyet indirildi. çirkin tarafımızı görmemişti. Beş vakit namaz. Bütün Peygamberler biri birini tanımışlardır. 5) Biri.» Ey ahmak ben ne söyledim sen nasıl yorumluyorsun! Ne özür dileyebilirsin? O. Mevlânâ'nın yüzü güzeldir. ben iki yüzlülük etmemeye söz verdim. Bu benim sözümdür ki onun dilinden çıkmıştır. Cüneyd'e. Bundan dolayı: «Ey iman eden müslümanlar. başkalarının sohbetinden soğuması. melek hayaline bile razı değiliz. gelin beni görün ki Musa'yı anlıyabi-lesiniz. O. Bunların. yapılması farz olan semâdır. açlık ve susuzluk vaktinde yemek ve su ne kadar gerekli ise. yufka yüreklilik getirir. çünkü söylemek istediğim sözü bekleyemediğin için söz elden gitti. Bu esrarı Hazreti Peygamber çağında içmiyorlardı. âyetlerin inmesi bir sebebe dayanır. Hazreti Muhammed de (S. seslerinizi Peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyiniz. Sen ne anladın ki benimle ilgili olan herkeste de lütuf ve kahır vardır? Ama bu vasıflar herkeste nasıl olabilir? Şimdi layık mıdır ki onlar bu akıl ve edep ile bir kaç gün içinde Bâyezid'e. Semâ.» diyor. Nasıl ki sahabe Allah Resulünün yanında Kuran'ı çok yüksek sesle okudukları için müba rek hatırlarına perişanlık geliyordu. Benim sözüm ortaya atılınca o zaman gelir. (M. aracılık ettiğin hayırdan meydana gelen iki sevabın biri sana. İncinme. ilâhî coşkunlukla harekete geç meyen el elbette cehennemde yanacaktır. ikincisi de onu işleyene aittir. Biri de. Allah erlerinde bu tecelli de ve rü-yet yani Allahsal belirti ve görüş. Ne söylesen ve ne söylemek istesen nihayet sonraya bırakıyorsun ki sözü tamamlıyayım diye. Başka biri de dedi ki: Herkeste böyledir. Ancak benim sözümdür. Dervişin biri onun mezarı başına gitti. burada melek hayalinin bize yeri yoktur. beni Allah sıfatlarıyla vasıflandırıyor ve «Allah gibi hem lütfü hem de kahrı vardır. Bir başka semâ da. ne Kuran'dır ne de hadistir. onları başka âlemlerden dışarı götürür. sebepten dolayı indirilmiştir. Bizim bazı dostlarımız esrarla neşeleniyorlar. Hakka kavuşturur. Mevlânâ Şemşeddinde ise hem lütuf hem de kahir sıfatları vardır ama onun zatı güzeldir. öteki Mağrip'te harekete geçer. Bu se fer iki yüzlülük etmiyorum. söyleyeceğim söz artık o sözden başka söz oluyor. O. Isa diyor ki: Ey Nasranîler (Hıristiyanlar. 10 dervişin keremi idi. (Bir semâ da vardır 'ki mubahtır. Halbuki şarap haramdır. çirkinliğimi gösteriyorum ki. Ramazan orucu nasıl farz ise. ama Allah erlerinin yaptığı böyle bir semâ'a haramdır demek büyük bir küfürdür. onlara göz yaşı. Çünkü onların yaşama zevkini artırır. bunu başka bir dervişten sor. Başka söz de hatırıma gelmiyor. «Benim maksadım onun sözünü red etmekti. Farz-i ayn (yapılması Allah tarafından emrolunan) semâdır. Şüphe yok ki bunlar da cennete gireceklerdir. Bu âlemin mubah olduğu hakkında halkın söz birliği vardır. Nerede kaldı ki şeytan hayali yer bulsun! Biz.) Musa'yı iyi tanımıyorsunuz. Dedim ki: Kuran'da bulunan her âyetin bir sebebi vardır. o perde de. o haramdır ve yasaktır. yorumlar ve özür dileyerek der ki. Mevlânâ bizim güzel tarafımızı görmüş. Bizim de hem güzel hem de çirkin tarafımız var. semâ (çalgılı zikir âyini) sırasında daha çok olur. Hadiste. Hem güzellik yönümü. Hatta yalnız soğumakla da kalmaz. Bu şeytan hayalidir.» buyurulmuştur.

her Peygamberin kendinden önce geleni tanıttığına ve senin de sonuncu Peygamber olduğuna göre seni kim tanıtacak? Buyurdular ki: «Nefsini bilen şüphe yok ki Allahsını da bilir. Bu mesele tıpkı bir define planı bulan kimsenin hikâyesini andırır. bir ok atacaksın. Bana diyordu ki. ama o kümes kuşudur. gelin.6) palazlaşınca bir su kenarına gelir. biri balıktan bahsederken başka biri.» dedi. der! Çocukluk çağlarında bana garip bir hal gelmişti. biraz (M. kişilerin bağıdır. Evet bütün bu sözler oraya dayanır. gerçekleyen kimselerdir. beni görün ki onları iyi tanıya-bilesiniz. Nasıl 'ki. Bunu anlatma ve nişanını gösterme bakımından henüz olgunlaşmamış olan şeyh ile şair de şiirler söyler. açıklayan sözlerdir. Ana tavuk etrafında çırpınır. taşkınlık etme! Aşk da teklifsiz davran. aşk bu bağları çözer Akıl der ki. «Ben senin yalnız balığı bilmediğini sanmıştım. Mısra: Bu gönül işidir. yüzünü kıbleye çevireceksin. Bu sözlerim sana armağan olsun! Mısra: . Her ne kadar fikri daha ince ve olgun olsa da. Planda şöyle yazılı idi: Falan kapıdan dışarı çıkacaksın. deveye benzer.» Öteki.» Babama dedim ki: Şu sözü benden dinle! Sen ve ben öyle bir haldeyiz ki sanki bir kaz yumurtasını tavuğun altına koymuşlar. o daha uzaktadır.» Şu hale göre. Bu yolda yürüyenlerin niteliklerinden söz açar. İşte seninle ben de böyleyiz. Bu konuda her kim daha erdemli ise dileğinden o kadar uzaklaşmıştır.» dedi. Onların sözleri de. «Ben mi balığı bilmem?» dedi. Halbuki şimdi sen öküz ile deveyi de biri birinden ayıramıyorsun. ne riyazat var ne de başka bir şey. İçindeki karanlığı kim görürdü? O her ne kadar kendi kanına bulanmıştır ama. onun suya girmesine imkân yoktur. bir kubbe vardır. onu aramanın yolunu gösterir. tanıtan. yavru hemen suya atlar. kümes kuşlarına karış. benim yurdum o denizdir.» buyurulmadı mı? Demek ki onların bu eksik anlayışları onlar için bin belâdır. alaylı bir kahkaha ile. «Evet bilmezsin sen. Bundan sonra dostlar dediler ki: Ey Allah elçisi. Babam bile ne olduğunu bilmiyordu. Eğer sen benden isen gel! Yahut ben bu der'ya içinde senden değilsem git. halim de. bir birini tamamlayan. Öteki. «Balığın şöyle iki bacağı vardır. Peygamberler. «Sen sus. aranılan sevgilinin nişanını bildirir. kafa işi değil. «Halk ile konuşurken onların anlayışlarına göre konuşunuz. arkanı o kubbeye. ama bunlar bilgin bir insanın karşısında kepaze olurlar. Kimse bu halimi anlıyamadı. Şiir: Akıl. «Balıktan ne anlarsın? Bilmediğin bu konuda nasıl konuşabilirsin?» Adam. deniz kuşlarının hali gibidir. Ey Babacığım! Ben kendimi yüzdürecek bir deniz görüyorum. bu yumurtadan kaz yavrusu çıkmış. «Sen divane değils:n bilmem ki bu gidişin sebebi ne? Sende bu yola gitmek için gerekli olan ne terbiye var.ile İsa'yı iyi ^a-mmıyorsunuz. okun düştüğü yerde hazine saklıdır. benim nefsimi bilen benim Rabbimi de bilir. Vaiz öğüt verir. biliyorsan balığın nişanım anlat!» dedi. Şiir: Lâle eğer şaşkınca gülmeseydi. hep biri birini tanıyan. Bu da kara kalpli olmasının cezasıdır.

Eğer benim sövüp saymam yüz yaşındaki kâfirin kulağına değse. Mucizelerini gören seyircilerin yürekleri yerinden oynar. söylemedi mi? Bundan sonra ya Allah ona. Derviş öldü. onun kahramanlığı ve korkusuz savaşları karşısında şaşırırlar. otuz yıl seccadede oturan şeyh bile bu mertebeye erişemez. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. Evvelce rüyamda sana demiştim ki: Benim göğsümle onun göğsü birleştiği zaman bu onun makamı olur. o bundan Önce de bir çok rüyalar görmüştür. çocuklarınki serçelerin. der ki: Benim tarafımdan böyle yüzlerce tartışma uzayıp gitmiştir. halkı şaşırtmak istiyen hokkabazlar. sevgide sarhoşluk da vardır ayıklık da.onun elleri kuruma-dı. kâfirlerin ruhları da. onu çok uzman bir hekime götürdüler. Hele onu siyah bir aslana binmiş. sözlerine hayran olurlar. ahiret de dünya erlerine haramdır. O. içindeki sert düğümü dışarı çıkardı. Unutkanlığın üçüncü sebebi Allah sevgisidir. Ebucehil nasıl olur da işkenbeyi o seçkin peygamberin arkasına bırakırdı. «Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bu halleri birleştirmiştir.» sözü de bu anlamdadır. «Cimrilik ediyorsun. hiç bir tarafında bir yara izi göremedi. Şiir: Bir yerde yer yer sızmış kanlar görürsen. semâyı yasak etti. bir zümre de şüphe ve yakin arasında kaldı. kıyamette de beni bulamazlar. Bu bir topluluğun mertebesidu" diyorsun. Hallaç (Mansur). Şeyh dedi ki: Halife. Başka türlü hiç mutluluk yüzü göremezler. yoksul bir zamanında satmıştı. Eğer Hazreti Muhammed'in ümmeti hakkındaki duası yani «Ulu Allahm ümmetime doğru yolu göster ki. tkinci unutkanlık sebebi de ahiret işleridir. imana gelir. aslanı tembel bir eşeği kamçılar gibi sürdüğünü görenler onu nasıl unutabilirler! Bu unutkanlık iki türlüdür. nihayet müslüman gider. 7) Benden ötürü. «Dünya ahiret erlerine.Dosta böyle yaparsan düşmana ne yaparsın? Evet bir zümre şüphede kaldılar. Allah kulunun yoldaşlığı ile ona öyle bir hal olmuştur ki. nasıl olur da . Dünya ile ahir'etin her ikisi de Allah erlerine haramdır.» der yahut da onu tutup. Bu yasak dervişin içinde bir düğüm oldu. kara kuşun kursağındadır. on ların yolunda yürüyen tek bir atlıdır. Hekim. Kendini yokladı. birer birer hekime kadar dayandı. Biri dünya yönünden olur. ahireti anmayı unuturlar. Benim için Mestlik halinde unutkanlık olamaz. tıpkı akik taşı gibi olmuştu. bir zümre de yakın mertebesinde. onun karşısında bütün insanlar ve melekler merdivenlerini yere bırakır. sevgiye tutulan dünyayı da. bu sözü söyledi mi. Dünyanın ne değeri vardır ki bana perde olsun yahut benden gizlensin? (M. Hekim de geçen hikâyeyi anlattı. onlar bunu bilmezler. eğer o bir kaç kuruş olmasaydı. Eğer bağışlarsan bir kere daha tekrarlanmaz. Bana göre. Yani seven bazan unutur ama Mevlânâ'ya göre sevgide mestlik varsa da. doktor dervişin mezarını açtı. Demek oluyor ki. Elden ele dolaştıktan sonra Halifeye kadar dayandı. Elini yüzüğüne götürdü. Cennete gider. veya şişip çatlamadı? Nihayet o Peygamber ki. O.» anlamındaki yalvarışı olmayaydı. Öyle bir insan ki. Müminin kulağına ilişse velilerden olur. ayıklık yoktur. Bir gün bir semâ aleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığım gördü. yüzüğün kaşı eriyip akmıştı. gönülleri sağlamdır. bu akiki. onda hiç bir şey göremedi.» dediğiniz için hepiniz suçlusunuz. Dünya ona göre kedinin elindeki fare gibidir. Hastalandı. Şehitlerin ruhları yeşil kuşun. nabzını tuttu ondaki hastalığın sebeplerini araştırdı. Allah gayreti ile kin beslerler. şüphe içinde gitti. bu ne güzel yoksulluk! Eğer bu adam cimrilik etmediyse Allahdan sorarım. Şu kadar var ki. ahireti de unutur. ip ve urganlarla hünerler gösteren. diyeyim ki. Bu ne hoş çekiştirme. onun ipinin kuvvet ve uzunluğu. Okuduğu ve bildiği hastalıklardan hiç birine benzemiyordu. Nasıl ki dünyaya kapılanlar. . dünyadan el çekmiştir. göğsünü yardı. Allah rızası için sever. ona karşı edepsizlik eden kimseye çarçabuk bir belâ yetişir. müminlerin ruhları ak kuşun. «Sen nasıl olur da kendi dileğinin benim dileğimin içinde olduğunu söyliyebilirsin?» O. Ama sizin haliniz neye varırdı? Benim için asla bir daha dönmek ümidi yoktur. insana kendini bile unutturur. Bunu satanları aradılar. hatta cennette bile. yalnız şu kadar var ki o. ben çıplak ve yaya olarak çıkar giderdim. selâmet gider. onun yüceliğini seyre dalarlar. Allahnın has kullan için semâ helâldir çünkü onların kalpleri temizdir.

Kelâm bilgini Şahap Herive. Semâ ne yapar? Cisimle ilgili olan semâ yiyip içmektir. «Şüphe sevmektir. Orasını Allah bilir. hadis ve Kuran yorumları veya karşılıklı konuşma ve tartışma yolu ile olsaydı. başka bir renkte görülmüştü. o ki asılsız şeylere. melekler ise yine acizlikleri dolayısiyle aydınlığa çıktılar. Ne din ne de dünya ile ilgili işlerde hesap kitap sormasın. üstüne bezler deriler örtseler ki görünmesin. Nasıl ki.» Diyordu ki. ondan sonra gidersin. ön sırada yürümek istiyenler daima işin sonunu önceden hesaba katmalıdırlar. böyle bir insanda nasıl kudret ve nur olabilir? Yine buyuruyorsun ki: Elli tane Allah velisi Mevlânâ'nın ardından yaya yürüse gerektir. «bari seninki öyle değil. «Aklın fetvası budur. o acizlikten ya bir aydınlık ya da bir karanlık belirir. Âciz kalınca secdeye kapanırlar. «Bu zor iştir. Bu veli kimdir? Gel söyle! Peygamberler için Kuran'da asla veli denilmemiştir. Efendimize ruhun kokusu ve ruhun güzelliği eriştiği zaman henüz kendi ruhunu görmemişti.Bil k! benim gözümden damlamıştır.» dedim. Hakkın âyetleri de böyle olur.» dedi. Âlemde Hakka yol gösteren bu insanlar üzerine baş parmağımı basarım. Onun sorularına cevap verebilir misin? (M. hep yenecek şeylerden ibarettir. «Kâfirler yerler ve faydalanırlar tıpkı hayvanların yiyip içmeleri gibi. onlar için gelmedim. onun arkasından yürür ve ona uyar. on kat örtü içinde gizleseler. 8) Buyuruyorsun ki: Mevlânâ'nın kudreti. «Senin yalanın şimdi açığa çıktı. ağlamayayı gerektiren şey ise ancak günahlardır. şaşıla-<cak bir şey yoktur. batıla inanır. «Evet konuşurum. Ta ki bizden. Bu Imad hiç olmazsa ondan daha iyidir. bir din bilgini Haccac Bin Yusuf ile tartışmasında âciz kalmıştı. ondan da ileri geçmeye çalış ki. Boğulacağını anlayınca. «Ey ulu Allahm şu hali bizden uzaklaştır. Yoksa bir gün değil on gün değil belki yüz yıl konuşsa biz elimizi çenemize koyar dinlerdik. diyorlar ki: Bekle de Şam'dan kervan gelsin yolların ahvalinden bilgi versin. Onun azığı nefs ile olur. Benim şu âlemde bilgisiz halk ile bir işim yok. Mucize de böyle yapar. Sana erişen o şenlik ve aydınlık da bir perde idi ki. . bir kör insanın arkasından nasıl yürür? Velilerin nişanları izleri vardır diyorsun.» diyen Firavun gibi. Çünkü İblis acizliği yüzünden karanlıkta kaldı.» Muhammed Güyani ona demişti ki. ama kadın ve şehvet yolunda çok düşkün olduğu için zayıf düşmüştü ve derdi ki. O ve onun gibileri ne bulmuşlardır ki. çok ağlamıştı. o zaten havadan ibarettir. Nahiv'den (Sentaks). ne o bu sözleri işitebilir ne de benden faydalanabilirdi. hakka yalvarışlarından gece yarılarında gizli gizli inlemeden başka bir şey yapmıyordu. Haccac ona. Nihayet o. Şahabeddin Sühreverdi'nin torunu bana.» dedi.» dedim.» diye yalvarıyordu. «Fetvada akıl hiç hata etmez. Aklı olan her bilgin şu dönen feleklerin bir döndürücüsü olduğunu bilir. hiç bir şeyde hiç bir kimse beleş faydalanmasın. Onu sıkıştırdım. Nasıl ki Şeyhin yüzü başka bir renge girdi çirkin göründü. «Ey kaltak bacılı.» diyen kimse büyük hata içindedir. nuru ve ululuğu vardır. Nasıl ki. «inandım. Zeyneddin Sadaka'yı da kaçmış gördüm. 12) buyurulmuştur. başını çöllere çevirmiş. Eğer niyaz yoluyla aydınlatma yoluyla olsaydı ki (bu gelmek ve dinlemek niyaz sermayesidir) ona faydalı olacaktı. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. dedim ki: Şimdi o sana cevap versin. evliyanın nişanını bilesin? insan âciz kalınca. niyazdan. Nasıl ki. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. Çünkü o. Şam'da bütün mantıkçılar arasında sayılırdı.» dedi. «Bu âciz halini daha önce niçin göstermedin?» dedi. «Hayır akıl fetvada hataya düşmez ancak hataya düşen başka bir şeydir. Biri dedi ki: Hiç Allahyla konuşur musun? Öteki. hali gördü. Nihayet. Ben olsaydım onun gözlerini silerdim. suçsuz idi. lügattan anlar. Sen kimsin ki. Nihayet o.» (Muhammed sûresi. Bir cevheri çirkin bir kap içine koyarak kara bir mendille sarsalar. ona güvenmiş. «Ben insanı ilk görüşte tanırım. Şimdi mademki bu perde açılmıştır.» Dedim ki: îmanın zevki gelip gitmesinde değildir. Eğer benim sözlerim şeyh sözleri. bir at gibi koşarak kayıplara karışmış. Benim halimden haberi olmayanlar. onunla sevinçli ve mest olmuşlardır? Bu ateşle ilgili ve ateşten bir bakıştır. niyaz ateşi gerektir ki onu yakabilsin. sana önceden bunu söylemek gerekirdi.» Yahya Peygamberi Kuran'da veli diye okumuş. Bunda. şu perdeyi bizim gözümüzün önünden kaldır. Sen kendi iç âleminde yürümeye bak.

her sıfatta güçlü kuvvetli olasın. Hatta sudan ve topraktan yaratılmış insanoğlunun sözlerine de benzemez. benim izimden yürür idi. sizden ne güvenlik gelebilir? Bize onun lütfü sığınağından başka bir yerde kurtuluş yoktur. başım yastıktan kaldırmış. kudret sahibi olasın. o genişlik ve şenlik tarafı kalmaz. Türlü zevkler bulur.) buyuruyorlar ki: «Müminler ölmezler. Ruhu gördükten sonra da Allah yoluna gitmek gereklidir ki. gürültüler işitti. «Tevrat kendisine indirilmiş olan zat (Musa) sağ olsaydı. «Ey taht üzerinde oturan zat sen kimsin?» dedi. Yoksa öyle bir insanın sıfatları kendisine belâ olur. tamamiyle bir şeye verse idi.). gürültüler koparıyorlardı. neyler üflüyor. belki nefsinde velilik olan kimse velidir. bu hevesle mallar bağışlıyor. «Biz âciz kimseleriz. ibrahim Ethem kendi kendine dediki.» ibrahim Ethem. Hazreti Mustafa (S. Fakat içi uyanık gözleri uykuda idi. göçme başka. Ansızın köşkün tavanından sert ayak sesleri. Bu gidiş onun için ölüm değil. tacı tahtı olan kimsede velilik yoktur. Şah kendi kendine. Bağıramıyor. Sanki damda büyük bir kalabalık yürüyüş yapıyordu. çubuklar vuruyor.» Bir gece taht üzerinde uyumuştu. Yoksa Sokrat'ın Bokrat'm (Hipokrates). ten ile kaynaşırsa belâya düşer. can ile kaynaştıktan sonra suretle meşgul olur. o kudretlidir. Sahte felsefecilerden biri ölümden sonraki kabir azabını yorumluyor. Adam cevap verdi: «Divane sensin İbrahim Ethem!» «Deve sürülerini köşkün damında mı kaybettin? Burada deve aranır mı?» Adam şöyle cevap verdi: «Allah. «Divane misin?» dedi. cevap veresin. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Hazreti Muhammed (S. dışarıya vuran bu ışığı görürler. silâhlı nöbetçileri çağırmaya gücü yetmiyordu. Sözünde. Ömerin elindeki kâğıdı çekti. Şiir: Şaşarım seven insan nasıl uyur? Âşıka her türlü uyku haramdır. Olgun görüşlü olanlar. O gitti. lütuf yerinde lütuf göstermesinde isabet olan kimse velidir.» Gönlü bu düşüncelerle ayaklanmış.). Şu halde bu tarafa döner yanında ölümden konuşmak onun için bin ölüm demektir. 10) yerinde kahır. Bunlar. O. O tarafta mal görür. Diyordu ki: Can. buraya kendisini olgunlaştırmak için gelir. oraya gitmek için çırpınırdı. onun evlâdı. «Ne yapayım?» diyordu. Hazreti Ömer. Biz Allahnın merhamet nazarlarına muhtaç zavallılarız. belki hayat olurdu. dam üstünde gezen sizler kimsiniz?» «Biz iki üç sürü deve kaybettik de bu köşkün damında arıyoruz. A.A.» derler.(M. ruhu görebilmek uzak bir mertebedir. suretten manaya gelelim: Ten. Canın. o zorlukta kalmazdı. susmasında kahir (M. beri tarafta cana yakın kadınlar. sanki kendinden geçmiş düşündüğü şeyleri unutmuştu. saygı görür. İbrahim Ethem. canlar da onun arkasından gitti. dileklerini öteki alemden bekleseydi. Can. «Görmüyorlar mı ki bu kalabalık dam üstünde koşuyor?» Sonra bu gürültü ve ayak sesleri onu tekrar şaşırttı. avuçlarının içinde ve karşılarında bulunan ışığı göremiyenlere şaşılır. susacak yerde susasın. Bu arada biri köşkün damından başım aşağı uzattı. genel olarak bu iş çok zor görünür. Gereklidir ki sen. Belh Sultanlığından çekilmeden önce.» buyurdular. bedenini türlü ibadetlerle yoruyordu. «Siz hangi düşmanı uzaklaştırmak istiyorsunuz? Düşman benimle birlikte uyumaktadır. ölüm başkadır.» görür demiyorum. Ancak dışarı vuran. Arifler. kahır ve şiddet zamanında sertlik gösteresin. İbrahim Ethem cevap verdi: «Ben Şahım. Kendisinden bir haber çıkmadı. . Ama dışarıya vurmayan ışığı görüp bilmemelerine de şaşılamaz. Dünyadaki cevherlerin birer perdeleri varsa da her cevherin bir de ışığı vardır ki dışarı vurur. Bu âlemden gittikten sonra da. Şimdi gerektir ki. tekrar yatmıştı.A. Bekçiler davullara tokmaklar. insan mahkum olmazsa hâkim olur. torunları.» Şu hale göre. olgunluk sermayesini bu alemden toplamaya çalışır. «Bu bekçilere ne oldu? Nerede kaldılar?» dedi. cevap verecek yerde. O kendisini. azap olur.» demezler. artık onun bir hasreti kalmaz. dostlar elde eder. bunu akla uygun bir yoldan anlatıyordu. belki bir alemden öteki aleme göçerler. 9) Ruhun güzelliğine erişmek. Padişah tahtında mı aranır? Sen Allahyı burada mı arıyorsun?» İşte o saatten sonra İbrahim Ethem'i kimse göremedi. Yunan filozoflarının söz ve fikirleri Hazreti Muhammed'le (S. Ayak sesleri köşkün her tarafında yankılanıyordu. dehşete düşürdü. «Ne yapmak gerek ki kendimde bir gönül açıklığı bulayım. Veliliğin manası nedir? Askerleri. «Allah hazırdır. îhvanı Safa derneğinin. Allah gözle görülebilsin. «Bu hayatta ve bu dünyadayken. iyilik ve yumuşaklık gereken yerde iyilik edesin. can ve gönülden ona uymuş olan kimselerin sözlerine benze mez.

«Olmaya ki üzerine titrediğim Ayaz da böyle söylesin. içinde bahçeler1. «Hoştur.» Mücevher beri tarafa geldi. kır bunu!» dedi. mücevheri aldı. iş onların .» Bu cevap üzerine mecliste bulunanların hep birden başlan öne eğildi. Ayaz.6) Şu var ki. Şu halde. Bir yıldızı bile anlamak mümkün olmuyor. ölümü dileyiniz. filozoflar. hatta serbestçe ayağını uzatıp oturamaz. Şah içinden. «Sultan» sözünden gücenirdi. İşte o göçmeye ölüm denmez.» Sultan. Ayaz. Bu parlak bir aynadır ki. bu «köle» sözünde Ayaza göre bin kere «Sultan» demekten daha samimî bir iltifat gizli idi. çalış! Kurar» haber veriyor: Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. «Peki. Her taraftan ahlar. dünyaya hasreti daha azalmıştır. feryatlar yükseliyordu. Tekrar diyordu ki: «Şayet o da ötekiler gibi yaparsa ne yapalım gözdemizdir. Ayaz. Allah.» (Cuma sûresi. Edep dışı bir söz olur. Bu söz ayna gibi parlaktır. mücevheri alması için Ayaz'a işaret ederken. «Böyle değerli bir mücevheri parçaladın. Bu şimdi hazineye yaraşır. saf bir nur gibi onu bekleyesin.» dedi. Sende de zevk ve iç aydınlığı varsa. bu mücevherin dörtte birini bile değmez. onu süzüyor. halinin açık ifadesini onda bulursun.İnsan daracık ve karanlık bir evde istediği gibi gezinemez.» diye korkuyor. O iki işten hangisi ölüm tarafına yakın ise onu seçersin. edep terbiye öğrenmiş. Ayaz'a dönerek âdeti dışında. Nasıl ki Allah.» diyordu. İnkarcı Yahudiler için şöyle buyuruyor: «Eğer gerçek müminlerden iseniz. Vurduğu gibi mücevheri parça parça etti. Bu konuda. veziri hakkında çok övgüler ve hoşnutluk sözleri işit-miştir. Şiir : Bir gün hayalin bana geldi vuslatinin şarabiyle mest oldum Uzun bir gece boyunca sarılarak yattık.» Şah emreder: «Öyle ise kır şu mücevheri!» «Nasıl kırayım bunu! Vezir diyor ki. titriyordu. Allahyı aramaya o zaman koyulursun. Her halinde ve her işinde ölümü sorarsan. şu halde hazırlıklı ol. Öyle bir Allah ki. eğer Saray'da böyle düşünen başka bir kimse varsa anlaşılsın diye yapılıyor ve iş Ayaz'a kadar dayanıyordu. sağlam imanlı kadınlardan da ölümü arayanlar eksik değildir. te reddüt halinde olduğun iki iş arasından birini seçmek için bu aynaya bakarsın. «Şahın heybetinden titremek.» dediler Ayaz şu cevabı verdi: «Şahın emri bu cevherden daha değerlidir. Padişaha bakarak. bizi de duadan unutma! Eğer sende böyle bir nur ve zevk yoksa. bu taraf Ayaz'ın bulunduğu taraftı. «Ey Sultan şu mücevheri al. gök bilginleri.» dedi. yanına kimsenin yaklaşmaması için bir perde ile ayrılmıştı. hayalin kaybolduğu şu gönülleri yarattı. bu ona bin kere daha hoş gelirdi. Padişah. Halbuki. Perdeci. daha önce rüyasında gördüğü bu olay için iki taş hazırlamış. vezirin vekilidir. kolunun içinde saklamıştı. Dilediği gibi söyler. ölüme âşık olursun. Padişah. feryadın ne yeri?» var dedi. güzel mi?» dedi. Nitekim Allah Kuran'da. bunu sana mutlu kılsın.» demedi. Ayaz. (M.» der gibi. Eğer böyle bir hali arıyorsan bulacaksın. sabahın yüzü parlayınca ayrıldık. imanlı kişilerden ölümü arayanlar olduğu gibi gerçek inançlı. Onun Sarayında yetişmiş. tabiat bilginleri ne demiş olurlarsa olsunlar. benliğim senin benliğinle dolmuştur. onun dünya hasreti daha çok artmıştır. Doğrusuna bakılırsa.» demek istiyordu. Nasıl ki kabir azabı bahsini açıklarken Suret ve Misal cihetinden yürütülen mütalaaları söylemiştik. ama «Ey köle al şunu. böyle bir yerde rahatlık ve şenlik göremez. Çünkü bu âlem ile daha çok kaynaşmıştır. «Olmaya ki o da ötekiler gibi söyler. Ayaza yaraşır. yine fazla bif söz katmadan. sanırsın ki o kendi işinden lezzet almış.» dedi. «Eyvah ne yaptık!» diye küstahlıklarını anladılar. gerçek Allah erlerinden. Ben bunu sana ancak mana yönünden anlattım. büyük bir saraya göçer. «Ahin. Ama o daracık evden geniş bir eve.» dedi ve perdeciye kaftan kaftan üstüne giydirerek okşadı. Gerektir ki. akar sular vardır. en uygun hareket bağışlamaktır. hiç bir kelime katmaksızın «Güzel» cevabını verdi. Sultan. «Ey yumuşak huylu Sultan. Kuran'da haber veriyor. şunlarm yakalarından yapışsınlar! Etrafımızı sarmış olan şu ahmakları temizlesinler!» Ayaz atıldı. Şahın bütün mülkü. «Hoş mudur?» deyince de. o iş iyi bir iştir. perdeciye bir mücevher vermişti. Bu kere de içlerinden yüz bin feryad kopardılar. Şah çavuşlarına emretti: «Cellâtları çağırın. hâlâ hazineye yaraşsın öyle olsun. Müçtehid (din bilgisiyle uğraşan kimse) içtihadında yani çalışma konusuna giren şeylerde bu hale erince. Perdeciye sorar. Sultan Mahmud (Gazneli). hakikatte gönlü Sultanın sevgisiyle dolmuştu. ona bir mücevher gösterir: «Bu iyi bir mücevher midir?» «İyi demek de söz mü? Bu konuda söz söylemek bile edep dışı olur. 11) Bu öyle bir imtihandı ki. Yüz bin kere iyi bir mücevher! Nasıl ki. şahımız hakkında sadece iyidir demek onun yüceliğini belirtmeye yetmez. içinde aklın. Sultan. ölüme hazır. «Niçin titriyorsunuz. Bütün varlığım senin varlığına feda olmuş. Padişahtan. «Nasıl. «O halde.

bakalım Allah ne buyurur. işinde (Determinizm) mecburdur. halbuki bir hüner gerekir ki bin ayıbı örtsün. oradan acele acele geçtiklerini görür. ciğerleri parça parça oluncaya kadar canlarını feda etmiş olanlar. Bu hal bütün hünerlerini örter. Cebriye inancının iç yüzünü bu taife (sofîler taifesi) bilir. işlerimde başarı ver!» diye yalvardılar. O. ne de adımlarını sıklaştırır. O âlem de. Şu halde başlangıcı ve sonu olmayan her türlü eksiklerden arı. ince manalar vardır. gözü ayıp ve kusur aramaz. Elbisesinin altından sert palaslar giyerdi. tertemiz ulu Allahnın âşıkı olun. Bazılarının da karınlarına kan dolar. (Ç. Nasıl ki iyi ameli ağır basanlar kurtuluşa ermişlerdir. «Bu beni besle ve beni başarıya ulaştır!» yolundaki dua insan için ayıptır. Bu ebedî sevgiliye kavuşmak için gördüğü dervişlere can bağışlardı. öteki taraftan. İşte bunu söylemek. Şeyhin biri bir leşin yanından geçerken orada toplanan halkın burunlarını tutarak yüzlerini öte tarafa çevirdiklerini. yani alın yazınız böyledir. çok mal feda etti. «Zaten ben de onu arıyorum. Nebiler.dediği gibi değildir. İbrahim Ethem. Âşıkta can korkusu yoktur. Ama veliler. insan. yıldız şimdi öyle bir âlemden var olmuştur ki. «Ne beyaz. yaptığı işin yaratıcısıdır. bir taraftan şikâyet eder. hiç bir eksik tarafı yoktur ama kincidir. Bir kadına veya bir gence âşık olan kimse. Haktan bir istekte bulundular. Zaman zaman bir köye gider. renk renk yazılar yazmamaya bak. hiç bir gönül açıklığı gelmiyor diye üzülürdü. Onlar. Onların bunlardan haberi olsaydı sözleri değişik olmazdı. ne güzel dişleri var!» diye onu övmeye başar. «Ey Allahm. nebilerin işi değildir. her ikisi birlikte toprağın altına giderler. Yaptığı şeyler önceden tespit edilmiş olan bir plana bağlıdır. Her iki taraf da kendi hesabına başka düşünür. bir dilek dilemediler ancak «İnandık. işini gücünü bırakır. Allah onları bu âlemde öldürünce mülk. Eğer sen. ölüm çağına erişsinler de Allah kendilerine taze bir hayat versin. O. Boğazını sıktığı zaman kusurun kendisinde olduğunu açığa vurur. Evet. onu sevin ki. Bazan insanda bir ayıp olur ki bin hünerini örter. Allah erlerinin sözü ancak benzetmeyle bilinir. tezgâhını terk eder. Dervişe halkın somurtkanlığından bir ziyan gelmez. serbesttir. diye bekleriz. «Sana lanet osun!» hitabına hak kazanır. bir dilekten ibarettir. İyi adam kimseden şikâyetçi olmaz.» demekle yetinirler. alınyazısıdır ve değişmez. Rey Şehri padişahı İbrahim Ethem gibi başka bir hayata kavuşurlar.)).)). o âlemden aşağı inmişler. Burada. «Beni besle. Aşıkların sohbetinde şu yönden bir heybet vardır ki. O anma ve araştırma ki. Hareketleri hiç bir zorunlukla kayıtlı değildir. Leş ona hal diliyle şöyle söyler: «Sizin amel defteriniz değişiktir. «Nebilerin haline (M. Şeyh ne burnunu tutar ne yüzünü çevirir. bütün bu varlıklar da o âlemden gelmiştir. Bir insan da vardır ki.» derler. 12) nasıl erişebiliriz? Belki velilere ulaşabiliriz. «Seni asacaklar.» der. bir de taklitçi Cebriye vardır. Bu değişiklik de Cebir yönündendir. bütün âlemi sular kaplasa. Senden. denizler tassa kazın ne umurunda? Niçin veliler. «Acaba bendeki. yatarız. kendi kendini ayıplayan nefsimin hakikatine kanmış bir hale gelmesi için gösterdiği gelişme arttı mı. Sonunda. Kendisine. dostu tarafına gelince Cebriye'den olur. malın mülkün de değeri yoktur. beni besle ve beni başarılı kıl!» derler Nebiler. bu Cebriye düşüncesiyle görürsen çok şeyler kaybedersin. O. Mevlânâ. Şikâyet eden çok kere kötü adamdır. gizli halvetlerde ilâhî sohbetler ederdi. Gerçek aşk için söylüyorum. nasıl bir âlemdir? Gübre içinde kımıldayan bir böcek bile ister ki Allahyı görsün ve bilsin. hareketinde. bir gerçek Cebriye. İyi adamın gözü ayıbı görmez. Başkaları ne anlar? Cebriyede de.» deseler. böylece onları seyretmektedir. Hakkı arama . bu. Kendi tarafına gelince Kaderiye'den (Kaderiye. O. Hak yolunu arıyordu. Öyle bir insana. ancak nazım ve kafiye yönünden ve başka yollardan giderler. asın beni. biz de duayı artıralım. Sonra gönlü daralır. bekası olmayan fâni bir sevgili için ölür. (Ç. Bunlar isterler ki. «İnandık ve gerçekledik. mal can ve bütün varlıklarından vazgeçer. o ölümsüzdür.» Değişik. bir gün dükkânını. belirmeye başladı mı?» diye düşünür. Gündüzleri gizlice oruç tutar. Taklit olana ne bakarsın? Gerçek tarafına niçin bakmazsın? Sen bize hizmeti artır ki. Bu yolda başları dönmüş. yine gerçek araştırmadan bahsediyorum.» dediler. görüşüne göre. Şiir: Senden ayrıldığımdan beri gözlerim karardı Gözlerimin bulutlarından yağmurlar gibi yaşlar aktı. kul. «Ne bakıyorsun?» diye soranlara da. Nihayet bu Cebriye'yi bu taife iyi bilir (Cebriye görüşüne göre kul.

aradığı gafil adamı bulduğunu gösteriyordu. de onları incitesin! Sevgilisine kavuşan âşık naz eder. «Nasıl kırabilirsin?» Gözüne bir buse kondurdu. Öteki de lâle bahçelerinde. bir takım sınıflara ayrılırlar. Biri mecliste çok hareketli olan bir adama iltifatlar göstererek sordu: «Kendi kendinize hep alıp veriyorsunuz. sopadan kıvranması gibidir. O. ötekilerden üstündürler. Başta gelen yükünü başında taşıyabilecek benden daha yetkili kim olabilir? varıncaya kadar gelip geçenler. Bunu bir divane bile söylemez. hokkabazlık yaptıklarını söylerler. Şah. Şiir: Nergis gözlerime kötü bakışlarla bakıyordu. Seni canımda saklıyorum. Yukarıda sözü geçen vezir.» dedi. Senâi başka. bu sözden de hoşlanır. Heva ve heves bahsinde kalmıştık. Ama sevgiliye kavuşmadan önceki naz hoşa gitmez. Ekmeklerini 'kazanmak için. bunu başkalarına söylesem incinirler di. o başka demek imkânsızdır. O nura koştu ama ateşe düştü. yoksulluktan ötürü bu işi yaptıklarını açıkça arkasında hayaller gösterenler. oyunlarının bv yalan söylerler. O. Sen heva ve heves için yaratılmadın. Ondan ayrılan her heva dalgacığı yine kendisine döner. gönülde düşünce olasın. yani vezirin gözünü öpmekle. seni genç bir Ermeni kölesi gibi satarlar. Biri işkence edilen bir adamın çırpınması. üstü başı yenilenir. Gece oyuncuları gibi perde olduğunu gizlemezler. heva tekrar alçalınca onu da alçaltır. gözlerde değersiz kalasın. işine gider. Ateşe gider ama nura düşer. ona Medreseden bir nasip olsun da sevgisi ve muradı yerine gelsin. onları gözetmez olur. bir yıl bu huyunu terk et. gözümde gönlümde değil Tâ ki son nefesime kadar bana yâr olasın! . bu zamana şeyhlerinin. Hatta daha kötü bir divane bile bundan bahsetmez. Bu hal icabı mı olsa gerek?» Dedim ki: Hareket iki türlüdür. çeşitlidir denilemez. Olmıya ki. reyhanlar. Sen de her hareketin arkasından koşma! Şiir: Muma koşan pervane de bu sevdadan gitti. yahut nerededir o?» gibi sadece bir anmadan ibaret olur. Bu öğütü canında sakla. Kendini andığın dosta o nazarla bakma: Rubai: Bırakmıyorum ki. işte o zaman ondaki parlaklık ve sözlerindeki güzellik nevadan gelmiştir. Bu söz ona erişince hoşlanır. Yani. Bilmiyor ki bu iş tersinedir. şeyhlerden bize Benden daha akıllı kim vardır? Ben (M. heva ve heves kendisini yukarıdan ve aşağıdan.hususunda yükselmiş bir ses değildir. Ona bir yol ile bir söz söyledim ki. yalvarmalar ve niyazlarla sırtına bir hırka geçir. Onu kendi varlığının çemberinden görüyordu. Dervişlere karşı saygı göstermez. Allah erleri hakkında da böyle düşünmek gerektir. âşıklarının başına değişmem. Halbuki yaptığı denemede akıllı bir adam arıyordu. O. Seyyid başka. onun çırpınması da ateşten ileri gelmektedir. îşe baştan başlamak gerek. yabanî güller arasında gösterilen canlı hareketlerdir. Gerçek eski pabuçlarının tozunu. . «Doğru söylüyorsun. bu oyuncular. «Bu mücevheri nasıl kırayım?» dedi. Bu yönden. Şimdi bu ha-raketiyle. kendi sözü kendisine senet olur. O havadan geçinmeyi bırak. bir âşıkm «Keski olsaydı. o sahtecilerden daha iyidirler. bunu kırık dökük sözlerle halka söyleyesin. Nihayet. Gerektir ki. Çünkü onların hep-. 13) Siraceddin'den bilgi öğrendim. bana kim akıl öğretebilir? Allahyı arama diye kuruntulara kapılır. her tarafından sarsın. Şimdi mademki o bir ateştir. O diler ki. Buna. İstemiyorum ki. artık herkesle şakalaşır. bazı ululara ve yabancılara karşı fenalık düşünür.

Önce sözü anlayan ve bilenler. şu varlık alemi onlar için var olmuştur. Büyü yaparlar. Senin zamanından bir şey açıklanırsa. Bütün Peygamberlerin öğütlerinin özeti . konuşurlar uğraşırlar ki.» buyurdular. gerçeğe uygun değildir. Biri dedi ki: «Ey Allah elçisi! Herkesi bana gönderiyorsun. şair şöyle demiştir: Şiir: Geceye dedim ki uzan uzanabildiğin kadar. ümmetine olmayan bir şey bıraktı. senin inanılır bir kişi olduğun açıkça bellidir. Biri dedi ki: «Ey Allah Peygamberi ben o karanlık ve soğuk iki yüzlü Araba senin Peygamberliğine yaraşan sıfatları nasıl söyleyebilirim?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Gerektir ki sana bütün Araplar perde olmasın.» dedi.Kahır.» dedi. kahır sıfatından üstün gelir. Lütuf sıfatı. ben ise lütuf sıfatından yaratılmışız. Bu Allah kulu bir kâfire dedim ki. üzerine dayanırım. Allah ile birlikte.. ona bir sevgi aşılıyabilir-sin. Gücün yeterse düşmana hoşgörürlükle. Yani gece her ikisi ile başkaları arasında perde olduğu için yahut bir utancı varsa kendisi ile sevgilisi arasını perdelediği için geceye böyle hitap etmiştir. Acaba bu büyükler nasıl olur da söze de yer verirler? Bunlar arasında Bayezid. kitap getiren Resuller bunlardandır. Çünkü o senden ancak kin ve sertlik umarken sevgi görürse hoşuna gider. zamanede bir eşin daha bulunsun.» Yani bu Peygamber. Bir yerin aynı zamanda iki kimse tarafından işgali imkânsızdır. şaşkınlık ve iztıra-ba düşmezler. önünüze serilmiştir. o sırrı herkese duyurmak . Bu Arap sana perde mi oldu?»«Ama. o gibi kimselerden değildir. Başka insanlar için bu haberleri işitme ve hikâye yoluyle öğrenmeye imkân yoktur. madem ki uçuruyoruz gider. Oturduğu yer tek bir külhandan başka değildir. Şimdi o dolunay uykudadır. Meğer sözden mest oldular.» dedi.' diye sözü uzatmadı mı?» Şah. Bu yalandır. hiç fazla söz söylemesin. bununla koyunlarımı sürerim. Ben bir şey sorunca da uygun cevap versin. Belki o vardı da önüne bir perde çekilmişti. 14) Sen nerede oturuyorsun? «Külhanlarda. Allahya şükürler olsun. diyor ki.şudur: Kendine bir ayna ara! Şimdi cevap vereceksen uygun söyle. Başka bir vakitte perde yoktur. Hazreti Peygamber bu sefer şu cevabı verdi: «Senin bu kötülemenin ona ne faydası var? Ancak hak sözü ile onun başını kaldırabilir. Şah hiç iltifat etmedi. ey Allah resulü o inkarcı ve düşmandır.. «Sen güvenli adamsın. kendi gözüyle lütfa bakarsa hep kahır görür. «Buna yol verin.» Geceye uzan dedim. Allah sözünün verdiği neşeyi veremez. Fakat sen onun kahır sıfatından. Bundan dolayıdır ki bunlar zaman zaman sırlardan bahsederler. o da.» Bir ziyaretçiye sordu: «Karın var mı?» «Bir karımla üç çocuğum var. Yüz bin küp dolusu şarap. 'Bu sopamdır. dar yerde kalmazlar. İsterse düşman olsun. Halbuki Peygamberler. Ben bu halkı kıyamet gününden uzaklaştırmak istiyorum. ola ki gerçek sözün ona bir faydası olsun. Ziyaretçi Şaha bir kâğıt yazdı ve dedi ki: «Allah Musa Peygamberden. uzaktan bu hallerini sak-layamadılar. o yarım işte. Çünkü sen o insan değilsin ki. yazamadılar. Sırlardan bahsediyorum. 'Elindeki nedir?' diye sordu. ama akıllı kişi soruya uygun cevap verendir. Kuran'ı bilenler çok dar bir yerdedirler. yani nasıl ki kanatlı bir kapının karşılıklı her iki kanadı iyi takılınca biri birinden ne eksik ne fazla gelirse sen de öylece soruya uygun karşılık ver. «Sen de Alla-hın kulusun ben de. Bu büyükler ve ergin kişiler ki.» Birine sordum: (M. onun perde-sidir.» dedi. Kahırdan vazgeç de lütfa bağlan onun tadı daha hoştur. söz söylemiyorum. Kuran'dan bir çare bulur. kâğıdın altına şöyle cevap yazdı: «Musa'nın sözü uzatmasında başka bir hikmet var idi. Onlar için de bir perde vardır. Padişahın biri. sevgi ile bak! Bir kimsenin kapısına muhabbet yönünden gidersen ona hoş gelir. Çünkü daha önce Kuran'dan aldıkları neşe ve geniş ilham ile Kuran'ın manasını açımlayabilirler. «Bana gelen kimsenin ben konuşmadıkça söze başlamamasını istiyorum. Nasıl ki. bu arada sahabenin işlerini niçin buyur muyorsun?» «Evet. bu perdeyi kaldırsınlar. Size kıyamet işlerinden bir şey elbette bildirilmiş.» Sahabe sizi taklit etmeyi göz önünde tutmuş ve sizi bizzat gözüyle görmüştür. onun gecesidir. Aranızdaki kıskançlıkların inadına Allahya af dileklerimizi uçuruyoruz. Bizim o çömezlerimiz.

Sözden daha ileri geç ki. hiç kimsenin bilmediği gizli hırsızlıklardan ileri gelmişti. Ama zincirin kaçtığını görünce herkes bildiki. her gün başka bir işle uğraşmaktadır. o topluluk nefislerinde bir bozukluğa bir değişikliğe uğramadıkça ellerinden almaz.bakımından çok sakınırlar belki de söyledikleri şeylerde yanlışlığa ve şüpheye düşerler diye çekinirler. benimle tarikat sırları hakkında bir şey konuşmazlar. ben isterim. ancak suret yönünden daha ileri bak ki «topluluk rahmettir. Ey hak yolunun gerçek yolcusu gönlünü hoş tut! Çünkü gönüller okşayan o ulu Tan rı senin işini onarmaya uğraşıyor.» Ben de dedim ki. Sen ancak yalnız kaldığımız bir zamanda gel! (M. bu ilâhî nimete yabancı olan kimselerden değilsin. Öyle bir şaircik henüz dünyaya' gelmedi.A. hayinlik. İlâhî görüşlerden uzakta kalan gözlerde ancak ahmaklık ve perde vardır. Bu. «Ey inanmış ve kazanmış olan nefis! Rabbi-ne dön!» (Fecir sûresi. Nasıl ki Davut Peygamber zamanında adalet zinciri göklere kaçmıştı. Ama bu insan vücudunda gizli hiyanet ve hırsızlıklar da vardır.) elinden ve gönlünden başka bir anahtar yoktur.) sen ne istersen o bizim isteğimizdir! Nefis değildir. Bu ikisinden başka her kim ne söylerse ahmaklık etmiş olur. sende kincilik. «Allah bilgin ve bilgedir. hem görünmez âlemde sizinle uğraşmaktadır. Beyit: Esrar hazinesinin düğümünü çözmek için. hem görünürde. Belki o tek ve eşsiz varlık seninle halvet olmayı arzular. 29). hırsızlık yoksa.A. sen nasıl bir uzaksın. sahabeye ve ümmete söylenmiştir. herkes dilediği gibi konuşur. ya arayanın. 28) hıtabiyle işaret buyurduğu gibi sen. şu âyette buyuruyor ki: «Siz ancak Allah dilerse isteyebilirsiniz. Şeyh Muhammed dedi ki: «Söz alanı çok uzun ve geniştir. 30). «O. Muhammed'in (S. ancak ilâhî görüşe sahip ve her şeye Allah miriyle bakan erenlerdendir ki. halde ben kim oluyorum? Allah beni yalnız yaratmış. Allah’a ant içerim ki. Şiir: Konuk sahibi herkese ziyafet çekti Âlemlere rahmet olsun diye cihanı doyurdu.» Eğer seninle konuşmaya gelmezlerse bundan ürkme ve kaçınma çünkü suret arkasından konuşurlar. tek . Bazı kimseler de derler ki: Buradaki isteyemezsiniz sözü. o gizli hayinliklerden içini arıtırsan.» (Rahman sûresi. ya aranılanın işiyle meşguldür. 54). halvete çekilmiş hak erenlerinin.» (Enfal sûresi. O. Sen ne isen osun. Allahnın. kendimden. Yani ey Mustafa (S. kendi sözümden zevk ve heyecan duyayım. bu da sebepsiz değildir. «Allah bir topluluğa verdiği nimetini. Çok tatlı yemekler en ağır konuklar için saklanır. Bütün adalet olmasa dünyada gönül aydınlığından. bu sözün suretinden bile başları döner.» dedim.» (Dehr sûresi. heva değildir. Öyle bir kimse her ne kadar kendi ahmaklığını görmez. Eğer sen kendi temizliğini. sendeki iyil:k ve temizlik daha da ileri gider.» yani o irade etmedikçe bir şey isteyemezsiniz. bir eserim yok ki. genişlik güresin! Bu alanı sey-redesin! Bir bak ki. 15) Güzel huylu isen. O. Söz alanı pek dardır ama mânâ alanı geniştir. ben ki Allahnın elçisiyim. doğru yolu aramasını da bilmezsiniz. hünerin ve ince görüşün ne olduğunu anlar ve bilir. iyliğini gözetir. bundan neşeleneyim. zevkten ve saf adan ne varsa ortadan kalkar ki. Yani siz isteyemezsiniz. Çünkü hem dışarıda hem içerde yabancılar vardır. yahut uzak olan bir yakınsın! «Siz iyi biliyorsunuz» dedi. «Bizim söz ile işimiz yok. bunda bir sebep vardır. Şimdi ey gerçek dost! Yüce Allah senin işini başarmak ve onarmakla meşguldür. Sizi hiç ihmal etmez. Ya bu sözün manası nerede kalır? Diyelim ki benim bir şiirim yok.

onun çocuğuna karşı düşkünlüğünü gösterir. hep kendi kuruntuları.» der. Hazreti Muhammed (S. bu. Hak yolunun yolcuları söğüt dalı gibi titrerler ki o elifi anlasınlar. Allah. elifi anlayanlar her şeyi anladılar. bu perdelerin ötesine nasıl geçeceğiz diye umutsuzluğa düşürdüler. ondan tiksinmez. Anam babam öldüğü için kurtlar. Bir şeyi seven. bu varlıktır. Ama Sultana.» sözünün iki anlamı vardır. A. Şu zamanda. Nihayet insanı taşıyan bineğin de hakkı ortadadır. O eksik düşünceli cahil. bazı kadın tabiatlı kimseler de tıpkı o putlar gibi konuşurlar. ayrılmaz bir vücut gibi olsunlar. O zaman susmak. 16) günlüğü. işte o kadar. dertli olmayan bir ağıtçı dinliyenlere soğukluk verir. Bu onun eksik oluşundan değil belki olgunluğundandır. O. Gerektir ki. iki gün iki gece yem verir. yedi yüzü parlak. yalnız ve hâlâ o mektubu okur. dostlarım. «Sen kimsin?» diye sorarlarsa. İsâ Peygamber. yalnızca bir dağ başına bırakmışlar. kendi eliyle yaptığı puta kul olur. yol kesen haydutların şerrinden kurtarmıştır. Mevlânâ Şemseddin buyuruyor ki: Bu cevabı önce Mevlânâ söylemişti. A. Ey kendilerinden habersiz insanlar! Siz bizde kutluluk arıyorsunuz. yedi yüzü de karanlık olan çeşitli perdeler konusunda çok açıklamalar yapıldı. Bu perdeden başkası da yoktur. kendi hayalleridir. kubbelerim atındadır. Sen niyaz gösteriyorsun. Demişler ki: «Mevlânâ (Celâleddin) dünyadan el çekmiştir. geniş alanda mana daralıyor. Onu anlamayanlar da hiç bir şey anlayamadılar. Bu söz. Allahın kuluyum. Bütün perdeler tek bir perdedir. At onu her türlü tehlike ve belâlardan. doğar doğmaz konuştu. hep birbirlerini gözetmemelerinden ileri gelir. Sizin bize bakmanızı istiyoruz ki. bir elif dışarı fırladı. öteki de arapatma binmiştir. Şimdi de benden dinle. saatin saatliği. «Benim velilerim. eğer sevseydiniz. Mana aleminden. O senin düşmanın idi. harfler silinir. «Ben. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî bunu yapmamıştır. Bu darlaşan mana alanının ötesinde başka mana olmayınca yazı ve söz alanının genişliği de kalamaz. kuşlar beni besleyip büyütmüşlerdir. Biri topal bir eşeği tavlaya çeker. onun bekçisi ve kapıcısı olur. Yazının kaleme gelmeyen sesi kısılır.» Mevlânâ da onlara şu cevabı vermiş: «Siz Mevlânâ Şemseddin'i sevmiyorsunuz. Onları benden başkası bilmez. Nihayet söz alanı geniş ama o. Sevgisini kaybeden hemen kusur görmeye başlar. ona karşı kör ve sağır olur. halbuki biz de aynı şeyi aramaktayız. karanlık ve bâtıl sözler. Ben şu sözlerimle yünü cevhere karıştırmak istemiyorum ki kokmuş ve bulaşık yünlerle onu yola getireyim. cevher ve yün çuvalı arasındaki tartışmayı beğenmemesine. Halbuki. «Benden başkası bilmez. bu sözleri hiç söylemezdi. . O niyazsız ve yabancı görünen sen değilsin. o sırrın kuvvetini göstermektedir. ona «Afiyet olsun. Nihayet ben seni nasıl incitebilirim? Ayağına bir öpücük kondurayım desem korkarım ki kipriklerimin dikeni ayağına batar da rahatsız eder. Nasıl ki o. Gerçi bu yolcular için çok sözler söylendi.» der. belki de mânanın parlaklığındandır. Kula.» (Kutsal hadis) buyuruyor. Ancak bir topluluğun yolunu kestiler ve onları. Allahnın sevgilisiydi.) de kırk yıl sonra söze başladı. Dostunun mektubunu okuyamaz. Ama hiç biri gerçeğe yol gösteremedi. Halbuki onun eski mektubundaki eğri büğrü satırlar.). hep kendi mektubunu okur. gözü ayıpları görmekten körleştlrir Öfkeli bakışlar her kötülüğü açıkça görür. size öyle sevimsiz ve çirkin görünmezdi. Âşık olmayan bir saz sanatçısı. Biri dosdoğru anlam. Bu tıpkı Dişayil adındaki şeyhçiğin. saz ve sözden maksat başkalarını coşturmaktır. Benim sözümü onun sözü tarafına sürüklemek ve onu kendi sözü ile bağlamak istemem. onu yermesine benzer. bu başka mesele. Bu. Görmez misin. birbirleriyle öylesine kaynaşsınlar ki. mana eksikliğinden değildir. «Sen kimsin?» diye sormazlar. öteki de. «başka» sözüyle «yabancılar» demek istediği anlamdır. Hele derneğin bozulması. günün (M. Hak ile Halk arasında. yani sevilenlerin eksik tarafı görülmez ve işitilmez.» Şiir: Hoşgörürlük. O perde ise.başıma dışarı fırlatmış. Çünkü Hazreti Muhammed (S. dostların dağılması. İşte bu misal. Eğer bir satırcığını olsun okuyabilseydi. sen o olmadığın için onu incittin. Eşek durmadan sahibine pisler. cansız varlıkların cansızlıkları kalmasın hep bir olsun. Kendi kendime konuşabilirim yahut kendisinde kendi benliğimi gördüğüm herkesle konuşabilirim. O. anne yavrusunu çok sevdiği için çocuğunun yatağını kirletmesini bile hoş görür.

ancak ben şimdi attan inmiş bulunuyorum. bu topluluğa bir genişlik vermek yahut anlattığım şekilde. Allahdan ayrı bir varlık yoktur. Nihayet bunlar. sen bizim sözümüzü dinlerken yüreğine soğukluk geldi. git yemekler hazırla ki. «Eğer gelirsem ne yaparsın?» diyordu. Musa beklediği yemekleri komşulanna dağıttı. 17) gülmeye başlar. Çünkü o zaman vücut ikileşmiş olur. Yolda yürüyen bir adam. çarçabuk ahıra koşar. Allahya güzel amellerinizle ödünç ve rin. Başka biriyle de hoş geçinir. Bize de ancak yalnızlık suretinin yalvarışı gerektir.» öteki de. Neşeli bir zamanında Musa sordu: «Ulu Allahm! Söz verdin ama gelmedin!» Allah buyurdu ki: «Geldim ey Musa! Geldim ama sen bize iki testi su taşıtmadan nasıl oldu da ekmek vermedin?» İki bilgin birbirleriyle övünme ve tartışma yoluyla konuşuyorlardı. «Nasıl olur. «Hayır. Nasıl ki. ama Allah da ona karşılık. Suyu getirdi. Musa. Çünkü ona. Onlar hulul inancına yakın bir yoldadırlar. içten kulluk etmekmiş. Eğer bir cefa ve bir ziyan görürse. hemen dördü birden dirildi.» Dedi ki: «Sizin derneğinizde bulunacak değerde olmadığımız için hizmette kusurumuz var. Ruh alemine mensup erenlerin sözleri canlara işler. Nihayet dedi ki: «Çok acıktım. Çünkü velilerin iç yüzü de bu dört kuş gibidir. bu sözleriyle. Bunu bilmek bir olgunluktur. bunu görür gülümser ve bundan hiç bir sıkıntı görmeyince hep hoşlanır.Bizi hiç bir istek bir yere götüremez.» Şah şu cevabı verdi: «Eğer ben atın üstünde olsaydım o başımın üstünde oturacaktı.» dedi. bu da nefsine ait bir cenkleşmedir. gülüşür. (Ç. eline iki su testisi verdi. Bu şehvet hevasından bahsetmek istemiyorum. ekşiliği öyle birine karşı gösterir ki. Ne zaman bir hikmet sözü işitir veya bir düşünceye koyulursan. Tartışmayı bırak. «Allah rızası için bana ekmek ver. Çare yoktur. Allahnın ne ihtiyacı olur ki. Musa da ekmeği dervişin eline uzattı. Aşk ve sevgi öyle bir şeydir ki. Vakit gecikti. (M.)) diyordu. Ancak niyaz ehlinin niyazı. davası için öğrenmek isterim. O halde şu zorluğu ortadan kaldırmak lâzımdır. nefsiyle yaşıyanlar başka. Tekrar binecek olsam. olgunluğun olgunluğudur. 54) buyurul-madı mı? Hazreti İbrahim. «Ey Ulu Allahm. bir kimsenin manasını da. «Hoş geldin. Meğer bunun sırrı. ona ödünç veresiniz? Yine Allah Musa'ya buyurdu ki: «Ey Musa acıktım. Çünkü onların yanına hazırlıksız gitmişlerdir. Kalbiyle yaşıyanlarla. ama ondan başkası da değildir. baktı ki. Kuran'da. Dervişlerin konuşması bu nükteye işarettir. Biri diyordu ki. yalvarışı bize yoldaş olmalıdır. Allah yine tekrarladı: «Ey Musa ya kapına gelirsem?» Her ne kadar Musa.» dedi. Kuran'da.» (Müzemmil sûresi. çünkü yol budur.» dedi. «Şüphe yok ki sadakalar yoksullar içindir. Dediler ki: «Bu niçin başka bir şey olsun?» Ben de cevabı verdim: Diyelim ki. Bu gidiş başka bir gidiştir.» Erkenden yemekler hazırladı. somurtur. Yüzünü bu dost tarafına çevirince de (M. içine düşecektir. o dört kuşu öldürdü. Üstünden atlayıp geçmek istese geniştir. bunların onlardan haberleri yoktur. kımıldadığı vakit. 20) buyuruluyor. Nihayet bundan önce de heva bahsini yorumlamıştım. heva ve hevesle dolu olan sen nasıl anlayabilirsin. sen böyle şeylerden arısın. bana göre onun eşeği (hâşâ) Allahdır» (Vücut (Varoluş) birliği taraftarlarına göre.» dedi.» dedim. bir eserdir ama Allahnın kendisi değildir. böyle bir şeye perde olur. kalbiyle yaşıyanlar başkadır. O dört kuş ölmüştü. Beni doyurmayacak mısın? Kapına gelirsem beni nasıl karşılarsın?» Musa. Marifet sırlarından. somurtkan ve ekşi suratlı şeyhin yanında olamaz.» diye düşünüyordu. «Bu ilâhî cilvenin sırrı nedir?» diye düşünüyordu. seyis bilir. karşına yüz huri getirseler sana duvar kerpici gibi cansız görünür.» Yani evvelkini görür suratını ekşitir. Şaha dediler ki: «Seyis senin atına binmiş. ondan incinmiştir. Heva şehveti ve arzuları yok eder demiştim. Ancak suret ve mana onun öyle bir niyazıdır ki. boğulacak. Bu gün ben karıyı bile boşayacak olsam gine o bilir. bir ırmağa rastlar. cebriye görüşünün çukuruna düşmüşlerdi.» dedi. ariflerin meclislerinden ve sohbetlerinden söz açmışlardı. 18) îşte o. Bu sözlerle uğraşmak bir perdedir. Şimdi Musa'nın Allah yolunda bu zorluklara düşmesi nasıl olur? Musa kimya bilgisini iyi biliyordu. Hep sert akan bu suya girecek olsa derindir. «Ey ekşi yüzlü efendi! Sen bizimle cenk ediyorsun diye bize çıkışmışın. «Su getir.» Bu kimseler' ki büyüklerin yanına gaflet içinde giderler. «Nefislerinizi öldürünüz. Yüzünü kendi tarafına çevirir. bunların hepsi hazır ama su eksik. «însan. «Tevrat'ı altın suyu ile yaz!» diye emir verilmişti. Bunu bilmemek de. Allahnın bu cilveleşmesine karşı.» dedi. o aşk ve sev* gi harekete . ancak başka yönden dirilir. Bir kimsenin davasını onun manası için. yarın yine gelirim.» (Bakara sûresi. ama başka yönden dirildiler.» buyurulmuştur. «Hayır. O sırada bir derviş geldi. «Başüstüne. Yani her varlık Allahdan bir görünüş. Bâyezid ve başkaları gibi büyük ariflerin sözlerinden anlaşılıyor ki. Fakat. Ama burada o dört kuş hemen diril-mez. «Eşeğe binmiş olduğu halde yanıma gelmekte olan zat Tanındır. Derviş saygı ve teşekkürle ayrıldı. Rabbiyle yaşıyanlar da başka olur. onların sözlerinde başka bir mana vardır. Derviş.

kahır ve zulüm kalmazdı. Bu sözün mânası şudur: Benim dış yüzüm iç yüzümün dışarıya vurmuş olan rengidir. Uydurmacıların sözünü bırak. O sakat hükümleri. Ben sizin kulunuzum. Allah nurunun parıltısı nerede? Zaman zaman bize. Onların işleri o muhabbetle gelişir. «Evet sende görüyorum. Bana dedi ki: «Mert odur ki. başını sallar. «Bana bir sır söyle. O sofî îmad sarhoş olur. Çünkü o kapalı kapıyı dost vergisi açar. «Bükere de onu konuşturayım belki söz söylerken yüzündeki güzellik daha çok belirmeye başlar. Öte tarafında sana kuvvet gelir.» anlamındaki hadis ile işaret buyurulan kat kat perdelerin nurudur. Yahudi bunu geçecektir. onu görüyorum. Fakat buradaki eksiklik onların Allahya sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. Sen bu üç türlü ziyaretçiden falanın yanına gitmeyecek misin? «Benim nasıl bir insan olduğum sizce belli midir?» dedi. Heva nerede. Şeyhin bu güzel suret ve güzel sözleriyle fiil ve hareketlerine asla rıza göstermeyin! Çünkü onların arkasında bir şey gizlidir. Cevap verdim: Ben sana sır söyleyemem. Suyun öte tarafında haydutlar sana saldıramaz. O Allah kulları mal bakımından bir hizmette bulunursa bir muhabbet uyanır. daha ileriye atlamak için olursa iyidir. Eğer başka bir niyetle gemleniyorlarsa sonu düşkünlüktür. O sendedir. Müslüman. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'yi bulmak ve onunla sohbet etmek arzusundadırlar. Birini iki yüzlülükle.» buyurulmuştur. Ama ben sende kendimi göremiyorum. içinde ne varsa dışı da öyle görünsün. «Allah onları sever. Kılıç kalmaz. Peygamberlerin ruhları da aynı gözle bakmakta. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir. Bu dost yardımını her kim kabul ederse. bir takım sözcülerin sakat ve yanlış haberlerini. yahut da kendi ululuğunu göstermek ister.» dedim.» dedi. Doğudan Batıya kadar. Ama alemin böyle olması Allahnın kanunu değildir. Bayezıd'ın halvet hikâyesini anlatmaya başladı. Uzun söz burada kısaldı. sevgiliye. «Kalk git! Bir daha böyle şeyler yapma! Başkalarını dinliyorsun. Saatlerce başını önüne eğdi. Halife erken sabah mumlan yaktırdı. Bundan geri kalırsan. düşünceleri tekrarlardı. ruhları özlemekte ve bunu istemektedir.» Şiir: Başkalarına baktığın gözle. Bu cihet eğer açıklanır ve bende velilik ve hikmetler olduğu bilinirse bütün cihan tek renkli olur. yabancının vereceği yüz bin dinardan değerlidir. Artık başka hiç bir karşılık vermedim. onun aşk destanlarını âşıklar kendilerine örnek tutmuşlardır. Kendi kendine. Ama Mecnun sen değilsin. onun sohbetine ereydik. Nasıl ki bir gün Harunnurreşid. Kendi sırrımı kendime söylemiş olurum. yardım ve kolaylıklar görürsün. Kâfir. Onu isteyin. Leylâ'yı nasıl görebilirsin? Onu göz yaşlarınla tertemiz yıkamadıkça! Bana Mecnun'un gözüyle bak. Şimdi sen aşka batmış olduğun halde nurun ışığından nasıl söz açabilirsin? Eğer söz açarsan o bütün heva olur. Şüphe yok ki.» dedim. «Bu. onun sözlerini işiteydik!» derler. Ama iki yüzlülükle söylenmiş olan sözü bütün velilerin canları. ona bağlanmış olur. Mecnu'nun başında olan o gözler senin başında yok.» dedim. «Nasılsın?» diye sor. kendimi onun benliğinde göreyim. Onunla Tokat'ta yaptığımız tartışmalardaki hükümleri ve araştırmaları anlattı. Sende başkalarını hangisisin? Nihayet belüdir. onu dikkatle gözden geçirdi. Ben sırrı öyle birisine söylerim ki. Muhammed dininde uydurma bir şeydir. O baş salma heva olur. Bugün suyun öte . Ona öyle bir gözle bakın ki. Bunların geri gidişleri. Fakat gerçek dostun vereceği bir pul. Halifenin sarayında halvete koydular. Nihayet nur perdelerinin ışığı olan aşk. Birçok masraflar ve kurnazlıklarla Leylâ'yı getirdiler. Şu hale göre bu âlem var olmasaydı yerinde başka bir âlem olurdu.» dedi. «Allahnın nurdan yetmiş perdesi vardır. ona hasret teraneleri yollamaktadır. 19) üç ihtimalin dışında değildir. Biri geldi. düşündü. Şimdi bari siz bu fırsatı kaçırmayın ve bu gözle bakmayın. Onlar Allahya bilgi yönünden bakarlar. bu ırmağın suyu geçilecektir. ama ben sende değilim. Allah kullarına getiriyorsun. o doğru ve nifaksız sözü Peygamberlerin ruhları bile arzulamaktadır. «Şu Leylâ'yı getirin bir kere göreyim. seven gözlerle bakmalı. çünkü sendeki benlik ben değilim. Bazıları daha ileriye sıçrayabilmek için geri geri giderler ki suyun öte tarafına atlasınlar. irfan ve felsefe yönünden bakarlar. Halbuki. kadıdan örnek verdi. ötekini de dosdoğru söyler. Ya müriddir ya dostluk için gelmiştir. Mecnun onun aşkı ile bütün belâlara düşmüş. onu kendi benliğinde değil. Harun yüzünü Leylâ'ya çevirdi sordu: «Leylâ sen misin?» «Evet Leylâ benim. haydutlar seni zebun düşürür.geçer. Bir kimsenin yanına gelen başka bir kimse (M. «Keski onun zamanında olaydık. Bana.» dedi.» Benim içim dışım hep bir renktedir. Onun iki sözü vardır.

«Bu vasıflardan uzaktır.» .» dediler. semâ vaktinde hırkasını atan ve bir daha dönmeyen adamdır. o semâda ve o halde aldanmış bulunsa bile. içinde Allah surlarının öz cevheri coşup köpürmeye başlamıştır. Ben de onun öfkesini yumuşak hareketimle karşıladım. Nasıl ki. «Sana ne lâzımdır?» dedi. sana yoldaş olur. Değmez. Önce ona sordular: «Falan çocuk hakkında ne dersin? Bize hoş görünüyor. açık söyle söz nedir?» dedi.» dedi.» Burada deveden maksat şeyhtir. sabrın manası bu bakıma göre işin sonunu gözlemek. içten ve dıştan bir anlayıştır. yumuşaklığa ve güzel huyluluğa başladı. Nihayet benden şunu diledi ve dedi ki: «Mademki sen bu kadar iyi bir adamsın. hiç bir şey istemiyorum. sözden'daha sağlamdır. Bizim yakınımız. onların suretleri senin ruhunla birleşir. her ne kadar bin cevher değerinde olsa bile. Ben söyledim sen bırakmadın. iki ayağın birden karşı tarafa bassın. Demek ki. bir kere ben o zevkin o hırkaya değdiğini sandım ve vermiş bulundum. hüküm senindir. Bazıları vardır ki. «îş. söyle. Sen de bu hususta (peşin hüküm vermekten) sakın. ant içerim ki o sedef bende yok. Dünyada Allahyı aldatmak nasıl olabilir? Bu. «Bana falanca cevhercinin cevheri gerektir» demeye başladım. Dedi ki: «Nasıl istiyorsan öyle yapayım. gözleri sonunda gelecek tatlılığı görmektedir.» dedim. cefadan şikâyet etmezsin. çünkü yoldaşların seni kendi âlemlerine çekerler. Çünkü yüce başlı yüce himmetliyim. Dedi ki: «Bir kere düşün bu nereye sığar? Ev doludur. Bu söz bir zümreye acı gelir. bil ki Hak seni iyilik ve kötülük yönünden sorguya çekecektir. Çünkü o olgun görüşlüdür. bir bakışla yokuşun sonuna. Kuran'da. bir çok incisiz sedeflere rastladı. yumuşattı. eğer barış yapmak istiyorsan barıştım. hangi tarafa baksan sana olgunluk telkin eder. ne ince konular bulurdun!» Öteki Hıristiyan da dedi ki: «Eğer sen Hıristiyan olaydın. O hırka. İlim.» O öfkeye ve sertliğe başladı. «isterim ki dileğimi kabul edesin ve bunu geciktirmiyesin. Eğer ayağının biri suya değer ve su da sert akarsa.» derse. Bu sefer de.» derse. Evet. Bazıları da vardır ki hem vaızda yumuşak huylu olurlar. işlerin sonunu iyi bilenlere kalır. «Evet.» O düşünce nereye sığar? Gönül evinde nasıl yer bulur ki. bayağı bir şeydir. Şüphe yok ki. Yeşilliğe güle baksan sana incelik duygusu gelir. bu ev iğne sığmayacak derece dopdoludur. «Sen bilirsin. yankesici! O sende. (M. «Sabredersen. Katır. Hıristiyanlığa parlaklık verirdin. îlk saf daima. terbiye etmek istediler. ben de yumuşak davrandım aşağıdan aldım. «O. Nereye yerleştireyim? Yer kalmadı. güzel huyludur. Allahnın kuluna bildirdiği şeyi bildirdi.» «Hayır. O. sedef hikâyesini anlattı. senin iyilik hakkındaki düşünceni öğrenmek istiyorlar demektir. Bu yüzdendir ki. Cevap verdi: «Hayır.» dedi.» Ben de imkân bulunca. içim onun ateşiyle doldu. (M. bir gün eşsiz bir inci bulsun. fena değildir.» Ne söyledi ise söyledi. Çünkü o benim kızgınlığımı yatıştırdı.tarafına atlamak için daha çok gerilenirsen çok geçmeden yorulursun. O cevher. ona daha önce yetişen herkes onun huyunu kapar. fakat vaiz meçlisinden çıkınca ateşten çıkmış kalay gibi donar kalırlar. 10) buyurulmadı mı? Ona sedef desen bile buna sedef deme! Bir sedef ki. hem de başka şeyle yumuşatılabilirler.» Diyordu ki. sendeki inci ve sedeflerin hikâyesi midir?» Dedi ki: «Vallah ben de senin işittiğin kadar işittim. 20) Nişabur şehrinde. kiminle düşer kalkarsan onun huyunu kaparsın. bütün âlemi dolaşırdı. görünüşte her şeyi yumuşatmak bir âlet yardımı ile olur. o da onlara. Böylece bir kimsenin aleyhinde konuşurlarsa. kend si de öyledir. «O halde şimdi sen nasılsın?» diye soracaklardı. öyle bir yüce âleme gitti 'ki.» «Ey dolapçı. öğüt dinlerken içleri müslümandır. eğer. bir çocuğu doğruluğa alıştırmak. Kimisini de çetin araçlarla ve bazen de daha etkili bir şeyle yumuşatılır. Kuran okumak gönüle sefa verir. ancak öyle bir sıçrayış sıçra-malısın ki. sabırsızlığın manası da işin sonunu göremeyecek kadar kısa görüşlü olmaktır. o büyük ölümsüz ve sonsuz cevherle öyle sıkı ve sıcak bir bilgi edindim.» (Necm sûresi. söyleyeceğim hatırayı yazmaz mısın?» Onun kulağını doldurmak gerek. 21) Dedim ki: «Sebep aynıdır. Şimdi tekrar görüyorum ki. onunla öyle kaynaştım ki. Ona sedef ve cevher hikâyesini anlattılar. felsefe derler. ancak o acılığa karşı dişlerini sıkarlarsa bir tatlılık belirir. Dedim ki: «Hele tartışmayı bıraktım. ama bizi yanıltmak istiyorsun. onların ahvalini öğrenirsin. «Hayır. öteki çömlek parçaları ile nasıl eşit sayabilirsin? Her kim senin yanında iyilikten bahseder yahut senden bir kimsenin iyiliğini sorarsa. Güzel huylu bir çocuk mudur?» Eğer. aldanmı-şım. parlak gözlüyüm. bir bakışta da ayağımın önünü görürüm. Muhammed'in dini ne mutlu bir din olurdu. Ötekiler dediler ki: «Bizim onda bulunduğunu işittiğimiz o sedefler.» Yahudi de bundan daha iyisini söyledi: «Eğer bütün müslümanlar böyle olsaydı.» Tekrar tutturdu. Şu halde acılık zamanında gülen kimse şu sebepten gülmüştür ki. Eğer iç alemine ait olursa ona hikmet. «Buraya yerleştir!» diyor. Bir külhan ambarını getirmiş. iğne atacak yer yok. öteki ayağın da kayar içine düşersin! Biri diyordu ki: «Sen eğer fıkıh bilgini olaydın. Peygamberleri dile getirirsin. deveye sordu: «Niçin ben çok kere katarın başında gidiyorum da sen arkada yürüyorsun?» Deve dedi ki: «Ben yokuşun başına geldiğim zaman ileriye bakar sonuna kadar görebilirim. Allah kulu nefsinden nasıl umutsuzluğa düşebilir? Bir sedef içinde bir inci vardı ki. Ben. dinin ışığı olurdun.

» derdin. Onun sözünü ve halini bize nasıl örnek gösterebilirsin? Biz de o hal yoktur. Bilgeler bunu gerçeklemezler. Sana dünya ehlinin sohbeti ateştir derler. Çünkü şüphesiz bu girdabın bir yolu olacaktır. Sonunda yaptığı işten çok üzüntü duydu ama o saatte öfkesi ona öyle galip gelmişti ki. kişi dilinin kıvrımlarında gizlenmiştir. «Dosta böyle yaparsan. «Ben dünyaya tapanlara söyledim. üç günde anlarım. Hayır.dedim. kahrı ve öfkeyi yok eder. bu takdirde rahmet. Nemrut. Diyorlar ki: Ariflerden biri Bağdat'ta yüz hıyarın bir pula satıldığını işitir. gam çekmem. denizde bir girdap vardır. ben de rahmetten yaratılmışım. onu ancak fırlatıp atan bilir. yapacağın işi söyle. ancak yeter ki halinde susma olmasın da. hayır.» diye ona çıkıştı. o niçin çıkışsın? O. Konuşmasa. onları bu gibi şeylerden kurtarmak istedi. dövünmeye başlar. benim tarafımdan ancak cefa kapısını kapamaktan başka bir şey baki kalmadı. O saatte. bir pabuçcunun karşısında otururdu. istidat. Ziyaret edenler niyazda. Mademki gam çekmiyorsun. Bağışlamayı unutmak gafleti unutmak demek değildir. dinleyenlerin anlayışına göre konuşsun.» Mademki gam çekmiyorsun. Müşteriden bir pul haraç alan bakkal. Rahmetin ayağı böyle olur. Onu vurmadıkca bir faydası olmaz sana teslim olmuştur. Yüz hıyar nereden geldi? öteki dedi ki: «Sen Hak yolcusuna nasıl diyorsun ki hıyarı bir pula satmak küfür değildir. ancak iş gerektir. Evet. Bunu niçin söylüyorsun. «Bunu bizim sözümüze niçin benzetiyorsun. Bu hal şimdi senin başına gelseydi. dünyaya tapanları benim sözüme örnek getirebilirsin.» diyebilir. kendinden geçer ve hastalanır. halk gelip ayınncaya kadar (M. onu taş gibi inciten o çekirdekleri bir araya koydu. Tekrar etti: «Senin sözün bizim için senden daha iyidir. «Rahmetin öfkemi geçti. hali ne olacak diye sınadı. Bu bakkal. Şimdi seri nasıl söylüyorsun ve bana niçin diyorsun ki. Şimdi bu gördüğüm şeyleri nasıl söyleyeyim? înliyen direk hikâyesini nasıl anlatayım. bu girdaptan herkes kaçar. yalvarma yoludur. «Ey Nemrut! Sen kahırdan doğmuşsun. Hazreti Ali buyurdular ki. Bu ateş her kime yakın gelse. «Aman ateş geliyor.» dedi.» Yani sizde böyle yapın. ona öyle bir ateş gelmişti ki. Bu adam bütün bu ce-fasiyle beraber eğer bu gün bana hurma çekirdeği atmazsa ötekileri af edeceğim. armağan sunmakta ağır davransalar bile. Tablaları dökülmüş. imtihana ne lüzum var?» Öteki. rica ve niyazda bulundu.» dedim. dostları sınamak gerektir. Nasıl ki. Onlarda bir ateş vardır. «Bismillah!» dedi. yine ziyaretleri boşa gitmez. dostu ateşe fırlattı gitti. Bazılarında iyilik umudu göremiyorum ki. Büyüklerin meclislerine gelmeye engel olan şey istidat eksikliğidir. beni içine alacak. Ama en iyi bir durum içinde çalışmak gerektir.» Yine Hazreti Ali buyurmuştur ki «Perde açılsaydı yakîn yine artmayacaktı. ibrahim gerektir id ateş onu yakamasın. «Hayır. Bir hizmet etmek gerekir ki.» demiş olmana rağmen. kavgaya tutuşmuş. «Düşmanı altetmek tartışmaya engel olmaz. çal! Yoksa ricamızı iki kere mi işitmek istiyorsun?» Şöyle cevap verdi: «Hatırlıyorum.» O gün.Bu. Dindar kişiler bile bu nükteler içine sığmaz. her gün hurma yerdi. sana gelseydi o gün hamama girmişe dönerdin.» diye buyurmadı mı? İbrahim dedi ki: «Ders meydanda. Herhangi birinin bundan sakınmayarak buradan geçerim demesi ne demektir? Şimdi cansız varlıkların konuşmasından ve onların işlerinden söz açacağız.» Eğer onun hali öyle olsaydı. Bütün denizciler bundan kaçarlar. Gösterdiğim yol da niyaz. düşmana ne yaparsın?» .» «Bildiğin gibi değil. büyükleri ziyaretten bir fayda elde edilsin. buyuruyor. Feryada. Diyelim ki. Ben öğünmüyorum. «Göreceksin ateş kimi yakacak. Rahmetin ayağı kahrı tepeler. Ancak yüzücü kaçmaz. belki çok hoşuma gider. Bir iş yaparken o cefaları hatırlıyorsun.» dedi. bu ikinci söz haline uygun düşmezdi. O gün kendi kendine dedi ki: «Allah. çekirdeklerini de pabuç-cuya atardı. o cefa unutulsun. «Hiç kimseyle tartışmadan korkmam. pişmanlıktan önce uyanmış olsunlar. Pabuçcu bu hurma çekirdeklerini topladı.» diyorsun. bil ki yüce Allah buyurur ki. öfkelenmişti. İbrahim. öteki sanır ki kendisini döndüren girdaptı. Onun halini. birlikte geçerim diye suyun etrafında toplarsa.» demek istedi. filan kimse de böyle niyaz ediyordu. Çünkü geçeceği yol girdabın içindedir. dışarıdan bir ateş yaktı İbrahim de bir ateş yaktı. İbrahim dosttur. Bu öyle bir girdaptır ki. «Bir insan konuşurken kim olduğunu aynı saatte anlarım. bakkal yine . oradan geçilebilir. fenalığın cezası misli iledir. Sana ne zaman öfke ateşi gelse sadece Hak uğrunda değildir. Bize göre Hak yolcusu birdir. korkunç bir girdap. 22) elli dirheme yakın bir ziyana uğramıştı. içinden bunu kabul etmiyordu: «Nasıl olur da bir adam bu ka-darcık hüneriyle öğünebilir? Filan adam bana böyle saygı gösterdi. O b'le kendisini bu girdaptan geçmeye sakınır. Bakkalın biri. görelim kim kimi yakar?» Allah. dünya işlerinden feragat gerektir ki. kabiliyet. Ancak başkalarını da yakalar. Öteki.derler. ben yol gösteriyorum. Denizde ve girdabın içinde bir damar ve o arada incecik bir yol da vardır ki. O. Çalgıcıya dediler ki: «Ne nazlanıyorsun. Gerçi bazı kimselerle tartışırım. dirhemleri başına atılmış. O arif bizlerden değildir. Şah ise niyaz ile doludur.

Elbette Aksaray'a gidilirken bir köprüden geçilecektir. «Onu göz önünde tutarsan ortada bir şey kalmaz. kemâl mertebesiyle bilen onun kudretini anlayan kimdir? Bu okun sonu yoktur. «Allah yolu budur. Aksaray'dan sonra da (yolda) ıssız ovalara saparsan yine yolunu şaşırırsın. onun için teklif tekellüf yoktur. Ben yolu senden daha iyi bilirim. «Başka suretle ziyarete imkân yoktur.A. yani Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî Allah bereketini sonsuzlaştırsın inci de ikimizin arasındadır.hurma yemeye. Padişah. Hakka giden yolun köprüsü de Kuran'ın. vezirin anlattığı şekilde pabuçcunun ziyaretine geldi. Bu adam bir in-•ci arıyordu. 23) Bu sıkıntı tatlılıktır. çekirdeklerini eskisi gibi pabuçcuya atmaya başladı. eğer deniz Allahmın yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. o cefanın b'. Cefa vaktinde söylediğim sözü ayrılık günlerinde. alaşağı ederler. rüyaya inandığı ve kendisine Ay'ın. ama o gözleri kavrar. Diyorlar ki: «inciye giden yol sizin aranızdadır. kunduracı bıçağını aldığı gibi eline indirdi. ikinci bir darbeye lüzum kalmadı. zindana tıkıldığı günlerde bile gecelerini hoş geçiriyordu. «Onu gözler kavrayamaz. Bu hikâye henüz âleme yayılmamıştı. vezirine dedi ki: «Pabuçcuyu ziyarete gidelim. «Onlar. Diyorlardı ki: «Eğer bu gün de aynı terbiyesizliği yaparsa kendisini alaşağı edelim. Ondan sonra yapılacak işler çoktur. cevahir tüccarı da ben. O cefaya karşı tedbir almak için öylesine çalış ki. sen de hoş konuşur musun? Ben sıkılırım sen de sıkılır mısın?» Bu o kadar önemli değil. Geldiğini haber alan inci dalgıçları birbiri ardından koşardı. bu yüzden başka dostları da yanına toplayabilesin! Azıcık bizi de gözet. o engele karşı yol öğreteyim de sana kolaylık olsun. Bu ok Hakkı bilenler içindir. 9) buyuruyor. Attığım ve atmakta bulunduğum oklar geri tepiyor. elini istemiş ve öpmüştü. Kuran'da. Bu mesele elli kere dünyanın her tarafını gezerek denizleri. Eğer bir engelin varsa bana anlat ki. Şimdi ne yapmak istiyorsun? Ne vereceksin Allah yoluna? Gönlündeki nedir? Ne düşünüyorsan. Kerem ve cömertlik alanında. Ben inci hikâyesini anlatıyordum.» diyorum. İşte bu insan sıkıntı günlerinde Haktan yüz çevirir. anlamındaki âyet. Şimdi görüyorsun ki. Oklukta kalanların da başka işleri var. gulyabaniler seni görünce yayından fırlamış ok gibi ardından yakalar bir lokma yaparlar. ister yayılmasın maksat bir öğüttür. Ancak önce Aksaray'a uğranılacaksa. Biz hem tedbir alıyoruz hem yol gösteriyoruz. Çünkü o sözün. Benim İslâmlık tarafımda o kadar hoşluk yoktur. inciyi rüyasında görmüş. Aynaya bakar. 21) âyetinde buyrulduğu gibi önce malını saçmaktır. tüccar ile dalgıçlar arasında gizli kalmıştı. Şaha da haber göndererek bunu astıralım. Şimdi dalgıç Mevlânâ'dır. söz başkaları içindir*. İkinci bir küstahlıkta da bulunmuş. Beraber oturup konuştuktan sonrıa geri döndü. o rüyaya inanmış ve güvenmişti. Aşağı in.» Veziri dedi ki: «Padişahım. «Fakat yol budur: Ben sana bir şey verin demiyorum.» Niyaz yoluyla ve hal diliyle biri sordu: «Allah yolu hangisidir? Söyler misin?» Ben. İster yayılsın. . karaları dolaşan mücevher tüccarının hikâyesine benzer.» demişti. benim varlığımın Güneşine gözler erişemez. bu yolun geri dönüşü işte böyledir. bu ok kendine isabet eder. ilerideki ayrılık gününü korumak için işe yarasın. onu karşımda tutarım. «Nefsinin cimriliklerinden korunmuş ve arınmış olanlar.» (Haşr sûresi. nefisleriyle savaştılar. sen bunu bir pula bile almıyorsun. ona saygı gösterir. ben Allah yoluna gelin diyorum. Okluğumda daha nice oklar var ama bunları atamıyorum. Denizi bir kat daha artırsak bile yine yetmezdi.» (Tevbe sûresi. O Ay güneşe erişemez. Cefaya karşı tedbir almak gerektir. Vezir. Nasıl ki yüce Allah Kuran'da.). onun hoş beş etmesini bekleme: iltifat göstermeyişi oraya yol olmamasından.» (Kehf sûresi. Şimdi ikiyüzlülük mü yapayım? Yoksa dosdoğru mu konuşayım? Bu Mevlânâ Ay'dır. Allah.» Şah. Bari nerede olursan ol bizden yüz çevirme. Kabul edersen yazarsın.109). söyle. onu vurur. Bizi bırakıp gitmekten dem vurma! Bulunduğun hal içinde. doğan gibi uçar. Bu ok kimin okudur? Bu söz kimin okluğundan fırlamıştır? Hakkı. dükkânın köşesine otur. Tüccar. işte onlar. o öğüdün sonucu ondan sonra ona aykırı bir halin meydana gelmemesindedir. «Söyle ki. Allahmın yarattıklarının sayısı bitmeden önce deniz tükenirdi. Yusuf Peygamber (S. Bütün külhan sakinleri onun huzuruna yol bulmuşlardır. sana vermiş olduğumuz ödünce karşı bir iki lekis hazırla (ayrılık masrafı boştur kişi verilen sözden sorumludur). O yol da dünyayı feda etmektir. Işığının ve aydınlığının son derece parlaklığından dolayı gözler güneşe baba-maz. asıl işin özeti o sıkıntıdadır. Bir şeyin yoksa kazanmaya bak ve çalış ki.ttiği zamanlarda da söylerim. Ama aranılan incin'. Bütün çarşı halkının bu işten haberi vardı.» «Evet.» Şaha haber gönderdiler. Ancak Ay'a erişilebilir. kurtuluşa erenlerdir.n nasıl ve nerede olduğu. Sevgili der ki: «Ben hoş konuşurum.» di-yesin. Bu öfke yumuşaklıktır. Kurtlar. Biz ona yol bulalım. gramere vurursun. malları ile. İşin hoş tarafı benim zındıklıkla birleşmiş olnnamdadır. Nimet günlerinde de. (M. Nasıl ki.» dedim. her neyin varsa ver. bu yoldan başka geçit yoktur. oranın yasak olmasından değildir. ama Güneş Ay'a yetişebilir. Güneş'in ve yıldızların secde ettiğini rüyasında görerek bunun yorumunu bildiği için kuyuya atıldığı. bunu göstermiyor mu? Mutlu odur ki. (En'am sûresi. 103) buyuruyor.

doğrusunu söyleyemiyorum. Böylece bizim tarafı da bir hamlede unutma! Diyelim ki. Hazreti Peygamberin çağında doğruluğa pek düşkün bir adam vardı. Siz de bana böyle yapıyorsunuz. Şimdi bu hangi nevi dendir ki bahsetmiyorsun? Bu manevî fayda kendine erişir. Çünkü benim onunla tartışmam gerekliydi. ama ona bir şey diyemezlerdi. Bu ters anlama. bazı rafızîler devamlı bazıları da devamsız olurlar. İki iş'bir arada nasıl olur. Bazı veliler aceleci oldukları için sana gal'p görünürler. Halbuki benim öyle bir huyum vardır ki Yahudilere bile dua ederim. fakat bu dostluğun değerini kimse bilmez ve takdir etmez. altından çıkabilirim. «O halde size ne?» dedi.» der. «Turşu getir. Başıyla. Bu şuna benzer ki. onları doğru yola yönetsin. Onların diledikleri biraz gecikir. 25) yüz çevirince de. Onu 'anlatmaya yeter. Davacının davasından vazgeçeceği zamana kadar uzar. akliyle oynamak gerek ki nasip alasın. «Dönüş zamanında gelirim. «Ben falan yere gidiyorum. Hazreti Muhammed'le (S. bin din bilginine şöyle bir teklifte bulunmuştu. Bir marifetten bahsedemezler.) karşılıklı konuşsalardı onlar için çok faydalı olurdu. Kişinin de biraz doğruluk göstermesi. İşte bu sebeptendir iki halktan çekinmekteyim. hem mana isitesin. 24) Allah ile olan sözleşme nasıl olur? Borcumuza karşı her şeyden bir parça olsun saklamayı ihmal etme! Eğer bir lekis kadar olursa (ki ben ondan zengin sayılmam ve onsun da yoksul kalmam) ancak sana bir şeyler açılır. şu saatte mazeretim var. Bir muhabbet vardır ki asla soğumaz.» diye cevap verr. bazıları da ihtiyarsız olurlar.» der. bir kısmı da ihtiyar-lanyle rafızîlik ederler diye tutturdu. ama o derece galip değildirler. «Ulu Allahm. işte bu azıcık örnek o bir çuval şekerin delilidir. Şimdi. Nihayet bütün bunlardan el çekeceğin zamana kadar sana görünmeyen âlemden ansızın bir doğuş olacaktır.» Bu uygun bir iş değildir. Sonra efendi. Çünkü gerçekte. Bana şovenlere de dua ederim. bu adamın doğruluğundan ve doğru sözlülüğünden. Ulu Allahnın bana öyle bir vergisi var ki birbirine aykırı yedi sekiz işi bir arada yüklenir. tartışmadı. kapı dışarı ederlerdi. Halbuki bu yolda söz birliği.» diye tartışmaya başladılar? Ben veli olayım. Aksilik yaraşmaz. Onlara karşı muhabbetim vardır. tepsiler götürüyorlar. «Bu saatte başka işim var. yani söz az mâna çok olmalı. veliyi kendi haliyle kıyaslayarak tasvir ediyordu. Gerek ki iki işi bir arada yapasm.» deyince. Heva ve heves onun aksini ister. Peygamberin de onu korumasından dolayı incinirlerdi. hem yiyesin. O. bulanık suda boğulmuşlardır. işin aksini öğrenmedir. «Sen bana Yasin öğret ben de sana savaş öğreteyim.» der. «Bu velidir veya veli değildir. Az çoğu gösterir. Onlar bana nereden çattılar da. yaşlı isen gençleşmek gerek. Eğer tam doğruluk gösterecek olsaydım beni bir hamlede bütün şehirlerden sürer. İçimden birçok büyükleri severim. ben sana söz birliği öğreteyim! Yani sen bana naz öğret. Ben de şimdi «Size ne?» diyeceğim. ben sana niyaz öğreteyim. Ancak tartışma ile elde edilen bu fayda nedir? Eğer konuşurlarsa siz çok faydalanırsınız. Diyelim ki oraya bir çuval şeker koymuşlar. Yani hem ince manalar dinleye-sin. Velilerin sözleri nerede. Bu rüya ona yeter derecede bir öğüt olmadı. Halbuki benim Mevlânâ'ya açıkladığım sevgi arttı ve eksilmedi. sen nerede? Sonra. Bu doğru değildir.» diyerek imdat istediğini görmüştü. «Allah yoldaşın olsun git. Ama tartışmada bulunsaydı çok faydalanırdı.» der. . olmayayım sana ne? Nasıl ki Çuha'ya «Hele şu tarafa bak dediler. Hayır. «tatlı getirin. A. «Aman Şem-şeddin-i Tebrizî elimi tutsun. İşte ben sizin hakkınızda bunu düşünüyorum.» Bilgin de savaşçıya şöyle dedi: «Sen bilimsel tartışmadan anlar mısın? Yoksa bundan yoksun musun? Tartışma sevdasında değil misin?» Şeyh Muhammed bunlardan hangisidir? Beni gerçekledi. «Beni kıskanıyor. ben gelmiyorum.» Çuha şu cevabı verdi: «Bize ne?» «Ama sizin eve götürüyorlar. onların nişanı. seni ansın ve ilâhî âlemle meşgul olsun!» derim. uşak «Hayır. Onun sözlerinden ve işinden (M. sen bana uyuşmazlık öğret. Kederliysen tazelenmek. Eğer sahabe. onun doğru olduğuna delildir. kulağiyle. Yine biraz eğrilik ve ikiyüzlülük de sahibinin eğriliğini gösterir. iki parmağını oynatarak.» derim. bana hıncı var» diyor.(M. Allah her şeyden üstündür. Uşak. Bir iki kere açıkladım: Bende. turşu efendinin istediğ dir. «Niçin gelmi-yorsun. Gerektir ki uşak önce efendinin istediğini getirmiş olsun. Nasıl ki adamın biri. «Allah hidayet versin. Bizim sözlerimiz arasında söz karıştıran Şeref Lehaverî. Sahabe. iş birliği gerektir.» diyorsun. Rüyasında büyük bir bulanık suyun içine daldığını. ondan azıcık bir örnek getirmişler. ama açığa vurmam.» deyince. Nebiler her ne zaman dilerlerse mucize gösterirler diyordu. akıl bir şey buyurur. Tatlı daha iyidir. efendi. Ben doğruluğa başladıktan sonra beni dışan attılar. hem başka bir iş yapasm. marifetleri kalmamış olmasıdır. Tekrar benim yanımda nebilerin mucizeleri ile velilerin kerametleri arasındaki farkı anlatmaya başladı. Bazı veliler de yumuşak görünürler ama çok hareketli ve galip olurlar. ona bu halinden daha iyi bir hal ver ki sövüp sayacağı yerde bir teşbih okusun. Ancak çok içerlemişlerdi. gibi kimseler. geçim hayatımdan bir tecrübe kaldı.

Doğru bir söz söylersin. Ben bu karışık işleri çok yaptım.» Ulu Allah buyuruyor ki: «Bir toplum kendi nefişlerindeki özelliği değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetleri değiştirmez.' buyurmuştur. bir taraftan da yellenirmiş.» dedim. Senin karşılaştığın zorlukların düğümü onsuz çözülmez. bunu şehirden sürgün ediyorsunuz. ne o köprü geçen eşeklerdensin. Sana yol yürürken bir şeyden bahsetmek gerekmez. Uzakta bir yere oturdu. «Evet. Hazreti Peygamberin dünyadan bir darbe göçtüğü günlerden sonra da böylece doğru sözlülükte devam etti. Kendisine dosdoğru öğret len bu adı değiştirmiş olmanın yarattığı uğursuzluk yüzünden bir türlü onu bulamıyordu. Yıkık mescitten bir delikanlı çıkıyordu.» diye bağırıyor. Artık «Adamı kendi adıyla sorayım. Şikâyeti.» Cüneyd söze başladı. Sen yüz çile de çıkarmış olsan yine onsuz yapamazsın! Cüneyd.» dedi ve sordu. Allah yardımcınız olsun. ancak Allah dilediğini doğru yola yöneltir. Allahnın doğruyu söylemek için yarattığı seçkin insanlar tarafından söylenmiş sözler olsun. 12). onlarla kavga ediyordu. kervansaraylar yaptırıyor. ağlamaya başladı. Ben bunu Allah için yapıyorum. Delikanlı: «Şu okunan Kuran' m sesini işitiyor musun. sen fena etme!» dedi.» (Kasas sûresi. «Benim Cüneyd olduğumu nasıl anladın?» diye düşünüyordu. Delikanlı ayağına kapandı. Sana yol yürümek gerek. Hemen yüreği yerinden hopladı. Bu makamda onlara soru sormak gerekmez.» diye kendi kendine hayret eder. «Beni aradığın ilk günden beri o zorluklar içinde kıvranarak bu bilmecenin düğümünü çözmeğe uğraştığını görüyor ve etrafında dolanıyordum. içindeki irfan buna (M. kendi kendine Ahmed-i Zındık'ın evi nerededir diye sorsam her halde edebe yakışmaz dedi. Uzun müddet bu şekilde kaldıktan sonra Ahmed-i Zındık merhamete geldi ona tekrar bakarak söze başladı: «Hoş geldin Cüneyd!» dedi. Sen niçin soruyorsun? Seninle biz bilir misin neye benzeriz: Adamın biri. Ahmed-i Zındık bir kaç kere çarh vurdu. dünyadan göçtükten sonra ondan öç alalım. Cüneyd doğru sözlülüğünün mükâfatım görmüş. bu sözü söyleyen bile şaşkınlık içindedir. biraz gülerler.?» dedi Cüneyd bir nağra atarak kendinden geçti ve yere düştü.» dedi. «Nasıl bilmem.» dediler. Adım tevil ederek (değiştirerek) Ahmed-i Sıddık diye sordu. «Bunu biliyorum. Hoşa gider o söz. bu gürültülerin sesi azizlerdendir. Ne Cüneyd selâm ve kelâm vermek suretiyle bir teklifsizlik gösterdi.» dedi.» dedi ve oradan geçerek yürümeğe başladı. o şehre yollandı. etrafım sararak. «Peygamberin dostları yersiz iş yapmazlar. ne de bir günde bir konak gidip geri dönen Mısır eşeklerindensin! Sen binlerce dedikoduların ve koşuşmaların sonucunda günde yarım konak bile gidemezsin. Hazreti Peygamber. Halk onlara nasıl sorabilir ki. Nihayet hatırına ansızın bir çare geldi. Adamcağızı şehirden dışarı atarken. . Allahnın lanetini hem kendine hem de bunların üzerine çekiyorsun!» Kadın kendi kendine. çok kere de içlenir ve zevk duyarlar. şehirden sürülmeye lâyık olmayanı da dışarı atmazlar. 56) buyurdu. Doğru sözlü adam bunun üzerine. onu yorumlamak istersin. Kendine geldiği vakit yıkık mescide girdi. 27) Bundan içlendi. «Bana senden fayda gelmeyecek.» dedi. O arada.» «O halde hangi niyetle bu işin etrafında dolaşıyorsun. Adam neyi arkasına götürerek eğer sen daha iyi çalacaksan 'al da çal der. ney çalarmış. Sana söyleyecek bir şey bulamıyorum. bir şeyler anlatıyordu. «Ben ne söylüyorum kiminle konuşuyorum. bu çalgıyı kime çalıyorsun?» Adam şu cevabı verdi: «Sus. Yolunu yürü ey eşek! Sen. «Eğer böyle bir kaç çarh daha vurursan bu çarhın ipini koparacaksın. şimdi sen konuşacak bir konu varsa üzerine parmağını bas ki konuşalım. Ona rüyasında tevilsiz dosdoğru bir söz söylemişlerdi. bir kadının kulağına kadar gelmiş. Artık dayanamadılar. onlar iyi ediyorlar. Onun yüce ruhundan utanmaz mısınız ki.» dedi. Bağdat'tan kalktı. İyi yapıyorsunuz. «Bu halin gerçekliği de bana çok şiddetli geldi. başlamıştı. Ahmed ki-zararak yerine oturdu. Ahmed gülümsedi. (M. «Hiç bir niyetim yoktur. «Evet» dedi. Bir adamın evinde biri saz çalıyordu. Başka biri dedi ki: «Bu evde kimse yoktur. Kutsal canlar. Bana gelirse kendisiyle ne konuşayım diye düşünüyordum. ama yorumlamadan söylersen ne kimse duygulanır. Ama o bunu teville yani değişik şekilde dinlemişti. «Bunlar n'çin anlamıyorlar?» diye düşünceye dalar. Meğer ki. Bir şeyler an. Adam yüzünü yukarı çevirdi. O sırada kulağına bir Kuran sesi geldi. 26) engel olmuştu. Cüneyd içinden. sevdiğin kimseyi doğru yola yöneltemezsin. «Olmazsa şehirden sürelim. ne de o buna imkân ve meydan verdi. dam üstüne koşarak sahabeye çıkışmaya Peygamberin yanında sevilmiş bir kişiydi. Adam. Ben de Allah yolunda saz çalıyorum.Hatırlarından. Cüneyd'e tavsiye ettikleri Ahmed-i Zındık'ın hikâyesi de şöyledir: Ona denildi ki. sen.» dedi. «Hele şu yıkık mescidin kapısından geçeyim. ne de hoşlanır.» dediler. rastgelene Ahmed-i Sıd-dık'ın evi neresidir diye soruyordu. herkes Allah için tekkeler. Bu yüzden altmış gün o şehirde derbeder ve başıboş bir halde dolaşıyor. Hazreti Peygamber.» (Ra'd sûresi. «Bu adam «Ona vuralım. dileğine kavuşmuştu. lat ki dinleyelim.» «Ne söylüyorsun. diye geçiyordu. Allah hidayete ermişleri en iyi bilir. 'Ümmetim sapkınlık üzerine fikir ve söz birliği etmezler. feryadı kendi nefsinden et! Allah yine Peygamberine. kadına hakarete başladı: «Sen niçin kendi kendine bunlara çatıyorsun. doğru sözü evirdim çevirdim şiir söylemeye başladım. «Şüphe yok ki. falan şehirde bir Ahmed-i Zındık vardır.» dediler. Bu öteden beri bir töredir.

bu bize göre küfürdür. Mimberlerde.» Bu yol.» diyordu. devrişler için iki yüz dirhem sar-feder hiç bir tesiri olmaz. 'Biz emaneti göklere. ondan çekindiler. onun da suya ihtiyacı vardır. Sana bir sır açıklandı ise. Çünkü onların (M. öğrenmekle. halk arasında bunlardan daha şöhretli erler vardır. Lügat mânası «dernekten ayrılmış kimseler* demektir. Bayezid ile Cüneyd'in yüz yıl Fahri Razî'ye çömezlik etmeleri gerekirdi. Allahnın işi sebepsizdir. çünkü senin nefsin diridir.i Basrî'nin kanaat ve içtihadına aykırı hareket ettiklerinden dolayı bu ismi almışlardır. Nasıl ki. bir hasta neler yapar! Yüz riyazat bile bunu arzusu ile yapamaz. elbette aç kalmaz. Bu yol gönül kırıklığı. biz kaça satılacağız?» ded'ğini anlatmıştım. Karanlık. huzura. bu sözler. Bütün bu din savaşçılarının. Allah zatının aynı mı yoksa ondan gayrı mı?» diye tartışırlar.» dediler. Öteki. Başka birinin verdiği beş dirhem daha faydalı olur. o halde bu âlemin de bir başlangıcı olamaz. Bazan tefsirde bazan Kuran'da ona yetişmeye hasret çekerlerdi.» dedim. O kâfir kıyamette yüz bin müslümanın elini tutar. Mutezile yolu değildir. arayandanım. «Bununla alçak gönüllük derecesine erişir» ve ilâve etti: «O alçak gönüllükten bahsetmiyorum. O gün Cüneyd' in. hep yolu anlatmak içindir. bir yolda kâfirin biri su götürür. Kelâmcı-lar. Yani Allah bilgisidir. Bana göre arayan Allahdır. O. Derler ki: Fahri Razî. dünyanın ne olduğunu nasıl bilsin? Onun dünyası yok ki. «Bu nükte. Umutsuz olma! Yüzün saf aya. Doğruya. «Bu konuşulacak bir konudur. bulanık günler geçmiştir. Ben «Yoksun kalmasın.«Ah şu benim kötü nefsim. uzaklara gitmez. Belli ki bu pirlerin düşünceleri halk arasında pek yaygındır. dağlara gösterdik. dil daralmıştır. «dünya nedir?» diye sorar. «Peki. Çünkü âlem binbir renge girmiştir.» der. Çünkü o çok zalim ve bilgisizdir. ama bir mümin kulunun gönlüne sığdım. köpekler için sokağa dökülen ekmek kırıntıları ve kemik parçalarıyle geçinenler nerede? 'Yer ve göklerim beni kavrayamadı. (Ç. 72) anlamında bulunan âyetle aynı manadadır. «Yarın.» dedim ve ilâve ettim. Bunu sana açıklayamam. temiz ışığa dönmüştür. Yoksa âlem çok dönektir. yerlere. o şöhretli pirlerden daha olgun. «On hıyar bir pula satılıyor. «Buna gerçekten güç yetmez. yoksa doğruluk yönünden mi söyliyeyim? Allahya şükürler olsun.» cevabını verir. Tarikatlerin. Bunlar Eşarî ve Maturidî mezheplerine karşı oldukları için Ehli Sünnet nazarında sapkın bir zümre olarak tanınmışlardır. Görüyorsun ki. öteki yıldıza tapar. O. daha sevilmiş kimselerdir. Dünya fenadır. Fakat o aranılan sevgilinin hikâyesi hiç bir kitapta meşhur olmadı. ahiret nedir?» Öteki. tek bir ton ile konuşulmaz. gerektir ki onun şükrünü yerine getiresin. Ama benim inancım öyle değil. Şimdi bu şükrün anlamım ikiyüzlülük yönünden mi. Eğer bunu sana söylersem sen de bin söz söylersin. Arayanın maksadı da aranılanlar arasından baş gösterir. Bir de Allahnın gizlenmiş kulları vardır ki.» dedi. bu haldeydi. Peki ama.)) diyorlar ki: «Mademki Allah kelâmının başlangıcı yoktur. beriki ateşe tapar. çeşitlidir. Halbuki insan bunu yüklendi. «Ahiretten başka olan âlemdir. Mutezile (Mutezile. ömrün ne olduğunu anlamayanlar birbirlerine nasıl uzun ömürler dileyebilirler? Bir gönül ehlinin el. Ben aranan ve istenilen bir kimse değilsem bile. on hasta bile bu sözden dolayı onun düştüğü anıklık derecesine yetişemez. tarife sığmaz. Biri Yahudidir. «O şöyle söyledi. insanların hayırlısı halka faydalı olanıdır.ne geçen bir akça. Ona dedim ki: O değirmeni satma. Bir adam vardır ki. derneklerde onların sözleri dolaşır. Onu yüklenmekten kaçındılar. Bu nokta üzerinde söz birliği edebilirler mi? Hayır edemezler. Ama bu noktadan kaçıyorlar. Bana dedi ki. aramızda ayrılık baş gösterir. üzüntü ve çaresizlik yolu.» dediler ve susmadılar. Eğer bu cihet konuşulacak olursa faydası çok olur. hem de vakıf yapma! O iki bin dirhemi bana ver ki. Ehli Sünetten ayrılan ve Vasıl Binata'nın yoluna sapanlardır. derneklerin anlattıkları şeyler arasında da bunlar yoktur. Şimdi böyle b:r adam nerede. pek dar olan dil bağından kurtulamamaları bu sebeptendir. o insan benim. ama bu dünyanın ne olduğunu bilmeyen kimselere göre değil. Nasıl ki Hakîm Sanaî'yi ziyarete gidip gelen dervişten biri sordu: «O dönek ne söyledi sana?» Derviş. Yukarıdaki kutsî hadisin manası da bununla ilgilidir. ancak onun içi o sudan rahatlaşır. bu bilgi de derecelere ayrılmıştır. Bu manaları. ben şöyle söyledim gibi dedikoduların şimdi yorumlamasını dinle: Padişahın özel konuk yurdunda olan kimse bir lokma bulur yer. Öyle döndüreyim ve öylelerine vereyim ki. «Sizce bu hadisin manası hakkında başkaca söylenecek bir şey var mı?» diye buyurdu. Bunu yalnız bir kişiden dinliyoruz. kıskançlığı ve düşmanlığı bırakma yoludur. senin hesabına döndüreyim. Meğer bu dönekliklerden kendini kurtarmış olan kimse yavaş yavaş evinin yolunu tutar. Söz. ama o. rahata kavuştun. 28) dilini halk anlar.» dedi. «Yarın nedir?» Hülâsa söz çok darlaşmıştır. Bunlar Hasan. Allahnın kutlu sıfatları için acaba ne diyorlar. tartışmayla anlamak mümkün olsaydı âlemin toprağını başında taşımak yaraşırdı. başka hiç kimseden duymadık. bir nefis düşkününün eline geçen bin akçadan hayırlıdır. başını önüne eğerek.' anlamındaki Allah sözünün yorumunu anlat. Bazan da. Mevlânâ sanıyor ki. Onlar sıfatlar âlemine giderler. ayaklanmıştır.» Belki. Kayırın ne olduğunu bilmeyen nasıl hayır işliyebilir? Yılın ne olduğunu bilmeyenler. Su ona erişince hiç dönüp bakmaz.' (Ahzab sûresi. «Sıfatlar. «Âlem halkının sözünü söylüyor. tefsir ve Kuran .

) yaraşan adım sende yok. «Bir daha söyle.» dediğim zaman. sizden hangi sebepten daha ileri gider? «Ben sizin bilmediğinizi.» dedi. malını haydutlara kaptırmak korkusu ile üzüleceksin ki.» buyurulduğu gibi Kuran'm işaretlerini anlamıyorsun. adımdan adıma. Dediler ki: «Mal işi kolaydır. mezarlarının yanına götürdükleri gibi yüz bin nur ışığı görürler. kimseyi göremedi. onun yanında. Sende Firavun baş kaldırdı.» onlar hiç değ siklik göstermeden sözlerinde dururlar. Cevap verdi: «Sana Aksaray yoluna gitmek hikâyesini anlatayım ve bilgi vereyim. ben seninle beraberim. hiç vakit geçirmeden gelsinler. Behlûl'ü yanına çağırdı. «Sayısı elli bin sene olan bir günde. Okumak hususunda gerçektirler.» Bazıları da henüz anlayamadılar. Halbuki bu yolda yürümek ve savaşmak gerektir. Eğer canları olsaydı nazarlarında mal canlarından daha değerli olmazdı. evin iç özelliği ise başkadır. «Çünkü karı yalan söylüyor. Diyelim ki. şehre bir fitne düştü. Tâ ki yol zahmetine. itaat ettik» demekte de yine doğruluk gösterirler. «Bu zindandan kurtulacağım. «Bizim Allahmız yoktur. Onları kıyamet gününde getirdikleri vakit. tatlı canlarından daha değerlidir. taşın arkasından çıktı. Bu imtihanda başka bir sır daha açıklanır. oraya kadar git. imtihan edin. yüz yıl Halep ve Şam yolundan söz açmışsın. Halka kapının dışındadır. sürüden birçok arzulara kapılma sebepleri vardır. O gün gizli işlerin açıklandığı gündür.bilgisinde bin top kâğıt harcamıştır. «Benim koyunlara ihtiyacım yok. Bayezid'in yolunun toprağına bile erişemez. Fakat. kendini gösterdi: «Ben Cebrailim. Allah sevgisinde bizden ileri gidebilir? Dedi ki: «Bunlar sevdadan vazgeçtiler. Ey Cebrail! Sen bir taşın arkasında gizlen ve Sübbu. . Onlar zincirler'ni koparırlar ki kıyamet meydanına gelsinler. A. «Fakat bu hayret edilecek bir şeydir. «Bunu bütün koyunlar sana tekrar etsin. bir kere de oğulları ile sınayalım. önce nereden kalktımsa yine oraya dönerim. bu işi yapabilesin. Onları kıyamet meydanına getirseler. cehennemlik olanları cehenneme götürürler. onlar için hayat meleği vardır. meleklerin gayretindendi. «Bilgin önce tartışma yolunu mu tutmalı ki o zaman o yolda yürümek kolaylaşsın?» diye sordu. bilirim» dedi Allah.» Ona dediler ki: «Veliler için maldan. «Sözünden değil. dizden dize fark vardır. kurttan. karıştan karışa. Eğer. kapıya asılır ama o kapı da evin içini göremez ve anlayamaz. hayduttan ve başka tehlikelerden hangi taraf daha korkusuzdur. ya Elbistan yolu nasıldır?» Mal. «İşittik.» Behlûl karıya taş vurdu.» dedi. inandık ve gerçekledik. O kapının halkası değil. nebiler âlemi hangisi. «Beni bir adım geçti.» diye boğazımı sıkar. Her ne yaparlarsa bunlarla yaparlar. sonra doğruluk gösterirler. Halife. «O kimselerdir ki Rabbimiz Allah tır derler. Onların gizli sırları haktır. kıyamet ne hale döner. Kuran'da.» dedi. nurdan başka bir zincirle bağlanırlar. hırsızdan.» dediler. Ölüm meleği ne gezer. Eğer öyle olsaydı. Yolcular onu feda ettiler.» dedi. (M. veliler1 âlemi nasıl olduğu konusunu düşünürsen başın döner. sonra Musa geldi. Bazı melekler bu hareketten ibrahim Halil Peygamberin halini anladılar ve dediler ki: «Az çoğa. Yoksa kıskançlık ve inkâr yüzünden değil. hak ise açıklanır. 29) Allahya ant içerim ki.» Cebrail. «Size ufak bir sır daha açıklanır. vuruyorsun. Firavun bir daha gelmezse bu döneklik işten değildir. en son vakte kadar bağları çözülmez. Dünyaya tapanlara göre bir pul. falan semtin gençleri bu fermanı işitince hazır olsunlar. Birine deseler ki: «Bu zindandan dışarı çıkarsan Sultanın dostu olacaksın. kıble'dir. O ise bundan vaz geçmiş ve temiz kalmıştır. «Ben öyle bir sofiyim ki. iki adım sonra erişir dersin ama Hazreti Muhammed'e (S. ibrahim Halil Peygamber bunu işitince etrafına bakındı. sen bunu ilim yoluyla öğrenmek istiyorsun. Sonra tekrar Firavun gelince Musa gitti. öte tarafta gafiller diyecek olsa ki. Eğer gerçek müminlerden iseniz ölümü dileyiniz.» Adam gelir gırtlağıma s'arılır.» dediler. mezardan ve zindandan kurtulma vardır. Ancak o yoldan yürüyen ayaklara el vur. Bazıları da beş yüz top kâğıt karalamış olduğunu söylerler. Halbuki yüz bin Fahri Razî. (M. Ben de diyorum ki. Cennetlik olanları cennete. Bu dönekliğe delalet eden haller ne zamana kadar sürecek? Musa'yı da böylece farzet. Ya Malatya yolu. Kuddus diye teşbih oku!» buyurdu.» Halil de. Halep mallarını asla buraya getiremezsin. Gitmeden o tarafın ahvalini soruyorsun. «Niçin. Mezar nerede? Onlara göre kurtuluş. Bundan sonra dikkat et ki.» dedi. tehlikelere katlanacaksın. bir çok kimsenin kıblesidir.» buyurulduğu gibi onlar bu âlemde böyle söylediler. Sanırsın onların canı yoktur. hangi taraf güvenlidir. onunla birlikte taht üzerinde oturacaksın. Evin içinde sultan gözdeleri ile has halvette yaşamaktadır. delalet eder. kıyamet meydanına gelmesinler.» Halife sordu: «Bu nasıl sözdür? Onun sözü yüzünden nasıl başka olur?» Behlûl cevap verdi: «Eğer sen Halife isen emir verirsin ve yazarsın ki. Kıyamet nerede kalır? Onları nurdan zincirlerle bağlarlar ki. nasıl olur da cisimden ibaret olan bir ayak. ibrahim'in Belâya uğraması hikâyesi. İblis olurdu. «Ben onun yüzünden bahsediyorum. dünyaya tapanların katında bir pul. Ne yapayım eğer bu elli bin senenin zahiri ifadesine uyarsan oraya cennet kokusu götürürsün.» «Evet.» Ulak bu ferm'anı oraya götürür okur ve her gün okurlar ama gelmezler. yuvarlanır düşersin. Bu çabalama ve tartışma şuna benzer ki. penceresinin halkası bile dışardadır. Belki şuna hayret ettiler ve dediler ki: «Biz nur cevheriyiz. Bu sözden. 30) Dünya müminin zindanıdır. Halka. o gitti.» dediler.

ona göre yine uykudadır. bari işi ondan saklayayım da onunla biraz şakalaşayım. O âdet doğru olmaz. Kıyamette de sah biyle beraber olur. (Ç. Fakat o uyuyan adam. Aşk cevheri. şifa. fakrdan başka şeyler de maraz'dır.» derler. kafanı kırayım da seni öldüreyim. Biri yanına vurunca uyanır. Böylece ta cennete ve Hakkın yüce katına kadar gider. ama bunlar âlemin ve âlem halkının sığınağı ve güvencidirler. çok umutlar vardır. sel yatağında bile yatsa yine iş kolaydır. Her zaman için gelmez.)). Şu halde ona âşık dersem bu. Görmüyor musun ki. bugünü. düşman gelip boğazını yarı buçuk kesse bile gözünü açamaz. Âlem daha dünkü varlıktır. Eğer bu uyuyan adamın hallerini sana anlatırsam. Hazreti Peygamber (S. oradan herkesin kımıldanışı onadır. artık uykudan uyanır. «abdest üzerine abdest. Fakat bu iki gün sonra eskiyip yırtılacak. «Bana kibrit lâzım da onun için. Mezar başından geri dönenlerle birlikte geri döner.» dedi.» (Araf sûresi. Gözünü açınca da boğazının geri kalan sağlam tarafı da kesilmiş olur. doğru söylüyorsun. ezelden beri vardır. Onun derneğ'nde güzel söz konuşmak yaraşır.» dedi. bugün ve yarın ile ne ilgisi var. işte şimdi gönül rahatlığı ile uyayabilirim!» dedi. Ama niyaz ve yalvarma ile kılınan namaz. zaman olur ki ağacı sallamaktan vaz geçer ve meclise gelmez. Umutsuz olma ki. «Adam daima uyanıktır. sevgiliyi anlatmakta ve onu kavramakta ş'aşırır. Kötü niyetli arkadaş artık bu işten umudu kesti. külhanlara atılacak veya bulaşık silinecek hırkalardan değildir. Büyük Mevlânâ'mız da bu gibilerden değildi. Yoksa kendini korumak işi güçleşir. Nebiler ve veliler bundan ayrıktır. Biri dese ki. Bu sözü yalanlamam. Yani âlemin maksadı ve gayesi fakr mertebesindedir. şu altınlarını alayım. Şimdi biri yolda bir tehlike içinde uyumuştur. Bunlardan birinin yanında altın Vardır. öteki de onu uyutarak öldürmek ve parasını kapmak sevdası ile fırsat kollamaktadır. n'yazsız namaz. Sultanul'l Ulemâ Muhammed Bahaeddin Veled.» Altın sahibi. «Arkadaş. şimdiye kadar hep sevgiye ait sözler konuşuyoruz. Fakr ise âlemden beklenilen sır ve garazdır. Allah kullarının biri gelir onu uyandırır. Ama her ağaç bu surette değildir. Diyelim ki. Fakrdan başka her şey araz'dır. Hak ehlidir. sözü başından sonuna kadar anlayıp toparladıktan sonra ondan bahsedebilirsin. Ama niyazsız gözyaşı. seksenden fazla yaşadığı halde her gün daha ergin. «Cenabı Peygamber uykudan uzaktır veya âşık değildir. «Hayır. «Niçin böyle söylersin?» dedi. Bu söz ona yaraşmaz. belki dünü. bir nükte söylemek istiyor. Abdest üzerine abdest. nur üstüne nurdur. Başka bir zümre de. A. Bir zümre onları takdir eder. Bari söylemeyim 'ki kendi nefsinden umutsuzluğa düşmeyesin.» Şöyle dedi: «Arkadaş. Sanki ağacın meyvesini dökmek için onu sallar.» derim. umuda kapılırlar. Yahudi olaydın. onun ayağına kapanır. Aşkın zevk ile. Bilir misin ki iyi geçinmek dervişler derneğindedir. îç âlemimizdeki pisli ğin bir zerresi bile dıştaki pislikten yüz bin kat daha berbat ve fenadır. Şöyle bir hikâye anlatırlar: İki kişi arkadaş olur. «Şaşarım seven nasıl uyuyabilir?» Bil ki âlem fakirin gözü önünde perdedir. Eğer böyle b r gönül uyanıklığı elde etmişse uyuyamaz. fakir ise aşk cevheridir (Mevlânâ Celâleddin buyurur ki: Fakr. öteki. O maşuk ve sevgili idi. Nasıl ki. mezar başından daha ileri gitmez. iş söz için değil. mezarın içine birlikte girer.Şimdi söz. «Eğer şu uyanık ha linde ona saldırırsam bir çaresini düşünür. Olgunlaşmış olan (öz) bazı dış kabuklardan kurtulur. Hiç bayağılaşmadı. nur üstüne nurdur.) rüyada bir hırka verdi. Burada hiç başka yol yoktur. efendinin biri bir adama sordu: «Sen Yahudi misin?» «Hayır. yarını olmayan bir sohbet. cevherdir. Belki sohbet ve yoldaşlık hırkasıdır. teşekkür eder. Ancak yarı bir anlayışla o nükteden bahsetmek âdet değildir. Dünya halkının önünde korkutucu sözler de söylemelidir ki biraz uyansınlar. uyuklama başka türlü olur. Fakr. Bundan sonra o kimseye güven ve kurtuluş kokuları erişir. Ama bu sözüm herkes için değil. Şüphe yok ki içteki pisliği temizlemek gerektir. Ancak susmak ve teslim olmak vardır.» O memlekette Yahudiler. Olgunluk bunu gerektirir. Olgunluk . Yapılacak şey ancak sükût ve teslim olmadır. hep uyanık durmak zorundadır. Mevlânâ. zamanın yürüyüşüne göre suret ve surete bağlı olan şeyler değişir. Eğer gönlünde bir şüphe varsa onu açıklayabilirsin. «Keski. Ama akıl. Bize. Eğer gönlü uykuda ise. bir zümre de etmez. Şimdi o pirin derneğinde sorgu olmaz. tâ ki o nüktenin arkası gelsin. başı döner. Paralı arkadaşın uykusu hafiftir. ama her gözyaşı da değil. onda uyku başka türlü. insan yaşlandı mı çocuklaşır.» Bu sözden Yahudiler bir kaçamak yolu bulur. 203) buyurulmuştur. Çünkü arkadaşının niyetini sezmiştir. niçin uyumuyorsun?» Öteki cevap verdi: «Niçin uyuyayım? Niçin uyuyayım? Ne olur ne olmaz!» dedi. maşuk yani sevilen manasmdadır. Benden «Hazreti Peygamber âşık mıydı?» diye sorarlarsa. kendinden umut kesersin. içteki o pisliğ. din bilginiyim. Din bilgini sordu: «Bana bunun için mi Yahudi dedin?» Yani. kendilerine eziyet etmeyi sevap sayan Müslümanların vereceği zahmetten korkarak vakitli vakitsiz sokağa çıkmazlarmış. Bazıları derler ki. Bunlar böylece başka bir yere gittiler. acılarını unutur. Akıllara sığmayan bir sohbet değil. Belki bir şey görebilen gerçek bir gözün akıttığı saf ve temiz gözyaşı temizler.» dedi. «Kuran okunduğu vakit dinleyiniz ve susunuz. iş içindir. yanlış bir harekettir. Herkes kendi pirinden söz açar. Bütün âlem ancak baş ağrısından ve aldanıştan başka bir şey değildir. Şaka söylüyorum. daha bilgin görünürdü. belki 'açmak isterim. Buna hiç itiraz edilemez.» Çömlek içinde olanı sızar. Ama bir de çok derin uykuda olanlar vardır ki. hangi su temizler? Ancak bir kaç damla gözyaşı. Onlar önderliğe yaraşmazlar. «Uyu ki başına bir taş vurayım. konuşan biri söze başladı. Uzaktan gelen seli gösterince de korkudan ürperir. Aksine kibrit ve benzeri şeyleri de bunlar satarmış. «Büyükler manaya bakarlar.

» şüphe yok ki hoşuna gider. bin defa da söyleseler. sana bir çok devlet ve saadetler yüz gösterir. Dikkat et ve iyi bak ki. Eğer o sözü kabul edersen. biricik şerefli insanısın. Çehremin rengi ciğer kanındandır. Çünkü onu ulular. çabuk çabuk yemek ister. Herkes iddia eder ki Kuran ve Hazreti Muhammed'in (S. belki de mevki ve. bazısı da giderken gönül açıklığı verir. o başka ama bizim yemeğimizi sınamaz. onun vuslatı herkesin eline geçmez Şeriat kadehinden sarhoşlara süt vermezler. Bugün bazıları vardır ki. Doğru sözden sıkılırlar. Bazısı gelirken. Artık beni kınamayın. benim sözlerime ahşamamakta haklıdır. kusurum çoktur. Ama derdi ve ıstırabı olan bir insan vardır ki. Tâ ki. Diyelim ki.) sözleri hep niyaz yani dilek yolu iledir. Ne kadar sabırlı olursan o lokmanın faydasını görür sonra başka bir budur. Gerekirdi ki. Bu halk. Dostun dudağının suyu şarabımdtr. başka bir derse başlamazdı. «Meclislerin bereketi niçin kaçtı?» nüktesinde işaret edilen . Mana galebesi ve bazen de mana kıtlığı! Bende bunlardan hiç biri yoktur.A. ama. mana galebesiyle dilleri tutulur. Bir kimse bir meseleyi iyice kurcalarsa iyi bir sonuca varmak onun hakkıdır.» gibi iltifatlarda bulunur. Şüphe yok ki. çünkü Nasirüddin'in mektubunu okuyordu. Bakacak olsan külahını başından düşürecek kadar erişilmez bir yükseklikten dinlerler. Onun arkasından da bin mesele çıkar. istedim ki. (M. Bir zaman îmad ağlıyordu. O bil:r gibi zorluk yiyebilmektedir. Meselâ bu bahsi bir kaç kere okuyunca bu nükteyi anlamakta Mevlânâ'nın buyurduğu çekmez ve fazla konuşmazdı. yarın asla başka bir derse başlamasın ve aynı dersi tekrar etsin. Hikmet meseledir. Fakat bu ululanma Allah hakkında utanç verici bir şey değildir. kırlara kaçmak gerektir. bahsi iyice açar ve onun manasındaki sırrı söylerim. merhamet ve yufka yürekliliğinden. niyaz ve .» derler. Orada dünya heveslerinden geçmiş erenler dem çeker Kendine tapanlara tek bir yudum bile vermezler. bunda şaşılacak ne vardır? Nihayet sana bir çift söz söyleyeyim: Bu halk nifak yolu ile konuşmaktan. bu zahir bilimlerini öğrenmeye başlasaydı. anlayış eksikliğini kendinde bilesin ve «Tam anlayamadım. o olgunluk görünüşte başka bir surettedir. Ama böylece doğruluk yolunu tuttun mu dağlara. her manada görünürler. Mevlânâ'da böyle bir hal yoktur. bahsi kavrayamadım. Ama ilk sözün zevkini kaçırmış olursun. 32) Rubai: Yüreğim aşk ateşinden kebap olmuştur. Ben konuşurken söz arasında şiir söylediğim zaman.odur ki. Doğru söylerler. Bu hususta soru sormakta da faydalar vardır. bir ders yoğrulmadıkça bütün faydaları ve zorlukları âdet haline okumadan. bana bakasın da ne söylüyorum diye anlayıp dinleyesin! Görülüyor ki o. Sen de vazın sonunda sözden kesiliyorsun. sendeki bu gönül açıklığı giderken mi yoksa gelirken mi beliriyor? Şiir: Dikkat et ki. «Sizi çok özlemiştim.» diyesin. sana o gün bir acıma hali gelir. Bütün sözlerim kibriyâ (ululuk) yönünden gelmektedir. Çünkü halk ile ikiyüzlülük yönünden geçinmek ister. fakire sorulan. Bu şaşılacak bir şey değildir. Birine desem ki: «Sen çağı mızın tek büyük adamı.ilk sözün bereketi kaçmış olur. onlarla birlikte hoşlukla vakit geçiresin. ellerimi yakalayarak. Yine olgunluk odur ki. dilek ve istek yolu ile değil. fikrin hiç değişmesin. Halbuki geçen sene onunla dosdoğru konuşmuştum. Nasıl ki «Allah Mütekebbirdir. Onda bu hal nerede olsun? Hele bende hiç yoktur. bana düşman oldu. bana akıl öğretmenin ne yeri var? Burada fayda. makam sevgisi tesiriyle ağlıyor. Çünkü bu fikirle getirebilirdi. ancak bir lokma lokma daha yersin. söz dinlerler. Eğer Allahsal bilge. Nasıl ki. ikiyüzlülükten hoşlanırlar.

Nasıl ki. Onlar dediler ki: «Maksat hasıl olduktan sonra artık ona ermek için sebep aramak yersizdir. evinin kapısına kadar götürür. onun sözü kendi aslına döner.» derler. Eğer bu onda kalmazsa. o söz geldiği yere gider. bir pul almak onu öldürmek demektir. bütün pencereleri ve kapıyı kapadıktan sonra. Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. Ben o Fılaneddin'in arkasından mı yürüyeyim? Buna selâm bile vermem. Bu Filaneddin ki. «Hüküm senindir. acaba ne konuşuyorlar diye der. mümin kişidir. ben gideyim de bir şey konuşmayın. ama hiç ürkerler» derviş. beni küfürle damgalarlar. Şüphesiz ki. Sözü dinleyen başkalarının sözünü de dinlemeye kabiliyetli olduğunu söylerse. Adamcağız bekçilere der ki: «Ben derler. Bize bu dervişten ne fayda gelir?» derler. «Kâfirdir. Her kim. Adam içeri girer. bütün ömrü bo yunca ve kıyamete kadar ona yeter. bize cehennemi öyle anlatıyorlar ki.yalvarma yolu ile dinlersen. . her vakit onu hatırlar.» Bekçiler.» diyene sorarım: «O halde niçin ulu Peygambere uymuyorsun? O büyük kerem sahibi. biz de sana yapacağımızı yaparız. Halbuki kurtuluş doğruluktadır.» buyurdular. onlara hakikat tamamiyle yüz göstermiş ve onlarda velilik. mertçe ve uyanık davranır. Zındıklarla yoldaşlık hoştur. Bütün bununla beraber namazın zahirde terkedilmiş olması onlar için bir eksikliktir. öteki sordu. onda kurtuluş müjdesi vardır. Ben evime (M.konuşmaktan maksadın hem gönüllerin onu kabul etmesi hem de senin gönüllerde şirin görünmen içindi.A. «Gel göster o adamları nerede?» onları göreyim. bilgisizlik yönünden karşılık vermesin! Halka.» Onların sandıkları gibi bunu bir an için doğru farzedelim. Bir söz ki. medreseye gelmez misin?» dediler. dinleyenlerin korkudan ödleri patlasın. bu meclis hoşuna gider. Anahtarı hırsızlara mı vermelidir? Hırsızlarla dostluk etmenin hoş olacağına inanıyor musun? Kendine güvenen evi hırsızlara bırakır. Hazreti Muhammed (S. o. İster o tarafa gidin. bir adamı bekçiler yakalamışlar. «Siz burada oturun.» derse onun boynunu vurur. Acizlerin sözü bizim sözümüze uymaz. Çünkü onlar zındık olduklarını bilirler. aşağıya seslenir: geldim. onun veliliği hiç şüphe götürmez bir şekilde dürüst olurdu. Ben garibim. Bakar ki hiç «Söylediğim adamları bulamadım. ister bu tarafa!» yapacağını yaptın.» Dervişten kendi kendine der ki: «Eğer beni döverlerse buna dayanamam. Tekkeyi öyle insanlar için yapmışlardır ki.» dedim ve bilmiyorum.). her ne söylersen bizden bir cevap ve itiraz yoktur» dedi. kurtuluş ve müjde sözleri boş geliyor. «Okuma olmadan namaz olmaz ve yine kalp huzuru olmadan namaz olmaz. Bir halet de yoktur. Adam cevap verir: «Artık başınızı duvara vurun. Senin soru sormak ve. Eğer ses çıkarırsanız onlar şüphelenirler. bu sefer onları tutsak eder. Bundan sonra yüzünü Mevlânâ Selâhaddin Zerkub'a çevirdi. isteyeceğinizi onlardan isteyin. garibin yeri de kervansaraydır. dış görünüşü. Ama ona yetişemezler. 34) Söz dinlemeye kabiliyetli kimse bulunmazsa. kızgın: «Alçak adam bize gitmiyorlar. «Peki. oturur.» derler. öyle istiyoruz ki bize. Sana gelen bu kemal ve olgunluk hali önce Allah resulü Hazreti Muhammed'e de gelmişti. «Bekçiler de. o. ancak evi gözetler. Söz arasında onları anlayabilsem de bahse ve tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. zahiri korur. onların pişmekten ve iş görmekten pervası yoktur. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. Hattâ kıyamette de. başını damdan aşağı sarkıtan o dervişin dediği gibi olur. O köşecikte bir kervansarayda idim. «Tekkeye gelmiyor musun?» «Ben kendimi tekkeye lâyık görmüyorum. Muhammed Güyanî. surette gönül hoşluğuna erenlerin artık namaza ihtiyaçları yoktuf. Mevlânâ Selâhaddin. onun veliliği henüz açıklanmamıştır. Nasıl ki. Dervişin hayalinde bu dernek hoş görünür. gönül rahatlığına kavuşur. Ama bendeki feragat onda yoktur. «Böyle değildir. gönül hoşluğu kalp huzuru baş göstermiş diyelim. Ama iş tersine olup da bundan yüreklere bir üzüntü gelince ve bu üzüntünün ıstırabı da sana ait olunca gönül buna razı olmuyor. «Nasıl konuşuyorum?» dedi. aşağıda bekliyorlar. öldürürler. (M. «Evet bu gönül hoşluğu hali Hazreti Peygamberde de hasıl oldu. söz söylemekten de. müjdeleyici ve korku verici eşsiz Peygamberin. onların hoşuna gitmiyor. dinlemekten de acizdir. O ana kadar bekçilerin tutsağı olan sizi. Ben onlardan değilim. Sırat köprüsünde de. Kapıyı açmak için anahtar istiyorsun. Sonra. Adamcağız bir şeyimi alırlarsa iş daha berbat olur. Bu söz de kendi yerine gider. O. Onların zamanları değerlidir. elli kişinin toplandığı bir meclise götüreyim. tâ Hakka kavuşuncaya kadar. dama çıkar. kendi imanı ile doludur. on lara cehennemliklerin sözü daha tatlı geliyor. o parlak hakikat ışığının izinden niçin yürümüyorsun?» Eğer burada Allah velilerinden biri olsaydı. 33) Bir zümre sandılar ki. Onlarla önce dost olur. gönlü ona yönelir ve o meclisten ürkmez. Eğer söz ona kalırsa. «Bu adam doğru söylüyor.

Yani ona perdelenmek ve yabancılık yüzünden öyle bir hal gelir fei. onun şeyhinden ayrı düşmesi zarar vermez. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürdedir. Ne zaman karanlık artar ve mürşit sana çirkin görünürse. Şu halde bu âlemde kime tapıyorlar? «Bana burhan göster!» diyorsun. Başları döner. Cennet bahçesi çepeçevre dikenliktir. Nasıl ki. Padişah. Sen o Mecusî değilsin. Ama ondan daha yüksek bir söz söylemek gerekir. kendisini arayanlardan kaçtığını söylese ve «Ben ancak sığınacak yer olarak seni buldum. O lâtif yol uygunsuz görünür. şu miskinin başım şu adamın elinden kurtar. ya yol yoktur derler. ayıpları örter. Bir gün Al-lahtan olacak ki. Ancak onlar bizim konuşma tarzımızı bilmezler. Gam çekme. «Allahaşkına.» buyuruldu. Cenhennemin çepeçevre dikenliği. öldüreceğim onu. Beni koru!» dese. «Ben onu öldüreceğim. O sevgiden ve aydınlık âleminden söz açamaz.» «Bugün kaç azası var?» dediler. cevap verdi: «Bu adamın her azası bin dinar değer. Bir Yahudi bile onu fırlatır. Ama bir zındıktan. halden habersiz olur ve nefsini idare etmek yolunu tutar. Her neye değerse karartır. O beni bulur ve benden gönül hoşluğu arar. «Müslüman. «Onu bana getirin!» dedi. Mademki karanlık başlamıştır. başkalarını hoş etsin. Sık sık Peygamberden cehennemi sorar. «Cennetlik kulların bir çoğu gafillerdendir. Adamın biri her güreştiği pehlivana yenilirdi. Yalancı pehlivan. ancak çekilen zahmetler ölçüsünde elde edilir. Her ne bulursa. ömründe hiç kimseyle dövüşmemişti. Evet yol uzaktır ama bir kere yürümeye koyulunca son derece coşkunluk ve neşe içinde yolun uzaklığı görünmez olur. burhandan Hakkı arıyorlar. Emir Kabus da: «Yücelikler. O zavallı çaresiz kaldı diye onu niçin öldürüyorsun?» «Hayır. Müslümansın.» nüktesinin aydınlığı ile bulur. Ama başkalarım hoş etmek Allahnın işidir. Ama âlemde kâfir nerede? Ona secde edeyim. «Ama niçin Padişaha nerede güreş tuttunsa bütün cihan seni yendi.» diyorsan daima hoş kal! Mertlik odur ki. «Bir adam dinini kuvvetlendirirse belâsı da artar. Eğer bu yolun hoşluğunu tefsir edecek olsam parlak düşmez. tasalanma. bu zavallıyı yere vurunca dayanamadı. Sen gerçi Müslümansın fakat bu kadarcıkla yetinme.» buyurulmuştur.» demiştir.» dediler. Bir tesadüfle oradan geçiyordu. kullukta ileri bir hatundu. Ulu Allahnın kutlu kitabında buyurduğu. . Evet Allah kulları hep kendilerini hoş edebilirler. müminsin. Çünkü onların çok uyanık ve akıllı olmaları. kendilerine perde olmuştur. o da Müslümanlığa heves eder. O bilgi ve düşünce erlerinin her hayalinden. bütün ömrümde ancak bir adamı yere vurdum. Bunlar beni tanımıyorlar. Ama burnumuza gelen cennet 'kokusu sevgi-linin haberini âşıka ulaştırınca. bir zavallıyı yere vurdu. ona karşı. yere atardı. Bütün bu söylediklerimizle beraber. Adamı getirdiler. ama burunlara ateş kokusu gelir. Nasıl ki. Sen nasılsın? Bu söz hoşuna gitti mi? «Hoşum. daha da Müslüman ol! Her Müslümanın bir zındığı. «Bu adam sana ne yaptı ki?» dediler ve ilâve dedi. Çünkü Padişahın ona teveccühü vardı. Müslüman insanı incitmez. Hicap ve perde olmadığı zamanlarda. umutsuzluğa düşme! Karanlığın uzamasından. bir ejderhanın nefesi gibi öldürücü bir zehir olur. kendi nefsini hoş eder. «Uzun gecelerde Allahyı teşbih et. çünkü. hep gül ve reyhan kokar. «Cennet kötülüklerle çevrelenmiştir. Onu niçin öldürmeyeyim?» Nihayet gittiler. Onlar Ye'cuc nesli gibi. bir kere olgunlaştı mı. «Ona ruhumdan üfledim. Müslümanı (M.» Çünkü insanoğlunda iki sıfat vardır. yani hak yolunun yolcusu olgunlaşmadıkça hevasına uymaktan kurtulamaz. Dinini incelten.» buyuruldu. Müslümanlık yolu bulursun. Benden burhan ve delil istiyorlar. her zındığın da bir Müslümanı olmak gerektir. Çünkü soğuk bir nefes onu o anda soğutur. Bu. gerektirki bu zamanlarda onu ciddi olarak anasın ve o perdenin aradan kalkması için çalışasın. Biri niyazdır ki bu sıfattan umutlan! Bekle ki.» demezsin. ama Haktan burhan istemiyorlar. mürit.» dedi. Aranılanın sonu nedir? Arayanı anlamak. o zevk ve nur kendiliğinden harekete geçer. İkinci sıfat da niyazsızlıktır. senin evine sığınarak. Cehennemlik insanların çoğu da bu filozoflardan ve bilginlerdendir. Meselâ bir keşiş.» öldürüyorsun?» «Ben. Şeyhin gözünden uzak olmak onun için uygun düşmez. Sen kendini aptal yerine koy.» dedi. muradın çehresi sana görünsün. Biri dedi ki: «Ben kâfirim!» Sen müslümansın! Müslümanlık kâfirde de vardır. sana buseler vereyim. Sordular.» demişlerdir. Yani. «Ben kâfirim. Benden gönül açıklığı istiyen ancak bir Mecusîdir. «Aranılanın son merhalesi arayandır. 35) öldürse bile aman verilmez. ancak onu korursun. Arayanın sonu nedir? Aranılanı yakalamak. Her ne kadar nefsini başka türlü göstermek istese de. bir Müslümanı öldürse. ona yaklaşmaya daha çok çalış. adamcağızın ettiler: «Sen her gırtlağına yapıştı. Diyorlar ki: Bize Mevlânâ Şemseddin'den gönül açıklığı gelmiyor.» derler. hemen yerinden sıçradı. yahut da yolun uzak olduğunu söylerler. Bir adam da vardır ki. «Kendisinden yüz dinar al da onu bırak. Pehlivan.Fatıma (Allah ondan hoşnut olsun) bilgin değildi ama zahide idi. Şu cevabı verdi: «Niyaz yolundan giden adamın değeri belli olmaz. Ama mürit. uzun gecelerden sonra aydınlık günler başlar. o dikenlik pek hoş olur. mürit ile mürşit arasına perde girince o gece demektir. Bazan Müslümandan hiç bir Müslümanlık nişanı ve yolu bulamazsın. Ola ki. ondan bilgi edinmek isterdi. Niyazsızlıktan ne umarsın? Niyazın sonu nedir? Niyazsızı bulmak. biçarenin biriydi. zayıflatan adamın da belâsı hafifler. on hayal doğar.» de ki.

ancak iman ülkesinin savaştan Korunmuş olduğunu görürse peçesini açar. hep altın olur. ansızın gamlanır. Nasıl ki Hazreti Peygamber. Ona kılavuzluk gerekmez. bütün bu halk ve bizler hep öküz. 37) zümre de vardır ki. Eğer bütün bunlar senin için olağan şeyler değilse. Deryanın âdeti. Kuran'ın zahiri manasını doğru söylemiyorlar. el ayak oynatmazsa. Onlarda iman nuru olsaydı nasıl olur da binlerce para verir. güzel. bazıları sence olağan şeylerdendir. bilgi eksikliğinden söylemiş olsun. Şimdi önce onu öldürmesinde ve sonra da su üstüne çıkarmasında şu nükteye işaret vardır: Yeryüzünde yürüyen bir ölüyü görmek istiyen varsa. Eğer bir kimsede. Başka bir (M. Hattâ malûm olmaktan da ileri giderek. ne de yakın meleklerden biri sokulabilir. Ona ne desen içi coşar. Birinin sırtında hırka. Allanın kullarından bir kuldur. (M.» diyecekler. Bugün. cehenneme yaraşır. dirileri batırmak ve öldürmektir. Kadılıktan ve mansıptan. renk ve kokularını kaybetmişlerdir. başında külah görünce de. Hakkın lezzetiyle mest olmuştur. o. 36) «Bu imamlar. ama olgunlaşınca ona güneşten hiç bir zarar gelmez. bu vahiy sırasında. onun yoldan çıktığına karar verirler. pek ergin bir adam olmalı. kadılık ve mansıplar satın alırlardı?» diyebilir. O deniz. Çünkü sarhoştur. mevkiden kaçan kimse Allah için kaçar.» Allanın Hazreti Ömerin lisaniyle söylediği gibi.» diye bağırdı. Bu nükteyi söyleyen adam. Ben yolda söz söylemem. Ama öyle zehirsiz yılanlardan değil. Ama iyice olgunlaşınca kar altında bile beslenir. Fakat onun benliği hep iyilikle dolu olunca bu takdirde lütfü galip olur. Hak yolcusu. Yılanı anlayan dostu da onu tanır. denize düşen kimse yüzmek bilmezse. Zina edenlere dosdoğru sopa atarlar. Hoşa gitmeyen haberler duyarsa gevşer. gıybet eden kimse riyazatla hafifleşerek havada uçsa bile kurtulamaz. Bedir çenginden gitmişler. Başka sebepten değil. Ama mest olup da o ayıklığa eremeyen-lerin lütfü kahrıyle beraberdir. Allahın öyle kulları vardır ki. kavrulmasın.» buyurmuştur. O birinin hırkasını soyarsan. Yoksa neva ve heves ateşi ile değil. bir neşe gelir. bu saatte olmasa bile gelecek bir zamanda olacaktır. meyhanede zina eden adamın yaptığı iş onun işinden farksızdır. 70) Ama iş böyle olunca. Tâ ki. Allah kelâmıdır. İyice tatlılaşıncaya kadar bağ bekçisi onu kıştan korur. başkalarını nasıl ayıltab'lir? Fakat bu sarhoşluğun ötesinde bir ayıklık vardır. . bana hal olmuştur. Kimyanın kemali de böyle olmalıdır. iman nuru dolayısiyle kaçar. sonra ansızın ona bir gönül açıklığı. «Allah onların kötülüklerini iyi amellerle değiştirir. Benim vücudum öyle bir kimyadır ki. görünebilir. Nasıl ki önce de anlatmıştık. fakat kafası dünya işleri ile meşgul ise. çünkü o soğumuştu. bir kimsenin iyilik tarafına yöneldiğini görünce onun iyi olacağına hükmederler. eşek gibi dört ayaklı hayvanlardan sayılırız. Kara topraktan filizlenmiş. «Aramıza. o şeyh. Onun getirdiği müjde hoştur. «Olabilir ki. hararetlenir. O Ermeni diyordu ki: «Ne mutlu o kimseye ki hep seninle beraberdir. sebeplere ve işaretlere bağlanmıştır.» (Fürkan sûresi. cana can katan bir su ile beslenmiştir. onlar Allahm celâl sıfatının nuru ile bakarlar.» Başka bir gün de başka bir kâfir diyordu ki: «Bu senin söylediğin söze göre. Çünkü Kuran'ın zahiri manası da iman nuru ile bilinir. onda coşkunluk yoktur. Peygambere. aslan bile olsa deniz onun kuvvetini kırar ve öldürür. Ama boğulup öldükten sonra da onu üstüne çıkarır ve ona hammallık eder. Çoktan beri bana her şey malûm olmuştur.Alaeddinoğlu sordu: «Hoşluk nedir?» Dedim ki: «Şimdi sizin yanınızda bir tanıtma yapacağım. Cehennem ondan utanç duymaz. Bakırın önünde benimle beraberdir. belki zehir saçan bir dağ yılanı. Allah kelâmı da tam ve kâmil olur. Cebrail ile de vahiy gelirdi. Bunu o çömez için söylüyorum ki hararetlensin. Velilere ancak bir yoldan gelir. bakır üzerine dökmeye hacet yoktur. hem iyilik libası hem de manevî olgunluk olursa o zaman nur üstünde nur olur. Eğer bir kimse mihrapta namaza durmuş. Eğer bu pir onu an-lasaydı bu yalancı şahitliği niçin yapardı? Ben görüyorum ki. Ebubekr-i Sıddık'a baksın. Kendinden söylediği o söz. ne bir kitap sahibi peygamber. Henüz olgunlaşmamış olan üzümü güneş ile bulut arasında korumak gerektir. Bu kemal mertebesine eren kimse de Allah nuruna batmış. çömez bu sözlerle coşar. Şiir: Hazret! Kuran'ın gelini.» Ama yeni çömez ki henüz yola çıkmıştır. Dedim ki: «Benim karşımda inşallah demek yoktur.» «înşallah cennetlik olurum. Adamın biri bir etek altın vererek yılancıdan bir yılan satın alır. O sanır ki. cennete lâyık bir adam görürsün. abasını çıkaracak olsan. Ateşi de bana erişmemiştir. kalp yoluyla da. Sonra aba altında gizlenmiş bir adam vardır ki. Bunlar tövbe ederlerse. o bundan ürkecektir. Ola ki. Bu ayıklığa erişen kimselerin lütfü kahırdan üstün olur.

Ama hangi fayda? Bir âlemde ki. sana değil.Senin gönlünde kendimi evvelce gördüğüm gibi göremiyorum. bundan Nil suyunun . şüpheden kurtuldun en sonunda. Elbet-de fayda verir ve şaşmaz. Vaiz da. tıpkı. «Maruf ve maşuk kimdir?» dedim. bundan hoşlanan kimse. Hak ehli kişilerin şefaatine işaret etme li. Allah gönlünde bizi şirin göstersin. Allahdan senin için mağfiret dileyeceğim. ekin ekilmeye lâyık değildir. En az sadaka da. Benim o sözlerimin de hiç bir ziyanı yoktur. dua etsinler.» dedi. ben onun üzerinde bir tüy bile değildim.» dedi. Hekimin böyle bir hastayla boşuna uğraşması cehalet olur. O derviş der ki: «Biz her vakit ariflere âşığız. bir zümre ondan mahrum değildir. Taptığın şüphe putu yerinde durmaktadır! Kendini başkalarından üstün gören. (M. Ben sana «Bir emir verdim niçin yapmadın?» diye sordum. «Evet orası öyledir. Ona. buyurulmadı mı? Hazreti İbrahim'in babası oğlunu azarladı. sayılmış ceviz gibi hesaplıdır. Hâşâ karısına niçin bir şey söyleyemiyor. «Selâm sana. Çiftçinin biri toprağa birşeyler ekiyordu. Çocuk. yüz fırsatın elden gitmesine sebep olur. iki yüzlülük ettim. Ne olurdu bilseydim kimlerdir cahil! Şiir: Diyelim ki. belki faydası vardır. Bir yavaş davranış ve aldırış etmemek. sanırlar ki kendilerine havale edilen işi daha çabuk başarırlar. Hekime deseler ki: «Şu hastayı tedavi ediyorsun. «O halde. Öğüt vermek mümkün olmayınca.» Şeyhlik feragattir. Şiir: Mademki nefsini bilmekte herkes gafil.. ama daha önce niçin ölen babanı ve oğlunu tedavi etmedin?» Hazreti Muhammed'e (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun). Çünkü veren derhal onu kıskanır. dua edelim. Şeyhin yaptığı iş. elimizi duaya kaldıralım. Dostlara da tavsiye edelim ki. başkalarının görebileceği şekilde verilmiş olandır.» Hastalıklar da vardır ki. Onu ihmal etmek de merhametsizlik olur. çocukluk ettiğini bilseydi bunu asla yapmazdı.» dedim.» dedi. «Bana bir daha böyle öğütler vermeye kalkışma. Hakkın. Bundan sonra işimiz bu olacaktır. «Bugün maşuk sensin. «Niçin evinin bitişiğindeki yerleri ekmiyorsun?» dediler. Ama öteki âleme yarın zevk ve neşe ile gitmene nasıl yardım edebilirdik? Herkes orada kendi ıstırabı ile kapıda kalır. dediler ki: «Niçin amcan Ebulehebi o sapkınlık zindanından aydınlığa çıkaramadın?» Şöyle buyurdular: «Hastalıklar vardır ki tedavisi mümkün değildir. O zaman Şeyhin vaızda söylediği sözler. 38) Şeyh. Halbuki o çabuk başarılacak işi. Kendiliklerinden bir iş yaparlar. Ariflerin sözünü söyledim. gerektir ki daha önce yaptığından fazla ibadet etsin. bir kaç curcuna çalar. o işin başlangıcında gösterilecek bir ihmal. taşa bile tesir eder. ama kendi nefsine hiç öğüt vermez. «Sen nasıl hükmediyorsun?» Cevap verdi: «Ben hükmü manen falan üzerine verdim. Bana dedi ki: «Ben mazeretimi söyledim. derman ve tedavi kabul eder.» dedi. Eğer bu öğüt verme sevdasından geri durmazsan. Nil nehrinin suyu bir gün Kıptiye kan görünürse. vaiz ederken biri diyordu ki: «Bu ne öğütlerdir? Mimberden bir kaç terane söyler. «Benim söylediğim şeyleri yapmış olsaydın ıstıraptan kurtulurdun.» dedim.» Gerçi biz seni bu âlemde o elemlerden kurtarsaydık hoşuna giderdi. Sadakanın en makbulü başkaları görmeden verilendir. «Orası çoraktır.» O halde.» «Öyle ama. Her kim tyizim dostumuz olduysa. yüz fersah uzaklaştırmış olurlar. maşuk üzerine hüküm erişmez. îçimden gelen bir ses bana diyordu ki. Ama bu daima beni sorguya çekiyor. O filan kadının kendisine güldüğüne hükmeder ama bilmez ki orası gülecek yer değildir..» diyen zavallıya benzer.» Ben o mazereti kabul etmedim. bir gün sen demiyor muydun ki. Ama sohbet için söylemiyorum.» (Meryem sûresi). seni taşlattırırım. «Ölen filan kadın. teneşirde gülüyordu. Niçin kendi çocuklarına bunu anlatmıyor? Böyle yapsaydı onlar da böyle olmazlardı. Bazıları da bu işleri yapar. lar ama bir faydasını göremezler ve kusuru şeyhe yükletirler.

o korkunç aslandır. «Hayırdır inşallah. bundan hoşlanır. şefkat gölgesinde hoşça uyumaktasın. O daima meşguldür. Onu niçin bu kadar yükseltiyorlar? Ben şundan korkuyorum ki.ne suçu var? Davut Peygamberinin tatlı sesi anlamayanın hoşuna gitmez. bu halden sakın. Sonra da bu hali rüyada görüyorsun. Rüyada bir söz konuşuyorum. hep birden. ikiyüzlü konuşmasından.» dedi. Sevgilisi dedi ki: «Biz kendi milletimizden başkalarını bir ejderha gibi görürüz. Nasıl ki bir adam Allahnın kendisine bir çocuk vermesini umar. Mecusî kızı bir gün sordu: «Sen benim Âşık çaresiz kaldı. her yerde onu kovalardı. Âşık. Başkalarını da yoldan çıka rıyordun. onları birer birer bana anlatıyor. Ben bu vefayı hiç bir millette görmedim. Çarçabuk çevresinde dolanarak geçirir. Bunlar hikâyeyi anlattılar ve dediler ki: «Bizim aramızda birlik ve beraberlik vardır. korkunun bu noktada olduğunu bilmez. Her kimde mutsuzluk varsa. onu aydınlatır. öğüt sözleri onu karartır. Çünkü Şeyhi görmek onun isteği olmadan mümkün değildir. «Artık gidiyorum. Sebep açıktır. sözlerime saygı göster ki sen de saygı göres:n! îman ve itikattan kendinde bulunduğunu iddia ettiğin şeyleri kuvvetlendirmiş olasın. sevgilisinin tıpkı içlerinden biri bir Mecusî kızına âşık olan on sofunun hikâyesine benzer.si budur. ama Şeyhi görmüyorsun. etrafımda niçin dolaşıyorsun?» Âşık halini anlattı. bundan o sesin değerine bir eksiklik gelir mi? Şiir: Güneşin ışığına bir zarar gelir mi hiç! Göremezse ne çıkar kör Yahudinin gözü? Eğer bugün benim sözlerim hoşuna gitmiyorsa. onlara veda edecekti. :Şeyh. yumuşak ve tatlı sözler söylemesinden zevk duyar. «Bir zünnâr satın alayım. onlara dedi ki: «Ben o toplumun kuluyum. Kendi görüşüne ve babalarının görüşüne tanıklık etmiş olasın. «Sen so filerin büyüsüne kapılarak nasıl kendi dinini yıkıyorsun?» dediler. ancak kendisiyle nifak üzere olmasından. çünkü genç bir erkektir. işi Yâsin'e kalmıştır. bu şefkatten daha fazla ne yapılabilir? Bu. Çünkü aralarında böyle bir vefa ve bağlantı vardır.» Mecusî kızının gönlüne bir ateş düştü. kendi zünnârını koparıp attı. 39) Sen şahlardan ancak onların ikramlarını gördüğün zaman kork. Ancak onun zannına göre: Şiir: . Beni kötülüyor. alçalmanın netice-. ona çirkin gelirse. Benim sana lâyık olacağıma nasıl umutlanabilirsin?» arkadaşlarının yanına gitti. Aynasındaki pasları artırır. şefkat sona ersin. düşürüyordun. Halbuki. Bu suretle kendini de düşürmüş oldun. bu saatte sen ayrılık eleminden gafil.» Arkadaşlar. ne de uyanıkken onu göremezsin. «Biz de bunu uygun görüyoruz. Yazıklar olsun o hastaya ki. Nihayet bizler ayrı ayn vücutlarda tek bir ruh değil miyiz?» dediler. onu kınamaya başladılar. Önce yapmış olduğun hizmetler. Eğer böyle sözler söylerse. Ama sen o umudu bu umutla nasıl karşılaştırabilirsin? Bu ilk zavallının umutsuzluğu. belime bağlıyayım. göstermiş olduğun saygılar hep körlüktendi. ne rüyada. Ne sözünde. bu ne hal?» dediler. Yine de Şeyhi gerçeklemiyorlar. bütün gününü tapınakta. aksine olarak edepsizlik ediyordun.» Kızın babası ve yakınları toplandılar. Şiir: Aslanın dişlerini açık gördüğün zaman Sakın gülüyor sanma sana. Acaba hangi maksatla onu gerçeklemiyorlar? O maksadı bir avcunun içine koysun. Derviş hikâyeyi anlattı. Sonra bir kıyaslama yapsın! Hangisi hangisinden daha değerlidir? Şeyhin zevk dolu bir âlemi vardır. ne işinde ona inanmak istemiyorlar. O öyle aynalardandır ki cilâlandıkça pası artar. Şeyhten umduğu şeyi de öteki avcunun içine. (M. Mecusî kızı bunları görünce birlikte gelmelerinin sebebini sordu. Müridin son haliyle meşgul olmaz mı? Böyle bir hayat içinde bu uygunluktan. genç bir kadını vardır. On tane zünnâr alalım. o Padişahlığa yaraşan bir konuşma tarzıdır. onlardan daima kaçınırız. düşkünlüğün. Ama padişahın hiddet ve şiddetle kendisine sert sözler söylemesinden korkusu yoktur. Nihayet çürük bir umut kalır sende. Yani bütün umulacak şeylerden uzak kuru bir umut. Kız cevap verdi: «Benim gördüğümü siz de görseydiniz! Nice yüzlerce insan bunların âşığı olmaz mı?» Her kimin aslında mutluluk varsa öğüt ona cila verir. Yani •o Şeyhten. Öyle bir hareket yapıyorsun ki. Çünkü körlüğüne ve tembelliğine tanıklık etmiş oluyordun ki. Şeyhin kendisine karşı beslediği şefkatin arkası kesilmesinden ileri gelmiştir. hepimiz birden belimize bağlayalım. şefkatin kesilmesidir.

41) Herkes etrafına toplanır. Allah bana yabancılarla geçinebilmek için sabır ve tahammül vermiştir. ötekinin eline yapışınca her ikisi birden çukuru boylarlar. bundan sonra da sonuna kadar devam edeceğini gösterir. Her ikisi de bir adamın eşeğini. Zavallı şarkıcı da zanneder ki sesi adamın hoşuna gidiyor. halvete çeker. halka işaret eder. o da aynı şekilde. «Elini uzat!» der. Geç vakitlere kadar bu hali seyrederler. Vaizin biri halka öğüt verirken onlan evlenmeye teşvik ediyor. gitmek zamanında. «Bu ses filanın sesine benziyor. Halk etrafına toplanır. ibrahim Peygamber zamanından Hazreti Muhammed'in kutlu çağına kadar Fi edatı isimleri cer eder. O diyordu ki: «O gün kuyuya bir taş attım. Biri yanına gelir. «Kardeşim. Tövbe edersin ama acaba senin her gün tövbe etmek âdetin var mı? Kardeşi ahlâksız olan adamın hikâyesi gariptir. Kör gramerci bir gün bir pislik çukuruna düşer. bozuk bir maksat uğruna bu kadar gayret sarfedeceğine. Halk.» demiş. Bir kimse belirli bir yoldan bir 'kazanç elde ederse o yola sıkı sarılır. Çünkü mutluluk yolunun cefaya dayanmak olduğunu bilir. Birinin gözünde biraz sulanma vardı. Ama adamın kuvveti yetmez. «Bu adam böyle adamlardan değil.» diye düşünür. herkes. Aksaray yolunun başına. Şarkısını tekrar eder. Yani bu sonuncu ikram. 40) daha uygun olur. benim dileğim budur. sen bizlerdensin. Öteki. bize onu anlatmak. Nihayet bir gün biri ötekine sordu: «Yahu sen kimsin? Bu kadar elçabuk-luğıınu nereden öğrendin?» «Ben Cuha'ymı. Gramerci yine nağralar atar.» derler. toz kaçmıştı. öteye beriye savurmuş. Kardeşi nihayet dayanamamış. şehrin etrafını dolaştırır. Hatırlıyor musun?» «Ben çok iyi hatırlarım. Böylece bir sözcükteki gramer bozukluğunu o kadar dik katle gören adam. ona. ikinci defa. Gramerci. nağralar atar. «Ona ga-yıp âleminden sesler geliyor. Söylediklerini onlara helâl ettim. Yani hemen tecrübe edilmiş yolu tutar ve arkadaşlarıyle dürüst geçinir. «Ey Eba Ömer sen pislik içine düşmüşsün!» der. eski pabuçlara pamuk mu tıkayacağız. Yoldaşlarını bilgisiz ve aptal görmez ve öyle bir zanda bulunmaz. kesesini çalmışlardı. Aman şu gözüme bir ilâç koyun diyordu. esreyle okunur.» der. Gündüz olunca biri karşısına çıkar. O kuvvet bir serma> yedir.» diye geçip gidiyorlardı.» Başka biri gelir. Biraz sakinleşince. «Beni soydular!» diye sızlanıyordu. «Geç!» der. bu sırrı onunla birlikte öğrenelim. Bu adamı her gün kötü bir iş üzerinde yakalarlar. «Canım başım hakkı için doğru söylüyorsun. Böylece her ikisi de birbirleriyle yoldaş oldular. «Dinleyin ey Müslümanlar!» der. Kadınlara da mimberin önüne giderek koca istemeleri için ayrıca . Nasıl ki yine bir gramerci. öteki onun ne söylediğini bilir ve ona çok cefa eder. Hakikatte onun sesini bilmez. kardeşinin eşeğinin yükünü indirerek onu eşeğe ters bindirirlermiş. İşimi çabuk bitir.» der. Öteki de uyuşma yolunu tutar ama uyuşmanın ne olduğunu bilmez. şarkıcıdan bir nağme dinler elbisesini parçalar. Maksat sen idin. önce ettiğin ikramın. Şimdi. Her ne zaman biri bir elçabukluğu gösterse. Herkes. işinde şaşıran kimsenin de bir ip ucu yakalaması iyi olur. Gramerci üstünü başını parçalamış. «Ver elini. var kuvvetini ebediyet ülkesini kazanmak uğruna. Bu hitap gramer kurallarına uygun olmadığı için gramerci kızar.» diye seslenir. Demiyorlar ki. Ama dost ile düşüp kalkmak (M. «öyleyse tut şu elimi. üzerine sular ve gülsuyu serperler. öteki de aynı yankesiciliği ve elçabukluğunu gösterir ve arkadaşının hünerine karşı daha üstün gelirdi. Nasıl ki bir kimse muhtaç olmadığı bir şeyi satın alırsa sonunda muhtaç olduğu şeyleri satmak zorunda kalır. hakikat yolunda har casa onun zevki ne büyük olur. Bir gün her ikisi de birbirlerini gördüler ama tanıyamadılar. bizimle büyükler arasındaki fark şudur ki. Ey hoca! O köhne yırtık pabuçları bir zaman hamamda giyerdim. Halbuki bu şarkıcı harfi-cerden sonra gelen kelimeyi üstün okudu. Cuha'nın şöhretini duymuştu.» dedi. Çünkü emellerine bu yoldan erişmiştir. Rebap üstadı Ebubekr. Adam cevap ver?r: ««Nasıl aklım başımdan gitmez ki! Nuh devrinden. düştüğü pislik çukurunu göremez. benim onlarla ne işim var?» Misafire iki kere ikram etmek gerek. Bir gün. kadı adamın elinden tutar. Gramerci onu da aynı sözlerle savar. Cefadan kaçan insan bir kör gramerciye benzer. Sanatlarını karşılıklı olarak birbirlerine gösterdiler. Malı çalınan adam. Sana bu aşk ve neşe hali nereden geldi?» der. Bu tablayı da çaldılar. Bütün gece sabaha kadar o berbat yerde çöplükler içinde bekler de kimsenin elini tutmaz.Ey can bana bir görün bitmeden son nefesim. bu konuda birtakım hadisler de anlatıyordu.» Şimdi. sıkıntısından boynuna bir tabla astı. Bunlardan biri ötekine daima saygı gösterir. «Yaa! O halde doğru söylüyorsun!» Böylece gönül ehli iki derviş yoldaş olurlar. Üçüncü bir adam. bizim içimiz ne ise dışımız da odur. artık kesilsin sesim! Bir âşık gerektir ki. çırılçıplak bir haldedir. «Bizim işimiz var. o kervansarayın yanına gittik. Orada bulunan kimselerle beraber kadı bu halden hayret ederler. O mutluluk yolunu Güneş yuvarlağından daha aydın görür ve bilir. o dilek aşikârdır. (M. «Sen bizlerden değilsin. madem ki sen daima bu kötülükte sebat edeceksin artık sana bir eşek satın almak gerektir. bizi uyandırmak istiyor. elbisesini. o sese kulak verir.

hangisini istiyorsun?» dedi. öteki müminler hakkında farzdır ama Ebubekr . onların nazarları Hazreti Peygamberi bıktıracak bir hale gelmişti. kâh dolap çevirir.» «Evet doğru ama. sen de o kadar nazenin bir şey değilsin ki. «Beğendim!» dedi. O uykuda sofinin işi tamam olmuş. onu her nereye gitse daima beraberinde taşımaya başladı. sağlam duvarlara benzeyen îslâm fedaileri.» dedi. yanında saklıyorsun?» Sofî şu cevabı verdi: «Bu mezarda da benimle beraber kalacak.» der? Gaza. öküz çobanlığı yapmak ona yaraşmaz. Yıllar yılı umutsuz kalmış. «Sofu vaktine bağlı bir insandır. bu delikanlı kişizade bir gence benziyor. Müslüman gaziler onun karşısına çıkmaktan utanç duyuyorlar da ondan. «Beni ara sıra ziyaret et ki. Ebubekr'in gözbebeği oğludur. «Ey avratlar. Hazreti Ebubekr de geri döndü. «Bir öküzüm var. Dostların sana yâr olmasından bir fayda göremezsin! İhtiyarlık ve umutsuzluk günleri gelip çattıktan sonra. gazada dışarı çıkma. kırda. pazarda.» anlamında bir hadis daha vardır. Delikanlı. Onu sen biz'm için koru. O lâtif ve arık derviş bütün gün o kerpici saklardı. çabuk kararını ver. «Bak yüzüne delikanlı!» dedi. Değirmene buğday götürür. «Ey hatun kişi! Dünyalıktan neyin var?» Kadın cevap verdi: «Bir eşekciğim var. Sordular: «Bunu niçin bir köşeye bırakmıyor. Vaiz yüzünü kadınlar tarafına çevirdi. Çünkü ben bir şey kaybetmiştim. onun kazancıyle geçinirim. Kadının biri ayağa kalktı.» dedi. Ebubekr. «Nasıl beğendin mi?» diye sordu. Misafirlikte. «Ama. çöpçatanlığa davet ediyor. Hazreti Muhammed'le taht üzerinde birlikte oturuyorlardı. bizim sahbeti-mizden ayrılma. Çünkü onu gazalarda bile yanından ayırmak istemezler. sevgi artsın. Vaiz erkeğe dönerek. Vaiz delikanlıya döndü: «Artık bunlardan birini seçmek sana düşer. Eski umutlarını hatırladı ve çok ağladı. aranızda bu adamı isteyen var mı?» dedi. fakat tekrar umutsuzluğa uğramış ve böylece yüzlerce binlerce bu kararsızlık içinde çırpınmıştım. Hiç kimse buna cesaret edemiyordu. Şiir: Her işin belirli vakti gelip çalmadıkça.» dedi ve devam etti: «Daha başka isteklisi yok mu?» «Var.» dediler. Çünkü bunlar Peygamberin sohbetinde edep dışına çıkmışlar. «O halde ileri yürü buraya gel!» dedi. 42 )dışarı çıkmıştı.» dedi. serdengeçtiler. Hemen kalktı kerpici Öptü. şeyhine ve başkalarına hizmet eder. odun taşır. Fakat umut bulutunun yağış vakti henüz gelmemiştir. Vaiz sordu: «Çeyizden neyin var?» «Bir bağım var. «Şu halde aç yüzünü! Çünkü evlenmeden önce bir kere yüzünü görmek Peygamberin sünnetidir.» Vaiz. Kalabalık arasından biri kalktı. Her ne kadar. ben de ondan aldığım paralarla geçinirim. Bir gün bir harp sırasında. derhal yerinden fırladı meydana doğru yürüdü. Eşek sürücülüğü yapamaz. Bir gün başımı bu kerpiç üstüne koydum ve beklediğimi buldum. mescitte. Sordular: «Sebep nedir? Âyette buyurulduğu gibi. «Her kimin kendisine uğur getiren bir şeyi varsa onu yanından ayırmasın» buyurmuştur. semâ âyininde. «Hangisi daha uygun ise onu kabul et. Genç. mahpusun hürriyeti ve mektep çocuklarının tatil gününü aradığı gibi şerefli ölümü arayan o fedailer nerede? Bu korku ve çekingenliğin sebebi nedir? Bunlar kimden çekiniyorlar?» Cevap verdiler: «Bu can korkusundan değil.» Üçüncü bir kadın göründü. beklemiştim. Nasıl ki Hazreti Peygamber. «Ben varım. «Vardır. Onurludur. Hazreti Peygamber mübarek ellerini Ebubekr'in omuzuna koydular ve buyurdular ki: «Ya Sıddık! Nefsini bizim için sakla!» Yani. Delikanlı şu cevabı verdi: «Hocam ben istiyorum ki eşeğe bineyim.» dediler. onun gazayla meşgul olmasını arzu buyurmazlardı. hamamda. ancak meydana fırlayan o pehlivan. başına koydu. «Evet gördüm. Başının altına bir kerpiç koyarak uykuya daldı. Uzaktaki gürültünün sebebini sordular. bu hadis Eba hüreyre hakkında ve onun gibiler için buyurulmuştur. Tekrar umutlarıma kavuşmuş.teşvikte bulunuyor. Oğlu babasının yüzünü görünce hemen geri çekildi. kâh su çeker.» dedi. «O halde kendini göstersin. yüzünü açtı. su taşır. bu babta hayli hadisler naklediyordu. ölümü dileyenler nerede kaldı? Şairlerin kafiyeyi.» dedi. Kadın mimberin önüne yürüdü. «Senin oğlun hamle etmiştir. senin nefsinin sana göre değeri yok ama bizim için büyük bir kıymeti vardır.» Bu söz Ebubekr'in kulağına vardığı sırada o. evleneyim. Bana bir kadın gerektir ki. hastanın ilâcı. Tekrar kadınlara döndü: «Daha başka istekli var mı?» «Var!» dediler. «Ama. Vaiz. ayakyolunda. muradına ermişti. «Beğendim!» Vaiz tekrar kadına dönerek. Hazreti Peygamber nasıl olur da Ebubekr'e «Beni arasıra ziyaret et.» dediler. öküzü önüme katayım. Hak yolunun yolcusu bir sofî yıllarca çileler doldurur. ben garip bir adamım.» dedi. Kadın yüzünü açtı. kâh çift sürer. Vaiz. Ama biliyoruz ki.» dedi. her üçünü birden kafese koyasın!» dedi vaiz.» Delikanlı kulağının dibini kaşımaya başladı. kâfirler tarafından bir cenkçi pehlivan meydana atıldı. Vaiz. Sen hiç harbe girme. bağ yolunu tutayım. hulâsa her yerde yanından ayırmadı. Müslümanlar ona karşı çıkmak istemediler. «Pekâlâ senin neyin var?» Kadın. «Bu delikanlı onurludur. O da evvelki gibi ileri yürüdü. bir gün mezarlıktan (M. hatta evli erkekleri arabuluculuğa.» dedi. Ama bu hadisi bilhassa Hazreti Ebubekr hakkında buyurmadılar.

Nasıl ki. (M. Ancak belirli bir düşünceyi anlatmak için olursa bir şey denemez. konuşanın tatlı sözlerine âşık olur. 43) Söz ustalarının yanında. 10) buyurulmuştur. halkı sapkınlığa düşürmek olur. bir nevi ibadet ve vatan hizmeti olur. 60) Duyurulmuştur. artık kaleyi yıkmak ve harap etmek için sebep kalmaz. hakkıyle müslüman olamaz. O itikattan vaz geçinceye kadar kalkan perdeler çoğalır ve o itikadı öldürür. Çünkü onlar hakkın nuru ile görürler. hep halkın biribiri-ni taklit etmek suretiyle inanmasından. İşte dost da. her şeyi olduğu gibi görürler. batan.» (Bakara sûresi. mabetledir. Bilmezler ki. yoksa Müslüman mı?» Muhakkak. Onun yeterliğine karşı beslediği güven eksilmesin. geçen geçti. O kaleyi onarmak ( o sırada) hıyanet ve günah olur. Şiir: Dosta erişmek için durmadan koşuyorum. bir âsinin eline geçince onu harap etmek vacip olur. küfür de iman olmadıkça. Ama onun niçin öl düğünü açık söylemez ki. teşbih ile. Buna cevap olarak deriz ki: Bütün âşıklar böyle olmaz. Yıkanlara da kaftan giydirmek gerekir. Ebrar için iyilik sayılan ameller. «Müminler Allahın nuru ile bakarlar. dürüstlük ancak senin dışındadır.» Yine dedi ki: «Nasıl açıklayabilir. Bu iyi ama şu da var ki bir kimse önce inanmış olsa bile taklit onu şüphe perdesine götürür. (dostun çirkinlikleri güzel göründüğü için) kalp parası geçer akçe gibi gelir.» derler. diğer bir anda da pek soğuktur. Hakkın bir kulu. hatta kaleyi yeni baştan onarmak farz olur. Bu soruyu Hırıstiyana da sorsan o da aynı cevabı verir. Onu takdir etmekle bir an için pek hararetli. onun milleti ve onun yolu bütün milletlerin ve yolların en iyisidir. Âlemin viran olmasına sebep olur. onları şiddetli azap ile alıp helak etti. yoksa benim dostum olurdun. Nasıl ki Kuran'da «Rablerinin Peygamberine isyan ettiklerinden. Kuran'da «Herkes su içeceği yeri bildi. açıklamasa da. o ancak taklit yoluyla aziz olmuştur. âsiden alınıp da Padişahın bayrakları gelince.» Yahudiye sorsan ki: «Hıristiyan mı iyidir.» der. Bunları öğrenmek şu sebeple gerekir ki. Fakat kale.» derler. Nihayet perdeyi kaldırır.» (Elhâkka sûresi. Şiir: Zabitliğin düzeni. .hakkında günahtır. itikadımı öldürdüm diye işi açıklasa da bunu yorumlar. O zaman böyle bir hareket hıyanet olur. halkın kendi hakkındaki zannı değişmesin. îhlas ehli odur ki. onun kendine güveni kalmamıştır. konuşanın dostu veya müridi ise. Mademki mecliste söze başlıyorsun bu ne gevelemektir? Görüyorsun ki salah. Mısra: Taklit ehlini müslüman saymak nasıl olur? Ona nasıl olur da bir elem ve ıstırap erişir? O kendi nefsinde azizin azizidir. Bir azize bir elem erişir. söz söylemek edebe uygun değildir. mukarrebin yani Allahya yakın erenler için günah sayılır. din ile. kaybolan şeyleri sevmiyorum. Zünnâr. senin doğru inançlı millet hakkındaki itikadını artırır. küfür ve meyhane de aşkın sağlamlığını gösterir. Şiir: Gelip geçici güzelliklere erenlerin gönül bağlaması imkânsızdır. O mutlu âşıklar asla başka âşıkları kınamazlar. «Kalp akça varsa onlan ayır. Nasıl ki Hazreti İbrahim.» Dervişin biri şöyle dedi: «Görüyorsun ki. «Ben. Bu makam Öyle bir Allah erinin makamıdır ki. Âlemde görünen her bozukluk. Kale.» demişti. her âşık çirkini güzel görmez. «Müslüman iyidir. Âşıklar vardır ki.» buyurulmuştur. kulağı sağır olur. İman küfür. «Sevenin gözü kör. Eğer bu makama baş koysaydın. yahut taklit ile inkâr etmesinden doğar. Ama eğer sarraf âşık ise. Nasıl ki parayı sarrafa götürürler. Dedi ki: «Eğer bunu açıklamazsa bu. içinde değil. Bu da onun için iyi bir talihtir.

Öküzler yürümeye imkân bulamayınca köylü öküzü dövmeye başladı. O. Kalktı ve dedi ki: «Nebiler ve velîler yemek yerken de ibadet halinde ruhlarını terbiye ederler. İnsaf et ki insaf seni bir mertebeye eriştirsin. onlara karşı. ikiyüzlülük yapıyordum. aşkın özelliği şuradadır id. «Niçin bu kadarcık sabretmedim?» diye kendi kendine söylenirsin. Çift demiri bir engele takıldı. hakkın kendi âlemi ve sıfatlarıdır. nehiyler ne oluyor? Niçin yapmadım. derler. Bu işin ne değeri var. Halbuki açık konuşmak gerektir. ümmetleri hak yoluna çağırmaları. Bir kere felsefeye başlayan sensin. aynı şeydir. Sordular: «Televvün (değişiklik) bu mudur ki. Nasıl ki. yükseklerde bir ormanın başında ve yerin üzerindeydi. Bu uyarlık yolunda ne kadar ileri giderlerse hakikat hakikat üstüne. o kadar emirler. nebilerle velîler bu yoldan yürümüşlerdir. Çünkü ayrılık ayrılık içinde pişer. olamaz da. hal ve keşif hususunda bir fenalıkları görülürdü. sizin işinizi yoluna koymak için yola çıkayım. Meğer büyük bir güğümün kulpuna takılmış. sağlık aramaktan. artık perdeye nasıl yol bulabilir? O daima perde içinde oturanlara benzer mi? Söylediğin şeylerden âşığın tarifini ve şahitliğini dinlemezler. Her iki tarafın da hatırlarını koruyor. Nasıl ki. Bu mümkün müdür ki. Yoksa benim için ne fark var? Rum ülkesinden Şam'a gideyim. Üçüncüsü caiz. kulağı sağır olur. yani olanak halidir ki her iki tarafa yönelebilir'. ona karşı ayıplar hüner gibi görünür.» demektir. kendimi öldürürüm de yine sana yaklaşmam. tecelli tecelli üstüne gelir. Nefislerini değil. Biri vacip'tir ki. Bu meselede metotcula-rın fikirlerini söyleyeyim ki. 28) buyuruluyor. kurtuluşa erer. «Sizin yaratılmanız. hadislerde de var: «Müminler tek bir vücut gibidir. Ona dedim ki: «Sen bana hep felsefeden bahsettiğimi söylüyorsun. Âdem'in dışarı atıldığı cennet. ama bir türlü yerinden çıkaramadı. zaman bu kadarcık sabrın neye yarar? «Bizim için sefer etmek gerekmez.» Bir hastalığa tutulduğun zaman hele perhizi ter-kettikten sonra sabır yolunu tutarsın. bunlar. Bu nüktenin benzeri.» Ben de dedim ki: «îmkâna karşı durmak mümkün değildir. Peygamberlerin. ileride oturur.» Hülâsa o açık halvetlerde ne kadar ileri gitse hayâl gücü de o kadar artar bir çok hayâller görür. bütünden habersiz yaşama! Bunu anla ve bana yaklaş. övendi-re yarasından perişan bir hale geldiler.Ömrüm sona yaklaştı ben hâlâ uykudayım. yani denilebilir ki. bu ayrılık meşakkati karşısında o kolay şeyi niçin düşünmedim? Söylediğim sözlerde nifak. bir kaç taş çıkarınca demiri gördü. bundan niçin haberin yok? (M. Yapacağım yolculuklar da sırf senin işini yoluna koymak içindir. bir saat ibadetle meşgulüz. îş bu yaptığımız yolculuk meselesine varınca hoş olur. bu nebiler ve velîler içindir.» Köylünün biri tarlada çift sürüyordu. cenkte geri çekilmek ileri atılmak içindir. Bunda bir uygunsuzluk yoktur. Sevenin gözü kör. muamma söylüyordum. gözünü nereye açar? Her yerde dışarda kalan kimse. Ama onlar derler ki: «Hayır. seninle kaynaşmam. Bu da nefsin terbiyesi. nefsin riyazatıdır. ayrılık insanı pişirir. günahtan korunmak da tövbe istemekten daha kolaydır. «Ey yabancı kişi! Surette sen benden bir parçasın. yoksa hep ayrılıktan pişmek mi? Kavuşma halinde pişmiş olan kimse. Her ne kadar onu yerinden kaldırmak ve kımıldatmak istediyse de bunu bir türlü başaramadı. Sağlığı korumak. ya iç âlemini geliştirmek yoludur ki. bir saat de yiyip içmekle? O. ikincisi muhal. düzeltir. Olabilir de. Ben senin işin için elli sefer yolculuk yapayım. Çiftçi demirin takıldığı yeri bir daha yokladı. insan hem âşık olsun hem de onda görüş ve ayırma kuvveti yerinde kalsın? Dediler ki: «Biz aşktan bunu istemiyoruz ki insan tamamiyle kendinden geçmiş ve mağlup düşmüş olsun. «Acaba bu bir çapul mudur? içinde gümüş para saklı bir define midir?» diye . Yahut da ilim tahsili yoludur. Adama dedim ki: «Madem ki demiri yerinden çıkaramıyorsun bari bir yolunu bul da başını kopar!» Her ne kadar çabaladı ise de bir şey yapmak mümkün olamadı. yani imkânsızlıktır. Çünkü ben sana bu yolculuğu buyurmak niyetinde değildim. müminlere vâdolunan ve feleklerin en yüksek noktasından nişan veren cennet değildir. Bu yol da mücahade ve tasfiye yolu yani cehaletle savaş. yahut Kabe'de veya istanbul'da olayım.» «Hayır. Ancak şu vardır ki. benimle tanış. Bunu kendi kendime yapayım. Bu iki yoldan geri kalanların yeri cehennemden başka neresi olabilir? Kuran'da. Allah işitir ve görür.» dedi. tekrar dirilmeniz. Sen kendini onların kötülükleri hakkında bir zanna kaptırma! Çünkü onlarda kötülük olsaydı işte ve ibadette. kötülüklerden içini temizleme yoludur. Ama yürütmek mümkün olmadı. Ama bu cennet. Diyelim ki kavuştum nihayet sevgiliye Ya o geçen günleri ben nerede bulayım? Hakka giden yol şu iki ihtimalin dışında değildir: Bu da. iki kaziye ve üç bölümdür. Çünkü.» diyebilirsen bu kendi işin ve kendi maslahatın içindir. derler. iki zıddın birleşememesi gibi. öküzler yüzükoyun düştüler. bir nefsi yaratmak ve diri kılmak gibidir. Demirin ucunu yakaladı. Bu gün düzelmiş ve pişmiş olarak kavuşmak mı daha iyidir. 44) Ey parça gel. Bu üçüncü bölüme giren herkes.» buyurulmuştur. dedim.» (Lokman sûresi.

Filân yere mi yoksa doğruca Padişaha mı götüreyim diye bir takım kuruntularla uğraşırken. bilgisizlik değildir. Nasıl edeyim de bu işi başarayım diye düşünmeye başladı. «Bizi niçin çağırdın?» diye sordular. İçlerinden çok yumuşak huylu biri Padişahtan aman diledi: «Ey cihan şahı! Bir kere ferman buyur ki bu gülüşmemizin sebebini sorsunlar.» dedim ve Âdem'in günahını ve onun özür dileyerek tövbe etmesini anlattım. Fakat köylü yine pişman olmuştu. 12) ve ayrıca. Belki. Âdeme gelince nasıl oldu? ibrahim'e gelince nasıl oldu? Müminler ulusu Ali'ye gelince nasıl oldu? Her biri kendi ölçüsünde bir şey söyledi. Çiftini sürüyor. Çavuşların her ikisinin de öldürülmesini emretti. «Bilir misin din günü (Kıyamet günü) nedir?» buyurulmuştur. Şüphe yok ki şakada o derece sertlik ve korkutma olmazsa daha hoş olur. Ama o saatten sonra âlemin hayalleri. Bir avuç para çıkardı. sevdalan başına toplandı. o sırada. «Eğer doğru ise gidin köylüyü buraya getirin. ihsanlar verilmiştir kalanını nasıl olur da bilemez? Çünkü az çoğu gösterir. önce verdiği karardan pişman olmuştu. bir iş yapıyordu. 46) Böyle bir adam şaka yaparsa bildiklere onun şakasından bir heybet gelir. Çavuşlar uzaklaşınca köylü yine pişman oldu. Ama adamın hayali altın tarafına hiç işlemiyordu. Şu suretle söylenmeye baş laddar. Allah aşkına bizi dinleyin!» dedi. Ama altına kavuşup da derdin olmak daha iyi!» dedi.» dedi. başını önüne eğdi. kendim korunayım. Onu ahmak yerine koyarak. Nihayet demiri kopardı: Güğümün içi altın dolu idi. Çavuşlar. Sevinçle avucunda tutarak baktı: «Vallah ki altındır. «Bilir misin? Geçit nedir?» (Beled sûresi. Halbuki Padişah. Bence parasız dert daha iyidir. kendim öleyim. İşte bunun üzerine Fetih sûresi indirildi. Onda kendim yaşayayım.» dedi. (M.» Tekrar sordular: «Bu onlara nasıl bir cevap oldu?» «Sözün gelişi böyle olur. «Şehrin. «Haydi! Padişah seni istiyor. bu tarafta mı. Bu söz bir hikâyeden meydana çıktı. içimden onunla konuşmak arzusu geldi bana. Babasına benzeyen zulmetmez. Söylemiyordum. Ama ciddî sözden o kadar heybet gelmez. gamsız bir adamdı. Sözü geçen âyetteki 'bilmiyorum' sözünde cehalet veya şaşkınlık yoktur. «Bari bir su ver de içelim!» dediler. Köylü o zamana kadar düşüncesiz. «Yallah bunlar bana doğru geliyorlar. adamı çırıl çıplak soydular ki.» dedi. köylü bunları görünce korktu. Bir köylü ile alaya başladılar. yoksa şu tarafta mı?» dedi. İnsanın değişmesinde bir sebep vardır. Padişah. Bu sesi işiten iki çavuş koşarak geldikleri sırada köylü.» dediler. «Ne istiyorsun?» diye tekrar geldiler.' anlamındaki âyet indiği vakit onlar bu âyetin zahir mânasından başka bir mânası daha olduğunu anlayamadılar. paraları teslim etmek için bağırmaya başladı. Onlara dedim ki: «Bu ancak . Fütüvvet. uzakta pek sıkıntılı bir halde avdan dönmekte olan Padişahı gördü.» dedim. Bu sözün hakikati onlara erişmez.söyleniyordu. Dediler ki: «Yüzünüzü öyle birine çevirin ki o kendisinin ve kavminin ne işe yaradığını bilmiş olsun. Köylünün saçma sözlerinden bir şey anlayamamışlardı. ancak mânası erişir ki onların renkleri başkalaş-sm. «Onun gibi bir zatın kendisine nasıl bir hilat giydirileceğim bilememesi bir noksan değil mi? Mademki ona bazı kaftanlar. Dedim ki: cÂdemoğlu gerektir ki ömründe bir kere bir günah işlesin ve bütün ömrü boyunca onun pişmanlığını çeksin. Fakat birbirlerine bakarak gülüyorlardı. hakkında kötü düşünürler.» dediler. «Göstermiş olduğunuz şehir yolunu unuttum da tekrar sorayım dedim. öteki elini tuttu. Fütüvvet ehli büyüklerden her birinin. Sıkıntısını onlara açıklayamamıştı. yolunu sormak için çağırdım sizi.» dedi. çünkü can korkusu yoktur. «Yahu. parasız olursun bir dert. Çünkü onlar gelinceye kadar evvelki fikrinden vaz geçmişti. Çünkü köylü idi.» dediler1. Gerçi büyüklüğü belli olan kimsenin kendine göre bir âlemi ve bir veliliği vardır. Çavuşlar. Âdem Peygambere varıncaya kadar fütüvvetleri nasıl oldu? diye sordular. çok öfkeliydi. Çavuşlardan biri köylüyü dövmek istedi. Sıra bana gelince ne kadar ısrar ettilerse bir şey söylemedim. Köylü kendi kendine. paralı olursun bir dert. elbisesini satsınlar. Adamlar. çamaşırlarını ortaya attılar. Bana sordular: «İnnâ Fetahnâ' sûresinin indirilmesindeki sebep ne idi?» Dedim ki: «'Benimle ve sizinle ne yapacaklarını bilemem. Şiir: Dürüstlük bir şehirdir. Hikâyeyi olduğu gibi anlattılar. Her ne zaman onlara anlatmak için sözü tekrarlasan. oturdular. o ihsanın büyüklüğünü ve sonsuzluğunu belirtmek içindir. Bu sefer gerçekten bir daha çağırdı. Çavuşlar koştular. «Sermayesizlikten. Nasıl ki başka bir yerde de. Babasının geleneğine uyarak. Adamlar gülerek. «Şehrin yolunu bizden mi soruyorsun? îşte şehrin yolu şu taraftadır. Belki şu mânaya gelir: Acaba bana Padişah ne kaftan giydirecek veya hangi mülkü bağışlayacak? Bir daha sordular: «Bu sözde de yine bir şüphemiz var. Köylü. Tekrar dönerek Padişahın yanına gittiler. ciddî konuşmaktan daha uygun olur.» dediler.» dedim. Bu insanlarla şakadan konuşmak.» «Bu. Allahdan mağfiret dilesin. Yolu işaret ettikten sonra geçip gittiler. hiç konuşmuyordu. sözlerini tekrarlar durur. ben de o şehrin sultanıyım. Orada bir derviş vardı.

Hele bir takım başı boş sözler' de söyler o. Müslüman oldu. 'Kendimi takdis ederim. hırkasıy-la meşveretlerde bulunur. Şimdi. fakirlik mertebesinin benim için bir öğünç vesilesi olması ile de öğünürüm. Nasıl ki şu. Yüz kere de söylesem her defasında başka bir mânâ anlaşılır ve o asıl mânâ böylece el değmemiş bir mânâ olur. Allahyı görünce âşık oldu. âlemin ve Âdem'in ulusu Cenabı Peygamber. başka çaresi yoktur. Şunları söylemek istedim: «Sen. bu fakirlikten hiç kimseye bir şey anlattın mı? Bu fakirlik mertebesi için o gafil şeyhlerden bir haber getirdin mi? Dünyanın en büyüğü. dilerse insandan başkalarını da konuşturur. sânım ne yücedir!' gibi sözlerinin ne yeri var?» (M. Ne önce gelenler. der. Müslümanlığın dış yüzünü bile bilmiyordu. Şeytanını. bu olmaz. sen ki insan oğlusun. zalimlere de elemli azap hazırlamıştır. «Eğer benimle evlenmek istersen Müslüman ol. Mecnun'un şu şiirini tanık getiriyor: Şiir: Onu sevdiğim için bütün karaları seviyorum. Nefis.» (Dehir sûresi. fakirlik icabıdır.» dedi. «Bu sözü başka bir kulakla dinle. Diyorlar ki: Filânın sözü serttir. Sevgili razı olduktan sonra başkalarını da onunla birlikte severler'. onu bir şeyhden daha . ama size anlatmak zordur. artık iyi insan olayım. nifakı da bilmediğini anlasın! Ona. Bir ay. Şu halde Allah. yavaş yavaş müslüman olayım.» Ona cevap vermek istedim ve dedim ki: «Belki mânâ alanı çok geniştir ama söz alanı çok dardır.» îşte bu diyordu ki: «Söz meydanı çok geniştir. Mevlânâ'ya diyor ki: «Ben. ona sorular sorardı.' buyurmuştur. arka arkaya onun sözlerini dinlerler ama bir koku alamazlar. yahut Allahtan öyle büyük bir şey bulmuşum ki. der.» derse kâfir olur. bir daha ölmeyesiniz! Gün ışığı parladığı zaman aramızı birleştirir. benim dinime gir.» sözü gerçeklendi. Ona her kim. Allah bana öyle büyük bir şey vermiştir. 31) anlamındaki âyetin tefsirinde. Kâfir. Buna delil de gösteriyoruz. Gâvur kızı. «Şeyhlerin sözlerini işitmiş olan kulakla dinleme! Bu sözün konuşulduğu yerde Bayezid-i Bistamî'nin ve onun. Arap şiirleri! Hep bu! Şimdi kendi sözlerin nerede? «Bu. sen müslümansın. «Hayırlı mal hayırlı insana yaraşır. onun adını ölümle birlikte anarlar ve ölüye hitap ederler. çilenin ve arıklık yolu aramanın tam kendisidir. Bu hırka kendisiyle konuşurdu.” Yani öyle diri yaşayın ve öyle diri ölün ki. «Sevilenlerin yanında sevilmeyenler de hoşa gider. Onu benim için seviyorsan. Adam gâvur oldu bundan sonra ona kâfir yahut Müslüman kâfir dediler. Bunun tersine olarak bir kâfir de. O arıklaş-mıştır. ay gibi güzel bir müslüman kızına âşık olmuştu. bunu bilmiyorlar. Allahnın ilâhî kanunudur.» dedi. Şu sebeple ki. Peygamberlerin mucizeleri tevatürle sabit olmuştur. Nasıl ki.» Buna. Tebriz'de diyordu ki: «Bunu cenazenin önünde ne diye söylerler? “Ben ölmeyen o diri Allahı kutlarım.» dedim. nasıl olur da sen de konuşmazsın? Dile gelmezsin? Ancak bütün sözlerin. 2) buyuruyor da daha yüce olan Nefsi Mutmainne ile ant içmiyor? Onu bahis konusu etmek istemiyor. benim de hoşuma gider. ben Arap ve Acemin en düzgün konuşan insanı olmakla iftihar ederim. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'den başkaları için mi söylüyorsun? Eğer beni onun için seviyorsan çok iyi olur. Allah bize pek az bir şey vermiştir. Bunu. iki ay.» Onunla ancak nifak yönünden konuşuyorum. Adam Müslüman oldu. ne de sonuncular bunu anlayabildiler. yalvardı yakardı. «Ben kâfirim. Onlar zannederler ki yüce Allah adına söylüyorlar. Onun sevgisi ile kara köpekleri bile seviyorum. o Şeyh. 47) Müslümanın biri bir gâvur kızına gönül verdi. güzel bir dilberdir. «Bu kâfirdir. 48) Dedi ki: Dervişin birisinin bir hırkası vardı. Fakirden üstün bir şeyh vardır. Halbuki Allah öyle bir ulu Allahtır ki. başkalarını da senin hatırın için seviyorum. kutuptan önce de falan şey. ahiret oldu. Sen bu fakirlik mertebesinden ne bekliyorsun ki. (M. O. Hangi nimet vardır ki. Halbuki biz diyoruz ki.» dedi. Bu.» (Beled sûresi. Kız. son derece gizli tutuyor.» diyen kâfir olur. kutup. niçin. zamane onu bulandırmasın? Şeyh diyordu ki: «Müslümanlık gerektir Müslümanlık!» Halbuki kendisinin hiç de Müslümanlıktan haberi yoktu. şeyhten üstün. O. «Müslüman değildir. bazı kocakarı hikâyeleri.sizin sermayesizliğinizdendir yoksa benim sözlerim çok iyidir.» diyorsun? Bu böyledir. seni seviyorum. Ondan niçin bahseder? Bu gün dünya. 'Âdem ve başkaları benim sancağımın ardından yürürler. niçin Nefsi Lev-vame üzerine yemin ediyor? Ve «Kendini ayıplayan nefisle yemin ederim. biri şöyle der: «Ey şah ayağının toprağı hakkı için!» Eğer onun cam aziz ise başka bir cevap söylenir. O da. Nasıl ki hadisde Nefsi Mutmainne'nin yani ha-kikata kanmış olan nefsin Nefsi Levvame'den yani kendini kınayan nefisten daha hayırlı ve daha aziz olduğu buyurulmuştur. artık yaltaklanmaya başlamıştır. yani ona. «Allah dilediğini rahmetine idhal eder. Müslüman etti.

) ne buyuruyor? «İblis.» dedi. Ama ases başının makamını daha yüce sayarlar. o zaman bütünün elden gitmesi tehlikesi vardır. Gerçi keçi derisinden çıkar ama. Çünkü karanlık vardır. fâni olmuştur. ağacın gövdesi artık elden çıkar. Dal elden giderse kök de gider. Bu mahvolmuş bir derviştir. Bu macera henüz ruhların birer kalıba girmelerinden önce idi. karanlık bir gecede kalabalık bir yerden dışarı çıkmak ister. sıkılganlık yüzünden kimse aç kalmasın diye. onun yaratılmasından daha önce. Bir zümre. seci'li. Ama herkesin de böyle bir zamanda kendi pabucunu koruması lâzımdır.) ise. Sonra dedi ki: «Eğer onlar diken gibi oldularsa içlerini ateşlemek lâzımdır. burada keçi aradan çıkmış.» diyor. Ruhlar toplanmış ordulardır. kendi kendine kararlaştırmış olduğun bir fikirden biraz ayrılırsan.» «Nuh'a mı uyacaksın. gövdesi de. Halbuki. İblis'in varlığı ilâhî bilgide mevcuttu.» dediler. bütündür. serpildi.» dedi. belki de Muhammed'e uymayı şart bilmezler ise Musa'ya uymaktan da pek az zevk duyarlar ve onun yolunu tutarlar. hep şiir söylerler. O dedi ki: «Bu küfürdür. Bu arada ansızın bir Türk atlısı çıkageldi. «Eğer ekmeklerinizi birlikte yedinizse. Şimdi onun yanlışlıkla bulduğu pabucu giyip gitmesi gerekmez. Nasıl ki. yola düştüler. dervişin sözüne göre gelmez. Her halde İblis'in mânası. Yolcular korkularından onun dediği gibi yaptılar. yeryüzünde kâfirlerden tek kişi bırakma!» (Nuh sûresi. Atlı kamçısını kaldırdı. Söz öte baştan geliyor. Beyit: . Rabbimiz-sin. Hazreti Mustafa (S. O. Onlar da. Sofuların âdetleri gereğince herkes kendi yemeğini ayrı yer. konusever ve 'kaynaşık insanlardır. Âdem oğullarının ruhları da onların suretlerinden önce yaratılmıştır. 172) diye buyurdu. Ama nihayet. köylüler dürüst insanlardır. Biri.Ahir Ayının Yirmi Altıncı Pazar Günü Sabahı Konya'ya Gelişi Önce. Böylece o deriyi davul da yaparsın. Bu çile dolduranlar Musa'ya uyanlardır.geri bir sıraya atıyorsun?» Ama hiç bir şey söylemedim. arkasında değnekçileri vardır. küfür değil bilâkis îslâmdır. bütün dalları da onun olsun. ondan çıkan her ses artık senin sesindir. ilâhî ilimde senin vücudun da mevcut değildi.» Yani onunla herkes beraber yürür. ona bayağı bir süvari gözüyle bakarlar. Her ne kadar İblis'in sureti hadis ise de. İblis sureti diye yaptıkları o çirkin resim. Gerektir ki.A.A. Burada. «Allahım ümmetimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. bir dalım seçerler. ağzına koyar üflersin. manası kadîm'dir. daima onların nazarı dünyayadır. Dedi ki: İblis'in mânası hadis yani sonradan meydana gelmiş değildir. bir ağaç peydan oldu. ev sahibi ağacın tamamını korusun. bir yolculuk sırasında yemek vakti gelmişti. Davul da çalarsın ondan. İblis'in mânası kadim'dir sözü üzerine ne söyleyebilirim? Şunu demek istiyorum ki. Diyorsun ki: «Veli tek bir insandır. Çünkü Nuh Peygamber. yoksa Mustafa'ya mı?» dedim. bazıları Padişahın kapısını hor görürler. onun cevabı da sadece susmak oldu. Bir gün. «Hayır. Hâşâ. Türkler cesur. Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizî'nin (Allah Bereketini Ebedî Kılsın) 642 Senesi Cemaziyel . Bir başkası da daima nesir söyler. Nasıl ki. yine bir sos çıkar. Bir zümre vardır M. ötekileri değil!» diyordu. Çünkü onlar Hazreti Huhammed'e uymaktan bir zevk duymazlar. âdemoğullarının damlarlarında dolaşır. Allah kendi ekmeğim seçip yiyeni af etsin. Bunlara sordu: «Niçin ayrı ayrı yiyorsunuz? Niçin ekmeklerinizi beraberce toplu bir halde yemiyorsunuz?» Adamlar. damar içinde dolanan kan gibidir. (M. Çünkü önünde. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» (Araf sûresi.» Öteki.» Nasıl ki. 49) Birinin evinin kapısında. Keçiden çıkardığın sesin mânası da fâni olmuştur. Bunlardan her biri kelâm'ın bir parçasını. Şimdi Hazreti Mustafa (S. «Şimdi o âdeti koyanın da canını yakarım. ayağına bir başkasının pabucu geçer ve bu pabucun bir tarafı yırtılır. önünde ardında dolaşırlar.» buyurdu. Çünkü ben. hep teker teker" yerler. Allah kelâmı ise küllî'dir. «Bizim köyümüzün eski âdeti böyledir. keçi sesi değildir. Köyün ihtiyarı onların diliyle. Allah ruhlara hitaben. Herkes kendi azığının başına oturup yemeye başladı. «Yarabbi. «Evet. 26) diye yalvardı. bütün parçalar senin olsun. bu senin daima kararlarından döneklik ettiğini göstermez. Hep öyle konuşurlar. Nasıl ki keçi derisini tulum (gayda) yaparsın. Yemek yerken aralarında bir haksızlık olmasın. onun suretinden evvel var idi. Elini bütüne uzat ki. O dedi ki: «Hayır. onu kabul edenin de! Çarçabuk yemeklerinizi toparlayın. kafiyeli sözlere değer verirler.» dediler. Ama eğer elini tek bir dala atarsa. özür dilemek gerçektir. insanın damar larında nasıl dolaşır? İblis'in insanoğlunun damarına girmesi reva değildir. birlikte yiyin. hayvan sağken bu deriye vursaydın ondan ancak keçi sesi duyardın. İlâhî bilgide ancak onun bir gün var olacağı malûm idi. Daha başka bir şey isteyip de parçaya uzanma ki. konuşan derviş değildir. o dalın kırılmasında tehlike vardır.

» dediler.» buyurdular. Sonra da. «Biz kardeşlerini mi arzuladın?» «Hayır. «Evet. tartışmaya da faydası çoktur. Musa'nın benliğidir ki. Allahnın lütfü ile öte tarafın öğretilmesi bu tarafa düştü. uyku değildir. Allah yönünden eksiklik gelmez. Çünkü sen zaten beni görmekten boğulmuş bir haldesin. Allah Musa gibi kendisiyle konuşan bir Peygamberin duasını reddetsin de ona cansız bir dağı göstersin? Musa ondan sonra: «Yarabbi! Sana tövbe ettim. Bugün derviş sözüne nasıl itiraz olunur. Derviş söze başlayınca itiraz gerekmez ona. Allah da Musa'ya beni göremeyeceksin dedikten sonra. Belki de uyanıklığın tanı kendisidir. Firavundan daha kuvvetli idi. «Onu gözler kavrayamaz. o kardeşlerimi de istemiyorum. medresede öğrenilen her düşüncenin bahse de. ona artık perdesiz gösterirler. Ama tersine kılıç iki parça oldu. Evet kaide budur ki. Adamın biri. yemişler verir. Arkadaşı sordu: «Hint kılıcı nasıl olur?» Beriki cevap verdi: «Her vurduğu şeyi iki parça eder. Ona. Allah erlerinin uykuları. Cevabı dinlemesen ve gelmezse mânâ kime gelir? Sabır dinleyene kuvvet verir. inceliği ve zayıflığı dolayısıyla ancak rüyada gösterilir ki ona takat getirilsin.» Adamcağız da ona şu karşılığı verdi: «Sofî vaktini kaçırmaz. «Bu Hint kılıcıdır. Hemadan şehrinde vaiz ediyordu: «Herkes Allahı. sana bakayım? Yoksa biri. Biraz daha ağır ve sabırlı davransaydı. Bu. demektir.Bunu ancak akıllı kişi bilir. bir kimse bir şeyi severse onu çok anar derler. Nihayet bu derviş. Şehrin vaizi geldi. bilinen o belirli güne kadar uzayıp gidecektir. Çünkü kemâle ermiş olan derviş. Hazreti Peygamber. taşa vurdu.» buyurdu. Allahsını gördü. sonsuz bir şeyin sonundan bahsetmek imkânsızdır. Ama o söz bu faydadan bu konudan uzaktır.» dedi. Musa hakkında nasıl şüpheye düşebilir? Allahın sevgilisi. Bu da tam umut yönüdür. halde hiç bir şey yemek istemiyordum. Musa. bana görün de. şimdiye kadar her zor soruya karşı bir cevap söyleyesin. bu 'lenterâni!' (Beni göremeyeceksin!) teranesi.» ama tamamiyle erginleşmemişüm. Bu.» dedi. bu umutsuzluk tarafıdır. sen kendi nefsine bakarsan beni görürsün. Ölçüsüz bir şeyi ölçü ile ifade etmek. O dağ. Bütün bunlar sözün suret yönüdür. Yoksa nasıl reva görebilirsin ki. Çünkü öyle şeyler vardır ki. Nasıl ki. Bu taraf sözü ile ona hangi çetin nükte ifade edilebilir? Allah. «Ama senin kardeşlerin. o meclis de hoş olur.» buyurdular. Bu sesten o sese kadar kaç yıl geçmiştir? Bu misâl zaruret yönünden söylendi. (senden önce) gelip geçmiş peygamberlerdir ki onlar da şimdi dünyadan göçmüşlerdir. bir dostuna Hint kılıcı getirmişti.» Ona dedim ki: «Tam bir anlayışa sahip olan kimse bilir ki. varlıklardan birine diye eleştirmeye girişmişti. Dedi ki: «O halde onun sureti ne idi?» Hazreti Muhammed (S. Dervişin gözü önünde o meclisin hayali hoş geçmiştir. Hakkın dilinden konuşur. onu tecrübe için şu dikili taşa bir vuralım. Musa da kendine baktı. «Ah kardeşlerimi ne kadar özledim!» buyurdu. Sonsuzlukla ilgisi yoktur. O dedi ki: «Soruyu işitmemek ve sorudan üzüntü duymak eksiklik olur. hem sorusuna cevap alırdı. hem de cevap veren bulurdu. Daha nasıl diyorsun ki. sizler benim dostlanmsınız. ölçüsü yoktur. nüktesine de yakın bir sözdür. onun konuştuğu Peygamberi ki. Yani seni göreyim derken içinde boğulduğum günahlardan ve seni görmek istediğimden dolayı tövbe ettim. Sahabe: «Ey Allah resulü!» dediler. uyanıklıkta insana gösterilmez. medresede söylenilen her sözün. «Dağa bak!» dedi. Söz. 50) «Beni göremeyeceksin!» Yani böyle (dünya gözü ile) görmek istiyorsan asla göremezsin! Bu ifade inkârda mübalâğa ve hayrettir. «O gözleri kavrar.» dedi.). sınayalım. Biri.» dedi ve hemen kılıcı getirdi. Bu aşk üzerinden otuz kırk gün geçtiği çıktı ve teşbih ile ilgili âyetleri sıralamaya başladı. «Dağ» dedi. kürsüye . onun öğrenimi öte taraftanmış.» Buna otuz bin yıl da dense doğru olmaz çünkü sonu yoktur. «Nefsini bilen Rabbini bilir». «Hayır. demek istedi. Eksiklik onun sabırsızlığından ileri gelir. Biri sordu: «Kuldan Allahsına giden yol ne kadarda?» Dedim ki: «Allahtan kula giden yol kadar. Arkadaşına dönerek şöyle dedi: «Hani sen bu Hint kılıcının özelliği vurduğu her şeyi iki parça etmektir diyordun?» Arkadaşı. Nasıl ki. bu kemâle. kılıç Hint kılıcı olmaya Hint !kılıcı idi ama taş ondan daha hünerli imiş. bâtıl sözdür. Görüşün hakikati Musa'ya yüz tutunca onu alaşağı etti ve bu görüş içinde boğuldu. Musa'nın sabırsızlığından ileri geldi. o ilgi de etkiler yapar.» buyurdu ki. Kuran'ın birçok yeri onun zikriyle doludur. «Kendini bana göster. Bundan sonra yüz cevap söyler.» Nihayet. ululuğu ve sarsılmaz sebatı dolayısiyle Allah ona. Onun o topluluğa karşı ilgisi uyanır. İnsan Kâmil olunca da.» dedi ve Allah diliyle cevap aldı: (M. onun varlığı belirince kendisi arada hiçleşmiş oldu. Her nerede söz varsa. Firavun veli idi ama Musa veliden daha üstündü. bu taraftan bir şey öğrenmedi. Sonsuz bir şeyin sonu belli olan şeyden daha uzak olduğunu bilmek de yersizdir. Henüz erginlik çağına erişmek üzere idim benzetiyor. orada Allah vardır. Senin bilgine başka bir bilgi daha yardım eder ki. ancak benden sonra gelecek olan nazenin kulları (Allah velilerini) özledim. bu bahisle ilgisi yoktur. A.

dördüncüsü de zulüm'dür.» «Ona benzer bir şey yoktur. Allah da bütün o zorluklardan seni kurtardı. îyi duygularla hareket etmek gerekirse bunlar o derneklerde bir yer tutmak için çabalarlar. nereye gidiyorum? Aslım neredendir. 'Allahı arş üzerinde bileceksiniz. «Çekil karşımdan! Artık bana ilâhî sesler gelmiyor. Sultan şöyle buyurdu veya Sultan şöyle yaptı. Ruh da.' dedi. Sultanın önünde oturan kimse. «Nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. ister1 arştan uzak olsun. üstüne rahmet yağdırsın. vay onun mezarına. Teşbihe benziyen âyetleri de hep tevil etti.» mealindeki âyetleri de hep benzetme yolu ile yorumladı ve bütün bunları hep teşbih noktasında birleştirdi. Geçen hafta âlimin biri tutturdu. tenzih âyetlerini okudular. «Ona benzer bir şey yoktur. Bu bizim nasibimiz . Hangi cevherdenim. "Çocuklar annelerinin yanına koştular. bu halin dışında değildir. bizim nasibimiz henüz erişmedi. Bunlardan biri evine geldiği zaman iftar bile etmedi. daha sonra «Rabbın gelip melekler sıra sıra dizildik de. Kadıncağız adamın karşısına oturdu. Her üç harf ile ant içerim ki. Allahı arş üzerinde bilir ve böyle bir şeyi hatırından geçirirse yani onu semada tasavvur ederse o kimsenin ameli ve ibadeti kabul olunmaz. Vay onun ölüsüne. Bu bahs ile ilgili âyet ve hadisleri «Rabbimi kırmızı bir elbise içinde gördüm» gibi çeşitli manalara gelen hadisleri gayet güzel anlatıyor. diye bekler. kürsüye çıktı. Vaizin sözlerine itirazda bulundular. Sözü geçen dört büyük günahın başında gıybet gelir. ölürse kâfir olarak ölür.ederse büyük günahlardandır. Be. hep bir mansıp sahibi olalım. «Allanın. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. her kim suretten söz açarsa onun ibadeti ibadet değildir. Yani gıybet. Padişahın gizli sırlar söyleştiği kimseye bu iltifat cismin gıdası sayılır. Çoluk çocuk etrafına toplandı. Ama gıybet . mekâna muhtaç olduğunu söyleyen zavallının vay haline! Vay onun sözlerini dinliye nlere!» dedi. 51) Bu âyetlerin manalarını teşbih yönünden söylemeye başlamıştı. Adam. Şimdi. Cemaat evlerine gittiler.» Arap dilinde ant içmek için kullanılan harfler üçtür: Vav. üçüncüsü kan gütme yani adam öldürme. demeye getirdi. Ya hazırdır. 5). Tenzih yani Allahyı noksan sıfatlardan arı bilmek hususunda çekingen davrandı. 'Her kim. beni kovuyorsun. ömrü uzun olsun. Sünnî vaizin bu sözlerini işitenler çok korktular. Allahya bel bağladın. çirkinliği dolayısiyle başka günahlardan ayrı sayılan dört büyük günahtan biridir. şehir vaizinin dediği gibi melekler de arşın etrafını çevrelemiştir. Allahı anan kimse. şu medreselerde tahsil görenler. gayet güzel bir surette iki ayağını aşağı sarkıtmış bir halde kürsüye oturmuş. «Vay o kimselere ki.» Bu sözler üzerine adamın yüreği yumuşadı. tallahi. ya gaiptir. devleti sonsuz olsun. mekândan münezzehdir. derler.» dedi.» «Allah Ademi kendi sureti üzerine halk etti. üzgün bir halde evlerine döndüler. yüzümü nereye çevireyim? Mevcut olmayanı anmak gıybet etmek demektir. onu arş üstünde bilmeyen kâfirdir. «Ne yapayım? Bizi âciz hale getirdiler. her nerede olursa olsun. 16). ister bir yerde (M.» dedi. Bunları düşman taraf helâl etmedikçe azaptan kurtulma çaresi yoktur. yemiyecek misin? Çocukları dövüyorsun.» (Tâhâ sûresi. Teşbihçilerin derisini yüzmek gerektiğini söyledi. her kim suretten söz açarsa cehennemden kurtulamaz.«Rahman Arş üzerine istila ve galebe ile hakim oldu. Eğer gaip ise onu anan kimse gıybet etmiş olur. birer birer yorumladı. Halbuki bunlara sormalı: Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip insanı o kuyudan çıkarmak içindir. billahi.» dedi. 22). Onların ibadetleri anlatırken. doğurmadı. şu anda neredeyim. onun mekânsızlığım da ileri sürerek sorular sordular. doğrulmadı.» diyordu. 50) gibi âyetleri kürsünün önünde okumaya başladılar.' dedi. (M.» (Fecr sûresi. imanı iman değildir. nedir bu hal? Hep ağlıyorlar. bir kısım halk. Allahyı bu etseler bile yine cehennemlik olurlar.» (Nahil sûresi. Fakat bunları yanından kovdu. diye bilir. evin bir köşesine çekilerek başını bacakları arasına aldı. «Efendi hayırdır inşallah. Allahnın mutlak varlığını. Allaha mekân isnad edenin vay dinine vay mezarına. Nasıl ki. Hazırda olanı anmak da yabancılıktır.» sıfatları ile teşbih etmez ve bu suretlerle bilmezler! Onlar ibadet kabul olunmaz. İkincisi bühtan (iftira). çocuklar gibi ağlamaya başladı. Çünkü Allah. o kadar cehennem tehdidi yaptı ve korkuttu ki. bu birbirini tutmayan sözler karşısında biz hangi tarafı tutalım? Nasıl yaşıyalım? Nasıl öMim? Âciz 'kaldık!» Kadın dedi ki: «Hiç acizlik gösterme. teşbih yönünden manalarını söylüyordu. acaba ben kimim? diye düşün. 52) otursun.» mealindeki âyetlerin tefsirine başladı. bir medrese elde edelim. yemek soğuyor. hazır ise ona yabancılık karıştırır. vallahi. Kadın ona tekrar sordu: «Kendisine umut bağladığın Allahyı mı bir tarafa bırakıyorsun? Bu ne haldir? Sen sabırlı bir erkektin. şaşkınlık etme! Allah ister arş üzerinde olsun. bağırarak tersledi. Şimdi zikreden. semalar onun eliyle durulmuştur. Hadisler de rivayet «Rabbınızı gece dolunayı seyreder gibi göreceksiniz. Te. içime ateş düştü. dervişlik vazifeni yerine getir. «Her kim teşbihten bahsederse kâfir olur. O geçen nimetlerin şükran borcu olarak bu günkü sıkıntılarını da yine Allahya havale et. canımız boğazımıza geldi. ve yine «Üslerindeki Rablerinden korkarlar. Sen kendi dervişliğini düşün. Her kim onda bu suretler yoktur derse onun imanı yoktur. Sen daima. yeter ki. Bunları çoluk çocuklarına anlattılar ve hepsine şöyle tavsiye ettiler: «Allahı arş üzerinde biliniz. niçin geldim. şimdiye kadar başına bir çok çetin işler gelmişti hepsine sabrettin ve kolaylıkla atlattın. gönlünü hoş etti. vay onun son haline!» Bir hafta sonra garip bir Sünnî vaiz geldi. Bu hafta da başka bir âlim geldi. Hafızlar. Vaiz da teşbih inancasına ediyordu: sapmış kimselerdendi. ister yersiz olsun. sonra yine «Allahın sizi yere geçirmeye-ceğinden emin mis'hrz?» (Mülk sûresi. işe boş ver ki.

baldır. o seni görür. feryat et ki. bu çetin işin.» «O halde ne yapayım?» dedi.» dediler Şeyh tekrar etti: «O halde pabuçları yoklayınız.» dedi. Ettiğim o muhalefet. Onun dünyadan gizlenmiş olduğunu görür. Bundan dolayı kendisi söyler kendisi dinler. Sen aslı yakala! Elbise. düşmandan korunma için seçtiğin şeyler nedir? Nasıl.» Ona dedim ki: «Ben senin söylediğin şeylerden hiç birini yapamam. ucu bucağı yok. «Cehenneme geldi!» diye feryat eder.» dediler. Gönül perdedir. Cehennem müminleri arzular ve ona. filan şeyhi görmesi gerektiğini söylediler.» dediler. «Onu ziyarete gideyim. «Beni. Dedim ki: Bir yerdeki öğüt uygun düşmez. ayağıma kapanan bir Ahî delikanlısı. bakış görüş eder mi idi?» «Hayır. ben. bu bizi bırakmaz. ama kaç kez öğüt verdimse bazıları bundan hoşlandılar. Ölü sahiplerinden sordu: «Merhumun hünerlerini söyleyiniz. saflar arasında niyaz ve huzur içinde dolaş! Ola ki. İstiyorum ki öğütler vereyim.» dediler.) yalnız bırakmış. Cebraile. 53) Adamın biri berbere: «Bıyıklarımdaki şu beyaz kılları ayıkla. sır perdedir. Bir ses geldi: «Sen onu göremezsin?» «O halde ne yapayım?» Cevap geldi: «Çileden çık. Şeyh dedi ki: «Aman dikkat edin.değildir. Nasıl ki.» (Fetih sûresi. Ebû Necip (Allah onun ruhunu kutlasın). her fende başta gelen üstatlar. Hazreti Muhammed'i (S. 17) buyuruluyor. Kalbine zahmet veren. «Hayır yabancı yok. camiye gel.» diyordu. Biri vardır ki. önce sakalını makasla keserek eline verdi ve «Artık bunu sen ayıkla! Çünkü benim işim var.» dedi ve ilâve etti: «Artık umudum senin bir selâmındadır. Bir kâse içinde değil ki bir kenarı olsun. Sen onlara hiç dönüp bakma! O zaman. adamın bıyıklarında beyaz kılların siyahtan daha çok olduğunu gördü. hor görüyorlar. Her dalın arkasından ağlıyorsun. onun gözüne ilişirsin. Hülâsa her ne sordu ise «hayır» dan başka bir cevap alamadı. yoksullara. nurun ateşimi söndürecek!» der. o yabancı pabuçları dergâhtan dışarı atınız!» Dışarı attılar. Ayrandan kurtulur. «Gel!» der. kalmamış olurum. o mezarın başını bekler. herkesin aradığı aslı bulmalısın. Bütün asılların aslını. senin önünde başlarını yere koysunlar. fıkaraya. Çünkü gören odur ve hoş yürüyüşlü olan da odur ki. ayağına serpildiğini gö-resin. «Geç ey mümin. Berber. başka bir itimat ile oldu. Ama acaba kendisim nerede göreyim?» dedi. gerektir ki tekbir çekenlere. Eğer bunu elde etmeyi kolay sayarsan gaye senin nazarında hor görünür.» «Evet. ). ses çıkarmadan buna yanaşsınlar. bütün üstatların üstadını aramalısın! Ama bir gün çürük bir dal gibi elinde kalacak aslı değil. imanlı kimse içindir. Onu aramakta bütün gücünle çalışmalısın. o dal ve budağın filizlendiğini. yabancı bir pabuç var. Kırk gün oturur. topala da güçlük yoktur. «Filanın peşinde bütün varlığımı kaybettim. Bütün büyüklenmeler. yiyecek. Akıl dergâha kadar yol bulur. «Zâhid. başka bir şeyi öğrenmiş oldum. Bir kaç defa rüya sında. Çünkü ona nisbetle hepsi kör ve topaldır. Cebrail onun adımına yetişemez.» Etrafı yokladılar. Onların incinmeleri bana da sirayet etti ve beni içlendirdi. Hikâye ederler ki: Büyüklerden biri bir azizin mezarı başına gelir. Cebrail. «öyle ise. o olmadan başaramayacağım yani. Dallardan da bir şey elde edemezsin. Adamın biri ölmüştü. bazıları da incindiler. Orada akıl perdedir. Bunu söyle de tekrar evime döneyim. Derhal semâ âyini düzene girdi. cehennem de onu görünce.» Şimdi Ebû Necibin hali böyle olunca. ykıe düşer. Sorduğu şeylerden de bir nişan bulamadı. öğüt. cehennem ondan feryat eder.» Âyette. bilginler yanar. O da. her işten el çektim.» dersin? Sen dalı budağı bırak da asıl ve kök için ağla. ben şeyhsiz kalsam bile. tekkede semaı bir türlü tutturamıyorlardı. başkanlıklar. boğazımızdan yakalar. Dürüst renk ve dürüst mizaç ordadır. âbid bir adam mı idi?» «Hayır. Nevvahe (kiralık ağlayıcı) getirdiler.» Nevvahe yüzünü kıbleye çevirerek tekrar sordu: «Fakire. «Kör için güçlük yoktur. O cehennem geldi diye inler. «Daha llert gidemem çünkü kanatlarım yanar!» demişti. Bizim cehennemimiz böyledir. Niçin onun gibi bin tanesi senin hizmet kemerini beline bağlamasın. Aslı düşünerek üzüntü duymaya bak! İnle. yahut filan bana yabancı geliyor. Bunları isterse. seni gayeden uzaklaştıran her şeyi önemle hesaba katasın. nasıl kurtulalım? Bir ayranın içine düşmüşüz ama öyle bir ayran ki. ululuklar. (M. Tâ ki.A. hiç kimseyle beraber değildir. bir çetin iş dolayısiyle çileye girmişti. Ben şu cevabı verdim: «Asılla beraber olmalısın. Her ne kadar kurtulmak için kanat çırparsa da o kadar derine gider. Bu yorumlama nasıldır? Bizim cehennemimizde hep arifler. Şöyle bir ezgi ile ağlamaya başladı: «Ey şaşkın gelip şaşkın giden zavallı!» Bir gün dervişler. Biz nereye gidelim. Bilgisi var mıydı?» «Hayır. onları yanından kovsan bile artık gitmezler. âcizlere duaya baş-lıyalım. Gerçekten sağlam olan da odur. ama evin içinde yol çıkaramaz.» der. Ta ki. «O. Yahut da böylece bize bir nazar eyle.» cevabını verir (Miraç'daki rüyet ve müşahede'ye telmih ediliyor: Kabe' den (Kavseyn) sonra Ev (Ednâ) mertebesinde. . aslı ve kökü elden kaçırırsın. «Hayır gelemem eğer bir parmak daha yaklaşırsam yanarım. bizim dervişler arasında bir yabancı var. Ama sen bu dallara budaklara yapışırsan.

) buyurmuştur. O Şeyh diyordu ki: «Filan şeyhin güzel kokusu. halka yol gösteren âyetlerinde başka zevk vardır. Allah kokusundan da üstündür. O falandan doğmuş olan Allahdan çok üzgünüm. Kıyamet günü. Allah Allahdır. ben şafiî mezhebindenim. O kimseyi ve her birinin makamlarını görür ve şükreder ki. Hangi sırrı esirger ki? Ama dünya sırlarını kapalı olarak söyler. «Soğuk söz söylemiş. kapıma iki desti dolusu su getirsinler. feleklerin dönüşü senin düşüncene göre nasıldır? Müneccimlerin anlattıkları şeyler Kuran'ın zahirinden nasıl anlaşılır? Gel de araştıralım. 54) Ondan geçmiştir ve onun bir çok kulları vardır.» Daha sonra temaşalardan. O zaman ben de soğuk sözlere ve sövüp saymaya başladım. emirler ve yasaklarla. Allah onu o makama bağlamamıştır. 34: Önceden bilinmesi mümkün olmayan beş şey şunlardır: 1.işi tamam olsun. siz de dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz!» (Lokman sûresi. İki elimle gözlerimi kapadım. Diyelim ki. erkeklik aletini kaldırmış.» Git otur yerinde. (Mümin araştırıcı olur. «Ben sizin din işlerinizi en iyi bilirim. namaz 'kıl tövbe et! De ki: «Kâfir idim imana geldim. işte bu sebepten dolayı Hazreti Muhammed. En doğrusunu Allah bilir.) Bugün yıldızlar bilgisinden akla uygun olanları kabul etmek gerektir. 3.» deyince Şeyh ona şu cevabı verir: «Allah. Ama bu Kuran ki toplum için gelmiştir. kovdum. Her birinden bir mana ve hikmet istemiştir. Bu arif benim halimi hep bilir. bir kancıkla birleşmiştir.» Dedim ki: «Bu koku belki senin karından ve onun oynaşından geliyor.» Adamı geri çevirir. küfür etmiştir. Kişinin nerede öleceği. Ben. insanın yarın ne kazanacağı. 4. Şimdi gel de söyle: Bu gündoğusu. öteki arif ise herkesin halini bilir ve onlar da ona malûmdur. Yağmurun ne zaman yağacağı. denizin garip hallerinden bahsediyordu. Kuran'dan üstün kitap yoktur. benim işim onunla daha iyi yoluna girer.» dedim. Küfürden vaz geçtim. Allah erenlerine açıklanan âyetlerinde daha başka zevk bulunur. Bu arifi bilen başkaları da onu görür ve onda Allahdan başka birini görmezler. Bunu kabul etmezsem inatçılık olur. ne Harizm'i ne de Rey şehrini kurtarabildim. eşekliği yönünden söylemiştir. Ana karnındaki çocuğun cinsi. Ona varınca Şeyh sorar: «Niye geldin?» «Allahyı aramaya. Allah kelâmından üstün söz yoktur.» Bu ne eşektir ki. Pamuğunu eğirmeye bak! Sen kim oluyorsun? Erkekler içinde mert olanlar istiyorlar ki. Hanefî mezhebinden bir şey buldum ki. Dedi ki: Dün anasının karnından çıkmış.» buyurulmuştur. 2. (M. 5. Ona şöyle dedim: «Temaşaya mı gitmek istiyorsun? Temaşa mı arzu ediyorsun? Gel benim içimi seyret! Sen hep kendi âlemini temaşa ediyor. Ne üzüleyim! Ulu Allah kendi sırrını bu kulundan esirgemedi. Bir başkası da şöyle söyledi: «Bir gemide idim güneş gibi bir cevher parladı hemen denize baktım nerede ise gözlerimin ışığını kapacaktı. Ama ne Necmeddin-i Kübra'yı. bizim halimizde eksiklik başladı. ondan dolayı bir korku yoktur. Diyordu ki: «Bize düşman olan dostlarımızı görüyor musun? Himmetimizi nasıl kırdılar?» Ey kara yüzlü! Himmetin ne olduğunu sen ne bilirsin? Git abdest al. «Ben Allahyım!» diyor. benim içimi seyret!» Öteki de sanmıştı ki. Onun da bir sebebi vardır bunun da. . «Bir insan yarın kazanacağı şeyi önceden bilemez. Gel de benim âlemimi. işittiği her söze güler ve bunun hangi makamdan söylendiğini de bilir. Diyordu ki: Filan kimse uzun bir yolculukla filan Şeyhin şöhretine koşar. kendi içini görüyorsun.

ona yakın erenlerin yaramaz işleri derecesindedir. onun huzuruna has-retdedirler. geçmişlerden veya yaşıyanlardan. mürid. Peygamberler. sonra tevil için feryadı basıyorsun. Ancak bir gün sözden daralırsam. . bundan sonra da kendisine bir hayranlık geldiği için artık o ibadetleri ihtiyarsız yapamaz. «Doğanı öldüreyim de kendimi kurtarayım. Sözlerin tevili büyük bir iştir. «Dün konuştuğumuz sözlerin. herkes umudunu kesmiştir. bazı kimseler.» demiyorum. A. bir gün gider. ibadet hususundaki sözlerimi tutun! Çünkü yukarıda adı geçen kimseler Hazreti Muhammed'in (S. tıpkı Hazreti İsa gibi tedavi umudu kalmamış olan körleri. Mevlânâ'dır. Ebû Sait ve o. 56) îmad yahut Erşed. bir şeyhe. nasıl ki. Allah erlerinin iyi amelleri. ben ortada olduğum halde beni ziyarete gelir? Bana başka bir adamın evinden ziyaretçi gelir. Âlemde bir gürültü koparıyorsun. Bunun iç yüzü şudur: Biri. (M. yani onları yola getirme hususundaki arzum ise. Mademki öyledir. onun hoşuna giden bir söz çıkarsa acaba neden? Bu benim halim değil. hattâ o rüsvaylık üstadı Hal-lac'ın sözleri ile ne münasebeti var. orada bir köşeye çekilir. başlangıca dönmektir. Yüzünü gönül tarafına çevirir. teşbih ve dua ediyor. Allah onun dilediği zat ile olan münasebetini tekrar tatlılaştırır. Bayezid'in Cüneyd'in.» «Bu zembil sözünün şerhi nedir?» diye sordu. Bundan sonra kendi nefsini de unutmaz. Nasıl ki. hem de Allahya şükrediyordu. îş bu kerteye gelince de kendileri yerler.» Nasıl ki. bif mürşide gönülden bağlanır. «Ne demek. bir serçeye dönüyor. ancak işin dış yüzüdür. Aksi halde ben nefsimde bir üstünlük görmüyorum. Yahut bir dost. başlangıçta açıkça ibadet. önce etmiş olduğundan daha çok ibadet etmeli. Benden. Onunla bu sözü konuşurken. abraşları sağaltmak isterim. gündüz dilenir. kime söylerim? Büyük bir insana: Bu da. Sen de işte böyle yürü! Şimdi velilerin. Ancak dostlara. Benim insanları ıslah. bunu dervişlerin önüne koyarlar. Bundan sonra da hal böyle olunca. Bu kimdir ki. bu kadarı yeter. büyüklerin sözlerini derleyeyim. daima mümkün olmayan bir şeyi mümkün kılmaktır. bunları perde arkasında yapmıyordu. Buna kabiliyeti olmayan kimseden ise. Yüzümü dostluk yönüne çevireyim. O da şu cevabı verdi: «istiyorum ki. bana nereden geldiğini. Dostların yüzünü de yoldaşlık tarafına yönelteyim. Ben böyle sanırım onu. Söyleyenin maksadını anlayabilmek de büyük bir irfan mertebesidir. kendileri yemezler. on iki yıl ot kökü yiyerek geçinen sofî Hallac'ın tuttuğu yolda bu sözden bir koku alamadılar. Sözlerin tevilini bildiği için hem iftihar ediyor. hay hay!» derler. Ansızın evvelce özlediği gönül safasını anarak. sevenlerin. Her kim bizim dostumuz ise. gönül sahibi olduğunu sandığı birisinden bir şey dilenir. çünkü o kendi hesabına yaşıyor. ağlayarak secdeye kapanır. Vakti gelinceye kadar yani gönül semtinden bir ışık belirinceye kadar bekler. gece yarısı kadınlardan. kimin söylediğini bilmediğim bir yönden gelen sözlerden birinin yakasından yakalarım. Nereye. Ben şimdi derim ki: Mevlânâ onu hoş tutar.) teninde bir tüy bile olamazlar. sevgililerin hali böyle olunca.İKİNCİ BÖLÜM (M. âyette buyurulduğu gibi. Hazreti Yusuf büyük bir Peygamberdi. «Son nedir?» sualine Cüneyd'in verdiği cevap şu olmuştur: «Son. 55) Pir Muhammed'e sordular: Kamil-i Tebrizî'nin hırkası Önünde ne hale geliyorsun? Tıpkı doğan pençesine tutulmuş. Bu. hıçkıra hıçkıra ağlar. söylediğim hürmetli sözler hep onların sözleri olsun. çoluk çocuktan ayrılarak evin bir köşesine sığınır. Siz. gece köpeklere ziyafet çekerler. Nereden söylerim? Allahtan. sonra da diyorsun ki.» Bu sözün zahir manalarından biri şudur: Sâlik.

buyurmuş ki: Baki kabristanında cenaze na-mazındaydık. Ben onu söylemiyorum. Çünkü onun işi pek yücedir. Gizlice en kötü şartlar içinde benimle olabilir misin? dedim. Hani. katkısız bir sarhoşluktur.» dedi. Hazreti Peygamber yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: «Hiç bir erkek ve kadın yoktur ki. bir zamanda da başka birinedir. Bi aralık bir şey yaz desem. Mevlânâ bu sözün tamamım ve neticesini. bu sözün zevk ve lezzetini bildim. Şüphe yok ki. Bu hal ona uymuş olmamın bereketidir. bir peygamber türemiştir. Bir müride sordular: «Senin üstadın mı daha iyidir yoksa Bayezid-i Bistamî mi?» «Üstadım daha iyidir. sevgilim de ben olmuşuz İkimiz bir beden içine girmiş iki ruh olmuşuz. Bize bir söz söylemek isteyen kimse de bizim gibi olmalıdır. müridinden sor. Onun sarhoşluk yönünden söylediğini anladım. Onlara.» İşte teşbih derecesinde kalanlar için bu tevhid anlayışı böyledir. Bana yaraşan. A.) gelince. Ama bu söz nereye kadar gider? Sonu nereye varır? Mevlânâ.» dedi. Benim önümde bu böyledir.) karşılaştırabilirim? Bu. Bu söz. halim değildir. Öyleyse. nazlanmaktır ama ben. Bundan dolayı onları başkalarından daha üstün tutarım. «Çünkü ben birlik ve tevhidin sırrını ondan başkasında bulamıyorum. «Ya üstadın mı iyidir yoksa (hâşâ) Hazreti Peygamber mi?» «Üstadım. onları nasıl birbirine yaklaştırabilirim? Ancak en son gelen evvelkilerinden daha üstündür derim. derler. yoksa Allah mı?» «Üstadım. Yoksa şeyhlik müridlik gibi ilişkiler hoşuma gitmez. O isim. «Onu. muamele ve iş istiyorum. senin kendine göre. rivayet ederler. Şam'a gitmek hoştur. bana bir ilim tahsil etmeden. Ama korkarım ki. 57) geliyor ki. Sonra nasıl olur da başka bir nebiyi. böyle yaptığım için bana bir daha uğramazlar. Allah onu kerem denizine batınp çıkarırken mübarek bedeninden serpilen nur damlacıklarının her birinden bir nebi. Ama sözü geçen müridin teşbihinden daha uzaktır. tevhid âlemine kadar gider. senin şanına uygun şekilde kulluk edemedik!» demedi. Zamanın ne yeri var? Evet zamanla Hak ölmez. diyen zavallı taklitçi eşektir. ruhunun temizliğinden sarhoştu. Ama bu sözün yüksek zevkinden gafil ve habersizdim. Aramızdaki ayrılığın bir sebebi varsa budur ancak. akıl ve emek sarfetme-den bildirildi. ben yüzümü ekşittim. eşek. Çünkü sen onlardan üstün olduğunu iddia edersin. Ama Bayezid-i Bistamî. gideceği yerin cennet veya cehennem olduğu Allah tarafından yazılmış olmasın. Yüksek bir seci ve teşbih sanatını aksettiren şu anlamdaki beyti okuyalım: Beyit: Ben.» Oradakilerden biri sordu: «Acaba bu alınyazılarımızı değiştirebilir miyiz?» . bundan daha aşağı veya daha yüce olamazdı. zahirde bizim hayatımızdaki dostluk ve kardeşlik hangi yolda ise onu korumaktır. Ama o zaman sen beni anlamıyorsun! Halbuki ben buraya bir şeyler öğretmeye geldim. Onunla birlikte konuştuğum ilk söz de bu idi. Sözü yorumsuz ve açık söylüyorum. Diyelim ki. Ben işe bakarım. içinin. Söz sırası Hazreti Mustafa'ya (S. Bir an oluyor ki. sana senden mi gelmişt r? Müride gerekli olan üstadına karşı çok saygılı olmaktır. onların gelişinden bir saat bile sıkılmam. A. bizim âlemimizden ayrı bir âlemin var. Böyle açık söylemelidir. Bizim veliliğimiz bahsinde bundan incinirler. hak ölmez. sen de öyle ekşi yüzlü olabilir misin? Ben gülersem sen de güler misin? Benim selâm vermediğime sen de selâm vermez misin? Bana öyle (M. kemaliyle bilir. «Yarabbi sana. bizim yazılarımızı başkalarının yazılarıyla karıştırıyorsun! Ben senin mektuplarını yakınlarımın mektuplarıyla karıştırmam. Ama sözüm. Bu söz de böyle kararlaştı. Geri kalan damlalardan da Allah velileri (evliya) yaratılmıştır. Hazreti Muhammed'le (S. sevgilim. Ama bunlar benimle birlik olunca yahut benim ziyaretime geldikçe. Şimdi bana kendinden bir fazilet.» demeleri bundandır. üstatlığı da şakirtliği de yere batsın. Şam'a gitmek hoştur. Hazreti Ali'den (Allah ondan razı olsun). Sevgili naz eder ona katlanmak gerek. Eğer halim olsaydı. bir üstünlük veriyorsun. tertemiz. ağır davranırsın. Ben. Aralarında bir bağlantı vardır ki.» «Ya üstadın mı daha iyidir. bir benzetiştir. bir nazdır. Onun sarhoşluğu. Ama sen bir isim taşıyan bir varlıksın. bir şey söyleyemem. Hak zamana bağlı değildir. Ama ben o davada değilim. nasıl oldu da ona tamamiyle uymayı lüzumlu görmedi? Onun gibi. Bu bir teşbihtir. benim sadece sözümdür.yahut Zeyneddin Sadaka.

dikkat etsen de etmesen de bir kere ağızdan çıkmıştır. Şiir: Binlerce kurbanın kesildiği bir düğünde Zavallı davulcuların ne yeri var? Bu açık saçık şeyleri onarmaya çalışmanın ne lüzumu var? Bir zaman tam bir inanç ve gerçek bir arzu ile gelmişti. Gerektir ki. Demediler ki. cennet ehli kişilerin işlerini kolaylaştırır. (M. adını her tarafa duyurmak. Bana kararmış gözlerle bakma! . Mademki bir sevgiliye varmak istiyorum. Dört defa ayağıma kapandı ve ağlıyordu. karanlıkta kalmayasın! Heva ve heveslerine kapılmış kimselerle düşüp kalkma ki seni karartmasınlar. muhabbet artsın!» hitabına uğramayasın! Eğer ondan hal diliyle bu hitabı işitirsen bir halvete çekilir hıçkıra hıçkıra ağlarsın! «Bana ne oldu. Başka dostlar arasında da olamaz.» dersin. kimi oturdukları yerde edeple yerleşmişlerdi. Başına gözüne sürerdi. orada uyuma ki. Şeyh onlarla meşgul olmaktan geri kalır. bu işlerin iç âlemi ile bir ilgisi yoktur. faziletli işleri gerçeklerse ona kolaylıklar ihsan ederiz. Kendilerinden zevk duymadığım o heva ve heves erbabının da temiz kalmasını isterim. bununla hal değişti. Yarabbi! derdim. sırt üstü yatmış bir kadın gördüm. 58) Hırkanın başlangıcından sonuna kadar devamlı bir basiret yoktur.Buyurdular ki: «Çalışın. Çünkü kalbin ölümü bu hali baş kakıncı yapar. «Beni zaman zaman ziyaret et» sözü.) pabuçlarını taşırdı. «O ne güzel kişidir ki. Bundan fazlada bir şey göremedim. beklediğin şeyi elden kaçırmaktan korkarsın. ben de ulu Allahya feryat ederdim. «Beni zaman zaman ziyaret et ki. Belki bir zevk ve rahata kavuşursun. Ancak başkaları ile olan muamelelere uygun ikinci bir inanışa yol açardı. Eğer iş böyle peşin olmayaydı ona saygı göstermekten bu mana çıkmazdı.» Hazreti Peygamber. pabuçlarım o kadar mı değersiz oldu ki onun başı ve gözü üzerine kondu? Şimdi sen karardığın için ben de senin gözünde kararmış göründüm. bu suretle Şeyhlik gayreti onların araya girmesiyle sönerdi. sende bir de-. sizinle gönül alçaklığı ederek beraber kalmak isterim. îşte bu düşüncelerin utancından şu anlamdaki şiir hatıra geldi. Üzerine uzanmış bir erkekle hareket halinde idiler. Şeyhin bunlara karşı gösterdiği saygı. «Bırak ben görüyorum!» der ve hiç kimsenin sözünü dinlemez. A. Bu görüşme hakkındaki mübarek hitabın sebebi şudur: Ebu Hüreyre. Herkes hangi iş için yaratılmış ise o işi kolaylaştırır. Hazreti Mustafa'nın (S. dedi.ğişiklik olmasın. gerekir ki. A. şöhret yapmak gerek. Allah yolunda vergili olur. kendini yoklayasın.» Giderken. yoksa marifet başka şeyle elde edilemez.) içinden güzel.» derler. sonra başına koyardı. Bu marifet sözü. Ben temiz kaldım. Kendini daima tazele ki. halk şu soruyu benden sorsunlar ve desinler ki: «Onlarda gerçi bir ilim var ama neden halden hale dönerler?» Bilir misin ki.» Sen bir kimseden bir şey öğrendin mi? Meselâ her kim iyi konuşursa ona saygı gösterirsin. Şeyh Ebubekr (Şems'in ilk mürşidi). Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun). Ama çeşitli işlerde ben sizde bir üstünlük gördüğüm za man. önce pabuçları başı. Şu haline gözyaşları dökersin. sonunda Hazreti Peygamberin Ebu Hüreyre'ye buyurduğu. Ayaklarının bir çift eşek kulakları gibi birlikte hareket ettiğini gördüm. kendisinde bir kusur olduğu halde latifeyi sever. dervişlere karşı gösterdiğinin yüzde biri kadar değildi. Bu sefer de onun ayakkabılarını ayak üzeri düzeltti. gözü üzerine koyardı. iyi ameller işleyin. sonra da Leyi sûresinden şu anlamdaki âyetleri okudular: «Ama her kim. Allah onu günde yetmiş kere güldürür» buyurdu.» Bari ben açıklayayım: Hazreti Muhammed (S. derviş deyimi herkesin dilinde dolaşır. Allah bunu sana verdi. Yabancı misafirden her biri içeri girdikçe. ta ki. bu hitaba uğradım? Bu hitap gerçek dostlar için değildir. aradığım bulamamaktan. Cennet için yaratılmış olanlar. ondan korkarsa. Ama onlar bunu işitince şunu anlarlar: «Ey hoca. arada ne işler oldu ki. bir şahide sordu: «Bu zina işinde nasıl tanıklık edersin?» Adam şöyle anlattı: «Eve girdim. cehennem için yaratılmış olanlar da cehennem ehli kimselerin işlerini kolaylaştırırlar. Mevlânâ'dan işitmiş yahut bizden ayrı düşen-Mevlânâ'nın halini görmüş olmak edebiyattan sayıl maz. Yabancılar girmeden önce dervişlerden kimi ayakta. «Bunda bir sır vardır. Değersizdir. Gözün karardı senin. nefes nefese. yanındaki fakir dervişlerle otururken vezirin adamlarından ve halktan bazı kimseler içeri girdiler.

îlim vardır.) uyamaz-dı. sânım ne yücedir!» diyordu.» Allah sana ömürler versin! Allah vardır. Bu sarhoşluk halinde Hazreti Mustafaya (S. tekrar meydana gelir. demenin. bağ tarafına gideyim. Onu. Buyurmuştu ki: «Halk. Ben de belki yüz kere söylemişimdir. kutlu bir fırsat sayın. ayıklara uyması mümkün değildi. Bana diyorsun ki. o (delikanlı). Herkes. Ben eğer senin beni sebatlı kılman sayesinde sabit olursam. 59) Bana dedi ki: «Sen o nazenin değilsin. Bak ben sabit ve kararlıyım. «Ben zikretmek istiyorum. Mısra: Her şarap içen er geç sarhoş olur. Yani hakikatte ant içilmesi gereken nefsi Levvâme yani kendi kendini kınayan nefistir. melekler bütün gece seni övsünler.» Bu söz muamele hayatında herkesin işine yarar.» dedi. Bu gün şu dostlar toplantısını bir ganimet. Mutmainne olan nefis değildir. levvâmeden daha aziz ve değerli olduğu için yalnız ona ant içilmiştir. Şarabını küp içinde saklarsa mizacı daha kuvvetli olur. Ben de Mevlânâ'yı görürüm. Sen kendini yenile. O ne mutlu kişidir ki beni göreni görmüştür. «Ey kanmış ve inanmış olan nefis! Kullarım arasına gir!» dedikten sonra bu iltifatını daha da kuvvetlendirerek «Cennetime gir!» buyurmasına belki lüzum yoktu diye düşünenler olabilir. on altı yıldan beri yadigâr olarak saklarım. o gönülde yaratan ancak Allahdır. Mevlânâ'yı görebilecek kuvvet yoktur. Mevlânâ da benim için böyle söyler. zikrettiğin Allahdan ayırmasın. Sözünün başlangıcı ne ise sonu da odur. îşte nefsi emmâre o arzular salkımını da gönül alemindeki güzelliği görmesi kadar hiç bir . Kuran öğreten âlimin hikâyesi malûmdur. demektir. benim gibi olur. o cihetden öylesine bir sarhoştu ki. Niçin onu dil ile de söylemek istemedi.A. Onlar için bu emirden baş çevirmek mümkün değildi. «Beni görene ne mutlu. A. öküzü önüme katayım. bu benim için çok kuvvetli sebat olur. Açıklıkta da değişiklikler vardır.» buyurdu. Bu salkımdaki danelerin sayısı suret yönündendir. çabuk bendeki hakikati gör!» demektir. Şaşırtmaca yapmaz. Beni sebatlı göremiyorsan bu senin sebatsızlığındandır. telâşa düşersin. Çünkü beni görürsün. Mevlânâ'yı görünce. «Beni ululayın. anlaşılmasına dikkat eder. (M.» Bu sözcü söz söyler. Bayezid. bundan sonra da erginlikten. Nasıl ki. Artık hakikata erdin demektir. (Senin için) Allah varlığını gerçekledi desinler. Sözü anlayabildinse. Nasıl ki. öldü desinler.Bu ziyaret misalinden maksat. «Beni sabit kılarsan. Sadece dil ile zikir noksan sayılır. Her ne kadar burada da o parlaklık ve açıklık varsa da.). Bayezid-i Bistamî gönülle zikrederdi. Nasıl ki. «Her kim beni. melekler ayağa kalkar. Öğrenciyle böyle sözleştiler. Hazreti Muhammed (S. Bizim de her hangi birinin gönlüne koyduğumuz ilhamı Allah 'koymuştur. «Beni ululayın. Buyurdu ki: «Başkaları seni o mezkûrdan. Yedi türlü okuma tarzı öğretiyordu. «Ben istiyorum ki eşeğe bineyim. haber hususunda aşağı düşmüştür. Bunu yüz kere de söylese yerindedir.» O zaman zikir gönül zikri olur. benim kendisini gördüğüm gibi görürse. Tâ ki onu bir daha bulamadık. Her âyet için bir dinar istiyordu. Mevlânâ'yı gördükten sonra nefsini öldürmektir. çünkü ben asla eskimem. «Ne mutlu beni görene!» dersin. Ulu Allahnın Fecr sûresinde Mutmainne olan nefse hitap ile. sende eskileşme. «Acaba heva ve heves erbabı ile oturdumsa ne oldu?» diye kusuru kendinde ara. Allah bütün melekleri huzurunda topladı. Biri. Öyle bir hale gelirsin ki. Başkaları nasıl o kulun Allahsı olabilir? Meğerki İblis olsun. Âlimin sözü şu idi: «Suretler değişiktir ama mana birdir. Çünkü o. Sen kendini isbat et. Bu görüş sana hayırlı ve faydalıdır. bir üzüm salkımına benzer. bu açıklıktaki değişiklikler de geçer. onu is-bata çalışmanın Allah varlığına ne faydası var? Sen kendini var etmeye bak ki. însan gittikçe Mutmainne yani hakikate inanmış ve kanmış bir hale gelir. bu takdirde o.» demişti. bana öyle bir gözle bak ki seni usandırmış olmayayım. manada sarhoştu. ilimde çeşitli değişiklikler vardır. Bende. eğer nazarında bir eskilik duygusu varsa acaba bunun sebebi nedir? diye görüşünü düzeltmeye bak.» Mev-lânâ'dan dinlediğim şu temsili. mahv olursun. Ama bana göre dostluk. devamlı bir iman ve vicdan huzurundan sende bir eser kalır. «Beni aralıklı ziyaret et!» demek. Ancak Mutmainne. Bu çok zor fakat açık bir meseledir. «Git. Ben yepyeniyim. bu salkımı bir kâse içinde ezer ve sıkarsak artık danelerden ve sayıdan eser kalmaz. beni daima taze ve yeni olarak gör.» sözü bir haberdir.

ikincisi de değerli mücevherlerini kendi hazinecisinden bile saklamak. Hali de. ibriğin yan tarafındaki mühürü sökmüş. yarasaların gönlü incinmesin!» Ama güneşin işi gücü bu.» derse ona. benim ruhumda tasarruf etti. sadece Allah buyurmuş. Hazreti Muhammed'in (S. Her türlü vehim. Nasıl ki o gün. dünyayla beraber yaşamaktadır. Yani böylece bir şey yapınız ki. diye düşünürler. hayal ve tereddütleri yaksın. Bak ki. Bu yüzbin türlü değişikliğe uğraması. onda nasıl tasarruf edebilirsin? Meğerki biraz yardımı olsun sana! (M. Artık bundan daha yüce bir makam olamaz. Eğer doğru cevap verirse onun ayağına kapanırsın. her tarafı birden aydınlatır. üçüncü söz de ikinciyi çeker ve örter. içi altındır. Ancak o. Ama bu gün nasıl oturuyor? Yeni kaftanlar giymiş! Evet (geçenler unutulur). dopdolu! Fellâh.temaşa öldüremez. «Nimet bağışlayana şükretmek vaciptir. yahut zayıf gözlülerden güneşe gam yoktur. hoş ve lâtif bir dille konuş. tâ lütuf ve rahmet kaynağına uçurdu. cemal âlemini görünce hemen organları gevşer. ben azim ve irade ile. Ola ki güneş kederlenerek (bir bulut arkasına gizlenerek) kendilerine bir yaramazlık eder. Çünkü sır. ona Allahlık heybetini göstermek için gittiğimde. Sana her ne söylerlerse çabucak cevabını ver. «Dinde ruhbanlık yoktur!» buyurulmuştur. Bu sözü yedi türlü manasıyla hatırlanın. «Sözün sırrı başkadır. mülk eksikliği bir ziyan vermez. diyordum. Fellâh ibriği Padişaha verir. Gerektir ki. Biri. Sen kim oluyorsun ki. Uzaktan halkı seyret. renkten renge girmesi. Padişah da onu astırmazdı. Sen o gâvurcuk değil misin ki. onda heybet ululuk ve Allah kudreti görünürse. onun bütün halinin altüst olduğunu gördüm. Ancak iki şey zarar verir. Bir aralık pek yakınlarına onlardan bir ışık gelse bile sonra yine kıskançlıkla geri döner. bir aşk olsun. bu sizin halin. söz kaç harftir? ikinci söz birinciyi çeker ve örter.A. hep halk ile birlikte otur demek değildir. ne de Allah yakınlarından bir melek girebilir. Ruhum bundan önce hiç yükselemediği bir makama erişti. aramıza ne bir kitap sahibi Peygamber. Çok ağır. hak söz söyle. bu bir hatıradır. şüphe perdelerini yırtsın. Bu sır değildir. Mademki bir kimseyi görmedin. bu yüzden güneş nurundan uzak kalırlar. sözü de hep yağmaya gider. onun kendi mangırına bile ışığı düşmez. acaba içindeki kurşun mu yoksa kalay mı. kendisinde bir dert. hiç kimseye bir mangır bile sektirmemek. öyle bir mert olmalı ki. demektir. Onun o tecelli karşısında ne coşkunluğu ne de murakabesi kalır. herkesi âciz bırakan bir Padişaha benzer o nefsi emmâre. . Çünkü fellâh idi. o da bizim küçük kardeşimiz olur. «Bu kelâmın sırrı da ne oluyor? O da yabancılar içindir. onun imkân tarafını yakalar. bir gönüle düşerse hem seni yakar hem de kendisine inandığın üstadı. Eğer ibriği önce olduğu gibi vermiş olsaydı. Nasıl ki elif harfi çoktur ama başkaları içindir. demektir.» der. ancak yabancılar içindir.» der ve deliller gösterirse. Cevher nur saçar. Eğer zamanede biri gelir de.z olsun. O. bu hususta seni aydınlatırsa. Ondan ancak güneşe tapanlar için korku vardır. O artık şu sözlerden başka bir şey söyliyemez oldu: «Ey güneş artık nur saçma ki. elbette nur saçar.» buyurulmuştur. eli ayağı gevşer.» anlamındaki kutsî hadis de bir davet'tir. gökteki ayı iki parçaya ayırır. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki. Padişaha bir ibrik getiren fellâhın hikâyesi malûmdur. döner dolaşır ilk söze gelir. altın. Gerçi yarasadan. Hazreti Mustafa'dan (S. Padişaha. Padişah da onu astırır. Peygamberin ağzından ifade edilmiş olduğu için büyük görmüyorum. orada başkaları ile konuşurken maksadının ne olduğunu bilesin. onun pek gönlü kırık bir halde oturmuş olduğunu gördüm. Görevinden uzaklaştırılmıştı. Çünkü. çünkü o artık sultanın naibi değildi. Yarasanın gözü incinir diye ışığını terk eder mi? Yine dedi ki. Sana lâyık olan bir şeyde ne düşündüğümü anlayasın. Bu. ister aşağısı ister yukarısı. 60) Yukarda sözü geçen fellâh. Ben Kuran'ı. o Mekkeli kerem sahibi gibi olasın? Eğer bir kimseye bir ışık görünmüş de tekrar görünmez olmuşsa onu inkâr etmez. diye aklından bile geçirmiyordu. mal. onun bütün tahmin ve düşüncesi aşağılık bir durumda idi. öyle yükseldi ki. Başka biri de onun eteğinden asılır. O. «Bu bir ahengin yadigârıdır. Ama tekrar açıklamaya başlar. Bunlar hep dünyadır. bütün öldürücü sertliği o anda mahvolur. diye düşünmüştü. hal değildir. O hep nur saçar. A. Şayet.) ışığı. (beşer kelâmı ile) kendisinde harf ve ses olmayan kelâmın farkını sorarsın.) hiç kimse üstün olabilir mi? O. içindeki sırrı anlamak istemişti. Sır bundan başkadır. ancak onlara. Ona bir kap içinde azıcık bir zehir verildi mi.

Eşeğe yükletilen bir çuval kitabın hayvana ne faydası olur? Senin. onun yolundan ayrılmamak gerektir. Nasıl ki. yahut felsefî bilgilerine göre yorumlarsın. Bunda hangi gönül rahatlığı olur? Birlikte yaşamış n. çoban bir buzağıyı kaybeder. Eğer iddia doğru ise aksine düşündüğünden dolayı Allah seni sorumlu tutar. aynı meşrepte dediğin kimse de seni kan-dıramıyorsa. Çünkü hiç kimsenin güneşe karşı saygısızlık göstermeye haddi yoktur. Sen onun sözlerini kendi şahsî anlayışına. Eğer bir meselede doğruluk bulunduğu açıkça anlaşılıyorsa. demektir.» dersin ve asla aksine bir iddiada bulunmazsın. Bunun manası nedir? Bu şu demektir: Ya Muhammedi Allah seni yolunu şaşırmış bir halde buldu. Birinin sözü yalan ise bunun tartışılmasına lüzum yoktur. sözdeki sırrın sırrı daha eskidir. Bunu sen nefsinden iddia edersin (ispata çalışırsın). Herkesin bir sevinci vardır. Yedi başlı aslanı görsünler. kitapla gönderilmiş peygamberler gibi dört ayrı varlığın ne yeri olurdu? Bu sözler gerçi söz olarak söylenmiştir. değişik söz ve fikirlerin karşılaştırılması-dır. velinin. güzeldir ama uzanır gider. (M. Öyle bir nağra atarsın ki. ona açıkça uymakla. Görüyorsun ki. Bu surette söz kılıncına boyun eğerler. İnanan kimselerin elbette inançlarının kuvvetli olması gerektir ki. Bütün sözleri doğru ise yine ortada bir uygunsuzluk ve aykırılık olmadığı için tartışma konusu olamaz. bütün korkuları giderir.) meşrebinde olamaz ve o okumanın kendisine hiç bir faydası dokunmaz. dağdan aşabilsinler. Bir söz de vardır ki. hiç umutsuzluk yoktur. Nihayet bu sözün sırrı öteden beri eski ise. Zahidin. birer davettir ama. 61) înanç ve aşk insanları kahraman yapar.» Duyurulmuştur. onun halinden hiç haberleri olmamış. tartışma ve inatlaşmanın. Hak. (Sözün en hayırlısı. bundan çok hoşlanırsın. bu konuda hiç bir şey söylemez. Bir insan bin yıl ikitap okusa bile asla Hazreti Mustafa'nın (S.) sözlerindeki güzellik bundan değil mi? Allah zatını örten ne kadar zulmet ve nur perdeleri vardır ki. înanç kuvveti ve gün ışığı aşkı ile gam çekmesinler. Hilaf. Yoksa yukarıda söylediğimiz gibi hal olsaydı. ikinci zaman için-de bir nağra atar geçersin. onu yolunu şaşırmış bir durumda buldu dediler. güneş hakkında beyle inanmak gerekir. Burada bir gülüş. hilaf ile uğraşan kişi isterse velilerden olsun! Duhâ Sûresi'nin Yedinci Âyetinin Mânâsı Duhâ sûresinin yedinci âyetinde. bu binlerce engeller umut bağını koparır. kulağına yapışsınlar. âlimin. Biri muhabbeti kırmış da tekrar muhabbet üzere olmaya çalışıyorsa. îster gerçek. «benim» sözünün yeri olur mu idi? Beraberlik nerede? Yakın. onun huzurunda yersiz bir harekette bulunan da. Ancak gönül alçaklığı ile. «Biz seni yoldan sapmış bulduk doğru yola yönelttik. âbidin. Şu halde onların neden haberleri vardır? Ondan bir nasip alabilmek için hangi yoldan gitseler bir şey elde edemezler. içinde umutlar ve gülüşler olsun. sana gerçek yol gösterdi. Her şeyin üstündeki sevinçler de böyledir. bu hakikat kendi nefsinden zuhur etmez. «Bu böyledir. ister yalan olsun. Daima. bir sevinç her halde bir gamdan ileri gelmez. Bunu herkes böyle yorumladı. o tarafa . A. Hilaf (Tartışma) Bahsi Tartışma bilgisi öğren! Doğrudan gerçekten usandınsa hilaf ilmi tahsil et.Yine dedi ki: Güneşe tapan bir insan için. Bu hal eğer iki zaman içinde baki kalsaydı. onda o zevki tadabilecek bir meşreb yoktur. Yukanda sözü geçen kutsî hadisteki mana yani Peygamber ile Allah arasındaki ilgi bir dâvet'tir. nebinin birer sevinci vardır. Halbuki o zevki duyabilecek bir meşreb ister. yersiz münakaşanın sana bir faydası olmaz.ce kişiler vardır ki. A. melekler. kısa fakat manası geniş olan sözdür) Hazreti Mustafa'nın (S. ilk zaman içindeki umut olurdu. umutsuzluk getirir. o hal içinde.

A. sende karar kılar.bu tarafa koşar ki onu bulsun. Ama sen onun yolunda olursan.» Dedi ki: Bir kazanç ile uğraşıyorsan o bizim içindir. ama bu uyanıklıktır. dua ve namazdan bir koku alabilsinler. yine biteremezdim. O. Diyelim ki. «O. Hakkı açıklamak için birkaç söz söylemek ve her söze yüzlerce kesin delil getirmek mümkündür. yer öpmeler ve yaltaklanmalarla onun huzuruna çıkmaya cesaret edemez. »Yarab-bi! Kavmimi doğru yola yönelt. o bir gün gelir. ama mat olan başka şahlarla kıyaslanır. 62) Hazreti Peygamber tekrar sordu: «Ya Ebubekr'e ne dersin?» Cebrail şu cevabı verdi: «Ömer. Anlamındaki mısra ile işaret ettiği gibi şu beyitte zayıflık görünüyor. Ben uykudayım. Dedi ki: Allah kulluk asasını körlerin eline verdi. Çünkü onlar kulluğun gerçek mânasına eremediler. Şah kendi yerinden dışarda mat olmadan tekrar yerine gelir.» (M. Çünkü onda biraz lezzet buldular. şahı kendi yerine kaçırarak mat olmaktan korurum. ama keski Konya şahnesi olaydım! Çünkü vezir onu çok sever. iki yönü olan bir adamım. Bu şah ise hiç mat olmaz. çünkü o zayıflıktan vuslat kokusu geliyor. ama hale uygunluğu bakımından çok kuvvetli.) nefsini yitirmişti. Bu çile çekenler de Musa' ya uydular. Dedim ki. nefisten gelmezdi. güzel konuşur güzel dinler. benim uyanık olduğumu ne bilsinler? Dedi ki: Eğer diken varsa ona bir ateş vermek gerek. yine yüz türlü dalkavukluklar. Lâkin öyle evlerde saklanan mat olmuş şahlardan başkadır. Belki Hazreti Muhammed (S. bana. onda bir aydınlık belirsin. sırrımı anlar olmuşsun. Şairin. Bu niçin böyle oluyor? . varlığın kendisi olan zattır. Şimdi gerektir ki çok kazanasın. Böyle olursan benim işim de kolaylaşır. Çünkü günün birinde bize bir şey lâzım olursa verirsin. Hal de yüksektir. Uyuyanlar. ona güvenir ve inanır. A. bu sözleri söyledi ama sen hiç bir şey demiyorsun. Nuh Peygamber'e uymaktır. A. duasiyle sözün dış yönünü açıklamak istemedi. Burada nefis anlamına gelen söz müennes (dişil) yapılamaz. Ola ki o asanın yardımı ile. O aydınlık onda geçici olsaydı. Sultan naibi olan vezir. Bu sözlerimizi işleri daha fazla geciktirmemek için söyledik. «Filan kişinin ne hoş hali var?» dedi. Sen bu sözünle benim karşımda şöyle bir duruma düştün: Meselâ sen. o zaman Konya şahnesi. Bir taştan bir taşa el atarak. Ömer'in Mertebesi Hazreti Muhammed (S. bütün üstün vasıflan ile birlikte Ebukekr'in güzel huylarından yalnız bir örnektir. Ama benim dostum olanlar ona razı olmazlar1. daha ilerisine gidemiyeceği son bir noktaya varsın. zaman zaman nefis aradan çıksın da safa yüz göstersin. Mustafa'ya (S. Her işte hüküm ve karar senindir» dese. Nefis. Ben.). Gerektir ki. yüce himmetiyle ona emir verse ve «Ben ancak kuru bir isim ve unvandan ibaret bir kişiyim. «En yakın bir vezirden daha yükseksin. Yani o kaybettiği nefsini yine kendi nefsiyle buldu. «Keski benim halim de öyle olsaydı!» Ben de ona dedim ki: «Sen mademki benim dostum olduğunu iddia ediyorsun yüzüme karşı bu sözleri söylemekten utanmıyor musun?» Dedi ki: Yani o yüce bir makam değil mi? Evet o yüce bir makamdır.» Nuh Peygamber.) değil. Çünkü bu. Cebrail'den sordu: «Ömer'in Allah katındaki mertebesi nasıldır?» Cebrail şu cevabı verdi: «Nuh Peygambere verilen ömrün dört katı ömrüm olsaydı da sana onun faziletlerinden söz açsaydım. Bugün böyle olmak kolaydır. sevgilinin vuslatına ereceğim.» diyorsun.

halimi biliyorsun. hattâ her saatte cezaya hazır bulundurun.» demiyorsun. 63) isterse yanındaki buğday yükleri ve yüz deve yağmaya gitsin! O. ancak kendi yazdığını. Ben ise dünyayı gayet güzel sakin. «İnsanı ilk gördüğüm zaman tanırım. de dünyanın dışına çıkardı. (M. Seninle birlikte korkunç. Hiç bir şey. Sen önce yola gel ve otur. sen cevap vermiyorsun. 'Git seni de boğazlasınlar ki. gitme de otur. O. hep susuyorsun. ne hesapta ne kitapta bir şey elde edemesin! Onun sözlerine cevap verebilir ve diyebilirsin ki: «Mademki onda bir kudret. A. Bazı vakitlerde gönlüm çok daralıyor. «Ben bunu açıkça görüyorum. «Senden başkalarını da senin için severim. Hazreti Peygamber. onu halka bağışla!» buyurdu. bir nur ve mahabet vardır. Hem öylesine çıkardı ki. Hazreti Mustafa (S. Mucize böyle olur. «Allahu Ekber!» derdi. ne dinde.» dersin. Zaman oluyor ki. «Beni döver misin?» dedi. îblis güçsüzlüğü yüzünden karanlıkta kaldı. O zaman. ona yalvarıp inlemekten başka çare yoktur. Beni ondan dolayı seversin derim.» O her ne söylerse cevap ver söylemezse sen konuşmaya başla. «Bu Allanın hoşuna gidecek bir iş değildir.de bir şey yapamaz. Ona göre kendi inancı dışında olan şeyler afettir. yahut hatalı bir iş yaparsam. Dedi ki: Eğer yanlış bir söz söylersem. Sana çirkin görünmeye başlar. Bayezid-i Bistamî onun dizginlerini tutsa bile öyledir. Dışarıdan biri bir söz söylese. kendi bildiğini okur. gözümüzün önündeki perdeleri uzaklaştır. filan yerde otuz haydut öldürdü. Çünkü o geçen hal. Nihayet sen evde benim ne kadar güvenli olduğumu görüyorsun. hiç bir şeyden bilgisi yoktur.» derse. O zaman halktan gizli olarak gece yarılarında Haktan iyi ameller dilemekten. Hattâ güneşten daha parlak bir şekilde gözlerimle görmekteyim. o nasıl olur da batıl şeylere inanır? Bu nasıl bir kudret ve nurdur?» Buyuruyorsun ki: «Efrad zümresinden elli Allah velisi onun dizginini çekmeye lâyıktır. Müritler zararlı bir iş yaptıkları zaman dövün. İsterse o benim ruhum . güvenli gösteriyorum. Bana soruyor: «Sen hangi şeyden hoşlanırsın? Otuz kişi gelse de ananı boğazlasa. Allah da ona ekşi yüz gösterdi. nasıl gideyim?' dersin. O halde iken tekbiri kaçırmazdı. ona kendisine özür diledi. Büyük bir hata içindedir.» «Sen velilerin zatındaki nişanı bilmez misin?» Veliler âciz kalınca o güçsüzlüklerinden dolayı onlarda ya gönül aydınlığı hasıl olur. Eğer bir kimse bütün halkı okutarak yetiştireceğine inanıyorsa. gönül açıcı şiirler okuyorum. Haşr Cesetlerle mi? Yoksa Ruhlarla mı? Felsefeciye göre ruhlar haşr olunur. gönül darlığı ile ilk makamda Ümmü Mektum'un selâm verdiğini göremedi. ayakları şişinceye kadar namaz kılar.» dedi. Nihayet beklediğim rahatlığı görür ve gönül hoşluğuna kavuşursun. ne dünyaya ait işlerde. o her şeyden habersiz bir ga-vurcuktur. Önce kadı ile bir şey konuşamaz. o da Allah onu cennetten müjdelenmişler arasına yükseltmişti.Hazreti Peygamberi bütün olgunluğu ile göz önüne getir. Yani o. başka renkte görünen bir perde idi. Bütün bu uygunsuz işler şuradan geliyor. O ahmaktır.) bir gün. Nasıl ki. sıkıntılı bir yerdeyiz.» O halde. ruhun parıldasın' der misin? 'Ha-' yır. her neyi bilmezse onu olmaz sanır. bana zararlı olduğunu tecrübe ettim. Hiç bir şeyden korkum yok. (M. O. Belki aşk yönünden buna inanıyorsa onda bir irfan var demektir. otuz kişiyi de tutsak etti. Ama bir körün arkasından kim gider?» Diyorsun ki: «Allah velilerinin nişanları vardır. İki yüz deve gönder de buğday getirsinler. melekler ise aynı sebepten aydınlığa kavuştular. Şimdi yalvarmak gerektir ki o perde yansın da hiç kimse bizden bir fayda elde edemesin. vezir ile. Peygamberin böyle yüzünü ekşitmesinden.» diyordu. sen bundan başkasını söyle. Çünkü onun yaptığı işlerde. bulunduğu yüzünü ekşitti. Gördüğün şu adam. Bu îmad bana ne sanat öğretti? Nefsimle ilgili işlerde ne yapabilirim? (Onu) aldı ve sakalını birer birer yoldu. De ki: «Mevlânâ Şemseddin-i istiyorsan o zaman gönlüm yerine gelir. yahut ruhlarına bir bulanıklık gelir. cevap verecek yerde susuyorsun. Eğer. başı yarılmış. Âciz kalınca derhal secdeye kapanırlar. Çünkü Özür diledikten sonra da «Tövbe ettim. Artık konuşamıyor dük. Öyle bir insanın hiç bir yetkisi. Şeyhinin suretini başkalaşmış görürsün. Herkes bir şey söylüyor. «Allahım şu hali bizden gideriver. kanlar içinde. 64) Buna emir gelmeden önce. Hakkın âyeti de öyle.

İmanda tatlılık. «O âlem daha hoştur. «Hayır. Diyelim ki Muhammedi arayan bir cahildir o. O. parmakla gösteririm. Kuran'dan bir şey anlayamazlar. Bu senin işin değil. «Şam'dan kervan gelsin de yoldan haber getirsin. Şahap hoş bir kâfircikti. A. onlar Şeyhlerin sözlerinden. âlemde bu cahillerle bir alış verişim yok. ne Sokrat'ın sözünü. «Eğer bunun sahibi yani Tevrat kendisi için indirilmiş olan Musa sağ olsaydı. sefa geldin mi diyorsun?» «Güzel!» dedim. Çünkü nefsim onu düşünmeden elde etmiştir. «Bu akıl. Şu halde o âlem nerede? Öyle ise sen niçin birlikte dışarı çıkmıyorsun diyorum. Dedim ki: «Benim. «Sus. Başı boş bir at üzerinde yabanlara koşan. Asıl hayret edilecek nokta şudur ki. O bana. kendileri için faydalı olur. bizi görür. yolunu şaşırmış bir süvari gibiydi. Peygamber Efendimize. fetva hususunda hiç hata etmez. Allah yoluna buradan yürümek gerektir ki. ruh kokusu ve ruhun güzelliği belirtildiği vakit kendi ruhunu görmüş değildi. Yukarda sözü geçen mücevher. Bu veli kimdir? Kuran'da nebilere asla velî denilmemiştir. hata ancak başka şeylerdir. Gece yanıma gelince üzülüyorum. ki bu yol niyaz sermayesidir.olsun. bana yakınlık gösterdi.» demişti. A. her ne kadar o perdelerle gizlenmiş olsa bile onda öyle bir ışık vardır ki kendini dışarı vurur. Sen kimsin ki. diyorsun. kendi kurduğu dinin nimet sofrasını açmıştır. Yoksa ne bir gün ne on gün. Nasıl ki. toprağın ve suyun evlâdı ve Allahnın kulu sayılmaz. Allahya emanet olun dedim.» diyorum. Kadın ve şehvetle meşgul olmak elbetde zayıf yaratılanların işidir. kullarını da! Bir Rus bile bu kapıdan girer. Hiç kimse onun yolunda rızıksız ve nasipsiz kalmamıştır. Kendi zatı ile varlığı vaciptir. benden sonra damat isteme! Emanet doğru çıktı. Benden de memnun kalmalarına imkân yoktur. hayli araştırdım. hadisten. Hem bu hayatta. Mevlânâ'ya. Zeyneddin Sadakayı gördüm boş lâflar ediyordu. diyorum. beraber konuşalım?» diyordum. Aklın fetvası budur. Onların benim halimden haberleri yoktur. hem de dünyada Allahı görebilmek mümkündür. derler. Bir daha kurcalarsan 'Allah' dersin. «Gözlerim yağmur bulutu gibi ıslandı. gelip gelip gitmesinde değildir'. «Bunu at!» dedi. Nişabur dili konuşurdu. Ben onlar için gelmedim. Hazreti Ömer'. Çünkü o günahsızdı. deriler içine sarmakta hayret edilecek bir şey yoktur. Ruhun güzelliğinden ona bir haber erişmesi ve onun ruhu görmesi uzak bir mertebedir. Bundan şudur: Allahın maksat yol gösterdiği. ne thvanı Safa hikâyeleri ile Yunan felsefesini. Orada bir de Arap vardı. Çünkü sen erkekten de dişiden de el çekmişsin! Ama bizim Mu-hammedimiz Mecusîdir. belki yüz yıl bile söyleseler biz elimizi çenemizin altına koyar dinleriz.» Yolda ona.» dedi. 65) Onlar. Hiç bir şey anlayamadım.» Onun bu apaçık inancı. Ona ne isim vermişler diye gülersin. Bu îmad ise bin kere ondan daha iyidir. Şirin bir kimse var.» derlerse doğru söylemişlerdir. bunların böyle inanç ve itikatını sağlıyorsun?» Mevlânâ'ya. bir kahraman gelmiş. Çömez bana sordu: «Sen ne yapıyorsun ki. Allah beni hangi şey için yarattı? Söyleyeceğim şu ki. Ama eğer benden faydalanmak veya feyiz almak yolunu seçerlerse. bekle!» derler. «Benim de maksadım sizinle birlikte dışarı çıkmak ve konuşmaktı.A. «Hayırdır inşallah!» dedim. iman getirirse.» O âlemde hakkı ile yol gösterenleri.). kitabı Ömer'in elinden çekti. açıkça görmüş olmayayım.» anlamına gelen mısraı okudum.) onun evlâdını. candan gönülden sevdiği çocuklarının ahvalini bilir. hoş hali zaman zaman nedendir? «Neden böyle geveliyor?» dedim. onu gözle görebilmek mümkün olsun. «Niçin dışarı çıkmazsın ki.» diyor. bize yüzünü . ışığı açığa çıkarır.) devrinde Musa'dan söz açılsın. lügattan anlar. derler. Hazreti Muhammed'le (S. benim de ona yüz çevirmekliğim gerekirdi. Eğer (senin yerinde) ben olsaydım onun gözlerini silerdim. Derdi ki: «Bir iş yapıyorsan kendini üzme. Bir toplulukla birlikte oturuyorduk. gayet kalın bir kutu içine koyarak siyah bir mendille sarmakta ve bunu on kat bir bohça içinde gizlemekte. görmeyenlere hayret edilemez. Ama o ışık dışarı vurmadan bilmeyenlere. Sordu: «Bana hoş geldin. «Bari ne yaptın?» dedi. Sözlerimi böyle dinleyeceklerse yani yalnız tartışma ve karşılıklı konuşma yoluyla beni dinlerlerse. Onun bazı kırıntılarını satan bir çömezi ki hiç kimseye iltifat etmezdi. Nasıl olur ki Muhammed'in (S. Yahya'ya «veli. elinin içine koyarsın da yine göremez. Bu takdirde eğer.» dediğin için o çok ağlamıştı. tâ ki Allahı da bilsinler. Öyle bir insan. Gidip gelmek sevgiyi arttırır. O sözleri konuştuğum zaman yüzüm bu âlemdeydi. (M. Muhammed ona. Allanın Resulüdür. bir gün Tevrat'tan bir parça okuyordu. Hazreti Muhammed (S. Ey kahpe bacılı. Saklanması gerekli olan bir mücevheri. «Muhammed. Ağlamayı gerektiren de ancak günahtır. Ondan kıl ucu kadar bir nokta kalmadı ki. kendisine rızık ve nimet verdiği bir kimse henüz Allahı görmek hususunda bir şüphesi olanlara körlüklerini göstersin. bütün bu işleri altüst etmiş. Ben dışarı çıktım. akıl hata etmez. Görüşü mükemmel olan kimseler onu dışarı vurmadan da görebilirler. Nahiv'den (Sentaks).

(M. O gibilerin sermayesi niyaz. bir lütuftur. onun gözlerini ve sakalını öperek veda etti ve gitti. O saat gelip çatınca. halkın âdet ve anlayışına göre değişir. «Sana göre de bu mana böyledir. hattâ batının batını manası vardır. sözü geçen Kuran okuyucuları ile bir ilgileri yoktur. erkeklik organlarım kessinler. «Sen zahmet etme. Onlar ne o bölükten ne de bu bölüktendir. O Hallaç. hafızlar da vardır ki. Şeyh Muhammed. Bundan önce de onlardan bahsetmiştim. burada bir zorluk yoktur. Halk bunlardan başkasını ve daha ötesindeki manaları da bilir. Bana. bana itibar eder hatırımı sayarsınız. zamaneden bir rüzgâr esmiş onları dağıtmıştır. Halbuki ben onun haline gülüyordum. bunlar Kuran okumanın uzmanıdırlar. (M. bahar olmazdı şehirde gizlenir. işi nereye vardıracaklarını anlamadan niçin yapayım bu işi? . Bu onun işidir. Babadan dededen kalma âdete göre yaz mevsiminden sonra güz gelir. buna şaşmamalıdır. Şüphesiz o uğursuz saate kadar susmuştu. Çünkü kış. Allahın has kulları ki. şüphe yok ki. beni dişleriyle ısıracaklar. Şeyh Necib'in mürididir.» buyurulmuştur. Kuran'ın yedi türlü manasına aşinadırlar. Ama bu yedi mana lâzım değildir. onun Şeyh Şehabettin'in müridi olduğunu boşuna mı söylemişti? Şahap. Eğer o zaman başkaca kurnazlık yollarına sapsaydım. yalvarmadır.» dedi. tas ve taraklarla dövüp söğdükten sonra da şahneye teslim edip dönecekler. bizden faydalanır.» dediler. dağın başına gelince oradan aşağı doğru koşmaya başlıyor. kendiliğinden dolmuştur. Nişaburlu Şahap. Allahın özel ve seçkin kullarıdır onlar. ses çıkarmazdım ancak iki ay sonra benden haber alırdınız. evet. soyunur çırçıplak olur. Seyyid ve arkadaşlarının haline gülüyor ve diyordu ki: «Bütün vücudum Allahyla dolmuştur» sözü ne sözdür? Ben de gülüyordum. birbirinden ayrı düşmüş dostların bir araya gelmeleri için uygun bir fırsattır. Ama bu bütün okuyucular için değildir. Zamanenin işaretlerini taşıyordu ise. bir gün rüyasında bir dağ başına doğru koşuyor. 67) Beni dört defa kadının karşısına çıkarsalar bile bana çok zor gelmezdi. Gündüz olunca geldi gördü ki. Ama hiç düşünmemişti ki. Şeyh Muhammed. diyordun. «Hayır. şöyle dedi: «Ben öyle düşünmüştüm ki. zahiri.» diye bahane uyduramazsın. Kış. Çünkü Kuran'ın yediye kadar sayılan. kemancıya. O gibilerin. bu ne haldir?» derdin. Çuha' ya çömezlik yapmak gerek.» Bugün eğer böyle olacağını düşünmüş olsaydım bu işe hiç yanaşmaz böyle bir harekete karar vermezdim. Sen kendi kendini göremiyorsun. beni oraya götürmek için belki de bulamazlardı. Kuran'da onların bahsi geçmez ama işaret vardır. suya gitmek zor geliyor. Çünkü o. «Ben su kenarında dolaşmaya gidiyorum. öyle değil mi?» dedim. arkadaşlar arasındaydı. Artık. sevgiliye vaktinde nasıl nazlanır? Bu mertebenin üstünde öyle bir mertebe daha vardır ki. Bu eski bir kanundur. Ama bunların kuvvetlerinin derecesi ne olduğunu. Bir kadın da arkasından kendini kovalıyor. Şeyh Şehabettin ölmüş diye onlar işi büyüttüler. Nihayet benim hatırıma gelmeyen şeyler onun hatırına gelir. gizlendi. en seçkin kulların mertebesidir. benden daha kuvvetli yaşar. bâtını. gönlümü alırlar. Kuran'ın yedi türlü manasını veya yüz bin türlü manasını bilmek başka bir hak vergisidir. 66) Kadın parmaklarını dudaklarına götürerek. Kuran onlara lanet eder. «O öldü!» diyor. o ya hızır idi yahut da bir melek! Geçip gitti!» dediler. rüya görmüştü. bahar yerine kış gelseydi. Dışarı çıktığın zaman bakarsın ki bahar kışa dönmüştür. bu şeyhlerden çok. «Eyvah. O zannetti ki. feryadı bastırdı. Kuran Okuyanlar «Nice okuyucular vardır ki. Kırlar karlarla örtülü. Şeyh Muhammed. Bana karşı her kim doğru ve dürüst davranırsa benden ona çok rahatlık ve esenlik erişir. «Bu şeytandı. kendisini desteklediğim için gülüyorum.çevirirse. Şu halde başka okuyanlar. Burada okuyucular (tilâvet edenler) kelimesi nice veya birçok manasına gelen Arapça rubbc ile birlikte söylenmiştir. Bu bahiste yüzlerce Ebubekr'e. Hakkı arayan onun has kulu olan kimseler. Acaba su lâzım olur mu? Buyurdu ki: Her ne olursa olsun insan oğlu önceden yapacağı şeyi düşünmeli ve sonuna kadar bunu yapmaya karar vermelidir. kitaplar arasında başını eli üzerine koymuş olduğu halde gülümseyerek can vermiş. Belki kadın 'milleti bana karşı şefkatli davranırlar. Kendince şöyle düşünür: Olsa olsa kadınlar saç ve sakalımı yolacaklar. mevsim kışa rastlar. Medreseye geliyor. kışı bahara döner. Mecliste-kiler. güzden sonra da kış. erken erken kapıyı vuruyor. Kadınlar Hamamına Giren Erkek Adamın biri kadınlar hamamına gider. O zaman zorluk kalmaz her şey kolaylaşır. Bu kanun değildir. Ben oraya gitmiye bilirdim. Bu Şahab'ın Şeyh Şehabattin'den üstün tarafı vardır. Ama bir kimse beni iyice tanırsa. O uykuda idi. Ben böyle düşünmemiştim. Bunlardan her biri.

Hele şu saatte. doğrudan doğruya Hakkı aramaktadır. Yüzleri göklere dönüktür. o camide bir mimberdir. Halk içine girmiş. Sen tomruk koltuğunda zavallı tutsak.A. onlarla kaynaşmış töreler sünnet olamaz. size. araştırıcıdır. Ben ondan söz aktarırsam. «Ondan başka ilâh yoktur. ben. Benim ağzımdan çıkan sözler ise pek parlak görünmekle beraber. îşte burada Mevlânâ ile son görüşmemiz böyle oldu. Hazreti Muhammed (S. armağan kabul eden bir insansın. Yanlız kaldığımız zaman ona iki üç gün kadar üst üste halvetde buluşmak gerekli olduğunu söyledim. Eğer bugün. Musa o baygınlık hali içinde Allahyı gördü. O. ben de cevap vereyim. siyah perdeler altındadır. dedim. Halbuki onlar bizden. sarhoşları bu dört sınıf içinde toplarlar.Yüce Allah kendi has kullarından bile gizlediği sırlar hazinesinden saçtığı parlak ışıklarla sizi aydınlatsın. derler. bu. bir derviş bu babdaki âyeti tefsir etsin de Musa. Sen ise tezvirde. bu nükteye işarettir.» dersin. 68) Güneşin yüzü Mevlânâ'ya dönüktür. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Bir gün nöbet sırası gelince hep sevinç. sen niçin ona gelesin. Çünkü ondan sözler aktarıyorsun. Halvette sana onlardan uzaklaşmak mı düşer yoksa onlara serden ayrılmak mı yaraşır? Siz bizdensiniz biz de sizdeniz. Hele başkaca ne söylüyorsan gel de söyle. tekkeyi bekleyen. (M. Onun bilgisi onun için pek yetersiz bir hünerdir. biz de onlardan değiliz. ben değilim demektir. Kuran'da ulu Allah. Çünkü Mevlânâ'nın da yüzü güneşe karşıdır. türlü işaretli sözler söylemiştir. Ben ise Şeyhim. Yani Musa o durumda senden daha yetersizdi. «Artık geri dönünüz. kimdir? Kime işarettir? Biri diyor ki: Bu. vaizdir. bunun nasıl olacağını anlatayım. göre cevaba davran! Değişik ve çok kolay sorular önce zor gibi gelir ama sonra hatırlatmaya yarar. Halbuki o bütün bunlardan el çekmiştir. sahtecilikte Şeyhsin. niçin sana gelsin. Senin söylediğin. Çünkü sözleri anlayacak olan halktan biri de benim. (Bunlara karşı) bir bahane uydurur.» (Ankebut sûresi. «Biraz dolaşacağım. sen İmad'sın.» demiyor. onların arkasında kalmıştır. Bir kere onun cinsinden olmak gerektir. «Bize de bakınız ki. 69) buyurmuştur. haraket ve gülme günüdür. Allahyı gördü diyebilsin? Yani Musa o baygınlık halinde belki Allahyı göremedi. benim henüz sakalım yok. Nasıl lâyık görürsün ki. «Nöbet yoktur. Ama bu kadar çıplak ve açık konuşmamıştır. âlimdir. Bugün pek aşağılık gördüğüm bu kimseler. sen îmad sayılırsın. Bana kesin olarak söz verirsen. Bu asla söylenemez de. senin davan Allahyı görmek bahsidir. O. O gün raks. Sen sor ki.» derlerse vazgeçelim. Allah için! Onların saçı sakalı var. nöbetleşme mertebesinde en küçüğü gelir demektir. neşe ve hoşluk olur. olgun kişiyim. «Bizim yolumuzda savaşanlara yollarımızı gösteririz. Kaç Türlü Sarhoşluk Var? Sarhoşluk dört türlüdür. Yukarıda sözü geçen âyetin başı ve sonu o sebepten dolayı biribiriyle ilgilidir. Dağdaki Zâhid . ama Kuran'da «Mutlaka göremedi. Sen bu görüntü karşısında. güzellikte şimşek gibi gözlerinin önünden geçecek.» sözündeki o. Şimdi söyle: Başka neler aktarıyorsun? Bugün onlar ne işe yararlar? Ne dine ne de dünyaya yarayan soğuk ve donuk şeyler. Halbuki yerlerin de. O.). Bu güneş. Ama hiç faydası olmayacak. Dağları taşları delip geçen bizim sözümüzdeki o çalkantıdan efendimiz nasıl yoksun olsun? O Şeyh Ebubekr (Sellebâf). bir gün gelecektir ki. îşte bu âyet. Mevlânâ bizden çekiniyordu. Diyelim ki. başka biri bu sözü bu açıklıkla söyleyemiyor.» diyecekler. Dünyayı isteyen. sizin beş öğüdünüzü dinleseydi bir daha sizi dinlemeye takat getiremezdi. göklerin de ışığı ondandır. Eğer benden sonra benim kardeşim gelir derse. nurunuzdan biz de aydınlanalım!» diyeceksin. Önce sorudan maksadın ne olduğunu anla da ona. Bu hal nasıl oluyor? Ve ben diyebilirim ki. Maklub'dur (devrik'tir).

(M. belki dağ adamı olmuştu. Yoksa susayım daha iyi! Cevap verdi: «Eğer susarsan konuşman da daha aydınlık olur. hoşa giden her şeyden uzak yaşamak ne demektir? Her sene bütün şehir halkı ve Padişah. Zaman zaman emri terkediyorsun. Tâ ki. Bu. ne ilgisi var? İnsanlar içinde yaşa ama tenhada daima Allah ile halvetde ol. Sen benimle bir kaç söz konuştun. «Böyle söyleme!» dedi. Seninle kıl keçe üstünde bile oturmak hoştur. «Senden bir şey istediğime pişmanım. o da halkın kendisine karşı böyle sevgi ve bağlılık göstermesinden hoşlanırdı. Misafir derviş. Gönülden. Pek tatlı bir nefesin var. hiç bir tarafa da iltifat etmez. atından indi. hem de konuşmanın faydası gizlidir. ama o artık insancıl bir zâhid değil. Adamcıl bir kişi olsaydı. Ama bu bir ödünçtür. seni atından indirdi ve öylece bana boyun eğdin! Eğer beni dinlemek şerefini esirgemezsen. Zâhid. diye şikâyetlenme! Sen emri yerine getirmekte . İnsanoğlunun taş ile ne işi. Dağda ne yapardı bu? O bir toprak idi ki. Ama bazan da aldatmacadır. Yani bu âlem halkının işi. Henüz zayıf sözleri öğüt yoluyla mı söylerler? Yoksa sen henüz bu noktada mı kalmışsın. misafir derviş. bekâr yaşa. Hani o gün bana.» dedi. bir bakıma rahipliği yasaklayan bir tavsiyedir. burada kalma derler. (M. fehmi ve vehmi olan Allah bilgisine kabiliyetli insanlar arasında yaşardı. taşa doğru yöneldi. bazan öteki âlemden acayip sözler anlatırlar. Geçmişi hatırlatmak istemem diyorsun. Derviş Padişahın huzuruna gitti.» buyurduğunu unutma! Bu. selâm verdi. «İslâmda rahiplik yoktur. ne söylesin? Her kim olursa olsun mimberin üzerinden verilen bu emirlerin karşısında cevaptan âciz kalır. kendi kendine.» demiştin. Sözü geçen hadisin başka bir mânâsı da. onlara faydalı olan filân mesele hakkında söylüyorum yoksa mecburî bir iş değil. hem sessizliğin ışığı. evlenmemenin. «Benden bir söz dinle.Bir dağda bir zâhid yaşıyordu. Benim sözüm senin sözünle öylesine tatlılaştı ki. Bu saat benim âlemimde onun hatırı böyledir. peygamberlere. hatta en güzel kızımı bile istese feda ederim ona ve hatta nikâhlı karımı bile istese boşayarak kendisine sunayım. bayram değil. borç değil. Hem öyle bir eve gidelim ki. Halini Mecnun'un ancak sadece Mecnun bilir. Hele kadın al. ruhtan. bu nasıl olur? Yani gönülde olan. Benim düşüncemde de. Ona sordu: «Yahu.» dedi. Şah. mânâdan ibretle söylenen sözler daha hoştur. hakkını bana helâl et!» diyerek dervişin ayağına kapandı. Şu âlimden bir şey işitir hayret ederler.» «Evet. Çünkü sükutta. kadından ayrı bir hayat yaşamanın Müslümana yasak olduğudur. artık başka hiç bir şeye karşı istek ve arzu göstermezdi. Allah. «Senin bu sözünden bana bir zevk kokusu geldi. bir aziz oradan geçiyordu. parmakla gösterilen birer ilim ve marifet adamı sayar. mülk. tövbenin. Bir gün garip bir derviş. ya öteki taraf. ancak sen çok merhametlisin. dervişin ziyaretine gitti desinler. eğer sözü kudretimizin kemâliyle söylesek bu insana daha hoş gelir.» dedi. Zorluk olmazsa o başka! Bugün zorluk olunca. «Bu derviş her ne isterse vereyim. Zâhid. kadı bile mahkeme kapısından geri dönüyor. Mevlânâ'nın buyurduğu gibi. Ama Hazreti Peygamberin. O geçen günler bir şey değildir. «hoş nefes dervişlik gereğidir. Bu saat tamam oldu. Nevruz değil bu toplantı nedir?» Zâhid cevap verdi: «Divane misin? Mecnun musun?» Şiir: Anlamaz Leylâ yazık âvâre Mecnun halini. orada Şah hangisi. 70) Bazan o âlemden. derviş hangisi belli olmasın. gönül alçaklığının bereketinden hasıl olan bir zevk idi. hep tek başına kal. Mal. gönlü kabardı. Yemekten içmekten büsbütün kesilmişti. Bu sözdür ama onu asla seninle konuşmak istemem.» Yüz bin rahmet senin o hatırana olsun ki. «O halde tövbe ettim.» dedi. velilere göstermedik zorlukları bana gösterdi. Sonra.» dedi derviş. kendi kendine. hep bu aşağılık ve bilgisizlik yüzündendir. Eğer o taraf yalan ise şu halde benim tarafımı tutarsın. Padişah dervişin tatlı konuşması üzerine atının dizginini çekti. «Bu dağda bir Allah adamı var da onun ziyaretine geliyorlar. hemen sordu: «Ey derviş benden ne dileğin var? Her ne istiyorsan söyle hemen vereyim. 69) «Sen divane misin?» deyince. dağdaki zâhidin ziyaretine gider. Biribirini tutmayan şeylerde ya bir taraf yalandır. Öyle bir hale gelirdi ki. söz senin varlığınla tamam olur. Ariflerden. zahirde işimin doğruluğunu anlarım. Bu bir hikâye değildir. bütün âlem asla o hatırdan geçmez. Dağdan ayrılıp da insanlar arasına karışanları halk. büyüklerden bir şeyler naklederler.» Ey Şah! Halk içinde olduğun halde bir saat olsun halkı kendinden uzaklaştır.

ben gerçi içtim. Haktan sarhoş olarak geldin. Ancak böyle değilseniz bu yardım gerekli olur. Fakat halk içinde iki kadeh içip de sarhoş olanlar da vardır. bütün bu olan biten şeyler sana benim tarafımdan ve hep senin susman yüzünden olmuştur. benim sohbetime dayanamaz. O derece düşkünlük ve kırgınlık. kendini aşağı görmek gerekmezdi ona. çok güzel ve tatlı olurdu. bu kısaltmalar tamahkârlıktandır. böyle düşünmez. «Nerede o kurban ki. Bu söz. (M. Ant içerim ki kardeşlerimiz beni bilselerdi. Hocendî'den daha güzel vaiz ederdi. «Tövbe etmiştir.» buyurmuştur. Bu saatte Peygamberin şafaatindeki sırrı anlayabilirsiniz. O. onun yolunda ölmeye lâyık değildir. Karşısındakini susturur. ama izinsiz olursa. . 71) Eğer benim iznimle olursa o zaman konuşmak helâldir. Mevlânâ'nın sustuğu gibi susmaz. Ne bir gün. Zaten çok defa inanarak dinlese bile soğuk davranırdı. o öğütlerin etkisi görünsün. «Ben ona inanırım. Ama sen. daha hoş. İmad sözümü dinlemedi. Ne güzel bir iftira bu! Aydınlatıcı bin doğru sözden daha parlak. aklı başında insanlar da vardır. «Ey iyisi bu bindiğimiz eşek. Halkın yabancısı sanır ki. Bütün fenlerde. ama şaraptan sarhoş olanlar gibi değil. onunla öğüt bahsinde konuşurum. iyi bakarsan kolayca görebilirsin. dersin. binlerce kadeh boşalttığı halde. «En iyisi. bu olgun bir gençtir. Çünkü Sultan daima. «Hayır sen değilsin. o zahir ehli kişiler. Onun hangi deniz olduğunu anla! Ona cevap verirsin. Sen umuyorsun ki ömür boyunca bu böyle olacaktır. «O emirlere uymakta Peygamber için çok fayda vardı. sana da hiç bir zararı yoktur. Bunlar gibi bin tanesi bile.» diyorsan. o ben olmayayım!» dersin. yerine getirilmesi mümkün ve senin de ona elverişli olduğun için gelmiştir. Evet bizim yanımızda söz haramdır. yorumlamak istemesindedir. bende bir umut belirdi. bu bahiste karşındaki 'hayır' demeden sen de itirazı kes.» «Evet. Her hangi bir şey hakkında bu sözü kapalı söylemek gerektir. Bu cevapta dolayı onun ululuğu seni sarar. Ayaz'ın aylığını kesti. yaradılıştan hazırcevaptır. Ama bugün sen emri yerine getirecek güce sahip değilsen. daha kutlu. Halbuki emirler. Mevlânâ. Onlar için tek başına kalmaktansa. Onların hepsini duygusuz bir kesek parçası sanırsın. Asla bu halden daha ileri geçmem. acele etti. Ona bir gün sordum: Tebriz'den ne zaman çıktın? O zahir ehli kişilerden. «Yazık olsun bana dersin. bir yabancı ile birlikte olmak daha hayırlı görünür. Ama Sultan onu öldürmedi. Sana hoş gelir o temaşa. Eğer. yüzü kıpkırmızı oluncaya kadar içip de ayık kalan. Bugün her ne kadar bu emirler başkalarına zor gelse bile. Sultan Mahmud'a bir kere sövmüştü. en uygun olan cihet hiç bir emrin sana çetin gelmemesidir. Ancak onun nasibi olan sevgideki sıcaklığın.» derdi. bir gün suyu azalır diye denize acırlar.» diye düşündüm. Allah hakkı için onun gibi bin tanesi Mevlânâ'nın bir tüyüne bile değmez.» diyorum. Çünkü. Meselâ her hangi biri için. Bu imanın sırrıdır. kendi çevresini bilen. ne beş gün. Daha tatlı ve sıcak konuşurdu. Benden ve senden sonra gerçek bir istekli gerektir ki. nasıl emre uyabilirsin? Hazreti Peygamber bile emrin ağırlığı karşında.» demiştin. her hangi bir şeyi anlayabilmek için onu tevil etmesinden. Gece yarısından sonra yüzümü onun tarafına çevirdim.» derdi. beni ihtiyarlattı. Ancak onları yola getirmek maksadı ile yedi başlı aslan masalım nasıl anlatayım? O sözler kimin kaderini değiştirmeye yarar? Sana vehim ve korku gelir. O cömert yeni müslüman için. Çünkü sen ona inanırsın.» dedim. ömründen bir gün dahi kalsa. Çünkü sen ululama ve yüceltme yolunda beni anmazsın. Ayaz'ın ayakları altında keseyim. «Aman. size başkalarının yardımı gerekmezdi. Bir şeyde ki kök ve temel vardır. 'evet' deyiver. İşte onda ilk defa görülen bu eğilim. Bana dedi ki: «Sen şüphe yok ki. «Hud sûresi ve buna eşit emirler.kusurlusun. «Senin yanında konuşmak bana haramdır. Ayaz. Allahya yemin ederim ki Hazreti Musa bile onun dengi olamaz. bize bağlı kaldıkça ona bir şeyler gerek. Kezervanî. ruhun azığıdır. Ben kendi halimde devam edip gitmekteyim.» dedim ve kendi kendime. Bunun sebebi şudur: Eğer siz geniş ölçüde bir dünya adamı olsaydınız. böyle söylemez. Sultan Mahmud. Batın bahsi bütün bunların dışındadır. tulumdan sızan su gibi akar gider. Benim karşımda da o korkuyu duymazlar. Ama bir kimseye ki gönlüm yönelmiş. Umduğuna kavuşmuş bir umutsuz gibi. yani tahkik ehli olmayan zahir ulemasından kimseyi görmedin mi? Bunları sormaktan maksadım.» demeğe gönlüm razı olmuyor. ondaki zevkin arkası kesildi. belki ona uygun cevap verirdi. Ama senin cevabın onları doyurmaz ve etkilemez. Bayezid.» Ama o hayıflanma öğünmekten daha aşağı bir çene kavaflığıdır. Ben. nasıl olur da senin beni düşündüğün gibi zaman zaman seninle birlikte geçirdiğimiz o âlemi anmam? Sen de bilirsin ki. her ikimiz de aynı şehirdeniz. sohbeti hoşuma gitmiştir. benimle birlikte oldukları zaman da.

elbisesini yemek dökerek kirlettiği zamanlarda bile suçluluğuna rağmen sultanı oyalar.» dedi. Bunu kimseye sormadan kavramıştır. isa'yı görmek de böyledir. erkeklik üç yerde belli olur: 1. onu bütün gün neşelendirir. o hamam külhanından vazgeçiniz. Çünkü nice vezirlerin boynu vurulmuştur. Sizinle bir sır konuşurum ki. öfkelendiği ve hoşlandığı şey leri bilir. gönlün açılsın. Burada ne bekliyoruz? Ergeç her topluluk bu kabir tarafından geçer. Bu noktadaki kuşkularım sonsuzdur. «O büyük âlimdir.Hazreti Ali buyurmuştur ki. Bir suç işlediği. Ama bana gelince. vezir de bu sırrı saklamakta çok dikkatli davranır. Lâkin biliyorum ki.) dilersen. Halbuki Hazreti Ali'nin cömertliği yanında hazinelerin beş para değeri yoktur. Bazan vaz geçiyorum. 2. rahattı. konu dışına da çıkamıyorum.» derler. Bu bakıma göre. (M. yahut bir zaman yerimde oturup da onun dış görünüşünü görebilmek için biraz geciktirseydin!» dediğini görürdün. onu Hazreti Muhammed (S. bir vezir vardır. üstün bir zattır. onu hiç kimseye açıklamamasını tembih etmeye bile lüzum görmez. «İşte senin âlemin. Savaşta.A. Beni şüpheli duruma düşürme diyorum. o kararsızdır. Kadın koynunda yatakta. sevilmek bahsinde olgun hale gelmişse. Şu halde işitmediğin şeyi konuşma. «Orada ne işin var. Eğer Tevrat'ı okur da onun vasfını o kitaptan dinler ve Hazreti Muhammed'i (S. onun bütün bu zararlı hareketlerini bildiği halde nasıl olur da ona göz ucu ile bakabilirdi? Çünkü. Şüphesiz ben bunu söyleyince sen de aynı şeyi söylüyorsun. Ne zaman onun adı üzerinde sana bir şeyler söylerler ve onun gayretinden bahsederlerse. daha söylemediğim şeyler kat kat fazladır. Hazreti Musa'nın bin kere: «Yarabbi ne olurdu o Peygamberliği bana vermeseydin. Dünyadan konuşanları dinleme.» dedim. «Bu âlemi sen bilmiyor musun?» dedim. sözlerindeki tatlılığa. Çünkü Ayaz. Hazreti Muhammed'le birlikte otururken Musa'yı görmek istersen aldanırsın. sen de bilirsin. Ama işin sonunda. «Nasıl bilmem. canından güvenli idi. her ikisi birbirleriyle anlaşmış ve kaynaşmış demektir. Fakat onda «(o zaman için) fesahat (düzgün konuşma) neşesi yoktur. Bundan dolayı sözü çok özetliyorum. Sultan da onun bütün zararlı işlerini hoş görürdü. onların söylemediklerini söyleyenler vardır. gençler de yaşlılar da âşık olur. Fakat o bunu öğüt olarak söyler geçer. Ama daha sıcak konuşmaya başladı mı. o vakit onun gerçek değeri anlaşılır. Ayaz (Gazneli Sultan Mahmud'un gözdesi). yahut üstünü başını ıslattığı. O. Mevlânâ bu dereceye inmiştir. ikimiz de bu konuda birleşiyoruz. onu mezara kadar götürür.» dedim. Şüphe yok ki dünya.A.» diyeceklerdir. etrafında ateş yanan bir kabirdir. aradığı yolda olgunlaşmış olmasın. Ben buna bakmıyorum ve bizi kınayanlara karşı asla aldırış etmem. Onun benden ve benimle beraber olduğunu bilirler. söze yalvarıyorum.' Diyelim ki. . Bu yola geldiğim zaman. avların en büyüğünü avladı. Talip isteğinde kemale ermiş. eğlendirirdi. Eğer önceden böyle vaiz etmeseydi. Mevlânâ hararetli konuşmadığı zaman da onu severler. mizacını. seni hiç kimse bilmeyecekti. Bu bencilliktir. vezire bir sır emanet ettiği zaman. Sultan binlerce kelleyi onun uğruna feda ederdi. «Ama ben bilmiyorum. Çünkü son yetişenler arasında Hazreti Muhammed'den (S. Ama sevgili. her hangi bir şeyi kırıp döktüğü. Aldanmamak için alışverişte. 3. Huyunu. «Yürü! Kendi âlemine bak!» dedim. bunu ne Mevlânâ ne de daha önce gelip geçmiş büyükler işitmiştir. Bu âlemden ne anladın? Sana bir bilgi vermediler mi? Yine dedi ki: Siz o âleme lâyık değilsiniz. Onu severler. Bana sordular: «Ne iş yaparsın? Bu âlemden sana haber verdiler mi? Bunu gördün mü?» «Elbette gider görürüm. içindekilerin iyi yanabilmesi için onları yumuşatır. Ben ya sadığım şehirden ayrıldım. Kendi kendime.) söylemiştir.) sonra Allaha da iftira edenler.A. Ama Musa'yı görsey-din onu Hazreti Muhammed'den bulurdun. Ama (diğer bakıma göre) ondan da üstün bir şey vardır. Sultanın her halinden anlar. hiç bir şeyden korkusu yoktu. çok sevimli ve sevgili bir çocuktu. Sultan. O halde gel sen ve ben altı ay efendimizle birlikte oturup ah ve feryad edelim. Ama o vezir bütün bu yakınlığı ile beraber canından güvenli değildir'. Önce söze başlayıp da bu söz açıklandığı ve neticede filân kişinin buna karşı olduğu meydana çıkacaktır. Açık konuşurum ve geçmiş büyüklerin ruhlarını hasretle anarım.» dediler. benim onların inandığına inanmadığım yoludaki sözümün mânasını da anlarlar. O halde yürüyelim ki gözün. Ama burada senin bana tarif ettiğin bir ülke olduğunu gördüm. bende de bir hal var. Vezir. Ben de sözü özetleyerek söyler geçerim. aranılan sevgili sevilmek bahsinde henüz olgunlaşmamış ise. ariften daha üstün bir şey yoktur. Allahı arayanlardan hiç bir talip yoktur ki. anlat bize!» dedi. 73) Dünyada gönül açıcı Yasin sûresini dinle.

Bayezid-i Bistamî ise. öteki yüzü de sevgiliye dönüktür.) ümmet olmaktan vazgeçti de Nuh Peygamber'in ümmeti oldu. Ancak bunlar birer birer zikredilmiştir. Görmez misin ki bu dağlar yerlerinde dururken semânın cadın kurulmuştur. «Allah uzun ömürler!» versin diye dua ederlerse. Ben. Üst tarafı rüzgarla gelen.» dedim. Beni andın mı hiç? Ant içerim ki sen beni anlayamadın. içinden gelen bir ses sana: «Bu. ha. benim cevabımı düşünme korkunçtur. Her çağda tek bir gerçek vardır. Bu yol çok acayip ve gizli bir yoldur. Bundan önce benimle birlikte olduğun zaman yaptığın hizmetlerden utanırdım. ne de taşlardır. ama bizim o sağır kediciklerimize bunun ne faydası olur? Halep'deki halk arasında yazacak bir şeyler. Eğer anlasaydın. (M.» Bu kimse bir belâya uğradığı vakit. soğuktur. bizi de ona bağışlasın. Sana konuşmak gerekse böyle yaparsın. ama asıl dosta ve sevgili tarafına dönük olan yönünü okumak gerek. Velidir! Bu. «Ah. Uzayda. Kâğıdın sana dönük olan yüzünü okuyabilirsin. «Kendimi kutlarım şanım ne yücedir!» diye öğündü. ama «ha. 7) buyurulmuştur. Lâkin şeyhin gerçek müridi daima kendisi ile birlik olandır. Şüphe yok ki. Şimdi ise hiç çekinmiyorum. âlemin Doğusundan Batısına kadar. ah!» diye ağlayan hoş ağlar. boşluk içinde görünen her şeyin elbette bir hakikati. Bu âyetteki sözü geçen kazıklar. o su göndermiştir. Yahut her yüzü bir başkasına çevrilmiştir. «Yol bu yol değil. Çok konuşmak isteği ancak sözü manâlı ve düzgün söyleyince hoşa gider. yeri ve göğü.» Bunu benim hamlığıma verirsin. Dediler ki. «Bu.» dersin. onun için bende bir korku belirdi. yeni bir haber yok mu? Senin için düşünecek. bütün vücudundaki organlar titrer. Adlarını söylerler. «Haykanko Kokor» (Bu sözlerin hangi dilden olduğunu ve anlamını öğrenemedik (Ç. ha. Ama bu gafletde bir sebep vardır. o testi su ile dolmuştur. Hep pişirdiğini yeme. Bir kâğıt düşün ki bir yüzü sana. Ama nasıl diyebilirsin ki. «Âmin!» deyiver. Hazreti Peygamber. Çünkü istek fazla olunca söze perde olur. aralarındaki varlıkları yaratan yüce Allah dostlarının en güçlüsüdür!» diye haykırırdı ve. Hazreti Muhammed'e (S. asla buradan geçmeyin. benim gibi bin tanesini bulursun. «Bu caiz olur mu? Sonra 'Benim cevabım bu değildir.» «Düşün bir kere. Senin için tatlılık ekşilikten daha iyidir. kalbin çarpar. ha!» diye güleceksin? Öyle gülmek sana göz ağrısı getirir. Allah onu bize. işte burada hazır olan velidir!» derdi. Zavallı felsefeci. ah. ne dağlar. Bana şimdi Ebu Said Ebül Hayr'dan şu anlamdaki bir beyti nakletmek gerekiyor: Beyit: Çok utanmaz. Ama bu hep böyle oluyor. senden daha korkuncum. Daha ne kadar.Kezervanî dedi ki: «Allanın bir kulu vardır ki. «ha. Üç kere.» diyorlar. bu adam. O beraberlik benlik davasından uzaktır. hep böyle idiler.A. sarsılırdın. seven de oradadır. ha!» diye gülen öyle gülmez. «Yarabbi biz sana senin ululuğuna yaraşan ölçüde 'kulluk edemedik!» buyurdu. üzülecek ne sebep var ki! Orada benim yerimde. gerçek bir tarafı vardır. mideni de üşütür. Güldün ve dedin ki: «Cevabını düşündüm. Çünkü arifle bulunmak hoş şeydir.)) söyle. Ama eğer bunlar yerin kazıkları olsaydı o çadır havada nasıl kurulurdu? Ben. 74) Altı yön de Allah nuru ile aydındır. «Bu adam zayıftır. Lâkin bu derecede değil. açık saçık insanlardı. Ama sen üzülme! O biricik dost sen ol! . «Dağları yeryüzünün kazıkları yapmadık mı?» (Nebe sûresi. Dedi ki: «Gerçi peygamberlere uymak vaciptir. başına bir hal geldiği vakit kabirler üzerine yüzüstü kapanır ve başı yerden kaldırılıncaya kadar öylece kalır. İşte şahneler oturmuş size. esinti ile savrulan tozlar gibidir. rezil olurlar. «ulu Allah Mevlânâ'ya uzun ömür versin!» diyeyim. sen de «Âmin!» deyiver. sorduğun soruları düşün bir kere. yedi feleğin dışında kalmıştır.' dersen. Ekşimiştir. büyüklerini de rezil ederlerdi. güçsüz ve biçaredir. sen de. Nasıl ki Kuran'da. sevgili neredeyse.» dedim. Yüce Allahm. Duacı ile bu dualar nereye sığar? Bu kap su ile dopdolu iken. Bu sevgili dost işte şurada oturan kişidir. Hepimize de uzun ömürler versin! Âmin! Her kim için.

Kendilerine Allah katından bilgi verilmiş olanlar. Heybet. Nasıl ki en olgun kişiler de onların hallerine dair bir şey söylememiştir. Ama çok zor. Kitaplar bu ko nuda bir şey söylemez. yüce Allah (Necm sûresinin ll'nci âyetinde). halkın en azizlerindendir deyiniz. kalbi yalanlamadı. Onların sözünde hak âleminden bir koku vardır. ışıklı aklının nuru ile kanadı dünyayı yakan bir melek gibidir. batını mana içinde gizli olan manasını da Peygamberler bilirler. İkincisi. hadisin Peygamber sözü olduğuna gönülden inanmıştır. öyle anlaşılıyor ki bir takım kapalı sözleri ile kendi sırlarını söylemek istemiştir. Bu toplum içinde ancak bir kaç kişi söz söyleyebilir.» Biz Allahın gönderdiği o biricik dost olmak davasında değiliz. Kendilerinde belirli bir hal görmediğim ve evvelki bölümün karşı cihetinde yer alan bir bölüm daha vardır ki. veliler. Kuran'ın Allah kelâmı. Öyle bir zatın nefesi şüphe yok ki cennet nefesidir. bu daracık yerde mi kalmak? Hak âlemi çok geniş bir alandır. 'öyledir* deyiver. Lâkin H de bu konuda konuşmaz ancak benim çağımda ve zamanımda bunu birçokları yalanlar. Sende suret ve mânâ yönünden düzgün bir hal var derler. Mevlânâ dedi ki: «Üç şeye mânâ verilemez. ağırbaşlı hareket eder. Çok kere kendisinden faydalanırlar. Sahabeler adına nakledilen öğütlerde de açıklamayı gerektirecek üstü kapalı bir söz yoktur. her gün Kuran'daki kesin hükümleri okuduğu halde kendinden geçmiyordu? Halbuki o. Belki de Hak nefesidir. şakalaşmaya lâyık bir kişidir o. Onlar ilim yolcularıdır. yabancı sayılmaz.» buyurmuştur. ona. Hazreti Muhammed (S. Nasıl ki. bu suretle tanıtmışlardır. başlangıçta da öyledir. onun sonu nereye varır? Bir kimse ki. Bir kimse ki son inancı bu noktaya gelmiştir. O halde ademoğlu bundan nasıl faydalanabilir? Hadislerdeki sırlar da Kuran'da olduğu gibi çoktur. kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir. kat kat faydalı olanlardan da değiliz. onunla çok kere doğru yolu bulurlar. Konuşulmaya.» Gerçek Allah adamı.). ondan ne umulur? Başlangıcı böyle olursa onun son durağı nereye varır? Gerektir ki o bunları küçük yaştayken öğrenmiş olsun. Yüzümü onlardan saklayarak dedim ki. (M. batini manayı veliler. «Kulaklar duymadı. gözler görmedi. Bazılarına göre bu konu son derece sade ve basittir. üçüncüsü de gereği gibi menfaat eksikliğidir.» diye söylenir. ululuk konusuna gelince. «Kuran'ın yediye kadar zahirî. heybete üstün gelir. Bir kimse ki. umulur ki o. Ancak onların hasretini terennüm etti. Halk arasında onun sözleri. son zamanda «zün-nar» istemişti. batının batını manaları vardır. Eğer Kuran'da esrar olsaydı neden o. Bu bahiste söz söyleyenler şu noktada duraklamışlardır : Hadiste.» derler. Ama kendilerini görmeğe fırsat elvermedi.» dedi. Hakîm Senâîciğin son . yüzlerini görmek arzusundadırlar. bu kolaylıktan ötürü hayrette kalmışlardır. Ey Hakka yakın kardeşler. Yolculuk bittiği zaman o. 75) Dün bana komşu cariyeler getirdiler. Onlar kendilerini apaçık göstermişler. her iki tarafı da korur. sevilen. başka bir deyimle İlmiledün erbabı iki bölüme ayrılırlar. Yer uygunsuz. filân zatın sözüdür. asla «ben» sözünü ağzına almazdı. Bu manalardan zahirî manayı âlimler. Beyazid (Bistamî). kapalı söz konuşmadı. esrara dair tek bir kelime işitse kendinden geçerdi ve o fitneler de açığa çıkardı. oradakiler kabiliyetsiz olunca o yerde konuşmak zulümdü!. batini. «Bize o varlıktan bir bilgi ver. bendeki irade kuvveti. yalan söylemeye tövbe etti ama şimdi unuttu. «Evet. Biri o ilimde perişan bir sel gibi akar gider. «Onun Miraçta gördüğü gerçek tecellileri. «Bu. belki H söyler.» nüktesindeki mana da şüpheli kalmıştır.A. O danele-ri sana şefaat dilemek için getirdiler. bu noktada yüz velinin bile bir peygamberin ayak tozuna değişilemeyeceği inancında duraklamıştır. eğer H'yi birlikte getirseydiniz biz de Allahya yakın meleklerin kapışmak istedikleri nohut daneleri saçardık. düşünceli. Biri benim yanımda esrar içmeye. Dilerseniz. bütün Allah dostları. ikincisi huzur alemindeki korku. Bu erenlere saygı gösteriniz! Meclistekilerden biri. onları görmek arzusu ile yanıp tutuştu. Ama nerede o gerçek dost? Şu şehvetler çamurunda iyiyi kötüyü seçebilen o er nerede? Bıyıklarını yolsan bile dudağını kıpırdatmaz. Allah dostu gerçek veli ise kapalı ve gizli kalmıştır. perde arkasına alınabilir.Çünkü o günahkârlardan binlerce gerçek dost arasında ancak bir tane bulunur ki.» buyur ulmuştur. Öteki atıldı: «Ne demek 'evet. Bundan dolayıdır ki. Hazreti Peygamber. Ama o üçüncü derecedeki manayı Allahtan başkası bilemez. Ama o. Bayezid'in bundan haberi olaydı. Nasıl ki o. Bunlardan biri gönül hoşluğundaki korku. peygamberler bunlarla buluşmak. Bazılarına göre de çok kolay ama o kadar kolaydır 'ki. çok çetindir.' 'eyvallah' de.

meğer. Burhaneddin'in geniş bilgisi vardı. Seyyid Burhaneddin'den. Fahreddin-i Razî'nin bir çömezi ölürken insaf yönünden şu anlamdaki beyti söylemişti: Beyit: Aklın varacağı son durak ayak bağıdır. sözü geçen erenlerden birini bir çöl ortasında görse ve içinden o bildiği velinin bu olduğunu sezmiş olsa. Büyük bir sır vardır ki. 77) Bu sözden âlemin başlangıcı olmadığı manası sezilmektedir. esrar doludur'. «Sen benimle birlikte Ama başka yönden onun makamına asla erişemez. Bütün hali alt üst olur. keski. Eğer. Çok kerre görülmüş Bir kimse. Benden bir söz işiten herkes. Seni başkaları göndermeden önce kendi arzunla ziyarete gelmek yaraşır. Nefisten ve nefsin isteklerinden uzak kaçanlara o anda bir sır açıklanır. Sonra şu anlamdaki mısrada da: Ruhlarımız. Eğer bu sefer gidersem beni bulabilir misin? «Eğer. Çünkü onun gibi yüzlercesi Musa'nın ayak tozuna erişemedi. bedenlerimizden (irkmektedir.» diyorum. helak olur. Nihayet onların hepsi de bu cinstendir. . Musa'ya. Hızır. (M. Onlar benden hiç bir nasip alamazlar. Halk ile konuşmaktan beni vaz geçirmek istiyenler. Seyyid Burhaneddin'in son günleri Mevlânâ'dan daha mı iyiydi? Senâî'nin hoşça bir hali. Onlar mahrum kalmazlar. Bilginlerin çok çalışmalarının sonucu da sapkınlıktır. gayret yönünden ancak bir lâtife arasına karıştırılarak söylenebilir. derhal başı araya gider. bunu kesin olarak söylemiyorum. çuval içindeki binlerce buğday tanesinin niteliğini gösterir. O bundan uzaktır. Acele ise Şeytandandır. Bana bütün âlemde öyle bir dost gerektir ki. Çünkü bir çok sırlar o toplum içinde konuşulan sözlerde saklanmıştır. îmad ve başkaları gibi geçmiş gitmiş olanların yüzlercesini de göz önüne getir. imanı gider donuk bir hal alır. onu dinleyeyim ama isteğini yerine getirmeyeyim. Ama o toplu anlayışın manası ondan uzaklaşır. Sen bir İbrahimsin ki. 76) Yüzünde yüz bin safa ve evliyalık nuru parlıyan bir veli. (M. Halk ile konuştuğum vakitlerde dikkatle dinlersen anlarsın ki. Şu anlamdaki beyte de bakınız: Beyit: Nice yüksek dağlar var ki. Bunları görüyorsun. velinin diled ği kimse olsun! Çünkü o kimse. «Bu yabancı kapı hangisi?» diyeceksin. Nasıl ki buğday çuvalından alınacak bir avuç örnek. Meğer ki bu dağlardan maksat Allah kulları olsun! Ama onun maksadı bu değildir. tepeleri yüce ve sivri şerefelerdir. Ama beni bir öğretmen olarak görüyorsun. Bu şarta bağlı «Eğer» den bahsetmek dosta çok zor gelir. Siz nerede. onu bütün isteklerinden yoksun bırakayım.günleri. tanımadığı yabancı bir kapıda da hizmet eder. Meğer ki o. o yüzden. soru sormakta acele etti. zannedersem gibi sözler hep böyledir. kitapla geldin. bulunmaya sabredemezsin!» dedi. Çünkü Musa. artık Allahnın da dilediği has kullardan biri demektir. Aşk böyle olur.» Çünkü Şeytan. deniliyor. «Kolaydır. onların sözleri hep kapalı sözlerdir. bu açık sözden. O tepeler.» diyenler benden ve benim sözlerimden hiç bir şey anlamamış olanlardır. Soruyorsun: «Şeytan o makama erişir mi?» «Evet erişir. Mevlânâ izin vermez ki ben işimi göreyim. damdan düşer ayağı kırılır. benim dostluğum nerede? Bu ancak Mevlânâ'nın bereketiyledir. Allah ile konuşmak mertebesine ermiş olan Musa'nın haline erişti ki. O bu işin adamı değildir. Siz benim dostum değilsiniz. zamanla aşınır ama dağ yine dağ olarak kalır. zaman zaman beni dinliyenler de bir şey konuştuğum vakit dikkatle dinlemelidir.

Uykudan uyanırken gül şerbeti yastığımın üzerine konurdu. bu saatte dünyanın hiç bir yerinde eşi ve benzeri yoktur. Çünkü bu sohbet.» Çok etkilenmişti. Senin hakkında ben güzel bir deyim bilirim. ayrılık gününde de bedenimi sırsıklam etti. Dedi ki: O. Ama o kestirme yolun da adını kötüye çıkardılar. konunun tatsızlığı buna sebep olmazsa. İsa bütün çömleklerin tuzunu önceden koymuştur. tartışır. yüz binlerce propagandacısı vardır. sentaks. gramer. Sende aşk galip ise. ne bu cihandan ne o cihandandır. îyi bir kanun konulmuştur. alanın hatnnı . Hazreti Muhammed (S. bundan sonra helâl'dan da perhiz yaraşır sana. Allanın da galip olduğunu anlarsın. din bilgisinde. O kendisini bilmez sanır ve öyle zanneder. Senin içi altın dolu şu kalede yüz binlerce altın ve gümüşün olsa da onları başına saçsan. Yalnız alçak gönüllü olanlar benimle dostluk kurabilirler. (M. Söz söylerken de havadan. (M. «Ondan hoşlanıyorum. Gerektir ki o alçak gönüllülük ve o kulluk duygusu. Ancak bunlardan o cihana utanç gelir. Ama Hazreti Muhammed (Ş. 79) Bir gün yanar bir gün yanmaz. sana ben söylüyorum. Bütün yorumlamalarda büyük adamdır o. ayrı bir yol daha vardır ki. Ama en iyi kanun hiç kimseden bir para istememektir ki.). Dağ gibi büyük bir adam. A.» diyerek buna benden başkasının hüküm vermesini isterler. hepsinden daha yetkili konuşur. Onlara dedim ki. Gerekirse. O ilim ve marifetin de başkaca uzun hayalleri vardır. söylediği her şey yorumladığı sözün anlamına uymasa bile Allah onu doğruya çıkarırdı. Ama bu tutum sana yorganı sattıracak dere ceye kadar gelirse. Ondan sorma. Ama gizli değildir ki. öyle bir kimsede de gönül hoşluğu yoktur. o sayede sükûna kavuşsun. Bende bir tamah varsa sadece Mevlânâ yeter bana. bu cihan halkından başkadır. onlardan daha zevkli. Sen beni serbest bırak da kendim söyleyeyim. göğsünde bir niyaz ışığı göremezsem. 'kırmızı hayallerin modası geçmiştir. babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk. onlardan daha güzeldir. Dedi ki: «Bu kulak. gönlü isterse üzüntüsü engel olmazsa. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl çalışsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Unutmayın ki. Bunu nasıl bilmem? Bunlar ancak nefis ve murakabeyi sükûna kavuşturmak içindir. 78) Hazreti Muhammed'in (S. Eğer alnında bir nur. siz hep kendi mektubunuzu okudunuz hele dostun mektubundan da bir şeyler okuyun. Bir tuz saçan (lezzet veren) biri gerektir. A. Onlar öyle yaparlar ki H'yi benim gönlümden soğutsunlar. Başka bir saatte daha iyi söylerim. Sade bu yorumlama değil. tuzu sonradan katmıştır ve Peygamberlerin sonuncusudur. A. onu mühürleyen zattır. O hayalden sonra da başka bir ilim ve marifet vardır. Size bu daha faydalı olur. hiç kimseden dünya ile ilgili bir isteğim yoktur. Biri benim huyumu bilseydi ne iyi olurdu. ben aşağıdan senin yüzüne bakarım. Hazreti Ebubekr. Mevlânâ'nın yanında idi. Bugün kurt masalı gibi sözlerin. hoş olmaz. kulak olalı bu nükteyi işitmemiştir. Onlardan daha üstün. onun.» dedi. Dostum yanımdadır. hem söz yorumlardı hem de Hazreti îsa gibi körleri ve abraşlı hastaları tedavi etmek kudretine sahipti. Bütün bu sıkıntılarınız.Mevlânâ'ya gelince.). Bende ancak Hazreti Peygamberin armağan kabul etmesi âdetine uygun davranışta bulunmak arzusu vardır. O. Bir kerre de Pir. Düşünürsem bana ne hizmetler ettiler. marifetten doğuyor. o altın ve gümüşler bana göre bir gübre yığınından başka bir şey değildir. Mevlânâ'ya ve bana hüccet delil olamaz. «Ona. Öyle bir insan için altı yön de Allah nurudur. beni dinlerken.). o cihan bu cihana geliyor. «Ona verdiğin değer akla uygun değildir. Ona. ama susmuştur. Ama Mısır tuzu gibi olmamalıdır o tuz. Bunların başka bir işe yaramadığını mı sanırsın? Düşünüyorum da öyle değil! Ev boştur ama kimse gelmiyor. o günahı işlemeden tatsız düşer. mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur. Benim maksadım armut istemek değil. sizin hep kendi mektubunuzu okuyup da sevgilinin nâmesini okumamanızdan ileri geliyor. nasıl anlatayım ayıptır söylemesi. Ama kendisinde hiç utanç duygusu olmayan kimseye göre. Başka bir deyimle Peygamberlik kapısını kapayan. yahut Müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir Müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. Benim maksadım ona teselli vermektir ki. O hayal. söz yorumlardı. Bunlardan daha kısa. ilimden. Benim. Eğer sende aşk ve sevda galip ise. Bugün bunlar ne işe yarar? Bunlar b:rer aldatmacadır. başka bir baha biçsey-din iyi olurdu. sudan bahsetmez. daha tatlı konuşurum. Ama o halin niyeti ile diyorum ki: Yazık ki aşk. ona baktığın zaman sana bambaşka bir deniz görünür.» Bu gönül hoşluğu ve sevinç ancak senin varlığınladır. yeşil. isterler ki bu gidişle benden bir şey koparsınlar. Yahut. Bütün fenlerde. Bu güne kadar haram'dan perhiz ediyorsan. hiç bunlara benzemez. Bir sabah erkenden o mana âleminden konuşuyordum. temel bilgilerde. Benim önümde. Seyyid Burhaneddin'in hüccetini anlattı. günah işlememek eğilimini artırsın. Ona başka bir ad bulmak gerekiyor.

Gerektir ki emrimi kırmayasm. ona her şeyi açıktan açığa anlattım. Evet ant içerim ki gizli âlem açıktır. diyorum. «Fakr tamam olunca Allahyı bulursun. Şimdi. ötekilerden de daha lâtif bir zat idi. Yani başka bir deyimle. daima karanlıktadır ve körleşmiştir. hem dünyayı. kötü huylardan temizlenerek Allaha kavuşur. onun cemalini özlüyor demektir. ambarlar dolusu çömleği olsa da bunlardan biri eksik olsa. gözleri açık olanlara göredir. iki defa abdest almış demek değildir. «Evet ben onu okudum. bir takım isteklere kapılmıştır. Ancak şunu soyuyorum: Bu hal.) uymak hususunda. Sana güvenerek söyledim ki. Bu değişiklik nisbete göredir. Şeytanı da! Allah yolunun nuru ile Allahın zatının ruhunu ayıramayan. onun makam ve mertebesini istiyor. Ama bu. Ondan bir görünüştür. onlara zor geliyor. tıpkı şuna benzer: Bir kimsenin evler. Hallacı Mansur'dan da Bayezid'den de. Sen bu aslı kurmaya bak ki. Şu halde. Şeytanı da ölür. zatdan parlayan ruha erişilebilir? sorusu hatıra gelir. dervişçe başlarını eğer giderler. İzzeddin onu kabul etmedi. İmad dedi ki: «O söylediği söz. yaratılışta temiz ve abdestli olanın üzerine nur üstüne nur iner.» diyebilir? Mevlânâ'dan bir işaret aldım. 80) Hak bahsinde Mevlânâ hiç kapalı konuşmaz. perde aralanmıştır. (Kendi kendime) «Bugün Mevlânâ da o türlü sözler söylüyor ki ben şimdiye kadar asla bahsetmedim. belki onun yoluna girmektir. Senin bu yaptığın. yahut nurdan yedi yüz örtüsü vardır. benim okumadığım bir meseleden bahsetti. O sofa yüksektir denildiği zaman bu yükseklik tavana göre değil.» sözündeki mana gibidir. Ben işin aslından. O tarafa dönüp bakmasın. «Elbette ben çıplağım. A. Nasıl olur da. Mevlânâ'ya açık söyledim: Ben onların önünde konuşurken sözlerimi kendilerine anlatamıyorsam bari sen anlat onlara.» sözünün manası. Abdest üzerine abdest almak. Onun en ufak işareti budur. denildiği vakit o hangi perdedir" ki. Hazreti Muhammed'e (S. kapalı konuşurum. hem içindekilerin! yakar. Ama bu kavuşma hâşâ Allahın zatına kavuşmak değil. hep kendisinden dilediğim şeyi vermek isterdi! diye hasret çekenler vardır. temelinden bahsediyorum. Çünkü burada değişik bir mana vardır. tabana göredir. Çünkü onunla çok derinlere daldım. O. dedi ki: Bediuddin.» sözünde küfür yoksa. özür dilerler. O demiştir ki: «Eğer benden bir şey götürmez ve . seninle Hıristiyan arasında ne fark olabilir? Nihayet Hazreti İsa. (M. «Yarabbi beni Ahmed'in ümmetinden kıl!» diye dua etmekle. Bu. Sentaks bilgini Sibeveyh de bu konuda pek az bilgiye sahiptir.» Ben o kadar demiyorum.dünya tarafına çekmesin. Kul. bu sözde hiç cehennem arzusu yoktur. hem de adalet bakanına karşı savunasın. sentaks yönünden doğru değildir. Allah hakkı için ona inanırdım. Tâ ki sonunda her söz başka sözün üstünü kapatsın. onu ululamak benim sözlerimi kabul etmemekle olmaz. Sonra onun nefsi de dirilir. «Yarabbi beni Hazreti Muhammed'in ümmetinden kıl!» demek arasında mana bakımından eşitlik olamayacağını anlatır. Ancak şimdi benim pişmanlık duyduğum bir nokta var: Keski binlerce altınım olsaydı da onun uğruna feda etseydim. Mevlânâ dedi ki: Ben Bediuddin'i bu güne kadar seviyordum. yalanladı.» dedim. Bundan sonra bana kazanç haramdır.» gibi binlerce beyhude sözlere gelelim. ama bu gün gördüm ki O da niyaza. Bu duayı eden kimse. sandım ki Mevlânâ da bunu anlatmak istiyor. Halbuki ona benzer başka bir asıldan bahsederken de sözün üstünü örttükçe örterim. sana hiç bir zorluk olmasın. Bana bu hususta hayır demekle sözümü kabul etmiyorsun. Şimdi sanki kıyamet kopmuş. bulduğum her cinsten elbiseyi bana giydir. Bu nasıl olur? Mevlânâ konuşmaya başlayınca kabul ederler. Bu söz onu kayırma yönünden doğru görünür. doğuşta. Yani «Fakr tamam olunca Allah yüz gösterir. yavaş yavaş kalkınca zat nuruna varılabilir. Allahın kendisine kavuşmadığını. Allah cemalidir. Eğer senin maksadın onu yüceltmek ise.» diyen o adama dedim ki: «Öyle ise senin onunla görülecek bir işin vardır.» dedi. gizli âlem açığa çıkmıştı. onu bulur ve görürsün. ancak Allah yoluna girdiğini anlar. «Fakr mertebesi tamam olan ancak Allahdır. bunlardan biri açılsa. sen hem kadıya. Benim ulu Allahdan bir fermanım mı var ki. Dünkü gün. Yüce Allahnın nurdan yedi yüz perdesi. o aşağılık uydurma şeyleri onlara anlatayım. ne lâzım gelir? Sahibinin gönlünde bunları sarfetmekten başka ne arzu olabilir? Bunun gibi belki yüz defa sayıklayanlar olmuştur.» O zaman unuttum buraya kadar benimle birlikte gelmişti. Ah ne yazık şimdi Emir sağ olsaydı bize ne büyük bağışlarda bulunurdu! O. «Bunu ancak onun ayakları altına saçmak için isterim. Şu halde Hıristiyanı «İsa Allahdır veya Allahnın oğludur. O. bu sözün manası o değilse.» dediği için kınamak neden? Halbuki sen de aynı şeyi söylüyorsun. evvelce sana anlattığım Ayaz ve kadeh hikâyesini andırıyor. «Her kimin nefsi ölürse. Aksi halde Allah yolundan sapmış olur.

» Diyorlardı ki: «Biz de hizmet için kalmıştık. «Semadaki bulut dağlarından dolular yağdırır. onu dilediğine isabet ettirir. Allah başarı verirse. onun gül renkli yanakları solar? Bu ilim kızmadıkça o ilimlerdeki soğukluk anlaşılmaz. Biri sordu: «Bu herkes için midir? Nihayet ben de önce talip idim. o talepten âlem halkı üzerine bir ışık düşse hiç kimse takat getiremez hepsi yanar. nereye gideceğimi.) buyurur ki: «Ey Hıristiyan! Sen İsa'yı tamyamadın. İnsanı mest eder. Zavallı ihtiyar! Başında bu teslim taşı ve aramızda bu yakınlık olmasaydı. 81) Ancak bu da hakikatte bir soru olabilir. On beş sene çok kısa kalır. bütün peygamberlerin sonuncusu olarak anlatırlar. Bana dost olan bir kul. O. Nasıl ki bir annenin âlemde bir tek çocuğu vardır. . Başkalarının başına gelen her kötülük yorumlanırken. gönül hoşluğu ile yoldaşlık yapardı. sonumun nereye varacağını anlar ve kaygısız yaşardım. uyumanın ne olduğunu söylemez.» diyebilsin. Şu halde rastgele herkes nasıl matlub yani aranan kişi olabilir? Manası pek lâtif olan şu beyitdeki nükteye asla itirazın yeri yoktur.gelmezse onun kuvvet ve kudretini hiçe indiririm. «bana iftiharla hizmet eder. kendinden geçti. Hazreti Muhammed (S. şu yiyip içtiğimden dolayı buraya nasıl geldiğimi. İşte Kuran'da bulduğumuz bir deyimdir bu. yani kendini kuluna göstermek isteyince o koku önceden duyulur. ama bundan. bu türlü insanlardan değildir. Ama onun sabrını bir de Allah’ın sabrı ile karşılaştır. baygın hale getirir.» Bu taliplerden biri Musa Peygamberdir. Allah’ın güzel isimlerinden biri de Mürid'dir nihayet bu müridin bir M ura d'ı olacaktır.A. (M. onun bütün sıfatları ile vasıflanmış olur. o sözün de arkası kesilmez. Sen onun sabrını başkalarının sabrı ile karşılaştırdığın için ondaki bu sabır. Ama hiç misk ve amber kokusuna benzer mi o? Allah tecelli etmek.» sözünü. Hele senin. mahvolur gider. hiç ses seda gelmesin oraya. Onun bir adı da Talib olunca bir Matlub'u olmak gerektir.» ve ayrıca «Kendi nefsini bi len Allahsını da bilir!» buyurması utancından mı ileri geldi? Onun. Kendi kendime dedim ki: Benim için yemenin.» Dedim ki: «Herkes talip değildir. Yani iş böyle olunca hemen cevap vereyim. meclise gel de seni göreyim. bunda azıcık bir samimiyet kokusu olmakla beraber taşınca yüz bin misli artar. O da bu yemenin. Bu takdirde onun kahrı da. Eğer onu tanımış olsaydın beni daha çok tanırdın!» Bugün Hazreti Peygamberi. (M. Halep' te oturmuş. Allahyı bilme marifeti elde edilebilir mi?» Sırra erenler onun ne dediğini anladılar. Kadı Şemseddin'in dediği gibi.» . azgın ve karanlık nefisciğimizi tanıyoruz. Bu tıpkı şuna benzer: Bir köle var mıdır ki. Allah yolunun yolcuları hakkında iyilik olarak yorumlanır. Bu sözümüz Mevlânâ'ya değildir. geri döndü.dayanağı olan kişinin gönlü şendir. nasıl olur da Yusuf'un o cihanı aydınlatan güzelliğine gölge düşer. «Sen ki Padişahsın. Böylece. Derler ki: Onun «Her kim benim nefsimi bildi ise Rabbimi de bildi. sana çok görünüyor. 43) buyurulmuştur. Sultana karşı. Dağda. sabrı kadar sonsuz olur. Çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirini kovalasın. yakışıklı bir yavru! Elini yanan ateşe sokmuştur. herkes nefsinden habersizlikle yorumladı. İyi dikkat edin ki. her zaman burunlarda tüten bir kokusu vardır. Mevlânâ ona lâyıktır. bir ülkeden başka bir ülkeyi seyrediyorsun demektir. Çok güzel. soğukluk sıcaklığa karışır. demiştir. Bu. akıl yönünden nasıl olur? dedim.» (Nur sûresi.» dedim. Sıcaklık soğukluğa. uyumanın ne yeri var? Ulu Allah beni bu iş için mi yarattı? Benimle hiç bir aracı olmadan konuşmaz mı? Ben ondan bir şeyler sor amam. sual daima cevap cinsinden olur. Bunu gören anne nasıl yerinden fırlar ve çocuğunu nasıl kaparsa. onların kulaklarına üfleyeyim. bari beni tanı. içmenin. sen de oraya kulaklarını tutasın. hiç bir şeyden gam yemez. Şair: Bizi şehrimizden kovarlarsa ne çıkar? Şehir dışındaki kırlar bizimdir. ama sen kendinden geçmiş unutmuşsun. Allahdan bir iz aradı. dilediğine ettirmez. Ne on beş sene ne bin sene! Allah’ın misk ve amber kokusunu andıran. «Şeyh İbrahim burada olaydı. Ben bir şey okuyayım. ben de öyle bir yere gideceğim ki. Akıllı kişiler kendi kendilerine dediler ki: «Bu alçak. Eğer sen bu fikirde isen. Bu hal ve sözler bir soru sormak maksadı ile değildir. 82) Kuran'da. beni kurtaracak olanın kim olduğunu. Hak kokusu da beni öylece ateşten kaptı. arkası kuvvetlidir. Senedi. «Her kim nefsini bildi ise. ne de Kaymaz Kervansarayından getirdik. Acaba ben körükörüne yiyip içmek için mi geldim bu âleme? Eğer iş böyle olsa ve ben onunla karşı karşıya konuşup anlaşabilseydim. yüzümü ona çevirdim. «On beş seneden beri sende bu ne sabır» deyişin yok mu. murdar. bu nasıl olur? Biz bu nefsi ne Aksaray'dan.

nasıl Mekke'ye mahsus olabilir? Bunun sadece Mekke'ye ait olacağını söyleyenler sevginin ilk basamağında kalmış olanlardır. nefisleriniz dipdiri. Yolculukta sana yük olur. o halde bu ayrılığın sebebi nedir?» Bir gün gelecek ki. Mademki sen de gittin. «Vatan sevgisi imandandır. O sözler. Tebriz toprağına mı uyruk ve bağlı olsun?» O sofuluk ve safa ehli olmak davasındadır. 84) Bu anlayıştan kurtulmak da çok zordur.» hadisinde Hazreti Muhammed'in maksadı nasıl Mekke sevgisi olabilir ki. O anladı ki. sana göredir. Şimdi bu benim elimde değil. ölüm korkusu vardır onda. Bu işten bir o anlar. bizim matlubumuzsun. bu sıfatı artırınca bu da ötekini artırır. kendi sözünü henüz karısı bile kavrayamadığı gibi oğlu da anlayamaz! Ne güzel sıfatlar ki hiç biri ötekiyle çelişmez. öteki âlemdendir. Bir aralık bir sıfat ötekilerden ileri geçse bile yine aralarında düzenlik ve adalet bulunur. Bundan daha üstün bir sözün misalini söylesem bilgisiz halkın kafasına girmez. Nasıl ki. Sizin gelmenizden başlıca umudumuz bize yardım etmeniz. Bana gönderdiği oğlu (Sultan Veled) dedi ki: «O zaman Mevlânâ bana ne der? Bana.» îşte bu söz hiç yorum götürmez. onunla istediğim gibi pazarlık ederim. ama sarhoşluğu büyüktür. bu gaip âleminden gelen bir engeldir. Şu halde iman konusundan olan şeyler bu âlemden değildir. hadisten başka hiç bir şey gelmez. bu onunla. maksadına eriştirir. iman ise bu âlemden değildir. Ben kendi kendime «Siz her vakit kendinizle cenkleşiyorsunuz. Tebriz'li bir yabancının arkasından niçin yürüsün? Horasan toprağı. Peygamberler de böyledir.» mı dersin? İşte asıl maksat budur. perhizler yapsan bile. Ancak ulu Allah. «Biz bir menzil ileri gidelim de sen on menzil geri kalasın!» O zaman gözümün rahatsızlığından bahsettim. Bir İstanbullu. yahut da birlikte kadıya gidelim. Sen ilerisini düşün. bana bu hususda olağanüstü bir ilgi gösterdi. senden. o zaman sana yaraşan orada beklemek. . Yol işidir bu. behey eşek. Mademki İslâm gariptir. sana gözünün ağrıdığını söyledi.' demez mi?» Delikanlının bu sözlerinden anladım ki o güzel bahaneleri ona Mevlânâ öğretmiştir. ben de arkadan geleyim. «İslâm garip olarak başladı. Ona şundan bundan işitilmiş sözleri aktarmak da utanç verir. (M. Mademki o engel oluyor. o başka âlemden gelmiştir. Dediler ki: «Eğer şunu yap bunu yapma gibi sözler size ağır geliyorsa. garip olarak da geri dönecektir. «Mekke bu âlemden. ne de bu halveti sorarlar. Nasıl ki Attar buyurdu: «Yüz yıl gece gündüz çile doldursan. Ona ben teklifsizce hükmederim. Hem acemi mekkâreci (hayvan sahibi) beni ne tanır. O sözleri. O gözle görmek. o incelik o lâtif cevaplar hep Mevlânâ'mn öğretmesi ile olmalıdır ki. «Sen bizimle beraber olmaktan rahatsız mı oluyorsun?» di yorlardı. Diyordum ki: «Siz bir konak ilerden gidin ki. gözle görmek gibi değildir. iman ise öteki âlemden yani mana âlemindendir.» hadisinde de maksat aynıdır. Mekke bu âlemdendir. Siz gidin! Bana yalnız Mevlânâ'mn mektubu kâfidir. bu şundan bundan konuşma ne oluyor? O kadar niyazlarımızı da mı boş lâf sanıyorsunuz?» Ancak ben İsrar ediyordum: «Ben sizin peşinizden gelirsem arada bir konak farkeder. Onun kapısında karanlık ne oluyor? O aynı zamanda nefsin pusu kurduğu bir yerdir. bizim aradığımız. tek yarattığı sevgili kullarından birini gönderir de ona ruhun iç yüzünü gösterirse. o yüz altını bana vermek mi daha hoş gelir. behey apdal akılsız! Ben seni gönderdim ki. Allah erleri son derece sarhoşluklarından ona bakamazlar. 'Behey ahmak. o zatı geüresin. (M. Sana deseler ki: Elinde bulunan yüz altım ya bana ver. Eğer hayır bana gerekmez diyorsan o da der ki: «Sen. oraya bak! Bu istiyor ki o düğümleri kendine engel saymayasın.» dedim. onu hak yoluna yöneltir. «Haber. burada Mekkeliye düşen vazife İstan bulluya uymaktır. Çünkü bu yolculukta bir çok perdeler kapanır. Nasıl ki. Sana. iyice afiyete kavuşuncaya kadar orada kalmaktı. şu veya bu dileğimizin yerine getirilmesinde bize yararlı olmanızdır. Onda bu kadar akü yoktur ki toprağa itibar olmadığını anlasın. bir de hayvanı. o günde. ne bu çileyi. Biri der ki: «Filan zatın oğlu. Aşkın bu ikinci mertebesinden geçmek zor ve çetindir. Bundan sonra da ruh âleminin sarhoşluğu gelir.» «Hiç olacak bir şey mi bu!» dediler. o da bununla uyuşma halindedir. Meğer ki halka bir konuyu anlatmak için olsun. henüz görünmemiştir.» Onlar bundan başka manalar çıkararak.» dese. Şimdi sen diyorsun ki: Bu karanlık sözlerden benim sorduğum şeylere bir karşılık gelmedi. 83) onu buldun. Söze başlarken onun hatırına âyetten. Bu sevgi sarhoşluğundan kurtulmak için çok koşmak gerek. ona hizmet etmek. Ben hayvandan iner bir köşede dinlenirim. Ruh. Onlara dedi ki: Bir işin seninle ilgisi yoksa bırak onu. O sıfat. yoksa «Hayır bu bana lâzımdır. o alçak gönüllüğü Mevlânâ öğretmiştir.» nüktesi açıklanacak.Şimdi kapalı bir sırrı açıklıyorum. madde âlemindendir.

Aşkın yorumuna gelince. Ama Firavun. Nasıl ki Hakîm Senâî şu anlamdaki mısrada: «Ey taptığı Allahlar. I^. Mademki melek ile peygamber araya giremiyor. aşk deyince. Eba Yezid. aşkın son mertebesine daha yakın idi. bu davettir. son gündür. kitapla gönderilmiş peygamber ise onun tertemiz bedenidir. o yolun adamı idi. Vaiz hemen.» dedi. Bir insan ki hakkı aramaktadır. Bu nokta. Hadiste. Yoksa bu tahta mimberdc konuşmaktan ne çıkar?» O sırada bir kadın ayağa kalktı yüzünü ona çevirdi. Suda. Firavunun sihirbazları aşkda tamam olmuşlardı. Belki.» Burada. İsa'ya. aşkda tamam değildi. Bu da.z filandan çıkmıştır. bu perdeyi açmak kimin haddine düşmüştür? Bu Tebriz'li oğlundan başkası bu konuda konuşamaz. Belki o. ruh kokusu almışlardı. şu senin halin ilk defa Jeğil! Her ne kadar sözün doğrudur. dünya sevgisi gibi şeylerden söz etmek istemiyoruz. kemal mertebesidir. kendini incitir ama Allahyı nasıl incitebilir? Onların ağızlarından böyle sözler nasıl çıkabilir? Meğerki Allahyı bilmemiş olsun. bu taraftan da sözler işitiyordum. ben bilmeyeyim ve görmeyeyim. ruh sarhoşluğu fazla idi. ibretle her tarafa bakıyor. onun Hal mertebesi değildir. «Ey şeyh! Ey kuru davacı! Biliyorsun ki. ona yol bulmuşlardı. «Otur ey avrat!» dedi. önce bilmelidir 'ki. değil midir. Allah kullarında. onun da bilgileri çoktu. ama benim açıklamak istediğim sözün sıcaklığı yanında soğuk ve donuk kalır. sadece kuru davacıdır. kadın. Zannediyoruz ki. Diyelim ki. Allahyı inciten zavallı!» diyor. Bundan dolayıdır ki içlerindeki duyguları açığa vururlar.» dedi. bu s. her şey kendi arzuna göre olsun. beni oyuncak için mi gönderdin?» dedim. ama sen kimsin? Bu sözler mademki senin sözlerin değil. her sessiz kelâmı dinliyor.» dedi. Evhad (Kirmanî). şüphelenirsek bakarız. o sokaktan kırk gün Şeytan geçemez. Bunda da büyük sarhoşluk vardır. Mev-lânâ'nın da. Bir gün. Hazreti Muhammed'in (S. öyle bir inanç var ki. Sevgi ve heves çevresinden dışarı çıkar. ama ayıklığa yakındır. Her ikisi birbirine karışmış olsun. bilinen manada doğmuş demek değildir. Bu davacılardan bazıları acaba gerçek midir. onun birleşme yolu ile Allahdan kopmuş olduğunu söylemezler. Onlarda ruh sarhoşluğundan da bir 'koku vardı. altın. (M. doğrudan doğruya Allahdan sarhoş olmaktır. Bu kulun kendi saadeti de belli oldu. bunlar nedir?» «Bana kalırsa bu oyuncaktır. talep davasında-dır. «Benim Allah ile öyle bir vaktim olur ki aramıza ne en yakın bir melek ne de kitapla gönderilmiş bir peygamber girebilir. Şimdi her sözü işitiyor. «O halde. odur sanırsa. Bu konuda bir çok sözler söylenmiştir. Bundan sonra da dördüncü mertebe gelir. mimber üzerinde şu sözleri «oyuyordu: «Ben. bana ilim yönünden bildirildi. Allahdandı. «Hayır. işaretsiz sözü. Dervişte. bu iş senin işin değil. İmad ve onun gibiler aşk sarhoşluğunda olgun kişilerdi. Ama o sarhoşluk hiç bir şey ile ilgili değildir. Çünkü her neyi. «Ey harf-siz söz! Sen söz isen söyle. O azıcık kendi hakkında uygunsuz sözler söylerdi. O Şeyh Ebûbekr'in (Sellabâf) sarhoşluğu. içinde söz konuşulan (tartışılan) bir meclis istiyorum. kıyametin belirtisi odur ki heybetten ve siyasetten erkekle kadını ayırmak mümkün olmasın. Peygamberimiz sadece bilgin demiyor din bilgini diyor. toprakta bir yerin olsun da. kıyamet günleri gelmiştir. A.» buyurulmuştur. bu Firavunda yoktu. onu okşayıcı eliyle terbiye etsin. Ama o sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. bu sevgi sarhoşluğu azalır korkusu ile dünya çevresinde dolaşmak da gerekmez. Sihirbazlarda bir hüner vardı ki. Bu. Has kullarından birini gönderdiler ki. Bu onun tertemiz ruhu. ama yakın ve kesin değildi. Bundan daha sonra da ayıklık ve akıl mertebesi gelir. Allahnın oğludur diyenler. Bu âleme seyir ve temaşa için gelmiştim. Pek çok rahiplerde de bu aşk sarhoşluğu vardır. nasıl Hal deyimi ile ifade edilebilir? Ben de diyorum ki bu. Allah onu.ğcr onun eğilimi dünya işlerine daha çok dönük ise yalancıdır. sanki bu saat kıyamet saatidir. her sözün derecesini anlıyorum. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: «Bir din bilgini bir gün bir sokaktan geçse. Sözü geçen hadisteki mana. . Şüphe yok ki onlar. 85) Bu.) makam ve hal mertebesi değildir. Diyordum ki. Her harf siz. çeşitli doğuş örneklerinden bir örnektir. ona saadetini yakın olarak öğretsin. Kadın atıldı. Bu mertebe. Eba Yezid sustu. Bugün burada biz ve siz varız. Seyyid'de (Burha-neddin) ruh kokusu. O mantıkçı idi. Bu söz her ne kadar sıcak bir sözdür. sen istiyorsun ki. ruh kokusuna erişir.Allah yolunun sarhoşluğu üçüncü mertebede de belirir. o şüphenin dışına çıkarır.

Bir kimse bu bilgiye ermek için yerde.. Böylece îmad ile o H'ye Allah.» (Nahil sûresi. yarına bırakılmamalıdır. o Allah velisinin arzusu da bu maksadı gerçekleştirmek değil midir? Bugün. Her şey onun içindir. «Ruhlar toplanmış ordulardır. sultanlara onları görmekten ancak ziyan gelir. O gün. onun kölesidir. Şu hale göre Tatarlar. Artık bundan daha açık söz. O evde. Bir mutlu kimse vardır ki. Meğer ki. Yani önce yoktu sonradan var oldu. Aşk. îşe başlarken de Allahdan yardım dilemelidir. siz bu sözü itiraz ve edepsizlik yönünden söylemediniz. 87) binası onun için yaratılmış. şüphe yok ki hiç bir şey elde edemez. Ama onun için bu şeyhleri görmekte ve emirlerle konuşmakta fayda vardır. Allah yolunun bilgisi mücahede ile. Hele ruhlar topluluğu daha sonradır. bu doğuştaki beraberliktendir. Karanlığa gömülür. dostluğa lâyıktır. bozguncuların da.» . H. aynı kılıkda yeniden yaratırım!» Hiç şüphe yok ki. daha yetkili ve gerçeğe susamış bilginlerle düşüp kalksın. bir zenginin aziz bir konuğu vardır. «Topraktan ve sudan yarattığım âlemde bir Halife yaratacağım.Sultanı görmekte benim için bir zarar yoktur. Geciken vaatler unutulur derler. Biz ancak ruhla ilgili olan o topluluktan bahsedeceğiz. îmad da onlarla beraberdi. Bu günün işi. Sonra o başka bir yere göçmüştür. Sultan olduğunu bilir. bir havuzdan veya ırmaktan demiyorum.» dediğimiz zaman. kendin de yiyemezsin. Kadı işaret yolu ile şöyle demiştir: «Diken asla yenilmez. aradığı zat doğrudan doğruya ona yolunu göstersin. sende hoş ve yüksek bir hal vardı. bu toplulukta Allah vardır. bazılarına da aşk. bundan daha beyaz yoğurt olamaz. Meğer ki Allah bilgisine ermiş erenlerden birinin eteğine yapışsın da onunla birlikte çalışsın. aradığınız o Allah adamı. sizi de o toprak ve su âleminin Halifesi olan zatın soyundan üreteceğim. Hazreti Peygamber buyurmuştur: «Size gelecek olan o zatın yüzünün rengini hatırmızda tutun. îşe önceden başlamak gerektir. ezelden beri vardır. Ancak bana sığındığınız için. Tann buyurdu: «Ben biliyorum. ferman senindir dese bile yine bizden hoşlanmadığı anlaşılır. boğulur giderler. Ben de sana. Ama ruh hakkında fikir ayrılığı başgöstermiştir. Mevlânâ bizden uzakta mı kalır? Onun için ne mutluluktur ki. (M. der. kadîm'dir. Ama bu topluluk da çeşitlidir. bu sarayın içi dışı. 128) ve ayrıca. onun için döşenmiştir. ona erişmiştir. bu mutluluktan uzak kalalım!» dediler. «Allah bilgisi her şeyi kaplamıştır. Onlar.» (Tövbe sûresi. o güne Tegabün yani Kıyamet günü derler. Sultan o kişidir ki. Bugün size vereceğim öğüt şudur: Önümüzde bir gün var ki. nefsine düşkün bir sofudur. bilgiyi kendisine kılavuz edinsin ve kendinden daha üstün. döşemiştir. ruh ezeldendir. Mademki bizde de bir eğilim var. Sarhoşluk ediyordun. ilk yaratılışta bizimle birlikte (aynı topluluk içinde) tanışmış olsalardı bu gün ve bu saatte de bizimle birlik olur. hep bir arada.» buyurulmuştur. size. hep birbirinizle. yüzün kızarmıştı. gökte durmadan uğraşsa bile eli boş kalır. her yana ve her yöne başvursun. Halbuki benim gücüm her şeye yeter.» diye hitap etti. denizden bile geçseler etekleri ıslanmaz. bulmak istiyenler asla yol bulamazlar. Başka bir yorum: Âleme gelen herkesin kendisi ile birlikte gelen bir yoldaşı vardır. çalışmakla da elde edilemez. benim kudretimde eksik bir taraf yoktur. Geri kalan ne varsa onun uyruğu. gelmesinler diye oyaladım. «Ah. beni ziyaret için başka bir cemaat geldi. Bunların etekleri ıslanmak değil. işte bu sebeple. 86) Ama bunlar onlardan değildir. denildiği gibi. gam vaktinde bana sevinç verecektir. Bizim hoşnutluğumuzu ister sırasında. Ben sizi yine toplarım. Bu kâinat (M. Onlar eğer Allanın has kulu iseler. Bazı filozoflar. O sırada oraya. Nasıl ki âyette. Ama Kıyamet bu saatte faydalıdır. o din vurguncuları yüzünden kapalı kalır. şu âlemin yaratılışında bir maksat ve sebep vardır. barışık yaşarlardı. benim dersem. 41) buyurulmuştur. topluluğunuzun dağılmasından korkuyorsunuz. isterse gelir isterse gelmez. Bu konak boş kalır mı hiç? Aradığımız Allah yolunun yolcuları vardır. O aradığı sevgili kendini göstermezse. «Yarabbi! Biz bu topluluk âleminde seninle birlikte rahat ve mutluyuz. «Allah bizimle beraberdir. Zaten. bir şeyler koparır. o bu kâinat için yaratılmamıştır. belki baştan ayağa suya batar. ferman senindir. Bu yolcu isterse bütün âlemi ayağına çeksin. Meyhane düşkünlerinin de bir topluluğu vardır. biz ne yaptık!» demenin hiç bir faydası olmaz. derler. Ben önlerine çıktım. Ama onun gösterdiği bu bağlılıktan bizden razı olmadığı sezilir. Âşıkın hali böyle değildir. ama başka biri de bizimle sohbete. onun şerefine güzel bir konak yaptırmış. Nasıl ki. Yoksa aksilik aksilik üstüne olurdu. Bazılarına hevesler. bizden uzak kaçar. diyorlar. O.» Bulunduğunuz topluluk derin bir uykuya dalmıştır. Bir kimse vardır ki. bu yüzden duraklamalar görülür onda. Çünkü onlardaki yetenek ve iş yapmak ar/usu. «Şimdi sarhoşluk etmenin yeri var mı?» diyordum. sevgiler yoldaş olur. Her ne kadar. aradığını bulmuş. Ama onu akıl aracılığı ile arayanlar. Hadisde. Bazıları da sonradan yaratılmıştır görüşünü ileri sürüyorlar. Nasıl ki herkesin kendisi ile birlikte doğan bir Perisi veya Şeytanı vardır. Korkarız ki sonra dağılalırn. tnsan onu sever ve fazla sevgisinden bir eser bırakır. «Allah takva ehli kişilerle beraberdir.

15) ve «Ya Muhammedi Biz senin için aşikâr bir fetih ve zaferin yolunu açtık. tatlı sözlerinde de. onun gönlüne perdeler çekilsin. İsa'ya gizlice secde etti.» Bu kırk sabah. belki onun bu sözü "fazla uzatmak ve incelemek için yeterli vakti olmadığındandır. kavuşmak için çırpındıkları bir dilekti bu. Ali keskin kılıç karşısına göğüs gererdi. (M. bu tatsız görünen korkutucu sözlerinde de. Bugün mademki gidiyorsun hiç olmazsa kendine meşgul olacak bir iş buldun. derler. size bir ziyan vermesin.:» (Sebe sûresi.» mealindeki âyetler bu gufran'a işarettir. Hazre-ti Peygamber. Böyle olmasaydı o zaman iş çığırından çıkar neticesine takat getiremezdi. lisanından dökülür. bundan önce ve bugüne kadar gelip geçmiş günahlarını yarlıgamak ve sana nimetlerini tamamlamak için Allah seni en doğru yola yöneltti. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm bile bu kadar açık söylemez. Şeytan. kârın bu oldu. O çok yarlıgayıcı bir Allahdır. Her günahın ardından karşıma gufran gelir. Yoksa yüz bin sabahın bile ona faydası olamaz. Meclistekilerden biri gitti ama yine gelir bir şeyler dinlemek ister. öyle ulu bir zat olduğu halde. belki yalnız -anlayışı yüksek olanlara faydalı olurdu. «Rabbiniz size güzel bir şehir verdi. Ama onun bu uzaklığından binlerce yakınlık doğar. Yahya'ya. ölüm sırasında yüz gösterir. Peygamber Aleyhisselâm. Ebubekr mest olur. bu günahı işle ve söyle. O buyurdu ki: «Gufran senden daha eksik ve güdük değildir. Ömer'e bambaşka bir hal gelir. sizinle çok savaşlar yapar. Gerçi bu onun güçsüzlüğünden değil. onu arama yolunda can verir giderler. Bir gün. Sen ne zaman dilersen. Bazılarının aradıkları şey arzularına uygun olarak karşılarına çıkar. onun günahı ancak şu sözdeydi. içki içmezdi. Ancak emrimi yerine getirmek için şu bir kaç sözü söylemeye ve şu öğütleri vermeye başladı: İblis. son derece hoşlanırlardı. o mânâ bana şu beyitten geliyor'. Bazılarına da. Önce senin bir işin yoktu. Hazreti Ayşe bir rüya görmüştü. böyle zatları niçin özlüyordu? «Ah! Kardeşlerime bir kavuşabil-seydim!» diye hep onları sayıklardı. O halde Allahya gerçek iman hangisidir? . 88) Ben bu mânâları öylesine söylüyorum ki. Ama onun dostları. Bu öyle yüce bir Allah Peygamberi. görünüşte bir nevi ayrılma ve uzaklaşmadır. müminin gönlünün anahtarıdır. Peygamber i^in.» Bu. Beyit: İşlediğim günahtan nereye kaçsam bilmem. Onu Hazreti Peygambere anlatmayı unuttu. O kimdir ki.Şeyh ibrahim'e dedim ki: «Bu tatsızlık hep senden mi?» Onu kendime muhatap ettim. Onun ö tatsız (korkutucu) gibi görünen sözlerinden o kadar kuvvet alır ve o derece beslenirlerdi. Ben her ne kadar kendimi sözle oyalamaktaysam da. bu nükteyi daha tatlı söyleyebilirdi. diyebilirsin. Bundan sonra öyle görünüyor ki. Ama bu yolda dileğine kavuşma hevesiyle öimek de büyük bir iştir. Onu görmekten. sözünü dinlemekten çok zahmet çekeceksiniz ki. o hayalden de başka bir hayal doğsun. Nasıl ki Kuran'da. açıkça söylemekte hiç bir engel yoktur. yüz bin lezzet bulur. Çünkü o çok meşguldü. bir kısmı da onları görüp. onları yakından yahut uzaktan görmek bunlara nasip oldu. (M. Ayağımıza el uzattın. Ahvalin ne olduğunu zaten biliyor-dum. Eğer o rüyayı Peygambere söyleseydi. size vesvese (kuruntu) vermekte zorluk çekecektir. Çünkü o açık beyanın halka bir faydası olmaz. Ama geri kalanlardan bir kısmının onlardan haberleri olmadı. ve velilerin özledikleri bir sevgili. Bu bir kaç meseleden ancak en kudretli Peygamberlerin haberleri oldu. Ona bizim âlemimizden bir hayal. Ancak daha fazla açıklayamazdı. Hazreti Peygamber şöyle buyuruyor: «Ulu Allahya kırk sabah içten ibadet edenlerin kalbinden hikmet kaynakları fışkırır. Bu nedir? Korkudan. Mevlânâ'ya dedim ki: Bu konuyu destekleyici bir kaç söz söyle. sözünü bitirmişti. umutsuzluktan ileri gelen iman makbul değildir. Bazıları da. Ama benim için o mânâyı olduğu gibi. Semadan beş yüz kere vahiy gelse bile! Bütün peygamberlerin. görüşmek mutluluğuna ereme-diler. asla o evden dışarı çıkmazdı. 89) Mevlânâ'da gerçi konuşmak arzusu yoktu.

hoşuna gidecek ufacık bir sevgi gösterse. onu ziyarete geldi.» dedi. ona. 90) Yetmiş yıllık bir Mecusî'ye bu yol üzerinde. bu cihanın renklerine boyanmadan. söyle! Sofilerin edeplerinden. sonra kâfir olurlar. Yolda aşırdılar.» dedi.» Arkadaşlarım. O sırada. dinin en dürüst konuşan adamıdır (Fasihuddin). bir otur da kim olduğumu sana anlatayım. o Mecusîde Mecusîlikten eser kalmaz. «Ben. Hatta o zat üçüncü defasında dil ile inkâr etse kâfirdir. Ama Şeyh ona i'azla iltifat etmedi. Ayaz gözden kaybolmuştu. İkinci günü hırkamı giyinmiş şeyhin huzuruna çıkmıştım. Bu. Şemseddin her kime küfür ederse.» (M. mümin olarak gidersin. yani küfrü imandan üstün gelmiştir.Ne eksiği vardır onun? Benim sofîliğimde bir noksan var mı? Gömleğim bile yok! Evet. nihayet ömür Ama eğer işin öteki tarafını anlatırsam. Küfrün o kadar fazla gelmesi onun imandan yoksun kalması sonucunu doğurmuştur. Adı Âdem idi.» dedim. «Nasıl istersen öyle say!» dedim. kâfirin küfründe devam ve ısrar etmesini istemez. söyle. hangi gidişte ve yolda yürümek bakımından. o saatte iyi bir sofi idim. Onun geçmişteki küfrü imandan artık bir dereceye varmış. «Bütün ordu yürüsün! Belki o sizin üstünüze konar ve siz'n olur. Kuran' da bu konuda üç kereden başka müsamaha yoktur.» dediler. sövüp sayarsa ve sövülen kimse onu işitmiş olursa. Allah onları yarlıgamaz. onları kuyuya düşürmektir. diyorum. işinden gücünden alıkoymak olur. işte ben onun oğullarmdanım. Halk. âyette bildirilen. Allah fermanı değil midir?» Şeyh cevap verdi: «Ey islâm padişahı! Bize ilk önce bu âyette ferman buyu-rulan. Firavun da öyle olmalıydı. Bir gün niyaz yolu ile Şeyhin huzuruna. tembeldir. Bu çok bir şey değildir. ayrılacaktır. bu yolda savaşır ve gece gündüz uğraşırsan. şeriat yönünden iman sözü dile gelince. Çünkü hakikatte. Belki iki defa imandan uzaklaştığı için üçüncü defasında kâfir olmuştur. «Nereden geleceğim?» Sordum: «Siz Sultanı seyretmek için dışarı çıkmadınız mı?» «Biz hakikat ve şeriat sultanının hizmetindeydik. Bu yolda konuşmalar. gidince söyleriz.' (Nisa sûresi. onu tavşan uykusuna yatırıyorsun? Yoksa bu işte taklitçi misin? Yoksa doğru yol bu değil midir? Gel söyle bu nasıl olur! Onunla konuşmanın ne yeri var? (M. işte o kimse veli olur. «Küfürlerini artırırlar.» yolundaki açık ifadenin dışındadır. Bir gün bir kapıcı sordu: «Sen kimsin?» «Bu biraz zor soru. Hemen emir verdi. Yine anlatırlar: Sultan Mahmud. sizden emir veren ulularınıza itaat edin. o aranan kutlu varlığın nazarı ilişse. tarife sığmayacak kadar cesaret vermek ve onu ölüme götürmektir.» dediler ve Şeyhin hikâyesini şöyle anlattılar: Sultan Mahmud uyanık ve Hak sever bir padişahtı. Kuran'a aykırı konuşmaktır. istersen yürü. gerçek mümin olabilir. Eğer bu yolda yürür. havada uçan bir Hüma kuşu görmüştü. «Gel sofî budur. 60) yolundaki öğütler. Herkes sağa sola koşmaya başladı. Allah.» dedim. küfürlerini artırırlar. Ama. «son nefeste bir kelime ile anadan yeni doğmuş gibi olursun. «Kuran'daki bu müjdelerden. korkutmalardan. Ben sözü doğru söylerim.» dedi. Sordum: Şeyhe ne lâzımdır? . Sordular: «Hangi tekkeden geliyorsun?» Ben daha önce onların ne diyeceklerini düşünmüştüm. Üçüncü mertebeye nereden geçelim?» Sultan Mahmud bu sözleri işitince ağladı. yüz bin kere daha korkunçtur.» dedim. doğru yola da yöneltmez. Şeyh sordu: «Nereden geliyorsun?» «Pencereden. halkın mahvolmasına sebep oluyor?» denirse. Ama sofîye. Gazneli Sultan Mahmud çağındaki Şeyh Ebül Hasan Harrakanî'nin. Ama niçin başka birine bu yolu göstermiyorsun.» demek. Meclisten biri. «Onu biz" ayırdık. gerçektir. «Bu ne biçim şeriattır "ki. «Bundan önce büyük bir zat gelmiş geçmişti. 135).Gerçek iman. henüz Resul âlemi var mıdır yok mudur anlayamadık. 'Allaha. 91) Etrafına bakınırken Ayaz'ın sırtı .» dediler. Madem ki son nefesinde. Sultan sordu: «Ayaz'ım gitmedi mi? Belki Hüma'nın gölgesi onun da üzerine düşer. sonra yine iman ederler ve tekrar inkâr ederler. bu lokma bana haramdır. Ancak bu bir gün gezmek için pazara çıktığımız bir zamanda olacaktır. «Hayır! Bu bana iftiradır. mümin olarak gidersin. ürkütmelerden hangisini dilersen onu yap. Biri. Çünkü ayrılmak istiyor. Sultan şöyle dedi: «Kuran'da. halka Zaten halk. onları gaflete sürüklemek. O halde Firavun için neden öyle olmadı? Onun imanının da kabul olunması gerekirdi. bu «Her ne istersen yap!» sözünü işitince. Nasıl ki şöyle buyurulmuştur: «O kimseler ki.» dedim. bu lokma helâldir sana. filân zat görünüşte kâfir olarak gitmiştir ama gerçekte o imanla gitmiş olabilir. Peygambere. tek kelime ile imanlı gitmek mümkündür. 'Allaha itaat edin!' hitabı o kadar zevk ve hayranlık verdi ki. «Gel. o cihanın nakışlarını görenlerin ve o ilâhî âlemin seslerini işitenlerin imanıdır. şu cihetten doğru değildir ki. elleri titreyerek Şeyhin elini tuttu ve öptü. «Biri ben isem. Ama hakikat yo-nünden o. gittiğin yol doğrudur. Her işi Müslümanlık olur. hep onu araştırıyordum içimden. ortada hiç bir şey yokmuş gibi olur. o büyük zatın günlerine erişemedik. önce iman ederler. «Pek güzel! Bu sofî değil. Evet. kıçına zahmet ver. safaya ne eksiklik verir bu.» dedi. neticesi halkı uyutmak. biz de deriz ki: Onları bu gibi korkutucu öğütlerden güvenli bir halde bırakmak. hele bir düşüneyim. terbiye örneklerinden hiç bir şey geri bıraktım mı? Bugün tenimde gömleğim bile yok. Şemseddin onun velisidir.» sözüne güvenir.» (Nisa sûresi.

Bunlar kendi yollarının doğruluğunu ispat etmek için saçma fikirler yürütürler. O halde gerektir ki. onlardan daha filozoftur.» derler. Allah buyuruyor ki: «Eğer halk benim böyle olduğumu bilseledi. Suret çok iyi olabilir ama mânâ ile birlik olursa. Ona. yeşillikleri pek hoş. Öyle ağaçlar var ki kökleri çok derinde demiyorum. Eflatun ve onun izinde yürüyenler derler ki: Eğer herkes bizim gibi olsaydı Peygamberlere lüzum kalmazdı. Eflatun işitti ki. senin temizi'ğini anlatmak için söylüyorum. Nasıl olur da şimdi seni bırakır da onu ararım?» Sultan Mahmud. Çünkü bu topluluktaki-ler. Şimdi pişman oldu. Öyle âşıklar da vardır ki sır ile çok uğraşmazlar. bir şeyler görüyor ama öteki hiç bir şey göremiyor. beni dinler ve benden hoşlanırlardı. Sultan.» der. «Eğer sen beni kerem sahibi olarak görüyorsan. Derler ki: Felsefe ve ilahiyat bilgisi. sana her zaman. Yoksa bozuk su ile yıkarsan temizlenmez. o konuda boş sözler söylerler. Bu da saçma sözdür. O nasıl olur da Allah gölgesi olabilir? Evet. Bunlardan biri. Ancak seni mazur göstermek. bahçeler görüyorum. . Ben kerem sahibiyim. nice bin Hüma'nın gölgesi onun gölgesine erişemedi. Bu bir büyü gibidir. kudret içinde kudrettir. gönül ehli erenlerin sözleri hoştur. O. derler. bir sır ve neşe var ki. Bunlar. Yoksa hiç durmadan içindekini boşaltıncaya kadar gecikirse.» Ben bu sözleri. aradığım gölge de senin gölgen-dir. başkaca ne gibi rahatsızlık izleri varsa bunları giderir. bir inilti işitti sebebini anlamak için atından indi. Çünkü bunlarda büyük bir şaka ve lâtife kokusu vardır.» derler. Onlardan utandığı için tekrar geliyor. onların bunu kavramasına imkân yoktur. lezzet içinde lezzettir. berrak su görüyorum. Ama Allahnın âlemi nur içinde nur. cimrilik yönünden söylemiyorum. Ağaca karşı duyulan ilgi ve sevgi nihayet onun meyvesi içindir. Su ile dolu midenin. bütün filozoflardan daha filozof insanlar var. biri ilâç kullanmadan toprağı altın yapıyor. Sende safra. gidiyor. bağışlayıcıyım. onu şefkatle kucakladı. onu inkâr ederler. Bu keramet sahibi de. Cana can katan derya gibi geniş. Her ikisinin gölgesi biribirine karıştı. bu mânâları henüz bilmediğinden geç kalmış demektir". hep dünyadır. ama dalları Sidretül-Müntehâ'yı geçmiş. hep kötülük. Allah gölgesidir. Bu bana bir bahanedir. Aşkta. «Şimdi onu boşaltırken gördüğüm hali doldururken göremiyorum. O ancak sözü geçen tatlı su ile temize çıkar. «içindeki o acı suyu dok de. Evet. ne de bir çapak ve toz vardır. Ama o anormal ifrazların biriktirdiği şeyleri dökmek. gözlerinde ne bir kıl. Hele fıkıh metodu daha da zordur. Onun tarafı. onu temizlemek için yedi defa temiz su ile yıkamak gerektir. sağlık esenlik getirir. Bugün. her taraftan bana yönelir. eğer kılıç korkusu olmasa peygamberlerle pençeleşmektir. hem başı açık hem de feryat ediyor. kerem içinde keremdir. iki kişi yan yana oturmuştur. eğer ortada bir Şah var da onda şahlığın mânâsı parlamakta ise. Bir de ne görsün: Ayaz atının altında. gölgeleri. beni konuşur. mademki bunu yapmaya gücün yetmez ve onu kendinden üstün görüyorsun. fânilik ve zevksizlik âlemidir. O kerem sahibi de. Beni gören bir kimseye bu söz nasıl tesir eder? (M. seni bu tatlı ve temiz su ile dolduralım. ikisinin de gözleri açık ve parlaktır. Öyle ki. Yoksa suretde söylenen sözlerin mânâ ile bir ilgisi olmazsa neye yarar? Mevlânâ'nın sözlerini anlayabilmek için çok dikkat gerektir. Şüp7 he yok ki o kendi benliği ile doludur. Kelâm metodu ondan da çetindir. çirkinlik. benim tarafımdan daha güçlü idi. O ilim ve hikmet üstadı buyurur ki: Kendi bilgisi ve hüneriyle dolu olan bir insan. ondaki benlik duygusu da onun yüzüne ve gözüne yüz türlü perde çekmiştir. görenler. pislikten temizlenme (is-tinca) ilmidir. içi su ile dolu bir testiye benzer. O can bağışlayan suyun bir damlası bile insanın yanaklarını kızartır. ağaçlar. balgam gibi anormal ifrazlar varsa. bu çok iyi bir şeydir. sözümde gerçeğim. Bu gördüğümüz gölge âlemi ise. Diyerimki. Sultan sordu: «Sen ne yapıyorsun orada? Niçin Hüma kuşunun gölgesini aramaya gitmedin?» Ayaz şu karşılığı verdi: «Benim Hüma kuşum sensin. o halde niçin ona uymayı gerekli görmüyorsun? Bugün bütün hikmet ehli kişilerden. belki öğretmek için konuşmazlar ama o sözlerden çok şeyler öğrenmek mümkündür. kara kan. 92) Mevlânâ şöyle dedi: Senin avcunda. onlardan değildi. sen de onun gibi yaparsan onun kardeşi oluyorsun. însan eğer bu testiyi yıkar tatlı su ile tekrar doldurursa. doğrudur. Meyvesiz ağaç ancak yakılmaya yarar. Fıkıh yani din bilgisinin dalları da ondan daha zordur. onu ancak şehvet düşkünü olanlar arar. bu cihet o kimse tarafından önceden bilinmiş olsun.boş duran atını gördü. Bunu onlar göremiyorlar. tekrar soğuk su içmek için nasıl iştihası olmazsa. bağlar. Bu ilimlerin en kolayı. Ben Hüma gölgesini senin gölgene erişmek için ararım.

o . Dostlar hakkında duadan başka bir şeyle meşgul olmadım. bu sırada pek dalgın bir halde idi.» diye yalvaran ulu Peygamber de Allahdan yardım dilemişti. Bu öyle sınırsız bir çabuklukla olmaktadır ki. Mevlânâ'ya işaret ettim. Her hangi bir kul. küfür bile etse gülersin. kış gününde dışarı çıkmıştı. ama ezelîdir demiyorum. güzel huylu. bu-başa ve külaha nasıl sığar? Mademki burada barınamıyor ben ne yapayım? Ama sırrı mertçe korumak gerektir. aklınızı kullanıp o uyanıklıktan niçin bir nasip almayasınız? Sonra ileride işlerinizde size hiç bir pişmanlık getirmeyen. Nasıl ki. onda neşeli bir insanın konuşmasındaki sıcaklığı bulamazsın.» dese gerektir ki. ansızın gözlerinden yaşlar boşandı. Peygamber ne zaman isterse mucize gösterir. Şimdi artık susunuz! Siz beni kendi hakkımda inançsız yapıyorsunuz. ancak sizin Hak yolcusu olduğunuza inanmış bulunduğum içindir. Biri de vardır ki. Haccac'ın (Bin Yusuf) hikâyesini anlatacağım size. o da bunu içse açlık davasında yalancıdır. Hem ezelî hem ebedî olan biri varsa. Mevlânâ.» diyebilirsin? Evet büyüklük odur ki. Şu halde. eğer bütün peygamberlerin.» deyince ondan öylesine uzaklaşırsın ki. Bunlardan hiç biri sizi etkilemezse. daha yüksek bir sohbeti nasıl umarsınız? (Sultan önce tahtında yerleşir sonra süslenmeye bakar) Halbuki bütün kuvvetler sendedir senin kuvvetlerinden başkaları da güç kazanır. sır denilen o Allah vergisi. o da yese. bir daha Allah yolunda beraber yürüyemezsin. Şeytan'dır. yaydan fırlayan bir ok gibi şu âlemi yarattığı günden. Belki öyle bir tevhitten bahs edince Siraceddin gibi dışından göz yaşı dökersin ama içinden yüz bin neşe duyar. 93) Şu halde. onun sohbetindeki en aşağı derecede öğütlerdir. o yer yaratılmışlarla beraberdir. Keramet sahipleri ise bunu yapamaz. Çünkü. insanın aklı durur. bu. geniş gönüllü ise. Nasıl. . Tatlı su aramak için gelen susamış bir adamın önüne ekmek. Sana cennet ehli kişilerin niteliklerini anlatayım.da ancak Allahdır. Mevlânâ seni nasıl çilede oturtabilir ki! Ona: «Ey mürit! Rüyanda ne gördün? Müridinin halinden haberi olmayan Şeyhi gördün mü? Yani Şeytan sana ne kuruntu verdi? Ben de onun çömeziyim. Hazreti Peygamberin sünnetini yerine getirsinler. Benim bu uyanık ve akıllı oluşum. Şimdi her kim bu sırra erdi ise ona göre davranır. açlıktan bahs edeni denemek için önüne berrak bir tatlı su getirseler. siz madem ki böyle bir kimsen'n sohbetine eriştiniz. (M. sizden hanginiz onun sohbetinden nasip almak istersiniz? Bu sözler ki. yahut şekerli helvalar getirseler. Her kimi. kan içer. güzel yüzlü görürsen. Ancak bu nükteyi anlayabilmek için bir başlangıç gerektir ki onun çevresini kavramak kolaylaşsın. Bu âlemin sıkıntılarını. her gün her an kapılar açıp kapamaktadır'. Öyle bir insan ölümden niçin korksun? Sadece başa nerede değer verirler? Hayvan başı ile. nerdeyse donacaktı. İşte öyle bir insan. yüzünde. «Keski şöyle yapaydık!» demenize meydan vermeyen o bilgi sizde neden hasıl olmasın? (M. «Ey hekim! Bendeki istiska (siroz) hastalığına bir ilâç ver. sıcaktan terlemiş bir insan gibi. Ama sırrı ve aklı ile yaşayanlar Allahın kerem sahibi olarak yarattığı insanlardır. sözünde insana sıkıntı veren bir soğukluk vardır. Hekimin karşısına gelen bir hasta. ona uysunlar!» diye yalvardım. söyle de bari onun işini tamamlayayım. beri. Ama sözümü dinledi ve konuşmaya başladı. Her kim yalnız başı ile (akılsız kafası ile) yaşarsa. insan sırrı ve aklı ile diridir. kahkahalarla gülersin. «Ben güçsüzüm. ölüm ona olsun. Dışardaki soğuk onu öylesine çarpmıştı ki. Ben eğer sizin sandığınız gibiysem. Nasıl ki Kuran'da. büyüklüğünün kuvvetinden dolayı kendini güçsüz görür. Sözlerinde öyle tiksindirici bir ifade vardır ki. Bu sırada Haccac hikâyesi bitti. ben de bir noktaya işaret edeceğim. herkese hayır dua ederse öyle bir insanın konuşmasından insana gönül hoşluğu gelir.Mucizeler. adam susuzluk davasında yalancıdır. Böyle değ'lsem hiç olmazsa akıllıyım. yüz bin Şeyhe iltifat göstermez. Bu cennet sonradan yaratılmıştır. Sultanın ve başkalarının hikâyelerini anlatıyorsunuz. Ancak ilâç istemeye baksın. onların hepsinden daha akıllı ve daha filozof sayılır. Nihayet. başka bir istekte bulunmasın. bir söz söyle dedim. Gariptir ki. Ona emir ve cevheri kırma hikâyesini anlattım. Birden hali değişti. cehennemliktir. Allah. Bir yer ki orada ancak yaratılmış varlıkların yüzleri görünür. «Allahm! onları koru ki. «Yarabbi! Sen kavmimi doğru yola yönelt! Çünkü onlar bilmezler. her büyüklükten daha iyidir. Siz bu kadar tatlı konuşuyorsunuz. «Yarabbi! Beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye imrendikleri o büyük zatın ümmetinden ise. Mevlânâ'ya döndüm ve dedim ki: Bir gün Haccac. darlıklarım sana unutturur. açık sözlü. kerametlerden daha güçlüdür. 94) Ona ebedîdir diyorum. için öylesine açılır ki. Ayrıca cehennem ehli olanların nişanını da söyleyeyim.

. Bundan dolayı öyle bir iş ile uğraşmalıdır ki. işsizlik hesabıdır. Bu ne demektir? Bütün Yahudi milleti onu gizlice çağırdılar. «Bu âlem bu aynanın arkasındadır. Mademki bu konuda senin taklitçin olduk. Şimdi açıkça gördüğümüz şeyleri taklitsiz kabul ettik.» Boşboğazın biri beni dinlemeye gelir. benim dinim benimdir. halvette dediler ki. «Allahm beni en güzel edeple yetiştirdi. gönülden evlâdıdır. Şimdi gel konuşalım! Bana sor bir kere. niçin değişmedin? Bir gün benden böyle ayrılmadın mı? Onun yolu ne olduğunu anlayabilmek için. O dolaşmanın bereketidir ki. Derler ki: Bundan sonra ustanın üst tarafında dükkân tutma. 96) Bu iş hesabı değil. ulu Allahnın besleyip yetiştirdiği bir Şeyh olmuştur. bilinmelidir ki. ululuğu en yüce olan Allah da kulunu bu türlü işlerle uğraştırarak önce cemâlini gösterir sonra aynayı kırar. benim emrimi kaç kere dinledin? Niçin yerine getirmedin? Söyle ki anlatalım.) candan. Giden gitmiştir. gönül ehli erenler Hak ehli olurlar. Bu tıpkı Kuran'da işaret buyrulan. 95) O halde. Sen. Halbuki bid'at ancak âşıkların canını dinlendirir. Amma o geçip giden ömrü nerede bulacağım? Ama bütün zaman gitmiş değildir. «Ulu Allah! Biz seni takdis ve teşbih ederiz. Başlangıçtaki gidişe göre. O zaman. sonucu yeter derecede lâtif olsun. Bu ne demektir efendi? Sen bundan. Nihayet sen de bir din bilginisin. «Evet ama sen kendinden bir azıcık kımıldanmaya bak ki. söz benden ürker ve kaçar sanki. kendisini bu mevkiye yükselttiler.» anlamındaki mensuh (hükmü geçersiz kılınmış) âyeti okuyadur. onun niteliğidir. Ama. ancak Muhammed Aleyhisselâm dininde taklitçi olmayalım. meğer ki sen kudret ve kuvvet veresin yarabbi!» diyoruz. Ey ulu Allahm! Hacamatçı. Allah da. demeleri gibidir. nasıl olur da öyle aydınlık bir gidiş böyle söğüdü. ben de sana güç ve kuvvet vereyim!» buyuruyor. sakallılardan. Siraceddin'e hal diliyle söylediği bir şiirin şu anlamdaki mısralarında der ki: Bir gün belki sevgiliye kavuşacağım. Bir doğuş yok. onun dışında başkalarının taklitçisi olmayacağız. meleklerin. Teravih namazı için. Onun gönlüne göre bu artık bozulmaz. «Vergilerinizi kaldırayım. o söz senin çileni soğutursa nihayet dışarı. gençlerden. dedi ki: «Bu anlayışın iki yönü vardır.Mevlânâ dedi ki: Biz sizi yalanlamıyoruz. burada geçen zaman bir iş uğrunda geçiyorsa artık her seferinde boşuna geçiyor diye pişmanlık gösterilmesi gerekmez. sonra neşterini saplarsa. Ancak sen bize ne öğretmişsen onu biliriz. Bu saat hasret içinde geçmektedir. «Artık bende kuvvet ve kudret kalmadı. Ancak. sonunda pişmanlığa da tövbe edilsin. onun ne söylediğini anladın mı? Biri anladı.» dedi. «Sizin dininiz sizin. Bizim bir bilgimiz yoktur. Siraceddin. hemen hükmü değiştirilmiş olan Kafirûn süresindeki. Hatta o sözleri tekrarladıkça aynı zevki duyar. Başka biri de vardır ki. bir gün şeyhliği de. küçük çocuklardan kan almak için onlara nasıl ceviz.A.» Evet. kuru üzüm gibi yemişler vererek önce avutur ve duyacakları acıyı unutturmak için ok-şar. ikiyüzlülük.'ben o aynadaki Celâl (ululuk) nuru görüyorum. Onların sözlerinden sana soğukluk gelir. Şimdi. Allahm! Şu savaş ve uğraşmalar sona erdikten sonra buyuruyorsun ki. Hazreti Muhammed'in (S. buradan dışarı acele çıkar gidersin. Zeyneddin-i Tursî'den ve başkalarından birçoklarını dolaştı. Bunu kabul etmezsen sonunda kendini aynı kuruntuya kaptırırsın. garip bir şaşkınlık içinde kalırlar. sözlerimdeki mânâların zevk ve lezzeti içinde mest ve baygın bir hale gelir. Onun seçkin evlâtları da öyledir. Evet kımıldanıyoruz. en iyi bilensin!» (Bakara sûresi. Mevlânâ da kaç kere bu manalara işaret etmedi mi? Bu konuşmalardan herkesin başka bir mana çıkarmasını önlemek ve işleri geciktirmemek için bu noktaya değinmişti. Şimdi bizde de ilim var ama o büyük zat bunu kesin olarak bilmez. ululuğu da baştan atmak gerekiyor. «Olamaz. O. (M.» yani sonradan eklenmiş bir ibadettir buyurur. Bize henüz bir şey görünmedi. Halbuki ben şimdi halkın anlayışına göre konuşabilirim.» anlamındaki hadiste işaret buyrulan edep. 'kancıklık etmediler. 32). Kendiliğinden kalkıp gitti. «Bu güzel bir bid'attır.» dediler. Şüphesiz sen hikmet sahibi. diye meraklanırsın. şu çetin yerden kurtulmak için ne zorluklarla el ayak çırpıyoruz. çileye göre bu düşüncelerden kurtulursun. O. pişmanlık öylesine gerektir ki. bir daha böyle edepsizlik etme. Mademki bir iş baştan tutulmuştur. (M.

Evet beş vakit namaz farzdır; bunu aşikâr olarak kılarsın. Yolun ayrı da olsa, onun farz oluşundan dolayı açıkça kılarsın. Geceden sonra kadını uykuda bırakır, oğlunu kuru üzümle avutur, kızını cevizle oyalar, sabaha kadar namaz kılabilirsin. Bu helâldir. Hazreti Muhammed'in (S.A.) dini böyledir. Ezan okunan yere de gider, halvette de kalırsın. Manevî dalgınlıktan dolayı müezzinin sesini duymadınsa, kaçacak delik aramaktansa Allah gölgesine sığınmak daha uygundur. O zaman bütün soğukluklardan, ölümlerden güvenlik bulur Hakkın sıfatlariyle süslenmiş olursun. Daima diri, varlıkları ayakta tutan o yüce Mevlânın varlığını anlarsın, ölüm seni uzaktan görse ölür; çünkü ilâhi bir hayat bulursun. Bu yolda yürümek sessizce olmalıdır ki, kimse duymasın. Bu ilim medresede kazanılır mı? Bu, belki altı bin yılda yani altı kere Nuh Peygamber ömrü boyunca da elde edilemez. O yüz binlerce tahsilin, belki kulun bir gün, bir an için Allah huzurunda olması kadar değeri yoktur. Allah kullarından bir kul, Eflatun'un bütün bilgilerini yok ederek onu bomboş bir hale getirmek gücüne sahiptir, bunu yapabilir. Ancak bir gün onunla yavaş yavaş konuşur anlaşırsa, «Bu adam büyük bir filozoftur!» diyebilir. Çünkü Eflatun hem filozof, hemde bilgindir. Nihayet peygamberlerle tartışır. Boş söz değildir bu. Onlar da bu işte bir lezzet bulmuşlardır; isterler ki peygamberlerin vazifelerini kendileri yapsınlar. Nasıl olmaz diyebilirler, o bizim kardeşimizdir. «Bizi o bilir,» derler ve bir tekmede onun aklın altüst eder, onu bomboş bir hale getirirler. Bu imkânsız mıdır? Hazreti Muhammed (S.A.), iblisin suretinin nasıl olduğunu görmek arzusunu duydu; ama gördü ki hepsinin üstünde Allah var, artık onda nasıl olur da iblisin suretini görmek arzusu kalır. Bunu böylece söylersem başağrısından kurtulursun. (M. 97) Çünkü îblis, manevî bir surete bürünmek isterse, seni Allahdan soğutacak bir surette görünür. Gönlünü ona kapalı tuttuktan sonra da sana bir daha şeytan sevdası gelmez, ama yine de güvenme kendine. Birinin kapısından dışarı çıkar, onun suretinde karşına gelebilir ve seni soğutur. Süleyman-ı Tirmizî dedi ki: Bari din adamlarının sözlerini söyleyiniz. Bunlar ki, her zaman mimberlerde öğüt verir seccade üstünde otururlar, Muhammed (S.A.) dininin yol kesicileri, vurguncularıdırlar. Bayezid'in seccadesinde kurulur, Şakik-i Belhî'nin mimberinde konuşurlar. Kime öğüt verirler? Oradaki cemaata mı; cemaat nerede? Kalkar çarh vurursun. Mevlânâ, tuğrak yemeğini yemiyor, ama helva yiyebilir. Gel sen de üzül buna, birlikte konuşalım. Bütün bunlar bir terazi, bir denge meselesidir. Yoksa yemekten önce bugün meydana atılan mesele üzerinde konuşmak gerekiyorsa, o işten maksat ya yapmak ya da yapmamaktır, yahut her geçen zamanın nasıl geçtiğini düşünmek konusudur. Sohbet sana ziyan vermez, ama Allahnın has kullarının sohbetini kaçırmak sana ziyan verir, iyi olmaz. Bunun bir misalini anlatayım: Diyelim ki, yanımda duran bir külhancı bana bir iğne batırdı, aynı yere Şah da bir iğne batırdı. Bu, iğne batırılan yerdeki acıların birbiri ile kıyaslanmasıdır. Yoksa iğneyi batıranların birbiri ile ölçülmesi değil. Biri dedi ki: Bel ki böyle bir Padişahın ayağına batırdığı iğnelere karşılık olarak zamanenin kemendi vurulur da boşuna giderse, gerektir ki, bundan hoşlansın. Geri dönmeyen her şey geçip gider. Sen ancak kendine gerekli olan şeye bak. Böyle bir zamanda sana şu hikâyeyi anlatmalıyım. Gerçi bunu birçok kere tekrarladım. Hikâye şudur: Horasanlı Ebû Müslim'in Halifelik makamına oturttuğu Mansur'u kandırdılar, dediler ki: «Seni bu defa o makama oturtan Ebû Müslim günün birinde dilerse oradan uzaklaştırabilir, bir başkasını oturtur. Şimdi onu temizlemek gerek. Bunu yapmak için de bir çare var. Ebû Müslim seni ziyarete geldiği zaman kılıcını eline verir, hareketine dikkat edersin. Kılıcı elinde oynatıyor mu? O zaman, sorarsın, Halife karşısında kılıç oynatanın cezasının ne olduğunu kadıdan sorarsın. Kadı buna karşı, 'Onu öldürmek gerektir,' der. Bu sana cevap ve hüccet olur. 'Yolda onu yakalayın, öldürün!' dersin.» Halifeye dediler ki: «Kadı nın o sözü senin sorduğun meselenin cevabı değildi ki bunu gerçekleştirmeye imkân olsun.» Halife, «Evet, öyle ama günün birinde Halifeyi bu makama ben getirdim, ben onun memuru olamadığım gibi başkaları da onun memuru olamazlar diyebilir ve nihayet ben bir gün ölürsem o yine ayaklanır,» cevabını verdi. Mansur Halifeye her ne kadar, «Sen bu işten vazgeç!» dedilerse de, halife işi bitirdi. Sonradan pişman olmuştu ama iş işten geçmişti. (M. 98) Burada dostluktan çok hilafet kaygısı hâkim olmuştur. O şey ki gereklidir, ister bana ait olsun, ister olmasın yapılmalıdır. Çünkü bugün yapılmasa belki yarın da yapılmaz. Senin geç kalmış olman da maksadı ayağa düşürür. «Bunda zorluk vardır,» dersem, «Biz bunu teselli ve aldatmaca olsun diye söyledik,» deme. işin gerçek tarafı sözü apaçık söylemektir. Buna ne engel var? O peygamberlere yaraşan nifak (ikiyüzlülük) gibidir ki, onlar bunu çok güzel yaparlar. Ama, o sözden doğacak menfaat sade sana aitse, sözü söylemektense hiç söylememek daha uygun olur.

Bir gün birisi bana dedi ki: «Ben, senden daha çok Mevlânâ'nın öğütlerinden faydalanıyorum.» Ben de buna karşı dedim ki: «Dostlar topluluğunu bir araya getirelim, onların anlayacağı bir bahsin yorumlanmasını yapalım.» Bundan maksat, cemaat aldatmak değil, ilmî bir fayda sağlamaktır. Nasıl ki, Kuran'da Yusuf Peygamber, Allahya. yalvarırken, «Yarabbi! Bana mülk verdin, söz ve rüya yorumlamayı öğrettin,» (Yusuf sûresi,101) anlamındaki âyette işaret olunan bu yalvarmayı ona öğreten kimdir? «Semaların ve yerin yaratıcısı,» buyrulması da ona özel bir yoldan öğretilmiştir. Genel yoldan da yine âyette, «Onun yorumlanmasını ancak Allah ve ilimde çok ileri olanlar bilirler,» denildikten sonra, «Beni Müslim olarak öldür!» diyor. Tuhaf değil mi? Bu açıklamadan sonra Yusuf hangi Müslümanlığı istiyor? Sonra da, «Beni, salihler topluluğuna kat!» diyor. Hangi Salihler? Her peygamberde salihlik vardır ama her salihde peygamberlik yoktur. Bu, «Allahm! Beni peygamberlikten nasipsiz kılmadın; velilerden de nasipsiz etme, ruhumu onlara eriştir!» demektir. Eğer böyle olmasa idi, hem îslâmda, hemde salihlere karışmak yolunda sebat etmek ister miydi?

Emir terk olunamaz. Şüphe yok ki, bu fakirin emrinde de faydalar vardır. Bu emirle maneviyat kapıları açılır. Fakir, dünyaya, onun nimetlerine, onun süslerine göz dikmez; o tavsife sığmayan bir devlettir. Şüphe yok ki, zengin çocuklarından, dünya nimetlerinden faydalanmış olanların bir şeye ihtiyaçları yoktur. Onlar, onun peşinden koşmazlar, ama onlarda yumuşaklık ve büyük bir hoş geçinme isteği vardır. Aşırı davranırlarsa o zaman fesat çıkar; onlardan nefislerinde üzüntü duyarlar ve üstünlüklerine yaraşmayan bir şey bekleyenler, nefislerini dünyadan ayıramazlar. Onlar asla tövbeye de yanaşmazlar. Dünya heveslerine kapılırlar. Onların Kuran'da: «Seni sapkınlıkta buldu, doğru yola yöneltti,» (Duha sûresi) anlamındaki hidayetle de ilgisi yoktur. Hepsi sapkınlık tarafına kaçtılar. Şeytan seni azdırınca sen kendinden hidayet yoluna girebilir misin? O seni azdırınca senin halin sana Cebrailin erişmesinden daha hoş görünür. Belki sadece Allah kuluna karşı olan yardım ve gayreti ile seni bu yoldan çevirir.. (M. 99) Benim nefsim bana öyle uysallık gösterir ki, Önüme yüz binlerce helva ve kebap getirseler, gerçekten isteğim bile olsa, başkalarının can attıkları o yemeklere asla dönüp bakmam. Vaktinde ona vereceğim arpa ekmeği, vakitsiz vereceğim kebaptan daha hoştur. O kapalı kaldı. Hikmet ehli bilginlere göre küçük âlem, insanın yaratılışında gizlidir. Büyük âlem de, bu bizi çevreleyen âlemdir. Peygamberlere göre de, dıştaki bu âlem, küçük âlemdir. Büyük âlem, insanoğlunda gizlidir. Şu halde sen de bu âlemden, insanlık âleminden bir örneksin. Neden sen de bana bir armağan vermiyorsun? Mademki sen bir yadigâr alıyorsun, sen de bana bir yadigâr ver ki, bir vakit seni anayım, öyle dostlar tutalım ki, onların arzusu ile yürüyelim. Onlar da o saygısızlığı göremiyorum ki, ona göre hüküm verelim. Onlar öyle dostlar olmalı ki, bu ötekinden daha kuvvetlidir diyebilelim. Şiir: Seni, incinirsin diye gönlümde saklayamam, Alçalırsın korkusu ile gözümde de tutamam, Seni gözümde, gönlümde değil canımda saklayayım ki Son nefesimde bana son yar olasın. Senin aşkında, benden başka kimse sebat gösteremez. Benden başka hiç kimse çoraklığa tohum ekmez. Düşmana da, dosta da seni kötülemek istiyorum ki, seni benden başka hiç kimse sevmesin. Âşık, bir vakit, o kötülemekten sevgiliye bir zarar gelmemesini ister. Onu incitmemeyi düşünür. Ama ona bir elem ve ıstırap gelecekse, vay o güne! Ben Allahtan altın isteyeceğim, o da hemen verecek; bu para ile bir köle satın alacağım, ona bilgi öğretecek, kendimi oyalayacağım. Evet, Allah altınlar verir. Yahut istemesem de verir. Bana veriyorsun ve diyorsun ki, «Bu para ile bir değirmen satın alacaksın onu benim için al; senin hesabına döndüreyim.» Değirmen taştan ve demirdendir. Bu ise etten, deriden, sinirden ve damardan yapılmıştır. Ayrıca bunun canı ve hayatı vardır. Eğer sen vermezsen ben kendim dönerim. Bu yüzden her gün bana birçok itirazda bulunurlar; onun üç beş kuruş kazanması bundan daha faydalı idi, derler. Çocukluğumda benim iştahımı kaçıran işte bu söz olmuştur. Aradan üç dört gün geçtiği halde hiç bir şey yemiyordum. Sade halk sözünden değil Hak sözünden bile ürküyordum; sebep yokken yemekten içmekten kesilmiştim. Babam, «Oğlum ye!» dedikçe ben, «Bir şey yiyemiyorum,» diyordum. Artık zayıflıyordum, kuvvetim o dereceye varmıştı ki, istesem pencereden kuş gibi dışarı uçarım, dedim. Bunda keramet var ama sana açıklamak istemiyor, dediler. Mucizeyi inkarcılığa karşı gösterirler. Sen eğer tam manası ile inkarcı değilsen, sana bu açıklanmaz. İsteyene açıklanır. Bu bir topluluk içinde olur. Bir köşecikte değil; etrafımızda bir insan topluluğu var. O tek bir kimse olsa idi sözleri kuru davadır derlerdi. (M. 100) İşin kötü tarafı

Mevlânâ bana dün, «Bahaeddin onlar ile birlikte oturduğu için senin sözünü soğuk karşıladı,» dedi. Bana gönül vermedi ki, Bahaeddin'e sadece «Bahaeddin» diyeyim. «Mevlânâ Bahaeddin,» demek böyle dostlar için teveccüh sayılmaz, bunu gönül istemiyor. O ok atmayı bilmez; bununla beraber ilmini, usulünü iyi bilir. O isterse iş başka olur. Elbette başka şey istemiştir. O ulu Allahnın vatanını, müminin sevgilisi ve dileği olan o kutsal yeri (Kabe'yi) istemiştir. Ama denilemez ki, mutlaka onu dilemiştir. Eğer bir şey istemişse bunu istemiştir derler. Şimdi Mevlânâ'nın «İncindim,» dediği meseleden söz açayım. «Mevlânâ'nın sözlerinden Şems çok faydalanıyor,» demişler. Evet bana şu yönden faydası var ki, bu surette bize yardımcı olur, bana bazı işaretlerde bulunur. Ama o işaretler size değil, yalnız banadır. Onun hitabı da size değildir. Görüyorsunuz ya, beni bir garip olarak nasıl buldu; nasıl rahata, huzura kavuşturdu! Şu halde Mevlânâ kimin Mevlânâsıdır? O bir kimseye bir isim koyarsa (kimi tutarsa) asla ondan vazgeçmez. Gece görmüş olduğu her rüya, sabah namazından önce gerçekleşir; ikinci namaz vaktine kadar tesiri devam ederdi. Bunun âdet halini almaması için yürekten gelen bir gayretle uğraştım. Bu nasıl şeydir? Bu başka bir namaz mı sayılır? Bahaeddin bir aralık, dalından koparak yere düşen bir sonbahar yaprağı gibi ayağıma kapandı. Bu hal, bir kere, iki kere değil, hayli zaman sürdü. Rengi toprak gibi olmuştu. Bir gün şöyle bağırdı: «Mev-lânâ'nın önünde oturan Şemseddin sen misin?» «Evet benim,» dedim. Yanımda oturdu. Bulunduğumuz küçük kervansarayın ufacık bir odasından ona sesler geliyor, «Nerdesin, nerdesin?» diyorlardı. Şimdi bu kadar yeter... Herkes bilir ki, Tekkede, cansız bir varlık bile yedi aydan fazla bana tahammül gösteremez. Medresede beni dinleyenler divane olurlar, ama akıllı kimseleri niçin deli etmeli? O zaman, onlarla konuşmaya imkân olmaz. Ancak şu var ki, ben sofî olayım, olmayayım bu dergâh temiz insanların yeridir. Onlarda satın almak, pişirmek kaygısı yoktur. Cansız varlıkların da ayrılma ve birleşmeleri vardır. Ancak onların iniltileri duyulmaz. Nasıl ki, Kuran'da da, «Hiç bir varlık yoktur ki, kendine mahsus dili ile Allah'yı övüp ululamasın,» (îsra sûresi,44) buyrulmuştur. «Ama biliyorum ki, ben buraya oturmak için gelmedim. Hazırlanın da artık beraberce gidelim,» dedi Bahaeddin. Ben, «Bugün hazırım,» diyordum, sonra vazgeçiyordum. «O hücreye her gelişinde hiç eli boş gelmiyorsun,» diyordu. (M. 101) Ben de ona, «Sen böyle bir şeyleri düşünme,» dedikçe o, «Hoşuma gitmiyor!» diyordu. Bir gün de, Aksaray'da Hacı Ebûbekr'den ödünç bir şeyler almak istiyordu olmadı. «Eli boş nasıl gidebilirim?» dedi. Ben, «Vazgeçtim,» dedim. O halde, «Dostlara himmet için yararlı bir iş yap,» dedi. Evet, üç kere selâvat getirin ve Alla Hümme Salli Âlâ Muhammedi deyin. Başka ne yersin? Ne pirinç, ne pirinç, ne et, ne et... Zehra diyordu ki: «Burada dervişin neler yaptığı, senin yaptığın ve başından geçenler Mevlânâ katında bilinmektedir.» Derviş o mertebeye ne ile geldi? Onun işi, hep hayırdır. ;

Biri satranç öğrenmek için altı bin kere oynamıştı. Toprak üstüne oturmuş bugün de oynuyordu, önce ruhlardan iki tanesini çıkarıyor, sonra da piyadeleri atıyor; böylece her gece bir Mağripli ile üç parti oynuyorlardı. Atı ve ruh'u çıkarırdı, ben de ayakta seyreder sonra otururdum. Akıllı ve insanoğlu olan odur ki, hep kendi mektubunu okumasın; arada dostun mektubunu da okusun. Senaî ne güzel söylemiştir dedi Mevlânâ: Her türlü aşırı isteklerden, cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin. «Bu güzel!» dedim. Bu cevabım hem Mevlânâ'ya hem de Senaî'ye idi. Yoksa istese idi, ayağı yanık Şerife de cevap verirdik. O, Seyrül-ibad kitabının sonlarında Senaî'ye verilen bu cevabı soğuk bulmuştur. Onun gönülden haberi yoktur. O kalp, o gönül nerede? O aşağılık adama öğüt vermişler, nefsini pislikten, cimrilikten, kötü huylardan temizle ki, cehennemden kurtulasın, demişler ama kalp ve gönlün niteliklerinden söz etmemişler. Yüce Allah, «Yerler ve gökler beni kavrayamadı, ama ben mümin bir kulumun gönlüne sığdım,» ve ayrıca, «Müminin kalbi, Allahnın iki parmağı arasındadır,» ve yine, «O, sizin kalbinize bakar,» gibi kudsî hadislerle kalp mertebesine işaret buyurmuşlardır. Şu halde, «Aşırı isteklerden ve cimrilikten arınmış bir kalp göreceksin,» diyen Senaî'nin bu sözü üzerinde çok düşündüm, hatırımı zorladım; bu mananın belgesini bulayım dedim. Mevlânâ, Senaî'nin şu anlamdaki beytini de okudu.

Beyit: Ey Senaî gel bu âlemde kalenderler gibi yaşamaya baki O, temizlikten dem vuran kuru davacının gözlerine toprak saç! (M. 102) işte kuru davacıların yoksunluğu, onun habersizliği bundandır. Nasıl ki, Bayezid, ömrünün son gününde zünnar istedi. Şahadet getirdi. «Şahadet ederim ki, Allahtan başka ilâh yoktur, şahadet ederim ki, Muhammed Allahın elçisidir,» dedi. Şimdi burada iki görüş vardır. Bazıları onun Müslüman olarak öldüğünü bazıları da, kâfir gittiğini söylerler. Bir kimse bu saatte iman getirebilir ve, «Ey ulu Allahm,» der, «sen öyle bir kerem sahibisindir ki, bir kâfir senin hakkında yetmiş yıl uygunsuz sözler söylese de son vaktinde yine sana dönse ve iman getirse kabul edersin,» diyebilir. Hazreti Muhammed'e ümmet olmak nerede? Hazreti Muhammed nerede? Ona hem surette, hem manada uyabilmek nerede? Yani nerede bir ışık ve aydınlık görürsen Muhammed onun göz nuru olur; onun gözü de Muhammed'in gözü olur. Sabır ile daha başka niteliklerle süslenmiş olur. Bırak başka sıfatları, sabır'la ve daha güzel vasıflarla bezenmiş olur. Şeyh nedir? Müridin varlığı nedir? Ancak yokluk değil mi? Zaten, mürid yok olmadıkça mürid olamaz. Hamamda iki adam, birisine bir emanet bıraktılar. Bunlardan biri yıkanıp çıktı; bıraktığı çantayı istedi ve alıp hamamdan gitti. Biraz sonra arkadaşı çıktı. Hamamcı, «Para bendedir, ancak o arkadaşı getir de al paranı!» dedi. Ben şimdi hak erenlerden, halktan gizli yaşayan o topluluktan söz açmak istemiyorum. Onlar böyle imkân buldular, böyle yaşadılar, geçip gittiler. Ben de dedim ki: Mevlânâ'dan başka hiç kimse ile konuşmayayım, yalnızca Mevlânâ ile sohbet edeyim. Şimdi gel de kulağına söyleyeyim; ben bir iş yapmak istiyorum. Ama Allah engel olursa beni dinlemez. Bizi gören kimse, ya Müslümanın Müslümanı, ya da zındığın zındığı olur. Çünkü bizim manamıza erememiş olanlar ancak dış yüzümüzü görürler; ibadetlerimizde dış görünüşü bakımından eksiklik bulurlar. Çünkü onun himmeti yücedir, bu ibadete de ihtiyacı kalmamıştır sanırlar. Âlemlerin gerçekten bağlılık sebebi olan iba-det'ten uzaklaşırlar. Bir kere benim arzuladığım şey, senin dediğin gibi değildir. Sen diyorsun ki, «Arzu edilen hep odur, onu inciten bir şey var ama eli ona erişemez.» Bu Sunnîlerin mezhebi, uygulamada Mutezile mezhebine daha yakındır. Mutezile mezhebi de, felsefeye yakındır. «Kardeşi için kuyu kazan, içine kendi düşer,» derler. Bu nasıl bir inançtır? Ben ki dervişlik yönünden geliyorum, bu yol bütün korku ve tehlikelerle dolu olduğu halde yine de yüce Allahnın koruduğunu görürsün. (M. 103) Bu saatte sen bir dervişle berabersin. Bu nasıl korku ve kötü düşüncedir ki, bu toplum Allahya, «Öküz çobanı Ahmet,» derler. Onları terbiye eden nedir? Şüphe yok ki bu dünyada onlar palaslarım boyunlarına asmış; o faydasız azap içinde, o bilgisizlik ve karanlık âlemde mezarlarının kıyısına kadar sürüklenip giderler; mezar kıyısından sonra da, acaba Allah o kulunu cehenneme kadar naz ve nimet içinde mi yaşatır? Diyelim ki, ben bir aralık kötü elbise giydim; bu benim arzumladır, yoksa benim hakkımda Allahnın dilediği hep lütuf içinde lütuftur; kerem içinde keremdir. Ancak şu var ki benim -lâyık olduğum şey yerine göre lütuf da olabilir, kahır da Ama lütuftan üzülüyorum ben. Bana her dört günde biraz gevşeklik, bir uyuklama hali gelir. Biraz sonra da bu hal geçer. O zaman bir lokma bile yutamam. «Sana ne oldu?» derler. «Bana hiç bir şey olmadı, öyle birinin divanesiyim ki, üstümü başımı yırtarım. Sana gelirsem senin elbiseni de yırtarım.» «Bir şey yemiyor musun,» derler. «Hayır yemiyorum.» Bugün yarın, o bir gün, başka bir gün de... Hemşeri nedir ki, benim babamın bile benden haberi yok! Kendi şehrimde bile garibim. Babam bile bana yabancı. Gönlüm ondan ürküyor. Öyle sanıyorum ki, üstüme yıkılacak; bana güzellikle söz söylerken bile beni dövecek, evden kovacak sanıyordum ve kendi kendime diyordum ki: Eğer benim manevî varlığım, onun manasından doğmuş olsaydı, gerekirdi ki, bendeki mana onun yavrusu olsun; onunla uyuşsun, anlaşsın ve olgunlaşsın. Kümes tavuğunun altına konmuş bir kaz yumurtasıyım sanki. Gözlerimden yaşlar boşanırdı.

derece derece gözümüzün önünde belirmeye başladı. şöyle buyurmuştur: «Yüce Allahm! Biz sana karşı. İki sevgili arasındaki davranış nasıl olursa. ben de. Allah korusun! O duvarlardan atlamak isteyenler düşerler. sanki beni şu zevk ve istekler âleminden ateşe sürüklüyor. iradeyi bilir. nasıl olur da onun aksini yapabilir? O bir yerde umut ışığı görürse belki uyanık davranır. onun değiştirildiğini görürsen üzülürsün. Daneye kavuşmanın zevki. Ona dosdoğru güvenebilirsin. ama irade muradı bilmez. Kulak verdim. Ansızın oradan. Nasıl ki. bu testi çorak bir su ile doludur. Bazı kimselerin kullukta nasıl davranacakları hakkındaki kuşkuları büyüktür.» Dedi ki: «Ben. diyordu. O işler soğumadıkça bu iş kolaylaşmaz. onun doğuştaki halini. Ona nafaka ver!» Bu sana borç sayılır. Nasıl oluyor da bizi götürmelerini uygun buluyorsun? Beni gizlice divane ediyorsun. evet şeriat da vardır. Bu âlemi hiç görmemiş çocuklar gibiydik. diye düşünüyorum. filan hadis bilginleri ki böyle kimselerin içeride ve dışarıda kırk tane yetiştirmesi vardır. Kandilin maksat ve manası ise. kafamı bozuyorsun ben ne yapabilirim? Mevlânâ Celaleddin. Çünkü murat yani istek iradeden pek gizlidir. Ama bir yola gitmezsen onun sana ne faydası olur? Hep yerinde duran bir ışıkla hakikata nasıl erebilirsin? Gerektir ki. ama asla o işleri yapmayan. ağaçlar henüz görünmüyordu. onun hali Hazreti Muhammed'in (S. Öyle bir insanın işi o yüzden tamam olur. Yani ona saygı göstermek için gelenler çok yüksek olan sarayın yan duvarlarından giremezler. Şeyhin nazarı ona erişmiştir dersin. Her şeyi mubah gören saygısızlar da ancak kapıda 'kalırlar. Başka ne . saygısı ancak elli kişiyedir (!) Birisi sizin hakkınızda kadıya veya başkasına bir nafaka davası açmıştı. «Bu ırmak suyudur. Derler ki. şanım ne yücedir!» diyor.» İşte Peygambere uygun davranış burada hem suret. Hakkın iradesi dileğimize göre açıkça belirmiştir. hem mana yönündendir. Onun için. senin ululuğuna yaraşan şekilde kulluk edemedik. bize. Ama o zamana kadar da iş işten geçmiş olur. Kapı dışından . Bu sözü çok dikkatle dinleyin.. Şeyh de kendisine bir şey söylememiştir. hakikate eresin! Tarikat yolundan yürüyesin! Diyelim ki. Şu su ve toprak âleminin ötesinde gayb alemindeki dağın arkasında Yecuc ve Mecuc'lar (M. «Ver bana. kentler. Böyle bir Şeyhin etkisi nasıl olur? Bakarsınız ki. «Bunu o acı sudan tamamıyla boşalt. Bu işte sebat etmek de ona ferahlık verir. Baye-zid'in bu sözüne bakıp da. Buna karşı tedbir alırız. Ona fitil takarsın havadan asarsın. Âdem. bu halin Şeyhden ve kendisi tarafından olduğunu sanır. Uzaktan. son durumunu. Bir kimseyi gördüğü zaman. Bu hep böyledir. hadis anlatıyor. İş böyle olunca bir kimse. beni bağlamak için zincir getiren o zata niyaz için nasıl gideceğim. Bu söz sona ermiş değildir. 105) gibi birbirimize karışmıştık. Diyordum ki: Sen bizim babamızsın. yahut sevdalıdır. Çok kere kadı hevadan hüküm verir ve der ki: «Sözüm onun kız kardeşi içindik. bir şeyi almakta çirkinlik olduğunu. heybetle kendisine doğru geliyordu. Dedim ki: Onların ululaması. uzaktan bir taş gördü ki.. A. Uzaktan. Fakat bazen de hevadan. Şu halde. yavaş yavaş yaklaşdıkca. ama burada söz tehlikelidir. iradeye uygundur.» Bayezid ise. tarikat da! Şeriatın hakikati kandil gibidir. benim halim o hal değildi. Allah buyruğunu tutmayan kimse. bunlar ya divane. Şu halde bu uygunlukta hem sureti. Sıcaklık soğuklukla. işlerine hiç kimsenin karışamayacağı o sevgilinin yaptığı her şey. O.Şeyh. tuzağa düşmenin zorluklarına üstün gelmeseydi bu âlem. demek ki. hem de manayı korumayı nasıl ihmal edebilirsin? Hazreti Mustafa. Benim korkum sizin gönlünüzü kırmaktır. Burada Bayezid'e hıyar tarlası hikâyesini anlattılar. Veriyorum. Oradan bu aşağılık âleme indik. o ne yaparsa Allah iradesi ile yapar. onunla çevreyi görürsün.) halinden daha kuvvetli olduğunu sanırsa çok ahmak ve bilgisiz sayılır. Her ne işlerse. Şer yoluna gitmek insanın hoşuna gider. Ama. Söylendiğine göre. Murat. Başka bir cevap daha var. yani keyfine göre karar verir. Ancak. onda hiç bir seyir ve sülük yoktur. Ama kadının hevadan hüküm vermesi bilinemez ki! O çok kere ancak şeriat üzerine hüküm verir. «Kendimi kutlarım.» diyorsun.» diyorsun. dane ve tuzak belâsı. soğukluk sıcaklıkla birliktedir. O her ne yaparsa iradeye göre yapar. bir yere gideceğin zaman sana ışık tut-masıdır. Hattâ adınızı bile söylememiştir. «ininiz aşağı!» sesi geldi. Sana. (Allahnın Selât ve Selâmı üzerine olsun). Sarayda bir Padişah vardır. Eğer şeriatın gerçek yönünü araşan. Dediler ki: «Adam hiç karpuz yemedi.» diyorum. Sevgisi ayaklandı ve ona doğru koştu. Ama uykuyu kaçırmıyor. sana öylece gelip boynuna sarılıyorum. Dedim ki: Bu eksik bir düşüncedir. Uykum kaçsın diye başımı sana dayadım. bu varlık da meydana gelmezdi.yapabilirim? Bu niyaz ile elde edilirse. Padişaha giden yol kapıdan geçer. iradeye uygun düşer. Peygambere uygun davranışı surette korumak gerektir. karanlık ve yokluk âleminde bir varlık belirdi. Peygamberin karpuzu nasıl yediğini bilmediğim için yiyemem. yaşantısı boyunca hangi duraklardan geçeceğini de görür.

kullukda tam kuvvet ve kudret kazandığı zaman bile ondan kulluk manası asla eksilmez ve daima daha güçlü olurdu. Bana bir yufka yüreklilik. her ne kadar iş zamanında kasıtlı olmayarak ibadet vaktini geciktirmekteyiz.» anlamına gelen bir âyet vardır ki. bir ağlama hali geldi. lanete uğrarsın. Ondan sordum: Bu Allahnın hiç bir niyaz dileği yok mudur? Diyorlar ki.A. Hazreti Muhammed (S. bu buğanın kıçı sıkıdır. Dün gece iki üç kere sizi andım. Ama büyük ziyan olacak. «Ama benim derimi yüzerler. Bir şeyler yaptı ama yapmamış sayılır.» «O halde şimdi konuşma. önce beni Şahnenin önüne çıkarır astırırlar. O. Eğer sana gerekli ise. Bizim bu Şahap da ahmaktır. sonsuzluğa kadar böyledir. Burada gerçekten bir üzüntü olmasa bile yine üzülüyorum. onlarda eksik kalıyordu. Bana. O da böylece kulunun halinden ayrılmaz. Her ne oldu ise o hep bizim sözlerimizi tekrar etmekten oldu. O şey ki yoktur. başlangıcı olmayan zamandan. Kendisine. bana hiç gayret gelmiyor. daha ne olsun!» dedim. O da. Ama ben korkmayan ancak Allahdır. Şu halde bu nasıl dileksizlik olur. Sabah namazından önce . Meğer bizim gözlerimiz körmüş. sözü geçen hadise uygun düşmesi için açıklanması gereklidir. söylediklerin gerçeğe uygun düşmüyor. o mana. sana secde edeyim.» Onu öyle bir durumda gördüm ve dedim ki: «Kadehi ben çekiyorum. Bu doğrudur ama Kuran'da da. ben Sadettin'in yanında idim Ku-ran'daki. Bunları gizlice kaza ediyoruz. «Ulu Allah. Bu çetin bir konudur. «Beynimi kurutuyorsun. O kapıda olduğu vakit kendini içerde görür. Yine cevap olarak deriz ki: Hazreti Peygamber. Nasıl ki kul da hep onun halindedir.) zaten has kullardandır.» dedi. Nasıl ki. Gel ki sana öpücük vereyim. O sizden uzak olsun. «Bu gece bizimle birlikte kal.» dedi. varlıkları. Burada. «Ben bu çadırı tek başıma kurayım. ben şöyleyim böyleyim diye bıyık burar. îş verir. Ona dedim ki: «Bu işe gülmek gerektiğini bildiğim için ben de gülüyorum. bunun. Ona ne güveniyorsun? (M. 107) «Ne diyorsun?» dedim.» «Git!» dedi. (M. git dinle! Sözün sırası gelince onu ben bilirim. Buna razı değiliz. «Eğer bana gelirse koyver gitsin. Sözü hiç tekrar etmeyin. Ama Padişahın bazı has kulları da vardır ki. «Ona sus dedim hele. Eğer şu saatte onu Kadıya götürseler bizim lehimizde söyler. dedi ki: «Aydınlığı kızıl altında arıyorsan dibi kurşun çıkar. yani ezelden ebede. Ne desem ona uymak yaraşır. Hoca Ebubekr (Sellebaf) bizim pirimizdir. Bu ondan değildir. Hindistan savaşına giderken büyük bir çadırı vardı. Ben bilmiyorum. Hoylu Muhammed bana.» deyiniz. anlamaz. ona ne demeli? Bu yüzden de. Gazneli Sultan Mahmud'un. o bizimledir.» anlamındadır.» Şemseddin diyordu ki: Bu bilgelerin hiç bir değeri yoktur. Erkekliğin devamlı olsun. «Şemseddin. biziz biziz diye bıyık burup dururlar. Hele Cuma günleri Namaza gitmesem gönlüm daralır. «O her gün yeni bir haldedir. Kulluk vazifesini tamamiyle yerine getiriyordu. Ben de. sen küfürdesin diyenin önünde ayağa kalkarak el bağlamak gerektir.gelenlerin sultan sarayına mutlaka kapıdan girmeleri gereklidir. eski konuştuklarımı tekrar edemem. sen kim oluyorsun? Şirin bir zındıkcık! Şems'in sözünü başkalarından işitiyorum. benim sözlerimde tekrarlamak. söyleyin de bari hoşça. zahirde göründüğü gibi değildir. sen sus hiç konuşma. «Niçin buna tanıklık ediyorsun?» derlerse. Ama bir kul ki. bana kulluk etsinler. senin bir zındık olduğuna fetva versin. «Bari gideyim bir çorba içeyim. O zaman söyleyeceğim. Babam bir yanlışlık yaptı. ben onunla bir şey konuşamam.' anlamına gelen âyeti yorumluyordu. Karar verildi. Hep. Dua ediyordu. böyle sanıyor ve korkuyordum ki. Ebû Said (Ebül Hayr). Hem ilk önce şu öğüdü hatırlayın ki.» Bana. Allahm diyorum kendi kendime üç dört gün kadar vezirin tekkesine gideyim bari.» dedi. Sadettin güldü. onların niteliklerini yaratmayı.» dedi. geçimlerini. içerde iken de kendini yine içerde bulurdu. «Burada ne yapalım?» dedim. şu cevabı verir: «Ben ademoğluyum. Ben yüz türlü çareye başvuruyorum. Onu kurmak için çok güçlü seksen kişiye ücret verirdi. onlar zaten hep içerdedirler. hiç dünyaya gelmeseydim bu yaratılan varlıkların bana göre bir yaban eşeği kadar değeri olmazdı. Dedim ki: «Şu kadehi eline al. bendeki büyük korkuyu altüst eder diye korkuyorum.» dedi. Şeytan onun yönünü kesti. O istiyordu ki. Bir hadis vardır. Kulluğun yüksek zevkini tadardı. Sen de benim yoldaşlığımı kabul etmezsen alçalırsın. Mevlânâ Celâleddin.» Hoşuna gitmedi. Ama uygun görmezsem hiç söylemem. ibadet ederken ansızın ilâhî hidayet onu cezbetmiştir. yeniden anlatmak yoktur. diyemedim. Eğer birisi. sorar: Allah nasıldır? Mevlânâ Celâleddin. Ben ve Mevlânâ. Ben onun baş tarafını alıyorum sana geliyorum. o her gün kulunun haliyle ilgilenmektedir. Ebû Ali (Sina) için bu nasıl adamdır? demişti. 106) Niçin onun manasını bu mana ile birleştiremedim diye üzülürüm. Ona bizden dinlediklerini anlatır. Burada büyük tehlike vardır. müridleri de kuru kafalı yetiştiriyorsun. ikindi namazına doğru birisi çıkageldi. yaşantı sürelerini belirtmeyi bitirdi. cana yakın ve tatlı sözlerden bir şeyler dinleyelim ne olur? diye İsrar ederse. Ama başkalarında bu cihet zayıf idi. 'Cinleri ve insanları yarattım ki.» dedi.

» Öteki cevap verdi: «Yallah. Ah işte sen de böyle yap! Ah güzel nasıl olur? Ben onun kulağına söylerken sen de işittin ah diye bağıramıyorsan. meşgul idim. 108) Derler ki: Büyükler ki ömürlerinin sonunda tam bir inançla ona yüz çevirdiler. Ama eğer bana zorluk çıkarırsa hem Şeyhlerin sözünden hem de benden bir nasip bulamaz. Elini iyi tut! Bu üç oldu! Hey! Sana su da getirerek yardım edeyim.çadırı kurdu. kendisine yararlı çok büyük faydalar elde eder. Böylece yapılan iş boş değildir. O Bayezid de. Salikler o yoldan giderler. Âlemde bu kadar büyük iş yoktur. 109) Gönlüm hoş oluyor. öfkeden yaratılmış bir insan olmuştu. Ama Padişahın yüzü ekşidi. ne devlet adamlarından hiç kimsenin onunla konuşmaya cesareti yoktu. Ey Asım! Eğer onlara bir şeyler sorarsan susturursun. böylece bu dünyadan. «Evet. Bilmiyor musun ki. Padişah o adam yokken de aynı kerem sahi-. bi Padişahtır. Nasıl ki yukarıda sözü geçen Sultan Mahmud o güzel huyluluğu ile hep öfke ve hiddet kesilmişti. avcuna da yavaşça kuru üzüm doldurayım! Sarhoşum. Fakat bütün bunlar bir nişan veya dilek uğrunda yapılmıştır. Ama o nerede siz neredensiniz? Onun yazılarında benim sözüm üzerine akla uygun bir cevap varsa ve bu kendi kafasından ve gönlünden doğmuşsa. O sırada vezirin gözü Ayaz'a ilişti. siz kurbanı kimin için kesiyorsunuz? Ben imamlık ediyorum ama görmedim.» dedi. iş istediğinden daha iyi oldu. hemen yanına koştu ve sordu: «Durumun ne olduğunu biliyor musun?» Ayaz. o Mansur (Hallac) kendini bir şüpheye kaptırdı. Bunda dilekten hiç bir nişan yoktur. sözlerimden incindi. uyuklar gibi söz söylemekten uzaktırlar. Ağzını açsa. Diyorsun ki: Lokmayı böylece ağzına koy. Eğer hiç konuşmasa.» (M. Büyük bilginler böyle ölü gibi. namazdan önce birer kurban keserlerdi. Sadettin-i Hamavî. yedi başlı arslanla oynaşsın da gam yemesin. o güzel huylu Sultan Mahmud. yerindedir. bir yılın durumu bile onlara soğukluk veriyor. Biliyorum ki beni bir daha Kadıya götürmeyeceksin.' Sultan şu cevabı verdi: 'Kul efendiye nasıl emir verir?' Bugün onun Padişahı odur. bir ah çek bari! . o kılavuz kaçmadı. Bu dünyayı görüyorsun. farenin kediden kaçışı gibi kaçtı. Yüzünü ekşitti. O ticaret kervan-sarayındaki alış verişten elde ettiği yetmiş çuval ipek ile. bin kelle bir pula giderdi. Yiğit gerektir ki. Adamın bu hüneri göstermesinden sonra da yine o Padişahtır. Mademki iş böyledir bu kadarcık yeter. o sevgili nerede? Halis inkarcılar nerede? Yol o cihetten ruh yönüne gider. köle ve cariyeleri bıraksın da her şeyden el çeksin. birlikte yiyelim diye sizi çağırmayı düşünmüştüm. Ama çabuk söylemiyorsun. ona niçin cevap vermedi.» Vezir dedi ki: «Bu adam bir iddiada bulundu. Şahın buyurduğu gibidir. Ama ben onların lokmasını yerim. avucun dolduysa dökmeyesin. ama beni başka birisi çağırdı. Bu iş medreseye gelmez. onların o kurbanda rızıkları yoktur. Bu değişme neden?» Ayaz: «Evet. imam efendi. ölümü sırasında cesaretsiz davrandı. orası Öyle ama Şah öyle buyurmuştur. sen de onlara cevap vermezsin. Ramazan boyunca. nasıl bilmem. Alemde. Hazreti îsa da. Vezir korkusundan hiç bir şey söyleyemiyordu. başka bir yönden de anlatılamaz. (M. Bu cihet ise saliklerin yürüdüğü yoldur. Onun gülümsediğini gördü. onu kim yarattı? Başkaları da her biri birer kurban keser. hep ilk kervanın önünde olanı soymuşlardı. ne vezirin. işin içyüzünü açıkla. Herkes malını önüne kattı. Ancak rüyada Peygamberi görenlerin hali başkadır. Şaha şöyle dedi: 'Ey âlemin Şahı! Şu hali görüyorsun. Beyit: Dedim ki dikensiz bir gül koparayım. Yahut yâr! olmayanın yâri olayım. Biri dedi ki: «Bir sorayım. Acaba onları niçin dövmediler? Humus yolunda.» «O halde bu ne iş?» Ayaz cevap verdi: «İş.

gırtlağına kadar içerse daha ayıktır. evde ne varsa tüketirsin. «Sen ölü müsün? Diriler ölüyle konuşmaz. Bu böyle olunca. Allahdan başkasından gelmiş ise ö yok demektir. Kabristana gittiğin zaman ölülere saygı göstermek. O yiğidi görmez misin ki ilâhî şaraba kanmış olduğu halde hep elinde şarap tutmaktadır! Varlığı baştan başa şarap olmuştur. Sende o zevk sürekli olmalı. bir tekmede o engeli yıkar. Onun bu ilk yardımlarından sonra da. diyorum! Ama. akla gelen ilk sebep budur. deseydim. O sırada hatırından geçti ki. 111) Mevlânâ'nm sözü yerindedir. kimdir o aklı başında olan ayık ki. O her ne yapar ve söylerse boyun eğersin. Ama. çünkü ölmek tekrar karanlığa düşmemek demektir. Gerekmez ki. Allahya ant olsun ki. Onun sesi bu âlemde değildir. dostlardan olurdu. Şeyhden faydalanmak için iki soru sordum: karşılık vermedi. sen geldiğin zaman biz de. gözün akan suya döner. böyle soruların cevabını vermez. her tarafa çekip çevirebilirsin. Kendinden bir söz konuşmaz. içimize düştü! Ama onun düşmesi. dostlarımızdan biri hatırıma geldi. biçtik. o da yardımını kesmesin! Bir şey ki yardımı artırır ona karşı saygı ve sevgi çoğalır. Görüyorsun ki. Nasıl ki şu duvar. Allah cezbesi gelir. Bundan dolayı bana ne buyuruyorsun. onlardan bir şey istemek vacip değildir. Ama hep su içer gibi bilmem diyorsunuz. ama o saki de ancak bir kişiden yıldı. Sonra da batmanla içer.» dedi. söz ne kadar açık olursa o kadar parlak düşer. Eğer o sağ olsaydı ben ondan bir şey dinlemezdim. işitmek istemiyorum». hem de açık olsun.hayet senin karşına yolda perdeler çekildi. ne yapayım şu âlemde?» Bunun işle ne ilgisi var? Çok söz eşek yükü gibidir. İşte görmüyor musun. bizim kapıp kaldırdığımız o yiğidi. kitabın ne yeri var? «Nefsini öldürdün mü?» dedim. başlangıcı bu nükte olan o işleri bana anlatmıyorsun. Ama kendisi yavaş yavaş ölür. ya bir hikâye yahut bir şairin şiirini anlatır. Devamlı şarap. o yardımcı aradan o duvarı kaldırır. bardaklar testiler devirdik! Öyle ki. Ya bir hadis. seninle onun arasında yerden göğe kadar çekilmiş bir duvar bile olsa. Acaba bizi. Nasıl ki. Çünkü onları senden işitti. Siz bunu arzuluyorsunuz. Söz. Allanın kazasına boyun eğmek sana ne kazandırır? Onun işlerine razı olmak gerektir. Şeytan senin karşına çıkamaz. o önceden Allahya dönmüşse. içkiye düşkün bir adam şarabını döktüğü zaman daha ayıktır. içtik. O başka bir âlemden gelen bir sestir. «Sen niçin hücrede açık şeyleri konuşmuyorsun?» «Ben. Diyelim ki bir küp dolusu içtin. oralara git. Konuşurken tatlı. Ama âlemde asla işitilmemiştir ki. düşmanlarımızdan demiyorum. onları tek renge boyayalım. o vereceği cevabın faydasından yoksun mu gördü? Yoksa onu kavrayacak kadar yeterli olmadığımızı mı sandı. Kendi doğuşlarından bir şeyler anlat. o geldi. derler. Biz ölçtük. elinden âciz kaldı. Söz vardır ki. kuru ve tatsız olmamalı. «Nefis ölmüştür!» diyelim. başka bir şey yapmazsın ki.açıktır. elimizden kepçe de kâse de bıktı! Saki herkesi bıktırdı. Eğer biri dese ki. söz hem öğretici. On kadehle sarhoş olmasan on iki kadehle olursun. Kinişe bu duvardan bir ses çıkacağını umar mı? «Bu mana . sana «Benden ne ses bekliyorsun?» der. bu sonuna kadar sürüp gider. o hal diliyle konuşuyor. Ben dedim ki: Burada o kadar kuvvet var ki. bunu iyi bil! Görüyorsun ki seni nasıl kaptım. Bundan önceki duvarları nasıl yıktığını da öğretir sana! Şimdi senin işin onun yardımına bağlı olunca. o. içinde kıyam ve rükû gibi farzlar bulunmasa bile Allah ile birlikte olursan canına kuvvet gelir. O Şeytan. hiç hayır demiyorsunuz. dedi. Bu bellidir ama sözden de iş anlaşılır. Yahut da onu bilmek bize kısmet değil miydi? Dedi ki: Onun âdeti değildir. 110) Şimdi bu öyle bir kimsenin yardımına bağlıdır ki. aynı zamanda bir cihanı ve âlemi akıllandırsın? îş-te bu şaşılacak bir haldir. eğer sürekli ve sonsuz değilse bütün bu haliyle diyorum ki. Burada bilginin. Allah onu da bir sebebe bağlamıştır. konuştukları. güzel ve zevkli konuşmalı. neşelenirse söze başlar ve konuşur. kulaklarımı tutmak istiyorum. O zaman şarapçı sana der ki: Bu meyhane boşandı ise şehirde meyhane çoktur.Sen. «Minareden atlarken yarı yolda pişman . Allah yine bizden kapacaktır. Kabristandan geçerken. (M. başka bir küpten içersin. Ama gerektir ki. ancak sırası gelir. Şu halde o kimse gelir. o şarabı baş aşağı getiren Pîr geldi. Buyurmuştu ki: O kime söğerse velî olur. şüphe yok ki aklı kaçırır. Zaman zaman hoşa giden bir sözün aksini bile söyleseler yine ona zevksiz bir sözdür diyemeyiz. hep şundan bundan aktarma ve yapmacık şeylerdir. Ancak ölülerin halinden sormak diriler üzerine vacip olur. diye konuşuyorduk. bitirdin. Düşmanlarımızdan. N. (M. Tenin aradan gider. bir cevap söyle. bizim sözümüzü kessin. bin kere kalkışından daha hayırlıdır. îş-te o yiğit geldi. «Selâm sana ey müminler yurdu!» dersin. Yahut her kim çok sarhoş olur. Bunlar söz müdürkü söylüyoruz? Yoksa bir küp dolusu şarabı kim içebilir? Yüz kişi bile içemez.

o kişinin attığı kerpiçleri kuvvetli şiirleri ile parçaladı. O nasıl sır olabilir? Evet. Ben de. senin sözlerin nerede? Evet kulaklarım hoşlandı. «Hey. «Ben onun meclisine Kayseride uğradım. Mecusîlere kadar gelmiş. onu tamamiyle anlamadı. «Hiç inkâr etmedi. Başlarını sallarlar. O cihet bu sözlerle anlaşılmazsa bunu başka bir deyimle buyurdu ki. Bazıları bu konuda korkmadan çok açık konuşmuşlardır. 112) çağırdı. Ancak geldiğim zaman o meclise yaraşan nitelikler bende henüz eksikti. bu yüzden kavga çıkarırlar. anlayıştaki eksiklikten ileri gelir. Ancak gözü açık olanlar Allah âleminde seyirci olurlar. «Yarabbi! Bize eşyayı olduğu gibi göster. Önce ona bütün yolları kapadım. nasıl değişik renkte olabilir? Hele sözdeki himmet hep sürekli olursa. onun bir işareti ile bana tımarlar bağlandı.» dedim. gördü ve gitti. bu sözü kapayalım. Nasılki Senâî. Burada sana kim engel oldu? Her yolda hevesle senin sohbetine koştum. şaraba dayanamaz. sır olur. söylerse de belli olur. Şeyhin lütfü ve keremi bana erişti. Eğer burada bir düşman olsaydı hemen şimdi öldürürüz derler. «Yoksa sen Senâî misin?» dedi ve . bir sır ki.» «Sen niçin benim şiirlerimi değersiz buluyorsun?» Adam. evet!» derler. onun ışığından ve kokusundan anlamaz. zevk alıyorum. okuyan çocuklara kadar ulaşmıştır.oldu!» dediğin zaman sözünü kesmiyorum. Nâsih. onu doğruluk yönüne çekiyorum.işte bu Hallaç o yüzden şaraptan yüz çevirdi. Ama kulakları hoşlanan o topluluk da. Bu âleme geldi. 113) Ancak o sırrın sahibi eğer onun açıklanmasını dilerse açıklar. eğer deniz Allah yaratıklarını yazmak için mürekkep olsaydı. Müslümanlık da keskin düşünceden doğmuştur. Allahın seçkin kulları yok mudur ki. Sen gittikten sonra beni yalnızca yanına (M.» dedi. susmak yüzünden. O değişik renkli de olamaz. çalışamazlar da. senden yeni sözler istiyorum. niçin yapayım?» Derler ki: Müslümanlık gerektir. Nerede o insan ki. şarabın etkisi altında kalır. Bilmeyenlere göre sır yoktur.» anlamındaki duasının içyüzünü anlamayanlar şu taş ve kesek âleminde rahat yaşarlar. Ama o. Yahudilere ve. onun ayağına vurdu. «De ki. yoksa aldatıcı akıldan ne çıkar? Boş sözler değil mi? «Evet. Sana kulak veriyorum. alçalmıştır. Va'd de Va'id gibidir. Ama ötekilerden belki daha yüz bin kişi var. Senin sohbetinin niteliğini soranlara. Her ne kadar Müslümanlıktan ve Müslüman olmaktan kaçınsalar da. Ben de başımı sallarım. derim ki: Böyle aşırı davranışların ne değeri var? Eğer onu şarap alçalttıysa. hey! Ne yapıyorsun?» dedi. Evet Müslümanlık gerekse ona çalışmalı. Ama âlemde onun sözünü de hiç kimse söylemedi. Ona sordum: «Artık ne cazibe arıyorsun? Her ne söylüyorsan dinliyorum. hiç anlaşılmaz. Her gün kendi sözümü tutmuyorum. Senâî şu cevabı verdi: «Sana şiirlerini çürütmek. o. onlar?. Kuran'daki nâsih ve mensûh bahsine gelince. «Evet. «Söyle ama olacak şey değildir. hem de manevî inkârda bulundu.» demiyorum. işte bu inkârdır. işte Hallaç garip kişi oldu. bir yerimiz kırılmasın. isterse denize bir kat daha yardımcı gelsin!» buyurulmuştur. çok iyidir. Müslümanlık onların yüzlerinden okunur. Yoksa sen önceden bana bu sözü dinlemekten utanç gelmiyor dememiş miydin? Büyük Mevlânâ'nın (Sultanûl-Ulemâ) sözünü yazıyorum: Buyuruyor ki: «Eğer Hakkı göremiyorsan nasıl secde ediyorsun? Allahdan daha büyük birisine mi secde ediyorsun? Nihayet. Ama. Ben şimdi söylenmiş (gevelenmiş) sözleri dinlemek istemiyorum.» dedi. içinde bir sırrı olmasın. Artık bunu yapmama sebep yok. birbirimizin yüzünü mosmor etmeyelim dedim.» Hazreti Peygamberin. Bunun âlemde bir yankısı yoktur. söz söyleyemez. «Etti!» dedim. Yoksa o sır var olduğu müddetçe sır olarak kalır. Mademki. Meğer senin de kulağın ve aklın bu yolda değil mi? «Evet evet!» dedi. Tâ bugüne kadar yüzlerce askıda kalmış konulara değindik. Ancak o kimse ki. kimse ölmesin. onun başı da belâya girmez. o yaratıkların sayısı bitmeden denizin suyu biterdi. Hallacı Mansur da bunlardandır.» dedim. «Sende bir kuvvet varsa söylediğin sözler bana çok çekici gelir. Yusuf ve Zeliha hikâyesinde nasıl gizlilik olabilir? (M. Sır. dedi ki: «Ben ona karşı gösterdiğim gönül alçaklığını senin için gösterdim. bunlar nasıl kadîm olabilir? Va'd ile Va'id de öyle değişik değil mi? Bu. aramızda düşman yok birbirimizle mi vuruşalım? Ama kıyasıya vuruşmayalım ki. Semâm hakkını vermedi. Müslümanlar arasından yetişmiş olmasın ve yine aynı Müslümanlıktan onlara bir korku gelmesin? Hepsi küçük yaşlarından beri Müslümanlıktan başka bir işe çalışmamışlardır. yazılması küfür sayılan bu sözde bir tutarsızlık var mı? Kuran'da. mensûh gibidir. göre her şey açıktır. O zaman adam. harap etmek galiba güç geliyor. ama nasıl olur Kuran'm farz kıldığı şey nasıl sır olarak kalabilir? Evet sır olur ama Kuran'm açıkça yapılmasını farz kıldığı bir şey sır değildir. Onun başı kendiliğinden tehlikededir.

O halde. ilâhî doğuşlar ve buluşlardan açıkça bahsetmezler. Biz şüphemizden dolayı bunu istiyoruz ki. 114) Ev birdir. Mevlânâ'nın mektubunda yazdığı bu söz çok düşündürücü ve heyecan vericidir. «Hayır. O hilaf yani tartışma bilgisi okuduğundan dolayı tartışmacı olmuştu. Bunun aksine davranmak isteyen de dilediği gibi yaşar. kendiliğinden.» Bu soru yalnızca Reşidüddin'den mi yoksa herkesten midir? Gel ey katıksız ruh! Biz saman altından yürüyen su muyuz acaba? Nasıl ki. Buradaki fark acaba ne olabilir?» Dedi ki: «Gece şu demektir ki. «Onun müridini görüyorsun ya!» Bu sözü aynen Şeref de. harekete gelir. kışın bin türlü zorlukla yaşıyorum. tâ ki bana o utandırıcı hal gelmesin. Aslanı avlamak için ona karakulak denilen bir hayvancık gösterirler. Bunu ancak başka sözlerle ifade ederler. İbrahim'e dostluk Musa'ya kelâm (konuşma). senin yüzünü görmek bizim için mutluluktur. Senin olduğun yerde dost meydandadır. su samanın altından yavaş yavaş yürürken samanın haberi olmaz. Böylece susarsın. Dedim ki: «Sen de kalkarsın alnına on öpücük. sen de böylece sözü altından anlıyorsun. çünkü velînin yahut velînin müridinin gördüğü şey. bakırla dopdolu yüz binlerce ambara konsa hepsi de halis altın olur. «Artık onun sözlerini kırmadım. Eğer inancında kuşkun varsa. Saman. Taş bile olsa o taşlığıy-la kendiliğinden kımıldanır.» dedi. Zaman zaman kırlara çıkıyorum ne kadar zorlansam bir ses çıkmıyor ancak burada korkudan damarlarım altüst oluyor da-ralıyorum ve bende gaz toplanıyor.» Dedi ki. Ama su kalır yerinde.» dedi.» Nasıl olur ki bir velînin müridi onu yetmiş kere görebilsin? Kitapla gönderilmiş Peygamber bile o mertebeye erememiştir. yüz öpücük kondurursun. Gönlüm Nasiruddin'i istiyor. ne o kimya. Mevlânâ'yı bulan ne mutludur! Ben kimim? Ben bir kere buldum. o saatte bir leğen çalayım da ses arada kaybolsun. «Eğer bu bulguru yemek sizde gaz yapıyorsa ben gaz yapan şeyler yiyorum. A. 'Allahyı erken sabahlarda gece gündüz teşbih et. dostluk hesabı da değ Idir. İbni Abbas dedi ki: «Ey Ayşe bize hayz (aybaşı) meselelerini anlat. A. Hazreti Muhammed'i (S. bir zaman ondan hoşlanasın. gecen saadetle! demenin manası nedir? Bir gün biri sordu: «Âyetteki.» dedi. Yoksa ne o kitap. bu güzel kokular Allah yakınlığına ermiş öyle bir kulun nefesidir ki. «Ama sonra ne yapayım. kendini görmektir.) rüyet yani Allah cemalini görme ve çeşitli arkadaşlar edinme hasleti verilmiştir. Onu görmeden aslan tutulamaz. ancak sözlerin alt tarafını anlar. Mev-lânâ'ya karşı günün hayırla geçsin. en kestirme yoldan kuşkularını giderir. Bir aralık. nebiden niçin gizli kalsın? Âyette: «Bu dünyada kör olan ahirette de kördür. bunun manasını yo-rumlayasın! Görünüyor ki. ansızın havada toz duman olur bir hamlede uçup gider. Bu kimyadan (iksirden) bir zerre.) görmek dileyen kolayca gitsin Mevlânâ'yı görsün. Bunu inkâr etmiyorsun ya!» dedim. o Allah erinin nefesi nerede? diye sorarlarsa! Şiir: . velilik ve peygamberlik. uyku çekiyorlar gerektir ki biz uyandıralım. bir bulut gelir. Sen de kendi benliğinden kurtulduğun zaman ona dön. İstiyorum ki. o. Bugün o bir gerçektir. bir zaman da sana soğukluk gelsin.) söylediğini sananlar kâfir oldular.ayağına kapandı. Rüzgârla dalgalanan çimenler gibi kendini zorlamadan onun önünde eğilsin. Bir kere Şeyh Ebubekr'e murakabe sırasında dedim ki: «Ondan yoksun kaldık.» dedi. Dedi ki: «Bütün bilginlerce açıkça bilinmektedir ki. her Peygambere bir özellik verilmiştir. 115) Her ne kadar nurların coşup taşması. denetleyelim.» O da.» Dedi ki: «Bunu söyleyen Ayşe midir? Yoksa onlardan bir topluluk mu?» Hatta Ayşe demiştir ki. Ant olsun ki. «Onlar uyumaktadır. Ancak siz ondan yüz çevireceksiniz. Sofî de sürünerek olgunlaşır. tartışma böyle olur. saadet kimyası odur. Hazreti Peygamber buyurdu ki: «Zamanınızda size Rabbin:z-den gelen kokular vardır.' diye buyurulmasının manası nedir? Ona şu cevabı verdim: «Yazı öğrenmeye çalışan bir çocuk. Şu halde burada fark nedir? Mademki sen bir gerçeğe eremiyorsun o da kendi çalışması yönünden bir mertebeye erişemez.» Ama o kimse ki. karşına bir perde çeker. Bütün bilginlerin birleştikleri bir nokta vardır: Velî. Bu yol o tarafa giden kestirme yoldur. Şimdi de böylece farz et. Ebubekr'den nakletmişti.A. «O halde neyi inkâr ediyorsun?» Onu yapmayayım da ne yapayım? (M. Bu bir iş hesabı değildir. Ziya'ya şöyle demişti: «Karım Allah yoluna gitmiyor. (M. Ama bu sözümden onda bir muhabbet belirdi. bunu Muhammed'in (S.» Bana öyle geliyor ki. nebinin mertebesine erişemez. ben de mutluyum. bu hadisi. ne o saadet bununla ölçülemez.» buyurulmuştur. Hazreti Muhammed'e (S. o sana dönünce sen de dönüverirsin. bu sözü ve tercümesini halka anlatasın. derse bu yalnız bilgisiz halk tarafını korumak içindir. Şaha-beddin (Sühreverdi-i Maktul) Allah zatı ve zat ötesi hakkında söz söyledi.

benim emrimle gelir. eskiden beri böyledir. diye cevap verirdi. Benim yanımda sözlerimin özetlerini dinledikten sonra kendimden bir şey söyleyemem. Ah. ama öğrenmeye heveslid r. Bunu söylediğim şu anda sen gönül alçaklığı gösteriyorsun. tefsirden bir şey söylemediğin gibi. Nefis kelimesi iç'n «dişil» dememişler miydi? Ben buradaki gizli nükteyi saklayabilirsem onu saklı tutayım. Allahın mucizesi olmaz.» demeyesin. istedi ki benden bir söz işitsin! Ama onu önledim. yanlarına giden bir kimse onu daima halvette bulur. mananın da değişmesine delildir. Kelâm yani söz. toplamıyorsun?» dedi «İstemiyorum. Başını çevirdi. Bizimle ilimden konuş. Maksadın ne olduğu belli değildi. şeyhlerden kalma bir töredir. bu benim aydın görüşümün ifadesi ve benim sözüm olur mu? Bu yolda. ne de çeşitli söz yorumlarından başın dönmesin! Bu her ne kadar açık manalı sözdür ama buradan Hak yolcusuna yüz milyon sır meydana çıkar. (M. Bu manadan. Allahın zat'ından ayrılmaz sıfatları vardır. Derler ki: Hazreti Muhammed (S. Orada ne dolaşıp duracağız. Mucize ve keramet ise kulun sıfatlarıdır. kendi zatını gizler ki. Bunların özetini Kuran'dan dinleyebilirsin. o konuda bir kaç söz söyleyeyim. kendi aydın görüşlerinden de açıklamalar yapmıyorsun. o halde ben ve biz hangisidir? Bütün zorlukların çaresi sizdedir. Tâ içimden gelen bu sözler hiç bir zamanda söylenmiş sözlerden değildir. Ancak bu kulaklarla duyulmaz! Çünkü kulaklar da toprakla doludur. çıkar bir yürüyüş yaparsın birlikte dolaşırız. dedi. «Yolunu şaşırmış. her şey benim buyruğuma ve fermanıma bağlıdır. A. bu halvet kendi kurdukları kurallara göre yapılsın. o konuda hiç bir söz konuşmamaktı. Ne Allahyı kaybedip tekrar bulmakla ilgili sözlerden. Dostlarla da beraber olurduk. Allahın öyle kulları vardır ki. nefsinle buldu ki. 116) Evet hangi gün olduğunu iyice hatırlamıyorum. Benim emrim olmadan hiç kimseye vahiy gelmez. Perdelediği şeylerin de örtüsünü kaldırmaz. «Bana ziyam yok. Çok makbul kullar vardır ki. Bana da mademki hiç kimsenin mü-rid olması gerekli değil! Ben niçin ona bir şeyler söylemek kaygısına düşeyim ki. Tann isimlerinin çevrelediği engeller ortadan kalkar. Öyle bir durumda olursun ki. başına vurarak dışarı fırladı. «Biz senin sözüne inanmak istemiyoruz. bu arada. "Yani onlarda bir hal ve kal'dan bir şey yok. o da bana gücensin ve yolundan sapsın. Bugün benim nefesimi kesiyorsun.) Hira dağın-da halvete girmişti. sana devamlı bir halvet hali gelir. gibi sözler vardır. Ona dedim ki. O senin nefsini. Çünkü Allah. bir söze başlamıştım. Bu sözü şu maksatla söylüyorum: Konuştuğum zamanlarda çok kere pek tatsız hallere düşüyorum. söz halka erişsin de perde arkasında kalmasın. sana yazı öğreteyim. Eğer bu marifet altı yıl önce olaydı vakit geçirmiye yarardı. (M. Ben bir kaç örnekle yetindim. başka duvar ve engellerin nasıl aşılacağını öğretir. Ansızın bir «Ah!» çekti. benim emrimle gider. Eğer hiç yazı yazmak bilmiyorsan. hayır derdi.» Bana. ama ben evvelce nakledilmiş olanlardan başka bir şey sorarsam. «Niçin?» diye sordu. onlara sesleneyim de yollarına ışık tutayım. Ezelden ebede kadar da Allah ile birlikte ayakta kalacaktır. onları koparalım. bu ilgi sana neden dolayı gösterilmedi diye üzülüyorsun. Kelâm sıfatı ile görünür. bu söylediğin şeylere çok rastlanmaz. Allah sıfatlarındandır. Hayır asla. şaşırdı. davetler oluyormuş. işte o gönül alçaklığı. Göreceksin. derler. O güzel ve büyük Allah kelâmı bu kula buyurdu ki. benim hükmüm altındadır. Her şey benim emrime boyun eğmiş. hep yalnız kalmak istersin. Şeyhin katında olduğun zamanlarda da başka şeyhlerin yanında da. Buyurmuşlardı ki. Dedim ki: «Bunu kendileri yapmamışlardır.» dedi. Aşk yolunun belâsı. dedi. dilerse bu perdeyi önüne çeker. «Niçin gitmiyorsun. Sözün değişmesi. bıyığını birer birer yolsam. çilede kalmayınca. hep ben ve biz sözündendîr. dilerse arkasına atar. Şu halde sakalını. Hatanın kaynağı odur dedi. Ak saçları birer birer meydana çıkmamıştı ki. . Biz görmedik. Her hangi bir şey ki Hakkın aynı değildir hep ben ve biz sözlerinden ibarettir. Bu. Sizin cemalinizi gördüğüm günden beri. Peygambere karşı hâşâ. benim üzerime farz veya vacib olanı ben yerine getiririm. Mevlânâ da gönül alçaklığı gösterir. onlara Allah sıfatları yol gösterir.» dediler. Çünkü benim onunla aramızdaki dostluğa yaraşan da. Mevlânâ. onları perdeye sokmaz. Bu. onların yapacakları bir iş onlara yaraşan bir erdemdir. Mevlânâ'ya gerekirdi ki o sözden dolayı bana öfkelensin.Dün gece rüyamda bir pir bana dedi ki. Ben öyle birini istiyorum ki hiç bir şey bilmez. Yoksa perdede olan Zat sözünü halka nasıl duyurabilir? Bu onun elindedir.» dedim. dedim. bu yemek bana ziyan verdi. Ancak sen bunu biliyorsun. 117) işitiyoruz ki bu Konya'da bir çok semâ âlemleri. gözler de. Sen benim ne söylediğimi işitmiyorsun. gönülde size karşı bir ilgi ve sevgi yerleşti.

O kadın öğretmen çocuklara Arap alfabesini öğretirken. Ama kendi hayatım göremeyen. sende de hal mertebesi var. görülmüş olacaktır. zincirlere vurmalı. Ama şüphe yok ki buna da bu saatte doğrudur demek yaraşmaz. namazın utancından kurtulmuştur. Benden sorular sordu. Mevlânâ alnımdan öptü. Bu divanedir. kalk. yaşıyan ölülere de bir teklif yapılmjaz. Dedi ki: «O kim oluyor ki. Bana nimetler verdiler. diyordum. bunu ya tımarhaneye götürmeli. «Elif iki üstün. Çünkü ruh uçtu mu. bunu tımarhaneye götürmeli. ölümü hayattan üstün tutsun. topa çomak vurur. bırakmazdı geleyim. Ama yarı deli olan kimse bunu işitirse. devlet topunu oynamak nerede? Yani meydandan ikbal topunu kapmak ve onu dilediğine vermek başka başka şeylerdir. aklı başına gelsin. Sendeki o kutsal kuş. Halep'te mi acaba? O iradesini yitirmiş müritlerin üzüntüsünden olacak ki. o onların kadın gibi olan nefislerni bir Mevlânâ Celâleddin yapsın? Onlar bilmezlerdi ki. bedenin yarası sağılınca üzerindeki pamuk düşer. Yakışık alır mı ki. «Ben onun şehrine geldim. onların nefisleri yaratılışta inci gibiydi. O mimber üzerinde bir kaç nağra atar. sonra buz gibi soğurlar. gönlün de benim hükmüm altındadır. Çünkü kendi hayatını orada görür ve nereye gideceğini sonunda kestirir. Ama eğer beni göreydi hizmetlerde bulunurdu. Ancak Perir ağlıyordu. Onlar da bizi kendi postuna oturtacak diye çabalıyorlar. Bir kaç adım gider. taklit yoluyla hatırında bir şeyler kalsın. yahut öldürmeli. Ama o kimse ki kendini feda eder. Benim kış gününde postum bile yok! Hep şeyhlerden kalma gelenekleri anıyordum. benim müridim olabilsin? Ben onun g bi kimseleri hiç müridli-ğe kabul eder miyim?» Çünkü o ancak kendi hayatını gördü. O. onun bu işle ilgisini göremiyorsak uzaklaş diyoruz. artık oruç düşüncesinden. Bir bahane ile onları dışarı gönderdi. elifin iki üstünü var. «Bu adam delidir. neden bu? Ne bağırıp duruyor? Önünde başka iki buzağı daha oturmuş ama onları kendine yakın görmüyor. bende bu yoktur. beden kuyusundan bir uçtu mu. beden ölüdür. Kim. Bu noktayı açıkça gören kendi hayatını ve onunla ilgisini düzenine koyar. Çelik çomak oyunu zamanında bir kere bana Cüneyd ile Bayczid'in hali geldi. Dedim ki: Hayır bu mezkûr yani Allah yönünden olmuştur. bu hayatı nasıl hevaya verebilir? (M. onunla birlikte gideyim.» diye bir ezgi tutturuyor. divane olmuştu. Gelemiyeceğim. namaz kıl! diyebilir? Şu halde buna nasıl öyle bir teklifte bulunmak gerekmezse. ilişiklerini kesmişlerdir. diye düşündüm.Muhammed Gûyanî. Bu gümüşler de yanımda kalırdı. hizmetler ettiler. Bir Haç sarık parçası verdim. Şu halde bilmiyor musun ki. Diyordum ki: Eğer yolculuk ederse.» derler. Dedim ki: Benim üstümde hiç bir şeyim yok ama. elif iki esre. «Gel Yasin oku seni hal mertebesine yükselteyim!» Ben açım. Nasıl ki. bütün akıllılar. «Bu ne oluyor?» diye soruyor ve tekrar diyordu ki: Evet o onlardan daha bilgindir. Merhaba ey biricik dost! Nefsin bendedir. meydanda top oynar. onlar ne yaptılar. Bu nasıl oluyor? Herkes bilir ki. Böylece kurtarıyoruz. Çeşme başında oturttum sustu. 119) Şimdi Sultanın oğlu Sultan olur.» der. Onun da bir müridi vardı ki. . öteki bu zikir yüzünden olmalı diyor. «Kalk namaz kıl!» dese. Sen ve ben hoşuz ya! Allah beni senin için yaratmış. (M. Allah dilerse görülecek. Kâfirler ve onlara uyanlar. Tıpkı öyle görmüyor musun? Bu birliği bir kaynaşma farzet. evine konuk oldum. çelik çomak oynamak nerede. Onu daha beter bir hale getirdim. aynı sebeple. o da onlar gibidir. Ben benim. ama şimdi ben sen oldum. el çırpıyordu. Bununla beraber bin türlü bahane buluyorum. 118) Meğer divane olsun ki. Biz birisine bir şey söylüyoruz. Ağlamıyorum. Kâh bunun sözünü dinlerim. Dedim ki: îç âlemle meşgul olan bir insan Kuran'ı ezberinde tutamaz.» dedi. gitmiyeyim diye gözlerim ağrıyor. Onlarla demiyorum. Meğerki. her gün sopa atmalı ki. Benim ne zaman arkadaşım oldun? Benle sen hangi mescitte namaz kıldık? Şimdi de ağlamak zamanıdır. Bütün âlemi sana sattım! Gidin. özürler diliyor. arayın! O Şemsi göremedim. Kalk gidelim. Kulağını bük de ağlasın. Bana diyor ki. Ancak onda kendi benliğinden bir şey kalmadığı zamana kadar bekliyoruz. Zeynedd'n-i Tusî benim müridim idi. raks etmeye başladım. Bana bir hal geldi. Çünkü zorluk olur. şüphesiz diri kalır. Ölüden kimse namaz bekler mi? Biri gelse de ölüye. ölüye. «Hayır. Tusî. kâh onun sözünü kabul ederim. o buzağıyı benden soruyordu: «Ne diyorsun bu konuda?» Biri pek aşağı düştü diyor.

Tâ bir hafta onu oyaladım. başlık parasını önceden verir. güzel ve aydın bir hayal böylece perde oldu. Olmayacak şeyleri olanaklı kılar. felci andıran bir rahatsızlık belirirdi. Cebrailin bile bundan sonra onun ilhamlarını elinden almaya gücü yetmez. Hele o sevgili. Anadan doğma körleri bile gördürür. yoksa kitabı mı?» dedim. arada bir azar işitirsen ne çıkar? Bana söyledikleri bu sözden ürkmedim. (M. Müslüman bütün hileleri bilir. (M.» derdi.» O gerçekten bize bağlı ise. mücevher değerinde olabilir. İnsan sevdiğini çok anar. onun birliğini isbata. Zaten işin ve düşüncenin temeli de bu dur. însan oğlunun azığı gecikse de yine kendi önüne gelir perde olur dedim. Kadı Honci ona çok saygı gösterir. Onun hakkında her ne kadar şöyle böyle yapıyor diye söylerlerse de o aldırmaz. Yahut yerine koyar. gelecek hafta başka bir şey olurdu. Allahnın işi böyledir. başlığı peşin almıştır? Nerede o yüzsüz kız ki. Halbuki. özürü vardır. Ebubekri Rababî' nin hilesini de. Hakkı elinde tutan felsefeci. der. Tann o kulunu zikir yönünden de sorumlu tutmaz. dedi ki: «İşte kitap!» Sözünü tut. Bu bizim için eski bir adet halini almıştı. Lâkin sana el uzatan o edepsizlerden seni Allah korusun. düşer. mescidimiz var. Ben. Ama nereye gider? O senindir. Ondan sonra da bir takım kara ve san kuruntuları kafadan atarlar ve daha sonra da o kuruntular geçip gider. Ama kurnazlığın tamamını da bilmiyor. kötü hayal değildir. «O benden daha soyludur. En çok aydınlık bu tevhidden sonra başlar. Bir «Euzu Besmele» çekerek parmaklarını tut. Ama bu. Elimi tuttu. Gerektir ki yüksek sesle söyliyesin. Küçük yaştan beri çocuklara öğretmenlik yapıyorduk. Küpün içine girsem de otursam bile elbisem namazdan geri kalmaz. Halbuki kâfirler.» demekle önce Allahyı inkâr eder sonra Allahı anmaya başlarsın. «Ama yavaş sesle konuşuyorsun. eğer hayatta olsalardı ünlü Cuhâ'nın kurnazlığını da bilirim. aydın ve güzeldi.Aman bir tuhaf bakıyorsun! Evet ne diyorsun? Yarabbi olmaya ki bir gün bile gönlümde ona ait saygı ve sevgiler azalsın! Allah izin verirse sakın gitmeyi düşünme. Çünkü öyle olmasını Allah dilemiştir.» der. yüz görümlüğünü peşin ister? Nerede o eşek damatçık ki. yetkili kişidir. korkumuz yok!» Sen kendini üzecek bir iş yapıyorsun. O bizimle birlikte hile ile kurnazlıkla yaşıyor. Kötü hayaller. O azık. Birleşirlerse ne iyi! İki Allah kulu geçimsizlikte devam ederlerse. İki kişi arasındaki anlaşmazlık iki taraflı düşmanlık demektir. yüzüstü kapanır. Onlara. ben derim ki o parmak eskisinden daha sağlam olur. ancak «La îlâhe İllallah. onu benden üstün görür. Şehirde hangi kadın vardır ki.» dedikten sonra başlarlar. Güldüler. bedenimde bir titreme başlar. Öteki de diyordu ki: «Bizler din bilginlerindeniz. bugün de sana ulaşır. ondan yüz bin nişan bulacaksın. «Elimi mi istersin. Parlak. Mademki insaflı davranıyorsun. Bir kaç gün içmezsem. bize inanarak değil. ama Allah yardımı onun elinden tutarsa yine kalkar. bende o kudret yoktur. Nerede o yüz görümlüğü almamış kadın? Onun ne değeri olur! Yoksa ben onunla nasıl anlaşırım? Elini uzattı. iki kişi arasında düşmanlık olursa huzurda barıştırılır. Başlığı başka bir yere emanet bırakır da bana güvenmez. Hoş bir şaka bir Mısır altını değer. . bir Rey mangırı değ-mezse bir Rey akçesi değer. Kâh hayal kuruyor. namusumuzla bu işten vaz geçmekten başka çare yoktur. Altın. Yoksa hocanın ve bilgin geçinen kimsenin içtiği şey bu değildir. kâh şaşkın duruyorsun. 121) Bir gün diyordu ki: «Bize. bana ne zararı var? Zaten benim küçüklükten beri bir korkum yoktur. Kul öyle bir durumda kalır ki. Ancak uzaktan bir sarhoş görsem üzerime düşecek diye iğrenirim. sizin aşkınızla doluyuz. öylece kaldır. Hattâ Peygamberimize hile eden Abdullah Bin Ümeyye'nin marifetlerini de bilirim. İçiyorduk. yani «İlâh yoktur ancak Allah vardır. medresemiz. Bir Mısır altını değmezse bir Rey mangırı. 120) Ama böyle söylersen kendiliğinden Müslüman olursun. bunları yüzüne vurmazdı. «Bu benim işim değildir. Ancak o azık bugün vermiş olsaydı. çünkü senindir o! Senin olmasaydı bile yine sana erişirdi. Ama bu düşmanlık ve geçimsizlik Allah ile kul arasında ise düzeltilemez.» Ben utandım.» dedim. Şimdi paran var mı? Seni hacamat ettireyim de bir şerbet içireyim! Bugün «La ilahe illallah». Sana da temiz. «Güzel söylüyorsun. istersen vur onun parmağını kır. Göze tam bir beyazlık gelince filozofların aklı bu gözün artık görebilmesini kabul etmez.» Bana da diyordu ki: «Benim hakkımda Kadı şöyle söyledi. benim önümde şarap içmeyin demiştim. Allah olursa! Ama onu gereği gibi anabilmek kimin elinden gelir? Biz hep sizi anmaktayız. buna iki kişi arasındaki anlaşmazlık derler. Peygamberlerin aklına sığar.

» der. onun seninle birlikte olması hoşuna gitmiyoc mu? Şimdi yaptığı gibi sana bir zahmet mi veriyor? Öyle ise bu iyilikten sonra yumuşamak gerekli oldu. İkinci defa sordu. seninle birlikte başka dost seçmedi. nefisten gelen öfke nasıl olabilir? Allahya sığınırız. «Onun işlerinden ve kendisinden sakınır mısın?» diye sorunca da.» dedi. Çünkü bende sevgi eksikliği olmakla beraber bir ikiyüzlülük de vardı. yahut gizlersen ben de bunları olmamış sayarım. biz seninle ilk sene bir anlaşmazlık halindeydik. Allah korusun. Bunların hepsini Allanın bir lütfü sayarım. makamın nedir? Ben sana diyorum ki. sevincinden oynamaya başladı ve nihayet. Hattâ bunlar ellerinde olmayarak benden bir tek şikâyette bile bulunamadılar. «Ancak maksadı geciktirecek olan bir düşme tehlikesi bu. yoksulum.» dedi. «Evet. seni dinliyorum. bu noktada duruyor. Dedi ki: «Eğer bu ondan değildir dersem bu ö manayı azaltmaz. O delil ise. nereden gelip nereye gideceğini de anlarım. sen beni nasıl beğenebilirdin? Çünkü ben seninle birlikte olursam daha çok beğeniliyorum. Ben de ilk sene bu ateşle kavruldum. Sonra acaba benimle Mevlânâ Celâleddin'in bu çocuğu arasında ne var diye düşündüm. Artık geçen geçmiştir. ama aramızda geçenleri anlatmasını kabul etmedim. sana döndüm. «Eğer senden bir şey sorarsam. Musa'nın başkaca dilediği özürler anlatılamaz. Bu.» anlamına gelen hadis dolayısiyle büyük bir mesele üzerinde durdum. Bunun üzerine kabul ettim. sana düşmek tehlikesi görünüyor. Allah o işe yardımcı olur. Nasıl ki Mevlânâ da beni sevdiğini iddia etti. ondan delil istenir.. Ondan söylemiş olduğun şeyleri dinledim. «Çabuk söyle beni bu işten kurtar!» dedi. cimri likten değil. Allahnın elinde pek önemsiz bir iştir. hem de kimse bilmesin! Eğer yüzüğü ve yorganı hazırlattırsam.» dedi. Ben artık güçsüzüm. O bana bir câriye verir de ben mazeret gösterir miyim? Bu armağanında gerçek davranmış ise hiç nazlanır mıyım? Bana dedi ki: «Cübbeni satmaktan hoşnutsuzluk duymaz mısın?» Bu inkârı gerektiren bir soru yahut da anlamak için sorulmuştu.Onlar bana bu konuda çok şeyler öğrettiler. Ama bu. Bir sürü hikâyeler anlattım. Zaten daha ne zamana kadar konuşacaktın bunları? Hep eskiden beri anlatılan hikâyeler. «Ben senin muhabbetini satın almak istiyorum. Bu kadın istiyor ki hem kurnazlık yapsın. Zaman olurdu ki. Öteki peygamberler demiyorum. Bir kimse başka birini gerçekten sevdiğini iddia ederse. seni halvetde ziyaret etti. Bu. ben söylemeden bana hizmette bulunsun. sen de temiz kalplisin. Eğer o.» diyemedi. Allah nerede? Şimdi ne . Musa dedi ki: «Allahım! Bana bir arkadaş verir misin ki. Sadaka alan kimse onu alırken nasıl bir eziklik ve gönül alçaklığı ile alır. Ondan sakınmak gerektir. «Dilediğin şey mümkündür. ben sana sen benim yaptıklarıma sabredemezsin demedim mi? Bu öfke. mal vermek. 122) Bilir misin sen kimsin. çok ateşlenirdim. eğer Hazreti Peygamber hayatta olsaydı seni yoldaş olarak seçerdi. O sana geldi. Senin bundan sonra bu olay üzerinde durmana şaşıyorum. parası karşılığında bir şey satabilir miyiz?» «Evet. Mademki Allah adını anarak bir söz söyledin. Bu yüzden bütün kurnazlıkları öğrendim. Bunu gizlediğim için de an-laşmamazlık günden güne arttı. Şüphe yok ki sen bugün güzelsin.» dedi. «Kız kardeşime yedi dirhem karşılığında aldığı yorganı getirin. Ancak sen nerede olsan yine eksik sayılırsın. ama Allahtan korkuyorum. Bizim sözümüze ve işimize razı oldu.. bundan daha hayırlısı gelirdi. Bu alışkanlık hali bende o derecede kuvvetli olmazdı. Abdullah kaç kere hapis olmadı mı? Eğer kurnazlıkta olgunlaşmış olsa idi düşmanları onu hapis edemezlerdi. ona hiç kimseye vermediğim şeyleri bağışlardım.» derim. bak istediğin gibi sana teslim oluyoruz. 123) Bu cevap ancak sana sadaka olarak bir şey veren kimseye yaraşır. geldiğim zaman binlerce ihsanda bulundu. Dediler ki: işte sen böylesin. Bizden sordular: «Bana bir câriye verirlerse. (M. bu meşru bir evlenme olur mu? Ayrılma veya birleşme hallerinde mihr parası vermek gerekir mi? Ona. Ben inkârla cevap verdim. «îslâm beş temel üzerine kurulmuştur. «Acaip. beni korudu. nefisten gelen bir davranış değildi. Eğer Allah kullarında cimrilik olsaydı. sen öyle yüce bir kişisin ki. Hatırımdan neler geçiyor? Aramızda geçen tatsız hatıraları unutur. ben de. Bunu bilirim. bir nifak var ki. bağışta bulunmaktır. Ama eğer gerçekten bana bağlı olsaydı. Hızır el çırptı. Allahnın has kullarında. ben de bu işten vaz geçtim. Ama. kötü bir düşme değil. Çünkü bu işte olgunlaşmamışlardı. ama bunu sana hiç açmadım. Şüphe yok ki bu sözüm yanan bir ateş gibidir. o başka yönden geliyor. O Allahsal öfke idi. gerçek davranışların sonucunu ve derecesini. Bununla beraber.» derse.» Acaba verdi mi vermedi mi? Dedim ki: «Verdiği bu yoldaş için ona başarı da verdi mi?» «Hani?» dedi. Allah bilir dedim. Has kulları besleyen o kimseler için demiyorum.» (M. «Kendine gel!» diyordu. ama böyle bir davranışta bulunmadım. Belki o düşmanlarını hapis ederdi de onların haberi bile olmazdı. Kaç kere bana zahmet vermek için Kadıya başvurdu. Şüphe yok ki. Biz Muhammed Güya-nî'den aydınlandık. «Ben fakirim. hiç bir şeyim yok. Hayır ancak bunda bir ikiyüzlülük. onlardan faydalandım. Çünkü ben kurnazlığın sonunu ve derecesini de bilirim. Bunlar kendisinin oldu. Hızır ona öfke ile cevap verdi.» dedim.

Bu Hazreti Muhammed'in (S. Nasıl ki Musa Peygamber sordu: «Cihanda benden âlim kim var?» Arkadaşı Yüş'a cevap verdi.» dedi Hızır. nasıl dedin?» diye bilgi istedi. Can ver ki onun vuslatı bir daha ele geçmez. böyle yaparım. Bağdan bana ne? Yeşillikle ne işim var? Bağdan yeşillik yerine nasıl diken koparırsın? Buluttan damla yerine nasıl taş yağar? Benim için sizinle birlikte bulunmak daha hoştur. Şimdi benimle yaşamak zordur. Saki uyuyakalmış. Kendi nefsine tapan gafillere bir damla bile verilmez.) başından geçmişti. pervasız bir adamım. mum sönmüş. araya bir engel . Siz benimle yoldaşlık yapamayacaksanız o başka. bundan dolayı da halinde bir değişiklik olmadı. Çünkü arıyordu. Yoksa Hızır'la buluşmak için değildi. bu cevaba kızmadı. «îştc seninle benim ayrılmamız zamanı gelmiştir. Musa Peygamberin o üçüncü dileği Allahya karşı duyduğu arzu ve istek ateşinden. «Ha ha. Size gideceğiniz yolu öğrettim.veriyorsunuz ki? Büyüklerden biri bana bir şey anlattı. Aramızda uzaklaşma günü gelmiştir. diye dikkat ederim ki. Benim bulunduğum yerde konuşulan sözler arasında belki benden dinlemişsinizdir. En soğuk kimselerde bile artık soğukluk kalmaz. Baharda yarin yanağından uzak olunca.» Musa Peygamber uyandı gördü ki: Şiir: Dilber gitmiş. «Alemde senden daha' âlim bir kişi var. ama şimdi o bir iş yaparken Şeytan karışırsa. Ben onu kuru sözlerle anlatabildiğim için üzülüyorum. A. Yüş'a da Peygamberdi ama hüküm sahibi değildi.» «Hayır. aşk tutkunluğundan idi.» dedi. Çalışın gayret edin ki. Musa. Bu hale her kim engel olursa işte o Şeytandır. Hızır'a dedi ki: «Eğer yolculuğun ücretini istersen. Şimdi bu sırra niçin «Değerlidir. ona darılmadı. öyle bir âşık idi ki. Musa'nın başından geçen o hali o bir daha göremedi. Eğer o olaydan size (M. Bizim bunu elde etmemiz için hiç bir yolumuz yoktu. «Bu ne sözdür!» demedi. Tecrid ehli erenlerin birlikte içtikleri mecliste. tekrar kerem et bize! Bu devleti elimizden alma! Bu konuda sizin yolunuzu kesecek olan Şeytan değildir.» diyorsun? Evet. O çağlarda hüküm yetkisi Musa Peygemberde idi. Dileğiniz öylesine hararetli olur. Hayır efendi! «Allahın adını anarak ona yoldaş olalım. Sermest olanlara şeriat kadehiyle bade verilmez. Eğer Mevlânâ' nın dileği o ise bana ne devlet ki. Benim de bir aradığım varsa. Benim bir şeyden hoşlanmam da. Gerçi Tebriz'e gidersem orada bana mal. (M. sözünü dinler ve anlarlar. Musa'nın bu husustaki açlığı senden daha mı azdı? O. her kime çarparsa onu yıkar ve o sizinle dost olur. Allaha yalvarın: Ey ulu Allahm! Bize bu devleti sen verdin. yapabilir miyim. Ama sizinle beraber kalmak bana onlardan daha hoş geliyor. sözümü dinlemez ve anlayamaz-larsa bundan nasıl hoşlanabilirim? însan öyle kimselerden hoşlanır ki. Eğer aranıza bir kaç günlük bir ayrılık girecek olursa ona tekrar yetişmek için çalışın. ne Mevlânâ'nın ayrılığından bana bir zahmet. ne de ona kavuşmaktan bir sevinç gelir. alabilirsin. İlk Allah gayretine engel olmak ister. sekiz gün dokuz gün hiç bir şey yiyip içmedi. buna ne verseler değer ama bu da ölçü ile olur. ne de başka bir şey engel olabilir. mevki ve yüce makamlar verirler. O dilekteki şiddet ve hararet. Nasıl ki. arada hiç bir perde engel olmasın. yüzümü o dilek tarafından çevirmişken Allah tekrar beni o tarafa yöneltti. 124) bir hal erişirse ne mutlu olaydı o. Bana mal ve makam vaat edenler. mülk. 125) Şimdi dilekte bulunmak. Musa Aleyhisselâmın yaptığı gibi. Ancak Allah gayretidir. Araya ne evlât. şiddet ve harareti dolayısiyle hiç bir engel araya girmesin. Çünkü onun size gösterdiği keremi koruyamazsanız onun gayreti sizden geri kalacaktır. incinmem de yaratılışımın gereğidir.» diyorsun. Ama sadece. Allah keremini aramak öylesine olmalıdır ki. Ben teklifsiz. Senin keremin bize ışık tuttu. Bu sözü kendimden söylüyorum. sen de ona uydun demektir.

şeriatta fetva vardır.» dedi. o kadar kaçıyorsun?» diyordu. Bunun üzerine tekrar geri döndüm ve yine baktım. Yüş'a. Ama bu konuda Seyyid Burhaneddinin düşüncesi başka idi. uykuda son derece bir şaşkınlıkla koştum. 126) Mutlu insan o k. «Onu alıp getiresin. Musa ile arkadaşı. o fermanı yerine getirmekle Müslüman olarak ölür. «Ödünç vereyim. gitmese de öldürür. Hastalıklardan dimağını korumak. Şimdi. Burası bir deyişe göre Halep çevresinde Antakya yakınlarındadır. (Korkudan) kaçtım. biz de öyle ikiyüzlü yaşarız. Ancak bu. Bundan dolayı beraber gelemem. Şimdi hikâyenin alt tarafını anlatmak bana borç oldu. Ancak bunu Reşid yapmış olsaydı Mecusî ve kâfir olurdu. Hele ona ayrıca. Bizim şehrimizde de böyle idi.sidir ki. (M. öylesine sıcak bir hikâyedir ki. «Bana uyacak mısın?» dedi. Musa ile Hızır birlikte kaldılar. parmaklarımla mezarının toprağını kazdım. zaman zaman bana söz atar ve derdi ki. Onunla yoldaşlık yapmaya güç yetiremem. Çünkü çok çeşitli. evet. Hele varlığı halk arasında çok lüzumlu olan öyle bir zat için ilâç almak farz olur. çirkin bir iş üstünde yüzünü yere koyuyorsun. Yahut da bir tepe üzerinde namaz kılıyordu. «Kendi katımızda ilim öğrettik. Ben. (M. Hep perhiz yapan. bu da şeriatta yazılıdır. hoşa gitse de. sağlam b'r kafa ile düşünebilmek ona gerekliydi. Musa. başka bir yoruma göre kırk bin yıl. arkadaşına. bir şey yiyip içmeyen ölür. Bu da onun için gerekliydi. «Kullarınızdan bir kuldur ki ona katımızdan rahmet verdik. O Hakkı bulmuş olan. okutma yolu ile. Sultan bir defa ferman edince.» Bu. «Siz kim oluyorsunuz da onu kadıya götüresiniz. Ulu Allah. seni yaratan Allah aşkına söyle. bir kula rastlayınca Hızır ve Musa olayını gönlünde saklayarak onu kendine önder sayar. O ilim medresede öğretilmez.» yani. Bu hukub. Halbuki Musa halkı uyandıran ulu Peygamberdi. deniz üzerinde yürürken. 127) Diyordum ki: Seyyid. Bu şöyle olur: Mademki hastalık öldürücü bir sultandır. Benimle birlikte ama ben bilmiyorum. namaz kıldığım gün çok sevinçli olurum ve kendi kendime derim ki: Hazreti Peygamber dervişliğin sonunu şöyle bir nükte ile işaret buyurmuştur: «Fakirlik. Yine benim ondan uzaklaşmam o sebeptendi. onu rüyasında görmüş ve şöyle anlatmıştı ki: Yüzünü kıbleden çevirmişti. namaz kılmazdı. Hızır'ı överken onun hakkında. Hızır onu hakkın hakikatinden uyandırıyordu. kıbleden dönmüştü. belki o dervişe hoş gelmez. Suç delillerini de o bilir. Benim ile onun arasında fark nedir acaba? Biraz bana bundan bahset! Yüce Allahya ant olsun ki. Bu Musa hikâyesi. ağır hastalıklar geçirirdi.» dedi.» dedim. Musa. ilâç içmesini tavsiye ettiler. bir daha buluşmak üzere arkadaşlık yapmak istiyorsan gidebilirsin.» diye cevap verdi. bana bağışlayasın. yıllarca ararım anlamına gelen Ev emzâ hukubâ demişti. Mevlânâ da onu biliyordu. . «Sen zaman zaman o cariye ile birleşiyor musun?» «Evet. tekkede. Gördüm ki.» buyurmuştur. Musa'ya dedi ki: «Ben. Bu söz başka bir kul hakkında söylenmemiştir. Bize ikiyüzlülük yaparsa. Hızır. uzaktan onu gördüler. Sofuluk gayretiyle ilâcı içmedi ve öldü. «Her ne bu-yurursan seni dinlerim. Musa'ya bir şeyler sordu. Nihayet Reşid'in onu dışarı çıkarması sebebi bundan dolayı idi. Birb'rle-riyle konuşmaya başladılar. Ama sadece namaz kılmak da yeterli değildir. Daha dikkatli baktım yüzü de. O ilâç almadan geri durmazdı. Aşağıya bakıyordum. «Sen daha ne gördün ki. O kimse de. Ama bunu soğuk soğuk anlatırlar. «Sana anlatacağım. ateşinden gökler tutuşur. onlara acırlar bile. zahid kapkara kesilmiş. daha başka bir deyişe göre de seksen yıl veya seksen bin yıldır. Bundan daha güzel ve tatlı. Hızır'ın işinin inceliğini bilirim. Adamcağız. yüz yüze sevişmekten daha hoş bir şey var mı? Mademki ona iman getiriyor-sun. Ama sen eğer ondan ayrıldıktan sonra. ona /sadece bu tavsiyeye uymak uygun görülmez. Onu Yahudiler kabristanına gömmek vacip olurdu.» Yüş'a geri döndü. eğer ayıp olmasaydı nerelerde olduğunu. ondan davacı olasınız?» de. biraz duman çıkmaya başladı. o kız kardeşe ve damada.» buyurulması da başka bir iltifattır.girmesin. Zahidlerden biri hastalanmıştı. «Bu namaz kılmak sana hiç engel olmuyor mu?» Ben de ona şu cevabı verdim.» dedi. Başka bir zahid. Başka bir anlatışa göre de bir kır ata binmiş olan Hızır. «Seni uyandıracağım. Ama başka bir vakit anlatacağım. kitaptan öğrenilmediği gibi hiç bir Allah kulundan da elde edilemez. Zorunlu hallerde. Şimdi. bu yüzden saçlarını yoldum. kimlerin önünde dolaştığını birer birer söylerdim. iki denizin birleştiği yere geldiler. Müride soruyorsun. Bu Allah için bir iş. onunla konuşmak şerefine eren yüce Peygamberdeki niyaz'ı gör ki Hızır ona. Çünkü o hal Müslümanlarda görünmektedir. bir deyişe göre kırk yıl. benim için övünülecek bir haldir. Hatta namaz kılanlara dil uzatırlar. bunu onun hakkında inkâr etmiyorum. ama o engel olmuyor.

» dedi. Hatta yüz bin yara ve mızrak darbesi alsaydım bile. «Sana vasiyet etmek istiyorum. Ama bir aralık Mevlânâ da bir incelik görürsem anlarım ve hikâye söylemeye başlarım.» buyurdu. Elleri ile başlan ile işaret ederek konuşurlar. Onu övdü. Ey Zehra! Allah rızası için mevcut olan bir şeyi doğru söyleyeyim. Eğer bugün onu gördümse şimdi. Onlar ise o kadar aydın gönüllü değildirler. yahut peşinde sürüklenen bir derdi vardır.» derler. bunu bana daha açık göstermek istedi. Her biri saf altından söz açar. gelmek sayılır. 129) Ama gönlümün isteğine uymadım. acı duymazdım. elli defa Kuraıı'a el basarak yemin eder. Diyor ki: Bizim haddimiz değildir ki senin hizmetinde zahmete katlanalım. biraz güzellik gönül için güvendir. (M. Bunda sadaka verenin bile farkında olmadığı bir kibir gizlidir. Ama bu adam ölecektir. şu nükteyi hatırlatır: Hazreti Ali. gönül sahibi. (M. gel!» Ama ben bu tanıklığı yapmaya yetkili değilim. niçin gitmez? Bu o çocuk için nü ölüyor? Dedim ki: Peygamberler de İkiyüzlülük yaparlar.» dedi. yol ortasında durmaz. konuşan adamsın. Emir almadan gelmek de. O kimse. Bu halde doğru yemin etmiştir o insan. yine gam yemezdim. Bundan dolayı.» Senin için kaç kere «Kulhuvallah» okurum. Nasıl ki. her ne kadar böyle bir nükteden söz açmadı ama. ona izin verirsiniz. soğuk düşer. Bugün söylediğim sözlerin anlamı.» dedi. Gerektir ki. sana sevap olur. Çünkü namazın zahirî ve bâtınî olanı vardır. ama çarçabuk söyleme» demiş.» dedim. Ama bu söyle-nememiştir. sen onunla konuşamazsın. Erkek kişiye asla. zaman olur ki. onun ve benim gönlümde konuşmak arzusu uyanmıştır. «Şunu dikiver.» dedim. Ona baş işaretiyle. doğru yoldadır.«Bismillah. Çünkü derler ki: Şahit o kimsedir ki. Şimdi mutsuz ise yapsın eğer mutlu olaydı asla beni kadıya götürmezdi. Gönül hoştur. Bana sordu: «Ben kimim?» «Sen. «Ben ilim şehriyim. Emri görünce. dedim. «Dostun vefası mal bağışlamakla belli olur. her ne yaparsa daha iyi olur. Şimdi mademki bahtsızdır. Şimdi onun talihsizliğinden bana merhamet geliyor. cevap verdi: «Kâfirler Kilisede başlarıyla şöyle şöyle yaparlar. «Tanıklık edeceksin. ne söylediğini anlayamadım. Bugün. gitmek olur. Bu da onun dostlarına ait olur. o sırrı. ölümden sonra o da söylesin. Bununla beraber hepsi de güzel huylu idiler. Çok ayık ve aklı başında olan insan da onu yapar. «Evet. Şems kalmıştır. Ancak. Onun için bir yer düzelttik. hatta sarı benizli görünür. Halbuki bu iş. Ben onların özürlerini biliyorum. Başka söz konuşmam. doğru sözlü olur. eğer onlardan ise. Ben tekrar gönlümü gerçeklemem. Yani bu o demektir ki. Diyelim ki. Senden cüppe istedim. devamlı namaz halinde olduğunu da söyler. Bu ona hiç yasak değildir. tlâcı da bu şaraptır. önce o baş işareti sana neler söyledi. «Kadına şeyhlik gerekmez. hatırından bile geçirmeden.» Görüyorsun ki. Onu da göreyim. kâh bir özür veya dalgınlık yüzünden erişilemeyen o zahir namazını bir tarafa bırakmaktır. Şimdi. Bize gerekli olan. Ancak Allah. sadaka vermek hususunda hiç kimseye söylemeden. Emri göremediler. Emirsiz gelmek. Dost yüzlü. kâh kılınan. sen nasıl görebilirsin? Şimdi ben ona sövdüm sen de söv bakayım. «Ama bu soğuk düşer sözünün manası anlaşılamadı. rahmet olmaz.» «O melun köpek! Köpekler onu yalasın!» diye o da küfürü bastırdı. Bir zaman Mevlânâ söz dinlemek isterse. emrin tatlılığını da anlardı. gitmek demektir. Yine başka biri yol ortasında ona der ki: «Bırak onu. hiç gam çeker miydim? Hele çok uyanık ve akıllı olsaydı benim için bir şahlık ve devlet sayılırdı. birinin bir rahatsızlığı vardır. kendi kendime. Ama elbette makbuldür bu. kadınlarla çok çok sohbet etmesi gerektir. Emir gelirse uymak aynı edeptir. Bâtın namazı. Nasıl ki emir-siz gitmek de. İçiniz ondan incindi ise kız kardeşlerine gider. On kere okurum yeter. ben hayırlı bir iş yaptım diye düşünmeden iyilik yapan kimse. Buna verilecek cevap erken ve çok çabuk olmak gerekirdi. Ali de onun kapısıdır. Eğer dostları onun ölümünden sonra kendisine rahmet okuyacak olurlarsa bu onun için lanet olur. Ayaz'da o bozuk düşünce yoktu.» dedim. niçin ayrı düştük? Burada biz konuşurken her biri bizimle dopdolu idi.» dedim. Sen de tanıklık edeceksin. Hele mal dağıtmak. Meğer kalenderlik yapıyorsun. İster . kadına asla gerekmez. Ancak içinde bir bulanıklık ve bozukluk var ki emri göremiyor O. derler. başkalarına sadaka verirken öyle zannedersin ki kendisine sadaka veriliyor. Bu gönül asla yalan söylemedi. Bâtının zahiri olduğu gibi. kadını boşayacağına yemin eder. Bana bir tiksinti gelip de zarar vermesin diye gelmeme razı olmuyordu. en güzel cevherler saçarlardı. yani konuklar gitmiyorlar ben gidiyorum derim. 128) Ancak sizin için haramdır. biri. Erkekse. Dedim ki: «Mevlânâ'yı Allah erleri bile göremezler. bu hal de beni yaralamaz. Hazreti Peygamber Aleyhisselâm. başıma şeftali dikilsin. Benim yârim benim gibi olaydı. niçin önce güler yüzle gelmedin? İlk geldiğimiz gün. yahut akıllı demezler. Onun Şeyhi bir gün başı ile işaret ederek beni çağırdı. Bazen namaz kıldığını da söylemez. bu iş kadına da yaraşır ama erkeğe daha hoş gelir. o burada başka türlü yaşayamaz. Başıyle işaret buyurarak dedi ki: «Bu dışarı çıkan bir sestir diyorlar. kalp huzurudur. ruh sahibi. kadınsa. bilirim ki.

böyledir. mülk verdi ve öldü. Çünkü onlar Allahın has kulları idiler. onu sükûtî ve kapalı kılar. Gizledim cehenneme gitmesin diye. Nasıl ki Şiblî ahiret adamı. (M. o makamda olsun da kendisinde bu sıfat bulunsun..» «O geçti. Gel! Artık babanı görmeye gel!» «Hayır. Sonra şeyhin kendisi için yüz bin yıllık yol olan bir kimseye de rastlayamadım. nebilerin. bu istekle Tebriz'den çıktım ama bulamadım.» dedim. kendisinden bir söz nakledene gücenirmiş. «On altın verilsin. Hep onu şöyle idare et. bir de Mevlânâ'nın. benim hoşuma gider.. düşmanlar. Eğer Ulu Allah. ayağını uzat da üzerine koyayım. Benim için ne gam? Âlemde hem dünya hem ahiret. sen de bu gönül hoşluğu ile kal ki. onda var mı yok mu anlayayım. onu yüksek görmekte ne kadar ileri gidiyoruz! Kaç kaç kere onun kötü hallerine göz yummuşuzdur. 130) Ben de kendi şehrimden ayrıldığım günden beri şeyh görmedim. hem de Hak adamı vardır. Şimdi bu suretle hırka vermek başka. ağlayarak. (M. «Bunu kabul et!» diye yalvardı. Gönlüm o köpeğin (nefs'in) yüzünden bir aydınlığa eremedi. ister sıcak. «Şimdi de kulağım ağrıyor. Her kimi seversek ona cefa ediyoruz. O bizimdir. Ancak hırka vermez. Halep'ten bir adım bile dışarı çıkmazdım. bir kadına mutluluk kapısını açmak dilerse. biri gelir de zorla. kendi ipliğini eğirmek yaraşır. Birinin böyle aşağıdan alması. «Eğer benim olaydı yanımda bulunurdu. Ben ancak Mevlânâ için geldim. kendisinden söz nakledenlermiş. Dün. Kadına. Ancak ben de. yabancılıktan ve bilgisizliktendir. Hizmetinde bulunalım. şüphecilik nerede? Ondan yüz bin fersah uzak. O nerede. ancak şu kadar öğrendim ki. o yine bu sıfatta idi. kulağıma koy ve kulağıma tukur ki. Şimdi senin bana olan inancın bu mu idi? Bununla beraber onda bir mertlik var. Düşünmüyor musun ki. Ötekilerini de. filân şeyh hırka verdiği müridinin haberi olmadan ona hırka bağışladı. Bahaeddin nasıl ki o gün. velîlerin başlarına gelen belâlar da o yüzdendi.» demişti. bunların kaynağı hep o. Zaten o kimse ki zorlama ile iş görür. Ama azıcık düşkünlüğünü görünce de. müminler ve kâfirler için rahmetin son derecesidir. «Vazgeç. dağlarda tutmuyoruz ya. Kera Hatun dedi ki: «Dün gece rüyada gördüm ki. çanak. derim. ayağım getir. Ancak onun içinde bir duygu var ki. uzaklaşmıştır. Hatta derler ki. Her birinin inancına. «Bir şeyler getirin de yiyeyim. bizim olasın. Ben selâm verdiklerime hep böyle yaparım. Kera geldi. onlara doğru yolu göstersin. Çünkü onun hali bütün dostlar. Görüyorsun ki. dileğine. «Gelin bana mü-rid olun. mal. olsun! Ne yapayım.» derdim. Eğer yaparsa şehliğe Mevlânâ yaraşır. kimse vurup inciltmesin kaygısı ile oyalandım. Mevlânâ da Hak adamıdır. Görmüyor musun ki. . senin eski pabuçlarını bile taşıyacak değeri olmayan birine saygı göstermekte. Bu niçin böyle oluyor. Mevlânâ bugüne kadar onunla çok uğraştı. Dün gece yine dostları arıyordum. Belki bin defa söyledim. Daha sonra. Çünkü bize yabancı kalmış. Bu sözü iyi dinle de bırak başka sözleri. Önce onun işini yoluna koyar. Ancak onlar şeyhlik yapmadılar.» demesi başkadır.» dedi.» dedim. Eshab-ı Kehf'in (Mağara arkadaşları) köpeği arşa çıkacaktır bu yüzden. Ben şeyhimi görmedim. «sakalımızı kestir. dedim ve hallerine acıdım. Ben de. ağrısı dinsin. Seni görüp tekrar mezarına dönecek. Her birini ayrı ayrı göz önüne getirdim. En çok incindiği kimseler. aşılırsa o zaman o da verir. böyle yaşat ki. Ancak Mevlânâ' yi bu sıfatta buldum. yalnız kendi işini görmek. Şimdi Halep'ten tekrar dönücümde de. Her kimin başını sahraya çevirdilerse bu.» dedi. yüz bin ödül veriyoruz.» «Mevlânâ gelsin ele versin. Şeyh Ebubekr'in (Sellebâf) de hırka vermek âdeti yoktu. köpekler kurtulur da o kurtulamaz. anlayışına bir başkalık gelmiş. «Bize bir hırka ver» diye direnir. bir aralık söz arasında benim sana yaptığım gibi.soğuk düşsün.» «Hayır. Hele ne gerek vardı ki. ekmek ve gönül var. belki bir şeyh vardır.» dedi. 131) Onda bir zorlama yoktu. O selâmı onun için verdim. mezarından kalkmış Telbaşir köyüne bir adımlık yerde seni görmek için bekliyor. Bana deselerdi ki: «Baban seni çok özlemiş. ayağımı size doğru uzatmışım. Onun kendi şeyhini de göremedim ki. Allahdan bunu dilerim ki. gönül alçaklığı gösterdi. «Bu hırka Şems'indir> dedi. sonra hal hatır sorarım. edep dışı uyumuşum. bu hırkayı vermek için Mevlânâ'nın gelmesini beklesin? Perir. Eğer Hazreti Fatma ile Ayşe şeyhlik yapsalardı. Böyle bir kimseyi de görmedim ki. ben Hazreti Peygambere olan inancımı değiştirirdim. Nihayet beş altın çıkardı. «Onu bana ver. Ona saygı gösterelim.» dedim. Bundan şüphe edilemez.» der. Gerçi âlem boş değil.

Bu çocukta ümit vardır.» derse. nimetin elden gitmesine acıyor. Fakat o iyiliksever kişinin gözü bu cihette değildi. yabancılık göstermektedir. O İdristeki mana ise daha manevîdir. «Henüz vakti gelmemiştir. Ben yalnız ca her yeri dolaşırım. Yanıma gelenlere sorarım: «Efendi! Konuşacak mısın yoksa dinleyecek misin?» «Konuşacağım. Bir vakit bu dersin manası yürür başka bir vakit de o dersin manası. Semerkant. yer yer gezdiremem. biz evde bile dağılmış bir haldeyiz! Biri o tarafa o kâsenin başına gider. Mevlânâ diyor ki: Filân. Nihayet senin halin hırkanın halinden daha iyi olmalıdır. Evet. Seninle şöyle teklifsizce bir şeyhlik sohbeti etmedim. Sen bu Meryem'i sevmiyor musun? Bu yavrunun güzelliğini görmüyor musun. ne kadar hoş yerdir! Bu âlemde olmayan hoş bir âlem o taraftadır.» derse. 132) Ona ne diyelim ki. bundan daha hoştur. vaktin birinde bir hırka söz söylüyordu. Bu. Başka bir yerde Hakka ödünç vermek bahsini tefsir etmiştim. Ama üçüncü bir çocuk daha var ki başka arkadaşlarını da kendisi ile birlikte okuldan kaçırır. kendisine bu kadar saygı beslediğimiz halde hâlâ bizden uzak durmakta. yoksa çetin gördüğün her şey sana gerekmez. ama surette İdris görünecek olursa ancak İdristen doğan mana. Ağır davranırsın. Rum diyarında (Anadolu'da) olduğunu söylediler. sarf etmiyorsun. her dükkânda çömelirim. Kuran öğrenmeye teşvik eder. bu hikâye ve bütün bunlar onun hatırına gelse bile yalnız bizim kendisini görmek hususundaki arzumuzu hatırlamaz. (M. kendi sözünden kendi şiirinden sana bir coşkunluk geliyorsa başkalarının sözleri ve şiirleri de öyle gelir. Bir kere bu çocuk ötek'ne erişemez. 133) Henüz pekmez satıyorsun. duaya bel bağladım. Bu bir nimettir. Benim bir âdetim vardır. «Ben ne bahtsızım. ben de. dersten kaçar. onu geçebilsin. «Ben dinleyeceğim. Bu çocukların ikisi de kararsız. Bir başka çocuk da bunun ta-mamiyle aksidir. Çün-kün gazaptan lütfa doğrudur. Fakat dün gece bunun neden ileri geldiğini bildiğim için pek hoşlandım rahatlaştım. «O halde biribirimizle uyuşuruz.Çok ayrı düştük. Öteki bu sofranın başına koşar. Ben de. Mevlânâ buyuruyor ki. benim yaşımdaki bütün çocuklar mektebe başlamış!» diye gizlice ağlar. «Geç!» derken acıdan korkuyor. Ama öteki orada oturur kararsızlığı bir hamlede parçalar. Kitaptan. her külhanda dolaştıramam ki.» derim. bağlı bir ağızla tutulmuş olur. onlar ile yoldaş et! dedim. benim seninle beraber olduğumu bilsinler. Biri kaçar kendini kurtarır. Meğer ki o kaçsın da ben kurtulayım. Bir Şehir Müftüsünü öyle dükkân dükkân. Eğer. Bu hikâye uzundur. Bak bunu nasıl tevil etti: Kendimden ödünç verdiğim şey daima gönlümden çıkmaz. bu ağzı mazeretle açasın. Çünkü o oruç. O ise vekarlı kişidir. İstesen de istemesen de ben bu tarafa giderim. yoksa veresiye para mı?» «Vur da geç!» demiş. Rüyamda seni bir velî ile yoldaş edeceğiz dediler. İblise gazap edilmesindeki bu nükte latif ve manevîdir. öteki oruçtan tutmuş olasın. başkalarının şiirleri! . Ben söze başlarım. İblisden doğan manaya göre daha lâtiftir. Bir zaman sonra tekrar gördüğüm rüyada.» dediler. o da laf arasında konuşur. o demektir ki. Sofiye sormuşlar: «Peşin bir tokat mı istersin. Gerçi başka zamanlarda bir nevi edep dışı hareket olması bakımından bu hali hoşuma gitmezdi. Ama kendi kendine. Onlara karşı da heyecanın artar. îşte onda hiç ümit yoktur. acele ederler. Sordum: O velî nerededir? Ertesi gece bu velinin. öteki arkadaşlarını da kendisiyle birlikte ders okumaya. niçin hatırlayayım? Böyle adama Allahnın verdiği gıda ile oruç tutmak haramdır. Gariptir. güzele karşı ne denilebilir? Lâkin sen diyorsun ki. ağır davranırlar. niçin onu düşüneyim. Nerede kaldı ki. Her işin bir zamanı vardır. dönek tabiatlıdırlar. Bu orucu açtığın zaman öteki oruç da tutulmuş sayılır. 'ama bu böyledir. benim ayrılmaklığım onun hoşuna gitmez. Nasıl öyle eğreti oturmuşsun? Gönlüme ürkeklik geliyor. O. Allahya yalvardım: Yarabbi! Beni kendi velilerinle tanıştır. ona âşık olmuyor musun? Derse başlayan bir çocuk vardır. Acele edersin. Senin kendi sözün yok mu? Hep başkalarının hikâyeleri. (M. Şimdi İblisin manasını bu kadar hoş bir şekilde işittin mi? Bakarsan İbliste de İdriste de belirli birer mana vardır. İyiye. üç gün üç gece arka arkaya dinleyebilirim. Dünyanın hoşluğu o cihettedir. dün gece raks ediyordu. Eğer benim olacaksan benimle birlikte gelirsin.

Allahın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun. (M. çünkü âşık idi. dışarda gördüğüm bir çok şeyleri sana söyleyememektir. Halvette sizi hep hayırla anıyordu. göbek yapmak düşüncesinden vazgeçtim. (M.» dedim. yemek yerken konuşulan o sözleri yine birlikte yemek sofrasında konuşmayalım? dedim. «Onun etrafında dolaş. Kitapta yazılı olan şeyler hakkında onlara bir utanç gelmez. dostun mektubunu okumuyorsun. âciz görüşü ile eksik basiretiyle ancak kendi 'tasavvurunun suretini görür. Yine gelseniz ne olur? Dualar edelim! Arzunuz nedir. bari dokuz şeftali ver ki ben söyleyeyim. Başka cansızlarda böyle bir âdet görülmemiştir. çekiştirilmeye elverişli ise tevil ile söylenir. Beyit: Nice sevgili. mest. Bundan sana ne fayda var? Eğer bu noktada bir yanlışlık olmuşsa gayret et. Yani nefsinden ona da bir artık kalmıştı. Hem sen taklit yoluyla da diyorsun ki. nihayet vücuttan dışarı çıkmaz. Şimdi sen söyle. başı dönmüş Gözleri yaşlı olduğu halde kapıya geldi.» âyetindeki manayı anlamak konusunu mademki sen açıklayamıyorsun. binlerce veli. Kaldı ki.» Yani bu varlıktan geri kalacak bir şey varsa. Şimdi yüz bin Bayezid de. Bana bundan sonra Medrese çevresindeki yollardan geçmek yaraşmaz. Tekrar sordu: «O halde söyle. Bu yüzden duacınızın size karşı beslediği sevgi yüz kat daha artmıştı. mümkün-olduğu kadar düzeltmeye çalış! Ama sana b:r fayda sağlamaz.» Şeyhi ona şunu söyledi: «Senin bir kere Bayezid-i Bistamî'yi görmen. okşayıver. nebinin ayak tozuna erişemez. Eğer biri senin gerçeklediğin «Allahyı görmek vardır. Mürit. Doğru söze tevil gerekmez. yoksa haram mı?» «Helâl geçti. Bunu niçin anlatayım. onu sizin sohbetinizi anlatırken dinlemiştim. Sonra gönlüm razı olmadı. Dostlar yen lendi ama ben eski bedenimi bulamadım. önce bana sevgi ve saygısı vardı. o da temizlendi. sana bu aranılan şeyden söz açmak da belki hoş gelmez.» anlamındaki Allah kelâmını tevil etmek isterse fetva istemek lâzımdır. Ancak onun vechi kalacaktır. Nihayet biraz da dostun mektubundan birşeyler oku.yetmiş kere açıkça görürüm. Ben artık ense. aradığınız nedir? Yukarıda sözü geçen. Allahyı yetmiş kere görmenden daha hayırlıdır. O beni niçin okşamasın?» Bu ikinci sorunun cevabım niçin vereyim. Dün gece dedim ki. ancak dostların yüzüdür. bu sözümden de hayrette kaldım. . Sevgiliyi arama yönünde öldü. 134) Müridin biri dedi ki: «Ben her gün Allahyı . Kadı ona yan yan baktı.» Ancak. Aranılanı bulmak ona kavuşmak için en yüksek arzunuz nedir? Allah daima doğruyu söyler onun ilâhî varlığına ant içerim ki bu doğrudur.» dedi. Ben de Tebriz şeyhleri ile Zahid'in ve kölelerin hikâyelerini anlatıyordum. Şimdi beni en çok korkutan nokta. Musa'nın peygamberliğini nasıl kabul eder? İşte Musa'nın hikâye ettikleri o hali senin halindir. Fakat o buzağı mademki Allahlıktan dem vurmuştur. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü gibi çıplak ve uygunsuz sözler ise tevil götürmediğinden şüphesiz söyleyenin başı araya gitti. 135) Bu gibi şeyleri biri kitapta yazar. «Gözler onu göremez ama o gözleri görür. altınla doldursan bile yine mücevhere eşit olmaz. Rüyamda gördüm ki Mevlânâ ile birlikte Kuran' daki şu âyeti okuyorduk: «Her şey yok olacaktır. sana gevşeklik ve arıklık verir. sizin sözlerinizi de Mevlânâ ile birlikte sizin ağzınızdan dinleyelim. Şimdi tabiatını bilmediğimiz bir insanın gönlünü nasıl bilebilirsiniz? Zaten aranılan da gönüldür. Söz. Allahyı Bayezid kuvvetiyle göremez. O halde nasıl reva görüyorsun ki.Hırka nasıl konuşabilir? Cansız varlıklar içinde ancak Samiri'nin danası konuşmuştur. Ben bu konuda bir şeyler bilsem de senin nefsine bir fenalık gelmesin diye söylemem sana. Bu öyle bir divaneydi ki akıllının söyleyeceği sözü söylüyordu. tşin kötü tarafı sen hep kendi mektubunu okuyorsun. Bir divane ötekine şöyle diyordu: Bir çuval yün nasıl olur da bir çuval mücevherle beraber olur? Yüz kere boşaltsan. Musa'nın pabucunun tozuna erişemez. Niçin ağzımdan bu söz çıksın? Ancak benim sana ilk söylediğim sözü dinle! Çünkü bu ikinci mesele. Nasıl ki bir adam soruyordu: «Kadınların kapalı yerine bakmak helâl midir. Yüksek sesle. Niçin.» Mürit meşelikten dışarı çıkıp da Bayezid-i görünce hemen düşüp öldü. bir külhancı onu her gün bin defa görsün? Allah ile konuşan Musa'ya da onu göremedi diyorsun. «Ona el yetmiyor.

Bütün bunlarla beraber diyorum ki. bu deyim manevîdir. dersin rahmetini yine o götürdü. O zaman iş şüpheli olur. Âlemin görünüşü karşısında der ki: «Nihayet ben sende bir âlem görüyorum!» O da. O ışık sayesinde her kimin yüzüne bakarsa onun said (mutlu) veya şaki yani (mutsuz) ve fena yara-tılışlı olduğunu görür.» buyurulmuştur. Çünkü mademki ben diyorsun. Bu takdirde.» o kadar lâtiftir ki gözle görülmez. Bu arada aranılan sevgili ile bir ilgi kuranlar vardır. «Onu gözler göremez. İyi bil ki. Eğer. Zaten taklitçi. o saçı ile. Âlemde. Bunlar Hak yolcularını görürler. onun sözü şeyhe yaraşır sözdür. (M. Diyelim ki. Her ne kadar onu yorumlamak uygun görülse de yine tekrarlamak yaraşmaz. Ama pek azı taklitçilikten uzak kalır.» der ve «O halde. Ama tekrar söylemek gerekmez.136) Bu halk İblisdeki hakikatten âciz kalmışlardır. ama ikincisi daha manevîdir. coşkunlukla İsa gibi erken konuşmaya başlar ama aranılan sevgili onu ya kırk gün sonra söz söylemeye yetkili kılar. taklit yolu ile değil. Evvelkisi manevîdir. «Şu toprak âleminde ne yapacaksın?» deyince: «Senin lütfün benimle beraber değil mi?» diye sorar. Biri der ki: «İşte bu yetim inci benim. Acaba ben var mıyım? diye yakın mertebesine erişemedi. Tahkik ehli müftülerle şeriat müftüleri de onlara yardım ettiler ki sevabını paylaşsınlar. Yakîn ve yakînde şüphe. Yani o ancak yakîn ve hakikat yolu ile Hakkı kabul eder. hararetli hararetli söyletir. O hem şüphe. ben sözü çıplak. yoksa aranılanın nişanı değildir. 137) Şimdi her gün benim ışığımla temaşa ediyoruz âlemi. rahatları kaçar. Onlara bir şey görünmez. taklit yolu ile değil ancak tahkik yolu ile anlar. Hak yolcusu bir temaşa âlemine gelmiştir. İşte şu. «Ben. içindeki pisliklere dayanamaz. Bununla beraber. âlemdeki pislikleri içine atsanız asla değ'şmez ve kirlenmez. Kuran'ın içyüzünü. ona. Âlem içinde aranılan sevgiliyi seyretmeye geldim. «İster olsun ister olmasın.» sözünün delilidir. Asıl aranılan da o mertebedir. Musa'dan başka oldu.» deyince de. Allah yolunun başıdır. Hele şeyhliğe ve kılavuzluğa yakışmaz ki. Hakkı arayan gerçek. susamış bir kimseyi nasıl geri çevirir. Akar su pislikleri beraber sürükler. kirlenir diye içindekileri kendir ğinden dışarı atar. Allahnın yüce zatı hakkı için demişlerdir ki. Onlar ancak bu menzilden sonra son duraklarına erişirler. Ama. Ahırzaman Peygamberi Hazreti Muhammed Aley-hisselâm'dan. hem de yakın mertebesinde kaldı. Bu. «Ben de üzülüyorum. evvelkinin dışında olsun. alçak ve öldürücü bir kuru lâftan başka nedir? Zamane müftüleri Hallâc'ın ölümünü istediler. müminlerin ilkiyim. ne onun bunun şiirinden. O. «Hele bir kaç gün daha temaşa edelim.» Öteki der ki: «Burası oturacak yer midir? gidelim. İçimden sana yardım etmek için bir gayret geliyor. O felsefe yaptı.» der. onları geri çevirmez. Mademki hem dost hem de Hak yolcusu olduk. On beş yıl sonra da onu konuşturur. ama o gözleri görür. «Nefsini bilen Rabbini de bildi. sonra da bir rahatlık duyarsın. nişanı olmayan bir sevgilinin halinden haber veren işaretten onda bir nişan yoktu. arayanın nişanıdır. Yine her gün benim nurumla cihanı seyredelim. iblis. Hak kim oluyor? Hak diyorsan. «Onu göremezsin. Bunun başka bir anlamı daha olmalıdır ki. Başka birinin şiiri mi daha dokunaklı olur yoksa senin sözün. Bu gibiler kendilerini asla şüpheden kurtaramazlar. dünyaya ne bir şey istemek için ne de bu işareti tamamlamak için geldi. sakalı ile kapıda kalsın. yolcu odur ki.«Lenterâni!» (Beni göremeyeceksin!) hitabı gözünün önünde ama göremiyorsun. Hakkı arayan. Görünen her nişan. Yine âyette. «Yarabbi!» böyle bir istekte bulunmaya tövbe ettim.» Başka biri de. o dağ. ancak dağa bak!» buyurulmuş olmasındaki hikmete gelince. O. «Enel Hak» (Ben Hakkım) sözü de yorumsuz değildir. Su vardır ki. sana ansızın bir öfke gelir. «insanoğlunun damarlarında dolaşan kan gibi onun bedenini dolaşır. onun pabucunun tozuna şüphe karışmıştır. gerçi o bu felsefeden daha tatlıdır. Buradaki mânâ evvelkini kat kat geçer. ıstırap çekerler. ama başka bir su vardır ki. Artık huzura kavuştuk şimdi yerimizde oturalım. bâtın manasını ki ona. senin araştırma . Bir zamanlar (Melekler) iblisten ders alırlardı. Hakikat yolcularının yolu yakın mertebesinden geçer. ya on altı yıl geçtikten sonra aradığı dostun yüzünü görebilir. aradığı sevgiliden alnında bir ışık parlar. benim için ne gam!» cevabını alır.» nüktesini iyi dinle! Bundan dolayı onun Rabbini görmek dileği. Bu sözler hep arayanın sözleridir. Gideyim Mevlânâ'yı göreyim. «Sana daha çok yardım edemiyorum. Bunlardan yüz bin tanesinin bile o noktaya erişememiş olması daha iyidir. Onu böyle görmek istiyorsan bu «Lenterâni.» der. bâtının bâtını perde çekmiştir. senin benliğindir. (M. ne de Allah kelâmından bir şey anlar. Allah korusun o bir sapkın olur.» sözündeki surette ise bu ifade uygun düşmez. Şu halde kendisini özleyen.

işler düzeldi. Mevlâ dostluğunun ve sırları bilen Hakkın seni koruması için bir duadır. Ömründe hamam yüzü görmemiş. Hazreti Muhammed (S. dedim. kendi haline uydurmuyorsun. Ya aranılan nişanı nedir? Dinliyorum. (M. Ben buna karşı dedim ki: «Nihayet Ayaz'ın himmet ve gayreti işleri kolaylaştırır. benim için zahir bilgisi sayılır. «Ben mi daha değerliyim yoksa pamuk çuvalı mı?» derse. (M. Dinde ve işte geri kalmışlardır. insanın niyeti uyanmak olduktan sonra. «Yoldan. onlara yardımcı olurlar. Sen benim kızarmış et parçalarını sevdiğimi nasıl bildin? Bunlar meselenin aslım bilirler.A.» işte bu «başkalarının» sözlerinden anlaşılan. kendi benliğinden dışarı çıkmıştır.» «Evet. öyle adamları nasıl kabul eder? Nihayet büyük erenlerin ruhları hazırdır. diyordu ki: «Sen bir gün bana Hümameddin'i seviyorum dememiş miydin?» Ama bu (birlikte yaşadığımız) Halk dururken kervansaraya gitmeye hakkım yoktur. Allah seninle beraber olsun derim. sen benim isteğime uygun hareket ettin. yol kesildi. «Sen sevdiğin kimseyi doğru yola getiremezsin!» buyurmuştur. Bir kimse nasıl edepsizlik yapar da. Lâkin onu yalnızca sarsar da uyandırmak niyetinde olmazsa o zaman ne olur. yani ona kendi halinden kıyas yapıyorsun (Onu kendi nefsinle karşılaştırıyorsun). Allah hakkı için öz babam bile olsaydı bana onların yaptığını yapar mıydı? isterse kitapla gönderilmiş Peygamber olsun onun şan ve şerefini kırar işini alt üst ederdim. vücudu ter ve kir kokan edepsiz bir adamı. Her türlü pişmiş et gaz yapar. velilerle nebilerdir. Dergahına lâyık olmadığı halde Hazreti Muhammed (S. O kendi kendine der ki: Bunu düşünebilmek için kafamı idare eden zabıta kuvveti. Hazreti Peygambere hitaben Yüce Allah. «O Ayaz ki. beni ihtiyarlattı. Acaba benden geç kaldığını mı soruyor? Onunla benim yüzümü yırttı. Gazneli Sultan Mahmud huzuruna kabul etmedi. Akıllıya gelince o da şöyle der. O zaman o kimse direnmeye başlar. «Emrolunduğun gibi doğru yürü!» buyuruldu ve buna işaretle. Siz onun sözüne bakmayın. Çünkü bu noktada bir rahmet vardır.» Bunu işiten divaneler de şu cevabı verirler: «Bir cevher vardır ki çuvallar dolusu berberi altını bile onun kadar değerli değildir. demektir. Sen de o umum istekliler arasındasın. Ytine onların bâtında gördüklerini Hazreti Peygamber zahirde görür. «Dur. Onun kıyasını. Yiğitler gerektir' ki bu dağları kökünden kazısınlar. Nasıl ki. Bütün âlemde bütün sözler talipleri^. ancak Allah lütfunun. arayanlarındır. akıllılardan değil. şu sebepten dolayı imkânsız görünüyor. ister uyumuş olsun.) hakkında söz söyleyebilir? Bu. Bayram geri geldi. 138) Aranılan gerçeğin Allah ile karşılaştırılması yolu ile. ona ayakbağı olacağım. Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kendisine gelen kesin emirden nasıl inledi. Ama bu ayrılış dileği değil. o divanedir. Kuran'da.» Biri dedi ki: «Tekkenin işi nedir? Hangi niyetle iş görür?» O. «Hud sûresi ve benzerleri. Ama ona Isa Peygamber üfler ve kalbiyle onun dirilmesini isterse. cevher ona der ki. yani ondan pek çok yüce bir mertebededir. Benim şeriat yönüne meylimi bilselerdi bana her gün sabahları külbastı ve tuğrak yedirirlerdi. o uyanır. Mevlânâ'nın sevgisi olmasaydı.) ki Mahmud'un mübalâğa sığası ile ifadesidir. bu bana yeter. o âleme varabilmenin zamanını bilmek gerektir. Yeryüzü güzel bir cennete döndü.» dedi.» diye yakındı. Böylece benimle birlikte yoldaşlık edersin. yaşıyanları görür. «Bunu bir kere divanelerden soralım. kendi gözünün nuruna karşı nasıl sevgi beslemez?» Şimdi bizim sözümüzü üzülerek tekrar söyler ve ondan faydalanır. Nihayet nereye gidiyorsun? Benim nazenin -dostum! Bu tartışmadan sonra artık ne söyleyeyim. bunun yüz bin. kendi yuvasından dışarı çıkmıştır. «Ben seni çağırdım.» Cevherin kıymeti kendindendir. Eğer aramızda muhabbet ve saygı olmasaydı başka ne ya-pabilirdim?» Bu arada meseleyi öğrenmek için kendimi zorluyordum. Bundan sonra da ben konuşacağım. ona İsa nefesi gerektir. ister ölmüş bulunsun. Yabancılarla sohbet mi daha iyi yoksa bunlarla anlaşmak mı? O Yahudinin bir tek putu vardır. iş bitti. Hep kolaydır.A. Bu konuda O şöyle buyurur: «Benim dış görünüşüm (zahir). Bir putla uğraşmak daha iyi değil mi? O bana yumruk atar ama ben ona atamam. Sen niçin abdest almaya giderken beni çağırmadın?» «Yoldan mı?» dedim. belki umum sırasında bir şey istedin. «Ey gönülleri ve gözleri dilediği tarafa döndüren ulu Allah! . ama bunda pek az gaz vardır.ışığın mı? Sendeki kudret büyük bir çuvaldaki yün gibidir. Şüphe yok ki. yoksulun biri ondan bir şey istese bütün kalbi ile der ki: Sen benden özel bir istekte bulunmadın.» Dedi ki: Görüyorsun ya iş ne kadar ağırdır. O Hazre-tin mektubunu okumuyorsun. dinliyorsun. yetim inciye asla değer biçilemez. ey Devem! Sevinç son kertesine geldi. Çünkü sen hep kendi mektubunu okuyorsun. Ama Ayaz için zor bir iş yoktur..139) Bu bir feryattır. Yani onlarin kalpleri ve bâtınları ile bildikleri şeyler. Kendinden söz söyleyen kimse. inayetinin. başkalarının bâtınlarının yaratıldığı yerden yaratılmıştır. Çünkü anlaşmak ve birleşmek istiyordum. Bana dedi ki: «Ben her zaman Bed-reddin'in evine giderken hep seni çağırırım. Ama cevherle iddiaya girişir de. Mevlânâ o gün pek duygulanmıştı. köpeklere karşı bile sevgi ve şefkat besler.» dedi. istirahat ettirir. Hümameddin'in sözleri bütün âlemde senet sayılır. yedirir.

Dedi ki: Mevlânâ'ya sordum. şu âlemde neler temaşa ettiniz? dedim. ya bir işle uğraşmak yahut da tekrar Tekkeye dönmek zorunda kalacaktım. o kitapla gönderilmiş olan en büyük Allah Peygamberi hakkında yanlış düşünceye kapılır. İstiyorum ki Tekkeye gideyim de senin şu sözünü eleştireyim. 140) önce sana yuvarlak bir tandır ocağında oturmayı öğreteyim. Ama ben bu halin ona kanıt olmasına razı olmam. Eğer o neşe bu ana kadar devam etseydi he-sabet ki neler olurdu? Şu hale göre o olup bitenler hep iş hesabı değildi. Medresenin hocası dedi ki: Evet. Benim yirmi günde başardığım işleri. Şeriat zahirdedir. Söz başka bir yere gitmez. sana perde olabilsin? O gün şehre gelmeden o şeyhi tanımıyordum. kime ziyanı var? (M. ilham bir şeytanın adıdır diyorlar. . Onu-Gülistandaki medreseye götürdüm. Sakın onu bir daha dinleme!» Şimdi benim çok yemek hakkındaki sözüm de bu. ondan bir şey esirgediği için değildi. Hazreti Peygamber onu Hazreti Ömer'den gizledi. yahut sadece temaşa davasın. Ama o sözü kendine söyler. başka bir sefer de söylemiştim. herkesle konuşmasına engel olursa iş başkadır. o geniş hırka yeni ile o işleri yapasın ki bâtının da sağlam kalsın. Ancak daha vakti gelmemişti. onu öylesine nefsine düşkün. O sözün manasını kavramak mümkün olmazdı. Onun karanlığından verecek cevabı da kaçırdım. Bütün onlar iş hesabına sığmaz. içinizdeki coşkunluğu. sen bir anda tekmeler. Zındık bile bilir ki. Onu âlemde yaymak gerektir. yedi yaşındaki bir çocuğa muhtaç olur. Evet Peygamberimiz buyurdu ki: «Bu edep için bir öğretmen. ama bana su lâzımdır. daha bayağı birinin sözünü misal gösteriyorsun.» demiştir. açığa vurmamzdır. Mev-lânâ ile sizin niyazınızdan bahsediyorduk.» da kuru davacıdır.» «Bana edebi. nefsinin fitnesinden feryat ediyor1 sanırsın. oraya götü-reyim de. bir melundur. sonra yavaş yavaş tandırın kenarına gelirsin. Benim istediğim hal sende var mı? Nerede? Ben bu işleri senin önünde kendi kendime yapıyorum ki. «Kendimle hoşum. Ben demek de ne oluyor? Niyazınızın sonucundan ve içinizin temizliğinden gözümden yaşlar boşandı. 141) Hiç evini bırakır da başka bir eve gider mi? Onu bir şeye benzetiyorsun ki. Ben nasıl ekmek yiyebilirim? Yersem durumum daha kötü olur. çok değişiklikler ve-karışıklıklar oluyor. ilk günü biraz geride oturursun. Nasıl ki bezirganın birinin boy abdesti almak pek hoşuna gitmezdi. Ama çok zararlar ediyorsun. O bu sözleri ile dervişi övmüştür. göresin de o sırrı açığa vurasın! Seni ibrik gibi kaldırıp gezdireyim. Hani ya diyordun ki senin suç bağışlaman günah öğretmek anlamına geliyor ki.Kalbimi dinim üzerinde sabit kıl!» Bu dua başkaları için. bana bir su ver diyebilir. îster çırpınsın. Sonra ikinci defa anlattı: «Bil ki. Ama eğer yapacağı o temaşa. Bu noktada başka bir sır daha vardır ki. Sana Halep'te ne dualar ettim. Çünkü onun bu sorusundan bir fayda umulur ve bu yüzden irşad eden şeyh ile irşad olunan müridin hali belli olur. ister yılan gibi kıvransın. Bana şu cevabı verdi: «Bir insan ki herkesle bir konu üzerinde konuşur. Sonra bütün dşler bozulur. Ama o kim oluyor? Onun karanlığı nedir ki. Eğer o zaman bunu Ömer'e açıklasaydı Halifelikte şaşkın bir hale gelirdi. Nasıl ki. konuya dayandı. alt üst ederdin. Mecusîdeki sevda başkadır.» Pirlerde bir onur vardır. yolculukta. Onu İblis bu gence musallat etmiştir. Yeni erginlik yaşına girmişti. o ya temaşa yönünden geri kalmıştır.» Hoca. Diyelim ki karnım toktur. o benim isimdir. Allah fakirlerinin işi boş değildir. korkak. Eğer böyle yapmasaydım. Onun hali bana kapalı idi. Onun günahı senin boynuna yazılır. Eğer iş böyle değilse sen. ben birkaç kelime söylüyordum. bu vesvese yani kuruntu denilen şey de bir köpek. Şam'a gitmek sizin işiniz değildir. Ama bu.. Hele onun karanlığı bana engel oluyor gibi sözlerden daha çok incinirim. Halbuki onun gönül evinin etrafında hiç bir ihtisapçı (zabıta kuvveti) dolaşamaz. Ancak bana içinden çıkılması çok zor olan bir soru yönelten o tek insanın faydalanması için konuşacağım. Razı değdlim ki iş kuru bir sonuca varsın. bir mürşid gerektir. özellikle bilginlerde. Yetmiş yaşlarında bir Mecusî. bir kere de başı şişmiş. o ük günde ne aydınlıklar belirdiğini gördün. Dine de faydası yok. Kaç kere su dökünse üşenirdi. Bu gencin namaz ve temizlik niyetlerini şüpheye düşürür. senin terbiye ve yetişme tarzın sana neler getirdi! Ben artık bu işe başladım. Onu her gün şeytan aldatıyordu. daha fazla olmasın. Görüyorsun. Benim sizden istediğim. Nasıl ki şair. Bu bambaşka bir iştir. sana bir faydası yok. Hele karanlığı bana hiç perde olmadı. bir dilektir. (M. Devamlı olarak şeyhlik yapacak kimse ile ona devamlı surette bağlanacak mürit seçilmiş ve anlaşılmış olur. Yani böyle bir olayla karşı karşıya gelirseniz. Bana sizinle birlikte bir şey söylemek gerekmez. Yahut ondan daha aşağılık. derin duyguları dışarı atmanız.. onun için korku yoktur. Halbuki sen onun sözünü örnek alıyorsun. postunu bir yere götürdü. rengi sarardı. Allaha böyle yalvarınız demektir. çünkü anlayamazlar. Sarhoşluk da ayıklık da meydana çıksın. üzüntüsü de bana düşerdi. bundan sonra da ben kendi kendime yaşayacağım. Eğer Nârenç bir günah işlerse. Rahatça oturduğumuz o kervansarayda yüzümü halka göstermek istemiyordum. Rabbim öğretti!» buyurmakla büyüklük göstermiştir. ağrımaya başlamıştı. ben diyeceğimi dedim ve gitti.

Yola koyulunca her an ayağı kaymasın diye dikkatle yürür. bir yudum su gibi geçip gitti: Kazvin'li dinsizin hikâyesi meşhurdur: Başım keşliler de Allah yoluna gitmedi. Ben kıyamete kadar bu yanda yatar uyurum.» buyurulmuştur. onu bizim tarafımıza çekiyorduk. arıyordu. aradığının ne olduğunu söylemek de ona ziyan vermez. Halk arasında kabul edildikçe kuvvet bulur.» derler. açlıkla önlüyorum. başka biriyle dostluk kurar. Zamanede soğukluk vardır. ben de senden ne kadar istekli olduğumu anlayayım. başını secdeye koyduğun vakit sana öyle bir hal gelir ki. Şimdi onu daha iyi olması için sıkıştırıyorum. Sen o abdesti alınca bütün bedenin öylesine parlak ve güzel görünür. O taliplerden idi. oh!» deyiver ki. bu bana zarar vermez. bunu ben sana söyleyeyim: Bunlardan Allah ilhamı sonucu olanları yazmak gerek. Elimi ayağımı bir tarafa atar çırpınırım. diyordu ki: «Önce bana iman konusunda bir şeyler olmuştu. içki bile ona ziyan vermez. Mevlânâ birisine darılınca ne hoş oluyor. Ömer'in dilinden konuşur.. beni kendisine çok güvendiği zata. Kabe dışındaki dört taraf da kıble olmazdı. Bende öyle ateşli bir hal var ki.» Bu tekkeye geldiğimden beri dün gece bundan konuşuldu. gece sabaha kadar rahatsız oldum. Çünkü ilk önce Müslüman olan pek az kimse vardır. insan Allah evinden bu kadar uzaklaşır mı hiç? Kulağına vurayım gel sofra örtüsünü kaldır da bana su ver! Bu gece eğer benden ayrı ve yalnız uyursan ben rahat edemem.şekilde kim ifade edebilir. 142) Ancak kendisinde bu makam yoksa. Diyelim ki. Benden her hangi biri incinirse onu çabuk bırakırım ama benden nasıl ayrılabilir? O pişman olur. Ancak ben rahatsızlıkların saldırısını. Yani kendine çok nazar değdirir. Mevlânâ'dan nihayet bir şey aşırabildik.» Ben ona çok inanırım. ne gam çekmekle kendini yorar ve hiç üzülmez. «Kilise gereklidir. Ama bir gün benden ayrılınca daha güçsüz kalır. 143) Çektiği zahmetler hatırına gelir. O. savaşta bir adamın eli yaralanmıştır. Bir gün. Eğer başka küçük biri olsa. Önce. Çünkü zaman geçtikçe üzülmenin ve gam çekmenin bir faydası olmadığım anlar. ileride bunları da anlatırım. Ancak bu işi . Artık bir daha yamlmamak için tetik ve uyanık davranır. ortaya bir söz atıyordu. onu ben Allahtan istiyorum. Dedi ki: «Ben Allahı ondan aramıyorum. (M. Mademki sende kendi sözlerinden hangisinin Allah ilhamı. (M. «Bu yanlıştır. kâğıdı tutar. yaşlı olsun. Bu kimin sözüdür.Mevlânâ bana şöyle bir yan gözle baktı ve dedi ki: «O Allahyı böyle bir kimseden arıyor. «Şüphesiz. hiç kimse bu duruma katlanamaz. Sen. Öyle kişi ne acımakla. cimrilik yönündendir derler. Hak. yağlar ve fareye kaptırır. O. Nazar değdi. namaz ve hizmet yolunda olanlara dil uzatmıyorsan bunu bu kadar güzel bir . Bu hikâyeden hisse alman yerinde olur. önüm isterse kış olsun. Bakarsanız hiç kimse bunun farkında değildir. Ama önce onun per-desM kaldır da öyle oku! Bu Kazvin'linin hikâyesidir: llya efendinin yaptığı çatlak ibriğe işeyip de onunla taharetlenen Kazvinlinin hikâyesi. O şeyh. Eğer sen imanlı kişilere. Nihayet kendi kusurunu anlatıyordu. Kabe'nin kapısı kıble olmasaydı. Sen arkamı örtersin. Onları açlık ve perhiz ateşiyle yakarım. Bir şeye kızdı mı pabuçlarını yere vurur. Onu bıraktığın gün de sevinçli ve neşeli olurum. İş adamı. bunu yazmak gerek. Sen bu işleri bize emret! Biz içiyoruz sana bakmıyoruz. Çünkü o söz öyle bir kimseden doğuyordu ki onu Hazreti Muhammed''in (S.) yanında oturtsalar yaraşırdı. Biri yüzünü halka çevirirse. Dedi ki. bu denizde kol ve bacak sallayacak gücü yoksa boştur.» Şu insanoğluna kendi gözü kadar hiç bir şey ziyan vermez. «Vahşeti anmak vahşettir. Bununla beraber benden ayrıldığın gün üzüldüm. düşünmez.götürdü. Sen Erzurum'dansın. umut gününde aşk. İnsan bir kere yanıldı mı arkasından hemen pişman olur.» dedim. ama şüpheli konuşuyordu. belki daha çok zahmet çekecektir. Yanılsa bile ona fazla önem vermez. İşte ben onları sağlam tutarım. «Oh. ufak bir rahatsızlık bana yol buldu mu her gün geceli gündüzlü hasta olurum. Onunla çok konuştu. Sofi ile dişi merkep ve virane hikâyesi de bir başka türlü. yaptığı işte yetkili olmak gerektir. Ama Mevlânâ'nın şaşırtıcı ve yorum isteyen sözleri her konuya uygun düşer. o da bu hale düşerse sonucuna katlanır.ben bilirim. bu. Belki her gün bana daha iyi gelir. bedenimi sırsıklam etti. Çünkü babadan kalma o hata bir kere işlenir. İlk defa buna çok .» Dedim ki: «Bu söz ilk defa söylenmiş sözlerdendir. Rum ülkesinden genç olsun.A. hangisinin Şeytan vesvesesi olduğunu ayıracak güç yoktur. o dost da kendisinden kaçar. Şiir: Yazık ki. Ancak benim sözüm dinleyene merhem olur. Vücudum pek narin. Biz.

ama asıl gönlümü yakan sensin! Cihan halkı Nevruz bayramı ile sevinç içinde. o gerçekten susamış değildir. bir tarafa bakmadan bu cevabı söylüyoruz.» Bunun cevabını ben vereyim. Bugün de öyle değil mi? Sana ne diyeyim ona ne söyleyeyim. yoksa aydın sabahlara eriştirecek sâm mı? Rubai: Ey can bugün bütün umudum sensin! Başka sevgililer de var.A. hiç bir yerde durmadan. beni kocalttı. Ama bağımsızlık söz konusu olunca birleşmeye ne gerek var diyeceksiniz. bir hekime koşar. İster inkârlı olsun.» dedi.» Gidiyoruz. bulamıyoruz. Kendisinde iş adamı olmak gücü bulunan kişi konuştuğu zaman. gönlüm perhiz istemez. Dedim ki: «Biz de ekmek arıyoruz. Ben dün birazcık çorba içmiştim. yeşilliklerden bana ne? Bağdan yeşillik yerine diken topladık. O pansumanın verdiği rahatlık sonunda iyi olduğunu sanır. Eğer perhiz yapmasaydım her gün hastalanırdım.) diliyle konuşmuştur. Allah perhiz denilen o rahatsızlığı gönlümde öylesine şirin gösterir ki asla sağalmasını istemem. Bana yaramazlık etmeye başladı ama yine de beni sevdi. Bedenim arıklaşmıştır. çünkü Cenabı Hak hep Muhammed'in (S. Onu ancak perhiz ateşiyle dağlarım.145) Bir adamın gerçekten susamış olduğunu anlamak istiyorsan. O dininden mi döndü? Bilmedi ki o. ledün ilminden sözler vardır. ağlar. Ancak bu daha yenidir. önüne helvalar.) hesabına Ali konuşmaz. Ben Tekkeye daha çok onu yakalamak için giderim. Ama benim çocukluğumdan beri Allah ilhamı olan bir halim vardır. Mu-hammed'in (S. Ama Allahm işlerinde hiç bir zorluk yoktur. 144) Daha fazla ilerler. Bugün benim bayramım da. Düşen ikinci nokta birinci nokta ile yanyana gelince birleşme meydana gelir. ister inkârsız. Hemen bıçağı yakaladı. Buluttan damlacıklar yerine taş yağdı. Haktır. Birini sözle terbiye edersem kend'i benliğinden kurtulur. bu işe memur olduğu için. Allah kullarından kimi iş adamı. başka bir şey de yemedim. Mevlânâ. ama ne faydası olur? Ancak tedavi için bir cerraha. E'ğer avlayabilirsem selâm ve saygıyı. O konuşurken sözlerinin kimseye bir faydası olup olmadığını düşünmez.A. Nasıl olur da di-n'inden döner1? Görüyorsun ki o söz onun değildir. Ben hep böyle yapabilir miyim? Bunda asla günah olamaz. Nevruzum da sensin! Şiir: Bahar mevsiminde yârin gül yanağından uzak düştüm. şekerler koy.» buyurmuştur. ona göre hiç de güç değildir. halbuki çömezler açtır. bari onda bıçak tutacak yürek ve güç olsaydı. Dünya ve ahiret durdukça şehvet duygularından uzak bir sevgi vardır ki.acı ve üzüntü duyar. kimi de söz eridir. «Orası uzak. Dün sizi hayırla anıyorduk. Mevlânâ'da. Ben Hak yoluna çağırmakta serbestim. Eğer onlara dönüp bakarsa. onu avlamak için yine yakalarım. ellerinizde ekmeğiniz var. Siz benim için birer örnek iş adamısınız. sözü iş kuvvetiyle birleşir. ona göre iş görür. O yol kesici Kürt dedi ki: «Ey bilginler. yahut hiç ağlayıp sızlamadan bir kırıkçıya para vererek kuru sargı ile bağlattırır. son derecesine vardırırsa . Hazreti Peygamberin nurunun ışığı ile Hazreti Ömer'in dilinden konuştu. . «Yaratıcıların en güzeli olan Allah. Çünkü hadisteki «y» harfinden bir nokta düşünce kelime gençlik anlamına gelir. (M. seni mübarek kılsın!» diye dua eden kişinin elini öptü. Bu şeyh. «Emrolunduğun gibi davran!» fermanı beni ancak gençleştirir. nerede o köy? Şimdi çocuklar açtır. Ne olur birer birer söyleyin ne olur? Dost mu istiyorsun. (M.» dedim. Bana hayat neye yarar. «Git yakında bir köy var olaki orada eline bir ekmek verirler. Ben bu konuda zorunlu olmadığım için Allahnın. «Hûd sûresi. Yazıklar olsun o güne ki.başka bir zaman yine giderim. buna hiç bir şey engel olamaz. ben bundan sonra bu mesele üzerinde durmuyorum. Ama Hazreti Peygamber. İçinizden söz adamı da çıkaracağım.

Bu konuya tekrar dönmek istemiyoruz. Ama yine bu bahse dönmezsek, din zarar görür. Yolda ona bir soğukluk ve uyuşukluk gelmişti. O gün para getirmesi Mevlânâ'mn hoşuna gitmemişti. Mevlânâ'nın bu hoşnutsuzluğundan ona da soğukluk geldi. Ama o konunun dışında konuşmak da bize hoş geliyor. Nasıl ki, bir kaç kere bu günlere eriştik, bu günlerde ibadet gerekiyordu. Allah bugünlerde kullarını başka günlerde olduğundan daha çok korur ve görür. Bu halk böyle derler, ama Allah, Allah olalıdan beri her şeyi görür, işitir. Şu halde niçin Ramazanda görür diyorsun? Günah işleme! O Şaban ayında da görür. (M. 146) Perhiz et! Şevval ayı girince artık günah ve fesatla uğraş; hal diliyle, «Artık Ramazan gitti, Allah gelecek Ramazana kadar tekrar yaptıklarımızı görecek ve bilecek değildir ya? Getir şu eğlence ve şarap kadehlerini artık içelim!» dersin. Bu söz garip hadisler arasında rivayet edilmiştir, ama çok yaygın değildir. De-n'iliyor ki: «O kimse ki belirli güne kadar hep günahlarına tövbe eder, tekrar bozarsa iblisin maskarası olur.» Onun hizmet ettiği şahne, eğer Sultan kölelerinden b:rinin huzuruna edepsiz bir durumda çıkacak olsa, köle onu iki parça eder. Sultan da Sarayının içinde ve dışında bir şahnedir. Yani uzaktır; lanet de uzak düşmekten ibarettir. Şeyh ibrahim bizim aramızdaki birliği bilir. Ben konuşurken, söz, Mevlânâ'nın sözüdür, derim. Her ikimiz de şüphesiz aynı şeyi söyleriz. Sonra hiç hatırıma gelmez ki, Mevlânâ başka bir söz söylesin. Bundan dolayı içimde bir üzüntü yoktur. Dedi ki: «M ur idlerden bir topluluk gördüm. O kime baş sallıyordu? Sonra, sen de söyleme diye kime işaret ediyordun?» «Hayır,» dedim. «Ama,» dedi, «O işaretten o mürid yapma manasını anladı.» Biz de zaten bu yapma işaretinden bunu anlıyoruz. «Söyle, söyle!» dedim. Yine dedi ki: «Özür diliyorlar ve diyorlar ki, Mevlânâ b'izimle birlikte olduğu zaman güler, bizi hiç suçlamaz, şu işi çabuk yap veya bir iş gör diye zorlamaz, ses çıkarmaz, hiç bir şeye kesin karar vermez ve bizi tehdit etmezdi. Eğer Şemseddin de böyle yapsaydı o, bizim gelmemiz1! engellemezdi.» Biz bu kadar bol bol fedakârlıklar yaparken o diyor ki: Şöyle bir sofi sözü vardır: Eğer bir şey bulursam, sen kurtuldun, yoksa elimdesin. Ben bu fikirdeydim ve bu maksatla geldim. Eğer müritlerde vefa varsa bu olur, yoksa olmaz. Mevlânâ mademki eldedir, onu Aksaray'a getiren adam acaba daha fazla getirebilir miydi? Gönlüm bunu istemiyor ama bu sefer ister görünüyor. Nihayet Ben Murad yani istenilen kişi. Mevlânâ ise Murad'ın Murad'ı olmuştur. Bana, ne babam, ne anam, onun gösterdiği ilgiyi göstermiştir. O benim sözlerimi en hoş bir şekilde söyler. O, benim kendisine yapmadığım iyilikleri bana yapmıştır. Mevlânâ askıdaki işlerden konuşur, yağmurdan, çamurdan söz açar. Ben namazı bitirdiğim zaman defterini yere vurur kimse okumasın diye bir şey yazmaz. (M. 147) Haz (sevinç) üç türlüdür. Diyelim ki biri ötekine, «Ne oldu ki, bana bir cariye bağışladın?» diye sorar. Bu adam bundan fazla cariye sahibi ise hiç ses çıkarmaz, ona bir şey söylemez. Zamanı gelince onun doğru söylemesi, eline geçen nimetin keyfinden ve sevincindendir. Yahut da insan bir ilâcı içmekten keyf ve sevinç duyar. Ama bu ilâcın bulunmadığı zamanda da, yine kendisinde görülen keyf ve neşe bundan daha hoş ve daha üstün bir zevk değil midir? Vaiz ve daha başka meclislerdeki sevinç ve neşeyi onda nasıl umarsınız? Mevlânâ'nın küçük oğlunun maksadı ne idi ki, «Ben ayrı ayrı her birine gittim, niçin toplanmıyorsunuz diye sordum?» diyor. Seni kim gönderdi bu işe? Toplantı senin sözünle mi olacak? Onların kaltaban canları isterse paralar saçarlar, yüzlerini yerlere sürerler, yüz binlerce feryat koparırlar. Abdulaziz'in buz deposundan daha soğuk gözyaşları dökerler. O, anasının karnından değil burnundan düşmüştür. İnsanoğlunda olmayan her çirkinlik onda toplanmıştır. Bütün yaramazlıklar, saldırganlıklar, küfür ve zındıklık ondadır. Sen eğer bu işten vazgeçme davasında tecrübeli isen benim işim sana şefkat göstermektir. Onu mademki tekrar okşuyorsun, bu takdirde yaptığın hareket vazgeçmek demek değildir. Bir kere şefkat şartlarım yerine getirmek gerekmez. Bugün gerektir ki, beni tamam göresin de sana bu ilimde yakîn hasıl olsun. Mademki Hak, işin doğrusu, benim yaptığım gibidir diyorsun, böyle cevap veriyorsun. Bu sözden ben'i henüz tamam görmemiş olduğun anlaşılmıyor mu? Onun belirtilerini de göremiyorum. Bir altından yarısı geri kaldıkça, yahut yarim denk kaldıkça altın tamam sayılamaz. Şüphe yok ki, eve parasız girilmez derler. Yani kendi varlığını ortadan kaldıracaksın, altının tamamlanması odur işte. Eğer ben kötüysem, nasıl ki İmad, bu da ona fazla güvendiği :için ona düşkündür, diyordu. Ama o, o adam değildir. Sen benim kötü tarafımı tamam görüyor ve susuyorsun. Kepazelik olur diye bir şey söylemiyorsun. Sana derler ki,' biz de önce böyle söyledik ama sen bizi dinlemedin.

(M. 148) Biz işte gidiyoruz, bu eğer iyi olursa tamam görürsün. Düşmanların, inkarcıların geveleyip durmamaları için söz başka türlü söylenir. Müridler-le de bu türlü konuşulur. Evvelce îmadla bu saatte kapalı bir şeyler söyleşiyordun. Bu bilgiyi eğer kabul ediyorsan gerektir ki, her ne söylesen bilesin ki o kapıdandır. O zaman işin rengi değişir. Onların önünde senin, o Hümam'ın evine gitmen, kendini onlardan sayman hatadır. Sana, o Şeref dedikleri adamı da kendini onlardan gösteresin diye gönderdiler. O sesi Ba-yezid anlarsa yanlışlık olur. Bir şey olur ki ondan iki katı meydana gelir (Az şeyden çok şey çıkar). Nasıl ki söylemiştim, eğer ben gidersem sen kendi evinde Kera hatundan başkalarına yüzünü gösterirsen, beni bir daha göremezsin. Bugün bu şekli istiyorum. Nihayet diyorum ki; O, imkânsız bir şeyi var etmek istiyor, ondan dolayı da imkânsızlaşmıştır o. Ben onun olmayacağım kuvvetle ispat ederim. Bu şeyler acayiptir. Onlara yol var. Vaiz ve toplantılar böyle olmaz. Şimdi önce bizim ayrılmamız bu Alaeddin'in yüzündendir. Nihayet onunla başlamıştır ve onunla başlamış olmasına da şaşmamalıdır. Keski o bizim için tek âlim bir düşman olaydı. Efendi! Bizim için hiç bir emir ve nehiy söz konusu değildir. Bize onun ne dostluğu, ne de düşmanlığı gerek. Biz ondan hırka giymişiz ve ona yüzlerce secde ediyoruz. Her gün bizim dostluğumuzu, düşmanlığımızı bırakmamızı söyler, istiyorum ki onu defedeyim de tekrar kendime çekeyim. Ama ne soğuk! Sanki Abdulaziz'in buzluğu. Vallah ki, bu saatte yola çıkmak güçtür ama ister istemez bu olacaktır. O (Saroz) hatıra geliyor. Bana o kadar ağrılar musallat oldu ki iki seneden beridir o yol yorgunluğu benden gitmedi. Yolculuk ettim, tekrar geldim öyle ağrılar çektim ki, bu Konya'yı altınla doldursalardı o zahmetlere karşılık olmazdı. Ancak senin sevgin üstün geldi. Bir çocuk için bir Allah adamını terk etmek mümkün olmadı. Bütün bu sözler önceden de söylenmiştir. Ancak şu saatte de konuşmak istiyorum. (M. 149) Eğer bu üzüntünün uğursuzluğu olmasaydı, belki bizi uyuştururlardı. Ama biz nasıl bir araya gelebiliriz? Ancak o gitmek kararındadır. Dedim ki, keski oraya gitmiyeydim, yahut söylenenleri işitme-seydim. Ama bunun ne faydası olacaktı? Oraya gittikten sonra, dedi. Yani demek istiyor ki, ha bugün ha yarın, ne farkı olurdu? Diyelim ki, bir kimse başka bir kimseye bir iyilikte bulunmuştur. Acaba karanlıkta yapılan iyilik kimin içindir? îyi yapılmış, bir işi bir soğuk nefesli uğursuz, bir üfürükle bozar; altüst eder. Onlar da, kendi aralarında birbirleriyle açaba ne yapalım diye konuşurlar. Ona, ne tedbir düşünelim, derler. Bu onlara pek soğuk geldi. Sen babasın, onların edeplerini takınmaları için tehdit edemiyorsun. Aynüddevle ana çocuğudur, öylesine aldatıcı ve onun gibi yüzsüz bir kâfirdir. Nizameddin'e hiç benzemez. Billâh darılma da, sana hoş bir söz söyleyeyim, dinle. Seninle söz konuşulabilir. Ama uzun zamandan beri dinliyemediğin için sözler araya karışıp gidiyor. Yolculuk, bana çok zor geliyor. Bu sefer gidersem sakın geçen seferki gibi yapma! Şimdi ne yolculuğa çıkabilirim ne de Aksaray'a gidebilirim. Ancak gerekirse, burada bana zahmet vermeyecek b:r köşeye çekilir otururum. İki yıldan beri yolculuğa tahammülüm yok. Çektiğim ıstıraplardan yıldım. Ancak üstü örtülü konuşmalar, uygun dostlar toplantısı olmazsa, bu sefer yola çıkarsam önce yaptığın gibi karşı durma! Yaptığım işlere karşı aksi davranışta bulunma! O yine, birlikte olalım diye tövbe eder bir arada oturmak ister, yahut anlamaz da başka şekilde yorumlarsa ve benim söylediğim gibi yaparsa onlardan her biri birer melek gibi olurlar. Nihayet ben biliyorum, beni bilgin olarak tanıyorsun, ilim adamı biliyorsun. Nasıl olur da bunu söylemek istemem! Bu saatte bu sözler söylenmiştir. Ancak şimdi daha başka bir öğüt vermeye de çalışacağım. O da muamele yönündendir. Yavaş yavaş anlatırsam bu işe engel olmaz. Başka işlere engel olsa bile gerektir ki bu, işe uygun düşsün. İş adamı, işini sıkı tutmalıdır. «Şarap içmeye yol var mıdır?» diye sordular. «İçme!» dedi. Allah Mevlânâ'ya uzun ömürler versin; o kadar uzun ömürler versin ki, sonsuz ve ebedi anlamına gelen uzun ve mutlu bir yaşantı olsun onun hayatı. (M.150) Zincirde bile olsan dostluk et. öylesine ki, Hazreti Süleyman'ı sağ bil. Onun aşkı kabarınca, bir an iyi ettin der, sonra kendinden geçer. Ona sevgi veren kimdir? Eğer aşk yolunda ilerlersen, ruh âleminden koku almaya başlarsın, Hak âlemine erersin. Birer birer müridlere uğradım, henüz şehirde su içmemiştim, henüz dinlenmemiştim. Yukarıya çıktım, ama sanma ki, hepsinin hücresine uğradım. Sonra geri döndüm, eski pazara uğradım. Geldiğim zaman hepsi burada, sabah namazında idi. Bu imkânsızdır. Evi böyle biliyorsun. Allah ne işler yapar! Allahtan başka ilâh yoktur, dedim. Nihayet hepsi birden nereye gittiler?

Bir adam iyi yumruk vuruyordu, başkaları da vuruyorlardı. Bir Yahudi bile olsaydı böyle yapardı. Bugün Allah kazası birini yere vurdu. Bu belâ asla onun biçareliğinden dolayı başına gelmemişti. Belki de o, asla kavga ve savaş görmemişti. Sıçradı kalktı, başka birinin boğazını sıktı, «Bunu öldürmek istiyorum,» dedi. «Ama niçin?» dediler. «O sana ne yaptı? Sen bütün cihanı mı öldüreceksin? Seni herkes mi dövdü ki bu adama saldırdın? Bu biçareyi mi buldun onu niçin öldüreceksin?» dediler. «Hayır,» dedi, «Elbette onu öldüreceğim, ben niçin bütün ömrümde birini dövmeyeyim, onu öldürmeyeyim?» Padişaha gittiler, «Onu hazine tarafına götürün,» dedi. Şimdi yüz dinar al da bu adamı bırak dediler. «Hayır,» dedi, «İnsan azasından her biri bin dinar değer. Onun kaç azası varsa o kadar isterim.» Adamın birini pazara götürdüler, kendine birşeyler al, hem de teklifsizcesine, keyfine göre al dediler. İnsanın iki sıfatı vardır. Biri niyaz yani yalvarma ve isteme, öteki de tok gözlülüktür. Sen niyazsızlıktan, tok gözlülükten ne beklersin? Talib'in, sevgiliyi ve doğru yolu arayanın son arzusu nedir? Matlup yani sevgili. O halde sevgilinin son arzusu nedir? Talip, yani âşık. Şeyh Muhammed bir kâfire, onun için, «Kıble taratma secde et, sözü doğru söyle!» dedi. Kâfir ona şu cevabı verdi: «Benim kıblem sensin. Ama senin kim olduğunu ben söylersem beni inkâr edersin. Sonra ben Müslüman olurum, sen kâfir olursun.» Müslüman kâfiri aradı, ama kâfir nerede? Bulayım da ona secde edeyim, ona yüzlerce öpücük vereyim. Şimdi sen söyle, ben kâfirim diye açık konuş, öpücükleri sana da sunayım. Cehennemlik nerede? Acaba sonunda cehennem mi sonsuz kalacak, yoksa cennet mi? O halde nerede cehennemlik kul? Bütün âlemde tek cehennemlik (M. 151) yoktur. Bunların cehennemi, cennettir. Beni tanımaz! Şu âlemde öyle ise kime taparlar? Şimdi söyle. Ben geçen kış yine senin yüzünden ne sıkıntılar çektim. «Bu evde, hoş değildirler,» diyorum. «Delil göster!» diyorsun bana. Benden delil isti-yenler Haktan istesinler. Haktan delil isterlerse benim gönlüm hoştur. Asıl erlik, başkalarının gönlünü hoş etmektir. Yalnız nefsini düşünende ne erlik olabilir? Er odur ki, sayesinde kölesinin gönlü hoş olur. Başkalarının gamını çekmek Allah işidir. O dedi bi: Şemseddin'den bize bir gönül hoşluğu yoktur. Halbuki benden bir Mecusî bile gönül hoşluğu istese, onu bulur. Neşe ve mutluluk görür. Yeter ki beni incitmeden, acı sözler konuşmadan bunu istesin. Eğer bir keşiş bir Müslümam öldürse de Medreseye sığınsa, kendi yardımcılarından kaçmış, sana gelmiş ve sana gizlice, «Aman beni kurtar!» demiştir. Müslüman, Müslümanı öldürünce o cezadan kurtulamaz. Ama eğer sen o keşişin yalvarışına karşı aman

vermezsen için burkulur. Üzülürsün. (Bu satırlardan sonra gelen yarım sayfalık Farsça metin, pek açık saçık küfürler ve bugünün anlayışına göre edep dışı, öfkeli sözler ile dolu olduğu için çevirisinden vazgeçilmiştir. Okurlarımızdan özür dileriz (Ç.)) (M.152) Her Müslümana bir zındık, her zındığa da bir Müslüman gerektir. Müslümanlıkta ne lezzet var? Lezzet küfürde! Çünkü Müslümanda hiç Müslümanlık yolunu bulamazsın. Ama bakarsan, bir zındıktan Müslümanlık yolunu bulursun. Bu el kâfir elidir dersen, öpersin; kâfirliği öpmüş olursun. Bu senin elin de Müslüman elidir dersin; onda Müslümanlığı öpmüş olursun. Doğrusu, Hak kimin elinde ise o eli öpmektir. Allahm! Birinin üç yüz dirhem parası var, elbisesi var ona vurma, onu biz tutuyoruz. Bu adamın da eline bir dânecik geçse onu dağıtır, bu da Müslümanlık satmaktır. Bütün ilimlerde benden daha üstün olan öyle bir önderi getirin ki, ona yüz kere secde edeyim, bir kere değil. Eğer ben onun hazır olduğu toplulukta mimbere gider de tek bir söz söylersem, herkes bana güler. Ama ben size gülmem, edeple susarım. Ben çılgın mıyım? Her ne kadar bunlardan söz açıyorum ama siz nasıl kabul ediyorsunuz? O mutlu yüze yüz bin kere rahmet olsun! Allah bana onu öpmek fırsatını versin ve beni ona lâyık kılsın. Şeyh Muhammed Allahyı arıyordu, Allah adamıydı. Benimle görüşmek dileğinde bulunurmuş, ama görüşemedi. Ben de seninle buluşmak arzusunda idim. Bu, bana nasip oldu. Şu halde senin merteben nerede kalır? Evet, dedi ki: Ben, bir gün atımı feda edeyim. ilâç içmek için sen o bir dirhem parayı veriyor ve onunla birlikte yürüyordun. Halbuki sen âlimsin, para sarfediyordun. «Neden, niçin?» dedim. Çünkü o öyle bir adamdı ki, «Hayır, sen benim konuşma tarzımı anlamıyorsun.» Mademki vezir senin uşağındır, Adalet Bakanı kaç paralık adamdır! Bu Sultan sana köle olmuştur. Diyordum ki: Hocendî'nin vaızına gideyim, onun mescidine uğrayayım. Ama gönlüm dedi ki: Gitme! O yerinde

yoktur. Sonra gideyim de Ulu Camide oturayım, dedim. Her kim konuşursa söyle, söyle! diyeyim. İkinci büyük kapıya vardım, tekrar geri döndüm. Garip bir şey oldu. Hacının vaizi onun vaızın-dan daha iyidir, o zahir yönünden konuşur, halk onun öğütlerini tutarsa, binlerce faydasını görür, dedim. Dinledim. (M. 153) Hacının vaızında hayrette kaldım. Bu kimdir ki konuşuyor? Kimseyi göremiyorum. Ye, iç bir işe sarıl. Yazamıyorsan bari bir kalem kes! Onu da yapamıyorsan, bir kalem cızırdat. Her üçü de hoşa giden bir yemek gibidir. Biz hangisiyle uğraşsak. öteki işi bırakmış oluruz. Her üçü ile uğraşmak ancak vaizlerin işidir. Onların himmeti başkadır. Gayret yönünden yersizdir. Soylu bir edebiyatçı bir Şehzade ile iki ay meşgul oldu, ona güzellikle söyledi, sert konuştu ama hiç bir etkisi olmadı. O hep kendi sazını çalıyor, oyuncakları ile eğleniyordu, îki ay sonra Padişah geldi oğlunu görmek istedi, içeriye girince bir de ne görsün, oğlan başına bir peçe örtmüş oyuncakları ile meşgul, öğretmen de haylaz öğrencisinin elinde âciz kalmış, sarığım onun başına örtü yapmış yanına oturmuştu. Padişah, «Öğretmen nerede?» diye sordu. Peçenin altından gelen bir kadın sesi «Benim» dedi. Padişah; «Bu ne hal?» deyince öğretmen, «İki aydanberi hep onu kendi rengimle boyamaya, kendime benzetmeye uğraştım, başaramadım. Şimdi ben onun rengine boyandım, artık kendimi ona uydurmaya mecbur kaldım,» dedi. Ama öğretmen yine erkekti, ona ne ziyanı var? Mutluluk başgösterince sırasında vezir, padişaha, «Bu iş bu milletin işi değildir,» diyebilir. Sen şu ileri yaşta genç kuşaklara nasıl vaizlik yapabilirsin ki onun vaiz kürsüsünün altında oturuyorsun. Çulhanın biri vezirin makamına gitti uzakta edeple oturdu. Vezir sordu, «Nasılsın? Boş şeyler mi düşünüyorsun?» Çulha, «Ne yapayım,» dedi. «Allah rızası için sizin ululuğunuza güvenerek geldim. Ama bunun Allah rızası için olması işin zor tarafıdır.» Sonra vezir onu çok uzaktan görünce hemen Padişaha haber saldı, Padişah tahtından indi. Bu da yine Allah rızası içindi. Nihayet iki yıl sonra, «Yarın gel de babana bir vaiz et,» dedi. Vaiz etti. Hayrette kaldılar. Dedi ki: «Nihayet üç kere tekrarladım öğrendim.» öğretmen dedi ki: «Ben sana onun kulağında bin tayla-san var dememiş miydim?» Onun mimberi altında oturmuşlardı. Yedi yüze yakın Peygamber hadisi anlattı. Sonra İmamlardan soruyordu: Böyle bir hadis biliyor musunuz? (M. 154) Bundan sonra sizinle benim aramda söz yoktur. Kör gibi hep benim sözlerimi dinlediniz. Bunlar hep benim sözlerimdi, siz bu bir hadistir sandınız. Siz bunu nasıl söylüyorsunuz ki sen bize çok iyi bir efendisin ama biz sana karşı kötü kuluz. Güzel efendilik yönünden bizim kötü kulluğumuza karşı bizi esirge! Nara atan sarhoşa, az iç! diyorsun. Ey ham sofu! Su aşağı doğru akıyor. Fikir yürütenler bir dem içindedirler. Amber kokulu sağlam pabucu onun önüne bıraktım. Ansızın parmağım ayağına .değdi. Ateşte kızmış bir kızıl demir gibi olmuştu. Beyit: Çok damlacıklar, çiy danelerl gördüm, Ben onda Samîrî ile danası gibi kaldım. «Dünya bir oyuncaktır,» dedi. Bugün eğer onunla geçinemiyorsan bari yapma, açıktan gösterme bunu, beddua etme. Allahya ısmarlayıp onu inciltme. Çünkü o görünüşte her şeye katlanır gibi gösterir ama içinden Allaha havale eder. Öyle olur ki bizim nefesimizi keserler, ağzımızı tıkarlar; yahut bu gece aralarında konuşur belki de öldürürler. O dedi ki, «Ben sığınacak yerimi gördüm. O geniş yolda kandan başka saldırganlığa karşı cesaretli oldum. Onun düşmanı gibi ve yeşil toprak oldum.» Her gezegenin, öteki gezegene kavuşmasından bir Burç doğar. Erkeğin kadınla birleşmesinden nasıl insan doğarsa, elbise ile insan bedeninde nasıl sıcaklık olursa, iki birleşmeden de bir şey meydana gelir. Yaydan kirişi çıkarırsanız ne 'iş görür? Ancak onun kulağını bükerlerse o zaman yaralar. Söz ağızdan çıkar hiç bir iş ve muamele yoktur ki, o «Ben yoksulların yoksulu, düşkünlerin düşkünüyüm Allah benim nefsimi sizden iyi bilir?» demesin. Bir kimse sana bu sözü söylerse sen de ona söyle ki, «O sensin kıskançsın, kıskançlıktan dolayı da böyle coşuyorsun. Sen kendine de haset ediyorsun.» îşte her kim sana bu türlü söz söylerse, de ki: «O sen değil misin? Sen o yılanın başısın!» Biri sordu: «İblis kimdir?» «İblis sensin!» dedim. Eğer Cebrail kimdir diye sorsaydı, o sensin derdim. Her kim sana, falan kişi seni övdü derse, de ki, «Hayır beni sen övüyorsun da onu bahane ediyorsun.» Ona söyle sen onun sözünden ne

Her kime öğüt yoluyla bir söz söyledimse bana o sözün karşılığını verdi. O âyet içinde âyetler vardır. Her dilden türlü türlü hüner ve marifetleri benim elime verdi. neden? diyorsun bana. İnsan olan kimse de o kitabın âyetidir. silâhlı kişiler gizlemişti. Bir kâfir elime su dökseydi Allah onu yarlı-gar. onun şerefini omuzlarımda taşıdığım halde ayrılayım. Kadir gecesi «İnnâ Enzelnâ» sûresinde bir kaç âyette işaret buyurulmuştur. ona ulu Allah (M. özgür kalayım. ona «îşte budur!» diye gösterirdim. Ama hayır bir Müslüman kardeşinin elini sıkıyorsun kımıldandıkca günahların dökülüyor. kötü söz söylemedi ki. O ilâhî kitabın hesabını nasıl vereceğiz. 155) Kera Hatun bile kıskançtır. Ama aylar arasında gizlenmiştir. aşikâr neyim varsa sadaka vereyim. görelim ne demiştir. Eğer bu durumdan kurtulursam gizli. Şimdi ey düşmanlar bana bir hile yapamıya-caksınız! Bana kuracağınız tuzakla şu Kaf dağını kaldırıp omuzlarıma yükleseniz. o kötülüklere karşı beni binlerce defa öğmüş olmasın. öylesine zaman ve mekândan uzak. Yüz bin gerçek Allah eriyle Hakka yakın erenlerin canları önüme gelip baş koydular. sonra cübbe giyer ve bunu mendile koyanm. Mevlânâ da kıskançtır. Ömrümüzü hep kadın sevgisi oyunları ile geçirdik. Bağdat'ta kadılık yapıyordu. «Allah'tan başka Allah yoktur» dedi. nasıl hoş olmıyayım. Hep devlete kondum. Siz gitmeyin. Şiir: Nedir bu kanlı yaşlar.anlaşıldığını nereden bileceksin? Gel de o sözü kendisinden soralım. Kendi kendime adakta bulundum. Şimdi sanıyorum ki o durumdan kurtuldum. Çok parlak olduğu için gizlenmiştir o Kadir gecesi. senin için söylediğimi anlasın zamane fenadır. Seni bağda çağırıyorlar niçin acaba! Gel de kulağına söyliyeyim. Aman ne izzet.. Ben hoşum. Allah kitabını arkamıza attık. Mademki soruyorsun. Ben bir söz söylersem başka manada söylerim. Halbuki. Ayın on dördüncü gecesinden daha aydındır. ilim. Onun manası nedir acaba ne maksatla söylemiştir? (M. Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır derler. Bana «Dünya müminin zindanıdır. Ama ötekinin kıskançlığı onu cehenneme götürür. tekrar teşekkürler sunayım. gel anlatayım sana! Şimdi anladın mı? Bunu hep senin için soyuyorum. «Ey Müslümanlar: Harekete geçin. öylesine yönsüz ve tarafsızdır ki! Ama zamanı gelmeyince ne yapar. o halde şimdi durmadan kımıldanmak. Gerçi diğer bir âyette. hareket etmek gerekiyor. Ben bir hizmet görüyorum. ben o gün gider bir nargile içerim. 156) binlerce yakınlık göstermiş olmasın. Yahudinin biri bazı Kuran âyetlerini ezberlerdi.» anlamındaki hadis biraz garip geliyor.» deseydi. beni kutladılar. gerçeklemesin. ona yaklaşmakta tembel davrandım!» buyurulmuştur. Olmıya ki kimse işitsin. Eğer Musa Aleyhisselâm gelse de. Ama o ancak sahtekâr bir köpekti. arkadan Allahya yakın yüz binlerce melek. Şimdiye kadar beni hiç kimse inkâr etmedi ki. Bütün gün benim konuşmalarım da bu kıskançlık üzerinedir. ne ululuk var bende.. fetva ve Kuran hepsi o Yahudideydi. buna bir kat daha ekle-seniz ve bunları hiç kaldırmasanız bile yine benim için bir can rahatlığı olacaktır. Kadılık. Yıllarca yer altında bir takım adamlar. O bin aydan hayırlıdır. geri durayım. celâl ve ululuğu en yüce olan Allah. «Vah ne yazık ki Allah tarafına yönelmekte. kımıldayın ki biz de kımıldanalım. Ben sanki bir inciyim. pislik içine düşmüş bir mücevher gibiyim. ben gider ve size Kaf dağı gibi teşekkürlerimi sunarım. Ancak hep gönül hoşluğu ve saygı gördüm. . Sonra benden ayrılmıyan. bana yabancı kalmıyan bir kimse yoktur ki. Mevlânâ'nın sohbetinden. Ama insanı cennete götüren o kıskançlıktır. Halife bu hali haber aldı ve onu yakalattı. Ben sana ne dedim.» Hayır bu yanlış değil. Allah da böyle buyurdu. «Benim dilediğim o ümmeti bana göster. Parmağını kulağına kadar kaldırdı. Bendeki ahmaklık öyle bir kerteye geldi ki. makbul kişilerden olurdu. Bana asla bir kimse cefa etmedi. ondan dolayı da bana kıskançlık ediyorsun ki ondan vazgeçeyim. Ben niçin kendimi o kadar aşağılık göreyim? Bir kaç kere kendimi tanıdım. Ben zindan görmedim. Efendi ev sizindir.

Bir delikanlı vardı, ona Zeynep hikâyesini sonuna kadar anlattım. Onun işine çok önem vermiştim, îstiyordu ki bir kaç gün orada, o sözü sonuna kadar tekrarlasın dursun. Anladım, «hayır» dedim. «O halde bütün bunları senin için söylediğime neden inandın da anlamak istemiyorsun,» dedi. «Evet,» dedim, «Anladım. Tekrar söyle» dedi. «Onu Mevlânâ'ya söyliyeyim de sana tekrarlasın» dedim. (M. 157) Ama niçin benim sana anlattığım bir şeyi tekrar Mevlânâ'ya söylüyorsun? Niçin tekrarlıyorsun ona? Diyelim ki siz bunu benden dinlediniz ama başkalarının bunu sizden nasıl dinliyeceklerine güvenebilir miyim? «Allahnın mağfiretine uğramış bir kimse ile birlikte yemek yiyen de yarlıganmış olur,» buyurulmuştur. Ama bundan anlaşılan ekmek ve yemek değildir, bu onun yediği manevî gıdadan yiyenler demektir. Yoksa binlerce münafık ve Yahudi, Hazreti Peygamberle birlikte yemek yemedi mi? «Allah arş üzerinde hüküm sürmektedir,» anlamındaki âyetin yorumunda ne demişlerdir? Bunun açık anlamından başka çeşitli tefsirciler türlü yorumlar yapmışlardır. «Bir adam Irak'a hakim oldu,» sözü de buna benzer. Bu sözü de Eş'ariye mezhebinin kurucusu Ebül-Hasan söylemiştir. Onun sözüne karşı bir araştırma yapmadan böylece inanmak gerekir mi? Bu sözden ne anlaşılıyor? Bu tâhâ sözü üzerinde de neler söylenmemiştir. Tefsirde açıklandığına göre tâhâ, Mu-hammed'in (S. A.) ismidir, yahut «Ey insan!» anlamına gelir. Noktalı, hareketli harfler, hele astronomların rakamları ta harfinde aşikâr imiş, bugün bilinmektedir ki, bunun yorumunu Levhi-Mahfuz'dan okumak gerekiyor ve o Levh üzerindedir. Allah rahmet etsin Ahmed-i Gazali ile iki kardeşi temiz bir soydan id'iler. Her biri kendi bilim dallarında eşsiz kişilerdendi. Muhammed-i Gazâlî özellikle türlü ilimlerde eşsizdi. Yazdığı eserler güneşten dahr parlaktır. Bunu Mevlânâ'da bilir. Kardeş1! Ahmed-ı Gazâlî Allahsal bilgilerde, marifet ve irfan konusunda parmakla gösterilenlerin sultanı olmuştu. Kulağı iyi işitmiyen fakih bile benim sözüme hayret eder. Her insan benim sözümü nasıl anlatabilir, başkalarına nasıl aktarabilir? Ulu Allahnın yüce zatına ant içerim ki Mevlânâ eğer benim sözümü başkalarına aktarmak isterse benden daha iyi aktarır. Bunu daha güzel nükteler ve manalarla süsler. Ama Mevlânâ yine de benim sözümü nakletmiş olmaz. Üçüncü kardeş Ömer-i Gazâlî'ye gelince, o da zengin ve büyük bir ticaret adamıydı, hele cömertlikte, bağışta hiç kimse ona yetişemezdi. Muhammed-i Gazâlî'ye birisi dedi ki şu senin kardeşin Ahmed hakkında diyorlar ki, o söz söylüyor ama hiç bir bilgiden haberi yok. Muhammed Gazâlî de Zahire adlı kitabını kardeşine gönderdi ve götüren adama tembih etti, «Git, edeple yanına gir, her ne harekette bulunursa dikkat et. Gülümseme, (M. 158) baş ve el hareketleri gibi her ne yaparsa gözden kaçırma! Gözün onun gözüne baktığı anda çok dikkatli ol, onun bütün tavır ve hareketlerini izlemiye çalış, ayak parmaklarına varıncaya kadar dikkat et.» Kitabı getiren adam içeri girince, gördü ki o, tekkesinde neşeli bir halde oturuyor. Ansızın gözü gözüne ilişince üstad tebessüm etti, sordu: «Bize kitaplar mı getirdin?» Adamın vücuduna bir titreme geldi. Sonra söze başladı, üstad diyordu ki: «Ben ümmîyim. Ama ümmî başka a'mî başkadır. O a'mî yani kara cahil, aslında kördür. Ümmî ise yazı yazmayandır.» Sonra, «Pekâlâ,» dedi. «Şimdi sen oku o kitabı ki, ben dinliyeyim.» Gelen adamcağız titriye titriye kitabın her yerinden birşeyler okudu, «O halde o kitabın başına şimdi sana inşad edeceğim şu beyti yaz» dedi. Beyit: Zahire neme lâzım, kitabı nideyim ben, Yârın dudağı varken, şarabı nideyim ben. İblis bir bahane, Adem nişanedir, iblis, karanlık, Adem ışıktır. İblis alçak, Adem yüksektir. Şu tarzda konuşuyordum. Dün hem kendi kendime söyleniyor, hem de hendeğin çevresini dolaşıyordum. Sözün sonu gelmiş, yenilgiye uğramıştım sanki. Sözün altında kalmıştım. Yenilginin verdiği güçsüzlükle ne yapayım diyordum. Eğer mimberde de söz bana böyle üstün gelir beni yıkarsa artık mimbere çıkmam. Efendi yalan gerekse yalan söyleyeyim, vaiz etmiyorum ki. Söz benim içimdedir. Her kim benden söz dinlemek isterse, benim iç âlemime gelir, ancak orada bir kapıcı oturmuştur. (Ona baş vurur.)

Korkak bir köylü, bir çok korkusuz ve cesur kimselerle dost oldu. O korkusuzluk ve teklifsizlik dolayısiyle de dostlarının hiç birisi ona, sen kimsin? diye sormadı. Ben kimim demesine de fırsat vermiyordu. Nihayet biri ben falan oğlu falanın dostuyum diye geldi, öylesine bir vuruş vurdu ki, onu iki parça etti. Ben bilmiyorum. Bunlardan bir şikâyet hikâyesi anlatırlar. Emire derler ki: «O adam şöyle böyle yaptı.» Emir görmeden bu olaya el koymak istemez. Çünkü kapıcı çok sevdiği bir kişidir. Olayı önce ona getirirler, onun huzuruna çıkarır ve derler ki: «Bu olay nedir? Bir bakıver.» Kapıcı der ki: Ben bakıyorum ama okuyamıyorum. (M. 159) O zaten gereksiz bir iş yapmaz sonra halvete çekilince kapıcıya sorarlar: «Niçin böyle yaptın?» Nihayet, «O bir dost idi bana bir daha yapmam diye söz verdi, gitti çok edepli ve niyazlı bir halde gitti,» der. Şimdi bu adam bundan sonra o kapıcıdan vazgeçer mi? Evet başka kapılar, başka kapıcılar da vardır, yol üzerinde başkaları da vardır. Ama o başkadır. Uzun süren işler gönül âlemine dayanınca, onu gönül âlemine götürürler, îçinde bir sır saklayan adamı sarhoş ederler ki, o sırrı açıklasın, sarhoşlukla her şeyi anlatsın diye. Ama gerektir ki, onu dinleyen kimse, o sarhoş sözleri arasındaki açıklamalardan hangisinin sır olduğunu anlayabilsin. Hiç söylememiş olduğum ufak tefek şeyler var ki, bu sözlerden bazdan ağzından kaçmış, tekrar üstü örtülmüştür. Mevlânâ Allah nuruyla yazar, bir şey bulur yahut bulmaz. Bunu gözden geçirelim ki, anlaşılsın. Görüyorsun ki, ben hep, Allah beni tasarruf ehli kılsın diye düşündüm. Halimi düzeltsin de, her şeye açık bir gözle bakayım, dedim. O namaz kılan kişiyi de böylece göre-miyordum. Allanın verdiği o tasarruf (bazen) kalmıyor, bende bir öfke baş gösteriyor, yokluktan tekrar varlığa dönüyorum. Bu işe şaşıyor ve kendime gülüyorum. Bu değişik haller içinde düşünmek gerekiyor. Çünkü garip şeyler görüyorsun, bir an içinde hal böyle iken bir müddet sonra şöyle oluyor. Gözünü yukarı çevirinceye kadar durum böyle iken, aşaği bakınca-ya kadar, şöyle oluyor. insanoğlu bütün geçici varlıklardan ve yaratıklardan üstündür. Çünkü onun görüşü, bütün arşı, kürsüyü, yerleri ve gökleri ve her ikisi arasında bulunan yaratıkları kapsayan bir genişliktedir. Allahya ait sıfatlara ortak olan bu yaratığın görüşü, bütün görüşlerden daha yücedir. Ne gariptir ki, ulu Allah, bütün sıfatları ile bu yaratıktan belirir. «Nerde olsanız, o sizinle beraberdir,» mealindeki âyetin hikmeti anlaşılır. Nasıl ki bu basiret, görüş sayesinde Allah herkese bir yön, bir alan göstermiştir. Başka tarafı görmesinler ve sapmasınlar diye. Birine kuyumculukta uzmanlık yolunu göstermiştir. Ötekine mücevhercilik ve kimya ilminin inceliklerini, sihir, bahane, büyücülük fenle-rini öğretmiştir. Bir başkası mantık, tartışma yolunda uğraşır; fıkıh, usul bilir. Daha başkaları öteki âlemin rahat ve sefası ile dolu olarak nuru ve Allahyı görür. Biri de şehvet, güzellik, aşk ile uğraşır, güldürü edebiyatı ile maskaralıktan hoşlanır. Yine başka biri de melekleri, hurileri, arşı ve kürsüyü bilir; bunlardan zevk alır. (M. 160) Bunlardan her birine bu köşke bir görüntü penceresi açılmıştır, âlemi başka bir balkondan seyretmektedir. Bunun halinden ötekinin haberi yoktur, öteki de berikinin halinden ve isinden anlamaz. Yüz binlerce, sonsuz sayıda canlı varlıklar, hayvanlar, böcekler, melekler ve başkaları için balkonlar açılmıştır. Tabip, astronom, bunlardan başka her kim daha yüksekten yürürse, daha çok balkonların açıldığını görür. O, ünlü kişilerden değildi, ama Ahmed-i Gazali' nin çetin bir işi vardı ki hep kendisine perde oluyordu. Hiç kimseye karşı o perde kalkmıyordu. O kendi kendine çok yiğitlik etti. Bir insan ki, gözünü göklere çevirse de melekler tarafına baksa, âyetteki, «Onu yerle bir etti,» anlamındaki hikmeti ve, «Gök yarıldığı zaman,» anlamına gelen öteki âyetin ilâhî kavramını görür ve okurdu. Öylesine gizli çileler çekiyordu ki, halk hiç anlayamı-yordu. Ama onun bu çile ve riyazatlarından her ne anlatırlarsa hepsi de yalandır. Çünkü o, bu çile ve halvetlerde hiç oturmamıştır. O bir bidattir, sonradan uydurulmuş bir âdettir. Muhammed (S. A.) dininde böyle bir şey yoktur. Hazreti Peygamber (S. A.) çilede oturmadı. Musa kıssasında: «Biz Musa'ya söz verdik,» diye başlayan âyetteki hikmeti oku ve düşün. Bu kör gözlüler, Musa'nın bu kadar yücelikle, Allah yakınlığı ile beraber, «Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!» diye yalvardığını göremezler, anlayamazlar. Bu «Ulu Allahm beni cemalini gören kullarından et!» demek-tif. Bu sözün inceliği buradadır. Yoksa Musa'nın dileği, senin benim dileklerim gibi olsaydı sopası koltuğunda geçer giderdi. Maksat ya bu sır idi, ya öteki. Bu, hem de Musa'yı (hâşâ) ayıplama ve tartışma yeri oldu ama, Allah cemalini görecek ümmetler arasında tek ümmet Hazreti Muhammed'in ümmeti olduğunu Musa Peygamber biliyordu.

Ahmed-i Gazâlî, sözü geçen perdenin kaldırılması için uğraşırken ona bir ses geldi, yahut gönlünde bir ilham ışığı parladı. «Senin gözündeki perdeyi Zengan-lı şeyh kaldıracaktır,» denildi. Gazâlî hemen kalktı ve gitti gider gitmez de aynı günde hocanın ziyaretine uğradı. Onu semâ ederken buldu ve o semâ sırasında artık isteği yerini bulmuştu. Oradan Tebriz'e geldi. Tebriz'liler hep bir ağızdan, «Bu adam, filan güzel delikanlıyı görmek için gelmiştir,» dediler. Bir kocakarıya para vererek onun geçeceği yol üzerinde oturmasını, gayet gamlı ve kederli bir eda ile onu karşılamasını tembih ettiler. Ahmed-i Gazâlî, kadını bu halde görünce sordu: «Sana ne oldu ki böyle içlendin?» Kadın şu cevabı verdi: «Ben nasıl üzülmeyeyim ki! Ciğerimin köşesi, gözümün nuru bir oğlum vardı, sizlere ömür öldü de ona ağlıyorum.» Gazâlî sordu, «Öldü mü?» Kadın, «Evet,» dedi, «Öldü.» Gazâlî yol arkadaşlarına dönerek, «Ey kervan arkadaşları!» dedi, «Bana burada bir saat kadar müsaade eder misiniz? Aşağı inin de biraz bekleyin. Şu kadın acaba doğru mu söylüyor? Bunu bir araştırayım!» Arkadaşları, «Hay hay!» dediler, atlarından indiler bir saat kadar başını önüne eğdi. Ertesi günü güneş doğuncaya kadar murakabede kaldı. Nihayet, «Bu kadın yalan söylüyor,» dedi, «Çünkü Adem Peygamber zamanından bu saate kadar kalıbından ayrılmış ve dünyadan göçmüş olan yaratıkların ruhlarını yokladım. Bu kadının çocuğunun ruhu bunlar arasında yoktur. Artık yürüyün!» Tebriz'e geldiği zaman yine bütün şehir halkı birbirine geçti. Söylemesi hoş değil ama, Ahmed'in güzel yüzlere karşı aşırı bir tutkunluğu vardı. Ama şehvet yönünden değil. Çünkü onun gördüğü şeyleri başkalarının gözü göremiyordu. Onu parça parça etseler bir şehvet zerresi bile yoktu kendisinde. Davranışlarını bazı kimse ler hoş görüyor bazıları da onu durmadan eleştiriyorlardı. Tebriz'de bulunduğu sıralarda bir kişi vardı ki, onu yüz kere beğenip gerçekledikten sonra, tekrar yüz kere de inkâr ediyordu. Nihayet bir gün işi Tebriz Atabey'ine anlattılar. «Bize inanın yoksa buyurun hamam penceresinden onun halini bir görün,» dediler. Ahmed, hamam penceresinin önünde uyumuş, ayakları oğlancığın kucağında, mangala ödağacı ve amber kokuları serpmişler her taraf tütsü içinde. Atabey bir aralık geldi, hamam penceresinden ve külhanın bif kenarından içeriye gizlice baktı. Hoşnutsuzlukla geri döneceği sırada içeriden bir ses yükseldi: «Ey Türk yavrusu! içeriyi tamam gör de ondan sonra git!» Atabey hemen geri dönüp bir daha içeriye baktı, bir de ne görsün, Şeyh, bir ayağını kaldırmış ateş dolu mangalın içinde duruyor. Bu hali gören Atabey şaşırdı; ilk defa yanlış gördüğünden dolayı özür diledi hayretle ağlayarak geri döndü. Onun bir de âlim, erdemli, her fenne âşinâ ve müderrislik yapan bir müridi vardı. Bu adam, Şeyhin kulu kölesi olmuştu. Bu güzel çocuk konusunda kaç 'kere onu hoş görmüş, sonra inkâr etmişti. Çok kere şeyhin atının dizginlerini omuzuna alır, önü sıra yaya yürürdü. Oğlancık ise, Şeyhin terki bağına yapışmış yürürlerken yolda, Şeyh çocukla bir şeyler konuşur, gizli işaretler yapardı. Müderris, dizginler boynunda eve gelmeden onu on kere inkâr eder, dizginleri boynundan atıp kaçmak ister. Sonra tekrar, Şeyhin kerametine inanırdı. Başını açarak onun ayağına kapanmak kafasında düğümlenen vesvese ve kuruntulardan kurtulmak için çare arardı. Şeyh bu hali de biliyordu. (M. 162) O erdemli müderris, Şeyhin elinde bir saat ağlayan sonra bir saat gülen oyuncak bir bebek gibiydi. Bir gün Mevlânâ dervişlere nasihat verdi; onlara, bizim niteliklerimizden söz açtı. Dostlar, bu sözlerden çok duygulandılar. Mevlânâ buyurdu ki siz: «Allah yüceliğini arttırsın! Hüdavent Şemseddin-i Tebrizi'ye karşı ufacık bir hoşnutsuzluk ve cefa eseri gösterirseniz benim size verdiğim öğütlerle, sizin aşırı duyarlığınız sizin için kapalı kalacaktır. Şeytan, kurt sizin bu içten duygularınıza karşı gözlerinize kar sa-vuracak yani sizi yine şaşırtacaktır.» Dostlar kendi kendilerine «Hayır!» dediler. «Gidelim ondan af dileyelim, suçumuzu bağışlasın artık bundan sonra da Mevlânâ Şemseddin'e karşı terbiyesiz bir davranışta bulunmayalım.» Evin kapısına kadar geldiler, ama içeriye girmeye yol bulamadılar. Bunun üzerine onların bütün duyguları değişti. Yol vermeyişimizin sebebi şu idi: Ben kendi kendime diyordum ki, burası domuz ağılı değil ki azıcık pişmanlık duyan, azıcık içi sıkılan herkes dışarı fırlasın da buraya koşsun. Nihayet, o kadar yüceliği aşikâr olan Ahmed-i Gazâlî'ye karşı kötü düşünenlerin yersiz düşüncelerini ve ayıplamalarını çürütmek için, kendisine kitap gönderdiklerini, bir vakit bu kitaptan sözler nakledersen, hakkında yanlış düşünenlerin ağızlarını bağlamış olursun, dedikleri için kardeşinin bile kendi tekkesine gelmesine yol vermediği söylenir. Bir anlatışa göre yedi yıl, başka bir anlatışa göre de on beş yıl hep seferde ve yolculukta dolaştı. İnkarcılara derdi ki, «Burası domuz ağılı mıdır ki başına bir hal geldiği zaman buraya koşuyorsun?» Nihayet bu dostların hiçbirisinden bir şey beklemiyorum. Önce sizden ilim öğrenmem. Belki o zaman benim sözlerimi anlar, güzel güzel kendinizi niyaza hazırlarsınız. Siz kendi bilginizden, kendi hayalinizden dolayı benim sözlerimi anlayamazsınız. Öyle değil. Nasıl ki bizim falan dostumuzu bizden sorarlar. O fakih midir yoksa fakir mi? Dedi ki: «O hem fakihtir, hem de fakir.» «Ama nasıl olurki bütün sözleri fıkıh konusundadır?» Cevap verdi ve dedi ki: «Onun fakirliği o soğuk davranışlı insanların fakirliğine benzemez. Bunu o taifeye söylemek gerekmez. Ona bu halk ile konuşmak yazık olur.»

Sözü ilim yolu ile söylerler, sırları da işaret yolu ile anlatırlar. (M. 163) Onun sözleri söylenmiş olur", dünyalık söz olur. Mevlânâ bilir ki, bu şehirde büyüklerden biri vardır. O hep bizi görmek arzusundadır*. Hem bugün, geceye kadar ona hükmedersem ondan bana o kadar faydalı sohbet fırsatı erişir ki, sizden çok güçlü, bu mecliste oturanlardan çok olgun kişidir. Bugün, mademki sizde ne ilim öğrenmek arzusu ne marifet dinlemek isteği, hattâ dünyaya ait bir dilek vardır. O halde size her ne yapmanızı emredersem, yalnız sizin faydalanmanız içindir. Bir kişi sizinle dervişler sohbetinden söz açarsa, inançla onu dinleyin. Mademki dinlediniz, türlü yollardan onu inkâra kalkışmayın ve mademki işittiniz, bu af dilemek resmî bir adettir, hiç bir değeri yoktur. Bin türlü kötü sebeplerle bozulur. Abdesbin bozulduğu gibi karnından çıkan yel gibi geçer gider. O zaman, «Yarabbi, nefsimize zulmettik, sinemizi temizledik dersin!» Bir gün, «Mevlânâ Şemseddin şunu oku!» diye bir Şeyhin risalesini getirdiler. Onu ezgi ile, musiki makamiyle okurken alay yolu ile durak ve aksanlarını da ihmal etmiyordu ve diyordu ki: «Ben bunları bilmem. (M.164) O ne yüce Mustafa ki, sefa kaynağında bütün hayallerden uzaklaşmış, kendini bütün kuruntulardan kurtarmıştır.» Hayal hakkında aynı sözü üç kere tekrarlıyor ve diyordu ki: «Ey hayal git benden! Eğer gitmezsen ben gideyim.» O direk üstünde yürüyen ip cambazı, iki gözü bağlanmış ayaklarında takunyası, başında su testisi, elinde dört parça eşya olduğu halde ip üzerinde ayaklarını gıcırdatarak ileri doğru yürüyor, tekrar dönüyor, ansızın kendini aşağı atıyor, iki ayağı ve koltuğu ile ipi tutuyor, sonra tek parmağı ile kendini asıyor, tekrar ip üzerine sıçrıyordu. Öteki arkadaşı da şişmandı, ansızın aşağı düştü, arkadaşı ip üzerinde hep ona seslenir, «Seni falan hocanın adına getirdim,» diye bir ağlama tuttururdu. Hemen sopaları, çarşafları toparlar, bol bahşiş alırlardı. Bunlar cambazlığı deniz kıyısında öğrenirler, ipten düşerlerse su içine düşerler. Bu suretle uzun çalışmalar sonunda usta birer cambaz olurlar. Ondan sonra da karaya gelirlerdi. Yavaş yavaş sopalarını daha yükseklere çıkarır, ip üzerinde durma ve yürüme usullerini öğrenirler. Nasıl ki hilâl dolunay oluncaya kadar, taştaki yağmur yakut haline gelinceye kadar, denize yağan yağmur taneleri de inci oluncaya kadar sabır gerekirse, bunlar da sabır ve çalışma ile uzman birer cambaz olurlardı. Mısra: Koruktan zamanla helva yaparlar. Bana ne zaman söverlerse hoşuma gider, övdükleri zaman da üzüntü duyarım. Çünkü övme öyle olmalıdır ki, arkasından sövme olmasın. Yoksa o övüş münafıklık olur. Nihayet münafık kâfirden de beterdir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi münafıklar cehennemin en derin yerindedir. Kâfir dedi ki, «Bu sefer gel de beraberce Şam'a gidelim, güz gelir gelmez gidelim.» Benim hiç ilgjm yok, bu müritler ahmak insanlardır. Her biri bir yıllık kazancını, şunu al da git, diye bana verselerdi,Hümam da iki üç dirhem buna kalsaydı, on iki bin dirhem tutardı. Ben gizlice haber gönderir, derdim ki: «Ey Mevlânâ, epeyce para toplandı kalk gidelim!» Onu kaldırırdım. Onunla bir müddet hoş geçinir ve yine dönerdik. Bunu anlatırken hatırıma meşhur vaiz hikâyesi geldi: Vaizin biri, konuşmasının en hararetli bir yerinde mecliste bulunan cimri bir zengini harekete geçirmek için, «Ey cemaat!» dedi. «Bana Allahsal bir ilham geldi. (M. 165) Bu saatte şurada oturmuş olan bu efendinin güzel, ince ve şerefli hatırından geçiyor ki, gideyim, vaktin şu vaizi olan bilginin başına Allah rızası 'için hemen şu makamda yüz dinar saçayım.» Cimri zengin dedi ki: «Ey vaiz efendi! Size gelen o ilham sizin gönlünüzün sefasından, sizdeki iyi niyet yönündendir. Ama Allahın yüz bin laneti benim hatırıma olsun ki, asla böyle bir şey düşünmedim.» Bu böyle geçti... Bakalım herkes bu ırmaktan nasıl geçecek? Şam Kadısı Hoy'lu Şemseddin'e eğer kendimi ver-scydim, ömrünün sonuna kadar işi düzelecekti. Ancak ona hile yaptım o da o hileyi yuttu. Vay o güne ki ben hileye başlamayayım! Zaten işim ne? Hileden başka ne yaparım? Allahnın da işi budur. Hile etmek. Bugün gidelim diye bir at alırsam ne olur. «Gitmeni istemiyorum,» diyorsun. «Böyle olmaz. Sana bir at alayım ama, yine burada kal, gitme.» Senin söylediğin bu söz bile bir hile ve mekirdir. Benim işim yok. Müslümanlık, arzusuna karşı gelmek, nefsine uymaktır. Kâfirlik de kendi keyfine uymaktır. Diyelim ki, biri imana gelmiştir. Bunun anlamı şudur: «Ben artık arzularıma, nefsime uymayacağım, buna söz verdim.» Bir başkası da, «Bu benim işim değildir,» dedi, «Ben bunu

» diyor ama imanı yoktur. Mümin üzerine şükretmek gerektir.» diyor ama dürüst değildir. 167) Meğer o bir kuruntu idi ki. kâfire berat verdi ve buyurdu ki. o ne haraç versin ne de arzularından vaz geçsin. ancak haraç verir. Ama bu pek yaygın değildir.» der. işin iç yüzünü kavrayabiles'niz. Hayır. Yarabbi. işin iç yüzünü bilen kimse bundan bir pay çıkarır. «Ey Allah elçisi bize bildir. (M. çünkü kâfir değildir. en alçak ve derin yerleri bomboş kaldığı. devlet ve divan işlerinden bir kaç şey öğrenmiştir. kargadır. Görmüyor musunuz ki. Ama söz eridir. kendi keyfimce yaşarım.» der ama siyahtır o. gözünüzü kulağınızı açasınız ki. Sana. 166) Bu hadisi de Kadı Şemseddin-i Hoyi ders sırasında anlatmıştı. Cebrail'in. benden bir söz çıktı onun hatırı kırıldı.» buyurdu. «Beyazım. O.» Ama istiyorum ki. Onun hırsızlığını anlayanlar yüz bin kutsal canı böyle bir hırsızın ayağına saçarlar. her fenden. herkes burayı boşalttığı halde siz hâlâ içerdesiniz!» «Bizler nifak ehli kişilerdeniz bizim için ne kurtuluş umudu kalmıştır.» Şimdi bunların aralarındaki ayrılık ve derece farkı. kitap da yazmamıştır.A. Onlara sorarlar: «Siz nasıl bir toplumsunuz ki. Cehennem halkı cehennemi boşalttıkları zaman. ona göre konuşur. Halbuki aldanmayasınız. oraya erişince O sana hal diliyle anlatır ince. artık heva ve hevesten de üzgünüm.» Ama başka biri de diyor ki: «Ben Müslümamm. Size demiyor Her görünüşe muyum ki. şeytanın hilesiydi. ne fena işler yaptım! O ne iş idi ki ben yaptım.» Peygamber de buna razı oldu kabul etti. . O ahmak bir iş yapar.) «Size helâl olan sihir sanatından haber vereyim ki. «Mümin. öteki cihanın akıl mertebelerinin nasıl olduğunu söylersem bu da bir mekir ve hile olur. Banş isteyen bir kimse de ona göre davranır. bir söz söyler ki. Bundan daha önemlisi. Şemseddin-i Hoyi'ye biri karşı çıktı ve şöyle bir tartışma açtı. şeytanın teşv'ki. eğer birinin kulağına •giderse o da barışa yanaşsın ve desin ki: «Ben çok utanıyorum. kendi havasına uyar atılır. tatlı dildir.» buyurulmuştur. «Dürüst adamım. Olgun söz böyle dolgun olur. Bugün bir açık nifak vardır bir de gizli nifak. Yine hadiste. yaptıklarımdan ettiklerimden ve dediklerimden pişman oldum. Dedi ki: Bugün Allah adı ile bu birinci lokmaya başladım. Müslümamm. onunla özgür kimseleri parasız pulsuz kendinize köle yapasımz. Açık ikiyüzlülüğe kapıl-mayasınız. soğukluğu açıktan belli olur. resmî işlerden bir bilgisi yoktur. öyle bir hırsıza benzer ki iş-kence yapmadan. O. Onun gönlünde güzel sözler ve hareketlerle barışsever bir insan olduğu inancını yaratır. Ancak o bir hırsız ki içinde hırsızlık zevk ve muhabbeti vardır.» Buyuruyorsunuz ki: «Nihayet onun ezberinde bir şey yoktur.» dediler. Bu cihanın aklı ve bu cihanın hissi iledir.» der ama değildir. zahir bilgisi. «Müminim. «Dostunum. Ama yaygın değildir ancak manaya âşinâ olan. Kâfire de münafık olmadığı için şükretmek gerektir. O açık nifak bizden ve dostlarımızdan ırak olsun ama insanoğlunun yaratılışında olan o gizli nifakı da ondan söküp atmaya çalışmak gerektir. «Her kim bir Zim-mî'yi yani Müslüman olmayan bir insanı incitirse beni incitmiş gibi olur. senin uyruğunum. savaş sevdasındadır. Her nerede bir kavga görse. «Hak kulun aynasıdır.) Savaş adamlarına nasıl olur da sır verebilirsiniz? Ona.yapamam.» anlamına gelen hadislerdir. soruşturmadan yaptıklarını açıkça söyler. «Gel şu savaşı.» buyurdu. «Doğan kuşuyum. kapıları kapandığı sırada cehennem harap bir boş eve dönerken münafıkların feryatları duyulur.» (M. ikinci lokmaya. Ötekinin ise hiç bir şeyden haberi. Şiir: Üstadın aşktır senin. Ötekinin ne kadar geniş bilgisi olursa olsun. Çünkü yoksulluk lokmasıdır. sırası geldiği zaman nasıl konuşuyor. Müminin aynasıdır. kul da hakkın aynasıdır. Gönlü çaldıklarına bağlıdır. Hazreti Peygamber (S. Onun maksadı bir din adamını kötülemekti.» Pişmanlık duysun. pamukları kulağınızdan çıkarın da kuru sözlerin esiri olmayın. ne de burada kalmak imkânı. üçüncü lokmaya Mikâil'in adı ile dördüncü lokmaya Azrail'in adı ile başladım. duygu ve düşünce yönün-dendir. Diyordu ki: «Filan kişi bu kadar şiir ezberlemiş. tecrübe sahibidir. (Onun iç yüzünü ancak Allah bilir yahut Peygamberin rızasını kazananlar bilir. ince. çalışır ki. karşı durmayı bırakıver» dersen ne çıkar? O. tecrübesi yoksa görüyorsun ki yeri geldiği zaman hiç bir şey söyleyemiyor. Sahabeler. «iyi davranış. Garip hadisler arasında anlatırlar.

iman getirdimse yavaş yavaş o ilk inançlardan vazgeçtim. her saat yüzüstü kapanıyor. zindanı kendimize bostan yaparız.» Bu hoşgörme. Umarım ki bir vakit bizi kötüleyenler yahut hayalle uğraşanlar arasında bizim hakkımızda konuşulurken bazıları tereddüt gösterirler. ahval şöyledir. «Allah ve Resulünün iki eli arasında. Meliki Âdil ona çok inanırdı. «kulların zindanı. arada duraklıyor. der geçersin. «Dünya müminin zindanıdır. Tebbet âyeti ile ihlâs sûresi arasında hiç bir fark yoktur.» dedi.» dememiştir. Zaten doğru konuşmak lâzımdır. eşekçi: «Ne diyorsun?» dedi. ne iman. Elbette kolay olmaz onun ilk inançları hatırına gelmediği gibi ona yol da bulamaz. sonra iyi eşekleri başkalarına verdin. Bir ayağını basıyor ötekini sürüklüyor. feleklerden daha büyük. Ben onlara (M.. Başı sonu belli değildir.. Bu tıpkı şuna benzer: «Adamın biri ırmak kenarında yıkanmak için elbisesini soyunur ve suya atlar. yahut nezaket icabı sanırlar. Senin huzuruna geldim. Nasıl diyorsun ki Tebbel nedir ki?» Ebû-lehep ziyan etti. Ne Yahudilikten. onunla Arapça konuş!» Acem bir saat kadar düşündü. lük yürümesini bilir misin?» «Hayır. Gün olur ki ateş içinde heybetli bir dille konuşur. kendini karanlık bir âleme atmak. göklerden. Ama Hoca işi sezmişti.» Ona dediler ki. Ben dünyayı hiç de zindan görmüyorum. o Fatiha okumasını bile beceremez. onlardan ayrılman bizim dostluğumuz yüzünden olmuştur.» Eşekçi sordu: «Bugün de öyle misin? Yâ Şeyh!» Onu çekmeyen kıskanç fakihler akşam namazını kıldırması için sözbüiiği ettiler.) mübarek sözlerinden hiç birinden irkilmedim. Şimdi söylemek gerekir ki. yahut başka sebeplere yorarlar. Perhiz şu cihetten gereklidir ki. «müminlerin zindanı. «Gel de şimdi anlat bakayım. kurtulacaksın ateşten. yüzünü Meliki Âdil'e çevirdi. Nuh Peygamberin oğlu gibi kara yüzüne erkekçe bir tokat vurur. «Zindan nerede?» diyorum. Umarım ki sen bunlar arasında en doğru olan sözü söylüyorsun belki kendinden hiç bir şey söylemiyorsun. Onu kaptığı gibi aşağı doğru sürükler. Hayret edilecek nokta şudur ki. Ancak o hazret. ne Mecusîlikten. Şeyh. alsın da giysin diye. derler. Şeyhin meclisinde bulunanlardan biri diyordu ki. Şeyh ona seslendi. Bizim zindanımız bostan olunca ya bostanımız nasıl olur? Bir seyret de gör! Hazreti Peygamberin (S. çabuk çabuk. çirkin hayallerle oyalanmak. O da öteki gibi gülmez ve der ki. Nasıl ki o gün demişti ki:. vesveselerle. Eğer dost olan arkadaşına söylemezsen ne kadar araşan bu konuda sol yönü bulamazsın çünkü onun her iki eli de sağ eldir. Burada kendi maksadını o daracık düşünceye sığdırmak gerekmez. Onlar bir şey işitmek için kulaklarını dört açmışlardır. Bindiği bir eşeğin sahibi ile kavgaya tutuşmuş. (M. dostu uyurken biri gelsin. ne de ana ve babadan kalma inançtan ne kaldı bende? Gerçi bundan önce de her neye inandım. dostluktan da değildir. Gönül ki. ipek böceği gibi daracık bir koza içinde kuruntular. Onlar bu hali yorgunluk. eteğini çeksin. acaba bu bahsi dost ile nasıl konuşayım? Dost zaten hali görüyor. «Sen lük. Farsça diyordu ki: «Bu eşek kötü yürüyor.» dedi sultan. namaz vakti geçsin. gizlice eteğini çekerler. sonra öteki ayağını da aynı veçhile tekrar basıp sürükleyerek aksaklık örneği gösteriyordu.» anlamındaki hadiste şaşaladım.Dostluk o mudur ki. oradaki hizmetçiye gözüyle işaret ederek. bir din bilginiydi. güzel bir eşek. Siyah şalvarlı denen. Eşek sahibi biraz uzaklaşmıştı. öylesine hoşum ki şu hoşlukla iki cihana sığamıyorum. 170) Su sertçe akmaktadır. «Ey ulu sultan. Senin perhizin. Her ikisi de birdir. Ancak şu. daha geniş. Pabuçları giydikten sonra yerinden sıçradı.» . «Getir şu pabuçlarımı. «Şimdi bende ne küfür kaldı. sen Müslüman olarak öleceksin. Çarçabuk dosta anlatmak ve söylemek lâzım gelir. Bundan dolayı âyette. Halbuki geçen gün bana iyi bir eşek gösterdin. onu gereksiz sözlerle niçin daraltmalı? Pek hoş olan bir âlemi kendine zindan gibi daraltmak nasıl uygun düşer? Bostan gibi olan bir cihanı kendine daracık bir zindan etmek. Topal eşeği bana getirdin. Bu sözleşmeden sonra onu söze tuttular ki. kâfir ölmeyeceksin. imandan da bir şey bulamadım. Ne çar'e ki.» âyeti ile Tebbet'ten her ikisi bir olur mu? Bu îhlâs sûresinin anlamı Allah sıfatlardan başka değildir.» demiş. şu anlamdaki Arapça sözleri kekeledi: «Yarın ben. Hoca. Şimdi bu îhlâs sûresi yani söyle ki «Allah tektir.» dedi. daha hoş ve aydındır. yönünden değildi. 168) dedim ki: «Sizden şu sebsple ayrılıyor ve sohbetlerinizi terk ediyorum: Siz dervişi incitiyorsunuz.» Bu yol çok çetindir. Ben bir vakit bu türlü söz söylemiştim. «Eğer ben de onun gibi gülmezsem beni çıplak eden zavallı incinir. Kullar başka bir toplumdur.A. «Bu adam Farsçadan anlamaz. Kafasında hazırladığı Arapça sözleri unutmamaya çalışırken. Şimdi öyle hoşum. Ebûleheb'in iki eli kurusun! Alevli ateşe götürülecektir. Allah kelâmıdır. acaba bu sözleri dostlar mı söylüyorlar yoksa bizi ayıplayanlar mi? Hangisini ele alalım. Onu koruyan Meliki Âdil de onun kim olduğunu bu vesile ile anlasın. hep gafil uyumak ne demektir? Biz o kimselerdeniz ki. Arapça konuşacağı kelimeleri zihninde hazırladı. keskin akan su onu kapmış ve götürmüştür. Dost ile her ne gelirse. helak oldu. Bir taraf belki öteki taraftan daha üstündür. Kendimde küfürden de. Biliyorlardı ki. O ise elbisesinin bulunduğu yere doğru atılmaktadır ki. Eğer hatıra bir şey gelir de bu sözü söylersen falana bir zarar gelir düşüncesi ile o sözü saklamak gerekmez.» Bu söz onlar için faydalı oldu çünkü onlar anlamıyorlar. elbisesinin bir kenarını açsın. edep yerlerini çıplak etsin ve bunu halkın gözü önünde yapsın.» buyurulması belki her iki eli de açıktır anlamına gelir.

oradadır o. 172) Korkma hemen söyle. Artık aramızdaki muhabbet kesilmişti. Tekrar hapşırdın mı. Yallah aslan gibi erkeksin. yoksa turşu mu istiyorsun?» diye sordu. eteğimi tutmuyorsun. dostlarla cenkleştim ki! Müminler ulusu Hazreti Ömer bile hiç bir şey için bu kadar uğraşmamış ve bu kadar söylememiştir. onlardaki korku toplanmalarına engel olmaktadır. Bakıyordum çok yanlış konuşuyor. onunla uğraşırken ötekiler kedinin gözünü tırmalar. Nasıl ki Hazreti Muhammed Aleyhisselâma göre.» dedi. evliya zümresinden bazı kimseler vardır ki yanan ateşe atılırlar ama asla yanmazlar. Hakikatta bunlardan her biri onda teker teker belirmektedir. Gönülden dışarıda (halkın yüreğinde vesvese veren) Şeytana işaret buyurulmuştur. Bazı şeyler var ki. Fare dağılmanın. 171) Yüzüne tükürdüğün zaman ses çıkarmayan kimse yoktur. Çünkü zıp.» buyurulmuştur. Hiç şüphe yoktur bunda.» dedi. Bütün fareler gibi bu dinin evini yıkmaya çalışırlar. Benim adımı ona söyle. onu görür görmez boynuna sarılayım.» dediler* Âlâ ile Muhammed Taceddin şikâyettendi. Allah'ya bile hep lütuf ve rahmet sıfatı yaraşmaz. O halde niçin gitmiyorsun çabuk git! Ona ya pire diyeyim yahut çekirge. Ona lütuf da yaraşır kahr da. Kendi kendine: «İş gönül işidir. Kullardan pek az kimseye istiğrak mutluluğu verilmiştir. Allahnın kahir sıfatı içinde hem lütuf hem de kahr vardır. Hakkın terbiyesindendir.A. bu fareleri temizlemeye çalışırlar. «Ey ahmak. kudretli bir kişisin. Böyle bir toplum için çok sert bir insan gerektir. demiştir ki. Meğerse sevdalı olmuştur.» diyordu. bir daha şifalar olsun duasını tekrarlarım. Farelerde eğer toplanma cesareti olsaydı. Evet Peygamber Allahın lütuf ve irşadını biliyor muydu ki önce yoldaş sonra yol buyurdu. elinden âciz kalıyordum.dişi kerim değildir ki! Evet. «Dâye kadın bizi aç bırakıyor. Yanmak ona derler ki. Güya pazarı yakacaktı. Kedi ise kendi nefsinde bir topluluktur. Bir kimse bütün lütuf olsa bile yine eksiktir. kulluk da gönülden kulluktur» buyurdu. onun aksi sıfatı da vardır. söyleyemem. gerçek amel ve ibadet için yol yoktur.A. Ona dedim ki: «Dâye kadın seni aç bırakıyorsa annen yerinde duruyor. Ama Allahnın aziz kullarından öyle kediler de vardır ki. başına atlar elbette onun işini bitirebilirlerdi. Ali için o öldü. «Tamam artık yüz sopa oldu. ibrahim Peygamberin ateşe atılması. Gizli bir topluluk da vardır ki. o arkasını Kalenderîlerden asla esirgemez. Eğer böyle olmasaydı. sizden de şifalar olsun demek. Bir sopa vurunca. O bana karşılık olarak bunu yapar. «Kabe'nin içine giren güvende olur. yanlış okuyor. Âyette. Nasıl olur ki. Şimdi tekrar karşıma gelmiyorsun. Ola ki onlara da sözü geçen o istiğrak mutluluğundan bir koku erişir. Yüz binlerce fare toplansa bile tek bir kediye bakmak cesaretini gösteremezler.» Senden hapşırmak. bu günahsız Kimya'dandır. feryatlar. Bu bağa gitmenin etkisidir. Ev bana çok yabancı geliyor. Ondan çok zahmet çektim.) sıfatlarından biri ile vasıflanmış idi.» O erkek . «İki horozun yok mu?» «Var. evet oradadır. onlar da gizlidirler. Dedi ki: «Ali'yi düşman bilenlerden bir Haricî vardı. sırlarını herkese açıklamazlar. hizmet gönül hizmetidir. kurtuluşa ersinler ve başka ümmetlerden üstün olduklarını anlasınlar. Ben dışarıdan düşünüyordum ki. Çünkü kedinin heybeti onların bir araya toplanmalarına imkân vermez.» Evet.» Ona dedim ki. yanaşın da senden hiç bir eser kalmasın. Ben dedim ki: O. O biliyordu ki herkese. «Senin için pirinç mi pişirelim. Birçok has Allah erleri vardır ki. «Ey hoca. o gün her biri soruyorlardı: «Acaba Ebubekr'in elinden kılıç vurmak gelmez mi?» Sahabelerin her biri Muhammed'in (S. hayli gün önümde diz kırmış oturmuştur. Ama Alâ'nm (Ala-eddin) düşmanı dedi ki: «Ben öyle söylerim ki Hazreti Muhammed'in (S. Benim çöme-zimdir. korkular vardır. Ancak o sözlerin üçte biri söylenmiştir. Musa Peygamberin yetişmesi ve onun düşman elinde beslenmesi hep Allahnın birer cilvesidir. kerametleri gizlidir. yaraşır. Artık gideyim dedim. Bundan faydalandın. Nasıl ki. (M.A. oruçtaki açlık nerede. kendisim bu derece sertleşmiş görmesin. Tekrar o kadının yanına gitmeyeyim de ne yapayım? Gideyim de çabucak geri döneyim.» dedi. Yüz binlerce vesvese veren Şeytanlar. Şu halde demektir ki. Ümmet için bu beş vakit namaz ile yılda otuz gün orucu ve Hac törelerini emretti ki. Sen ise gidiyorsun. birleşebilselerdi. içlerinden bir kaç fedaî fare çıkabilseydi. Ebubekr Ömer'e sormuştu: . Allahya kulluk nerede kalır? Dinin bu açık teklifleri ve ibadet ne işe yarardı? Bu şeyhlerin bir çoğu Muhammed (S. Ama o ilâhi düşünce ve temaşa âlemine ancak Ulu Allah'da kendini yok etmekle varılabilir. Yatırıp eline yüz yahut bin sopa vuruyordum. Lâkin yine Yahudi olarak öldü. Ben onun için öylesine kavgalar ettim. Derlerdi ki: Önün önünde ders okurken henüz çocuk idim. Hazreti Ali daha cenkçi idi. kedi topluluğun remzidir. (M. ben senin adını biliyorum da sen benim adımı bilmezsin? Ona söyleyince hemen gelir. Hiç olmazsa kaçarlardı. zıp sıçrıyor. Ama gerektir ki onun madenleri biz olalım ki. Sen de aynı yangının içinde yanar gidersin. «Etrafında bulunanları kapan. «Biri gelmiş pazarda oturmuştu. kedi nihayet bunlardan birini yakalar.» cehennemden söz edilmektedir.) düşmanı da Yahudi idi. Kerim. Bana böyle sövüp saymazdı. Sonra diğer bir âyette. onlar da o temaşadan yoksun kalmasınlar.Muhammed Aleyhisselâmın ibadeti ve işi istiğrak yani Allahsal düşünceye dalmak idi. Nasıl ki. onların her şeyi gizlidir.) dininin yol kesicileridir.

173) Kişi sevdiği ile beraberdir. «Bırak ne söylüyor dinliyeyim. Bu zevk sahibi bir adamdır. Zaten bende söz kalmadı. ne de kötülük düşünürüm. Yersiz bir laf söylerse onu bilirsin.) bile. Hakikatte onun eteğinde bir avuç fındık ve kuru üzüm vardı.» Bu saatte o mubahci (her şeyi hoş gören birisi) olmuştur. Kuru üzüm eteğinde duruyordu. Ama daha çok onunla konuşurum. Aynı zevk ona da erişti. Başka ne kaldı artık! Mimberin üstünde ilk vaiz çıktığı vakit okuduğu tevhicl şu anlamdaki rubaî olmuştu.» dedi. şeyh arkasından seslendi. benim maksadım bu idi diyebilen kişidir. Ama içim çok hararetli idi. Ateş mangalında kebap pişiriyor. yapmacık şeylerle uğraşıyor diye beni ayıplamaya başlamış. bozgunluğu önledim.» dediler. Müminler tek bir vücut gibidir. Eğer söyleseydim beni mazur görmezdin. selâm verdi almadı. Hakikatte o bir dosttur. Onun hali nasıl olacaktır ki. buyurdu ki: «Ben adalet gösterir. dilberiydi.«Benden sonra halife olursan ne yaparsın?» Ömer (Allah ondan razı olsun). eksikliktir. bir hafta hamamda kalmış. «O fasıktır. ancak kötü düşüncelerin içimden temizlenmesi için Allahdan dilemekteyim. Acayip şeyler anlatırlar: Onun atının dizginlerini omuzladığı halde inanmıyordu. îyi olmasam bile böylece perhiz ediyordum. karşısına geldi. Hazreti Muhammed (S. Bir şeyden anlamaz.A. Bu gözağrısı sana sefa verdi dediğin güne kadar. onlar imanlı kişilerden değildirler. su döktü ve meclisten dışarı çıktı. Rubai: O put. . kendi oğlunu işlediği zinadan dolayı ceza olarak eliyle sopa atarken öldürdü.» dedi. Ben diyorum ki. bu namazın hakikati. «Böylece fesadı. ona çok iltifat gösterdi. Şimdi sen bana söyle bakayım. O mecliste olmazsa kıyamet bizden kopar. «Doğru söylüyorlar. Vaiz başladı. «Artık ne zamana kadar bu imansızlık? Bari Seyyid-den utan!» Hemen geri döndü ve şeyhin ayağına kapandı. bir çılgın gibiydi.» dedi.» buyurdular. (M. İstiyordum ki. Bundan sonra iyileşinceye kadar böyle perhiz edeceğim. Peygamber buyurdu ki: «Bizi daha ne kadar inkâr edeceksin. Bugün dost ile sevgili ile de benim sabrım böyledir. sonra içeri geldi. «Şeyhten yüz çevirdikten sonra. «Senden adalet yağıyor. Bugün mademki o kişi sensin bu da sana yaraşır. onu ziyarete koştu. inkâr ediyor ve diyordu ki: «Filân şeyh. hakkı gözetirim. Sordu. bunu istiyordum zaten. istedi ki geri dönsün. benim de maksadım bu idi. Şimdi müsaade et de bir söz daha söyliyeyim. 174) Sana önce çok kuvvetli bir ilgim. «Sen ne yapacaksın?» «Ben yapabilirsem bir perde örtülürüm. Bu sefer feryada başladı. Bana diyorlar ki: Bir topluluk senin hakkında o bidatçıdır. başka bir sefer daha söz. Maksadım ne idi? Felsefecilerden naklederek anlattım ki. «O bir avuç kuru üzümü o tabak içine dök ki. Şimdi mecliste değil.» Nasıl ki. çabuk kalk! Ben başka birini buldum. bize inanmayacaksın sen?» «Ey Allahnın elçisi. Ama Hazreti Peygamber kendisinden yüz çevirdi. aşırayım da onları susturayım. dedim. Büsbütün inancı sarsıldı ve geri döndü. beraberce oturdu. Asıl söz eri. O sırada delikanlıyı getiren reisin adamı toprak başına olsun. Yarlıganmayı da. O gece Hazreti Peygamberi rüyasında gördü. Koşarak geldi ve gördü ki. perhiz ettim. Ömer de Hazreti Ebubekr'e sordu. Ben hiç kimse için. içyüzü nedir?» Önce felsefecilerden bazıları. pek levend bir boyu var. Yüzüstü düştü ki. «Bidatçıyım.» dedi. Ancak başlangıçta görüyordum ki. «Seni ne zaman inkâr ettim?» «Ama bizim dostumuzu inkâr ettin. Bu biricik sevgiüli ile nasıl sabredebilirim? (M. sevgim vardı. o buradan gitmeye karar vermiştir. Şeyhin evinin kapısında reisin oğlu ile satranç oynadığım gördü. meclisimizin süsüydü.» «Doğru söylüyorsun. günahkârdır. vücudunu ayakta tutmak ayıptır. Ama biraz sonra filân genç selâm verdi. Bunlardan da kâh birinden. Tekrar inancı bozuldu. Bu saatte de zararlı çıkardık. Hiç kimseyi ne kötü işlerle ilgili görürüm. Ben de. Şaşırmış hayran kalmıştı. henüz satranç oynamakta. o zaman işaret yolu ile söylemek mümkün değildi.» derler.» diyemem. şeyh uzakta mıdır?» «Çoktan geldi. «Başını yere koymak. öteki ayağım da reis oğlunun kucağına koymuş. Konuşmak düşüncesinde değildir. Şimdi bunu tekrarlamazsam şaşılacak şeydir. bir ayağını o delikanlının kucağına. kâh ötekinden şeftali topluyor. O zaman bu hal yok idi.» İnanmıyordu. nerelerde salınır? Yüce bir servidir o.» buyuruyor.

Zaman zaman da. Senin istediğin ve aradığın şeye de engel olur. Bunu yediğim için sizin vebaliniz benim boynuma olsun. Böyle bir adam nasıl başka bir adamı yaratıcı ve yapıcı bilsin? Bir tasvirci. «Otur!» diye söylediği yere gitti. Yersiz. söyleniyordu. işleri ondan başkadır.» der. Zaten onun Allah olması imkânsızdır. Allahya ant içerim ki. Eser hemen açıkça görüldü. «Geç ey imanlı kişi! Senin nurun benim ateşimi söndürecek!» diye seslenir. «Benim bir arzum var. şimdi artık hiç günahım yok. O kimseler ki içerden değildir. her şeyi kendi kuvvetleri ölçüsünde görür. 177) «Bedr'e niçin gider?» dedi. (M. Ama halvet âleminde hep lütuf hep hoşluk vardır. Kerim'e diyorsun ki: Ordu kumandanı ölmedi. Kaç kerre görmüşüz? Açık konuşalım: Benim seninle işim yok. Sözü ters söyleyeyim yahut çevireyim. Bu ne acizliktir? Güçsüzlüklerinden bir takım kurnazlıklara saparlar. der. Kerim ona demişti ki: «Sana ne söylerse peki razıyım de!» O tam bir erkektir. kendisi sentaks olmuştur. Bundan sana güzel bir yemek pişireyim de ye! O zaman bende nasıl bir hüner olduğunu göreceksin. ben bunu kırayım dedim. Yallah ki. Nasıl ki Şahap Herive. «Bize bir eşek kadar değer vermiyorsun.marifet kaynağı bu şeytanın getirdikleridir. gönül açıklığı da onlardan başkalarındadır. Sana. içini o marifetten boşaltmak gerekir. benim seninle işim yok. bundan sonra her ne söyleyecekse o bilir. orada bu sırrı açıklamış olmasından korkacaktır. bir duygulu adam onun karşısına geçer ki ona bir söz söylesin. Gramer okumadığı için söz çekimini de beceremez. bunu başkaları yapsalardı onları parça parça ederlerdi. Orada Bedr'e gitti dediler. (M. Hazreti Ebubekr.» diyor. kolaylık göstermekte kahır da vardır. anlamak da istemezler. Öyleki. Bunu söyleyince gitti. beşma vurarak. bana zehir tiryaktır. hiçe sayıyorsun. asla!» diyordum. O orada mıdır? Orada yoksa. O söz bilmez adam niçin boş yere konuşsun. o marifetin üzerinde hiç bir şey olmasın. gideyim. Tekrar bağa dönmek de boşunadır. O zaman zaman bizi gerçekler. «Gerektir ki dışarda kalayım. başka anlamda söyleyeyim. farkında olmaz. Tadı kalmadı ki bir günah işleyeyim. bana ondan dolayı hiç bir fesatlık gelmedi. Onu görmek imkânı da yoktuf. O ihtiyara. Cehennem benden sorar. Çünkü onu bağda göremiyecek. Ben diyorum ki. 175) Hem pabuçları ile birlikte çıktı. benim sevgilim senin önündedir. «O gün ve O' gece onun yanında olduğunu iyi biliyorum. (M. Ona. Beni cennetin kapısına götürseler. Ben kötü ettim. onlara yüz binlece mucize göstersen iman etmezler. yahut bir fikir ve tedbir beyan etsin. benden çekinmekte ve korkmaktadır. lütuf da vardır. Tâ camiden onlara sesleniyoruz: Bu halkı hangi topluluk böyle dağıtmıştır? Gerekir ki. Perhiz yapıyorsun. yine o kimseler toplansınlar. onun da maksadı benim geri dönmekliğim değildir. ama bazı kere yaptığım cefanın yerinde olmadığı da oluyor. halk da bizim sözümüzü anlamazlar. Benim.» dedi. bundan öyle bir kuruntu geldi ki. Halk Yahudilere bile. Bugün tekrar tövbe etti. Belki âciz ve zavallı biridir o. Bana güldü.» Bana para verdi. gözlerimi üzerinden ayırınca zavallılık gösteriyor ağlamaya başlıyor. söyle ki. Bunun delili de. Sen bilirsin. asla. Diyordu ki: «Peygamber ne söyİedi ise inandık ve gerçekledik. insan tamamıyla sentaks olmadıkça bu bilgiden haberi olmaz. Benim onunla görülecek başka işim yok. Bu güne kadar henüz bir suç işlemedik ki tövbemizi yıksın. nerede diye sorarım. Hazreti Peygamberin buyurduğu gibi. O gülüş Allah bana bir nimet verdi. Davette. Bu gün beni bırakmazlar ki. cemaat dağılmıştır. Eğer cennette bulamazsam cehenneme koşarım. «Bu adama niçin eğri gözle bakıyor?» diye sor. gözünde yaş b'rikir. O halde bana da izin ver. Gizlice kendini dışarı attı. Onun tarafından da böyle yapmak gerekirdi. Eğer ben suçlu isem. Böylece birlikte olalım. İçi boş ise. Biz onu yüz türlü kurnazlıkla nâz ve niyazlarla elde ediyoruz. Sen onun teveccühüne layık olduk mu sanıyorsun? Efendi! Halk. . Beni niçin serbest bırakıyorsun? Dostlar elden gider. böyle söyledim kendi işimin aksine hareket ettim. Bana. Her zaman böyle olur. selâm verirken bugün bizi sormuyor. «Senin oğlun yüz tane kız oğlan kızdan daha iyidir.» Sentakstan. onu bana bağışla. Beni ne tutuyorsun? O gideyim dedikçe. Diyorum ki. Kerim'in. külah ister. Ben bütün cefayı ancak sevdiklerime karşı yaparım.» Ona dedim ki: «Sana söylemedim mi?» «Evet. hatta Çelebiden. Onbeş gün sonra tekrar gel o zaman gidelim.» demişlerdi. iman getirir. «Hayır. Nihayet hadiste buyurulduğu gibi bana. Benim cehennemim.» dedi. Onu bana ver. falanın yanında yatar. tekrar içeriye uğrar. O dedi ki: «Sentakstan (Nahiv ilmi) hiç haberi yoktur. şahit olunuz. Hayır onu gözümle görmeliyim. eteğini boynuna atmış. (Allah ondan razı olsun) hiç mucize istemiyordu. sen bilirsin. Başkalarının günahlarını bana yüklemeyi-niz. Dedi ki. gideyim. demektir. bilgisiz sözler onun sözleri değildir. o kimsenin haberi vardır ki. 176) Kendi kendine kıyas yürüterek. Görmedin mi? Görmüyor musun ki. Akıl kapısından dışarı çık perde çok uzakta mı duruyor? Onların bir adım bile yürümeye cesaretleri yoktuı. Birkaç kerre gördümki. söz üretme kurallarını bilmediği için bunu yapamamasıdır. Biz seni bilgin bir müftü tanıyoruz. Şimdi ne yapalım da o hücreye biz de yol bulalım. onunla aramızda bir yatak ilgisi vardır. önce kapıdan bakarım.

Eğer bu sözün dış anlamına arif itiraz ederse bundan doğacak üzüntü benim elimde değildir. aramızda yakınlık hasıl olmuştur. İçeriden hayretle arifler sultanının kapısına baktı. yol. «Şimdi sen ona yapışma. Bu görünürde böyle değildi. Görüyorsun ki. Bu.» Bu adam kadın istiyorsa on tane bile alsın. Yoksa sizin yaptığınız gibi yapmadım. hastanın başında Ayetü'l Kursî okurlar bazıları da vardır ki kendileri Kursî âyeti olurlar. «Bedr'e ne yapar?» dedim. Bir zümre vardır ki.179) O kimse candır. «Yani bir şey işitmeyeyim bir söz olmasın.» «Böyle söyleme. «Padişahların kahrı kimleredir bilir misiniz?» dedi. iki yıl otursun. bir ev tutsun da gitsin. bunun manası nedir? Manası bu demektir o kadar. Allahdan üstün kimse var mıdır ki.» dedim. o gelmeden ayağını çözeyim gitsin. Bunlar kadınların ve Müslüman ailelerinin adlarını kötüye çıkarmasınlar. şu anlama da geliyordu: Sen ne söylüyorsun? Ben sensiz nasıl yaşarım? Allah iyiliğini versin! Bu kadın. bacım kesiyorlardı sanki. «Bu açık sözleri işitir.» dedi. onun gönlü bende. (gizli bir sözü) var.» Sana yüzlerce lanet olsun eğer yemezsen. «Dostun zihin karışıklığı dostluğuna da geçer. 178) Karnı yırtılıyor. «Eğer evet demekte geç kalıyorsam. O kötü huylu koca. evet diyorsun. her kime ilişti ve tenim her kimin tenine değdi ise. Bu işten dolayı özür dilemektedir. O. gizli sözü anladı.» (Âli İmran sûresi. bir ara geleyim.» dedi. Eğer konuşuyorsun dersem. diye bulaştırmadık kimse bırakmaz. «Ben seni istemiyorum. Ben seninle birlikte azap duyuyorum bunu filan zat ile birlikte konuştuk. başkaları da ibret alsın. kendi bilgisi perde oldu. Asıl beni üzen. Bu itiraz demektir. sözü tekrarlayan onu söyleyenden daha üstün olsun? Henüz bir söz söylemedim. üstünde sövdü saydı. tekrar söyle. Muhammed Emirci anlatıyordu: «Bir adam gelir. (M. îşte . ona öyle bir şey yaptım ki. hem can olsun? Bu imkânsızdır. o iyi bir kadındır. hem kalıp olsun.» dedi. Bunu yapmıyorsam erkekli. kendini asla aziz saymazdı.» Firavun ve Nemrut için. Padişah yolunu çevirdi. niçin evet demiyorsun. Bir an için bir kaç söz konuşmak üzere uğramasını rica et! Zihnim karışık olduğu için. «Külhancılara değil. Padişahın yanma yaklaştı kimse ile konuşmadı. Padişahın biri. karıma böyle dedim. «Elbette işitmi-şinizdir sizden önce kendilerine Kitap gönderilenlerle. Ona.» dedi.» cevabını verdi.» dedi. 184) anlamındaki âyet de buna delildir. Sen başkalarının imamlarındansın. Ben bu evin temiz adını ve çocuklarınızı düşünerek üzülüyorum. Dışarı çıkmadı. O temiz yürekli bir erkek bana da gelir kendi evinde de böylece konuşur.» dedim. o büyüklenmezdi. Allahya ortak koşanlara daha çok azap vardır. Ben ona dedim ki: Yüzünü görünceye kadar bu sözlerle avunmam ancak Mevlânâ o görüştüğümüz yerde üzüldü. Kemal Mu-arrif'e dedik ki: «Ben bugüne kadar bu şehirde paça yemedim. Eğer bu sefer geçip giderse benim umurumda değil. ğim icabıdır. Bir zamiri. «Ona on gün mühlet ver. Adamın sakalını tuttum. Kaynanama şöyle dedim. Sonra bu. Söyle ona rezalet çıkarmasın ve otursun!» Hiç kimse görmüş müdür ki. ona uygunsuz sözler söyledi. Ben kılıç ile teklifsizim. nasıl gezintiye gidebilir? Onlarla nasıl oturabilir? Sanki o senin koçandır. ömür boyunca otursun da bizi incitmesin. Sen de Allahya yakın erenlerdensin! Bir kaç söz söyle bari diyorsun. Başkaları da senin imamın. Çaresiz bir kadının halini o ne bilir? Bu kadın ki. «Bu millet ile nasıl kaynaşabilir. «Nasıl olur?» dedi. Eğer varsa söyle. Külhancı. Q itirazda bir eğrilik varsa doğrultayım. Ben zaten itiraz ediyorum. Bundan keder yoktur. «Ama Efendimiz niçin o tarafa gidelim?» diye soranlara. «Ne dedim ki işitsin. bin türlü saltanat ve debdebe ile yoldan geçerken bir külhancı dışarı fırladı. Siz nasıl razı oldunuz? Benim haberim olmadı. iki ay otursun. elimde olmadan kendi kendine bana musallat oluyor ve yine elimde olmadan geçip gidiyor. Bir adam vardır ki başka bir üstadın işinin kalıbı olur. cariyeme bunu söyledim. bana ayıp olurdu. Böyle yaparsa.» diye soruyorsun. Belki onu sevdiğim zamanlarda bile yapmadım. benden izin almadan nasıl gidebilir? Bilmiyorum ki o hangi terbiyesiz bir davranışla seninle bunu yapar? Mevlânâ'ya benim saygılarımı söyle. Benim nazarım.» diyor.» «Ona söyle ki.» «Ama imamlar kim oluyor? Benim imamlarla ne işim var? Biz kendimiz imamlardanız. Ona kendi gözü ile bakmayın. Benden rica etti. «Şu tarafa gidelim.» dedi. Eğer konuşsa idi onu parça parça ederlerdi. «Aman işitiyor.Bunun teşekkür borcunu nasıl yerine getireceğim.» dedi. o yedi yüz makbul orucun makbul olunmasın. Beni bilirler. Onun aslı külhancıdır. «Teferrüç yani gezinti. imamlar uygun görmüyorlar. söylenir durur. Ne dedim ki. (M. benim nikâhıma girmiş. elimi eteğimi bağlayan nokta. birer birer yoldum. Şahit getireyim. Bir daha hastalığın bana yol bulmasına fırsat verme. Hani nerede araştırın da bakın. «Gönlüm böyle istedi. gözü arkada kalmasıdır. Padişahlar ancak fermanına karşı boyun eğmeyenleri tepelerler. külhancı ile kavga eder.

ister olmasın. Yarın vaiz etmek gerekiyor.A. İki cihan bu iki şeyle yani ibadet ve akılla bağlanmıştır. her hangi biriniz gibi değilim. karanlıklara ve oburluğa. Senin elin ayağın taklit ile uzanır. akılla bayındırlaştırırlar. Bu bana da yaraşmaz. . Allahmın yanında gecelerim.. hali olur.Kuran'da buyurulduğu gibi.» Ama ulu Allah sevgili Peygam-ber'inin kutlu gönlünü kırmamak için de âyetin sonuna şunu ekledi: «Ancak bana vahiy gelir.» sözü daha kapalıcadır. dil işi değil muamele işidir. bir kaç gün onunla birlikte dolaşsın. Bunu. Bazıları görünüşte onu yok ederler. gaflet uykusundan uyanırlar. Bu. şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım!. Pisliklere. Bilgiye dayanmayan âmelin sonu sapkınlıktır.» diyen Peygamber'ine şunu da hatırlatıyor.» Günkü «Bilgide uzman olanlar sözün yorumunu bilirler.» Bundan sonra da «Allahsına ulaşmak dileğinde bulunan güzel ameller işlesin. Bu sözleşmeyi bozmak olur.» diye biraz benlik gösterince Allah onu Hızır Aleyhisselâma havale etti ki. «Ben yeryüzünde olan insanlardan daha bilginim. «ne güzel» sözü uğrunda ölürler.» (Kehf sûresi. «Rablerine kulluk vazifesini yaparken hiç bir ortak koşmasın. Lâkin iyi kullar cihan yurdunu ibadetle. bu zehî (ne güzel) kelimesine aşıktır. Açık ve kapalı anlatılmıştır. ona gülmüştünüz. Güneş yerine çıra yakar o zavallı.» sözü pervasızcadır. Bu kapıyı kapadın mı feryatlar. bir de bilgide uzman olanlar. her hangi biriniz gibi değilim. Allah işidir bu.» dedi. soru yönünden söylemişti. böyle söyle. Madem ki anlayamıyorlar bu konuda nasıl konuşulabilinir. bu icar sözleşmesini bozsunlar. Bilmiyorum bundan onun elinde kalan kazanç (M. Söz ancak onun sözüdür. birçok gizli noktalar açıklanırdı. (M. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. Bu söz söylenmiş ama nasıl yapar? Ne gibi bir tedbir bulmalı ki. Ne sözün açık anlamını kavrayabilirler.» buyurdu. Söz yapıcı olduğu zaman uyku getirir.» Bu da evvelki hitapların benzeridir. O güzel sözlerden. Hallac'ın «Ben Hakkım. Senin görüşün onun sıfatları iledir. 181) ister değişik olsun.) karşı inançları dola-yısiyle onu dinlerken mest olurlardı. ne de maksat ve manâsım anlarlar. Olur bu işler olur. Bayezid'in. güçlenir. her iki âlemde tasarruftan gaflettedirler. O zaman o tapunun ne değeri olur? Eğer gelir de bu kervansaray bana lâzım değil derlerse. Bundan bizim sözümüzün kokusu geliyor. şikâyetler. de ki. Hazreti Musa (Allahnın selâmı üzerine olsun). bunu artırabilirler de. «Ben. Ama önce inkâr ettirir. Ama sanki hiç öğüt dinlememiş gibi davranırlar. ben miyim? Vardır diyorum. Kuran'ın şu âyetinin inmesini araştırmışlar ve demişlerdir ki: «Ey Resulüm. Allahnız tek Allah'dır. 111) anlamındaki Allah hitabının özeti şudur: «Ey Resulüm! Sen Allahsal tecellî ile dolu olduğun vakit benliği kendinden uzaklaştır. O sözden de şu beytin kokusu: Beyit: Evet güneş bir adamdan uzaklaşınca. o halin. insanlar arasında hiç kimse yoktur ki kendinde az çok benlik olmasın. ama bir kapı açılmıştır. Bugün sanki bir yıldan beri binanın tapusunu bana vermişler. aldıkları cevaptan çok faydalanırlar. geri al derim. herkes ondan inciniyor? Bunlardan biri benim.» buyuruyor ki. Herkes. bunda yoksun kalmak korkusu yoktur.» yolundaki sözleri. Aman tekrar söyle bu mısranın baş tarafı ne idi? Sahabe (Peygamberin dostları) hiç itiraz etmezlerdi. O beni yedirir içirir. Bazı gerçekçi araştırmacılar. Keski bunun onlara bir faydası da olsa. «Onu bir Allah bilir. ayıplamalar başlar. bu da onun aynıdır. Hazreti Ebubekr yedi hadisten başkasını nakletmedi. Senin söz üstadın bilmiyorum. bana olan saygıyı artırmış olurlar. Söylenmesi gerekli bütün sözler söylenmiştir. Eğer sorsalardı. Bu zordur. ancak Allah vardır.A) Hazreti Ali'ye buyurdular ki. Nihayet Allahın öyle kulları da vardır ki. sonra kendine gelince seni çevik ve canlı bir hale getirir. Nasıl ki. o benlik davası kendisinden gitsin. uyanık gönüller uykuda da iş görür. «Sen niçin vuslat orucu tutmakta bana uydun da böyle arık ve güçsüz düştün?» «Ben. Kendi dileklerinden başkasını isteme! Senin istediğin şey oradadır. Lâkin onun bu işin bozulduğuna tanıklık edecek kimsesi yok. Nasıl isterse onu o tarafa çevirir. öteki âleme ait perdelere bakmak ve böylece bulanıklıklar ve zorluklar içinde yaşamak çocuk oyuncakları ile uğraşmaya benzer. Bunlar acaba girdikleri çilelerden ne elde ediyorlar? Orada ne yaparlar? «Allahdan başka ilâh yoktur. 180) Hazreti Muhammed (S. Şimdi bizim evimizin kervansarayında bize cefa veren o adam kimdir ki. Ama şimdi de kötülük yapmak istiyorlar. ama. Çare yoktur. «Kendimi kutlarım. Onu uygulamak ister. aynı âyetin sonunda. Bu söz her iki anlamın dışında değildir. Hazreti Mustafa'ya (S. Bütün zamanlar.

183) Yüce Allah kutsal hadiste şöyle buyuruyor: «Bana bir karış yaklaşan kuluma ben bir arşın yaklaşırım.A. yeryüzünde değildim. belki benim gibi söylersin: Ben Şam' da. «O pislik yuvasıdır. çok yemek hikmet ve düşünce kudretini azaltır. ayıpladıkları şeyi 'o yaratsın. Bu. bir çok yazma eserlerden daha üstün geldik.ve öyle adlandırdılar. Ama gördük kü bu vaiz. Tahsil ediyorsun ama bana göre hayır. dediler ve zamane halkı bunu şehvet âlemine naklettiler. İçimde bir müjde sevinci vardı. bundan önce kılıyordun. Ben türlü fenlerde yetkili bir bilgin gibi önemli fen konularından konuşuyordum. işte vaiz derler sana! Eğer insanoğlu isen başını bu medreseden yukarı kaldırmazsın. Onlara dedi ki: «Siz de falanın konuştuğu gibi vaiz edin! Hatta benim kardeşim ve vaizler neler söylerler. büyüklük Mevlânâ'dandır. Biz. Yakupoğullarına yakışmayacak sözler söylediler. Namaz ve ibadetle meşgul olmak mutluluk nişanesidir. «Yiyin için!» emri ile kesilmiştir! Bir kere sor ve de ki: Ey gırtlak söyle bir kere sen hançer misin? Yoksa hançere misin? Az yemek sendeki gücü artırır. Ben bütün bu divaneliğimle nice akıllıları şarap küpüne sokmuşum. Allah korusun ki bir şey okumadım da böyle bir kaç şey yapabildim.» Şiir: Bu gün kıblesi mutfak olan kimselerin.» dedi. Gözleri çocuklarına dönük olan peygamberler zümresine de hile ettiler. Senin kuruntuların beni ihtiyarlattı. Allahnın.)' yüzüğünü çevirince. «Sizi boş yere mi yarattık sanıyorsunuz? Siz yine bize döneceksiniz. başka sözlerle meşgul olursun.» dedi. Hazreti Peygamber Ayşe ile nasıl birleşti ise. O bir köşeden geldi.» derse o başka. «İsterse onlar meclisinizde hazır olmasınlar ve bunun için bu yolu açıyor.» dediler. Hazreti Muhammed (S.» dediler.Benim sözümü hatırında tutamadığını anladığın zaman. Rum diyarında kadılar kadısıyım. yarın yerleri cehennem olacaktır. Davut Aleyhisselâm ile başka peygamberler hakkında neler söylüyor. (M. . Ey senin o. Allahtan korkmazlar. Ferhat ile Husrev ve Şirin hikâyesini Leylâ ile birlikte söylüyoruz. Diyordum ki: Yol. Eğer bırakırlarsa işler iyi olur.» Uzaklık. Lala hikayesini birinci gün yasakladı. Allahya sığınırım eğer bir şey okudumsa. 182) Nerede o biricik evlât ki. artık bizden vaiz istemiyecek. Sen namaz kılmıyorsun. İyi bil ki. Kitabım boynumda. ikinci gün bir kaç altın verdi. Ama Mevlânâ bizden daha üstün. üstün niteliklerle sade akıl yönünden göreyim? Hazreti Peygamber buyurmuştur ki: «Kul acıkınca onun kalbinden ve dilinden hikmet bulutları yağmur yağdırır.» dedi. Eğer ayrılığın herhangi bir şey yüzünden olsaydı. Yolda çeşitli fenlerden söz açmıştım. Babanın seni tahsile göndermekten maksadı şu idi: Zamane kötüdür halk çocukları azdırır. gırtlağın ki. bunun için hikâyelerin en güzeli. Ancak oturan dinleyicileri etkiledi. Halifenin ya-kınlarındanım. 116) anlamındaki âyetin hikmeti aşikâr olur. Sen kendini ta-mamiyle ona vermezsen o da senin olmaz. Bu anda Allahya çok şükürler olsun! Senin elde ettiğin bilgiler yeter derecededir. «Bu böyledir. Her gün bir satır okursan böyle olur. «Şöyle böyle hiç şehvet sözü olmasın öyle bir şey bulunmasın içinde. Güya havalarda uçuyordum. Bu Lala işidir. âlimler atımın dizginlerini çekiyorlar. Şahap diyordu ki: Bu çocukcağız bana. açık söylüyorum. Dedi ki: Allahya sığınırım! Henüz gitmediği halde bizi bazı sorularla âciz bırakıyor.» (Müminun sûresi. beni kim kötülüyecek? Peygamberlere bile iftira ettiler. Şam'a gideyim de tahsil edeyim diyor. insanoğlu değilsen hayır. Bütün dalgınlığımla nice açık gözleri koltuğumda götürmüşüm. ev gibi değildir. «Bu karanlıklar içinde oldu. Eğer oraya gelirsen benim ayağımı kim tırmalayacak. O günü baktım ve «Bu hal şehvet halinden ne kadar uzak!» dedim. hep biricik oğlunu arasın? (M. «Bana bir iş buyur. Çünkü her ne varsa bir kere ondadır. tatlı sözlerle tekrar müsaade etti. Nerede o vaizlar? Bu vaizin okuyucuları nerede? Yahut nerede o peygamber ki.» dedi. onlara kendilerinin Hakta nasıl birleşeceklerini gösteren bir ayna oldu. Keski bir şey okusaydı da beni şu medreseden kur-tarsaydı. bu sıkıntı ona bağlı olurdu. Bugün bana iyi bakacak mısın? Hiç mü-rüvette sığar mı ki seni bu kadar bilgi ile. «Bir oğlanı seviyor.

Ama iman ile karşılaştırılınca çirkin olur. Başka bir örneğini daha anlatayım: Bir hadım ağası ile başka bir delikanlı zinadan sakınırlar. Bir de saçlarını hep dışarı fırlatır sonra örter. gamdan kurtuldum. Bari onun sözü. binlerce cilveler. geride başka insanlar da var. Akıllı adam onu bilir. gönül açıklığı ve sevap kazanasın! Aradığın sevgili sık sık sana yüz göstersin. kendini öğen ve güzel bulan dadısına.» Söz eri olan bir insanın içinde dalgalanan nice sözler. Ancak onu dinleyecek yetenekte kimse bulamazsa neye yarar? Oraya gitti. Yoksa kendi nefsinde güzeldir. Allah sizin sayınızı artırsın! Leylâ gibilerdir ki. ne Kuran okuma kaygısı. Eğer mana yönünden söz açarsak hoş olmaz. ona. (M. Bir çok kimseler sözü kapalı söylemek isterler. yahut bir hasta ile güçlü kuvvetli bir erkek perhiz yaparlarsa. «Bana bir karış yaklaşana ben bir arşın yaklaşırım. bu bana bir başlangıçtır dersin. «Hoşuna gitmedi mi?» diye sorarsan. Bunu öğren ki. ama bir ölçüye göre. bozuk ve çirkin görünür. öteki gibi doğru olabilir mi? Böylece söze de dikkat etmelidir. kuvvet yardır. Beyit: Biz sana kulluğumuzu gösterdik. Bizim aşinamız. sırf sevap kazanması için tutar. anlıyamadım Ötekilerini de bilmiyorum. O iman karşısına gelince. hiç biri birbirlerine eşit olurlar mı? Nasıl ki. Ama hapsinin de zayıf bir tarafı vardır. şuna benzer: iki kişi oruç tutar. serttir. bunlar. beni bildiğini iddia ediyor? Dünyada hiç çirkin yoktur. hep uğraşırlar ki. öte tarafta yersin. hem ışık. Hareketi de erkekçe ve dişice olmazdı. Meclisin neşesi üç şeyle gelir derler. «Benim yüzüm güzelse senin hoşuna gitmeyen çirkin yüz kimin yüzüdür?» demiş. Senin çirkin huyun köle satın almasını bilmedi! Kuyu kazan kimse sudan nasıl kurtulabilir? Sitemli sözlerle kendilerini ariflerden gösterirler. bütün hayvanlar da dişilerini bulamayınca göremeyince sabrederler. O nerede. bilmiyorum ki üç yüz tane mi yoksa bin tane mi? Bu nasıl bir zor iştir ki. Eğer öteki erkek ve dişi olmasaydı onun sözü de erkek ve dişi olmazdı. öteki ise bu orucu her şey bulduğu halde Allah rızası için. Çocuğun biri. kimse kendisini tanımasın. ne çare ki. 184) Çünkü bize yakınlık göstermezlerde yalnız kalmanız gerekiyor. onun sağlam zünnarı ile bağladım. O özgür erlere hizmet yolunda. bizi tanıyan o can kimdir? Şimdi bu sözü açıktan söylüyorum. yaramazlıklar yapar ki. o hoşlanmamak ileride ne etkiler ve ziyanlar meydana getirir. erkek ve dişidir. örtünsün diye. bu öğüdü dinle: Burada bulur da yemezsen. Allah bilir. onların hangisi erkek hangisi dişidir. Senin güzel bir cariyen olsa. Evet Horasan caddesinde develer gördüm. Belimi. bu nerede? Bu birinin yaptığı. Şiir: Hârâbat ehli oldum. Demir nefsinde demirdir. Vaıza başlayınca benim hatırıma şu şiir geldi. O kimdir ki. 185) Küfür bile çirkin değildir. oturdu. hanımının erkek kardeşi de onu görse. aşka susayanlara karşı cömertçe canlarını bağışlarlar. Ancak bir toplumda yoktur. Bunun misali. Şiir: Ey Leylâ'nın vefalı soydaşları. Bende ne zabitlik kaldı. Her millette erkek de dişi de vardır. Eğer manadan söz açmazsak kutsal hadiste buyurulduğu gibi. Fakat bakıra . (M. biri bir şey bulamadığından aç durur. Bende hem şarap var.Herkes mademki onunla kendini süsler. O kendi uğursuzluğunu nasıl anlayabilir? Bunu. Bu ayrıcalıktır ama nerede o toplum? Mademki onu göremiyorsun ey sevgili artık ne söyleniyorsun? B'zi biraz yalnız bırak. Ama onda halk için faydalar vardır. hem güzel var. Nihayet kendinden insaf et bir kere. nükteler vardır. Deniyor ki.

Çünkü onların halkı korumaktan başka işleri yoktur. O bununla övünür ve onu bozmaz. kolun koluma dokundu? Ne zaman benimle oturdun ve bana yoldaşlık ettin? Balığın bilinen tarafı. onun suda yaşamasıdır. Ancak onun vezir ve. Onun bundan başka işi yoktur. dürriyetim denilen değerli inci de sıra ile biri ötekinden üstündür. rastgele çıksa bile asıl olan onun suda yaşamasıdır. onları ilgilendirir. Eğer bizden ayrılırsa tedbirli davranmamız gereklidir. Bunlar bir toplumdur . Görüyorum ki. Eğer her hangi bir hayvanın sudan kaçtığını. Ona sordum: Ne zaman beni bildin? Ne zaman beni gördün? Ne zaman eteğin eteğime. her kılığa girer. Onlar nerededirler? Onlar kimlerdir? Nihayet ben diyorum ki. Eğer buradaki özellik onun hakkında ise ne dersin? «Niçin söylüyorsunuz?» Sözü. çok güzeldir ama. sudan çıkmaz. Yakuta sor bir kere: «Neden öyle kıpkızıl oldun? Yoksa sana bu hal güneşten mi geldi? Eğer söz onu küçümserse. hayınlık ederiz. biz alçaklaştık Beyit: Sevgilim bundan sonra bizden her ne işitsen. göklerden dalga dalga nur yağıyor. başka bir zümreye de kırmızı elbise giydirmiştir. korkudan ölür ve bu yüzden sudan çıkmak ister. bunu kabul edenlere de engel oluruz. ne iyi olur. değerini azaltır ve kırarsa onu başka bir manada. davaya.» buyrulmasının yeri olur muydu? Yeter ki bir sebep olsun. Onlar kendi testilerine başkalarının tortusunu doldurmaya hiç razı olurlar mı? O halde «Yapmadığınız şeyler. kıskançlık kaynağından gelmiş olurdu. Oraya hiç bir köpek ayak basmasın diye. başka bir şekilde ayıklar gösterirlerse ne çıkar. onu affeder. Bu niteliği dolayısıyla de demirden üstün sayılır. mücevher. Eğer böyle olmasa.göre derecesi daha aşağıdır. sen hep şu mısraları mırıldanırdın: (M. benim yüzümden ve gözümden fışkıran nurla tâ ciğerimi görüyorum. «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylersiniz. Diyelim ki. Çünkü bakır her şeye elverişlidir.» anlamındaki âyetin yorumu şudur: Bu âyet bir kere müminler hakkındadır. 186) Şiir: Ay yükseldi. isbata hacet yoktur. Kuran'da. Çünkü o suda yaşar. nefsiyle bilir. onlar benimkilerdir. bir zümreye yeşil. Ona Al-lahtan bahsedildiği vakit üzüntüden. Başka maksatları da olamaz. Öyle ise en azından ona. Sonunda anlaşıldı. Halife bir zümreye beyaz. Dediniz ki. O yavrunun yüzünden. o balık değildir. su korkusu ile öldüğünü görürsen. Gümüşe sıra gelinceye kadar. kimya işinde elverişlidir. altın. O zaman bize meşhur Cuha'nın kolu çolak olduğu vakit tamburunu çalarak söylediği şu şarkıyı hatırlamak gerekir.» deriz. Şiir: Ben hep senin köyünde kemik topluyorum ki. beni bilsinler!» Hama ile Hana arasında Hasana'ya gittim. Artık el açma bize. kendimi tanıtmak hoşuma gittiği için yaratıkları yarattım ki. eğer ona karşı bir düşmanlığa kalkışan olursa bunu haber verir. Hatta bazılarının başlarına geniş kenarlı külahlar koydurmuştur. «Pabuçlarını al! Biz bunu kabul etmeyiz. Kutsal hadiste Allah şöyle buyuruyor: «Gizli bir hazine idim. Evet Şemseddin bizi atlatmaktan hoşlanır. demirden ziyade. Ama balığın suda yaşadığını isbat için. Halife kendisi için iyi olanları bilir. Mev-lânâ ile Mecduddin aralarında şöyle konuştular: Biz uyuştuk. Vaz geçerse hiç bir şey olmamış gibi davranırız. Vezir. onun hiç bir bilgisi yok demektir. çünkü biz gittik elden.. yakınları belki bu töreyi değiştirebilirler. îsrar edersek evet der. yine gider. şahide. Ama onlar da hep birlikte o halifeye sığınırlar.

Başım salladı. kılı kırk yaran.ki. Toprak altındaki nazeninlerden birkaç tayfamız var. çünkü hastaydı. (M. ondan bir elma istedim. onun hastası olmuştu.» Ben hemen atıldım ve dedim ki. Yalnızdır. «Hele bir sor.. Beni de evde zayıf birisi var diye çağırmışlardır. O seni açtıkça açılıyorsun. karanlıktadırlar. Bizim nazenin kullarımızdan biri. Ama kendimi tutabildim. Kerim'e söyledim. bu hal çocuk yaşında pek az kimselere nasip olmuştuf. seni isterim dedim. hepsine hüküm veren o bilirkişi olmalı. ona bir şeyler doğuyordu.» dedi. Sözünden başka hali de değişti. O gece. «Susun. ne yaptım ki. Söze başladı ve dedi ki: Söyledi ve söylüyoruz. Geçen gün de kendisine gülerek bir göz attım. Ona bir peri verdim ki. uygunsuz bir toplum içinde tutsak düşmüştür diye beni gönderdiler. Öfkem geçsin diye. diyordum. Ama nihayet bu kanadı sana ben verdim. Bir daha ağzım açılmadı. Ama bütün içim sözlerle.. dediler. fakr mertebesinde biricik bilginden bir kaç kat daha iyidir. beni buna zorluyordu. karara saygı göstermek gereklidir. sen Bayezid'in mertebesindesin. bu meseleleri kesip atsın. «O bilip de sükût ettiğin şeyi bu saatte görürsün. filan kişi filanı istedi. «Oyun bundan daha açık olur mu ki. Çünkü ulu Allah karşına ne çıkarırsa onu kendine tam bir mutluluk sayarsın. bu hal ehlinin kulu kölesiyim. Benden çok incindiler. Ama burada karar iş arasında veriliyor. uzaktan huzurda olursa. falan evde öleceğim. Sen bana şöyle diyorsun: Kiminle çağırdın? Nasıl çağırdın? Seni böylece hoş karşılayınca. düşmanın oyununu görebile-sin. Bu ne demektir? Katırın açlıktan kemikleri dışarı fırlamış.» dedi.» Parmakla dokundum. artık hiç bir şey söyleyemedim. Ona çok inanırdık ve o açık konuşmuştur. buraya gelmesini istemediğim bir adamdı dersin. (M.» dedi. sana bir öpücük vereyim! Ahi'ye dememiş miydin ki. şahitler meclistekiler benden uzakta. 188) Ben çocuktum. Sen büyükler . beni takdir ediyorsun? Şimdi gel ki. Siz niçin halinize uygun olmayan bu sözleri söylediniz? Derler ki. birbirinin yanında yahut karşı karşıya oturmuş konuşuyorlarsa o muhabbetin tadı ile. eğer sende gönül sefası var da arada engel olmuyorsa. Sen Allah' dan ne istersin? Bayezid-i Bistamî. Onların duyduklarını duyanlardanım. Bununla beraber zordur. biz ne biliyoruz. Erkeklik odur ki. Şemseddin sizden bahsediyor. O başka mesele. Sordum ona: «Neler söylüyorsun? Benim hatırım için ona gerekli olan şeyi bir kere söylemez misin?» Evet ben çağırdım. neye karar verirse inayetle baş eğmek. hali ile birlikte konuşması da düzgünleşti. bana verdi. Bu azarlama onlar içindir. ben söyledim. Öyle acayip bir hale gelmiştim ki. ben de başımla işaret ettim. «Düşmanın oyununa dikkat et. hatibin kılıcı gibiyim! Ne keserim ne batarım. Benim sultanlığımda bu türlü şeyler olur. Ben ona. îstedim ki o zaman ona sorayım: Kim ne dedi de ona güldün? Sert bir bakışla ona baktım. Eğer bu doğru bir bakış olsaydı iş kolaydı. Onun çocukları için oldum. Alâeddin'e.» «öyleyse. onu övünce. şimdiye kadar yerinde kalmış olsun. Bu saatte hastaların başına gidersek orada rahat vardır.» der. ne yapayım. beni kurtardı. o ayırt etsin. kendisi bilir.» Filan kuyumcu dedi ki: «Senin hakkında uygunsuz sözler söylediklerini işittim. yakında nasıl olur? Falan yere gidelim derler ona. Yoksa onun azıcık da bir gücü olamaz. hayır ben. O gece kendisini çağırmadıklarından dolayı incinmişti. onun zevkine göre yakınlık zevki nerede kalır? Bir kimse ki. ona bir ziyan erişirse yazık olur. Zey-neddin Kelusî'den sordu ve dedi ki: «Ben Allahyı gördüm. Yaklaştı ve dedi ki: Ben Kerim ile bir tarafa gitmek istiyorum. «Şem-seddin orada mıdır? Eğer yoksa şimdilik işim var. satranç oynayanlara. O Hâcegî denilen. O.» O övmeye başladı. bana sordu.» Zeyneddin de dedi ki: «Ben de Allah'dan Allahyı istiyorum. manalarla dopdolu idi. Ben meclise geldiğim zaman elini ağzına koyar. «Eğer halvet olur da yalnız ikimiz beraber olursak. gerçek görüşlü olduğu için gelmedi. «O nasıl olur?» dedi ve ilâve etti: «Sen böyle değildin ancak onun sohbeti bereketi ile böyle oldun. «Bana gel. Artık bir şey söylemez. Gerekirdi ki. îş arasında el çırpanlara. bana on pabuç vurur1 musun? Her açılışta daha parlak bir hale geleyim. onları uzaktan seyretmenin tadı bir olur mu? Ama o uzaklık. gemiye atlayanlara. Bu işareti dinle! Görüyorsun ki. nurun etkisiydi.» diyorum. onlara iki akça verip. deyimlerle. Bunun nihayet senin oyunun olduğunu görüyorsun. Ondan sordum. uçtu gitti. onun gönlünde parlayan. Ama o bilirkişi dışardan olmalı. Eğer yal-nızsa. Horasan'dan gelen büyüklerden biri yönünden üstada bir gönül açıklığı gelmişti. benim babam ol!» diyordu. Allah'dan Allah'yı istedi. ben. O kimdir diye sorarlarsa. Bu saatte ne var ki. böylece eğildi ve dedi ki: «Sen sohbete lâyık bir insansın. 187) Allah bizim aramızdadır. Öyle nazeninler ki. O bizden atılmıştır. Şeyhin biri bir gün eline bir elma almıştı. kendine oyun oynuyorsun demektir. Şimdi dedim ki: Bizim aramızda bir bilirkişi gerektir ki. kaseyi doldurup götürebilirsin. Eğer iki dost. Şu halde iş böyle olunca size mübarek olsun! Bu çok fena bir haldir. değildir.» der.

öteki başıboş ve yularsızdır. Eğer doğru söylüyorsan. Soruda. Bütün vücudu dil kesilmişti. Onlara bir kâr kokusu gider. ancak şu kadardır: Birinin dizginini çekersin. İçerde dağ gibi. 190) Ama işitirse benden incinir. neşelenirler.hakkındaki sözlerinle sohbete en lâyık bir zatsın.» Evet. «Bu nasıl raks?» deseniz. Başka biri. «Karanlıkta yürüyen yolunu şaşırır. vücutlarında parlar. bana hiç ayakbağı olmasın. Şimdi nerede o dizgin çekme. semâ vaktinde başkalarının giyinmediği elbiseleri giyinir. Allah sevgililerinin sözüdür. velilerin aradıkları vecd (ilâhî sarhoşluk) halini onlara anlatsaydım. Hak benim elimdedir. oraya gelsin sizi görsün ve beni de övsün. bize göre onun âlemi başkadır.» Şiir: İçi fesat dolu bu köpeklerden size utanç gelmez mi? Siz. Hak âleminden hiç haberi yoktu. büyük bir bilgindir. dayanamadım. bütün bu sıfatlar görüyorum ki benim de sıfatlarımdır. nede mal alan müşteri alacak mal bulacaktır. bu. îşte bu çirkin bir şeydir. işlerine gelmeyen doğru sözü dinlemezler. Hutbede okuduğun bütün Allah sıfatları «O öyle bir görücüdür ki. Her gün gerektir ki. Derviş ham hayaller peşindedir. şöyledir böyledir. Hak onların yüzlerinde. «Yandım bu ıstıraba. Şimdi beni kendi halime bırak! Onu en azından zahir yönünden yemekten içmekten yasaklıyorum. 189) Bana dedi ki: «O. şüphelidir de. Ama onunla ne ilgisi var? Bu hiç kimse hakkında uygunsuz söylemek değildi. elini Allah erlerinin ellerine uzatsın da kurtuluşa ermesin? «Dervişin her iki cihanda yüzü karadır. Bir yerde ki şeyh bu delikanlıdır. bu kulundan ne istiyorsun?» diyor. işitmiştim ki.» deyince. der. baş sallıyorsunuz. Bu sebepten Hakkı düşman bilirler. böyle yerde nasıl olur? Peygamberlerin.» buyuruyor. üveyk sesi ile bunlar ilham olundu. ne malını satan satış yapacak. Derviş de. yemek içmek düşüncesi. onun görüşünden gizli değildir. yüz bin dağ gibi ağır. (M. îster ki siz mescitte olasınız. Yani sizin önünüzde olmasın. utancı. Mademki yanıyor-sun. ne dersiniz?» Herkes kendi makamında büyüktür. hiç bir şey. Öteki mülkün kıvancı ama ülkenin de yüz karası. birlikte olalım.» Ona inanmıştım. Allah. Onun vakti dardır. Onunla benim aramda eskiden beri bir1 hekim var ki. «Ne türlü nefesler vuruyor. Bir vakit hizmet etsin. halkı neye davet ediyorsun? Karayüzlülüğe mi? Eğer yalan söylüyorsan senin tokadın hiç bir şey değildir. o başkalarına söz verir. Kul için bundan daha iyi bir sığınak var mıdır ki. Söz Allahnın sözüdür. dışarıda saman çöpü gibidirler. onlarda açıkça belirirdi. (M. Çok düşünüyorum ama gerektir ki. O. Şu halde dizgin gerektir ki dikkatle çekesin şimdi başka bir şair de şöyle söyler: Beyit: Âlim ile cahil arasındaki ayrıcalık. bir satır bile olsa bu lâzım. cevapta terbiyesizce davranırdı. Bu çok garip şeydir. söz söylemez.. Ama bununla değil. sözünden dönerdi. Bunda da zorluklar çıkarırlar size. Vakti gelince gazelden sonra raks edeceksin diye kararlaştırıyorsun. Şiraz dervişleri biraz insafsızdırlar. gece gündüz yanar yakılır? Tavaya konmuş sığır yağı gibi uzaktan kokusu geçtikten sonra kıpkırmızı olur? Allah erlerinin raksı lâtif ve hafiftir.» buyurulmuştur. «Tahammül et!» der. ama benimle birlikte değildir. işimi öğretiyor. Ancak iş iyi gitmedi derler. Su üstünde yaprak gibi yürürler. Su dağıtılan yerde bana bir. Ancak gecenin üçte ikisini yahut daha az bir zamanını uyuyabilmekte. ama küfrün de rengi ve kokusu. Şimdi iyi sohbete dikkat et. bir şey okusun. Sizden sonra.. ürkerler. Geceleri uyku uyumuyor.» derler. Namazda da başka zaman giyinmediğini giyinir. Alâeddin'e satranç tahtası alma! Mevlânâ'nın dostu isen bunu yapma! Çünkü onun öğrenim çağıdır. bu yularsız eşeklerden hiç arlanmaz mısınız? Öbürü dinin süsüdür. elbise ve çamaşır derdi bende olmasın. insan. Bana. ona olgunlaşması için daha yıllar gerektir. «Yârabbî yandım artık. cevheri kırma . gazel okumaz. iyi olur ama falan kuyumcu da şeyh olmuştur. mest olurlar.» demişlerdir. «Ben seni bu iş için tutuyorum. Nasıl olur da erlere hizmet eder. Bazılarına vakit geçirmek hoş gelir.

Nihayet ırmağın. Arabi da. bir türlü bu işe razı olmuyorlardı. (onlara ne olduğunu Allah bilir). Zahirde de bâtında da. Kuran'da. o «Başın için!» diye ant içer. işitmede ve akıldaki hikmeti anlamayan. Yavru aç kalıp da ağlamayınca? İçinde ve dışında geçen değişiklikleri göremeyen r görmede. «Ne hoş!» diye çarh vurarak suya atıldı. Tövbe. şeytan işidir.» Adamların anneleri kardeşleri toplandılar. Hintliyi. ilâhî bilginin denizi dalgalanmaz. Günahlarından dolayı da mağfiret dilemezler. «Allah semaların ve yeryüzünün nurudur. Nasıl ki.» Bu: sır içindeki hikmet. Tam iki yıl yol yürüdüler.hikâyesini andırır. 192) Sonra. etrafa yayılır ve bulaşır. Kedi kâseyi devirdi ve kırdı. Bunun sebebi de senin yalvarman. «Sizin en büyük Allahnız benim!» (Naziât sûresi. denize girince de beraber girerler. Rumî'yi Anadolu halkını ben yarattım. sefalar getirdin gibi açık sözlerden anlarlar. daha üstün bir mertebe ve makam iste! Ama hayır bu onun işi değildir. Senin gamının bulutları gelmedikçe. galiba onları aşağı çektiler. taşın karşısında zavallı kalır. ama lanet olsun o alçağa ki. aslındaki parçalar yerinde kalır ama içindeki berbat olur. Çünkü onlar. Allah ona. Yani sır (gizlilik). sonra herkese karşı. «Allahm! Sen benim ilâhımsın.. henüz şüphede olanlar derler ki: «Acaba neden benim kısmetim geç kaldı? Yahut bu iş neden böyle oluyor? Kendiliğinden mi oluyor? (M. hayır. günahta direnmek de iblisin ve onun yavrularının sıfatıdır. kaz yavruları yumurtadan çıkınca anneleri karada gezerken yavruları da anneleri ile birlikte dolaşırlar. Eğer o yüksek mertebeyi isteseydi. Biri hemen. asılmaya değsin. Ama yalnız küp. Bugün o sofracı yaptığına tövbe etse bile işlediği hata yine hoşuna gitmezdi. cevheri benden sorasın diye kırdım. hiç bir şey demedi. Bu utanç verici hal ana ve babadandır. «Vay yavrucuklar gitti. dalgalanmak ister. «Asın şunu!» diye emreder. bir dağın tepesinden çıktığını gördüler. Su kenarına gelenlerden bunları görenler. coşup köpürmez. bilgin ve güçlü olduğunu bir âciz görürse işi kabul eder. olduğu yerde sayar. Türkü. yalnız kaldığın zaman. Çünkü onlar beni bu kadar naz ve nimet içinde beslediler. onun maksadı odur. Sarayın sofracıbaşısı. Bari daha büyük bir iş yapayım ki. küp. Şah. damlatır. senin gibi birini doğurmuş. Denize dalan kurbağa gibi bir ses çıkardılar. boğuldu!» derler. Dediler ki: «Oraya kadar gittik. Sevgili âşı-kma sorar. başka bir yere gidemem!» Halbuki onun küpü onun gibi yüzlercesiyle dolup boşalmıştır. bütün peygamberlerin mucizeleri. «Yemin et!» deyince. ağlayıp feryat etmendir. bir nakış ve suretten başka bir şey göremezler. Sofracı. Ademin ve evlâdının sıfatıdır. «Bunu niçin yaptın?» diye sorar. Ancak gülerek. taştan daima sakınır. Bu sefer hoşuna gider ve gülmeye başlar. güle güle. «Görmez misin senin Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?» anlamındaki âyetin yorumu nedir? (M. Acele edenler. demek gerektir. Hatada. Kırıtırsa. o mertebe şarapla dolu bir testi gibidir. Pek açık bir gerçektir ki. «Oyun . Yani hoş geldin. Öteki de arkadan atladı. önemli bir şey değildi. küpün fitnesidir onlara açık ve susturucu bir cevap vermek gerekir. Sen de bu ayıklık makamında mest olup kalma! Ola ki. Çünkü susmak suretiyle verilen cevaptan anlamazlar. hiç sorma! Eğer benden faydalanmak istiyorsan gizlice alçak gönüllük gösterip de Firavun gibi. Başka bir şey bilmiyoruz. hep görünüşe bakar. velilerin kerametleri ile vahiy ve ilham getirmelerini anladığı halde. yaptığım hata. Şahın üstüne yemek. babam da yanımda idi. başka bir şey yapamaz. Acele. nakısı ve sureti görürler. O. Adam geri kalan yemeği de Şahın üstüne boşaltır. Başka ne olmalı? Bazıları da geri dönerek haber getirdiler. Onu boşaltırsan kadehe dolar ve der ki: «Yine senin yanında olayım.» Anlamındaki âyet ne diyor bize? Mısra: Gönlüm öyle bir yere düştü ki. 24) deme. Cevapta biraz düşüneyim de o vezir gibi hataya düşmeyeyim. Bir topluluk Fırat ırmağının kaynağını görmeye gittiler. Bazılarını. şuradadır: Rahmet deryası daima coşmak.» der. Zaman zaman dostları anmak ne gariptir. âlemin nasıl idare edildiğinde şüphesi olan kimseler. Yani istiğrak (Allah' sal hayale dalmak) makamında kalma. âmâ arkadaşlar daha önce gitmişler. cevheri niçin kırdın? Sevgili cevap verir: «Ben. ben de senin kulunum!» deyip. 191) Allahnın dilemesi yeter mi?» Sonra eğer Allahnın merhametli. Şiir: Anne yavrusuna meme verir mi söyle. «Mademki beni astıracaksın.

imana davet ederdi. «Onunla konuşurken şimdi burada bir ben varım. bize bir cilve gösterdi. Bütün cihanı kalbinizden geçirseniz de arasanız. başım sallayarak. Dedi ki: «Ona ahmaklık demezler». Ansızın bir şey işitildi. başlarını onun eşiğine koyup geri dönenler var. Ben dışarı çıkayım. Evet. İşittiler. âlemde kutup (en yüksek Allah eri) odur. Bu nasıl olur? diye yorumluyorlardı. Yüzü güneşten yanmış bir ziyaretçi onun eşiğini öptü. 193) Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın. Ramazan boyunca böylece bizi yüz kişi davet etti. «Acaba bu divane midir?» diyorlardı. Ben bunlardan kaçtım. evin selâmlık tarafına gitmelerini tavsiye ediyordum.» dedim. «Bu adam ne diyor. Kedi savuşturdu. Bir zaman diyordum ki: «Farzet ki ben burada yokum. îşte herkesin kavgası da bundan çıkıyor. Eğer ben iyi insan isem. o da öğretmenlik yapıyordu. Eğer senin ve benim yahut annemin başına bir kaza gelseydi ne olacaktı? Allah. (M. Celâleddin de konuşacak. sen fena yaptın. Bu sözler hiç kimsede yoktur. mantıkçı mı?» dedi. «Ona iyisini verin. Bazılarım atlatıyor. İşte Alâeddin konuşuyor. demez. yüz yirmi yıldan . hemen aynı günde geri döndü. öteki boş lâftır. Eteğinden yakaladı ve sordu. Geceleri tahta çıkar otururum.» Gülmeye başladı sonra öfkelendi. ama bana nezaketten yahut kötülükten bir mutluluk gelmez. Şiir: Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar. biraz sabırlı ol. konuşsun. para ve rahat lâzım değil. Nuh Peygamber çağında dünya bayındırlaşmıştı öyle ki bir şehirden bir şehire gitmek için bir günden daha az yol yürürlerdi. böyle bir söz üstadının izini. Özür dileyerek. kavmini bin yıldan elli yıl eksik bir süre içinde. İpekböceğinden zamanla atlas yaparlar. Ben bu adamdan ummazdım ki. Eğer söz onun sözü ise bu ne oluyor? Eğer söz bunun sözü ise. terlemeye başladı. Bir gizli gerçeği açıklıyorum. çünkü güzel kokuyorsun! Bu saatte. Başka bir aziz uzaklardan bir çok yol teperek geldi. seni ve beni bu yüzden korudu. Vezirlerden birini de işinden atmışlardı. Ben vaktiyle ikiyüzlülük ederdim. pisliklerini süpüreyim. Mademki duvarla konuşmuyorsun ben'mle de konuşmuyorsun o halde kiminle söyleşiyorsun. söyleyiniz ki. sabaha karşı onu döküntülerini. eteğini öptü. 194) Gittim çok uygunsuz sözler söyledim. Bir Allah eri tam bir yıllık yoldan onu ziyarete gelmişti. şöyle yaptın böyle yaptın. Nuh Peygamber. Yaptığın işi yavaş yavaş yap. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? (M. usandım şu hücreye sığındım ki beni kapıdan görsünler. Eğer bu yol uzunluğu bir günden fazla sürseydi. çok uzaktır derlerdi. Niçin olmayasm burada?» Yalvardı: «Birlikte gidelim ki çocuklar sana alışsınlar. bizimle bir gece iftar eder misin? diyordu. yarın da Sadreddin Secasî konuşacak. Âlemin dört bucağından onun toprağını öpmek arzusunu besleyenler. Öğretmenlik yapıyordum. Şimdi yapamıyorum.» diye tavsiye ettin ama ben oradan almadım. içeriye giremedi. sessizce orada oturayım. îzin almasına imkân kalmadı. Ama bu bir kaza idi. Ben konuştum. benim makamım burası olur. «Evet» dedi. bir başkası götürdü. Eğer sözleşilen vakitte gelirlerse. Lütfen anlat! Biri bana diyordu ki: «Bu mantıkçıdır. Bu çok zor bir durum. Bana böyle yerler.» dedi. Padişaha haber verdiler. bir de şu duvar var. Bin seneye yakın bir müddet yaşamak nasıl olur? Filozoflar derler ki. hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es. hayır hayır! dedim. Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. Sana gelinceye kadar çok namaz kılması gerekiyor.mu oynuyor sun güzel?» diyebildi. tozunu bulamazsınız. Kimse bana. her gün bir kaç semti dolaşırdı. Başlarını eğdiler. Her biri. çok hayret ederlerdi.

yalnız kendini şaşırmış. Dünyanın yaratılışından maksat. bu söze ne özür bulacaksın?» Dedi ki: «Onun boynunu. Eğer ona sövüp say-masan böylece susmaz. Yüz bin lanet o cariyeye olsun ki. kâfir. Şiir: Mumun pervanesi nuru arayayım derken. Buna karşılık yetmiş kişiden fazla kimse de Müslüman olmadı. (M. dedim. orada dostlarımdan bir takım kâfirler vardı. iç âlemlerinde Müslüman yaşarlardı. Hele bunda başka bir letafet vardır ki. Ama ben açıkça. . Onların aradıkları. o yönden bir kuvvet vardır. Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S. bütün dalgınlık hallerinde bulunur. Dedi ki: «Nihayet düşünmüyor musun ki. Çeşitli rivayetler vardır. o istiğrak yani ilâhi dalgınlık halinden daha aşağıdır. cefalı sözler söyleyerek geçip gitti. A. sonra tekrar bütün işlerinde uyanık kalırlar. Beni davet ettiler. deveci kılığından nasıl kurtulayım? der.fazla yaşamak elbette mümkün değildir. Ama o bir insan olsaydı işi tamam olurdu. Cebrail kanadını ona sürünce yaraları sağalırdı. Onlar nerede. Onlara özürler diledim kiliseye gidiyordum. elini. ancak Hakkın hazinesidir. Onlarda. ona. 195) Susayım. kendisini yüz bin altına alsan bile yine birisine bir cefada bulunur. Ancak Şahın hazinesini kendi hesaplarına sarf etmeyi de bilmezler.» Bunu düşünmeye. Onun için bir engel de yoktu. işte o hal. Ancak o sövdü saydı. benimle iftar ettiler. elsiz ayaksız kalırlardı. ona karşı sert davranmak gerekmez. . Nasıl ki. Davet işinde biri vardır ki. Ama onlardan en gerçek ve doğru olanı budur. «Halk kiliseden geri döndüler mi?» demişti. Bizim gidişimizden öfkelenir. Bu saatte ona öylesine vurdular ki. Hazreti Ebubekr de ondan yedi hadisten başkasını rivayet etmedi. Bir şey getirin ki. ekmek. Ama dıştan kâfir görünür. Akılları başlarındadır. bütün bunlarla beraber hiç bir şey değildi. kâfirle Müslümanın kim olduğu açıklanmaz. Ama benim için onun kabulünden ne çıkar. O ilâhi dalgınlık bir çoklarında da vardır. Yolunu şaşıran Bayezid'in hikâyesi: Bayezid öyle bir şehre uğramıştı ki. secdeye kapanmış. Binlerce teşekkür ettiler. Meğerse onlara kötü ile iyinin. Çünkü O Hazret kendiliğinden dalgınlık âlemine dalmadı. ateş şeklinde görünmüştü. demiyorum. Müslümanların dışında bir topluluk ona karşı içlerinden. ayağını hocanın sopasına teslim ederim. Benim yanıma getirirler ki. Dışarı atarım. Nasıl ki. iki parça ettiler sanırsın. Hazreti Musa gibi ona uzaktan bir ışık. yolunu kaybetmiş değildi. ben de bu saatte Mevlânâ'nın yanında rahattayım. bu uyanıklık. Bundan dolayı onun kahrını uzun zamandan beri çekmekteyim. Nuh elbette davetten vaz geçmedi.) halidir. İnsan olmadığı için onun karşısına geldi. nur uğruna ateşe düşüp yandı. Şiir: Bir kimse ki. gibi bir çok yorumlar yaptılar. Ancak her kesin bir huyu vardır. Şimdi hiç kimse sanır mı ki. Belki bütün işler ona belirli ve açıkça görünürdü. Bu kadının tuhaf bir isteği var. İşi bozuldu. Benim gönlüm hiç kimsenin hazinesi değildir. Evet. yiyeyim. Ebubekr-i Rababî gibi ses çıkarmayayım. Yani onlar asla mescit yüzü görmemişlerdir. dediler. heva ve hevesten uzak yalnız Allah yolunda birleşmeleridir. Güya şeyh Evhadüddin onların önüne gelmiş. 196) Ona mimber değil. Ketenciyi bizim için öldürmüşlerdir. Buna güç yetiremezler. mescit nerede? Bunun manadan konuşma ile ne ilgisi var? Bir kâğıt üstüne bir isim yaz. yaralarlardı. ekmekçi ve kasap değildir. Burada iş aksinedir. Nasıl ki Şeyh. yüzlerini birbirine dayayan iki sevgilinin. sesini kesmez. Bin yıl imana davet etti. işkence yapsınlar. Hazreti Peygamber. o halden başkalarına bir zerre sıçratsay-dı. onların sözlerini kabul ediyorum. Buna hiç benim gönlüm razı olur mu? Eğer buna gücüm yetseydi sonuç daha iyi olurdu. o adı onun yanına götür. Burada. her gün bir semti beş kere dolaşırdı. ötekine karşı da çok şiddet ve sertlik göstermek ister. Müslümanlık doğru sözdür. gül yerine diken ve çalı diker. bahane bulmaya ne lüzum var? (M. Nasıl ki. darağacı yakışır. davet doğrudur. Eğer o adam olsaydı işi tamam olurdu. başkalarının düşünceleri de daha başkadır. katlanayım. yediler böylece oruç tutuyorlardı. onu döverler.

Yolda bir Türk çocuğuna rastladı: «Yiyecek bir şeyin var mı?» dedi. Hepsi yüzüstü kapandılar. «Kalk!» dediler. «Vallah ki bu Şahtır!» dedi. «Bu ancak bir nefesten başka bir şey değil. Mevlânâ (Allah ona uzun ömürler ver* sin) dışarı çıktı. Bugün gerekli olmasa bile anlatayım : Bir tamburcu tamburunu kılıfından çıkarır. Büyükler nezaketlidirler. Yol üzerinde bir değirmenciye uğradı. kalmamış. Ona sakın bir şey yapma ki hatırına bir bulanıklık gelmesin. Sonra tekrar geldi. Şahı o kılıkta görünce şaşırdı. «Adamcağızın karnı o kadar acıkmış ki unu bile yiyecek. Çocuğa: «Al şu yüzüğü bundan sonra ben Şahın yakınlarındanım dersin. peynir ne varsa getireyim.» dedi.» dedi. içeri girerek tekrar. Olaki Şahtan senin için bir şey alalım. Benim içimde haram lokma olmasından Allahya sığınırım. çocuk içinden tekrar. Onu saygı ile karşıladılar.» «Kalk!» dediler. Maymun yavrusu ile kaplumbağa hikâyesini iyice hatırlayamıyorum ama ben de gittim gönül benimle birlikte gelmedi. Şahın buğdayı varsa buraya getirir onu öğütürüm!» «Uzatma. «Bize misafir gelir misin?» derdi. beklemeye takat getiremez. «Seni Şah istiyor. «Eyvah.. seni övmeye lüzum yok! Sen de övülmeyi bırak! Bunu şundan dolayı söylüyorum ki. yüzüğü onlara gösterdi. Kapıyı çalınca hiç ses çıkarmadı yani. «Öldüm. «Bana bir kaç akça harçlık verirseniz size tambur çalarım. (M. Çocuk. Orada boş sözler var. Kalkmadı. Şah askerine yetiştikten sonra arkadan çocuk geldi.aralık geri kalmıştı. kapıyı kırdılar. yoğurt vereyim ki. «Size un vereyim saç ekmeği.» Silâhlı yüz süvari yola çıktı. Ne yaptım ben?» Her ne kadar bu düşüncelere kapıldı ise de. eğer vermezlerse ben alır sana veririm. Çeke çeke götürdüler.» dedi. sonra da konuk ister misin diye sor. 199) Bugün yüz kişiyi misafir ediyorum.» Yüzüğe iyi bakınca: «Eyvah!» dedi çocuk. İçinden bir «Ah!» çekti. «Bir saat kadar gel de görelim seni.» Bu sefer tekrar döndü ama «Dan karışık.» diyebilir miyim? Eğer seni yiyeme-sem. bugüne kadar Sultan bile onu size vermemiştir. Uzaktan bakınca bir dağın doruğunda onu gördüler.» «Burası mescittir. «Eyvah geldiler. Biri sordu: «Değirmenci bu mudur?» «Evet budur. «Var ama önce bir selâm ver.» der. Nihayet tozlu bir pösteki getirdi ve Şahın yüzüne fırlattı.» cevabını verdi. Adamcağız çepeçevre etrafı süzerek o teşrifatçıyı dedi. ne saçmalar soyuyorsun. Mevlânâ böyledir. «Ben sizin yemeğinizden vazgeçtim konukseverliğiniz de sizin olsun. Diyorsun ki.» Sultan Mahmud (Gazneli) ordusundan bir. Adamcağız. 198) Şah oradan ayrıldı. Sakın gönlün incinmesin. Bu ağır canlı adam nereden geliyor?» «Bugün bir artık ekmek vardır yer misin?» «Getir. incinmesin. Kulağına şunu söyleyeyim de onlar işitmesinler.» der. «Günlerden beridir ki yıkanmadım çabuk tamburumu verin de .» dedi. Çocuğa «Selâmün aleyküm. Çabuk aşağı in konuğumuz ol sana gömeç. Karşılıklı sorular.» buradan gideyim. «Aleyküm selâm. Köyün ve değirmenin nişanını onlara anlatmıştı. «Selâm sana! Sizde yiyecek bir şey bulunur mu?» Değirmenci seslendi: «Sakın bu adam ekmek istemeye gelmesin. «Kalk çabuk seni Şah istiyor. çok acıkmıştı. yemeğini nasıl yiyebilirim. türlü sözlerle muhabbet ediyorduk.» dedi.» dediler. nihayet o da bitmek üzere ben ölmüşüm artık.» Değirmenci yalvarmaya başladı: «Ey büyük ve saygı değer adamlar! Ben nerede.» Bir ırmak kenarına götürdü. Ekmek yok un var yer misin?» «Evet getir her ne varsa getir!» Adam tekrar geldi kendi kendine: «Yazık» dedi. geri döndü. o süvari askerleri ve başbuğlar ayakta durmuş. (M. yoğurt. Mevlânâ'yı övmekte onun rahatı için bir sebep bulunsun. «Aman.» O arada adamın pabuçlarını çalmışlardı. süt. konuşuyorsun?» Değirmenci. Değirmenci giderken pişman oldu. «Vallahi bu çocuk doğru söyler. 197) Mecduddîn ile konuşuyorduk. boynuna bir ip bağladılar. «Öğütülen un yetim malıdır. kalk» dediler. «Ama sen nasıl ölüsün ki. uzaktan duymazsın belki. Beni inciten her şey gerçekten Mevlânâ'nın da gönlünü kırar. vezirler sıralanmış. «Ancak kalan yiyecek budur.» dedi. «Yüzünü yıka!» diye iki elini tutarak oraya oturttu.» «Çok konuşma kalk!» dediler.» «Ama çok iyi öğütürüm. bu iş çetindir. bari tamburumu verin de işime gideyim. «Eğer olsaydı biz yerdik. Şah emretti: «Altın kemerli kırk köle onun yanına gelsinler!» Artık üst tarafını. Yine kalkmadı. Değirmenci. işi daha iyi oldu. Mahmud kendi kendine.» dediler. kulağına boş sözler söyleyeyim.» diyerek onu inandırmak istedi. Mertebesi yükseldi. Şah bunları yedi.Ey yüce bilgin Mevlânâ. «Gözlerin rahatsız olmuştur. Sonra. (M. Onu büyük bir şeyh her zaman ziyarete gelirdi.» «Kalk. o türlü yemekleri de sen hesap et! Sonra buyurdu ki: «Sözü geçen değirmenciyi de getirin. «Sizler çok cömert insanlarsınız. «Ne yazık ki koyun kesmedim. Gel eğer bir parça bal getirirlerse bununla hoş kaçar.» diye kaçtı ve kapıyı kapadı. Bana haram olur.» dedi. Şah konuşmaya başladı. her şeyden önce yemek getirsinler diye. Atının dizginlerini yavaşça çekti geri döndü. «Sanıyorum ki.» çekti tekrar etrafına bakınca anladı ki Şah budur. onun hoşuna gidecek bir durum olsun da eksik bir şey olmasın. dedi ki. Şah nerede? Ben zavallı bir değirmenciğim. bir «Lahavle.» dediler. onun da gönlünü hoş edeyim. Senden incindi. Çocuk ne görsün bütün beyler.» dedi. Onlarla yüz yüze gelince hepsi birden: «Bu hangi oymağın beyidir?» diye aralarında konuştular. yanındakilerine.

» «Eyvah!» diye feryadı bastırdı. yeter!» dediler. her gün beş kilo ekmek yerdi. «Bari şu altınlarımı alın da canımı bağışlayın. «Ah beni kandırdı. bir melek varmış. Bin dirhem bağışta bulunmalarını. «Artık benden ne istiyorsunuz. «Ya semiz kuş eti ile pişmiş kimyonlu yahni yahut şekerkamışı veya hurma da olsa yer misin?» «Ah nerede onlar!» «Sütlü pirinç de yer misin? Hele şekerle iyice pişirilmiş olursa!» «Ah nasıl yemem.» «Saygılarımı sunarım. söyle ah seni öpeyim! Hasta oldun öpeyim bari. Ancak Sultana. Ne hayaller kuruyorsun? Ben ne söylüyorum? Eğer bunu söylemesen. adamı kıskıvrak bağlasınlar. O merhamet duygusunun etkisiyle Hayyam'ın şu beytini hatırladı. senden davacı var. Şah şöyle buyurdu: «Şimdi benimle bir sözleşme yapacaksın! (M. cehennem gibi bir işkembesi vardı. Yüz Bağdat çarşafı. bir kat elbise vermelerim. uykumu kaçırmak için. ne dersin?» diye sordu. Nihayet. Gizlice ötekilerine emir verdi. Sultan dedi ki: «Adamcağız ben seni getirdim ki.» dedi Şah.» dedi. «Ham ham. Uykumu ver ki yemeyeyim. «Uykum kaçsın diye yiyorum. Adamı tımarhaneye soktular. Şu halde benimle senin aramızda ne fark var söyle! Şah gülmeye başladı. Adamcağız.» Böylece bir çok nefis yemek saydılar. senin söylediğin şey çok uzak! Adamın biri halkın malını yerdi. ama belki daha beter bir belâya uğratacak. Kendini deliliğe vurmuştu. çok ağladı ve dedi ki: «İkinci şartı da ben söyleyeyim: Hiç bir konuğu ağırlamakta ihmal göstermeyecek ve küçümsemeyeceğim.» dedi. «Adamcağız. elimi de bırakıyorum.» dedim.» Değirmenci yüzüstü düştü. Elimi kalbime koydum. divane sözüdür bunu tımarhaneye götürsünler.» Mademki kulağıma söylüyorsun. daha serseri bir suçlu gelir. dedi. «Söyle bakalım pirinci tane tane mi yersin?» «Oh onu da yerim elime geçerse. orada cevabını ver!» dediler. Üç gün geçtikten sonra. «Ham ham. Gece yarısına kadar hiç uykum kaçmadı. «Be adam. Tekrar hücreye gidiyordum. öp artık kaçıyorum öp. ama onu göremedi. Kadının önüne oturttular. yüz top istanbul atlası. Çağıranlara yalvarmaya başladı. yalvardılar. yüz kat başkaca elbise dava . Tımarhane onu nasıl serbest bırakır? Biraz sonra Kadıya ondan daha yaman bir yankesici.» dediler. bir kerede ölüp kurtulamayacaksın. Pirlerden biri dedi ki: «Henüz Mevlânâ'nın mec-lisindesin. karnım davula döndü.» dedi. geleceğim dedim. üç gün üç gece hiç bağını çözmesinler açlık ne demek olduğunu anlasın. Öteki de kendiliğinden kaçıyordu. «Gel!» diye seslendiler. Derler ki. «Sen öyle bir adamsın ki. bırakın ki öleyim!» dedi. kabul ettim. «Ham ham!» diye söze başladı Kadı ona. mademki söylüyorsun bir daha söyle! Ne kadar da yedim.» «Gel.. bir zaman da bu adamın şeytanı.» Kadı. Bu onların körlüğünden ileri geliyor. Değirmenci. Şahın huzuruna götürdüler. yahut edebini takınmak. üç gün ekmek bulamayınca artık ölümünü bekliyordu. O bununla gelmez dedim. 200) Bundan sonra kendi boğazının keyfi uğruna kimseye bir şey vermesen bile bari o unlu pöstekiyi kimsenin yüzüne çarpma! Az daha gözümü kör edecektin. Şahın huzuruna çıkardılar. Beyit: Ben kötülük yaptım. «Ah eğer bin tane kellem olsaydı birini bile kurtaramam.» Üç kere dışarı çıktım.» «El'mize geçse biz de yeriz bunları.» dedi. «Hayır. Sonra «Onu geri çağırın. bir solukluk canım kalmıştır. bir zaman Ademoğulları bu adamın meleği olurmuş. önce bir adam gösterdim. «Ey ulu Sultan! Beni öldür!» diye yalvarmaya başlayınca Padişahın merhameti ayaklandı.» dedi. sen de kötü mükâfat veriyorsun. Ona çocuk kaçtı. Mısra: Bu işten vazgeçmek gerek.aradı. Arkasından koştular.. onu sevinçli bir halde yola vurmalarını emretti.» dedi. Allahya şükürler olsun! Ama müritler sizden ayrılmak sevdasında. Hep yedim. «Daha ne kadar yiyeceksin. «Kalk çık dışarı. su kuyusuna düşmüş olan yüzüğümü bulasın.» diye seslendiler. «Onu getirin!» dediler.

«Suçunu kabul ediyorsun. «Hayır. bir kimse ile bir gün selâmlaşmış olayım da. Yolda seni bırakır ve ayrılırsam. anlamazsa sana işinle meşgul olmak gerekir. «Bugün ham. perhiz ediyorsun?» «Temiz değilim de ondan. Yoksa Kuran'ın tefsiri değil.» (M. bunu kabul etmezsin! Ben Kaymaz mevkiine gelirsem. «Ve onların nefislerinde. Bugün ayrıldık ama bir zaman neler olacağını bilemem. ham. Şüphe yok ki o Haktır. (M.» Çünkü sen benim canımın içindesin. gönül açıklığıdır.» dedim. Can içinde etki yapıyorsun. Kadı. Her ne kadar yaya yürümek kuvveti vardır ama korkarım ki. Ama nereye bıraktı? Sen diyorsun ki. O tarafa düşmem yakındır. onunla daha çok vakit geçer. Kış geliyor Şemseddin'e bir kürk lâzım. zannetme ki aramızda ayrılık kararı verilmiştir. Kuran'ın tefsirini yine Allahtan dinlemek gerektir.» diyor. Bunu uygun görmem. Ey tefsirciler. 202) Kuran'ın sözlü tercümesini beş yaşındaki çocuklar bile yapabilirler. Sonra baştan savdık. yoldan bir kızcağız geçer. Ulu Allah Kuran'da. öyle kara yüzlü durmanın ne gereği var?» Diyelim ki.» dedi. Müslümanların hakkını ver!» Suçlu.» demek bir yorumdur. kendinde bir hareket duyarsın. «Hayır. «Mümin pis olmaz. Bunu başkaları anlarsa seni ayıplar. Çelebi! Bu isteklerinden.» demek ne demektir? Yani Allahın kim olduğunu herkes bilsin diye.» Kadı tekrar sorar: «Ne diyorsun. Her bir âyette bir müjde var.» deme! «Bu ne Müslümanlıktır?» dedi. nihayet tekrar konuştun. «Bu hakkın gayretidir. «Afiyet olsun sana. bütün âlemden el çektim. .» buyuruyor. «Şüphesiz o Haktır. O zaman bir şey söylemedin. «Ben böyle bir Allah'yı istemem. Bununla ne diyor bize? Ufuklarda ayın iki parça olması mı? Yaz mevsimi mi? Sonra aynı âyetin altında. Onun pek çekingen davrandığını anladı ve sordu: «Niçin böyle çekingen davranıyorsun. Ya bana senden bir gayret ister.» âyetinden anlaşılıyor ki. Ben öyle bir Allahyı arıyorum. orada yer tuttun. Dedi ki: «Allah kendi iradesi ile hükmeder. on yedi lokma yahut benim hatırım için yetmiş lokma ye. O yorumcuların tefsiri onların kendi halidir. «înkâr ediyorum» der. Ben öyle insanlardan de-ğilim ki. Kudsî var iken Tusî'yi ne yapalım. onlarla cilveleşir. ona inkâr etmesini öğretmiştir. Günahları bağışlanmış kullar arasında dalıp gideceğim bunun belirtileri var. «Bunu da Müslümanlık say. bir kaç gün Sarac'ın bağına gittin. Mallar eşiğin altındaki kuyudadır. evet ver diyorsun. «Allah Kuran'ı ona öğretti. Bir rastlantı sırasında Mahmud'un annesi oğlunun içkiyi yasakladığım görüyor. bana uymak gerek. «Zararı yok. ham. Konuk için. Ona candan dua eder ve memnun olur. Annesini «Acaba ne olacak?» diye düşünürdü.» der. bu benim elimde değildir. Hazreti Mustafa (Allahnın selâmı ona olsun) Ebû Hü-reyre'ye uğramıştı. Ey Efendi.» Kadı der ki. Ye afiyet olsun üç lokma. iyi ama ya ben açlıktan ölürsem. Hastalık veya sağlık mı? Bunlar ne güzel yorumlardır.ederler. nazım yolu ile. Ona derim ki: Benim aradığım Allah sensin. şu ya da bu kimsenin emanet bırakmasın-san korkuyorum. bir aşk kitabı gibi! Kuran'ı onlar bilir. «Ama efendimiz herkesi temize çıkarıyor. bir kaç gün dolaştın. yatakta uykusu gelmezdi. ya içimde bir rahatsızlık var yahut bir sıkıntı var bende. O da. isterim ki. yahut da sana karşı benden. Rahman sûresinde. o Buharalının kapısındadır. hoş söylüyorsun. incinirdi. Evet ver diyorsun. Ben vaz geçtim. Bu bana senden dilenmek demektir. «Ham!» der.» derim. «Ben. Zaten yolda da bunu böyle istedim. O zaman bütün hırsızlarla gider o eve hücum ederler.» buyuruyor.» Mısra: Ben istiyorum ki yüzüm ay gibi ak olsun. O ayakkabı seni rahatsız etti. ona karşı öyle bir davranışta bulunayım. başka yollardan bir takım cilveler göstermesinden anlıyorum ki. Peygamber. ona ant içtik dedin. Hırkayı yırtmalı. «O haktır şüphes:'z. Diyorsun ki: «Ben. beni de mutlu ettin. Kuran'ın güzelliği onlarda yüz gösterir. «Onlara âyetlerimizi ufuklarda göstereceğiz. Eğer şimdi olduğu gibi araya bir karışıklık girerse. 201) Suçlu. Evet çetin iştir bu. boynumuza sarılıp öpmelerinden. mutlu ol oğlum. bende Allah tarafından yarlıgan-mak nişanesi var. Bir söz söyledin. Ne güzel yorum bu! Ama hakikat yolcuları ve Allah erleri içindir bu. niçin inkâr edersin. Cehenneme de görsem bu düşünceden utanmam. O bunu yapmayaydı. (M. Onda ihtiyar yoktur. beni eziyor. Şimdi sen de diyorsun ki: «Hiç iyi değdim. 203) Eğer yine bir karışıklık ve bozgunluk varsa. Allah kendi arzusu ile iş yapsın. başka bir anlatışa göre de ufuklar-daki âyetler. Seni evde çocuklar arasında bırakayım. Muhammed de Haktır. Şimdi biraz düşünmek zamanıdır. O zaman bizim aramızda yüz kat daha yakınlık olur. Evet güzel söylüyorsun. Aksaray'a varırım. Yani şüphesiz Allah Haktır.» Bu sözü bütün peygamberler bile söylemiş olsa kabul edemem. Fakat kime? Benim gönlüm istiyor ki sen bundan birazını pay eyleyesin ben de böylece bakayım. Bunu Haktan başkasından dinleyemezsin. ayın yarılması ve mucizelerdir! Nefislerdeki de.» buyurdu.» der Kadı.

205) Benim huyum budur. 204) Ama elif yolunda beline kemer bağlamıştır. Üç noktalı se harfi de kendini araya soktu. Ancak mümin yalancı değildir. Aralarında. kuduz köpek demek yaraşır mı?» «Evet. elife bağlıdır. Ulu dergâhtan bir elif sıçradı. Boş mu oturur? Musa Peygamber Allah ile konuşan bir söz bilgini idi. hiç bir şey istemez. «Yanılmaz. Günler bizim aramızdadır. Bir mezar taşında. Mimberin son basamağında durdu.» diyor. yine de. şahadet getirdi. Her saatte binlerce cihanı mahveder.» dedi. O. elif harfin'n ayağına düştü. benim fere-cim. «Akıl .» Te geldi.» Ebidderda'nın koca burnuna rağmen yine mümindir. zina. Musa bir kaç adım geri döner. Mimber ağaç olduğu halde. Bunları dünya ve ahirete atarım.» diyebilir misin? Eğer bütün âlem Şahab' m bu sözlerini kabul etseydi. Size iyi günler! Vakitler mübarek olsun! Mübarek olan sizlersiniz. «Yani. Cim daha uzakta idi. hem sen dilediğini hidayete erdiremezsin. onun ayağına düştüler. sonra sözü tükenir. ama o yine mümindir.» buyuruyor. dilediğini yapan sensin! Onu ortadan kaldır. Sen bir yol gösteriyorsun. abam yırtıldı bana bir aba verin!» diye sızlandı. Ulu Allahnın. Mevlânâ bu kadar söz söyler. «Başımda iki noktam var.» anlamındaki âyet gelince. Şu ilâhi uyarma ile karşılaştık. Dilediğini yapandır o. Ona. yüce Allah. Elif sordu: «Niye geldin?» «Seni açıklamak için. O dost başka sözleri de bilir.» Öyle ise sen failimuhtarsın. doğru yol budur diyorsun. dal harfini düşman bilirler. 204) onda Kuran'ın manası vardır.» dedi. imanla yalan bir arada yürümez. küfürden başka ne söyleyebilir? Mümin imandan bahseder. Gelecek günler size mübarek olsun! Kadir gecesi bize kader hazırlamıştır. «Ey mimber! Sana söylemiyorum. Mısra: Testi. Ama daha fazlası elinden gelmez. Ama yanılıyordu. işte. demek istemiş ve onu yürütmüştür. demedim.Allah için dilediği gibi yapmaz. «İhtiyarsız. Ona başka zaman gel der. Saf olur. Cim. bir . ayırmanın iç yüzünü söylüyorum. sonra tekrar ona yönelerek bir daha gelir. Bize gerekli olan bunların her biri arasındaki inceliği ve derece farkını görebilmektir. ona engel olacak bir varlık yoktur. kendi nefsinde öğüt kabul eder ve yürür. yine o bilir. o da iki eliftir. başka konuşanların sözünü de konuşur. konuşmadan geri çevirir. bu yolda şöyle sorarlar: «Diyelim ki. o. (M. ona bir ışık ile gölge düşürmüşlerdir. «Allahya iyilikle ödünç verin. Fitne hiç yatışmadı. kâfir de küfürden. Herkes bir tarafa kaçtı. Allah ona.» dedi. Adına fereci dediler. ömür. Ona. Kendi işimizden çok fazla söz söyledik. birbirlerinin gırtlağına sarılarak kavgaya tutuşurlar.eder. Çünkü (M. Bin kelime mi söyledi. o senin mühürünü canımın içinde saklıyorum. hem de sen hidayet verebilirsin. «Beni göremiyeceksin. Hazreti ibrahim dedi ki:. «Eyvah. Nasıl olur da onun ihtiyarı yoktur diyebilir. saf küfür olur.» Allah gerçek müminin yalanını doğruya çıkarır.yanılmaz. Ama ben kabul etmiyorum. iki yönden eliften üstündür. Sonra be harfi geldi. Âyette işaret buyurulduğu gibi denizin suyu tükenir de Rabbimizin sözü bitmez. «Bizi bağışla!» deyince mimber yürümeğe başladı.» dedi. Firavun incinmezdi o sözden. o gün o köpekle onun kocaman beş tane yardımcısı aşağı indiler. Bu çok âciz ve güçsüz olan kimdir? Ne iş yaparda o işte âciz kalır? O işi çevirmeye gücü yetmez. (yani failimuhtar) değildir. Hak sözde buna imkân yoktur. Bir topluluk. Dal harfine gelince. der. Elif harfinin manası tamam olmaz. «Ben Allaha ve Resulüne dedim. Ayrılığın.» Vaızdan sonra aşağı iniyordu. söyler. «Onu o yoldan çıkaran benim. (M. yolda seni köpek ısırmıştır. Kuran'da buyurulduğu gibi: «Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?» Yarabbi. yani ağaç bile. içinde ne varsa onu sızdırır. Bir noktam var. Onun kâfirliği saf olur. yukarı çıktı ve onları ayırdı. onun gerçek sözlerinden harekete geçiyor. O imanlıdır. Adamın biri cübbesini yırttı. Tevriye sanatı daha çok belirsin diye. Sen. eğer harabat (meyhane) ehli isen hı harfinin ne günahı var? Kâfir küfürden bahseder. Onu âciz kılacak. sözleri arasında çelişki yoktur. Onun en aşağı kullan. hangi hikmet için dışarı fırladı o elif harfi? Onun hikmetinin iç yüzünü. Hemen Elifin manasıyım. ben hangi yalanı söyledim de Allah onu doğru çıkarmadı?» Hazreti Peygambere sordular: «Ey Allah elçisi! Mümin zina eder mi?» Hazreti Peygamber şöyle buyurdu: «Evet. içinden ona.

«Lüzum yok. Hiç düzgün konuşmaktan. Eğer bu dağarcık olmasaydı. Ama tekrar okuyamazsan. bu taifenin ayak tozunu Cebrail bile bulamazdı. Emir bu! Şiir: Bir zaman gönül semtine doğru yürüdüm. 206) Kendisinde güzellik olmayan. onu tekrar okumak içindir. Sen küfür dinle o benim için başka bir anlam taşır. yavaşça. Böylece diyordum ki: «Mevlânâ'ya Allah hayırlı mükâfat versin. Bu gönül arif ile maruf arasında çok kere sözcülük yapar. vaktin çocuğu derler. Cebrail yukarıya bakarsa külahı düşer. ben bir işe gidiyorum. Sofrayı eğri koymuşlar onu düzgün koyayım dedi.saattir diye yazılı idi. Eğer öyle değilse benimle başkaca hiç bir işin yoktur. erenlerin sözlerini araştırdım. Gönülün kadrini her gönülsüz ve ruhsuz ne bilsin? Gönül hakkında Allah Peygamberi dedi ki: Gönülden daha iyi. Onun yüzünden cihanı feryat ve figanla dolu görüyordum. Gönül halinden bir nişan arıyordum. buna gerek yoktur. Nihayet işaret etti ki. Hepsi de gönül elinden feryada gelmişler Bu sözlerden şüpheye düştüm Kendi aklımdan geçtim. ne zaman çağırırsam bana bir işaret et yeter. ibadete gidiyorum. sordu: «Nereye gideyim?» Şimdilik annen ile babanın yanına gideceksin. işaretle. O işten hiç başımı kaldıramam. Sofî için. te . Başkalarını anmak. bizim işlerimiz var. acele gönül tarafına sefer ettim. Hazreti Mu-hammed'in yüzünü Öper. Bugün gereken hizmet ve görevi bana işaret ediyorsun. Onda da hiç boş yer göremedim. Yani vaktine bağlı insan demektir. fesahatten nasibim yoktu. gönülden daha üstün bir şey var sanma! (M. Ona hizmette bulunuyoruz. Okursan o zaman düşünürsün. Şimdi bir yazı yazmak. Gönülün ne olduğunu gönül erleri bilir.» Hayırlı bir işe aracılık etti. Bir saat. Onlardan her vadide. Hemen.) ve onun yoldaşları gibi ol! Sen kendi sözünü söylüyorsun. Ben onun postuna konmuş bir böcek gibiydim. başını çevirdi. A. Ben hep emirle giderim. söze başlar ve der ki: Hazreti Muhammed (S. Acaba gönlümün hali nicedir diye anlamak istiyordum. her şehirde bir destan var. «Ne söylüyorsun? Yatakta sofranın ne işi var?» dedi. Sofra yatakta tersine kurulmuş dedim. Sana anlatayım. Şiir: Hikmet ehli.» dedi. Bu. Bizim de ömürden nasibimiz ancak şu bir saattir. nazar değmemek içindir. üç saat nihayet ömrün bir sonu vardır. Çünkü Mevlânâ'nın meclisindeyiz.

Tebrizlilere eşek demiş. her bir parçasında başka bir âlem var. Ancak haberi olanlara haber verir ki. (M. Kuran'da. onlar ne olmuşlardır? Onlardan biri Herive idi. sözlerimden ürker ve bana dönerek. vücudu böyle olur. yanmayınca yüz dirhe. Ya benim içimi. O muratsızlıkta murat umudu vardır. şeytanı da bir tarafa koydu. Ona tuz deseler bile halinden ve manasından tuz olmadığı anlaşılmadıkça tuz denilemez. Allahyı inkâr etti. «Ya rabbi! Biz nefsimize zulmettik.» dedi. «Müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Sana hoş ve hararetli görünen her inancı korumaya bak! Sana soğukluk veren inançtan da uzak ol! Adam odur ki. Benim için. O ne görmüştür ki? Madem ki bir şey görmemiştir. herkesi kendi başına yeterli bir hale getirir. ondan sanatı öğrenirse o zaman ne sakalı yanar ne de saçı. haberi de yoktur. Pişmiş et gider. Sen benim görünen tarafımdan bile haber veremiyorsun. hiç kimseye değer vermezdi. Bir hikmet içindir. Neşeli olduğun vakit içinde keder kalmaz. Ey efendi! Hayır. Sağlam ve sıhhatte olduğum gün de yarın yine sıtma tutacak diye üzülüyordum. Hoş hutbeler okursun. 207) Adem Aleyhisselâm unutkandı hep. O gün benim sıtma nöbetimin günüydü. Horasan'dan gelmişti. . O zaman büyük adam olur. onlar yokken bir şey yapsın. Onlar benim gibilerini dışarı atmışlardır. Ona gel dediler istemiyor musun? Biraz su lâzım ki tencerenin önüne koyayım der. 208) şeyi eğer dün yememiş olsaydım. Eğer bu harfleri okumak zevkini kendinde bulamazsan bu Allah erlerinin gelmesi sana ayıp değildir. bugün böyle ağrı çekmezdim. Gönül hoşluğu bulurum onda!» derdi. bâtın tarafımı ne bilirsin? Ondan nasıl haber verebilirsin? Ey efendi. bu sözü niçin söyler? Orada. belki H. bir konuk geldiği zaman ona tekrar söyle ki. Eğer bizim günahımızı bağışlamazsan. Sakalı yemeklerine tuz koymazsa hiç işe yaramaz. İblis tutturdu: «Ben yaratılışta ondan hayırlıyım. hiç gözünü başını çevirme! Tevhid âleminden sana ne? der. «Ey demirci bana demircilik öğret!» diye yalvarır. Ben her ne kadar onu kabul ve sözlerini gerçeklemek istersem. Sen bilmez misin ki. ve •Allah erlerini içine almaktadır. «işte bu Allah eri olgun kişidir. inayetini bir tarafa. Meğerse unutsun. Ama özrü kabahatından beterdi. Mert odur ki. olur. ben şeytandan daha iyi bilirdim. A. Sanki deniz toprağından bir köşeye atılmış gibiyim. velileri. bize acımazsan ziyanlı çıkarız. yahut üç noktalı se'dir veya sonuncu harf olan ye harfidir. Yaptığın secde acaba makbul müdür? Bugün mademki yolu biliyorsun. daha başka bir şey demedi başka sözle meşgul olmadı.» dedi. O uygunsuz adam. Teklif zor değildir ama aceleye gelmez. Ey ulu Allah! Ey efendi! Ey ulu Hünkâr! Ey kâinatın en yüce sultam! Ey huysuz. nasipsiz kalmasın. Meğer ki. Şeytan kendi işinden nasıl vazgeçebilir? Ulu Allah. Biliyordu ki. Birini çalgıcılığa çağırdılar. Onun. Cevher gibi olmaz. Ona orada Şahap derler. O varlıkla dopdolu olunca. Kendine bu hususta dikkat etmek gerek. Allahsının tek ve eşsiz olmasından sana ne? Çünkü sen onu yüz bin gibi görüyorsun. eşekliği yönünden. Başka bir tencere lâzım gelir. «Onu benden götürebilirsin ama beni ondan nasıl alabilirsin. Terzi demircilik yaparsa sakalı yanar. Arif ateşli işlerde hep suyu yanında bulundurur. gelmez ki. O kendi işini yapmalıdır. Ağır davrandı. Hoş geldin. M. sert başlı adam. Sana göre her parçasında başka bir yön. O Herive ki. Ertesi günü sağlığıma kavuşacağım diye seviniyordum. Ama o neşeli anlarda olur. kâh tutmaz. Halk o öğütleri kâh tutar. Su hazır değilse tencere taşar yağı uçar. hayır. Söylediğin (M. Onun için hiç bir rl-yazat korunma ve perhiz zevki hasıl olmaz belki daha karanlık bir hale düşer. insaflılar için özür dilemek gerekiyor. Çünkü o kendi işini geri bırakmaz. Tebriz'de öyle insanlar var ki.m harcayıp orada Lut ve Dolkes Ama bolca tuz koyarsa her ne getirirse hep tuz yerken ağzından dökülür. azdıracağım. unutsun. sefa geldin dersin. Şeytan «Senin izzetin hakkı için onların hepsini yoldan çıkaracağım. sıkıntılı zamanında da hoş olur. Yoksa biri demirciye gelip. Acaba ne yapacak diye. içinde ne yağ kalır ne de tencere. nihayet sende de var.» deyince bu söz Peygamberleri.harfidir yahut te'dir. ben onların en zavallısı kalırım.» anlamındaki âyet açıktır. Ben öyleyim ya. Onun olgunluğu bundan anlaşılır. Gam içinde sevinç duyar. Çünkü kim bilir ki. Bizim için en iyisi budur. Belki o murat içinde de muratsızlık kaygısı gizlenmiştir. senin muradın o muratsızlık içinde birbiri ile sarmaş dolaştır.» diye yalvardı. Ama sen bu parçaları o bir tek varlıkta toplıyamazsın! Anlayamazsın! O kendi eşsizliğini birliğini tek renkte gösterir mi hiç? Bu sana sır olarak kalsın ve seni sevindirsin. Onunla oturmaktan çok huzur duyarım. zavallılardan oluruz.

ağzına.» buyurmuştur. «Allahm rahmetinin eserlerini seyret. nimeti iki cihana da yetişir.» dedim. Hayır ama şüpheci olur ve insanı şüpheye düşürürse Hazreti Peygamber Aleyhisselâm halkı kendisine uymaya davet etti. Genişlikten ölür. dışarı atarsın.. cim be ile. Çulha hikâyesini atarlar. Benim hemşerimdir. her be cim karşılaşırsa. 209) «Bir kişinin yiyeceği iki kişiye de yeter. A. kımıldanmaz. geçip gidenleri birer birer çözdüm. 210) O henüz Hazreti Muhammed'in huzurunda iken. onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor. Peygamber. Sofu dedi ki: O eserlerin eseridir. ama ne hemşeri. Keramet odur ki. hiç kendi varlığı ile uğraşmaz. O. Yukarıda kocakarı yalan söylüyor demişti Ahme-di Gazâlî. eteğindeki kuru üzüm kaybolmuş. Uzaktan bütün Peygamberlerin ruhlarını gözden geçirdim. ne mutlu beni göreni görmüş olana. güzel suretler belirdi. . yüzü hayra ve iyiliğe dönüktür. gelmedi. Ama o. Fahreddin-i Razî'ye dil uzatsın. tabağın içine dolmuştu. taze delikanlı ne? Erkek ne? Nerede Cebrail. Hazreti Muhammed (S. Mimber de o anda yürümeye başlar. o defteri tavandan aişağı indirirsen daha sağlam durur.) mübarek ruhu aralarında yoktu. O avare akıl bulamazsa başka aklın ne yeri var? Seni bu iş için getirdiler. Fakat dış görünüşte onu boyuna gönderiyor ve çağırıyordu. A. Sofuya başını kaldır da. Hemen suretler meydana çıkınca kavgaya başladılar.» anlamındaki âyeti düşün dediler. Ama kuvvetli kâfirlik gerektir ki Allahnın kahir sıfatı olan cehennemde sonsuzluğa kadar kalsın. Bundan başka her ne söylerse bu güfteden bir bölümdür. Ne saçma sözler? Mantık bilgisi inkârla. (M. kendi oğlunu iki parça edersin böylece ciğerini parçalar. Toprak başına olsun öyle insanların. Mantık kalmayınca hal meydana çıkar. Burada sözün yeri yok. desin. Oh dedi. Çünkü o ölmemiştir. Ama o. Söz alanı dardır. cehennemde önce buna lüzum görmüyordu. Yani tamamladı. balığı balığa versin. O da artık Müslüman olmuştu. (M. îçerden şeyh seslendi: Gel. çünkü kalkar. İyi insan odur ki.şey ki. Nihayet kaç kere çerez geldi. Her kim bana bunu söylerse öyle olayım. Şimdi gel şu sözleri dinle: Her. Şimdi ona niçin bağlanıp kalıyoruz? Bir güzel yaratalım. Onun gibi yüzlercesi ha var olmuş ha yok olmuş. O mantıki da (cihan farzet. O vakit zaman nedir ki? Eğer bilsen. imkânsızlık kavramı kalmaz. Şeyh bana de di ki: Eğer. Adam odur ki. Bu yoldan söylüyordu. Aşağı indirdim benden sakladı. Ondan bir parça yere düşünce sana söylemiyorum ey mimber yerinde dur desin. Dar demenin ne yeri var. Güzel sanatlardan olduğu için sordu: Onun yaratılışından Hüseyin'in kokusu geliyor ama neden hemen kavgada şehit oldu. hali perdeler. «Bismillah» m Allahın cim'i olduğu anlaşılır. Şeyh Muhammed'in işi üstadının yanında artık bitmişti üç kere o güzel çocuğu çağırması için onu gönderdi. «Acaba eksik kaldı. yüz adam onunla birlikte yokluk âlemine anlatırım kendilerinden geçer. bir ağaç parçasına yürü deyince ağaç hemen yürümeye başlar. «Ne mutlu beni görene.. bundan.) Benden niçin yüz çevirdin. onların tozu nü bulamaz. ne zevksiz. beni salih kullar arasına karıştır!» diye dua eder. soğuk lâflar! Sözü o kocakarıdan dinle bakalım ne diyor: Ey sen! Her şey sen! Nihayet aradaki odur. Şimdi de öyle oldu ki o çağrıya kimse gelmedi. Dedi ki: Ey Mustafa! (S. tekrar onu inkâra kalkıştı. kaygısız yemek yesin. Halk zaman kazanmaktadır. Nerede 8 Sofi ki. «Evet dardır. nara gitsin. Şiir: Gözüm her gelip geçene bakmakta Rast gelen her yere sıçrayıp durmaktayım. kapalı sözlerle uğraşır.» dedi. sana puta tapma sebebi olur! Havaya bir çamur parçası attı. Kocakarı ne.» Ama öteki bir kişi kim? Eğer o Muhammed Aleyhis-selâm ise onun yemeği.Seyfeddin-i Zen-ganî kim oluyor ki.) Bunlar ne tatsız sözler. Mikailin ne yeri var. O bütün bu şeylere inanırsa olur hayırdır. Peygamber buyurdu ki: «Sen niçin benim kardeşimden yüz çevirdin? Eğer ben ona yüz döndürürsem sen de bana tekrar iltifat buyurur musun?» Evet buyurdu: Eteğine bir avuç kuru üzüm koydu. «Yarabbi. Ben onun mezarına. bu salihlerle beraber olmaktan ne istiyordu. Çünkü içinden ona engel oluyordu. Tabağı ona gösterince... Yüksek sözler söylerim hiç kimse miydi ki. Hoşlandığı şeye erişemez.

ama Simurgun nazarının etkisi . Ama. Bir topluluğun. çok zor ele geçer. Bana bir daha geri dönmedi. bir gönül alçaklığı bulur. Yokluk ve ölüm yolunu tutarsın. sözleri yönünden . çocukları yerlerinde bırakırdım. "Tokat'ta geçen bir hadiseden üzüldüm. hep çöllere düşersin. Yüz türlü kurnazlık yalvarma ve hilelerle. diri gönüllü bir derviş var ki. (M. yahut da bizim bir şeyler söylememizi isterler. hayır dualarıyle meşguldür. vazgeçersen yolu daha çok uzatırsın. yahut boyunlarından ağızlarına koyalım diye etrafta dolanırlar. Dervişler ve azizler arasında böyle bir derviş çok az bulunur. Şam'a gittiği zaman. bu zayıf kul. Arakliye karışıklığında. bir de mana’yı gör. MEKTUPLAR Mevlâna'ya malûm olsun ki." dedi. Burada artık bütün insanlarla ilişkimi kestim. gönlüme bir tiksinti geldi. o kırgınlık ve küskünlük tozları hatırından uçsun. doğan. hizmet yolu ite onu burada alıkoyduk. köpeklerde havlardı. Siz de. onun burada yerleşmesini sağladık. o sözü onlara nasıl ulaştırayım da sırlardan söz açayım. Bu bir dairedir ki kapısı. şimdi aslana yakın geldiniz. Yalançı ile gerçek erler arasındakj farkı hem. Buluşmamız sırasında gördüğümüz rahat ve huzur ve candan muhabbetin derin izlerine şahit olduk. hakikatte yalancı ve hasetçi insandır. Bir köşede kendi âleminde meşguldü. Bu meclistekiler de bu arık kulun sözlerini işitmişlerdir. dediklerini işitmiş. fıkarayı okşamak gibi elden geldiği kadar onun hatırını hoş etmeye emir buyursunlar ki. ona iltifat gösterir. 211) Bir münasip kadınla birleştirmek ve evlendirmek vaadiyle. Büyük bir medresenin kapısından geçiyordum. uzaktan ne baş ağrısı veriyorlar? Bir silleye bile lâyık değillerdir. Avcının biri aslan avlardı.görür. (M. sonra alçaklara konarlar. Çünkü o yanımda olmadan yaşayamam. onun meclisinde aşinalık ve dostluk gördüm. Başkaca bazı hadiseler oldu. Şam'a gittiğimiz zaman orada da dostluğunu açıkça gösterdi. Bunlar arasında aziz. Bari gönül almak. ağzıda budur. onun hakkında. Buradaki dostlar da saygılarını sunuyorlar. sana garip bir hal geliyordu. Eğer o kurtuluş noktasından geçersen. Bilmiyorum ki. Onlar.yüksekten seyreder. eğer o bir tarafa giderse ben de giderim. onlarla sohbette bulundum. Ben bir çok aziz derviş gördüm. ŞimurgHuma kuşu. soysuzluklarını görür.. Onların himmetsizliklerini. bir lokma gibi ağzına koyaşın. Çok beğendiğim ve'seçkîn kimselere de rastlarım. kendisinde bazı üstün vasıflar. ona tazim ve hürmetten başka bir nazarla bakmazlardı. Sonra tekrar mâna âlemine git dedim. Avcının köpeklere bağırtıp ürkütmemeleri ve ormana kaçırtmamaları için seslenmesi gerekirdi. onda bir cevher. Bütün bunları söylüyorum ki. taklitçi değildir. Her birinin hali. Celâleddin'in oğlu Kadı Şahabeddin de buraya gelmişti.212) Büyüklerin sözlerine itiraz ettim. eski dostluk gereği olarak veda için uğramıştı. ama Mustafa Aleyhisselamın sözüne asla itirazda bulunmadın. . damarları patlayabilir.yoktur.YAZIŞMALAR. Mevlâna eğer onun halini bilselerdi. bütün kuşları. Doğan 'da her ne kadar Simurgu görecek kuvvet .ile. değişik bir halde idi. geri dönersin. Çünkü ötekiler bir saat uçar. Ama söz arasında sen çok duygulanıyordun. Benim gönlüm her gördüğüne baş eğmez. Dün Perir geldi. Ben onunla öyle anlaştım ve kaynaştım ki. O yüce dergâhtan ümidimiz bundan fazla bir şey değildir. On yıldan fazla bir zamandan beri duacınız burada. Ama doğan kuşunda ayrı bir himmet görür.. Duacınız. İçinden dolaşırsan. Bu gönül kuşu her daneve eğilmez. namazdan da el çekiyorlar Rabiai Adeviye dedi ki: Gönlümü dünyaya gönderdim ki dünyayı görsün. sizce de bilinmektedir. lokmayı kulaklarının ardından. daireyi dışından dolaşmış gibi olursun. onu beğenir. Dairenin çevresini kendi kendine dolaşırsın. Şimdi bu sene. Eğer kaçacak yerini bulursan. Birkaç gün beraber kaldık. hernde davranışları yönünden anlarım.

Sevgili . Çünkü sen söyleyince maksattan uzaklaşıyorsun." Lokmayı onun ağzına koydu.' dedi. Şan ondadır. Birine şöyle sordu: . O Seydî şöyle söyledi diye anlatır. Allah senin işlerini düzeltir." dedi." Halife incindi kendini tutamadı. yoksa o çok ucuzdur. değismez kanundur Bazıları söz söylerken kendilerini kepaze ederler. ama olgunlaşınca o hal kalmadı. dünya hikâyesi bana pek tatsız gelirdi. ama korkudan ölürüm'. Bir "ah” çekti. Yine “Halk uykudadır. Sende de hayırlı niyet varsa. Şüphe yok ki. "Sen benim karım olursun. Ondan sonra korku kalmaz. Sen benim karım olacaksın. Çünkü başlangıçta onun işi gücü budur. "içmem. dedi. Rûm diyarında hiç dilenci yoktur. hemşirelik kalmaz. "Namaz kılındı mı?'' diye sordu. bütün gün. şarabın. o halini değiştirdi. Beden sağlam ise bunlar yararlıdır. o velilerin gayıp alemindeki ruhları birlikte gelmiyor. bİzi ne kadar çirkin görürler. Bir cemaate geç geldi. Sevimlidir. Adam bir dostunu gönderdi. hem o taraftan gelmez. Onda hemşirelik kalmadı. bütün Bağdat halkından ta Halifeye kadar. bedenin sağ veya hasta olmasına göre değişir. “ah!" dedi "bütün ömür boyunca kıldığım namazları sana vereyim sen o ahı bana ver. Oradaki bir Allah eri. karşına. o gayıp âleminin uluları. sağır." dileği hakkındaki sözümüzü başka bir mesele dolayısıyle söyledik. yahut yoktur. Halife yerinden sıçradı yumruğunu kaldırdı. patlayıncaya kadar söyler. Devlet büyüklerinin onun makamına gelişi şuna delildir ki. Birbiriyle şakalaşarak çıkarken elini onun şalvarına uzattı." Dedi ki. "Benim elimden şerbet içer misin?" diye sordular. Sonradan dellallâr üst üste bağırmaya başladı. Padişah çocukları yalnızken ne yaparlar? Her ne kadar onlar memleket halkından ayrı yaşarlar. Yavaş yavaş elini onun çenesinin altına götürdü. 213) Bir vakitler. Eğersen güzelsen bizden vazgeç. aslan avcısı ise ve insan kokusu almış ise başkalarından gizlenir. bırak Halifeyi. müminler emîrinin huzurunda."dediler. Kendini gayeden uzaklaştırı yor. "Evet. o hemen şu cevabı verdi: "Görüyorsun ki. önce balık su tarafına giderdi. ama halk içine çıktıkları zaman da halktan kendilerine verilmiş olan o ululuk mertebesinin mânası onlarca daha belirgin anlaşılmış olur." diye emir verdi"' Amâ o simya ilmi bilirdi. öldükleri vakit uyanırlar. ferman böyledir. Zaten kaçak onun evindeydi." dedi. O İbrahimin annesi idi. Onda şan vardır. hep ekmek yiyorsun. Onu söyleyen' dosttur. kurtuldu. Sen yanlış gıda alıyorsun. ben onunla birlikte yemek yiyeyim. Kabul etmezdi. Yoksa söyler de söyler. Diyorsun ki." dedi. sen onu karşılayacak yerde geri kaçıyorsun ki. dilsizdir. yani doğan demezler. Bu ilk işin deliliydi. "Onlar sağırdır.'' sözlerinin tefsiri kâfirler hakkında mıdır? "Hayır" dedi "O senin hakkındadır. Benim maksadım seni kızdırmaktı. bir sınavdan geçirelim. yoksa ben ne yapayım? Birtakım oğlanlar toplanmışlar bana düşmanlık yapıyorlar. Doğan burada yaşantının ve temaşanın remzi'dir.Kur'an'da buyurulan. bu saatte her nerede bir balık yürürse oradan su da akar. Ömrün gölgesi üzerine düştükçe şeytan kaçar. Bağdat'ta ne kadar zembilli. Onlar. Hem bu taraftan gelir. karpuzun değeri. Ben onun yerini biliyorum diyesin. "Saray halkından hiç kimse bizim konuşmamızı duymasın. O hal değişmesi ölümdür ve o hemşireyi boşamaktır. Böyle bir ölüm nasıl olur? . ne kadar Halifenin adamı. hattâ suya düşmüş varsa hepsi de seni dinlemeye can atar. Adam saraya gitti. "Şunları bir sınâyalım. o da geri kaçsın Biz Musa'nın. "Yarabbi kendini bana göster. (M. Eminüddin Mikâil sevimlidir. oradan sıçradı. başlayınca susturmak gerek. "O halde halvet olsun."Sizin himmetinizle. Kendi kendine. gönül hoşluğu ile onu buraya getirsinler. tam bu saatte birlikte dışarı çıkacağız.her gün. çok sevimli. çok uzaklara koşuyorsun. onun gölgesinde yaşar. Tevhidi kime ediyor? Tekrar bir vakitte şahadet getirirdi. Bundan dolayıdır ki hastaya etten perhiz etmesini tavsiye ederler. Hazret İbrahim 'in annesi o ergin kadın başını havaya kaldırmış." dedi. o bizim adamımızdır. Hasta ise Bazen zârârlıdır. O adamı kim yakalarsa bin dinar verilecekti. Falan ve senin karının falan arkadaşı. kördür. Ancak öteden beri âdet böyledir. Doğan kuşuna şundan ötürü bâz demişlerdir: Şahin yanından murdar tarafına gittiği zaman orada durmaz. dünya ile ahiret bir araya gelmeyen iki hemşiredir. dedi." dedi. Yoksa ayrılık mümkündür demek için değil Eğer o. "Bak ki bu ne işarettir. 214) O oturmuş tevhid ediyor. Adam. Allahya yalvarmıştır. "Bunun nişanı şöyle olacaktır. "Bu adamı götürün. eğer o geri dönmez ve rastgeldiği leşin yanında kalırsa.” buyurulmuştur. Görüyorum kî. Hangi oğlan? Nerede o oğlan?" Üzümün bir zamanı vardır içi kıs ona ziyan verir. dilsiz ve kör olan sensin. tekrar Şahın yanına döner. hûcreye atın.Başın kararlı olsun. O babalık dıştan olunca. şüphesiz ki ağırdır diyorsun. İslamın gözü üzerindedir. 0 Söz söylemeye. Üzüm asması kar altında kapalı kalırsa orada beslenir. Allah sözü haktır. Yedi yüz bin kişide ancak bir kişi senin meclisinde feyz almadan ışık saçabilir. diye Senâî'yi yermeye başladı ve dedi ki: "(M. Bizim himmetimiz ya vardır. Seydî'den." Onun sözüne göre bu yollardan bu umutlardan maksat nedir? O nakıştan hangisi çirkin hangisi güzel diyorsun? Bunu neden kabul ediyorsun? Onun sözlerinden bazısı iyidir diyorsun! Etin. düşmanlar kötü şeyler söylerlerdi. ona bâz.

hac ve Kabe ziyaretinden başka ne yapar? Siz yanlış kıbleye yönelmişsiniz. yemiyorsa da istemiyorum der. kendi yoluna geçer. içine dalarlar. ağacın gövdesini yakalayanlar ise bütün dalları elde etmiş olurlar. Çalış ki gönüllerde bir yurt kurasın. edep dışıdır. Onlar artık o dallardan ve onların kökünden. ıslanırlar. Şimdi bu hamamda hep melekler toplanmış. Sevgilinin yurdunda. 3/7) anlamındaki âyetin açık bir misalidir. dua ederken. "Aman elimi tut. herkeste de bu akıl bulunsun? Biri filozoftur." Bayezid. Eğer ." buyurdular. Sevgili ise hem nazenin' dir. bu kıble asla hali değildir. Onun niyazı hep naz oldu. sevgiliye de kavuşamazlar. Daha önce gelip geçen ümmetlerin tenleri kırıktı. "Yarabbi! Beni Müslüman olarak öldür ve salih kulların arasında bulundur!" (K.A." Şimdi bu sözde gizli bir mâna vardır. bu tarafa akar. Ağacın dalına binenler. Onun yapıldığı deriden deri de kalmadı. 12/101) diye yalvardı. bu yoldan akan su öteki yolu boşaltır. Başka hiç kimse yoktu. ama söylemedim. O bir deri bir kabuktur. Rabbim en büyüktür. tutmamışım. bu müddet içinde beni susuz kalmış balık gibi kurtarıyordun!" Hazreti Peygamber. ama sevgilinin evine yol bulamazlar. Onun işi nedir. belki sebeplerini aramış olursun. ama nitelikleri vardır. onda ne sır olduğunu anlamak istedi. buyurdu. Zaman olur ki. Eğer söylemezse bana ait bir rüya sayılır. 215) Ta dilimin ucuna geldi. Bu yaptığım belki edep dışıdır." (M.Hazreti Muhammed’e (S. "Eğer ben söylemeden gördüğüm rüyayı bana anlatır ve yorumlarsa bu rüya onun makammdandır. Enel Hak (Ben Hakkım) diyen Hallac.Hakkı arar. Alâeddin! Gönlüm istiyor ki. 216) Her Cuma gecesinde kendini bana gösteriyordun. Tekrar ona gittim. der. sonra gönül kırıklığına ulaştılar. Çünkü sevgilinin kokusunu aldı. benim seni mağlûp etmeye gücüm yetmez. onun güzel güzel dinleyişini anlatınca sustu. sen de kendini o secdeye lâyık görüyorsun. işte bu. içerler. Şimdi Ayazın çarığından çarık kalmadı. Hazreti Yusuf da. Hamamda daima şeytan vardır. Geri kalanların hepsi yüzlerini kıbleden döndürmüşlerdir. Allah erlerine hizmet yolunu tutarsın! Mısra: Sana yoldaşlık eden senden üstün olmalı! Bahaeddin Sultan Veled. Dini de ararsan hiç ziyanlı çıkmazsın. Sordum: "Ne taziyesi? Yâresulallah!" "Kendi ümmetimin taziyesi ile. Dünyayı istersen ziyanlı çıkarsın. bu sözleri sana açıklayayım. İşte Bayezid de nefsini arıklaşmış gördü." dedi." buyurdular. açıkça gördün. Mevlâna kıbleye döndü. O yüzdendir ki. şimdi anlatayım: Suyun kaynağı birdir." demiş. bana. "Onun yorumunu ancak Allah ve bilgide uzman olanlar bilir" (K. Ayrı. "Bu iki yıl içinde ancak yedi kişi yüzlerini gerçek kıbleye çevirmişler ve bana gelmişlerdir. Ama madem ki bunu benim küstahlığıma bağışlıyorsunuz. biliyorsun ki. "Tedavisi mümkün olmayan bir hastalık yüzünden. Sen neden korkuyorsan ondan sakın! Nefis. evet. gönlü kırık bir Müslümandı. O Muhammedi idi. kâh öteki yoldan akar. doğru dürüst kendini kurtaramadı. kıbleye yolculuk yapmaktan. hem nâz'dır. sizin insafınızı. Şimdi Mevlâna'yı gör. "Neden böyle arıklaştm?" diye sordular. Yeter artık açıkladın. söz üstadı olduğunuzu. rüyasında bulanık bir suya düşmüş. işte bu yollardan ve çeşitli arklardan geçip de suyun kaynağına gidenler ondan içerler.) uymak ona derler ki. ölümü sırasında zünnar (papaz kemeri) istedi." diyen kişiye şu cevabı verdi: "Amma nihayet sen galipsin. gönül kırıklığı yoluyla. "Taziye ile meşguldüm. kâh o yoldan gelen su. kaynağından kurtulmuş olurlar. Onun söz dinlemekteki edepli davranışını. dalı kırar aşağı düşerler. demekle yetinmedi. ayrı yollara. alçak gönüllü davranışlarınızı çok kere övdüm. Ama nasıl bileyim kabul etmem. Hazreti Peygamberi (Allanın selât ve selâmı üzerine olsun) on ikinci görüşünden sonra tekrar rüyasında gördü ve dedi ki: "Ey Allah elçisi! (M. Cefa görmüştür. Uyanınca kendi kendine demiş ki. Amma. "Halk gelip senin önünde secdeye kapanıyor. Ama onu ilim ve anlaşma yoluyla elde etmek gerektir. Böylece remz ve işaret yoluyla konuşuyorum ben. arklara ayrılmıştır. Kâh suyun hepsi bu yoldan. ben akla uygun söylüyorum. yorumlayayım. Onun bu ilâhi akıldan haberi yoktur. Yüksek akıllı ve düşünceliler nasıl olur da istemezler mi ki. keyfleri yerindedir. Ona. Sizin karşınızda bunları yorumlamak. o Miraca gidince sende arkasından yürüyesin. dedim. akıldan geçerler. Yerler. Muhammed ümmeti kırık gönüllü olmalıdır. Orada dalıp gitmiş.

Bir aralık dediler ki. Ben onu öyle okşuyordum ki. yani yırtılmıştır. Âdem evlâdıdır. başkalarına nasıl güler. Onun o cevabı. Ramazan ayma rastlamıştı. peygamberlerin mirasçısıdır. Ben de biliyorum. Ama oraya yüz yıl da gitseler ancak kapı halkası gibi daima dışarda kalırlar. senin önün de. O da hırka sahibiydi. önce kendi evinden dışarı çıkmalıdır ki. dedi. Bu kadar bilgisi ve üstün kişiliğiyle beraber o kâfir olacaktır. Eğer o söz bir Müslümanın kulağına düşerse. sersem insan daha başkadır. dedi. arkan da aynıdır. Gözünü daha yüksek âlemlere çevir ki. herkes de bilir ki. o. Şimdi neticede huzurda gerekli olan şeyleri söyledik. ben de. onunla geceleri gündüze eriştirirsin. Gerekirdi ki sen onu görmeden bulmadan ilâhi âleme dalıp gidesin. O söz ona zehirdir. diye öğerdi.dün gece söylediğim hikâyeyi söylemiş olsaydım. dedi. Onu şaraptan vazgeçirmek istedim. Diyelim ki. ne güzel yaptın diyordun. Cuma gecesi filân kişi onu içmeye çağırdı. Sen acemilerin yüzsuyunu götür ki. acemilerin yüzsuyu olasın. "Ben şeytanımı Müslüman ettim. Nasıl olur ki. bana işaret ettiler. Allahü Ekber! diyesin. Bana. o. Öyle yaptı. o benim sırrımdır. başkalarına söz geçirsin. "Allahtan başka ilâh yoktur. cömertliği herkese açıktır. Sen de Müslüman." demedikçe kimse ona iman etmedi. ben Ramazan'ın kim olduğunu bilmediğim için sizin aranızdan avrıldım. olmasaydı söz harfsiz. O halde. üst tarafını siz bilirsiniz. bütün akla. dedim. Ben geldim. Şehir ağası. böyle olur diye anlattı. kabul etti. hem de mürit idiler. Diyorum ki. Ancak oğulları hem evlât. kitapla gönderilmiş nebilerin de tasavvurlarına sığamayacak kadar büyüktür. üstün zekâlı bir insan değildi. ne çocukça bir adamdır! Kendini çocuk yerine koyan adam başka. diye bir lahavle çekti. Ben diyorum ki. Mevlâna geliyor dedi. Evet. (M. âşık mıyım diye soruyorsun. onun bunlarla ne ilgisi var? Dedi ki: Muhammed'in yüzüsuyu hürmetine Allah beni kurtarır. Kalktı ve gitti. düzgün konuşması. Hayır.Eğer başka bir zaman. Derviş debir söz söyleyemez. Ona dedim ki: Bari Cuma gecesi içme. ona beş bin peygamber hadisi bile fayda vermez. ama o kimse ki cihan kendisine güler. Ama adam dosdoğru konuşan. (M. Ona daha nasıl bakayım. ibadet bundan ibarettir. bu sersem zahitlerdendir. hesap ettik ki. Peygamberlerin. Adamın sözüne güleceğim geldi. Hakkın olduğu yerde harf ve ses yoktur. kendini beğenmişlerden birini halifenin yanma gönderdi. Ama şimdi gücenmenin ne yeri var? Bu gün aydınlık içinde aydınlık var. bize gücenirdin. . Nereye? dedi. bu sizin iltifatınız ve kereminizdir. Onları aldattım. O. Bu her ikisi. Bu iki temele dayanır.yüce Peygamberin. Ona. Senin hayaline gelen düşünceleri. sessiz bir şey olurdu. Başını kaldırdı. Sevgiliyi sevgilisinden (karıyı kocasından) ayıran kimseyi Allah da kendisinden ve kendisini sevenlerden ayırır. Ama asıl gönülalçaklığı ve cömertlik. Onu nasıl gönderir? O ayrı mesele. dedi. daha yüz binlercesi gelse yine öyledir. fazilette deryadır. Mübarek! Sen ise senede on iki ay içiyorsun. Ama bu duacıya henüz bir şey erişmedi. Bana. halk yoktur. falan zatın ziyaretine gitmeye karar verdiğimi söyledim. her şey haktır. Bu da bilinen bir şeydir. dedi. Kimyayı bana gönderin de. Meğer bir insan başka bir kuvvetle ona işittirsin. yani âleme gülünç olmuştur. bu ay içinde hâzır ve nazır da öteki aylarda gafil ve gaip midir? Hangi ay hâzır ise onu o zaman analım! Ne iyi! Bir avuç ahmak böyle düşünür! Ama uymak gerek. derdi. Mevlâna'nın hiç müridi yoktu. vehimleri söküp atmaya bak! Bunlar senin düşüncelerindir. Nihayet kıyamete kadar hiç kimse sersemlik etmemelidir. Sonra da. o. Padişahın biri. onun yola gelmesi ondandır. üstün bilgisi ile ünlü bir kişidir. dediler. ey Melâna. 218) Zikir kabul etmez. hayale gelen şeylerden daha yücedir. bu her iki düşünce sahibi görüşsünler diye dergâha gittiler. O ise. bir uygunsuzluk oldu. Şimdi ulu Allah. ondan daha büyük. On iki ayda bir geliyor. Halife biran bile zavallının sözlerini dinlemez. ama benimle ancak bir saat oturursun? Önce hoş geldin ey olgun şeyh! Yani. İşaret etti. sen. O ibadet zevkini gördün. Biliyordum ki. Mevlâna ilimde. zavallıların sözlerine kulak vermektedir. mazur gör." diyerek bunda tartışmaya başladılar. Bu Şemseddin. kalk gel. onun keremi. uzun boylu ısrar ediyordun. "Alimler. Ona zikri öğretti. O bir sığıntı idi." sözlerindeki mânayı anlamak istersen ona dair bir şey açıklamayacağım. sanki kendi değerini buluyorsun. Ama eğer halk. 217) Halktan bazıları. işte Ramazan geldi. Gönül sahibi olan kimse bu güzel şakalardan hoşlanır. Sen benim sırrımın kâhyası mısın? Hele şuna şaşıyorum: Sen niçin geldin? Şimdi kimyayı bana verirler. bilgin ve yetkili adamdır. O bu hitabın ve ululamanın benim için olduğunu bilmez. ihtisap ağası. başını salladı. gel. Allahın cehennemine! Başıyla tekrar işaret etti. neye güler? Hazreti Peygamber. Aciz ve zavallı bir halde geri döndüler. Önce. arkam sana dönük. Dedi ki: Onlar köpeklerdir. daha yüksek birini bulasın.

bilirlerdi. bu da kutsal hadiste işaret olunmuştur. bütün lâfı Enel Hak. orada yer yoktur."anlamına gelen bir müjde vardır. Şimdi bu dünya da kadın cinsindendir. aramızdan bir şey eksilecek. sana. (M. şamdanın içinden fışkıran güneş gibi bir parlaklık göğsüme doldu. Ebu Ali Sina' nm Elİşârât vetTenbihat adlı eserini Ömer Hayyam'a okuyordu. Başkalarına yaptığım gibi yapamadım. dur. Ne içebiliyor. Şeyh. Mutriplere. İhyaûlulum'uddin adlı eserinde Gazalî. Hemen oradan kaçarlardı. Oradaki Hak. Allah erlerinin gönülleri çok geniş ve engindir. parmakla gösterilir. süslemeye ne uğraşıyorsun? Gerekli olanı al. Çocuklar top ve çelik çomak oynarken namaz kılınan yere de atıyorlardı. işte şimdi beni öldür. öyle aciz bir hale getireyim ki. Mecaz. "Ben iyi kullarım için öyle bir şey hazırladım ki. Mısra: Gece dolanır cihanı seyreder. bunu ne ile ispat edersin. O. Allah yolunda kalbini ve malını bağışlar. O. Sen. Ama.kemiklerimi ve kendimdeki mânaları görüyordum. yok olacaktı. Oysa.Üçüncü kez okudu. ne kulaklar işitmiş. Orada herşey göz kesilmiştir. Gazalî karşısına gelsin. Hele şu. boynun kopsun. dendi. 53/11) anlamına gelen âyet bundan daha kuvvetlidir. yani ben Hakkım'dır. kendini göstermiş ve perdeyi atmıştır. (M. Gülümsüyordu. Ansızın bir gürültü duyuldu. hakikat de mecazın köprüsüdür. eğer gelmeseydim. Şeyh dedi ki: Eğer bizim evlâtlarımızdan olmasaydın pabucunu başıma koyardım. sinirlerimi. geçip gitmeye razı olmuyordu. Gördüm ki. Kur'an'da.Muhammed Gazalî. Onu bayındırlaştırmaya. ona okuduğu şeyin faydalı olduğu herkesçe bilinsin. dedi. inşallah Allah dilerse. mademki söylemedi. onu bir an durdurdu. sırdan pek az bahsedilmiştir.başka hiç bir şey göremiyordum. o kadar yeter sana! Sema!a başladığın o saatte. fesahatte. derhal azarladı. Tövbe et. davulculara seslendi. Onlar gerçekte böyle yaparlar. korkusuz yatardık. ayrı ayrı yatsaydık. Onu öyle elimin altına alayım. namaz yerine sıçrattı. ama asıl sebep başka idi. dilin kesilsin. Başından fırlayan kan binanın tavanına çarptı. Şiir: O kimse ki. şüphe yok ki rezil olur. güzeller arasına karışmış çıplak zenci gibi kepaze olur gider. Bey şöyle bir başımı çevirdim. Bu gece. başın çok dönüyor mu? diye soran oldu mu? Muhammed. Bütün felekler onun gönlünün altında döner. çalgılar çalınsın da. 220) Dostluk onun dostluğu idi. Bu halde. çok üstün yaratılışlı. şehvetle dolu insanlara. yabancılık girecekti araya. Hatırımdan geçti: her pınardan su içmemelidir. Şüphesiz ki o zavallı. hakikat'in köprüsü. Evet. ne gözler görmüş. Bundan biraz geçtikten sonra orada yalancılıktan bahsettiniz. Kutsal hadiste. pislik yuvası gibi dolu olur. böylece hep benim elimde olsun. Bana geldiği vakit bir kadeh doldurdum. Çünkü dünya bir köprüdür. dedi. ama düşüncelerine aykırı davran. erdem bir insan olduğu için hep kötülemek isterler. yere düştü ve başı yarıldı. Ansızın gördüm ki. sarığım yere düşmüş. sen Şeyh Muhammed'e yakışırsın dememin sebebi bu idi. Biz eğer bu halin dışında. nasıl gidebilir? dedi. Cihanda yaygın bir mısradır bu. Gerçi o sana sebebini söylemez. Felekler kadar uçsuz bucaksızdır. . O. şaşılacak derecede yetkili bir konuşmacıdır. bu huydan vazgeç dedim. Şeyh Şahabeddin'den bir beyit söyledi. ne de insanın kalbine doğmuştur. söz ustalığında zamanının en uzmanı olmuştur. Kur'an'da. Ta ki. Kadınlar hakkında demişlerdir ki: Onlara danış. Bu Muhammed de çeliğe vurunca. ama bu durumda da iş böyle olacaktı. Bir perdenin delilidir bu. Bir gün semâ ayini sırasında bir mürit. Dilin ne yeri vardır? Her kimde böyle bir hal belirmeden gelirse. kaç kere bunu tecrübe etmişlerdi. derviş sözünü aklında tut. bu ip ile asılır. Gönlüm onu bırakmaya. Orada kimsenin bir beyt söylemeye cesareti yoktu. Hava ve heveslerle. Ancak köprü harap ve ateş içinde yanarken öyle bir köprü üstünde binalar yapan güven içinde olamaz. "Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (K. Allah rahmet etsin.Ibni Sina'dan faydalanmıştı. 219) Onu tekrar okuyor. sanki ben kendime bakıyorum ve o aydınlıkta bütün kan damarlarımı. Hayyam'a hâlâ anlamadın mı? diye işaret ediyordu. diye özür dilemeye başladı. ne de dökebiliyordu. çalgıcılara. Bizim aramızda ayrılık olamaz. o kendi sarığını tuttu. demediği için hoşuma gitmedi. geceleri.

Bu işte bir ceza korkusu olmasa bile böyle bir cevheri taş altında parçalayarak yok etmek ne demektir? Buna acımaz mısın? Bütün delillergüneşin bir gün batacağını sana söylerken. Bizimkiler hep hayal ve batıl şeylermiş.Aşık olacaksan bir güzel ara! Tam bir âşık değilsen o güzelden daha başka bir güzel bul! örtü altına gizlenmiş ne güzeller vardır. değerli ömürlerini. Dedi ki: Vakit onunla birlikte bulunur. O zaman. Hıristiyan sabah üzeri kalktı. benim yolumda yürürler. 221) Onun için ekmek sevgisi nedir ki? Kur'an'da. şüphe yok ki. Uyku ne gezer onda. köle olursun! Evet. Ama. Benim işim böyledir. Uyku ne zaman olsa uyunurdedi ve bütün helvayı temizce yedi. yahut zehir cinsindendir. oradaki acayip şeyleri seyrettirdi. Ama yalanın ne yeri var burada? Hamam suyunu bir adamın üzerine dökersen helaldir. Bir Yahudi ile bir Hıristiyan ve bir Müslüman arkadaş olmuşlardı. bağımsızsın. ne hamamcı razı olur.(M. Şimdi bu hikâyeden ne koku aldın. başaramadı diyelim. rahatsın. Allah onu doğruya çıkarır. sen de zavallı yoksun. Bir adam oğlu da bütün cihanla karşı karşıya gelmiştir. Hazreti Peygamber. Onun ne değeri var? Asıl israfçılar. Nerede o güzel Muhammed ümmeti? Yalan bile söylese. Mısra: Başka bir alıcı daha vardır ki. ama bu kulun böyle bir düşüncesi yok. Hazreti Peygamber de şöyle buyurmuştur: "Bu nurdan kendilerine erişmiş olanlar. öteki Musa cennetlerde dolaştırdı. ne de hamamcıyı yaratan. Elbette ona uygun hareket edenler faydalanırlar. "Israrcılar şeytanın kardeşleridir" buyurulmuştur. madem ki siz bağa gidiyorsunuz. ondan bir pay alırlar. giyeceğimi de sağlamaktadır. ben de kalktım helvayı temizledim. Büyük efendi. çağrıyı herkese karşı yaparsın. sonsuz mutluluk sermayesi olan o hazineyi boşuna harcarlar. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Eğer Ebubekir'in imanı bütün halkın imanı ile karşılıklı tartılsaydı.) geldi ve şöyle dedi: Zavallı Müslüman! Onların birini Isa semanın dördüncü katına çıkardı. elbise lâzım. Çünkü vakit. demekle tamam olur. savruklar. âşık ve yoksun zavallı. Ne mutludur o kimselere ki. bu cevher herkeste yoktur. artık bu hava ve hevese kapılıp da gaflet içinde uyumanın ne yeri var? Seni uyumak için mi buraya getirdiler? Şimdi anlaşıldı ki. sırlar var. dedi. Buna. Mümin yalan söyler mi? diyenlere. onunla helva yaptılar. daha üstün bir hal idi. tam vakittir. hamama çokça gideyim ama faydasını görebilmek için çabuk çıkmak ve çağrılan yere gitmek gerek. insanlıktan haberi olmayan birinin üzerine dökersen haram olur. Bazılarının yürüyecek ayakları yoktur. o başka bir yerde hizmet yapmalıdır. sonra zaten pek az. Bu inceliklerden herhangi birinin düğümünü çözmek isteyenler nihayet ölmüşlerdir. Çünkü kirler yumuşar. Ama bu. onu öğütlerle öyle göstermek gerekir ki. ben de kalkayım bal ve ilâç içeyim. hamamda çok oturmak gerekiyor ki iş tamam olsun. yarın yeriz. kiminin de ayaktan haberleri yoktur. bir dönüşün eseridir. evet yalan söyler. Onların maksatları Müslümana yedirmemekti. Ekmek lâzım. sade meyhaneye gidenler. yolda para buldular. istiyorum ki. Helvayı. bedenin kirini evden hamama götüreyim. o kirleri nasıl geri götürebilirim? Gerektir ki. Israfçılar. helâl olsun! Allah bilir. yoksa hamamdan kirli çıkmak neye yarar? Beni serbest bırakırlarsa böyle yaparım. bu kıssadan ne hisse kaptın? Nihayet niçin demiyorsun ki. iş Allah bilir. Nasıl ki. Hazreti Peygamber kendisi de ona getirdi? O. ona kul. Ancak. . Biri dedi ki: Onu bana ver ki. bari kalk da helvayı yemeye bak! O öyle buyurunca. Yahudi. biraz olsun işaret yoluyle söylüyorum. eve nasıl döner. Sen daveti. Musa da beni cennetlerde dolaştırdı. orada nice paralar sarf edenler değildir. onunki yine ağır basardı.dedi. benim yiyeceğimi de." Nihayet o ne idi ki. O. tatlı uykuyu rahat uyuyan yer. şimdi erkendir. ama hepsi birden kımıldanınca. buyurdu. Yine Peygamber. 222) Müslüman dedi ki: Bana da Hazreti Muhammed (S. Ama Müslüman gece yarısı kalktı. hizmette duraklama olur. herkes inancından başını sallasın. gamsız ve hür yaşıyorsun. ondan aydınlanırlar. Bana. ama öteki niçin helâl olmasın. Isa gökten indi beni göklere çekti dedi. Ayakları uyuşmuştur.A. dediler. başka bir hal." Yani biri burada bir hizmet yaptı. Kur an'da ne güzel incelikler. (M. Bir kaç ahmak haram mal topladılar. Yol arkadaşları dediler ki: Vallahi en iyi rüya senin gördüğün rüya imiş. bütün bir topluma erişmez. Ey düğümler çözme uğruna ölüp giden zavallı! O hal buna göre bir zehirdir. Bunlardan konuşmak hoş değilse de.

evvelce insanken işledikleri günahlar yüzünden kılık değiştirmişlerdir. Bu hadisin dış anlamını ele alırlar. Evet. bir ah çekti gitti. geri dönmesi mümkün değil. Ben o acele yürüyüş sırasında kapıdan girmeye çekindim. domuz. utancından kıpkırmızı kesilen Serkeş dedikleri biri vardı. senin için. Ne yazık ki. Ah ve feryat etti. O çağlar geri kaldı. koyun kebabını beklemedi. sevgili ile geceleri halvet olayım. Kabe'yi aradan kaldıracak olursan acaba bunlar hep birbirlerine mi secde ederler? Halbuki onlar kendi gönüllerine secde etmiş olurlar. 225) O yüksekten beni gördü. Oturdum. Benimle pazara gider. Ben bir vakit istedim ki. Biri terazinin önüne geldi dedi ki: Bu yüz dinarı al bana iki yüz dinar ver ki. çok bile. O teraziyi. anlaşıldı! Ama geçen geçti. dışarı götürün bunları dedi. bu kimden bahsediyor dedim. sana elli dinar ikram edeyim. Ben zahidim dedim. Ona. Bu hadise meydana gelince o küpten aşk şarabını içmiş gibiydim. ayı! (Ç))" Acaba bu günahlar ne idi? dediler. dedim. bu mânada anlarlar. hiç bir şey geri bırakmamışlardı. Sanki melekler halkı o kadar oyalamış. Vuslat geceleri olsun. o nasıl sığabilir? Dindarlık öyle bir şeydir ki. Senden bahsediyorum.Eğer daha altı kişi olsa burada onlara ses çıkarmaz. Beni çağırdılar ki evimi göreyim. Hallacı Mansur gibi olmayayım. kime gideceksin? Nereye kaçacaksın? Allah ona rahmet etsin deyiver. Üstü kapalı söyleyeyim ki. Bari sen bir şeyler söyle! Cüneyd için bir şeyler söyleyince. pencereyi açarak benim yolu bilmediğimi anladı. yüzümü doğruca binaya çevirdim.. Hele hiç görmeden iman edenler daha başkadır. oradaki pis döküntüleri yerdi. onlarla öylesine meşgul olmuş ki. Nihayet kıble tarafına namaz kılmasını emretti. Aynı sofî şakalarına başlardık. Kabe'nin çevresinde halka olup secde ederler. Gönlü her kimi isterse onun devlet kapısında mutlu . demeden öylesine kupkuru davranıyordu. nasıl olur? Nur üstüne nur olur. ama sana anlatacak bir şey bulamıyorum. (M. Bir gün onunla müritleri kaplıcaya gitmişlerdi. onu Allahnın bir lütfü bir ihsanı görür ve iman getirirler."Benim ümmetim israil oğullarının (Musevilerin) peygamberleri gibidir. (Hadiste sözü geçen hayvanlar şunlardır: Maymun. Kendi makamına çekilince elini eline vurdu. gece sevgili ile birlikte uyanık kalasın. fil. kertenkele. Ateş yandığı zaman zahmet ve duman kokusundan çaresiz kalır. Öğle sıralarında da gelmişti. Ama ümmetimin fukarası demediler. Benden ne ücret istiyorsun. Öğle sıralarında acele ile gidiyordum. Gezip dolaşma belli olmasın diye. Eğer oraya erişebilirsen anlayabilirsin. tilki. Elbise karşılığı için ne derler? (M. bu böyledir. Ama anlaşma ve muhabbet yönünden hoşuma gider. şimdi o peygamberlik bunlara yaraşır. dedi. kurt. o mihenk taşını ve aynayı iyi korursan asla bir tarafa eğilmez ve dolaşmazlar. Ama ilk konakta hepsini yemişler. âşık olacağım. o sırada aşağı gitti. Titredim. dedi. Senin elinden inliyorum. dedi. inledi. iki yüzlü bir dostluk oldu bu. Bana bir bakış baktı ve uzaklaştı. Benim hemşehrim oluyorsun.sen git kendi makamına çekil. fare. köpek. bildirdi. O eksik idi. Gece de kendisine getirilen yiyeceklerin hiç birine dönüp bakmadı. ikinci konakta bineklerinden indikleri zaman köylüler aç" olan Zahid'e koyun kesmekle uğraşırken Zahid hemen eve girdi. Müminler. Ondan sonra dedi ki. bu saatten Çabana kadar burada kal. benim o kervansarayda bir odam var. çünkü her taraftan Kabe yönüne doğru namaz kılmak gerekiyor. Eğer başka birisini bulursam sen elimden kurtulursun. elini o duvara atsa duvarı titretirdi. kirpi. Ben damda idim sağıma soluma baktım. Peygamberlerin sığamadığı bir yerde ki o makamla öğünürler. Her taraf bom boş. Hoş geldin sefa geldin. Bu yönelişin farz olduğuna bütün dünya ufuklarında söz birliği etmişlerdir. Gündüz uyumadım onunla. Öğretmenin biri dedi ki: Her ne kadar hep etrafımı gözden geçiriyorum. Ne söyleyeyim sana! Sen. yengeç. Bütün o noksanlar Ebâyezid'in benzerlerindedir. Cüneydi Bağdadî'yi bu işlerde Allahlık mertebesine yükseltmişsin. iki sevgili birbiriyle gizli şeyler fısıldaşır gibi bir sessizlik var. çok da yiyecek götürmüşlerdi. Gündüz akşama kadar uyursun ki. o zaman da ben oraya giderdim. beyan etti. Ama hep onu değil. derdi. Ama faydasız uyku gelince. Öyle bir delikanlı erkek idi ki. dedi. Tebrizli Zahid'e göre. ateş yanmadığı zamanlarda da kıştan perişan olurduk." buyurdu. Ama halk onlardan daha büyük ve daha çok günah işler. artık yazı öğrenmeyi senden kopya ettiğim zamanlar geçti. hemen çarh vurdu. (M. hep onu gördüm. eğer buraya gelmese. Böyle değilse bir şey anlayamasın ondan. hayal bozguna uğrar. Hırkasını sırtına almış. yok bulamazsam elimdesin. iyi olursun! Vallah padişahlıktır bu. Hayır! Hallaç gibi olmanın zamanı geçti. dedi. Gördüm. Hadiste buyurulmuştur: "On iki türlü hayvan. O can dostudur. Dağıtın. Şimdi de artık mal yiyordu. Seyyid Hattat'ın dediği gibi. Gönlümde bir şey burkuldu. sarığını külahını giymişti. mümkün olmadı. şaka ve edepsizlikler eder. Hüsrev ve Şirin hikâyesi gerçi gayret yönünden bana katı gelir. Süzme yoğurt ile ekmek ve daha başka şeyler getirdiler. Sebebi anlaşılamadı. 224) Zaman zaman yanlışlıklar yapan. hoş bir şey. 223) Tebliğ etti. karnını doyurdu.Onu odasında görmeye geldiğim zaman karşımda başı kesik tavuk gibiydi. kaplumbağa. raksetmeye başladı. Tekrar sordum: Benim için mi söylüyorsun? Evet. Ah.

Ama kanatlar açık ve boş olursa. yahut bir köylüdür o. o kadar duman yuttu. Bunlardan biri ile de onun alnını ve burnunu işaretledi. Başını kervansarayda duvara vurunca ağlamaya başlamış ve beni istemiş. Orada bulunan birkaç Arap da. her kim sürüsünü hoş tutarsa şehir halkından daha tok gözlü olur. Özgürlük çok hoş. Bana sövüp sayıyor. burada hazır olduğunu bilmiyor musun? Bu sözden ona şaşkınlık geldi. Herkesin bir azığı vardır. Bize daha buna benzer bir çok tatlı diller döktü. yoksulluk. Görmüyor musun ki o oturmuştur. Büyük bir sevinç ve neşe içindedir. var. bir söz söyle bir şey emret. Sürmari'nin oğluna karısı. senin makamın nerededir? diyordu. Aman bu adamı yakalayın. Bu gün bir kocakarının evine uçtu. ahmaklık etme. falan gün de ben böyle . En küçük olan hangisidir? Yani bir kimse kendi kendine bir düşünse: Bir varlık ki. ululuk bulasın. Orada dileklerimi dinler burada da bana yalvarırdı. Evet. dedi. Ne nazım'dan anlar. beyaz el mucizesi de ondan daha üstün idi. Musa Paygamber henüz Hakkın içyüzünü anlayamamıştı. deyince. dervişlik vardır. Ama başkalarının yanında büyük sayılır. bizi kabul etmedi. ikiüç gündür bana mürit olmuştur. Kılı kırk yarıyordum. benden bir şeyler geçti. Bir yerde ki. Nihayet ben de onun için istiyorum. Şamda bir adam vardı. Kutup geldi başını önüne eğdi. adam.yaşamaya razı idi. Arş'ı. Ne olur açık söyleyemiyorum. Şeyh gülüyordu. Nihayet o doğan kuşu bin dinar değer. Ama bunları hep Hakim Senayı. Ancak biraz üzüntüsü var. yahut da hal ehli değildir. Nizamî. dedi. Senin o iyiliğin edebin ve olgunluğun bizce malûm.Yedi kitap üzerine yemin içti ve dedi ki: Hiç incinmem söyle! Allahya şükür ki. geri dönmek de artık mümkün değil. Ne gariptir ki. bir nazenine naz ediyorsun. açık cefalarda bulunuyor. bu yolda senin yoldaşın. Bu kancık tabiatlı zavallıyı görüyorsun. Cennetleri yaratmıştır. çocukluk etme. Ağlıyordum! Bayezid'in Makamat adlı eseri ile ZâdüsSalik'in kitabını niçin bana vermiyorsunuz. dostun var mı? Evet. Kürsü'yi. Siyah bir duman içinde kanadı ve gagası kapandı. demiş. Gerçi o üzüntü bana göre önemsizdir. o süt de içer. Olmaya ki yolda hatırıma gelsin diyordum. Yürekler paralar. Ceylânlar. Nihayet kanlı bir sarhoş değildir. bu şiiri terennüm eden kimsenin ya bundan haberi yoktur. 227) Onların da o sözlerde birer payı vardır. Kendini ona verdi. Peyniri Pars denilen canavar da yer. diyordum. Onların halinden anlatmaya başladım. senm gözüne bakmakla ne kazanırlar? Ey zülfü aslanlara ayakbağı olan güzel sevgili! Olaki. 226) Allah nuru ona çakmıştı. kaçtı. Izzeddin. Bir nazeninin karşısında nasıl naz edersin? diyordum. vah ey Şemseddin! Bu ne hal? Bu ne iş? diye mırıldandı. Zaten ben bu güne kadar o külahı arıyordum. ciğerler söker. Hakanî ve Attar mı söyler? (M. Nurları. Kutup. niçin bir şey söylemiyorsun. orada sözün ne yeri var? Sürmari'nin oğlu beni öğmeye başladı. onu bana bağışlayasın demeye utanıyorum. taklitçi değildi. "kendini bana göster" dedi. dedi. Nihayet o külah benim başıma geçerse başım rahat olur. Sultan buyurdu ki: Sen de köylülerin gibi haraç ver. burada söz söylemeye imkân mı var? Başını yere koydu. onu benim karşıma getirdi. Sen başka bir yerde nazeninsin. Belki bir çiftçi. yoktur. keyfine bak. Ama onun evet demesinden anlaşılıyordu ki. Buyurdu ki: O külahın kimin başında olduğunu sana göstereyim. Sen ondan daha büyüğünü düşünebilir misin? Durma ondan daha ileri geç ki. eğer benden incindi ise bir kere olsun bana getirin. göklerin yaratıcısıdır. Şiir: Ey bir cihanın tok gözlüleri vuslatına susamış olan sevgili! Senden ayrı düşmek korkusu ile cihanın kahramanları titremekte. her neyim varsa ona vermek istiyorum. Allahü Ekber (Allah en yücedir) diyorsun. benim ondan ayrı kalmam çok çetin. Hak ile birlikte rahatça yaşayasın. karnını doyurur. Ona. o bütün mavi boyaları herkese verdi. Onun yaptığını sen de yapıyorsun. Maksadı bir söz söyletmekti. Şu halde halkı neye davet ediyordu? (M. bana onsuz yaşamak imkânı kalmadı. Düşmanlar arasında ona ne yaptım ben? Her ne kadar özür dilese de ona iyilikle cevap vermek gerekmez. odur.Ama sen diyordun ki. Falan gün başını örttü. Yüce Allah. dedim. ayağı bağlı idi. ne de düz yazı bilir. dedi. böyle ağlıyorum. tekrar ona verdi. O hiç aldırmadı. dedi. "Allahım beni Muhammet ümmetinden kıl!" diye yalvardı.

Bu sözün mânası nedir? Herkes sözden bir şey anlar. Afcıa Allah ondan bu sarhoşluğu esirgemedi. Söz söylerken herkes kendi haline ait sözün yorumunu yapmış olur. Ben şimdi dostumun dostunu nasıl öldürebilirim? Ali'nin düşmanı. 229) Ama Hak. Öteki de onun hakkında aynı düşüncede idi. mâna yönünden bakmazsa sapkınlıkta kalır. onların karşılaşacağı bir yerde durdu ve bekledi ki dostu oradan geçsin. (M. Eğer sen övüyorsan bu kötüleme ile ne işin var? Sen herkesi kötüledikten sonra. Allahındır. sevgili de olgunluğunu ye güzelliğini o kadar hoş gösterir. yoksul olarak öldür. Hazreti Muhammed'in hikâyesini anlatır. Köpek de yavrular doğurur. (M. o yüce Peygambere suret yönünden bakar da. övmeye değer. onun dimağı. "Yerde ve göklerde ne varsa. peki sirkenin senin ağzında ne işi var. Bunları çağıralım. Her kim. diyelim ki ağzın şeker doludur. "Karanlıkta yürüyen yolunu sapıtır. kulağını yahut başını okşayayım. yoksullar topluluğu ile birlikte hasret! ' Sen niçin kendini benlikten kurtaramıyorsun? Eğer o benlik davasından kurtulursan daha ileri gidersin. Hep onun hikâyesi. Arşa hâkimdir. Başka bir âyette. o zehirdir. O Arş denilen makam. Bu o demektir ki sizin yaratılışınız bir tesadüf eseri yahut boşuna değildir. namaz kılsın. Gördüm ki gebedir. Bana açıkla diyordu. o da aracı dostun ayağına kapandı. İsterim ki. şanım ne yücedir! diyen adam Haktan bahsediyor. ondan önce bu makam yoktu da onun zamanında mı oldu? Kuran'da Tâhâ sûresi. dostumsun demek. sen gitti. Dedi ki: Şimdi bu iki hasım karşılaşacak. şu duayı kimin için buyurmuştur? "Allahım. bakalım ne olacak? vah. düşmanı da severim. 228) Ağzın sirke ile doluysa. Büyük Kemal'in her üçü de büyüktür. "Siz sanır mısınız ki. yerden maksat da onun vücududur. Dedi ki. ama gerektir ki o da zahiri korusun. Kalbim ağrıyor. Arada üçüncü bir adam Oradan vardı ki. Ama o dost ile göz göze gelince onun ayağına kapandı Öteki dost bunları görünce bıçağını yere fırlattı. nasıl beni bırakır da kadınların aybaşı âdetleri ile meşgul olursun9 Sen yoktun. Şimdi bu saatte sana diyorum ki. Bu halde gerçek dost seni kabul ederse o gerçek dost değildir. dedi. bir dönüş içindir. yoksa Seyid Burhaneddin'i mi? Benden asla ay almayacaksan. Hazretle kaç defa konuştuk. bana hiç ziyanı dokunmadı. "Rahman Arşın üstündedir. 20/3) buyurulmuştur. Ben de onu istiyorum. Öküzü gördü. el kaldırmak yakışmaz. Arş üzerine hâkim olmakta onun halidir. hem onun hem de bunun dostu idi. beni yoksul olarak dirilt. başka birisi için kötü şeyler düşünüyordu. âşıka daha hoş görünür." (K. ayıklık halinde derhal Allahdan mağfiret dilerdi. Yoruma dikkat et ki. 23/117) buyurmuştur. senin namaz kılmayısın sana utanç olmaz. Derviş kadınlarına bir şey söylemek. haberim var. Nihayet secde öyle birine karşı yapılır ki. Ben biliyorum ki. Burada göklerden maksat. Namaz kılmak niçin sana utanç versin? Gördün ki orada arıklar vardır. bu Kur'an'ı sana zahmet vermek için indirmedik" buyurulmuştur. Tattım. Ne var ki." Bunu işiten Peygamber yoldaşları hemen adamcağızı öldürmek istediler. . Allah Kur'an'da." buyurulmuştur. dedi." (K. utancın ne yeri var? Adamın biri. dnu götüreyim. ben de senin kerem sahibi Rabbinim. bu ne gebeliktir. Bir gün Hazreti Peygamber yolda yürürken kendinden geçmiş. dervişin biri. yani kâinatın elçisi. ama onu dinlemek istemem. ama Şehzadeyi göremedi. Kendine geldiği zaman. Bir öküz getirdiler Şehzade içerde yoktu. keski burada olaydı eteğine yapışırdım. ben Kerimiddin'i severim." (K. Ama Muhammed'i. Ebubekir'in dostu. Nasıl ki. sizi boş yere yarattım. Büyük Hamid. içi doludur. dedim. Aşk her ne kadar fazla olursa olsun. sen de benim kalbimin ağrımasını istemezsin. bana başka biri geldi. Kuran'da. Büyük Izzeddin. "İncinme. 2/206) buyurulmuştur. onu yakala diyorum.söyledim. Hazreti Muhammed'in kalbidir. onun halinin ifadesidir o sözler. Gittim elimi karnına koydum. Derman derdin olduğu yere gider. Bir kimseden incinirsem onu yakala. Dedi ki: Hazreti Peygamber. Peygamberin arkasından su sözleri mırıldanıyordu: Allahım sen benim kulumsun. ama herkes kendi halini anlar. Ben her ne kadar zahirde ona aldırmam. Beni mi daha çok seviyorsun. nasıl olur da hayrette kalır9 Hakka kendi mülkünde hayret ve şaşkınlık isnat etmeknasıl caiz olur? Bunu söyleyen bir sofi idi. Beni ululayın. Allanın huzurunda duygulansın.

Benim için pek az ihtiyaç var. Ama Mevlâna için öyle değil. Onun hoş bir tabiatı vardır. Eğer yeni bir şey olursa şöyle der: Bir şey görüyorum nasıldır o? Meseleyi açıkça anlat. Siz, bana inanç gösteriyor musunuz? Ona başka türlü bakıyorsunuz. O, bu kadar bilmez. Kaç kere dedi ki: Biz bir köşeye çekilelim de sizi böyle görmeyelim. Nefislerine uymazlardı, ürkerlerdi. O halde onlat nasıl senin yolunu isteyebilirler? Onlar, nasıl olurda Bayezid'in içtiği kâseden içmek isterler? Eğer ona, ey İbrahim, sen Kerim'in ne halde olduğunu ne biliyorsun? diye sorsam kendini küçük görür, gizlice gönül alçaklığı gösterir. Ben, Elif harfinin dümdüz olduğunu görünce sırtım iki kat oldu. Lam harfi dedi ki: Ben de Elif gibi dosdoğruyum. Sakın dedi, lâf atma! Hiç öyle söyleme! Sen Lamsın. Kendini Lam bil! Bu halkı tanımak, Hakkı tanımaktan daha zordur. Onu delil getirme yolu ile tanıyabilirsin. Yontulmuş bir ağaç görürsün; bilirsin ki, herhalde onu yontan biri vardır. Kendiliğinden yontulmamıştır o. Ama bu halkı, görünüşte, sen kendin gibi sanırsın; fakat içyüzü bambaşkadır. Senin düşündüğünden, tahmin ettiğinden çok uzaktır. Şimdi bu yontulmuş ağacı tanımakta şaşılacak bir şey yoktur. Ama onu yontan kimdir? Onun ululuğu ne mertebededir? Onun sonsuzluğu nasıldır? Bunu ancak bu kimseler bilir, ama açıklamazlar. Mademki sen bu kapıyı kendine açtın, çare yoktur; varsa söyle bu kapıyı nasıl kapayabilirsin? O kapı kendiliğinden kapanmaz. Bu zorluğu sen çıkardın! Bir topluluk vardır ki, gönülleri bağlamıştır. Haftadan haftaya bir kere gel de, Allah şöyle buyurdu, Allahın Resulü böyle dedi, diye hatırına gelenleri onlara anlat. Gece gündüz hayır duanızla meşgulüm, Çünkü yolda kazalar vardır. Biri gelecek kaza, öteki de hemen gelip çatan kazadır.. Gelip çatan kaza dua ile geri dönmez. Ama gelecek olanı dua ile geri çevirebilirsin. Bazıları bizim Allahmız hoştur, bizim Allahmız iyidir, ama başkaları için değildir, jerler. Böyle bir heves içinde bir Allah bulurlar. Bazıları da kendi hayallerini Allah sanırlar. Kur'an'da, "Allah kullarına lütfedicidir," (K. 42/17) buyurulmuştur. (M. 230) Ayette (kullarına) buyuruldu, ama nerede o kullar9 Kumarbazın birini zamanenin adaletli veziri Şemseddini Tuğrai'nin huzuruna götürdüler. Şemseddin, vakti.. Büzrüçmihri idi. Adam, bana inanır mısınız? dedi. Şeyh o adamları bana getirin, buyurdu. Şemseddin sordu: Hangi şeyh? Filân şeyh, dedi. Vezir, eğer başkası olsaydı senin öcünü alırdı. Ama o eğer aranızda ise git onun ayağına kapan! dedi. Kumarbaz, ulu vezirim, dedi, sen eğer bu işi yapacaksan, sana bir sıpa satın almak gerek, ben de senin eşeğini sürerim. Vezir dedi ki: Mübarek gördün ki o bahtsız adam bana ne söyledi. O adam ki sayılı vezirlerin huzurunda konuşuyor, lanet ona olsun. Ben yüz bin kere bu işi yaptım. Hiç benden işittin mi? Yahut hiç kimseye böyle bir şey söylediğimi duydun mu? Sonra sordu: Sen balığı bilir misin? Kumarbaz, evet dedi, bilirim. O halde balığın nişanını anlat. Deve gibi iki başlıdır, dedi. Ha, dedi, Vezir; sen balığı bilmediğin gibi deveyi de bilmediğin anlaşıldı. O kargaya leş verme sonra alışır da her zaman ister. Sana, ölü eti gerekmez, diri eti yaraşır. Bu sözleri, maslahat gereği şaka olsun diye söylüyordu; yoksa cimriliğinden değil. Öğrenmekle elde edilen zahir bilgilerinden kaçınma. Yoksa bana bir yolda yürümek ne kadar zorlaşır di. Bunun en çetin feryat ve şikâyetini Bayezid de yapmıştır. Bunu söylemek ancak Hazreti Peygambere yaraşır, dedin . Önce mazlum ve yumuşak bir halde geldi; görüyorsun ki bu yol için neler söyledi. Ben geldim, dedim; sen ne yaptın? Benim için iki dirhem verdin, o da dağıtırken üç dirhem verdi. Mevlâna buyurdu ki: Başka neyin var? Varsa bana bir kaftan verir misin? Şahap, Şam'da diyordu ki: Benim için en akla yakın düşünce şudur: Allah kendi kendini bağlamıştır. Dilediği gibi hareket etmez. Fahreddin'i Razî ise Sultan Muhammed Harzem Şahın yağlı lokmaları ile, giydirdiği kaftanların, verdiği altınların hatırı için ona, kendi iradesiyle dilediği gibi hareket eder, demiştir. Dedi ki: Hayat benim için öyle bir şeydir ki, ağır bir yük haline geldi mi, ağır bir hammal semeri gibi insanın boynundan asılır, ayağı çamurda kalır. Eğer yaşlı ve arık bir hal almışsa, biri gerektir ki, onun ansızın urganını kessin de, o ağır yük boynundan düşsün, o da böylece kurtulsun. (M. 231) Şahab'm yanına geldiler, binlerce akla yakın sözler dinlediler. Ondan faydalandılar, secde ettiler. Dışarı çıkınca dediler ki: bu bir felsefecidir. Her konuda bilgin olan bir filozoftur. Ben onları kitaptan sildim. O her şeyde bilgin olan ancak Allahdır dedim ve şöyle yazdım: Filozof çok şeylerde bilgindir. Kıyameti anlatırken, dedi ki: Bir gün feleğin dönüşü hareketini durdurursa, kıyamet o zaman kopar. Âlem nasıl yerinde durabilir? dedim. Derler ki peygamberler hikmet ehlidirler, ancak halkın maslahatı icabı böyle söylemişlerdir. Hazreti Ali'nin buyurduğu gibi, eğer iş senin dediğin gibi ise, hep kurtulduk demektir. O konuda insanlar acizdir. O bahsi konuşmaktan kaçınmak ve bu konuyu kesip atmak gerekiyor. Bu, Kur'an'da

buyurulduğu gibi, "Bir gün yeryüzü başka bir yerle değiştirildiği, gökler altüst olduğu zamanda ancak herşeyi yok eden tek Allah kalacaktır," (K. 14/39) ve buna benzer ayetlerde ve yine, "O gün, gökleri kitap yaprakları gibi katlarız." (K. 21 /104) anlamındaki âyette de anlatılmıştır. Şimdi bu görünen yeryüzünü ortadan kaldırır ve gökleri bir araya toplarlarsa, o zaman ne olacaktır? Nihayet bunlar olacaksa o bilginler neyi hesap edecekler. Bunların gereği de yok. Fahreddini Razî, felsefeciydi. Yahut da onlardan sayılırdı. Harzem Şah ile aralarında bir buluşma oldu. Fahreddin söze başladı: Bütün bilgi dallarını inceledim, gelip geçenlerle şimdiki yazarların bütün kitaplarını gözden geçirdim. Eflatun çağından bu güne kadar makbul sayılan her eserin benim nazarımda şüpheli olan taraflarını araştırdım. Her birini de açıkça ve aydın bir görüşle inceden inceye okuyarak kafama yerleştirdim. Daha önce geçenlerin defterlerini altüst ettim. Her birinin yeteneğini öğrendim, kendi zamanımın bilginlerini de çırçıplak meydana çıkardım. Herbirinin bilgi derecesini anladım, dedikten sonra; falan fende, falanca fende diye sayıp döktü. Sonra işi öyle bir noktaya getirdim ki, bende hiç bir vehim kalmasın, dedi. Fahri Razî, sarayın ileri gelen emirlerindendi. Onu kötülemek için diyorlardı ki: Sende o ilimlerden başka bir bilgi daha var, ama biliyoruz ki sen kâfirlerdensin! Korkarak kaçan bir kalabalık gördüm. Biraz daha gidince beni korkutmaya başladılar. Onlar korkuyorlardı ki, sakın bir ejderha ortaya çıkıp da âlemi bir lokma gibi yutmasın. Ama benim ondan yana hiç korkum yoktu. Biraz daha ilerledim, büyük geniş bir demir kapı gördüm; onun karşısında bir kapı daha vardı ki, tavsife sığmaz derecede geniş fakat kapalı idi. (M. 232) Üstüne anahtar konmuş belki beş yüz batman ağırlığında vardı. O yedi başlı ejderha buradaydı. Sakın, dedi, bu kapıya yaklaşma! Benim gayret ve yiğitlik damarım ayaklandı, kapıya vurdum, anahtarı kırdım, içeri girdim. Bir böcek gördüm hemen, aşağı çektim ayağımın altında ezdim. Allah bilir... Bu gün acaba neden onun bütün sözleri böcek üstünedir. Onun bütün kitapları, eserleri hep böcektir. Elif, herkesçe bilinir ki, Eliftir; onu başka harflerle tanımlamaya gerek yoktur. Ama başka bilinmeyen harfleri açıklamak gerektir. B harfi ile beraber bütün Ebced harflerini yorumlamak ister. Başkaları bunu anlamaz. Kur'an'a da yorum gerektir: Elif harfi bağımsızdır. Allah kelimesinin başına oturmuştur. B harfi gönlünde onun sevgisini taşır, onun ayağına baş koymuştur. Şimdi sen insaf et! Böyle bir yaşantıya kimin gücü yeter? Birine alçakgönüllülük gösterdim mi benden ürküyor; düşmanca dışarı fırlıyor. Mısra: Nefsine ziyan verenin kime faydası olur? Nihayet bunu uzaklaştırmak gerek. Bunun misali şudur: Şahlardan biri güzel bir Arap atına binmiş yoldan geçerken köpekler her taraftan havlamaya başlar. Bundan şaha ne ziyan var? Belki faydası vardır. Tebriz'e daha erken varır; işine daha çabuk yetişir. O köpekler, abteshanede geberir giderler. Şah da onlara karşı duyduğu merhametten dolayı der ki: Bana sizin havlamanızın faydası oldu, benim işimi çabuklaştırdınız. Ancak ben kendi menfaatimden vazgeçtim, yemek zamanına daha çabuk yetiştim. Rahman ve Rahim olan Allanın adiyle başlarım. Allah adiyle. Allah adiyle söyle ki, odur, odur. Şimdi bana gereken bu Haşr'in yani kıyamet gününde toplanmanın nasıl olacağını anlatmaktır. Bu ten, bu ceset, ten olduğu müddetçe ne faydası var? Her kim ölürse onun kıyameti kopmuş demektir. O öz, Allah ile birlikte ölümsüzdür. Bunlar da doğarlar. Güneş bütün âlemi aydınlatır. Ağzından içeri giren o aydınlıkla, benim nağmelerimden dışarıya nur fışkırıyor. Siyah harflar altında parlıyor. Nihayet bu güneş geceleri de parlamaktadır. Yerlerin, göklerin yüzü onunla aydınlanıyor. Güneşin yüzü Mevlâna'ya dönüktür, çünkü Mevlâna'nın yüzü de güneşe dönüktür.

(M. 233) "O imanlı kişiler ki, bizi arama yolunda savaşırlar, onları mutlaka yollarımızda hidayete eriştireceğiz," (K. 29/69) anlamındaki âyet, tertip bakımından maklup, yani devriktir. Benim için efendi konağı burada kurulmuştur. Uygunsuz misafir gerekmez. Gazneli Mahmud, Ayaz'a, burada otur, dedi. Ayaz'dan hiç itiraz beklenir mi? Şah istiyordu ki, Ayaz herhangi bir durumda kendisine itiraz etsin. Acaba nasıl itiraz edecek; bunu öğrenmek istiyordu. Şah dedi ki: Benim gibi binlerce insan kafasını bir pul için kestirenler, ibret alsınlar diye yaparlar bunu. Nasıl ki, Kazvinli zabıta âmiri idi ve annesini öldürdü. Zındıklar anlasın ki, o hiç çekinmeden bu işi yapar. Çalgıcılardan birinin sesi kötü idi. Biri kendisine, yahu dedi, sen kendi sesini işitmiyor musun? Çalgıcı dedi ki, şimdi işittiğim benim öz malımdır, konak sahibinin malı değildir, bu başka yerdendir. Düşünmüyor musun ki, benim bu eve yol bulmaklığım, kendi kadınıma kavuşmaklığım gibi, Cebrail'den gelen bir gayret yüzündendir. Bana iyi bakasın diye. Bana öyle yakın oldun karşımda öylesine saygılı oturuyordun ki, tıpkı bir evlâdın babası önünde oturması gibi. Kendisine bir parça ekmek vereyim diye bana yönelmiş bir evlât sanki. Bu kuvveti hiç görmüyor musun? Bu keli nasıl yola getireyim ki şaşıp kalasın! Ben bir maksadın peşinde koşarsam herkes tarafından beğenilirim. Nasıl ki, Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun), şahitlik meselesinde buyurdular ki: Bir şahit daha lâzım; olayda iki kişinin tanıklık etmesi gerektir. Sonra, Zülyedeyn (Çifte elli) diye anılan sahabî, Ebu Muhammed Amr Bin Abd'ın şahitliğini iki kişinin yerine kabul etti. Amr, bu hadiseye ben şahidim, dedi. Bunun üzerine hüküm verildi. Halvet olduktan sonra Hazreti Peygamber ona sordu: Ben biliyorum ki, sen bu işte hazır değildin, nasıl şahitlik ettin? Amr, ey Allanın Resulü! dedi, bizim hiç bilmediğimiz bu kadar gayıp âleminin haberlerini, başlangıç ve son hakkında verdiğin bilgileri kabul ettik, gerçekledik, bunlara şahitlik ettik de, bu kadarcık bir şeyi mi esirgeyeceğiz? Bu sözler asıl konuşulanların tıpkısı değildir. Çünkü sözün aslı gönülden kopmuş olan sözdür. Çünkü bütün gerçek sözler gönülden kopar. Artık gel! Bizim işlerimiz var, ne kaçamak yapıp duruyorsun? Ayağına bir köstek mi vurmalı ki kaçmayasın! Köstek kabul etmiyorsan, canımı, gönlümü ayaklarının altına sereyim. Yine faydası yok, bırakıyorum. Tene de yol yok. Falcının biri Şaha, ey Şah! Adın nedir? dedi. Sana fal açayım. Şah, git, dedi, ey pezevenk! (M. 234) Babanın adı ne? deyince şimdi ona iltifatsız davranmak gerek ki, buraya gelsin dedi. Sen ne kadar önde gidersen, arkadan gelen az olur. Güzel çocuklar böyle yaparlar; öğretmenleri de hep onlara evet derler. Mısra: O tatlı dudaklarınla beni yüzsüz eden sensin! Sen naziksin, bizim bir çok sözlerimize karşı takat getiremezsin! Benim ağzım unla doludur; dışarı püskürürüm. Sen zayıf düştün, bende de öyle bir kuvvet var ki, daracık bir deri içinde dayanıklı ve dirençliyim. Düşman onun önünde ne kadar daha kuvvetli olursa ancak beni incitir. Sen hep inciniyorsun, zayıf düşüyorsun! Beni binlerce kez incitseler bile daha kuvvetli olmaktan, daha yüce ve kudretli olmaktan başka bir etki yapmaz. Ben cehenneme de, cennete de, pazara da gidebilirim; ama sen nazik ve narinsin, gidemezsin! Her ilmi, Arapça olsun.başka dilden olsun Farsçaya çeviririm. Söyle ki söyleyeyim! Farsça odur, Arapça da budur. Onun tabiatına, arzusuna göre konuşurum. Arapça odur ki, üstün bir Arapça olsun, doğru konuşulsun, uyku getirici olmasın. Senin uykun, uyanıklık gibidir, ama yine de uyuma. Nasıl olur? Efendi uyanık, olsun da uşak uyusun! Öyle olsun senin uykun; hep uyanıklık ve ayıklık olsun! Bir bıçağın hatırı için yedi tane bıçağı sattım. Bu bıçak da feryat etti, beni de bırak, dedi, hepsini sattın, dedi. Senin durumun şuna benzer: Hazreti Muhammed Aleyhisselâm, eğer hiç kimseyi İslama davet etmeseydi daha kârlı çıkacaktı. Ondan hiç bir mucize istediler mi? Eğer biz de Şemseddin'e Müslüman ol, demeseydik bize hiç düşman olmaz, belki de çok saygı gösterirlerdi. Her meyvenin pişmiş aşı gelince, onun turfanda zamanındaki tadını vermez. Önce kiraz ve marul çıkar; arkadan zerdali yetişir, daha sonra da karpuz, üzüm gelir. Nasıl ki, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm ile kendinden önce gelen nebilerin şeriatı hükümsüz kaldı. Nice Müslüman, kâfirlerden ilk defa bir şey sınamadıkça yanaşmazlar. O can bile olsa, ondan sakın; ona can ol! deyiver. Can odur ki, ondan rahatlık doğar. Ondan nasıl olur da üzüntü ve ıstırap doğar. Bunu söyleyince kalbim ağrıyor. Nasıl ki, biri bana, sen demiyor

musun ki, gönlüm eziliyor, demişti. Eğer onlardan olsaydın, yüz parçayı yerli yerine getirir içinde yanardın. (M. 235)O zaman ağrı ağrı üstüne gelirdi; sonra dayanılmaz hale gelen bir şeyin üstüne daha hangi yükü yükleyebilirsin. O zaman tek bir ağrı yüz kat daha artar. Dedim ki: O ağrının sona erdiğini görmüyorum ki, ağrı hakkında bir"Varar vereyim. Şimdi ne oldu? Biz Allanın kaza ve kaderine razı olduk, dedi ve gerçekten razı oldu. Allah Şuayib Peygamberi gözleri görmez olarak yarattı. Şuayib ona razı oldu. Aziz kulların yüzlerini göremiyordu, ama mâna âleminde görüyordu. Bu zahirde hoş olur. Bir şey eline geçmeyince, ona da razı olur. Ama razı olmak ona derler ki, insan ağır başlı olsun ve aklını yokluk üzüntüsü ile uğraştırmasın. Eyüp Peygamber, bedeninde yara açan o böceklere razı olmuştu; gönlünü hep onlara vermişti. Düşünmüyordu ki, bu daha ne zamana kadar sürecek? Yahut, Yarabbi bu ıstırabın ne zamana kadar süreceğini bana bildir! demiyordu. Devasız bir hastalığa tutulan herkesin ilâcı şudur: Ben yiyeyim, sen yeme! Ama her zaman, sen yeme, demekliğin erkekliğe yakışmaz. Beni kaç kere sınadın. Son derece perhiz et diyebilirim, ama son derece ne oluyor? O son derece ne ile anlaşılır? Görüyorsun ki, bu artıkça zarar verir. Kendi ıstırabından bahsederken, fazla yediğin o günden beri, rahatım bozuldu diyorsun! Ne semâda, ne konuşmada rahat kalmadı. Sözde, sohbette, hulâsa her şeyde rahatsızlık belirdi. Meğerse gayıp âleminden bir çare olsun. Evet, dedi, gaybe iman ederiz; biz.mümin kullardanız, sonuna kadar inancımızı koruruz. Her şey gayptan meydana gelir, yoktan varolur. Bütün doğuşlar gayp âleminden gelir. Malik hayli paralar sarfetti; kendisine fetâ, ne de ahî (kardeş). yahut anî desinler diye, annesini derviş yapmıştı.Ben biliyorum ki öne feta (yiğit) dır, Oldukça alçakgönüllü ve iyi adamdır, ama onun başında bir sevda var. Annesinin gün görmez yerini

düşünüyor. Yani istiyor ki, ben annesini ziyarete gideyim. Tanıdık, bildik kadınlar; nimet hakkını unutmayan dostlar el pençe divan dursunlar karşımda; sana ne pişireyim, ne istiyorsun, desinler. Ben de her ne olursa olsun diyeyim. Diyorlardı ki: Bizim oğlanlar, bizimle kavga ediyorlar. Eğer ona danışmadan pişmişse bize çıkışıyorlar, şimdi ne arzu ediyorsunuz? (M. 236) Hemedanlı Aynulkuzat'tan bir kaç söz anlatırlar. Adam, olmuş bir şeyi söyledim, ağzım kırılsın keski olmayaydı, dediği için dolu yağmış. Ibni Abbas (Allah ondan razı olsun)'dan da buna benzer sözler iletirler. Halbuki Hazreti Mustafa (Allahnın selât ve selâmı üzerine olsun) bunlardan apayrı konuşurdu. Onlar, Hazreti Mustafanm sırrına erişemediler ve erişemezler de. Isa da Musa da o sırrı kavrayamadıklarından dolayı, "Allahım, bizi Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarmışlardır. Onların bu can atmaları, hep Hazreti Muhammed'in (S.A.) makamını istedikleri içindir. Ama bu olmaz. Kur'an'da, "Sizin ne yaptığınızı bilen ulu yazıcı melekler vardır," (K. 82/11) buyurulmuştur. iyi bir iş işlersen sağ tarafındaki melek, sol tarafındaki meleğin emri ile yazdırır. Çünkü sol taraftaki melek, düşünceyi, niyeti, iş alanına getirir, yazar. Yedi yüz kat, hattâ sonsuz sevap bile yazar. Bunların her biri yine"Kur'an'da Allahya kavuşmak isteyen, iyi amal işlesin, onun kulluğuna hiç bir kimseyi ortak koşmasın," (K. 18/110) anlamındaki âyette işaret olunan tek Allah odur. Onun varlığının ötekine faydası yoktur. "Allah, nuru ile dilediğine hidayet yolunu gösterir," buyurulması da buna delildir. Kur'an'daki vaidler ve cezalar, başkaları için ayrılmıştır. Mutlak ayırıcı olan ulu Allah bağışlayıcıdır da. Dedi ki: O namazı niçin kılmıyorsun? Allah emrettiği için, dedi. Nerede buyurdu bunu? Sarhoş iken namaza yaklaşmayınız," (K. 4/46) buyurulmadı mı? Onu sen oku, dedi. Herkes, herkese verir, iş ayrı ayrıdır. Bir âyet müminlerin hali hakkındadır; onlar için indirilmiştir. Ondan sonra başka bir âyet de, kâfirler içindir. Ama o aşk âleminde hep lütuf vardır, hiç kahır ve ceza yoktur. Biz çoktan beri kahırdan dışarı çıktık. Ama o buraya yakındır, cehennem bu taraftadır. Cehennemden geçersen öte tarafı cennet yoludur. Sonsuz, uçsuz bucaksız; lütuf ve mutluluk âlemidir. Bir ayakkabıcı vardı. Hazreti Peygamber için güzel bir pabuç dikti. Hazreti Peygamberin hoşuna gitti, güzel dikmişsin, buyurdular. Usta susmadı, dedi ki: Bundan daha iyisini de dikebilirim ey Allah Resulü! Dikmeyi başarabilirim. Buyurdular ki: O halde onu kim için saklıyorsun? Bu daha iyi pabucu kime dikeceksin? Madem ki benim için dikmedin kimin için dikmek istiyorsun? (M. 237) Hazreti Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına kadar davette bulunmadı. Sonra tam yirmi üç yıl halkı Islama davet etti. Bu kadar işler oldu. Evet her ne kadar bu müddet az idi. Allah ile birlikte geçen her an bilirsin ki, ölümsüz ve sonsuzdur. Ben bu zevksiz erişte pilavından yiyorsam, hep onun elindendir. Yarabbi! Onu parmakla göstereyim de gör! Parmak budur, o değildir, budur, budur.

Benim ipim uzun. deveyi su kenarına kadar yürüttü. Hem de söylemek gerektir ki. başka bir parıltı daha belirdi. gecenizi örtü kıldım buyurulması ayıklık haline işarettir. ancak teslim etmek gerek 'o kadar. 238) Allahnın vaadi bozulmaz. Söz sözü açar. kenara çekildik. o zaman geçti. Şimdi sen de tövbe et ki. Bunun sırrı başkadır. Devenin bu uysallığını onun yumuşak huylu ve alçakgönüllü olmasına. Eğer söyleseydim ödün patlardı." buyurulmuştur. "Uykunuzu size rahat sebebi. Bu da nefsin düğünüdür. Benim içimde o büyüklük ve genişlik nasıl olur? Bende ne var diye şaşmaktadır. O çabuk yürüyüşlü. Bu iki mutsuzluğa uğramaktansa. Fare. Balık her zaman denizde şaşkın bir durumdadır. Uykunuzu rahat. bir yüce yaratılışlı birisi çıkmaz. benim nazarım ona. Ama deniz de o balığa şaşmaktadır. eğer bir an gemide uyusaydım öteki balığı göremeyecektim. Geldim eteğine yapıştım." (K. önce kumaşı ölç. 10) buyurulmuştur. benim gibilerin yularına yapışmanın sana yakışmayacağını bilemedin mi? Şimdi nasıl tuttunsa yuları. alçakgönüllüğü ve ağırbaşlılığı yönünden farenin arkasından yürüdü. Önünde bir pul değerinde helva var. Üstat ve kâmil bir insan idi. dedi.Seyid derdi ki: Lokmayı başının arkasından götüren kimse ola ki. Fare. çıkamaz da neden bellidir bu? Şüphesiz konuşmak gerek. Ayağını suya basan deve. geniş ve ince değilse bile herkes onu görebilir. benim tersim de sensin. Ondan sonra gemici derhal secdeye kapandı. Allah kuluna inayet ederse bir Hıristiyan çocuğunu bile onun yolunda Müslüman eder. bazıları da onun bütün hayvanlardan daha uzun boylu olmasına rağmen akıl derecesinin düşkünlüğüne yorarlar. ölü Allahları ne yapacağız? O eşsiz Allahnın mânası aynı mânadır. başka birinin elindeki yüz bin dinardan daha iyidir. Bir gün yine o aydınlıkta gidiyorduk.dedi. ama dizden dize fark var. dedim. Allah daima gayretli davranır. Gözünün birini bir balığa. ölüm bin kat daha hoştur. sonunda eğer onu yemeseydim daha iyi olurdu. yürü bakalım! Fare. sonra kes. işlerimizde daima iyi. iyi bir iş yaptın. demeyesin. sen bilirsin. nihayet dizkapağında. ömür vefa etmiyor. Hangi ağaçtan meyva istersen al! Mademki bu saatte sen konuşuyorsun. Hakîm Senayî'nin hem müridi.hem de şeyhi oldu. Sudan geçmek kolaydır. Beni Allaha ısmarla. kendi yerini de gördün. ötekini başka bir balığa dikmiş. güzel tedbirler alalım. Şiir: Dostların ayrılığından ah çekmek. onu çekmeye başladı. dedi. Ne yazık ki. iri cüsseli hayvan aciz kalamazdı. (M. gemiciden sordum. Cihan altınlarla dolu olmalıdır ki onu senin vuslatın şerefine ayaklarına saçayım. derler. artık bağ bekçisini elde ettikten sonra bağ senin oldu demektir. Nasıl ki. Gündüzü de geçiminizi sağlamak için ayırdık. Kürklü hırka ile çarığı unutma! Onun arkasından gitmenin ne yeri var! Korku nerede kalır? Rastgele bir şey yeme ki. Madem ki Hak razı oldu sultan yüzünü sana çevirdi. dedi. bunun sözünü etmeye değmez. Senin buraya gelmen bizim için çok hayırlı oldu. Deve uysallığı. Kur'an'da. bir daha böyle yüzsüzlük etmeyesin! Benim semerimin üstüne çık otur! Benim semerimde senin gibi yüz binlerce farenin ağırlığının ne değeri var? Bir anda suyu geçeriz. gel gel dedi. cennette kendine açık bir makam hazırladın. sinirini koparır. Çünkü ben Allahyım. ama bunlardan konuşmaya lüzum yok. ben doğru konuşuyorum. Bu Seyid'in sözüdür: Seyid Burhaneddin. Bizim canlı Allahmız var. hiç aldırmadı. "Mümin de uysal develer gibi sabırlıdır. Denizde sular arasında bir aydınlık belirdi. 78/9. . başka kim olacak? Düğünler. Diyemez ki. 239) Bu şükran secdesidir. sensin dedi. Fareye sordu: Şimdi burada niçin durakladın? Buradan niçin geçmiyorsun? Sen. su çok büyük ve derin. geceyi size örtü kıldık. o günahları örtücüdür ve en güzel güven yeridir. Biri sordu: iblis kimdir? öteki.Farenin biri devenin yularına yapıştı. hiç kimse konuşamaz. ancak o yalancı Allahlar bozguna uğrar ve bozulur. heybetle bir baktım. Burada işi düzeltmek gerektir. Sen akıllı kişileri dinle. evlenmeler bir türlü değildir. Gündüzü geçim zamanı kıldık buyurulması da. yarın vedalaşmasından figan yaraşır. hiç bir ses çıkarmadı. Sen kimsin? diyordum ona. yahut keski hiç yemeseydim. Diyorsun ki: Nice böyle uzun boylu alçaklardan bizim için bir uzun boylu. Dinsizi ateşin üstüne atar cehenneme götürürler. küçük balıkları yiyerek geçinen büyük balığın haline şükretmesi gibidir. (M. Bu söz bu güzelliği ile söylenmeye değer.değerse Müslüman olur. Bir dindarın önündeki bir akçe.

şüphesiz ben de sizin gibi insanım. Dükkândan et getiren o Yahudi'nin yedi ceddi işadamı idi. yağmur gönderdi ki. değirmene doğru giden birine rastladı. Ama gönlünü rüyadan boşaltırsan ne ile boşaltacaksın. Hazreti Peygamber. "Çadırlar içinde öyle huriler var ki. Kabe'de lâhavlesiz kalmaktan daha hayırlıdır.Elimde hafif bir ışık tutuyordum. yorganımızı başımıza çekelim de altına girelim. Ona göre kıyas et. şu hazine işini ancak senin sayende başarabiliriz. Sahabeler o zaman o sözleri küfür sayar. (M. Yani ben açık bir iş yaparım. ama hiç kimse bilmez. o geç kalır. mahallenin başında havlayan o köpeğe. onu onu! dedim. Bunun üzerine âyet geldi: "Söyle ki. Eğer yiğitsen tandır başına gel! Mızrakla senin beynini patlatırım gel! Yedi yüz yiğit kişilerdik. Niçin sıkıldın. ama eğer doğru cevap verseydi ilk önce söylediği söz hoşa gitmezdi. hav hav. Peygambere. Ondan sonra hatırına gelen her şeyi söyledi. bu meseleyi hiç kimseye açmayacaksınız. İbni Mesut'a (Allah ondan razı olsun) Hazreti Peygamber." anlamındaki âyet nedir? Bu herkes hakkında mıdır? Bazıları bunun Hazreti Ali hakkında olduğunu söylerler. Hey anneciğim. Selâm vermeyi bile unuttu." Ama aradaki fark şu kadarcık bir şeydir ki. ben şimdi onu ve arkadaşları çağırayım. kâfur ve temiz şaraptan payı var mı? "Sözlerini yerine getirenler. Benden bir söz işitti. 18/110) anlamındaki âyetin inmesi sebebi nedir? Siz de bilirsiniz ki. diye soracak dedi. Kendi düşünceleri ile doğru yola gelsinler. Başkaca hiç bir şey söyleyemedi. Sustu. Onu görmüyor mu? Sana şaka mı geliyor bunlar. dedi. Ama çok soğuk ve yersiz olur. ikinci mânasını da benim kulağıma fısıldardı: bunları size anlatsaydım boynumu vururdunuz. falanı değil. Ama o sağırdı her şeyi anlayamazdı. bu adam benden herhalde nereden geliyorsun. Meğerki ben istemiş olayım. Nihayet gerektir ki herkes bir işle uğraşsın. şüphesiz ben de sizin gibi insanın ancak bana vahi gelir. yine de Yahudi. Kur'an'ın sırlarından bazı şeyler açıklardı. konuşamadı. insan eğer lahavlenin ne demek olduğunu bilirse." (K. Bu hırkamın kolunu öptü. Âyetin inmesi sebebi kendiliğinden anlaşılıyor. Olaki bunlar da bir sebep söylesinler. bunu değil. Önce bu şekilde yanlış düşününce başından sonuna kadar hep saçmaladı. ben sizden herhangi biriniz gibi değilim. dedim. sensin. Sonra tekrar dili açıldı. onlar da pek çok eşya götürdüler. söyleyenlerin boynunu uçurturlardı. Şüphe yok ki ilâhımız tek bir ilâhtır. Onlar geç kalmışlardı. Dedim ki: insanoğlu ve cin tayfası ona erişememiştir. yürüdü. birkaç yankesici ağlaya sızlaya ona yanaştılar. ama o yine de Yahudi'dir. Nihayet adam bu yolcunun sağır olduğunu görünce ilk sözü anlamadığını sezdi. 241) "Söyle ki. Efendimiz dediler. dışarı çık. Anne mızrağımı ve kılıcımı getir. karının ardı uğursuz mu? Beline kadar işaret ediyordu. soğuk kaçtı. Gördüğüm rüyayı içim boşansın diye tekrarlamamı mı istiyorsun dedim. hey anneciğim! Silâhımı getir. Sağırın biri değirmenden geliyordu. Ali'nin yüzüne bakınca onu iyice zayıflamış gördü. yani kuvvet ve kudretin Allahda olduğunu anlarsa onun Cuma namazı boşa gitmez. Bunu o söyledi. görüyorsunuz ki. Parmağımı öyle bir sıktı ki. benzerler ve eşler niçin olsun. 240) Biri dedi ki: Efendimiz sarığını versin de kendilerine bir haber getireyim. bu. o da bana vahiy gelir. Mevlâna'yı değil. Sen bana bakma. Yedi Tacik üstümüze saldırdı. Siz şu katırı kulunuza veriniz. Kadının biri bu sevdada idi. O söylediğin şeyi anlatır mısın? dedi. Onların aralarında yaptığım o işten. Onun anlattığına göre falan âyetin mânasını Peygamber arkadaşlarına açık söylerdi. onlara ne insan eli. onun benzeri olur mu hiç? Niçin bu da senin benzerin olsun. 55/56) buyurulmuştur. Ama mescitteki lahavleyi ne bileyim. O evden başka bir eve sonra da büyük bir tandır ocağının içine sığındım. diye düşündü. Yarabbi onu tut. onun o üç gecelik semâda bir çok günler sürecek olan işleri tamam oldu." (K. Hazreti Ali (Allah ondan razı olsun) Aşura ayının onuncu gününe kadar Hazreti Peygamberin yaptığı gibi dokuz gün et yemezdi. Kuran'da. Meyhanede böyle bir lahavle çekmek. Şarapçının biri şarap satıyordu. ağızlarından hiç bir haber çıkmaz. onun heybetinden eve kaçtım. ne de cin eli değmiştir. şerri ve korkunç manzarası aşikâr olan o günden korkanlar. Yani bu içkiler bu âlemde de bizim elimize geçmez mi? Herkesin mertebesine göre zencefilden. dedi. önce nereden geliyorsun dediklerini sandığı için değirmenden geliyorum derim. Biri sordu: Yahu sen şarabı satıyorsun ama acaba karşılığında ne alacaksın? Camiden geri kalan kimse lahavle mescidine gider. . Köpek havladı. (M. biz çok sopa yedik. dedi. kendi kendine. Yoksa o değerli hazineden faydalanmaya bizim gücümüz yetmez. Bunun anlamı nadir? Hele o cennetler ki Allah âlemidir diye sordum. çağlayandan. bu ayağı da değil. Halbuki gerçekten adam ona diyordu ki. Şu şartla ki. Ne kadar un yaptın derlerse bir buçuk kile derim. dedim. falanın başına ant içeceksiniz. hav hav senin annen babandır de. öteki yankesici.

yoksa parmak karış gibi ölçülerin ne yeri var? Göz kâğıda bakar ve özellikle kendi yazdığı şeyi beğenmez. olanı biteni annesine hikâye etti. mahalle kadınları ile dertleşmeye başladı. O kendi başını. şimdi ne yapacağım ben? Param da yok ki seni hekime götüreyim. ama bir türlü elde edemedi. Onun ne yeri var. incir satmak kardeşim! SAİDİ MÜSEYYEBİN HİKÂYESİ (M. bu sözleri onun deliliğine yorar. Yavrum. diye emredersen. güzel kızımı sana ereceğim. sen çok düşünmeden ve akıl yormadan saçmalamaya başladın. Talebe arasında en çekingen en alçakgönüllü idi. Komşu kadınlar. (M. istemezsem gitmem. istersem giderim. Hayır. kızı gece evine getirdiler.) yolu gibi aydınlık yoktur. Dervişe yaraşan da dervişlik ve sessizliktir. bütün yollardan ve gidişlerden. Oğlan cevap vecdi: Anneciğim. Said'in bir de çömezi vardı. Bu çömezin bir de derviş tabiatlı annesi vardı. dediler. Hal hatır sorduktan sonra. Halife. dedi. Neticede delikanlı her ne anlattı ise bunlar hiç birine inanmadılar. bu güzeli nikahlamak için zulüm ve cefadan başka ne tertipler. pişman oldum.Ben de niyet ettim bundan daha iyi bir iş varsa din ve dünya kazancı için o işle meşgul olayım. Onlar da hep birlikte söylemişlerdir ki. ünü halifeye kadar ulaşmıştı. En sonunda gerdek gecesi yaklaşınca. Tekrar evine gitti. bu nasıl olur? Kız. dedi. . zahmetsiz ve minnetsiz yürürsün. Çömez hocasının bu teklifini annesine anlattı. Beyaz kâğıt üzerine bakınca şaşıyorum. O gayıp ve gizli âlemden papazlar da haber verir. Çünkü sen Hazreti Allanın yolunda bir parmak yürürsen o sana bir karış yaklaşır. medrese. Kadına yaraşan en iyi iş. anne şaşkın şaşkın bakışıyorlardı. Annesine altınlar. Hazreti Muhammed'in yolu en iyisidir. sonra da seni kendime vekil seçeceğim. Gerçekten böyle oldu. kara sevda sana geldi diyorlar. Ders meclisi tenhalaşınca onu yavaşça yanına çağırdı. dedi. şirinlikte eşsiz bir kızcağızı vardı ki. Kulak verdiler ağzından şu sözler dökülüyordu: Şiir: Söylediğim şeylerin hepsinden vazgeçtim. Çünkü onların görüşlerinde ve gidişlerinde Hazreti Muhammed'in (A. Kızı yakından tanıyan kadınlardan bir çoğu yanına gittiler. hem de bizim başımızı yiyecek diye kara bir düşünceye daldılar. Bir gün büyük üstadın gözü bu çömeze ilişti. Bu sefer annesi ve komşu kadınlar yine oğlanın şiddetli kara sevda olması mümkündür. hakkında zır delidir diye tanıklık ederler. Allahya ant içerim ki bu hayal değil. Ertesi gün annesi daha fenalaştı. kendisi ve müderris hiç değişmemiş. henüz şüphesi geçmemişti ki. Eğer başkaları işitecek olsa. Bağdat müderrislerindendi. gümüşler getirmişti. insaflı olanlar insaf ederler. ne hayal. Onda öyle bir değişiklik gördüler ki. Bu oğlan başımızı yiyecek. Sonra tekrar etrafına bakındı. bu ne düş. Bir daha böyle şeyler söylemesin. Bayağı divane oldu. Bana falan şehre git. kara sevda ve delilik hiç değil. bunu rüyada mı gördün? Acaba ne oldu sana. Hakîm Senayı eceli geldiği sıralarda dilinin altından bir şeyler mırıldanıyordu. bundan bir uğursuzluk sezdi. Ertesi gün tekrar derse gittiği vakit üstat onu yine çağırttı. evinin bir köşesinde kendi iğini eğirmektir. Medresede sıraların en gerisinde otururdu. Annesi bu haberden çok ürktü. delikanlı güzel elbiseler giyerek eve geldi. Şiir: İncir satanlar için en güzel şey nedir bilir misin? İncir satmaktır. ne de sayıklamadır. Çünkü sözde mâna. Allahnın kutsal sözündeki mânadır.S. 242) Saidi Müseyyeb. her şey yerli yerinde. aman Yarabbi! dediler. Bundan sonra zavallı bilgi âşığı çömez artık gözlerini oğuşturarak kendi kendine söylenmeye başladı: Acaba bu bir hayal veya rüya mı? Nasıl ki annem ve komşu kadınlar hep birden. Güzellikte. bari siz ona korku verin de bu hayalden vazgeçsin. mânada söz kalmadı. elime geçeni burada sarfedeyim. ne tuzaklar kurdu. O misal yönündendir. çok ilgi gösterdi. Maksat. Yoksa ben seni sevenlerdenim. 243) Anne hâlâ şüpheli idi.

başka hayallerle karıştırıyorsun. kerem sahibi olur. Meğer. O öyle arıktır ki. yahut beni unutan zata uğrayalım. dedi. onun hiç bir şeyi yok. Ben sana bin dinar vereyim. Onların seni sevmemesinden sakın gam yeme! Onların senden uzaklaşmak istemesi tıpkı Yahudilerin. raks eder. ben bir şey değilim der.) yaratılmasaydı o kadar gölge kalacaktı ki. mescitten çıkarken Kur'an koltuğunda (M. başına şarap dökerler. Eğer başkalarının evine götürüyorlarsa size ne? . Ötekini bırakmazlar ki ırmaktan dışarı çıksın. kendi nefsine perde oluyorsun. ne de biz onlardanız. Nereden bu söz? Allahya ant içerim ki. Rabbin gölgeyi nasıl uzattı?" (K. Eğer beni görürsen selâm söyle! Biliyorum. Onun altını da var. Biri bin istek ve yalvarma ile bir parça rahat ister. arzularına göre hareket etmeyen islâm çocuklarından tiksinmelerine benzer. onun gölgesini arşa götüreceklerdi. Nasıl savaşabilir? Yedi başlı ejderha onun varlığının gölgesidir. Böylece onların adları anılır. Onun da sakalı var. perhiz edesin ilk işin budur. Şimdi onlar neye yararlar? Dine yaramazlar. der. Ben ahvali biliyorum. ondan daha yok mu? getir. senin yanında onlar gerektir. Yahut onlara sen yaraşırsın! Siz bizimsiniz.onlara yüksek sesle şu cevabı verdi: Bunda şaşılacak ne var? O bilgi ve fazilet ehlidir. sözünü biz kendimiz söylüyoruz. Dedi ki: Yol senin gittiğin yoldur. Denize düşer ve yüzmek bilmesen boğulurölürsün. tekrar hazinenin anahtarını eline verdim. O ben bir şey değilim dedi. arkanda ne göreceksin? Hazreti Ebubekir arkandan seslenecek: Ey şaşırmışların kılavuzu! Bir taraftan cevap gelir: Eğer Muhammed (S. biz de öyleyiz. onu himmeti ile kendine çeksin? "Kuvvet galibindir" demeyesin! Bizim hikâyemiz onların söyledikleridir. bir damla yaş çıkaramaz gözünden. "Fatihasız namaz olmaz" emrine uyayım. Ben neredeyim? Benden haberi yok. Kendi bedenlerine zulmedenler Allahnın has kullarıdırlar. birtakım harfler sayıkladığını görüyorum. Hazreti Mustafa Aleyhisselâmdan öğrenmemiş ve haber vermemiştir. Öteki bir hava tutturur. Senin. acaba işin sonucu ne olur? Yusuf Peygamberin küçük kardeşi Bünyamin'in adı hırsız diye çıksaydı ne olurdu? Derviş Bayezidî Bistami'nin türbesi başfnda diyordu ki: Onun bir perdesi kalmıştı. Evet onlar azap çekerler. dedi. Şu halde bizden daha erdemli bizden daha şereflidir. Bilmiyorum ki namazda ne okuyayım. Derviş evine gitti. müsaade et de biraz gönlümü avutayım. benim de. dedi. dedi. dedi. Bu da ne oluyor derler. Çünkü Hoca Ahmed'in oğlu yoktu. Yanındaki altını her ne kadar inkâr etsen. biri de olmalı ki beni güldürsün. Benim gönlüm her şeyi istemez. Bir derviş dedi ki: Ben Ebu Abdullah Mustafa Aleyhisselâmdan şunu öğrendim ki. alnında bir işaret görüyordu. bunu anlattı. Biri okunu uzağa atar. Allahu Ekber (Allah en ulu Allahdır). "Gördün mü. Yarabbi işimi kolaylaştır. başına su dökerler. bunun başka mânası vardır. bir sofra getiriyorlar. onun ise dünyada gözü yoktur. Kur'an'da. Hoca Ahmed'in gözü bir dervişe ilişti. ilâhi söyler. Benden bunu öğren ki. Fakat bu başkalarının işi değildir. Kendinden karıştırdığın ve kendine perde ettiğin hayaller eksik değil. biz de sizin.sözü öğünme yönünden değildir. der. ne onlar bizimdir. Babası dedi ki: Olmaya ki ondan umut kesesin. Soğuk ve donuk şeyler. Ah ve figan çocukların işidir. yemeğin karşısında sabredesin. Baban senin için doğru bir iş yapmıyor. Ebubekir onu bilmez. ne demektir? Yani en küçük Allah kim oluyor ki. ama o da buradan değil. ona biri. Allahnın gölgesidir" sözü Ebul Hasan Harrakanî'nin nazarında doğru değildir. Şimdi sarhoş olacaksın ki ayılasın.A. dedi. Dünya ahiretin köprüsüdür. Böyle bir hazineden kendi fikrinle uzaklaşmak gerekmez. ama yine hoşlanıyorum. 244) "Allahdan başka Allah yoktur" diye mırıldandığını.. diye yalvarır. onlara yaraşır. Bundan dolayı hayalleri dallandırıyorsun. Bu iftiradır. ama belki o bizden daha üstündür. der. ondan getir. 25/47) anlamındaki âyeti hatırla da yüzünü arkana çevir. Biri gerektir ki beni güldürsün. göğsünün her tüyünden ter damlaları boşanır. Hoca keramet göstermişti. Yanında taşıdığın altını inkâr ediyorsun. Evet. Ey sultan kalk! Eğer gelirsen gidelim masrafı bana olsun. içinden sana bir ses geliyor mu? Mânada için dışından daha iyidir. o belki. Yarabbi! Sana ne dua edeyim. Derviş. Evvelce sende ondan var idi getir. Çünkü biz dünya adamıyız. Bu nedir zayıflık mıdır? (M. Biri ağlar. Biz de dünyayı terk etmeliyiz ki ancak onun gibi olalım. Bunu anladım. Gördüm ki. büyük aşk derdine düşmüşlerdir. Hem kendin. bakalım ne olacak? Bunlar dervişlerin hoşlandığı şeyler. 245) "Sultan. Benim gittiğim bu yolda her ne kadar bir yol arkadaşım var. Dervişlerin kulları da benden hoşlanıyor. İşte böyle şimdi ne yapalım. hayır. o perde içinde dünyadan göçtü gitti. Keşke onun göğsünde tüy olaydım. dünyaya yaramazlar. dedi. urbası da var. al götür oğlumu da sana yoldaş edeyim. var yokluğu ister mi? Ben de ağlıyorum. Ondan. Yani onunla savaşa girişen kimse divanedir. o yoktan getir! Önce ondan sende vardı. Ama zamanenin eli onu gizlemiştir. ey Allahm gönlümün dilediğini ver. ötekini bırakmazlar ki dışarı çıksın. ama sen önüne perde çekiyorsun.

Sonra bir çölün ucuna varılır. Senin bulduğun dostlara taş bile takat getirmez. O çocuk yolda kalır. doğrudur. (M." (Bakara sûresi. 156) buyurulmuştur. temel onlardır. Bir işimiz yoktur diyoruz. dedi. Haccın zevkine ermek de başkadır. dediler. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. 246) Üç kız bir arada oturmuş konuşuyorlardı: Herbiri babasının işinden söz etmişti. onu düşünmek bile gerekmez. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. Çulha çulhalığını unutmaz ancak o sanatı yapar. hemen bir hüner gösterdi. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Aşktan yüz mü çevireyim. diyordu. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. madem ki biliyorsun. Size tekrar söylüyorum. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. Halbuki ona iki yüz değil. 248) Perdenin arkasına git. Hiç bir iş yapamıyorum. Beni okşamasa ne minnet ayağımı bile öpse azdır. Halbuki. Hak yolunun^ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. ikinci hafta. ayık sarhoşlardır. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. dedi. Bunlar akıllı. Ne yüce kudret! Ben nefsim için ne gibi tasarrufta bulundularsa razıyım. halinden hoşnut musun diye. Bunu sonradan söylemek yalandır. Münadiler. herkes kendi başının çaresine baksın. çünkü ateşten kaçmaz. (M. Gittiği yerde ne bir. Hiç şüphe yok ki. Hazreti Peygamberin. Ebu Said bir topluluğa rastladı. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. Evet. Feryada gücüm yetmiyor. Bu sana uyku getirir. evet fena değildir. Güneş böylece her tarafa bakar.)yüce katına getirdiler. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. çekilen emek nispetinde elde edilir. "Sizi korkudan. A. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Falan. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. Keşke surette uyuyaydık. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. işittiğini ya söyler de dinlemez. Bunların gördükleri ve konuştukları ancak bu gibi şeylerdir. bu takdirde o makam pervanenin seyranıdır. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. çocuk babasını göremez. Kıyamet peşin kopmuştur. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. Ondan bir feryat kopar. Allah bilgini. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. bunlar da onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. 7/139) anlamındaki âyeti okurlar. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Allah her kemali anlar. çabucak yemek geldi. kuvvetli dayanağın var. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. İsa'ya inanan Hıristiyanlar. Önceden söylemek gerektir ki. Ona söylerim ama tekrar unutur. yahut dinler de söylemez. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. başka söze ne lüzum var? Size gerekse teni de terk edeyim. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Müjdele. Doğrudur. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. Olmaya ki. mey içerler mest olurlar. bak ki. bir zerre kaybolmaz. Sırmalı elbiseden ne anlar? (M. Hazır buldukları ile . Çocuklar.Uyuyorsan ne bulursun? Yücelikler. Allah bütün gün Musa ile beraberdi. Eğer işitirse. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. dört yüz oda yaraşırdı. Çünkü bu ses neyden çıkar. meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Deveden düşersin. Biri diyordu ki: Babam Sultanın katırına çul dokur. Dil yarası acıklıdır. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. Ayaklarının altında öl. Sıcaklığı toprağa bu mertebede verdi. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. ama içinden elini ağzına kapa. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. Yani dileği uğrunda uyumazlar. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. der. "Rabbi Musa'ya göründüğü vakit." (K. çulhadır o. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. aşağı inmek değildir. adamcağız. ne tuhaf oyuncaktır. Gel demesine imkân kalmaz. Yüksek makamlara ermek isteyenlerin geceleri uyanık yatması gerektir. açlıktan veya can ve maldan. Kudret. Bu da bir imtihandır. bu namaz kılmaz. Çölleri aşmak başkadır. doğrudur. çığırtkanlar bağırırlar. bunlara sabredenleri müjdele. ululuğu ve kudreti ile beraber bir odacığı bile yoktu. işte bir iş çıktı. o yüceliği. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. Onlar. Akıl sahibine bir işaret yeter. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz.

ama içinden elini ağzına kapa. dört yüz oda yaraşırdı. Olmaya ki. Allah her kemali anlar. Ebu Said bir topluluğa rastladı.)yüce katına getirdiler. işittiğini ya söyler de dinlemez. sonra candan kıymetli ne gördüler? Kuran'da. Ona söylerim ama tekrar unutur. temel onlardır. dedi. Bu yolda baba çocuklarına bakamaz. Sonra bir çölün ucuna varılır. henüz Allah âlemine erişmemiş ise dışarıdan ne söylersen söyle. Hazır buldukları ile ihtiyaçlarını giderirler. bir titreme bir sıtma başından ellerine kadar yayılır. Bir işimiz yoktur diyoruz. Can ne oluyor? Mal ile oynayan kimse nefsinden daha iyi bir şey mi gördü? Çünkü onun bir tüyünün değeri yüz bin altından daha üstündür. Bu sana uyku getirir. Tekke. neresi düzlük. ancak Allahyı ve onun Peygamberini seviyorum. dedi. böyle bir topluluk için açılmalıdır. böyle bir topluluk için açılmalıdır. şaşkın ve kendinden geçmiş bir halde arkalarına düştü. Her zaman her bir varlık bir şeye âşıktır. onu çok yoksul bir Allah elçisi bilirler. isa'ya inanan Hıristiyanlar. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde odacığı bile yoktu. adamcağız. Kabe'nin kapısına kadar gitmeyelim. Yüksek bir başım. hemen bir hüner gösterdi. çığırtkanlar bağırırlar. Onlar. Tekke. içtikleri zaman daha çok ayılırlar. 248) Perdenin arkasına git. Katır. ben ise çok kere kervanın başındayım. bu namaz kılmaz. aşağı inmek değildir. Bunu sonradan söylemek yalandır. ben yüce himmetliyim. Önceden söylemek gerektir ki. işte bir iş çıktı. O mintanın içine de bir yamalı hırka saklamıştı. o söyler ve en önde gider ve bir hikâye tutturur. Ayaklarının altında öl." (Bakara sûresi. Kalenderin biri sırmalı bir külah ve mintan giymiş gidiyordu. Çünkü bu ses neyden çıkar. bunlarda onlardan gelen sözlere ses çıkarmazlarsa kapılar tekrar açılır. Halbuki ona iki yüz değil. Müjdele. (M. "Sizi korkudan. Yokuşun başından bakınca sonuna kadar görebilirim. 156) buyurulmuştur. Kıyamet peşin kopmuştur. Haccın zevkine ermek de başkadır. Tam yedi gün onların halinden hayrette kaldı. neresi yarı düzlük. deveye dedi ki: Nasıl oluyor da sen pek az önde gidiyorsun. Eğer işitirse. Nihayet onların dostluğu beni yolda koymaz. Allah bilgini. başım havadadır. çabucak yemek geldi. Münadiler. Akla ve akıl sahiplerine diyorum ki: Bırak o delileri. Aşktan yüz mü çevireyim. ayık sarhoşlardır. Çölleri aşmak başkadır. yahut dinler de söylemez. onu düşünmek bile gerekmez. çocuk babasını göremez. ikinci hafta. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. Ona dediler ki: Ne peşinden koşarsın? Hep ona bağlanmışsın? içlerinden biri onun için yiyecek bir şey getirmelerini söyledi. Hak yolunun ulu önderi sizsiniz! Senet sizindir! Bir zavallıyı Hazreti Muhammed'in (S. Deveden düşersin. Bunlar akıllı. Falan. (M. Bu da bir imtihandır. aydın bir gözüm vardır. evet fena değildir. mal yüzünden canlarını yele veriyorlar. ancak. bak ki. Onlar nefisten daha değerli bir şey mi gördüler ki canlarını feda ettiler. Evet. Hiç şüphe yok ki. herkes kendi başının çaresine baksın. A. bana nasıl inanır? Eğer Mevlâna Celâleddin desem. açlıktan veya can ve maldan. Ebu Said sonra padişahın huzuruna kabul olundu. halinden hoşnut musun diye. meğer ki atların kolonları çekilirken baş kaşınmış olsun. Dil yarası acıklıdır. doğrudur. Ona dedi ki: Bir yer hazırlayın bu topluluğun yemek pişirmek cihetinden bir zorluğu yoktur. Kudret. ancak. lokma derdinden uzak olmayan tekke adamları için değil. ne tuhaf oyuncaktır. Dostlara yetişeyim diye acele yürüyordu. . meyve ve mahsûllerden bir şeyin eksikliği ile imtihan ederiz. Doğrudur. Anlarım. düşünce şaşkınlığı ile aşağı yuvarlanasm. Ötekiler onların sözlerini taklit ederler. O oyuncakların her biri için bu ne hoş. Feryada gücüm yetmiyor. Bugün Semender'in ateşe âşık olması hiç şaşılacak şey değildir. Şu saatte bilgin bir hatun kişi diyordu ki: Biçare! Hacı rüyada gördün de Hac kafilesinin başbuğunu görmedin mi? ilk önce. Binlerce insanı oradan geri çevirirler. bunlara sabredenleri müjdele. dediler. Hiç bir iş yapamıyorum. Çünkü senin ilk konağın burası mıdır derler. onların nazarları senin sabrına çevrilmiştir. Haccı anmakla da meşgul olma! Çünkü başını kaşımaya bile vaktin yok! Buna imkân bulamasın. Deve cevap verdi: Birinci sebep şu ki. Gel demesine imkân kalmaz. Yirmi beş gün bu tertiple gitmek gerektir. O çocuk yolda kalır. Namaza çağırmayı da gizli işaretle yapıyoruz. neresi bozuk yoldur. Cebrail'in kan bahasını hikmet hazinesinden öder. doğrudur. mey içerler mest olurlar. Katır.ihtiyaçlarını giderirler. 247) Münadinin bu sözünden erkeklerin erkekliği artar. ilk hamlede üç gün yol yürütürler. ne de yüzlerce yamalı hırkanın sözü olmaz. kuvvetli dayanağın var. Gittiği yerde ne bir. der. Eğer o sözlerle meşgul olayım derse kervan gider. Akıl sahibine bir işaret yeter. diyordu. ötekiler bunların sözlerini anlatırlar.

Safilerin fıkhı olan Tenbih adlı kitabı ve daha başka fıkıh kitaplarını da okumuştum. Bilgiyi. Arap kılığına bürünmüştür. kimbilir ne hale gelirdim! Eğer kuvvetli. karşıma geçer. iki kısımdır. 249) sultan böyle söyledi deyip durmasına benzer. Gaip ise gıybet ediyor (arkadan konuşuyor). bir şey okuyayım ki.. Evet. bir zümre safa taklitçisi. . T harfleri. Her lâhza. O der ki: Allah arş üzerindedir. Divane oldum. 250) Bir zaman din bilgini idim. Ancak böylece arkasından gidersem başını kaldırır. yani Allahya. neredeydin ki. (M. denilebilir. bu işin sonunun neye varacağını sorarsam. semiz bir delikanlı da olsaydı. Bazıları vallahi. dünya lokması uğrunda niçin tahsiLetmeli? Benim kim olduğumu.) taklitçisidir. tıpkı sultanın yanında bulunan has kölesinin. yaşa! Ömrün uzun olsun. o hal sırasında hiç bir şey yapamaz. dedi. şimdi geri geliyor. dediler. Bir zümre de Allah taklitçisidir.' Dört büyük günah. Armut boğazda düğümlenir. Bu toplulukta hep bundan bahsederler.Bir kaç kişi vardır ki. Beni kurtarırlar mı. öteki de onun hakikatine işarettir. Gaibi anmak. böyle konuşmayı ayıp sayarlar. sana nasıl yaklaşayım! Ona öyle şeyler söyledim ki. Dışarı çıktım. bühtan. Yeniden canlandım. benim de tanıdıklarım. Bari sen gel.A. beni uğursuz bir kapıcının oğlu farzet. bu varlığa doğru her an ayrılık var. Pabuçsuz dışarı fırladım. Öyle bir yumruk vur ki. Acaba nasıl edeyim de yanına geleyim? Bir aptal sana erişemez mi? Ben bu nefsin elinden acizim. ne de ayık iken görülemeyeceğini söylerler." (Kehf Sûresi. Her nerede ki. istiyorum ki. ya gaiptir. hazır ise vahşet. acaba ne olacak diye o kapıcıkta oturmuştur. derler. B. yolcuları da umutsuzluğa uğratayım. aynı şekildedir. diye sesleniyorlar. O taraf aynı renkte. Biri doğrudan doğruya ona. çabuk meşhur olalım derler. Eğer git derlerse. gel git. ah git der. 110) buyuruyor. iki halin dışında değildir. cevherimin ne olduğunu. Bu der ki: o mekândan münezzehtir. gideyim danışayım. Şimdi bizim nasibimiz armut değildir. En çok gerçeği arayanlar en çok taklitçidirler. Bunlar taklitçilerdir. Çünkü o taraftan. Karşı taraf hakkını bağışlamadıkça bu günahları işleyen kimse azaptan kurtulamaz. o ulu Allahnın temiz zatı hakkı için o kimseler de. Biri dedi ki: Bize söz söyletmezler. Falan yeri tutalım. yani gıybet. bunları iyi anlamak için sıkıntıya katlanayım. Şah gitti. Meğer ki sultan ona yardım etsin. Allah rüyada görünebilir derler. ondan uzaklaşmak. ancak kendiliklerinden konuşurlar. yani Allahya işaret eden zamir. hoşa gitmez. O devreleri iyi değerlerdirmek gerektir. yoksa kurtaramazlar mı? Eğer onların hatırları benimle beraber ise. eğer Rabbimin sözlerini yazmak için deniz mürekkep olsaydı ve onun bir katı da eklenseydi yine Rabbimin sözleri bitmezden önce deniz tükenirdi. kendime geldim. Arap dilindeki mânalar. Eğer bende masal dinleme arzusu yoksa. işin içyüzü böyledir. Hak âlemi hoş bir âlemdir. Bir topluluk da hem onu taklit etmez. o medresede o ciheti öğrendiler. ant içme için Arapça'da üç harf vardır: Vav. hazır olanı anmak da ürkmektir. Evet dediler. Ya hazırdır. Müjde dediler. Allah karpuz gönderdi. Ama şimdi onlardan hiç biri hatırıma gelmiyor. Derler ki: O. dedim. Şah mı geliyor? dedim. ancak terbiye ile ayağıma kapanırdı. Allahdan söz açarlar. eğer o sırada yanımda olaydın. Bir başkası da Allah kendisi için o zamirini kullanıyor ki bu onun için saygı ifadesidir. ayrıca. sultan şöyle yaptı. kardeşlerim var. (M. Maksat Arapça öğrenmekten başka bir şey değildir. Bu bir nevi küstahlık olur. Rabbimin sözleri diye söyleyen odur. Yemin. dostlarla bir arada bulunmak gençlik çağlarından daha tatlıdır. Zikreden bir kimse. önüne koştum. aslımın nereden olduğunu öğretmeyen bir tahsil neye yarar? Eğer bu mânalar bir testide su gibi ise ben testisiz su arıyorum. zulümdür. Bir zümre vardır ki. böylece söz daha tatlı ve lâtif oluyor. Gıybet ise büyük günahlardandır. şu duvara vursan delerdi. ürkeklik gösteriyor. ben de bizzat oraya kadar gitmek yüzünden helak olurum. Bir çoğu da onun ne rüyada. tallahi derler. Diyelim ki. Kur'an' da. boynuma bir yumruk vurur beni harap ederdin. billahi. öyle kendimden geçmiş bir halde idim ki. Onun arı ve yüce benliği. Zavallı ben. falan medreseye yerleşelim dediler. Halbuki şimdi yürümek zamanıdır. halbuki karpuzun tadı hoştur. niçin geldiğimi nereye gideceğimi. Ey Adem oğlu! Şimdi yanına geleyim. vaktin hoş geçsin! sözleri vardır. Onun yanında çok zikretmek. diyorlar. Artık biz de şaşırdık. işin içyüzüne bakarım. "Ey Resulüm söyle ki. hem de ondan söz nakletmezler. Marifet öğrenelim. Zavallı kapıcı. gönül taklitçisidir. ama nihayet kendi isteğimle o maksada eriştiğime bakmaz. bir tayfa da Mustafa (S. gelmedin? dedim. kan dökme.

puthaneden maksadım sensin! Benim puthaneden maksadım senin yanağının hayali ve cemalindir. Birisi yanımda yemek sözünü etse ben hemen elimi ve başımı geri çekerdim. Canlı varlıklar. Şimdi hale ve işe bak ki. Bugün. Kör Bedreddin'in damadı. hem de secde etsin. der. Karınca. elini tutar. Deve sordu: Ne oldu sana? Karınca cevap verdi: Su var. Üç gün yemek yememiş bir delikanlı. Henüz hamdır diye bir ses geldi. Onun etrafında toplanarak birlikte yürümek isterler. onun nazarına uğrarsın da çetin işlerin kolaylaşır. bütün varlıklara değer. o. eğer Muhammed batıda olsa. Deve ayağını suya soktu. dizden dize fark var senin için diz boyu olan su. Erginlik yaşına varmamıştım. Arş üzerinde ve Arş sakinlerine göstererek. ama dadi. gitmeyi düşünürler ve o zamanı korurlar. kendi kendine yansın dedi. o da sevinçle raksa başlar. Yemek zamanı geldiği vakit bana lokma verseler kabul ederdim. (M. yarım selâm bile vermez. sen ona ümmet oldun. Allah olasın demiyorum sana! Küfür söz söylemiyorum. Bu şiirin kelimeleri. onun dilini. senin gibi yirmi tanesini beslemeye yetişir. gerçek budur! Nasıl ki Allah. Musa'ya. Bir kuş yavrusu gibi beni dolaştırdı. Yüce âlem sensin. kolayca geçilir. insanlarda olan hassalar ise bunlarda yoktur. Devenin biri bir karınca ile yoldaş olmuştu. ayıptır söylemesi. Şimdi nereye gidelim? Kendimizi nerede kurtaralım9 Bir ayranın içine düşmüşüz. Şahabeddin'in yanında sana başbuğluk erişmez diyordu. doğu tarafı mümin ve Muhammedi olarak raksetmeye başlarsa. sonra görünmez olur. o coşkun dost beni yakaladı. bu sana müyesser olmuyor. Bir aralık ansızın bir Sütun gözüne erişir. İki gözüm iki kan çanağı gibi idi. Ona ümmet olunca. Ta ki ayrandan bir kenara çıkalım. Karıncacık hemen ayağını geri çekti. Allahnın dilini ve sözünü anlayabilesin. cansız şeyler. onun kulu nasıl bilir? Allah kulu ol ki. Her tarafı dolaş. felek boşluğunun güzelliği. Ben böyle birine selâm vermek isterim ki. Bu aşk yüzünden otuz kırk gün hiç bir şey yemek istemiyordum. o aşk ile pek çok kıvrak ve hareketli rakslar etse. . Yahut bal içindeyiz. O nasıl ayrandır ki. Ola ki o seni görür. dedi." (Kutsal hadis) buyurmuştur. gel gel. alırdım ama yenimin içine saklardım» Bu aşk haliyle semada iken. Nihayet ondan ne çıkar ki ona umut bağlayacaksın. Tertip ehli erenler. Onu. Ebu Necip'e (Sühreverdî) dediler ki: Madem ki sen Allahyı göremiyorsun. Kayıplara karışır. Kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz. meyhaneden bir kötü kadını getirsen. bari çileyi boz da dışarı çık. ucu bucağı yok. Su diz kapaklarını geçmiyor. benim başımdan aşar. Hazreti Resul. eline geçirdiği bir ekmek parçasını nasıl kapar ve çabucak parçalarsa ben de onun elinde öyle olmuştum. ama imanlı bir kulumun gönlüne sığdım. o geniş yenleri ile. gönülalçaklığı göstersin. Allahnın sözünü. çevreleyen bir kâse de yok. Hele Adem oğullarından Muhammed ümmeti olanlara ne mutlu! Muhammed'in gözü Muhammed değil mi? Muhammed'in gözü aydın ki. Gerektir ki o selâm versin.Mısra: Kâbeden. Ahmed'den Ahad'e kadar açık bir mimden fazla bir şey yoktur. bu adam benim ümmetimdir. Onu kendi köşesine salıver ki. bakınız. Hak Peygamber seninle iftihar eder. isa'ya göstererek seninle öğünür. yedi gök ve yeryüzü ve bunların sakinleri raksa gelirler. Ancak yakınlık yönünden olsun. senden hiç yüz çevirmesin. 252) Beni dolaştırıyordu. Bir su kenarına geldiler. Mısra: Sen aradan kalkan o mimi cihan farzet! Adem oğlu ne kutludur! Yedi iklime. "Göklerim ve yerim beni kapsayamadı. kendisini uzaktan selamlayanlara karşı hem selâm alsın. istediğim o mânaları vermek bakımından gönlüme yar değilse elbet de bar olacaktır. Henüz çocukluk çağında idim. görünüz der. Celâleddin'in vazında geçen bu söz çok doğrudur. sana ne yapabilir? O bir kaç kişiye bak ki. Bunların gerçek raksa başladığı saatte. bunlar hep insanlarda vardır. Bu mim ise mânanın perdesidir.

sevinirler. Ey niyaz ehli olmayan ulu peygamber! Bu nasıl olur? dedi ve ilâve etti: Ey Musa çabuk hayrete düşme. ona göre ağlayayım. (M. 60/1) buyurdu. Çünkü ben iddia etsem ve desem ki: Bu birleşme sırasındaki bir avuç toprak yabancılarla bulunduğun zamandaki altından daha hoştur. 194) buyurmuştur.Sonra eline bir ekmek parçası verdi." ve sonra (kulunun dilinden). Yemekte bile aramızda ayrılık yoktur. "Sizin ve Benim düşmanımı dost tutmayın. senin için teklifsiz olan milyonlarca ibadetten daha hayırlrdır. Gelin! Bizim işimiz hep doğrudur. gönül perdedir. 254) Kuran'da. Çalanlar hoş sesli ve güzel yüzlü. Eğer senin sadece böyle bir çoğalıp üreme gücün varsa onlardan farkın yoktur. başkalarına öğüt vermek. işte benim üstadım budur. ama evin içinde yol çıkmaz. Bu bütün cihana karşı verilmiş bir öğüttür ki. Derviş. dedi. Beni nefsimin hoşuna gidecek şeyle teklif etme çünkü teklifte ürküntü vardır. ve nereye gideceğini bilsin. O sağlam imanım başka bir şey olur. Sıkıntıdan kurtulurlar. İlim ile uğraşmak dünya işlerinin en iyisidir. şaşırırlar. Dünya cevap verdi ve dedi ki: Evet. Çünkü o erkek bir asıldan doğmuştur. bir dervişin eline iki testi verdi. 2^3) İnsan bir maksat için yaratıldı ki. dedi. çabuk su getir. Nasıl ki Allah. 91) Kur'an'daki. Gerçeklense de gerçeklenmese de. Onlar bir dirhem bulurlarsa ferahlanırlar. o zaman zorlanma zamanı değildir. kulluk ondadır. yahut parçaları ve nesilleri ıslâh eden Buhar'ı ara ki.Üstatsız kalırsam inancım başkalaşır. Bir sema âleminde idi. Etrafında toplanırlar. Yahut sözü biraz açıklayarak derler ki: Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmektedir. Mısra: Ey düğümler çözme yolunda ölen kahraman! (M. evet." (Enam 44) sözü de dünya nimetlerine işarettir. nefsime taatten. ama gönülde hiç yer tutmuyordu bunlar. Bunun ayrılıktan başka ne faydası var? Ama niçin gidip özür diliyorsun. Hayatı neşeli olmayınca insan kendisini emniyette bulmaz. Burada sonunda pişman olacaksan daha önce olmalısın. ama başka bir işte de kullanırlar. melekût üzerine çıkamaz. O uzaklaşmaya yol açar. bu yolda gerekli araştırmayı yapabilmek için lüzumlu birer araçtır. fakat bizi unuttular. ." (K. Allah sevgisi gecikmez. Allah buyurdu ki: Sana pek az teklif yükletilmesi. Melek. burada güvenlik kazanılmaz. sofiler temiz yürekli idi. İki defa doğmamış olan mahlûk. Şimdi o ölünün vasıflarını say ki. Sonra kendimizi terbiye bahsine gelelim. Şeyh dedi ki: Pabuçlarınızı iyi yoklayın. "Ferahlandılar. bütün işlerimiz hattâ yiyip içmemiz bile aramızda danışma ile olur. Dedi ki: Bunu şeyh söylemedi. Musa Aleyhisselâm. Bu üreme konusunda seninle bütün hayvanlar ortaktır. Zamane onu da götürür. Derviş şaşırarak. cevap vermedi. dedi. güvenlik yolu buradan çıkmaz. Musa. sana konuk geleceğim. Matlup dedi ki: Kırmızı ve beyaz suyu nefsinden iste. sen kimin elinde görüyorsun. Bu birliği. Bu gerçeklenmemiş. Bir yabancının pabucu araya karışmış olmasın! Akıl. "Yarabbi sen verdiğin sözden dönmezsin" (Ali Ümran. İç ve dış duyguları da bunun için verildi. evin yolunu çıkarır. nihayet gittiğime pişman oldum diyorsun?"Biz de öyleyiz senden ayrılıyoruz. Şüphesiz seni terbiye etmek gerektir. "Allahı ululuğuna yaraşır bir halde takdir etmediler'". Ona da akıl perdedir. Ruhuna binlerce rahmet olsun. farkı yoktur. (Enam Sûresi. son günlerinde şunu söylemişlerdir: Dünyada elimizde kalan son nasip cefa ve günahtır. Bize vaat ettiler. İkinci "gün derviş Musa'ya yalvararak: Ey Musa! dedi Allah. En iyi öğütçüler. Çünkü dünyamızın kazancı zahmet ve günahtır. dervişe. bu fark hangisidir? Güldü ve hoştur. Çünkü bu duygular. "Benim katımda söz değiştirilemez. kendi nefsini unutmaktır. Sen bu birleşmenin değerini bilmezsin. Şüphe ne oluyor! Ben kendim için feryat etmiyorum sizin için ağlıyorum. dedi. Allahsına dedi ki: Yarabbi! Beni bir şeyle görevli kılma. sözdür. nereden geldiğini. Cevap verdim: Biz bize nakledilmiş olan sözden bahsettik. Yine âyetteki ferahlanmadılar" sözünde de onları ebedî hayata yaklaştıran milyonlarca hikmet vardır. Musa sordu: Cüz ile cüzî ve kül ile külli arasında ne fark vardır. Talip için dedi ki. kendi arzunla verdiğin bin akçeden hayırlıdır. Dedi ki: Sözü kendinden uzak söylemek. Bu kadar hoşumuza giden perdeler de kiliselerde ve puthanelerde bulunur. önünden sonundan haberi olmaz. ağırdır. nimet sayarlar ve yeri öperler. kulluktan sorular sordum. Dilencinin isteği üzerine vereceğin bir akçe. ben sana iki kat kulluk edeyim. Musa tekrar sordu: Ne fark vardır.

sonra da zevk ve gönül hoşluğu başlar. çocukluk etme! Ey Hakkı arayan adam! Arama yolunun şartlarını bil! Kur'an'da. "Yer sarsıldığı zaman. Kaf veTe bulunmadığı zaman da böylece Eliften bir ışık belirir. ama gelmedi. Göz yerine gözyaşı ve ıstırap görüyorum. Harfleri arasında Elif ile Nün bulunmayan şeyin vasıflarını söyleyemem. diyor. "Genişleten kimse. Yani. Lehaverli Şeyh Şeref. söz söyleyelim. Bakayım topal mıyım." (K. hem de kalbe gelen vahyin kâtibi olasın. Musa Peygamber çağında ölenlerden başkalarıdır. dediğinden bahsediyorsun. Bu güzel cevaptır. bilir misin ne olur? Maddenin çirkinliği hilâfına. Hakkın sözünü dinle. o kahpe. Ben Mevlâna'dan vazgeçtim. Halbuki bir şehir alt üst olurken. münkir olmaz. Gönül için. Ne kör ve sağır ediyorsun. kolaylıkla saçasın diye. Lut Peygamberin o ahlâksız. Onlarda o kadar düşünce yoktur ki. 1) buyuruldu. Sana bir hikâye anlatayım. şeriat hükümleri tarafına kulak versin! Yoksa bilse ki taş gibi bir yüzü var. ben kendimi kör ve sağır ettim diyordu. mühlet vermiyor ki. sanki onun gözünden dışarı fırlamıştır. Artık dışarı çıktın. Allahyı takdis ederek böyle bir manayı nasıl inkâr eder? Şimdi o bize bu cefayı yaparken. O ister adam oğlu olsun. Bu da ruhun gıdası ve amelin sağlamlığı içindir. asılmış üzüm hevenkleri. ama bizimkini geri bırakırlar. (M. genişlik bulur" buyurmuştur. ister başka biri olsun. Ancak bu. Şimdi gerektir ki. 3/197) buyurulmuştur. kalender ve malenderin birbirine karışmış olmasındandır. o nasıl Müslüman olur? O kimsenin ki bir sırrı ve bir hakikati vardır. kâfir olmaz da ne olur? Hıristiyan ve Yahudi olur. O kadıncık. ne oluyor? dedim. Çünkü o aşk ile yanıp tutuşuyor diyorsun. Bu tatlı baldır. Şimdi Allah sebep halketti de seni seviyorum! O iğrenme düşmanlıktan değildi. Güzellik çağında iken gözünü öpeyim. onlar nasiplerini alırlar. hangi marifetten bahsediyorlar. benim evimde bir sofra donatsınlar ve o sofrada her şey. Ben konuşayım." (Zilzal Sûresi. "Ibrahimin makamına giren güven bulur. Bir kimseyi. 256) Tavîl. teklif de fazlalaşır. Eğer bir parça daha kımıldatsalar. bilmem ki maksatları nedir? Eğer söylemiş olsam işi açıkladığım için bütün cihan beni sakalımdan asar. Bu işle Muhammed dininin ne ilgisi var? Marifet davası güden bu insanlar. Orada . Diyelim ki. Kâfir olan Nasranî. ta Musul'a kadar bir yolculuk yapacağım.Yer sarsıntısı. A. Şimdi sofinin sözünü söylüyorum: ister salı günü işitmiş olalım. Yenine vursam. bunu inkâr etmişti. tutarsam dışarı atarım dedi. (M. cinsî sapık ümmetinden değilim ki! O kıl. Bir saat oturdum. Buyurdu ki: Bütün kâfirlerde ve Tatarlarda. Mümin için bunun ötesinde başka bir şey olamaz. bundan sonra her kim bu teklifin artmasından zevk alırsa. demedim mi? Şimdi elinle sakalını yoluyorsun. ben ondan batkın bir haldeyim. Onların zannına göre marifet saydıkları şeyde ya Hıristiyan. Senin işini düzeltirler. Sözü çevirince* de bana sövmeye başladı: Topaldır. 257) Oraları görmedim. Bu Zehra ile o. Bundan sonra dedi ki:O ne acayip bir kimsedir ki insanın yüzüne karşı söylüyor. Uyku gelmediği vakitler en güzel bir vakittir. gözle görünmeyen lâtif bir kudret olur. Kudret Allahnın elindedir. şimdi nebilerinkine başlayalım. ey edepsiz çocuk ibret al ve ey kocamış kişi. Şüphe yok ki aradan bin yıl da geçse bu söz ancak benim istediğim kimselere söylenebilir. önce korku gelir. Gerektir ki. 255) Istırap. Lut Peygambere o cihetten Lut derler ki. yani onun muhatabı oldular. dertsiz bir kimse daima böyle ıstırap çeksin. bana dedi ki: Ben çabuk sıyrıldım. gel bir kenara çekelim. Kâbedir. Acaba senin kaç evin var? Hiç çare yok ki. Vav. beni nasıl tutar da dışarı atar diye bekledim. dedim. Çalış ki her ikisi de sen olasın! Yani vahyin hem muhatabı. Bir öğüt yetişmez. O. yoksa etmiyor mu diye sınamak âdeti vardır. (M. cinsî sapık değildi. öteki selâmette kalır. hiç olmasa kırk gün evde tutmak gerektir ki orada bir hayal görsün. Yere düştüğün zaman niçin yoksun kalasın! Niçin onun tev'ili kendini buraya atmak olmasın? Ayette. bunu görüşme yönünden çok arzu ediyorduk. Biri dedi ki: Bir iğneci isa'nın yolunu kesmiş. Bu bahiste benimle kavga etmişti. Burada kuvvet olduğunu ne bilsin! Mevlâna buradadır. ister cuma günü. yüzünü gördükçe iğreniyorum. bir şeftali vermedin! Ben. Çünkü bunların arasına düşmüştür. Ona bu gün Allah adamı böyle konuşur. Bu kancık tabiatlı insanın acaba kadınlarla ne işi var dedim. bana niçin içerde söylemedin? O şeriat önderidir. bir kaç kişi de vahyin indiği yer. Bir kaç kimse Hazreti Peygambere(S. dedim ve ilâve ettim: Ona bir tokat vursam elini namazdan çeker. diyeyim. Hazreti Muhammed. Mademki böyle oluyor.yahut yaz diye önüne bıraktığım yazıyı uykun gelinceye kadar yazasın! Nihayet ona diyorum ki: Benim dilediğim insan sen idin. öküzün bacağından olsaydı. Ona uymayan bir insan. Peygamberler için bu ne iftira! Güya. su küpü ve her tarafta yüzlerce nimetler bulup yesinler. her ikisi düşmanlığa kalkışmışlar. bütün yeryüzünü titretirdi. insanları iyiliğe nasıl istidatlı kılar? Eğer ıstırap olmasa. söylediğimiz evliya sırları yeterli değildi. yenini namazdan indirir. ama öteki cihet ne oluyor. yahut Yahudi olurlar. âfetlerden kurtulsun. benlik ona perde olurdu. Tebriz'e de gideceğim. Kâfir olan Yahudiler de.)vahi kâtibi yani ilâhi emirler yazıcısı oldular. Peygamber idi. Ben de diyorum ki: Madem ki sana böyle haber verdiler. demiş. Ben göremiyorum ne yapayım. Her ikisi de olabilir. başkalarından bana ne? Her ne söyledimse bundan sonra kaleme vuracağım. Dedi ki: Ondan hiç kimse büyük suç işliyor diye şikâyet etmedi. bir kimse halinden şikâyet ediyor mu'. Kur'an'ın "Oku!" hitabındaki işaret bir ışıktır. İsa zamanında yaşayan ve ölen kimse değildir.

Önce ona şaka yaptım: Niçin tahtayı okumuyorsun? Çocukça özür diledi. Dedi ki: Öyle ise yarın ben de hamama gideyim. bir kısmını da oturarak kıldım. Görüyorsun ki. Eşek misin sen? Evet. Çok çok iki yıldan eksik değil bu yolculuk. Şimdi Emiri Dad'ın (Adliye emirinin) bu davetten maksadı. Yemekten içmekten başka bir işi olmayan kimse. Bir kaç gün veya iki üç gün daha baş ağrılarımızı çekersin. Eğer çok yemek yersem rahat edemem. Şimdi sen. Herkes bir meyvenin başına gidiyor. Şimdi tamah etmez ondan af dilersen her gün suçunu bağışlar. Ondan sonra Bağdat'a. Evet. benim huyumu bilenler zahirde ve batında üzüntü duymazlar.falan minberde vaaz ediyordum. Ben eşit. O. Ben her şeyden el çekmiş gibiyim. dedim. (M. aşikâr olan nifak o güvenden geliyor. Ben senin duacınım. bu eşek benim her yükümü çeker diyordu. Nihayet denk geliyorsun. ben idim. Öküzlerini al diyeyim. sevgimi açıklayamam. Daima ayağım ağrıyor. Ben iki yıldan daha az kalmam geri dönerim. kendi yaslı yuvamıza gidelim. para toplamak sevdasında değilsin. Olaki eksik bir şey yaparım da aramızdaki muhabbet eksilir. dedim. sonra Şam'a gideceğim. bir yıllık günahını giderir. bizzat bunlar olmaksızın bizim işimizde çok tamahkârlık gösteriyor. ayağını ayağımın üzerine koymuşsun. bu olmasa postumuzu yüzer. denk geliyorum. dedi. Bu acizi de birlikte götür. Duydum ki. bir çok eşekler geldi geçti. dün gece o kadar yedim ki. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM HU! . Ben gidersem de razı olmuyorsun. Sakalını öptüm. diye düşünürüm. ancak bir saygı gösterme vardır ki. ama seni dükkâna atıyorum bu hep feragat yönündendir. ertesi günü daima hamama gider. yıkanır. Ancak diyorsun ki. Onun elde edilmesi kolay değildir. dedim. seni sevmişim. Öteki kardeşinin bir eşeği vardı. ama beni de çamura atıyorsun. 258) Üzülme. Adliye Emirine bir öpücük vereyim. bir adam tutayım da onlara bakış görüş etsin. teravih namazını kılarken ayağım ağrıdı. Ancak sizin düşünceniz içten ve dıştan öyle değildir. bir sofuyu gönderdi ve ona Şemseddin'i de çağır demedi. onu oyalarsa yetişir. Cinsî sapığın kardeşine ait hikâyede sözü geçen sıpayı satmak gerektir. o dedi ki: Geçen sabah namazında gönlümden geçti ki. Eğer bu satranç oyunu. bana da ver diyor. dedim. Ben geçen gün o ihtiyarı yolda gördüm. bu cemaati görüyor ve onların halvetinde bulunuyordum. çünkü şairin dediği gibi: Mısra: Ömrümüzün defterinden bir yaprak kalmıştır. tam denk geliyorsun.

Ben onun gibi bir müridi nerede bulayım ki Allah benim müridimdir. karşılığını peşin alırlar. çok üzüntülü idi. Bizim her neyimiz varsa hep onundur. Nihayet onu halvetten dışarı çıkardılar yolcu ettiler. hiç kendime sahip değildim. Nasılki Mevlâna. daldan dala sıçramam. yani ben Hakkım demez. Geri kalan dörtte üçü güneşin sıcağında yanar. Murad ise benim. korku içinde kalırlar. Bu arşın gölgesi altında yedi zümre vardır. güzelliği ve o tatlı edası ile hiç bir kitapta yazılı değildir. Bir başka topluluk da kan ter içinde bunalmıştır. ondan halvette bazı şeyler sordu. O sözler uyanıklığın yankısı idi. o kardeşler bizler miyiz? dediler. Benden sonra gelecek bir toplumdur onlar. Çünkü bunlar hayret ve taaccub ifade eden sözlerdir. hem öteki hasma gider. Ama şöyle bir yalan olmalı: Biri sana gelir. hiç kimsenin bedeninin boşluğunda iki yürek yaratmadı (herkesde bir kalp yarattı). Ben çok uğraşıyordum ki bu müritler gibi başımı aşağı indireyim. ister idrar ile. divane oldu. senden yana utanarak diyordu ki. bana ne kadar zor meseleler sorarlarsa sorsunlar.(M. sonra tekrar uykuya vardılar. gördükleri bir çok korkunç manzaradan ürkmüş bir halde kızgın gün ışığında yanarlar. Zeyneddini Tusî on. Kavga koparmak için yalan söylüyor. Onları bu değersiz bilgileri ile meşgul etmek gerektir. aralarını bulmak ister. ateşi söndürünceye kadar çabalar ki. ben öbür tarafa geçeyim. ister tertemiz su ile. şimdi onun yanından geliyorum. işte o fitne ateşini söndürmek kutlu bir iştir. pişman oldum. Bu yedi zümreden birisi yalancılardır. orada halk yurt tutamaz. "Seninle tanıştıktan sonra bu kitaplar nazarımda pek tatsız kaldı. Sözden. ister hendek suyu ile söndür. Şu bizim insanlarımız nerede görülmüştür? Eğer arada Mevlâna olmasaydı bizim ile onlar arasında (paylaşılamayacak) ne vardı? İşte bu sebeple bir tek dost gözü görüyorum. Benim sözümde ise bunların herbirine on türlü cevap vardır. yazıktır şu benim bilgimi onlara söylemek gerekmez. kayıd içinde kayd. yani Peygamberimizin yoldaşları. Çünkü her müridin bir muradı. O kimse ki hem bu adama gelir. Nasıl olur da o kadar yankı gelsin de ondan ayılmasınlar ve başka yankılar vermesinler. dedi." buyurdular. Bu dörtte bir parçada yerleşmiş olanlar. Tarîrı. Bütün cihan halkı bir tarafa geçsin. konuşmadan yüz çevirmem. ama yüz düşman gözünü de görmek zorunda kalıyorum ve şüphesiz ki görüyorum. Yukarıda sözü geçen yedi zümre her şeyden selâmette kalırlar. Hayırseverliğin iki mislini yapar." Sahabe. bunların yardımı ile. Bu her iki söz de bir anlamdadır. Allah Allah nasıl oldu da ben falan zat hakkında terbiyesizlik ettim? Aklım başımdan gitmiş. Bunlar uykulu uykulu birtakım sorular sordular. biraz önce filânla birlikte idim. Bu.kimseyi yakmasın. 260) Rubi Meskûn yeni yerin dörtte bir parçası halkın üzerinde yerleştiği parçadır. — Hayır. dileği vardır. ister doğru sözle olsun! Ateşi söndür de. ister yalanla. Her ne zorlukları varsa benden sorsunlar. her zaman beni kutlayın. Hak nasıl olur da hayret ve taaccub beyan eder? Eğer kuluna ait bir ilgi dolayısıyle taaccüp ifade eden süphan kelimesini kullanırsa doğru olabilir. O. Hak yüce Allah asla "Enel Hak". 259) Peygamberimiz buyurdu ki: "Kardeşlerimle buluşacağım günü çok özlüyorum. Zeyneddin benim müridim idi. şerh içinde şerh yazmışlardır. hepsine cevap vereyim ve hiç kaçmayayım. Onlar için pek zor görünen sorulara karşı cevap içinde cevap. Bana bu zahir bilgileri ve bu çabuk anlayış kudreti gerektir ki. Yaptıklarımın farkında değilim. on beş gün için Şeyhi ziyarete gelmişti. Ey Allah elçisi. (M.diyeyim. Bir gün birisi ile konuşuyorduk. Bu millet ise aksini yapıyor. Neticede hakikat böyledir. beni kutlayın! da demez. Allah. bana.Ancak onların bilgileri onların olsun. yeteneklerinin eksikliğindendi. Gerçi kıyamet gününde bütün yaratıklar şaşkına dönerler. buyurdular. — Yoksa nebiler mi? — Hayır. . Çünkü onun kutsal adlarından biri de mürid'dir.

ne de son. bu azim ile meşgul olursan azim gider. ne batın. Hazreti Muhammed (S. ne de gizli. kısa olmuşuz ne çıkar? Uzun ve kısa cismin. bunu ancak Allah için yapmaktır. Mısra: Ey insanlar bu hâdiseler yurdundan sakınınız! Bu söz değildir." Çünkü o denizin dibinde. öteki âleme çağırmadır. Şiir: Ben aşk yolunda bir kural koyayım ki. Duygusuzların yoldaşlığı çok zararlıdır. oraya koşun. 261) Hazreti Peygamber (Allahnın salât ve selâmı üzerine olsun). dostlarından biri kırk gün kendi kendine ibadetle uğraştı. ayışığı kapılarına vurur. Kur' an'da.) buyurdu ki:"Beni Meta oğlu Yunus'tan üstün görmeyiniz. Haram yemek ki. mekânın yüksekliğinde veya alçaklığında aramak hakkı mekâna bağlı sanmaktır. Siz ise. (M. Derken tartışma uzadı. ön ve son.A. balığın karnında mirac'ta idi.Bu yüzden asla beni ondan üstün görmeyiniz! Hakkı bulmayı. Hazreti Peygamber (S. haramdır. Onun yemeğini yesem. Bir ilâhi hadiste. Bugün bizim için uzun kısa hep birdir. Senin sözünde de hâşa yalan olmaz. Yani irfanı eksik insanların sözlerine nispetle herşeyi söyledik. içi ta tavana kadar camlar ve şişelerle. ulu Allah." (Hac Sûresi. bu isteğin yerine geldi. söylediklerim ne idi ki! Sanki hiç bir şey konuşmadık. Niçin bunların karşılığını açıkça ve olduğu gibi vermiyorsun. Ben de buna karşılık verdim. sözü. Uzun olmuşuz ne çıkar. Sıfat ile mekân sonradan yaratılmıştır. Hayalin bana şu cevabı verdi: Onlardan utanıyorum. her şeyi parçalar. ha bu cihan.Geçen gün hayalini karşıma getirdim. Bu ipek deriye kıyasla ipeğin yumuşaklıkta ne değeri olur? Nereden nereye gidiyoruz? . Yoksa başka emeller ve hevesler uğruna kulluk etmek değildir. Nitekim Kur'an'da. Bilgisizlerin yoldaşlığı büsbütün haramdır. Sonra Hazreti Peygambere (S. Bana göre yerin dibi ile gökyüzü birdir. ancak benden yüz çevirenin günahı af olunmaz. Allahdan belirdi. Sen ipeğin letafetinden beni göremiyorsun. Ben de burada ipek giyinmişim." buyurmuştur." (K. yüksek diye bir fark yoktur. âletlerle dolu bir sırçacının dükkânına çarpar. Senin dostluğun dan ne kadar sevinçliyim ki. Evvel. "Her günahın bağışlanır. Önce Elif nedir? Onu söyle. tembihtir. siz de onlarla birlikte bulunmanın değerini anlamışsınız. gözü. Bu namaz ile meşgul olursan namaz gider. onunla tartışmaya koyuldum. Ben gittim tam kırk gün elimden geldiği kadar uğraştım. Çünkü böyle insanlar sizin içinize düşmüş. can ve gönülden kulluk ederse. Benim bu gönlümü sana versinler.) şöyle buyurdular: Ben. âhir. yani ne açık var idi. "Allah insana gücünün yettiği kadar teklif koyar. Bu ince deri sanki ipek oldu. Can ve gönülden Kulluk etmenin şartı. 23) buyurulmuştur. şöyle buyurdu: Bir kimse kırk sabah Allahya can ve gönülden kulluk etse onun kalbinden diline doğru hikmet pınarları akmaya başlar.A.) şikâyet etti. benim için ha o cihan. ama kendi söyleyeceğime göre hiç bir şey söyleyemedik. dedim. bilgisizlikten ileri gelir. dedim. Falan dosta öyle bir hal geldi ki. Sen başka bir dostundan işittiğin garip konuşma tarzının sende de belirmesini istedin. Allahsız ne evvel var idi. o lokma benim boğazımdan geçmez. Peygamberimiz bu sözü kendi yoldaşları arasında açıklarken. Yedikleri de haram. sonra B'ye gelirsem iş uzar. Allah bana böyle bir yoldaş verdi. Habersiz olanlar bu yola ayak basmasınlar. Söz üstüne söz söyleme davet'tir. Bize inanan bir topluluğa dedim ki: Allah sizi çok bahtiyar yaratmıştır. rengi değişti. Ey Allah Resulü! dedi. Dedi ki: Bir âlem vardır. Söylemediğim ne kaldı ki! Hayır. bu hali beyan ederken yukarıda andığımız hadisi buyurmuştunuz. Bahtiyar yaratılmış olanların yolları aydın olur. Alçak. sanki bir mancınık taşı gelir. istemiyorum ki incinsinler. 2/286) buyurulmuştur. "Orada giyimleri ipektir. Ne zahir.A. maddenin sıfatıdır. ben ise yedi kat göklerin ötesinde miraca çıktım.

yerlerine oturttu. Dervişler huzurunda bahsettiği o hikmet ve edep meselelerinde kendi düşüncelerini gizler ve derdi ki: Görüyorum ki benim sözlerim bir neticeye ermiyor. Kâseler boşalınca. Beni tanıyorsan. daha yüz sene iman ve küfür konusundan bir koku alamayacaktır. ama aralarındaki sohbetin tadından bir türlü yerlerinden ayrılıp yemeğe gidemiyorlardı. onları eve çağırdı. O zaten doğruluk makamında idi. istek baki kaldıkça yemek yeter derecede sayılmaz. bize yetecek derecede bolca lokma hazırla. ben ihtiyat olarak yirmi kişilik bir sofra hazırlayayım. ya bir çıplağa örtü. Her şey aslına döner kaidesine göre. hayır. niçin kendinle meşgulsün! Benim dostum isen. Şiir: Mertçe ve mert huylu olmaya bak! Yoksa bin türlü utanca uğrarsın. Güya dışarıdan geliyormuş gibi bir durum takındı ve sordu: Nasıl oldu Şeyhim? Yemekler kâfi geldi mi? İstediğiniz gibi yediniz mi? Şeyh. Bunun delili de içinde bir kuşku olması ve bunun cevaba muhtaç bulunmasıdır. dedi. dedi. . büyükten. Aşağı indi. Kapıyı kapadı ve dışarı çıktı. ne arzu ediyorsunuz? içlerinden biri. öğüt nerede. Bir gün Şeyh Hamid küfür ve iman bahsini yorumluyordu. Bir saat daha geçmişti. bir pamuk çekirdeği toprak altında Gelişsin de. Bunlar yedi kişidir." (Maide Sûresi. 263) Birkaç gün birlikte oturmuş. 264) Soru ve karşılık istekleri devam ettikçe orada başka sorular. varlığını anmadır. Şiir: Yıllar gerektir ki güneş altında bir taş. kendini anma demektir. beni görüyorsan o üzüntüleri niçin anıyorsun? Eğer hoş olmak benim elimde ise niçin kendini sıkıyorsun! Benimle beraber isen. Ya Bedahşan'da yakut. (M. Bunların yemeğe. Ayrıca şöyle dedi: Bu gün hiç kimse bu evin etrafında dolaşmasın. ev halkını da akrabaların evlerine göndereyim. Allah rahmetine kavuştu. söz nerede kalır? (M. Kendin de evden1 çık. ikincisini alıyorlardı. dedi. Bu can. yahut Yemen'de akik olsun. Ev sahibinin sabrı tükenmişti. Tam karnı doymuş olanın cevabı ancak iç kapının hiç bir tarafından bir soru ve karşılık gelmemesidir. Birer birer kâseleri önlerine koyup yemeğe başladılar. başka cevaplar bulundukça yeterlik olmaz. Hiç kimse kapıyı çalmasm. Vezirin biri bunların halini haber aldı. evi boşalt. git dedi. ekmekleri sof raya yerleştirdi. Bir yerde ki rahat vardır. Beni görüyorsan niçin kendine bakıyorsun? Beni anıyorsan kendi nefsini niçin anıyorsun? öğüt sözleri öğütleri anma işi. size nimetimi tamamladım. Uzaktan gelerek yüzünü yere koydu. Böylece yedinci kişiye kadar hepsi gitti. Artık müsaadenizi diliyorum. Onlara evi terk etmiş gibi görünerek yukarıda bir odaya çekildi. "Bugün dininizi kemal çağına eriştirdim. içlerinde ancak bir kişi sağ kaldı. şöyle dedi: Canınız ne istiyor. "Rabbine dön!" (Fecr Sûresi. Allah vardır. küçükten kimse bulunmasın. ya bir şehide kefen olsun. Eğer bunu anlamış olsaydı. 28) emrini işitti. O perde sayesinde onu burada gördüler. Geri kalan altı kişi yemeğe devam ettiler.Kur'an'da. 5) buyuruldu. Vezir sordu ve Şeyh cevap verdi: Eğer yetişecek kadar olsaydı ben de sağ kalmazdım. Kâseleri doldurdu. içmeye ihtiyaçları vardı. niçin kendi kendine dost oluyorsun? Yıllar geçer de. hem de burada o renksiz perdenin arkasında kalmıştı. senin kalıbında olgunluğa erişti demektir. bu gece sabaha kadar sizden ayrılıyorum. Vezir öyle yaptı. hem orada. Ötekilerin sözlerine nasıl sıra gelsin? O zaman onun bu sözü ötekinden daha iyi ve tamam olurdu. Öteki arkadaşı da evvelkinin ardından yürüdü. ancak birisiyle dost olur ve huzura kavuşuruz. Ansızın içlerinden biri sofradan yuvarlanıp düştü. gizlice bir delikten bunların nasıl yemek yediklerini seyre daldı. Aylar gerektir ki. hemen kapıyı açtı. Ben ona bakıyordum ve görüyordum ki. yedi sofî arkadaş vardı.

Ben yenimi çözdüm ve bir saat başımı önüme eğdim. bazı kulak delikleri de öteki kulağa kadar açık idi." (Mâide Sûresi. Her ne kadar. 49) buyurulmuştur. "Yolunu. Bir başkası. Melekler peygamberlere yardım ederek yüzlerini dünyaya çevirirler. Ama karanlık bir gecede veya sisli ve bulutlu bir havada bu davul sesi gelse. der ve ekmeğini de hırkasının yeninde gizler. felsefeciler de peygamberleri halk ile meşgul olduklarından ve peygamberlik makamının şerefini koruduklarından dolayı meleklerden noksan görürler. diye. dolaşıyordu. şunu da söylerler ki. toplantıda güzel öğütler've konuşmalar yapmadıkça meclis kızışmaz. ancak uyumak ve oturup su dökmekle vakit geçirir. Derler ki: Allahdan bir nişan var ki. Bayezid kabristandaydı. der. Nasıl ki. uzaktan bir kişi de aydın gözleri ile yalnızca onlara doğru bakınarak geliyor. Eline al ve dikkatle bak denildi. halk bunların hepsini eşit görür. Çünkü akıl Allanın hücceti (Senedi)'dic. Ancak bu hususta nebiler hiç bir zaman yollarını şaşırmazlar. aynayı bir kere eğri tuttun mu. Mevlâna Şemseddini Tebrizî de sırrını açıklayan işine sahip olur demişti.Nasıl ki sofî. Allanın lâtif kulları vardır. Sinesinde her an yeni yeni hikmet kaynakları fışkırmalıdır. Bayezidi Bistamî (Allah ruhunu kutlu kılsın) hangi şehre gitse önce o şehrin kabristanlarını ziyaret eder. öteki sünnet düğünüdür der. 265) Ama yedide yedi veya on yedide on yedi kaç kere vardır deseniz. ikide iki kaç defa vardır. aklı yerinde kullanmazlarsa doğru cevap veremezler. Ama bize anlattıkları peygamber mucizelerinden akla uygun olanlarını kabul ediyoruz. Hazreti Mustafa'yı ve nebileri halk ile meşgul olduklarından dolayı (hâşâ) eksik görürler. Şimdi padişah bu attan aşağı inmiyor. Bugün o şey ki. bu Haktan uzaklaşmak veya onu unutmak demek değildir. Biri birini yanıltmaktadır. Peygamberlerin kadın almasını da bir nevi eksiklik ve uygunsuzluk sayarlar. kuvvettendir desen de öteki der ki. ne atı yem yerken. Başka biri de. yeni yeni ilhamlarla eli hiç bir işe değmez. yanıltıcı bir sorudur. melekleri nebilerden daha üstün tutarlar. gülelim. "Herkim sırrını gizlerse işine sahip olur. Sen inayet ve rahmette kimden daha üstünsün? Allah dedi ki: Her kim benim Allahlığımı çok anarsa ya dilden anar ya candan. eğer senden daha iyi başka birisini bulsaydım. Neticede. (M. Onları halka öğüt vermeye gönderirler ki. Ancak o kul nerede? Ey sevgili! Görmediğin kimseye ne cefa ediyorsun? diyebilsin! Bir felsefeci zümresi. Bundan dolayıdır ki. Orada çamurlanmış insan başlarına rastladı. orada yüz binlerce doğru ayna olsa artık ondaki görüntüyü düzeltemezsin. sen benden. konuşan kimse hoş sözlü olmalıdır. Yarabbi! dedi. NURLAR HEP BİRBİRİNİN DOSTUDUR Diyelim ki. Derler ki: Su dökerken Allah adını söylemek (Besmele çekmek) gerekmez. işte ben bu saatte bir şey yedim ki. aynı cevabı verir. ondan bütün âlem bir şey elde eder ve o şeyden her şey meydana gelir. hiç bir an boş kalmaz hep coşkunluklar. halbuki sen bana değişik halde gösterdin! Şimdi niçin o topraklar bana ayrı sıfatlarda göründü? . yüz kişi güneş altında durmuş. Meselâ iki kişiye sorarsınız. Diyelim ki. Lâkin tecrid ve halvet mertebesinde kalırlar. mucize sizin aklınızın göremeyeceği bir şeydir. Nasıl ki biri Ibni Abbas'dan sordu: Ey Peygamberin amcası oğlu! Gönlüm şöyle biraz gezip dolaşmak istediği vakit nerelere gideyim? Ibni Abbas buyurdu: Gündüzleri mezarlıkları dolaş. (Hepsi onu aynı durumda görür). gidişini gizli tut" derler. o hal. ben de senden kurtulmuş olurduk. paranı. bir davul çalıyor ve raks ediyor. ne dışında. orada dolaşmak isterdi." buyurmuştur. Çünkü bu basit aritmetik sorusunu düşünmek kolaydır. 266) Bugün gördüğün ve bildiğin her lâtif ki bu lâtif ondan var olmuş ve meydana gelmiştir. Bazı kulaklar da boğaza kadar tıkalı idi. geceleri de gökyüzünü seyret. (M. işitenler arasında yüz türlü fikir ayrılığı belirir. Gönlüne bir ilham geldi. Akıl ise Allahnın insanda bir hüccetidir. Bu yüz kişi arasında hiç bir fikir ayrılığı olmaz. Bundan daha lâtif ve bundan daha iyidir. Allanın hüccetlerinde ise bozukluk olmaz. Hazreti Peygamberde. Nihayet erlik kuvvetinden Tur dağı parça parça oldu. "Biz sana kendinden önce gelen kitaplarla senin yanında olanları gerçeklendiren kitap gönderdik. akıllar yetmiş iki millete göre değişiktir. Çünkü bu daha zor. eğer başkası benim yerimde olsaydı üstündeki elbiseyi parça parça ederdi. bunu niçin gizleyeyim. Aralarında bu cihetten ayrılık yoktur. çamurla tıkanmış. Her ikisi de bir kere der. Evet bir kul vardır ki. Nasıl ki. Kuran'da. ne ahırın içinde. Eğer biraz ağır davranır. hülâsa herbiri bir fikir yürütür. Biri bu gelen askerdir der. Akla uygunsuz olanları da kabul etmiyoruz. Onu yerinde kullanmasan seni yanıltır. Bazı kulaklara baktı. o iki akıllının cevapları değişebilir. Yoksa sen eldesin. ne de terslerken.

Beyit: Sütten yavruya geçen bir huy Can ile birlikte cesetten gelmiştir. Adem oğlu ne bilir ki! Bir zülüf ve ben görünce bir teşbih yapar. 7/12) anlamındaki âyetler malûmdur. ama başkaca konuşmadı. Bu ruhun gıdasıdır. Ama kulağından boğazına kadar delik olanlar. Bir divane vardır ki. Isa Peygamber. yüzüm ak alnım açıktır. Annesinin memesine sarıldı." sözüdür. Sevinçten kurtulur. 'Koyun. Yani ruh gıdası ye! demektir. "Biz Musa'ya başka süt anneleri haram kıldık ve Musa'nın annesine onu emzirmesi için vahyettik. kurumuş olan ancak sütün kalıbıdır. bir kulağından girmiş. o asla aziz olmayacaktır. Asla zar oynamadım. Şüphesiz iyiyim. Halbuki. "Ona ancak temiz ve abdestli olanlar el sürebilirler" (Vakıa Sûresi." (Kasas Sûresi. Kur'an'da. öğretip yetiştirdiğimiz kimseler var ki. yüzü kara olmasın. Her yere dağılır. Çünkü ilk sütün tadını o tattı. Her nerede bir vaaz ve konuşma varsa oraya gidiyordum. Allah yolunda çözülsün.Bayezid'e şöyle ilham olundu: Kulağında hiç delik olmayan başlar. 267) Dervişin kadrini bilmeyenler bir bahane uydururlar. Bu varlık ki. Aslını kurtarır ama dalını kuvvetlendirmek için kendini alçaltır. Saygı göstererek uzaklaştı. O böyledir. Çünkü onu arkada bırakmıştır. "Hasta oldum beni görmeye gelmedin. Bir kuş yavrusunu karanlık bir kuyuya bile atsanız vakti gelince öter. başını iki yüz bin altın değerinde görür de yattığı ağılın kapısını görmez. Bir gün babam benden yüz çevirmişti. Fakat annesi ölmüş olan birini de mahalledeki bir köpekçiğe emzirirler. Atıcısı olmadan fırlatılan ok gibi. çünkü o vaktini bilir. Çünkü o iş için dünyaya gelmiştim. Allah Erenleri ile birleşsin. Bir kulağından öbür kulağına kadar delik olanlar ise sözlerimiz. yedikleri mutlak helâldir. Tıpkı Isa Peygamber gibi. Eğer ona değer vermemiş olsak bir fitne olur. Çocuk bu köpeğin sütünü emer. Onun takati buna yeter. onunla mağrurlanmak bütün gam ve kederdir! Sen bu saatte gamlısın. Cehennemde zülüf neye yarar? Gerektir ki. Nihayet dinde pirlik mertebeyledir. Açılmak üzere olan bir çiçeğin açılmasına engel olmaz. Tecrübe için onu eve kapatırlardı. halk ile konuşuyordu. ben nerede. şüphesiz kusursuzum. Onlar Kur'an ve hadislerin mânalarını ne bilirler? Kur'an onlara yüz türlü nikab bağlar. Göz ve kulak açılsın. Biri dedi ki: O dervişi ziyarete niçin gitmedin? Allahnın. sözlerini dinlerdi. Halbuki aksine olarak annesi ölenlerin." hitabını işitmedin mi? öteki cevap verdi: Yüreğim yufkadır. salih bir kişiyi dışarı atarlar. Halbuki sevinç saf ve lâtif bir su gibidir. Onlarla birlikte vere oturur. kendine tapmaktan kurtulsun. Şair şöyle diyor: Zülfünü cehennemdekilerin ellerine kaptırırsan. diyorsun! Dedi ki: Biz şad olmayanların gamını istiyoruz. Cennet güzellerinin benlerinden bana utanç gelir. derler. çok zorluğa da katlanmadım. Ancak bazıları . Günahsız. Sütü kurumamıştır. ama değilim. istidattan ve kabiliyetten ileri gelmektedir. der. Anne. fakat onun huyunu da kapar. Ancak tabiatım icabı elim bir iş tutmuyordu. gaipten haber verirdi. Kur'an'da Hazreti Musa hakkında. Arada sütten korkanlar da vardır ki bunlar önce söylediğim gibi annesi ölmüş olanlardır. Asıl odur. yoksa zülüf nerede. Olaki bir gönül ehli. bir kişinin ölümünü ister. öbür kulağından çıkmış olanlardır. anneleri ölmemiş kendileri ölmüşlerdir. Halbuki gerçekte bunun aksini söyler. Ancak maKsatsız olarak cisminin ölmesini değil. ilk süt emdiği günlerde bir tek söz söyledi. 79) buyurulmuştur. Bir günahkâr için. der. Nasıl ki. Bizim kuyudan çıkardığımız. hayvan yavruları da annelerinin bacaklarının arasından emerler. (M. sütü annesinin göğsünden emer. ruhunun ölmesini ister. gama taparlar. Çünkü Allahya tapmak kendine tapmaktan vazgeçmek demektir. Ondan dolayı daha hararetli olmak gerektir. Ama sonra dışarda bulurlardı. içimden doğmadı. sütüm kurudu. Yani el emeği ve alın teridir. Divane hiddetle babamın üzerine yürüdü. "Allahtan başka Allah yoktur. 268) ünce söylediği kendi isteği ile değildi. "Elinin emeği ile ve alın teri ile geçin. yumruklarını kaldırarak. insan oğlunun bildiği şey. İnsanoğlu. Nasıl ki. Gamın başka bir dalı daha yoktur. sözümüzü kabul etmiş olan başlardır. (M." buyurulmuştur. yoksa bu çocuk hakkında mı konuşuyorsun? dedi ve beni işaret ederek hoşça kal! dedi. Allah Peygamberi (Allahın selât ve selâmı üzerine olsun) bütün nazik ve nazenin kalbi ile Allah dervişlerinin selâmını kutlu sayarlardı. bizim sözümüzü işitmemiş olanlardır.

hayvanî örtü. Fakat ayna kirli ve kötü tozlarla örtülmüş olursa. başkaları için bulursan elini onun boynuna uzat! Ama başka birini bulamazsan elini kendi boynuna götür! Nasıl ki. Kendini geniş bir çölde yürürken gördü. Çünkü o bir akçe hayır yoluna gider. hayır söyler: Alem külliyat (tüm) iledir. Hayvanî ruh. 269) Mütabaat evinin kapısına geldi. sonra Allahya tevekkül et nüktesine uygun olsun. (M. Yoksa Allahya iyi ödünç verme bahsini tefsir eder ve size iyi ödüncün ne demek olduğunu anlatırdım. Derim ki: Bunda iki mâna vardır. Dalgıç dedi ki: Ben çok uğraştım. Eğer bu adamların niyetleri bozuk değilse ben de aldığım malları geri vereyim diye. O şeyh gelerek bir köşede oturdu. ona verdi ve ilâve etti: Bir daha gel! Dalgıç mademki bu benim niyetimin bozukluğundan oldu. ama mütabaatı göremedi. ama bilgisi yoktur ki tevekkülün yeri neresi olduğunu anlayabilsin. Nasıl ki. kendi kendine söyleniyor. Muhammed (S. böyıece önü örtü içinde. deveyi dizinden bağla. (M. Biri açıktır. O dervişi görünce iltifata lâyık buldu. sevilen kimdir? diye düşünceye dalmıştı. inci tüccarı. Çünkü bu helâl rızık yiyenlerin sözüdür. başkalarına vereceğin yüz akçeden daha makbuldür. Şeyhe yaklaştığı zaman sordu: Sevilen kimdir? Seven kim? Şeyh şu cevabı verdi: Seven öte yandan geliyor. Elbisesini sırtından çıkardı. Nasıl ki sen de insaf ederek dersin ki: Bu sözü kürsüden konuşmak yazık olur. kendisinde garip bir hal belirdi. kim gelecek diye bekledi. yani Peygambere uyma konusunu yorumluyorum. Bu yol için nasıl yoldaşlar gerektir? Bütün bu âlem perdeler ve örtülerdir. Musa Mülekat'a gitti. ben de şimdi niyetimi düzelttim.Kürsi. tüm yerinde kalmaz. Hayır Allahnın kuludur. iyi bir adam tevekkül ettim der. sofinin biri her gün yeninin içine bir nevale saklardı. dedi. perde perde içinde ta marifet'in bulunduğu yere kadar gizlenmiştir. Yüzünü ona çevirerek ey nevale derdi. Bir mescidin kenarında oturdu. Arif de sevgilisine nispetle hem bir perdedir.A. yahut yiyenin yolu aydındır. Orada inci vardı. git su getir.) mütabaatı tanıdı." Yüzlerini Allah erlerinin hizmetine çevirmiş olanların ellerindeki bir akçe böylece değer kazanır. Şaşırıyor. Çünkü senin olgunlaşman ve beslenmen o bulutun bereketindendir. diye bir dervişin eline bir testi vermişti. tekrar önüne düşmüştür. demektir. dostların önüne tutmuşsun. kutsal örtü. seni tatlı ve olgun bir meyve gibi yetiştirsin. yedi kat gökler. ama senin kısmetine bu çıktı! Bezirgan. "önce yoldaş. Onun bu gerçek kararı doğru çıktı. Onlar bu halin onun çile dışındaki hali olduğunu sandılar.Kur'an'ın o güzel yüzünün duvağını nasıl açarlar? Mütabaat. Bilmiyor. Bu kadar savaşlarla uğraştı. ama bilgisizdir. öte taraftan başka bir şeyhin geldiğim gördü. Çünkü tümden bütün parçaları çıkarırsanız. Allahya ant içerim ki. Cüziyat. Zahir bilginlerinin aldanmış oldukları o farktan başka bir şeyi. mütabaat sözünü söylüyorum. Arif değil miydi? En iyi adam değil miydi o? Gerçek bir Allah adamının eline sıkıştıracağın bir akçe. sonra yol" derler. yani parçalar ile değildir. Resul (kitapla gönderilmiş peygamber) ile mertebesi yüce peygamber arasındaki farkı sormuyorum. . ona uygun sözler söyledi: Açlık çekiyor musun? Safa buluyor musun? Aynayı temizleyerek dostların yüzüne tutuyor musun ki kendilerini görsünler. acaba bu mütabaat nedir ki? Mütabaat önünde duruyor. Musa Peygamber. gökyüzü ve kendi kalıbı onun örtüsü oldu. parçalar âlem olmadığı gibi. Adem oğlu. hem değildir. yoksa elimdesin. iyi kişi vardır. ama bilemedi. 270) Yani Hazreti Peygamber tevekkül göstermedi. Hayır Allahdır. toplu varlıklar da âlem değildir. (M. "Allahya ödünç verin. "Sadaka yoksunun eline düşmeden önce Allahnın eline düşer. (Allahnın selâmı üzerine olsun) nebi idi. Şeyhi gamlı gördüğün zaman bile ona bağlan! Daima ona yapış ki. hatırı nerelere dağılıyor. eğer başka bir şey bulursam sen kurtulursun. ama o bunu göremiyor. Bunu eğer kendin elegeçirebilirsen keyfine bak. O nasıl sevgilidir ki. Çünkü o da bunu böyle bir hayıra sarf edecektir. kendi kendine böyle bir niyette bulundu. ne çıkar? Vakit müsait değil. Mehtabın aşağı indiğini gördü. Nihayet mütabaat odur ki. Falan şeyh çilede idi. Musa." buyurulmadı mı? Hakkın eli vardır diyorlar. arif onun önünde düşkündü"?. dünyaya ayak basınca Arş. Arif kimdir. öteki mânası. yani. Çünkü o denizin dibini biliyordu. Suyu ve çamuru olmayan bir çöl. yemesi kolaydır. sevilen de bu tarafa gidiyor. Bir kapı açıldı. eğer bana hiç bir şey kalmadı ise giyindiğim şu elbiseleri al.

Bir kimse sana bir söz naklederse. Çünkü onlar karanlıkta yarı ölmüş bir halde yürürler. Yüzüme atıldı. Eğer parçası olmasaydılar. şerefli yarattık. hepsi beni beğenmiş ve aramıştır. Abdestler su ile tazelendi. dedi. nefsin sakinleşsin. Çünkü onlar yine de görürler. Bu sözleri ve bu öğütleri körler için söylüyorum. O zaman sonunda. şunun bunun çanağını yalamakla meşgul olduğuna pişman olur.271) Çilede olunca bu halin neye varacağını düşündüler. dediler. Senin yanında niçin böyle kötü duruma düştüm. Tatar huyluluk da sendeki kahir sıfatıdır. Sonra ilâve etti: Şimdi sen bana ne ad takacaksın? Ona dedim ki: Eğer Müslüman olursan. Bugün. hattâ bunun bir kaç misli de fazla sözler söylemiş bulunsun! Sevgili bin bir sevgiden ve muhabbetten sonra tek bir günah ile gelse ona nasıl yardım edilmez? Şu halde bu tavsiyeyi korumaktan da sana faydalar vardır. Şeyh bu halin ne olduğunu anladı ve gülümsedi. insanoğlu da kendi nefsine. Bir gönül sahibi sebebini sordu. Arşın yücesine çıksan da yerin yedi kat altına girsen de faydası yoktur. Yüzünü yıkadığın vakit şüphe yok ki yıkayan Allahtır. Sözün ve sesin sonu. Allah. Yolda Hazreti Peygamber ve hepsi su yolunda birleştiler. nur üstüne nurdur. iki saat bekle ki. Yarım görenlere bu öğütleri vermek gerekmez. abdest ne ile tekrarlanır? Ey Allahın Resulü. "Şüphesiz Arş'ı şerefli halkettik. benim hakkımda niçin böyle söylemişsin. Evet. Dün birisi geldi. nur üstüne nurdur. Abdest sensin. dönme ve daha aşağılık şeyler söylerim. abdest üstüne abdest." yolundaki dilek benim parçalarımı doğru yola yönelt demektir. onlardan öğrenmekte büyük bir perdedir. gel. Bütün âlem bir kişinin elindedir. her kim bir kimseden seni incitecek bir şey naklederse. ben. Gönül kapısını açık tutmak gerektir. Acıktığı zaman ne kadar zorlasalar hiç kimseden bir lokma yiyecek almıyordu. 272) Bakî ve ebedî gıdadan mahrum kalır. Söylenmemiş söz de ortada kalmaz. Sahabelerin arkalarından yürüyorlardı. ikinci fayda şudur: O söz söyleyene de erişir. keşke söylemeseydim. Ancak ellerinde bir deynek olursa çukura düşmezler. "Hiç şüphesiz semaları. bu tavsiyeyi muhafaza et. Ama yine onun parçası idiler. nefsim sakinleşsin deyince. sen o nakleden kişiden incin! Çünkü ona karşı öfke ve incinme gösterirsen burada fadalar vardır. Hazreti Peygamber bunlardan sordular. ben bu kadar büyüklere hizmet ettim. kâsedir demiştim. Birinci fayda şudur : Bunu haber veren kişi söz taşımaktan vazgeçer. O inkâr ediyordu. O zaman sen abdest alıyordun ve vecd halinde idin! Allah hayatını bahtiyar etsin. isterse bir hiddet zamanında." buyurdu mu? Arşa çıksan hiç bir faydası yoktur. âlem külliyat iledir. Meğerse onda bir vecd hali belirmiş. bir hakkın yerine getirilmesi için söylenmiş olsun. Şiir:(M. hiç biri ayrılmama razı olmamıştır. Söyleyen bunu söylemişse sonradan utanç duyar. Sorunu daha edepli sor ki. velilerin ve erenlerin can attıkları bunun içindir. O kendini bildiği için her şeyi de bilir. yoksa kâfir. denedin. belleri kırılmaz. Yüzünü ona çevirdi. buyurdun. insan onunla alçalır. Bil ki. Eğer söylememişse nebilerin daha çok sevgilisi olur. Çünkü onlar bunu işitseydi hoşlarına giderdi." yahut. Buyurur ki: Abdest üzerine abdest. mustarip olduğumu anla. "Kavmini hidayete eriştir. Güya bir kuyuya veya bir hendeğe düşmüş gibi olur. Nitekim bir söz söylenmedikçe nasıl duyulur. Nakledilen bu sözümü tekrarlamak için dinlemek gerekmez. Onlar kâfir oldular. Müslüman derim sana. Bir saat oturdu ve hemen söze başladı: Herkes yanında beğenilmiş ve iyi tanınmıştım. 273) . cüziyat ile değildir diyorduk. Senden işittik ki. O hale böylece katlanıyordu. dedi. Daha edepli konuşabilmek için bir saat oturmalıyız ki. Benden ona bazı şeyler anlatmışlar. (M. Tatarlık sendedir. yoksa sana başkaca cevap veremem! Sübhanallah! Her şey insan oğluna fedadır. abdest üstüne abdest yine sensin! Hasan ve Hüseyin. O zaman kül (tüm) nasıl olurdu? Yukarıda. Nasıl ki her zaman da bu hal belirmekte idi. Bugün eğer nefsine uymadan söz söylüyorsan söyle. cevabını verdim. bunu arıyorlar. ayrı ve bağımsız olurlardı. sana gereken cevabı vereyim dedim. Bütün nebilerin. o sözde cefa ve ürküntü varsa onu söyleyene iade et ve eğer derse ki: Bu bir maslahat ve bir şerrin giderilmesi için söylenmiştir. Külliyat deyince hangi parça dışarıda kalır? Çıplak bir derviş yola gidiyordu. der. Çünkü onlar bilmezler. herkes beni iyi adlarla anıyordu.

Böylece on tanesini vurdu. Hamza bağırdı. dedim. Altın madenine benzer. Eğer o başka sebepten kaçtı ise. ama oku bir işe yaramadı. Tekrar dükkâncıya Allah kısmet etmiş idi. Yeryüzündeki acayip şeyleri görmek ve gezmek arzu ediyorlardı. evet derdim. diye ağlıyorsun! O taşa niçin vurdular diyorsun! Onlara acınmaz. Sonra gerisin geriye kaçarak gemiye sığındı.Ayda onun yüzünden bir eser kaldı O melek huyludan ayda bir iz kaldı Hayır. Galip gelenin tarafında değildir. bağırmaya başlarlar. Mısra: Uzun külahım var. Karada bir acayip şef er oldu. Dükkâncı onu savmak için hazır bir şey yok dedi. Çünkü ulu Allah kutsal hadiste. Daha sonra da Abdurrahman'ın hayatını kurtarmaya uğraştı. ne bilgin adam idi o! Ona şöyle söyledim: Eğer sende de bilgiden eser varsa onu Tatarlar kılıç darbesi ile ebediyen diriltmişlerdir. Yahut da. Biri zindan kaçmışsa ona ağlamak gerektir. diye sızlanıyorsun. Bunların âdeti de savaş zamanında herkese karşıdan saldırmamaktı. Yahut içine düştüğün kafesi kırsalar eyvah niçin bu kafesi parçalasınlar ki. Dünya müminin zindanıdır derler. Ay dün gece yastığının üstüne düşmüştü Kıskançlığımdan elimi. ama sen engel oldun dedim. Herbiri. Zindana Tatarlar delik açtılar. geceleri uzun konuşuyorum. geri kaç dedi. parmakla gösterilen bir güzelsin! Allah adamları bütün ömürlerinde bir defa özür dilerler. Gözümle gördüğüm bir şeyi nasıl gerçekleyeyim. bundan dolayı da bir defa pişmanlık duyarlar. Allah korusun. diye buyurulmuştur. Biri ağlıyordu: Kardeşimi Tatarlar öldürdü. ona da attı. Dervişin biri bir dükkân sahibinden sadaka istedi. 274) Fakat gittikleri yerde birtakım karıncalar peyda oldu. bu kuş kendini kurtarsın. ancak bir kişiye hücum ederlerdi. bir çıbanı deşiyorlar. İki kişi bir gemi yakalıyorlar. Ey görünmeyen lütuflar sahibi. Yani bilgisiz ve aklı eksik olanların sohbeti kast edilmemiştir. Bu senin işin değil. ben de gözümle görünce. Allah istemedi. Yazık niçin buradan kaçtı diye acınır ona. içindeki cerahatlar. Sonra başka bir aslan geldi. başını yüzünü yumrukluyor. Allah kısmet etmemiş cevabını verdi. Sen hemen feryadı bastırıyorsun: O çıbanı niçin deşsinler? içinde birikmiş olan cerahat niçin dışarı aksın? Hak erenlerin ziyaretini ihmal etmeyin. ama bu yolculuğun önemli tarafı onların deniz yolculuğu idi. Ay kimdir ki. ne yazık ki o tomruğu kestiler! diyorsun. önce Hamza fırladı. yahut savaş ediyorlar. bir yerden başka bir yere göçmüştür. (M. O da dışarı fırladı. karıncalara bir ok attı. bir kaç fil kadar korkunç idi. Derler ki: Hazreti Hamza ile Abdurrahman birlikte uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. pislikler dışarı çıksın diye. Halk madenler gibidir. Abdurrahman da kaçarak gemiye sığındı. çünkü ona bir şey vermedin. bunlardan hangisi yenilgiye uğrarsa Hak onun tarafındadır. "Ben kalbi kırıkların yanındayım " buyurmuştur. Eğer sen elini bu dağarcığa sokcaydın dağarcığın başı elini sıkıştırmış ve yaralamış olsaydı. Görünmeyen lütuf odur ki. hayır nereden nereye. Halbuki sen feryat ediyorsun. ayağımı yere vurarak çırpınmaya başladım. seninle bir yerde otursun? Sen cihanı dolanmış. . Ben de dükkâncıya bu derviş azizdir. O güzel mermer belki onun ayağına takılmış bir tomruk idi. günah işlerken verilir. demek arif ve kâmilin hizmetinde bulunun anlamına da gelir. Okunu yaya yerleştirdi iki karınca onun tarafına saldırdı. Vaızlar o hayatı ne bilsinler? Kürsüye otururlar. Aman köylüye de ikram edin. Halbuki sen o kazmayı o zindanın duvarına niçin vurdular. ay kim oluyor? Can onun kulu oldu ve yalnız o kaldı. yoksa gizli ibadette lütuf olmaz.

Onun sözlerinin tatlılığından. Bir vakit olur ki. ağlamak ona hoş gelir. Allahya perde olur. Yemin nerede kaldı? Yani konuştuğumuz sözlerin sonucu ne oldu? Sözlerimiz böylece geçti gitti. Kur'an tefsiri okuyorsun. ağlayarak yardım diler. Ama Allahdan tamamiyle boşanmış ve kendi benliği ile dolmuştur. . Halbuki başka bir saatte ağlamaktan da incinir. Şiir: Nerde o yeminler.Bir zümre vardır ki. Biz de ona ağlıyorduk. Allah kokusunu aldı. Söz tekrar geri sıçrar. Anladım ki ancak ben sana âşığım. Bazı kulların dileklerinin en geç kabul edilmesi. hakaretler onlara göre bütün işlerini yarına bırakmış olduğun içindir. Sen büyük adamsın. Ona dedim ki: Sözlerin nişanı nedir ki. bana zulmettin! Olaki. kuvvetli küfürler. kendisine ağlamıyor. O kendi halini bilseydi. 275) Şimdi yol üstünde oturup mazlum kılığına bürüneceğim. Ben onu seviyorum ve onun sesinden hoşlanıyorum. Yani bu güne ne oldu ki. Yahut beni nasıl belâya soktuğunu açıkça anlarsın! Zaman zaman arzuladığın şey bu gün eline geçti. sen sevgiyi bana bırakırsın! (M. Bir çok ağlayışlar vardır ki. kulu Allahdan uzaklaştırır. hesap dışı kaldı? derler. Hocentli Şemseddin ailesi için ağlıyordu. sen bunu günlerden saymadın! Bu günün ne günahı vardı ki. nerde o verilen sözler? Aşkta ağır davrandın. aslanlar ava çıkar. hakaretler pek kolaydır. Senden davacı olcağım. kendisi için ağlardı. onların yanında bütün sövmeler. gel kulağıma söyle! Şiir: Dost söze başlayınca kulağımı sağır ettim. gönlünü o koku ile doldurdu. Bir zaman olur ki. övmek ve beğenmek kula zahmet ve hicap olur. Belki bütün ailesi fertlerini çağırır. Şöyle buyurmuşlardır: Melekler Allahya yalvardılar. eğer beğenmezse ister ki onu parça parça etsin. sonra yine bir an olur ki. gülmekten de. Şimdi açıkça söyle. Diyelim ki: Bu saatte bir Rum Müslüman oldu. falan mümin kulun sana bu kadar yalvarır. Ailesi için ne ağlıyor! Biri Allahsına kavuştu diye ona ağlıyor. bu ayrılıktan kurtulup sana ulaştığım zaman bana acırsın. söylüyorsun? Onlar nasıl cevap veriyorlar? Kulağım ağır işitir. dedi. ama çabuk kaçtın! Aşkınla beni tutsaklar gibi bağlamıştın. Tam âlim olan her insan da büyük adamdır. akraba ve hısımlarını toplar için için ağlardı. ama o. Benim için bunda bir zorluk yoktur ama. Sen yabancıların bile duasını kabul edersin! Onun dileğini de kabul etsen ne olur? Ulu Allah buyurdu: Beni kulumla başbaşa bırakın! Siz benden daha merhametli değilsiniz. konuştuğumuz mesele hakkında ne yaptın. Onun sözlerini hatırlamak istiyorum. muhabbet ve sevgi yönündendir. Yüz bin peygamber onun gönlünü boşaltamaz.

henüz küçüktü. annesi ağlayıp sızlıyor. Fakat Allah ona. Diyordu ki: Benim size hizmet edebilmekliğim için daima yanınızda olmam gerektir. Kuran'da. Aksaray'a gider ama Aksaray'a vardığını bilmez.A. Nihayet bu kör insan. Mısra: Kendi nefsine tapanlara bir yudum su bile vermezler.A. ben malımın yarısını ona vereyim de beni bundan ayır dedi Hazreti Muhammed Mustafa (S. Halbuki babası. 276) Eğer sen evvelki o dürüst hal üzerinde kalsaydın daima istenilen ve sevilen adam olurdun. Kureyşî ile Kuşeyrî ve daha başkaları da yüz binlerle yıllar geçse yine tatsız. Dileğini puttan diledi. Gözümle görmediğim şeyde bile o düşünceye aykırı hareket edemem. Namazın kazası vardır ama huzurun kazası yoktur. konuşmak bile istemiyorlardı. Halbuki o görünmeyen şey de der ki: Onlar arkamdan koşup yorulmadıkça kendimi göstermeyeyim. biricik sevgilin odur. kendisine Rabbinden gel diye çağrılmadıkça.Hakta değişme yoktur. Halbuki hasta hakîm hepsinin üstadı idi. "Kalbin Rabbimi görünceye kadar". Bu iş böylece devam edip ." (Isra sûresi. Sükûtlarının sebebini anladı. (M. Zengin bir adamda. diye öğünebilir? Erginleşen kimse erdiğini bilmez. Benim dostlar hakkımdaki düşüncem dürüsttür. Ey Allah Peygamberi! dedi. onu sergilere kilimlere bulaştırıyordu. Hakkı. özü doğru bir dervişin yanında bulunmaktır ki o ibadette hiç bir yapmacık olmasın. Acaba bu erginlikten ne anlaşılıyor? işte bu erginlik hakikati açıkça görmek demektir. ağzı burnu. O hale erginlik derler. Kâfirlerin hakkında bile fena düşünülemez. kırk yıl putlara hizmet etti. Şüphesiz ki o ibadet. Mecliste bizim sözlerimizi dinleyen bir çocuk vardı. Nasıl ki ekmeği bazan sever ve ararsın. O derece ki. gözleri sanki belirsiz gibi görünüyordu. Nasıl ki Fatiha okunmadan namaz kılınmaz buyrulmuştur. Yüzü gözü birbirine karışmış. birbirlerine bakışıyorlar. Cebrail bile gelse göz yaşını içine dökerek. Nasıl Ki filozofun biri şöyle diyor: Bir hakîm var idi." buyurmuştur. Hastanın anlamaması için onun şu çirkin hareketlerinden bahsetmek istemiyorlardı. (M. Diyorum ki: Hakikatte ve en sonunda onların da Müslüman olmayacağını kim iddia edebilir? Hazreti Ömer (Allah ondan hoşnut olsun). Ama oraya efişinceye kadar da hep korku ve yalvarma içindedir. Ama kendinin çok çirkin bir kılığı ve çok iğrenç bir çehresi vardı. Ama her gün baba ve annesinden kaçıyordu. sana çok^sevimli görünür. Eğer bir parmak daha yanaşırsam yanarım der. Hal böyle olunca onlar önce kendi sözlerini söylemeden o iş olmaz. ancak insan pisliği ile oynuyor. hele tıp ve tecrübeye bağlı bilgilerde çok ileri idi. mağrurlanarak eteğini fakirin eteği üzerine açtı. Öyle köleleri vardı ki. bazan da ondan bıkar. Bu hakîm devasız bir hastalığa tutuldu. Hazreti Peygamber öfkelenerek ona bir göz aktardı. Kalp huzuru olmadan namaz olmaz. söyle Ey Ömer! diye cevap verdi. Hazreti Muhammed'in (S. Bir huzur ki. ama değişme sendedir. Ama nasıl olur da.)'dan bir haber bile veremedim. Dünyanın dört bucağında eşi yoktu."Bu dünyada kör olan ahirette de kör olur. yüz çevirirsin. Onlarda bir zevk ve bir mâna bulunmaz. dünya gözü ile açıkça görüldüğü gibi göremeyecek bir halde kalacaktır. O düşünceye dalmaktan maksat. "Bir saat düşünceye dalmak atmış yıl ibadetten hayırlıdır. huzursuzluk içinde yapılan aşikâr ibadetten daha üstün sayılır. Birçok hekimler etrafında oturmuşlardı. 277) Onlara göre Fatiha o huzurdur. Onlar derler ki: Görmediğimiz şeyin arkasından koşmayalım. yine zevksizdirler. 72) buyurulmuştur. puta karşı ey put! diye çağırdı. Bazı fakir dervişler namazı terkederler. pek az şehirde onun eşi çirkin suratlı insan görülmüştür. Onu yemek gerekli ama bir kere zavallı hasta bunu çok sever. bir dost ile bazan muhabbeti kızıştırırsın. Eğer taklit etmek gerekiyorsa bari Kuran'ı taklit etsinler. o dosta düşmanlık gösterirsin.) meclisine bir yoksun girdi. her tel saçları yüzlerce insan değerinde idi. Acaba varacak mıyım? Yoksa varamayacak mıyım? diye şüphede kalır. bir saat sonra duyguların başkadır. Sanırsın ki. Bizim hayranlarımız arasına girmişti. hayır der. o da ben bu hali öğrenirim de kendisini bırakırım diye korkuyordu. onlara evet dedi biliyorum ki falan şeyi yemek lâzım. Zengin.

Sen sonsuz bir âlemsin yerlerin göklerin ne yeri var? Allah buyurmadı mı: "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamaz. Temiz bir vicdan ne düşünür? Şeytandan. Hıdır. İsa. İbrahim. Yoksa başkaları rüzgâr gibi gelip geçerler. Onda bu iğreti dirilik gitti ama edebî hayat başladı. Biri Allahyı görmekten. Siz kerem edin de dışarı çıkın. Mirac'dan gelmişti. annesi ve babası bu halinden dolayı ona itiraz etmeye de cesaret edemiyorlardı. şeytanı kaçırır. şeytan girer. vesvese veren şeytanın durağıdır. (M. yalnız melekler yuvasıdır. Keşke . bazan da melek girer. vah Pir Baba! Vah Allah! diye feryada gelsin. Asiya. bu sözlerin halkın ağzına düşmesi gerekmez. Ama başka bir mânası ile göğüs. Hazreti Süleyman'dan (Allah'nın selat ve selâmı ona olsun) edep öğrenmişti. Herkes içinden geçen bir düşünceyi ondan soruyordu. ben onu bilmem. Hazreti Peygamber. Havva. Bu sözleri söyleyenleri köpekler bile olsa ya öldürürler. zekâyı. Ben Hakkım diyerek Hazreti Peygambere uymaktan geri kalmaları. aralıktan şu beyti dinledim: Beyit : Senin yanında âşıklar kanatlanır uçarlar. dirilmiş." Yani beni semalarda bulamazsın Arş üzerinde bulamazsın! Nerede Allahyı halka benzeten o sapkın ki. Levhi Mâhfuz'un gözlerinin bulunaydı. Hayvan üzerine kusur bulmadı kusuru kendi nefsinde buldu. ipek ibrişimlerden örtü. her şey Allah'nın katmdandır. On sekiz yaşında öldü. o daima o tabaklar ve takımlar tahtadan olaydı da. oraya şeytan giremez.Musa. Yani Fatıma anamızdan maksadı kendisini kusurlu göstermekti. öteki Cennetin vasıflarından söz açmasını istiyordu. Şimdi islâm'ın o göğsü nerede. altın ve mücevher işlemeli tepsiler vardır. Gözlerinden ciğer kanı saçarlar. Bazan melek dışarı çıkar. Ağız ve burun su üstünde oldukça insan kendi kendine yürür ve yaşar. boğulur." (Nisa sûresi79) anlamındaki âyette buyrulduğu gibi Fatıma'nm inancı da böyle idi. Bazıları da bilâkis. Bir zümre de hiç Levhi Mahfuzdan gözlerini ayırmaz lar. bir defa pişman olsun ömründe bir kere tövbe etsin. letafeti ve kudreti nasıl tasvir edeyim. Her şeyi kendinde görürsün.gidiyordu. 45) anlamındaki ayetin mânası nedir? Akıllı insan gerektir ki. kendi nefsindendir. Bu tıpkı şuna benzer: Bir sofra döşenir. içine melek de girebilir. Onun mânası daha engindir. ben korkuyorum. kalpden daha geniş bir mâna taşır. Rabbin alaca karanlığı nasıl açıp yaydı. "Görmezsiniz ki. altın tabaklar. Nasıl ki.dedi. Büyük Allah erlerinin bazı sebeplerle bir takım sözler söylemesi ayıptır. dedim. ölmüş derler.Ama ortada ye mekten eser yok. Firavun. Ben senin kapında toprak gibi oturmuşum. Nemrut ve başkaları hep sendedir. Biri şeytan yuvası olan kalplerdir ki. der. Ama su içinde tamamiyle batarsa ağız ve burun su düzeyinden aşağıda kalır. Dostlar bilselerdi biz onlar hakkında neler düşünüyoruz. ikinci bir kalp de. Bir aralık kapıya kulak verdim. bu bir defalık tövbe ve pişmanlık da ona çok utanç versin. O zaman ona. gönlü nerede! Suyun derinliği ağzı ve burnu geçmedikçe insan onun içinde bir derece güvenli olur. Nasıl ki. Hazreti Fatıma (Allah ondan razı olsun). "Ben kalbi. ne devletler istiyoruz onlara! Önümüze can atarlardı. 4/80) hikmeti gereğince bir şeyi ayıplarken yukarda söylediğimiz o senin nefsindendir nüktesine dikkat etmek gerektir. İslam'ın sadri terimi. diye buyurmadı. Bu Levhi Mahfuz'da yazılmış olan yazıların etkisidir. Nihayet kalpler üçe ayrılır. Her ikisi de doğrudur." (K. 279) Nasıl ki Allah. Nuh. O kalpte daima melek yerleşir. "Hüdhüdü göremiyorum ne oldu?" (Nemil sûresi 21) dedi. Onun tabiatındaki parlak istidadı. vesveseden arınmış olan bir kalbe. Allahyı altı yönde sanmayın. rahmetime mekân kıldım." buyurmuştur. mütalaasından bıkıldı mı buna ba karlar. asla şeytan giremez. 278) Ona ne söylüyorsun yavrum.ben belki mümin bir kulumun kalbine sığarım. ya tövbe ettirirler. Nasıl ki Allah Şeytan için "halkın kalplerinde vesvese veren". şu cehennemi bir anlat dedi. içindeyemek önündedir. (M. bir daha söyle. Hayır dedi konuşmadı. göğüslerinde vesvese veren." (Fürkan sûresi. llyas. "Sana erişen bir fenalık. "De ki. bir vaiz.Halbuki kalp yani gönül öyle değildir. Çocuk bütün gün başını dizime bırakıyor.

Onun yoldaşları vardır. Kıptiyi öldürmekteki sebep ne idi? Söylediğin doğrudur sen de benim söylediğim şu şeytan suretini kabul ve itiraf et. mucizeyi andıran hallerinden dolayı mağrur olmazlar. canı başkalaşır. Muhammed'e de mi herkes diyorsun? O daima bunun iyi olduğunu söylerdi. Yetmiş defa hac etmişti. Kuran'da "Bu şeydan işidir" (Kasas sûresi. kuşları parçalar. Bizden biri Abdal kılığındadır. Derler ki: Deccal koyun. yedi derken yetmiş haç sevabına kadar artırdılar. Bu Simurg. Yolları üstünde yedi deniz vardij bazıları yolda kıştan öldüler. verdiğin sadakanın zevkinden bile haberi olmadı. Musa Aleyhisselâma gelen hiddet şeytan idi. örtülü ve gizli kalarak onun canına erişir. o bir aptala erişebilesin.'1 Ama bu şeytan külâhlı Türkmen suretinde değildir ki tanımak mümkün olsun. Hacıların toplanmış oldukları bir kuyu başında bir köpek gördü. Bayezidi Bistami hacaa çok defe yaya olarak giderdi. ancak biz Simurg'a erişebildik. Ancak her şeyi yerine göre herkese vermişlerdir. Bugün onun kim olduğunu söylemedim. ben de yiyemem. bu dervişlere ulaşmaz. onlarla yemek istiyor. "Şeytan Adem oğullarının sinirlerinde. Üstünü başını yırtarak feryada başladı. O kadın da der ki. Allahnın öyle kullan vardır ki. Nerede ise susuzluktan ölüyorlardı. Bunlar mağrurlanarak dediler ki: Bütün yoldaşlarımız döküldü. Musa Peygamber diyordu ki: (M. 15) anlamındaki ayetin yorumunu anlatırken dedim ki: Allah Resulü buyuruyor ki. Maksadım. yerinden sıçradı. deyince bir teşbihci.282) Hiç kimse bu çağrıya aldırış etmedi. Allahya benzer bir şey yoktur. Sen diyorsun ki. kan damarlarında dolaşır. ancak şu oyuncu kadınla düşüp kalkmak gerçi bana yaraşmaz ama benim için onunla birlikte bulunmak hoştur.o ne Arş üstünde ne de Kürsi üstündedir. bazıları denizin kokusundan döküldüler. bu Deccalın bin kat kuvvetli görüşü bile veremez. bir köpek için aldığım bir bardak su ile yetmiş piyade hac sevabı satın aldım. onların konuşmalarını kendi aralarında yine kendileri dinler ve anlarlar. Bütün bu kuşlar sürüsünden iki kuş kalmıştı. Halbuki" ben kancık değilim. Kendisi ile birlikte devam eder. Zaman zaman o inayetin eseri. Bunlar gerçi taklitçidirler. Ama Simurg'u görünce de gagalarından iki damla kan süzüldü ve can verdiler. Celali Verkam'yi sıkıştırdım. Bahsettiğim o dostları sizin de görmeniz gereklidir. Hayvan bitkin bir halde kendine bakıyordu. Bütün bu kuşlar Kaf dağına erişebilmek için can verirler. onu korumada gösterdiğin derin ilgi ile o candan bağlılığın. Allah inayetidir. Utanırım derim. Benim söylediğimden başka. o haberi. Ama onun o taraftan nereye uçacağını Allah bilir. Onun başının sadakası olsun.A) bildiği şeylerdir. Bugün daima hal üzere olanlar hiç bir zaman ondan kurtulamazlar. Herkes nihayet herkestir. Diyordu ki: SenAllahya oynayarak mı erişebilirsin? Dedim ki: Sen de oyna da Allahya eriş. Dinin sağlamlığı ile ilgili bütün ilimler. tüyünü kanadını yolar.281) Ey Allahm! Firavun yapacağım davete uymazsa ne faydası olur? Allah. Hele bana öyle külah eder ki. sen vazifeni geri bırakma buyurdu. Hazreti Muhammed'in (S. Bu köpeğe su yetiştir diyor ve bağırıyordu: Makbul bir hac sevabına bir bardak suyu kim satar. Kaf dağının ötesinde yerleşmiştir. Bana niçin yemiyorsun? der. ancak onlara yani sema edenlere aşikâr olur. bundan daha çok olsaydı diye acınmaya başladın. SUYU . hal ehli olduğunu sanır. Diyor ki: Bana. altı. burada yemekten utanırım desem ettiğin aptallıktan utanmıyorsun da yemek yemeden mi utanıyorsun? derler. Onun hali nasıl olur? Biri dedi ki: Bu Sema ile ilim adamlarının adını kötüledin! Cevap verdim: Bilmiyor musun ki. bu şeydan nedir? dedim. Yani son derece meşgul bulunman yüzünden keşke bundan daha iyi olsaydı. Ama bu taklitçi müminlerin koruyucusu. Ne yiyip içerken. Ben ona akla uygun diyorum. çölde su sıkıntısından çok perişan olduğunu gördü. kâfirle Müslüman arasındaki fark. dervişler üstüne konuşmak ve şunu anlatmaktır: Eğer isteğim yoktur desem. o da benden hoşnuttur. Bayezid'e ilham geldi. Bir gün hac yolcularının. ne uyurken. Yüz aptala hizmet etmelisin ki. Yarabbi! dedi.ne de pınardan su taşırken o hal ondan ayrılmaz. kolunu büker. (M. 280) Ömrü boyunca ve ancak bir gün hal mertebesini bulan kişi. Ne mutlu bana ki. Bayezid'in hatırından şöyle geçti. cihandan kayıp mı oluyorsun? Pirimizi cihandan dışarı attığın gibi gizleniyor musun? Bütün kuşlar Simurg'u (Huma kuşunu) görmeye gittiler. Hakkın dürüst kulları ve Muhammed'in izinde yürüyenler. kancık diye dil uzatıyorlar. Sonra artırdılar: Yaya olarak yapılmış beş hac sevabı. sorma! Gerçi benimle yatıp kalkması yoktur ama bana yağlı yemekler sunar. (M. keçi ne bulursa öldürür. O ben vereyim diye seslendi. iki adım sonra yetişirsin! Bir gün nükte söylüyordum. O taklid öyle bir kuvvet bulur ki. iyi ile kötü. Kıptiye tokat vururken. Senin söylediğin şeyleri herkes herkese söylemiştir. Ona karşı can ve gönülden bağlılıkta.

gözü Güneşin kaynağına açılmış ve onun ışığına alışmış olmak demektir. Ama kendisinde görecek göz yoktur. Ben bir kör gördüm ki. ilimden sonra da. bulunmaz bir yaratıktır. 283) Derler ki: Sen Aydan söz aç. Şu Avam denilen topluluk beş vakit namız kılarlar ki. o da bir gözü açığın arkasına katılmıştır. ona bakarlar ama Güneş ile Ay arasında ışık cihetinden hiçbir nisbet yoktur. Arap tekrar sordu. Nasıl söyleyebilirim? Güneşin alemde bir ay olup olmadığından haberi yoktur." . ne de suyun boğabileceği bir hayvan. Öyle ise ben bundan fazla bir yapmayayım dedi ve dışarı çıktı. Ütaritten bahset.Ondan sonrası ilimdir. Semender garip bir yaratıktır. Yine aynı ayette. Yahut açlıktan. doğru ve çok iyi hayalat gelir. 19) buyurulmuştur. tövbe ettim. Yarabbi! dedi. O hem yokluk içinde ömür sürer. Daha sonra da gözünü açmak. Çünkü hiç kimse Güneş yuvarlığına bakmaz.hemen bir çanağa döktü. Bana bunlardan başka bir teklif var mı? Hayır. Bu Ayı herkes görür. Ay da böyle bir zavallılık içindedir. yüz türlü yalvarışlarımla. Bunun üzerine Bayezid. daha ne kadar zaman. Ne ateşin yakabileceği. Bundan böyle bir daha yanlış düşünceye kapılmam. "Günahına tövbe et. Bu ayete "Bil!" hitabı ile gelmiş bir emirdir. Başka bir kör de gördüm ki. köpeğin önüne koydu. hem yokluk içinde can verir. elini gözü açık birinin sırtına koyar ta Aksaray'a kadar yürürdü. göz buna güç yetiremez. " (Muhammed sûresi. Kendisine ilahi bir ses geldi: Allah için yaptığın bir iş dolayısiyle. zekât da öyledir. uyanık davranmak ister. ilk doğuşta. Yani ilim tavsiye eder. azaptan kurtulsunlar. Şiir: Sen yüz öyle türlü bir sevgilisin ki. denizde boğulmaz ve sudan ona bir ziyan gelmez. Ama ateşte yanar. Kurbağa. Ayağına bir öpücük kondurayım diyorum bırakmıyorsun. bunu yaptım diyeceksin? Görüyorsun ki bir köpek bile bunu kabul etmiyor. Hazreti Muhammed'e uymaktan kendilerini uzaklaştırmalardır! Bir Çöl Arabi Peygamberden sordu: Ey Allah elçisi Allahın emri nedir? Beş vakit namazdır. suyu içmeye başladı. Evhadüddin Kirmani'yi andıran bir hayalatcı önce yolu nü ilimden sapkınlık yönüne çevirir. Ya oruç? Otuz gündür. şüphesiz o Allah. Bunun üzerine derhal köpek başını çanağa batırdı. Kuran'da "Bil ki. Kılavuzsuz yola düşmüş ölüm yolunu tutmuştur. susuzluktan eline geçen bir avı yer. buyurdular. Gerçek taklitçi. kendisinden başka Allah olmayan Allahtır. Bunlar da derler ki: Ne âlâ! Öyle ise biz de bu kadarla yetinelim Mütabaat'tan yani peygamberin izinde yürümekten vazgeçerler. Yazıklar olsun onlara ki. Köpek yüzünü çevirdi. şunu yaptım. (M. Ateşteyanmaz ama suda boğulur. Arap dışarı çıktıktan sonra Hazreti Peygamber buyurdular ki: O bunları yapmakla kendini kurtarır. Gezegenler de. Bayezid yüz üstü kapanarak tövbe etti. şefaat dileklerim. büyüklük arzusu ile bir gidişi ve bir yolu ortadan kaldırmak isteyen kimseden daha iyidir. Göz açıklığı demek.

Anlamını. Onun mânasını ve ne demek istediğini elayası gibi açık ÇOK gösterelim. hayır dedi. güneş. Ömer yüzüstü kapandı. 284) Ömer. La (olmaz) demek ihtiyata ve dostluğa yaraşmaz. dedi. dedi. Bu sözden ne mâna çıkar diye ihtiyatlı konuşayım. Allah elçisi olan Hazreti Muhammed ile sohbet etmek istediğim zaman bütün bu söz inceliklerine dikkat eder. Ya tamamiyle alim olmalı. o halde fazla bile gördün. yüzümü ona çevireyim. Meselâ olmaz. gramerini. Söndür. Ya Ömer! buyurdu. Peygamber biriyle ağ ir ağ ir konuşuyordu. demedim. Nasıl ki hıfz yani saklama. Şimdi kendime kıble edindiğim o adam söylediklerimi anlayan ve kavrayan" kim isedir. Hazreti Peygamber onun düşüncesini anladı. ay insanın neresinde? . dedi. Ayrılık demi geldi dediğim zaman bunu söz olarak söyledim. Gelelim o çetin ve anlaşılması zor olan Peygamber sözüne. Vefa öyle bir şeydir ki. Fakat Mâ harfi. Hiç bunları düşünmedim. Ariflikte fazlalık. Hazret! Peygamberin o uyarısını kabul etti. hem haber edatı. Kendimden geçmiş olayım.Ben de böylece onun çomağında bir top olayım. ama size cefa da eder. Yoksa iğneciye göre değil. çünkü azap verir." (K. onu beş yaşındaki çocuğa karşı gösterseniz inanır ve sizi sever. Sofiden hangi fazlalığı istiyorum. Bu vergide artış vardır. (Yani varlığı terk etmek)(M. Şiir: Hafızamın bozukluğundan Veki'a yakındım Bana günahları terk etmek vahyolundu. felsefeci inanmazsa ben ne yapayım! Bu Ömer. Kendi cinsimden birini istiyorum. Derler ki: Alemde ne varsa Adem'de de vardır. demiş. Allah vergisi ise âsilere verilmez. o arkadaşla konuştuğumuz sözleri işittim mi? Anladın mı? Ömer. okunuşunu araştıralım.hitabı da bu geçici varlıktan kurtulmak için ayrı bir emirdir. Ömer (Allah ondan razı olsun). Ben asla bunu yapmadım.A. Ben buna inanırım. Kendi kendine dedi ki: Ben mademki o konuşmaya mahrem değilim. Ömer bu durumda Peygamberin yanına varmaya cesaret edemedi. Yoksa senin ateşinden duman tüter. Ama size göre'. saklamayı terketmektedir. istemiyorum! Ya tamam yanar ya tamam söner. çünkü mutlak olumsuzluk ekidir. Henüz ilk gençlik çağındaydım. yoksa hakikatte değil. onu kıble edineyim.hem olumsuzluk edatıdır. (M. Birisine sorduıelindeki nedir? Sirkedir dedi. onunla hesaplı konuşurum. Bunu yüz bin yıl saysan yine azdır. Evet yepyenidir. hemen fazlalık. Örnek olarak onun bir sözünü ele alalım. Yahut bu işte bu noktayı hatırıma getirmedim. 285) İlim Allahdan bir vergidir. Analık hakkı nerede kaldı? diye soranlara şu cevabı vermiş: Mülhidler. o benden daha mülhid imiş. "Bana bilgin ve her şeyden haberi olan ulu Allah bildirdi. Bu yedi felek insanda hangisidir? Bu yıldızlar. Abdalın biri zındık olduğunu işitmiş. öyle bir kahraman idi ki. Sonradan var olan bu vücud nasıl olur da başlangıcı olmayan âlemi görebilir? Senin cismin daha dünküdür. zındıklar bilsinler ki. Ama senin dostluk alanına ayak bastıktan sonra çok saygısız ve cesur oldum. kendilerinden korkum yoktur. 66/3) gereğince. Güneş onun omuzu üzerine düşmüştü göz ucu ile ona bakınca Güneş karardı.) Mescidine geldi. yok anlamına gelen La sözü için yorum olmaz. her önüne gelen şeyde fazlalık. Bunu istesem de yapamam. yahut da ilgisiz bir köylü gibi olmalı. Derler ki: Bu söz yepyeni bir sözdür. Ruhunu da bir kaç gün daha önce yaratılmış farzet. Yani bilgi yönünden bütün artışlara razı olma. Hazreti Peygamber. Gidemem hayır bununla mağrur olmamalı. Ey Allahın Resulü! ancak mübarek dudaklarınızın kımıldadığını gördüm. Söylediğim bu sözden sen ne anlıyorsun? Kendimden geçmiş olayım dedim. bir gün Hazreti Muhammed'in (S. Ancak ben bu incelikleri düşünürsem onların kaçtığını görürüm. bir vuruşu ile aslanı geri kaçırır. acele anasının başını kesmiş. hem de başka mânalarda kullanılabilir. yaklaşmayayım. Bunu işiten bir mülhid. Görüyorsun ki. onun korkusundan şarap sirke olurdu. harflerin ağızdan çıkış durumuna göre konuştuğumuzu kıyas edebilirsin. Allah vergisinden isteyin! buyurulmuştur. Ben her kimi sevdimse çok cefasını çektim dedi.

Yolda uğrular var. Güneşin sözü mü olur? Bu halkın O Ay. Hadislerin yorumunu nasıl bilmiyorsun? Biliyorsun ama bilmemezlikten geliyorsun. emmâre. Kendime macera söyleyeyim de. ben yüzüne güler. başlangıcı olmamasından sana ne? Sen kendi kıdemini bil ki kadim misin. Bir yerde ki. senin dizginlerini taşırdı.A. O olgun sofî müridine diyordu ki: Zikrederken ta göbekten getir. yüz yıl sonra da sana gelecektir. sana ne yapayım. yani emredici (istekli) nefis. Allah sana ömürler versin. emrine boyun eğelim! Yoksa şimdi uymanın ne yeri var? Mevlâna oturmuştu. sen ne söylüyorsun? Alemin eskiliğinden. onunla sahradan. Bir delikanlı gitti. içerisi baştanbaşa nur doludur. Nasıl ki gerçek mü'minin nişanı nedir? diye soranlara Hazreti Peygamber.287) Bir Güneş doğdu.yoksa hadis mi? Sana verilen bu kadarömrü kendi halini araştırmaya sarf et. bu ne nebilik. Nihayet taşa tapanlara. bengi sular ondan yağar. O daima onların macerasından bir başkasını anlatayım diye düşünür. Biz kimiz ki? Dedi ki: Başını Hazreti Muhammed'in (S. Biz hep kalktık. Bütür âlem halkı yüzlerini ona bütün âlemi nur kapladı. gözümüzsün! diyerek ondan ayrılıyor ki. hiç bu maceradan ve bu oyundan bir şey anlatmaz ve habersizdir. bu adamla öğünürler. bunlar fenadır diyorsun. Namazı bitirmeye uğraşıyorduk. Elinde öyle bir baltası vardı ki. Dedi ki: Ben. Ey ahmak derin sensin! Derin olan bir şey varsa. ondan fışkırırken sihir onda nasıl yer bulur? Onun için buyurmuştu khŞeyhin gerçek olmadığının nişanı şudur ki. Beni korkutsun diye bir kaç kere seslendi. bir ses çınlıyordu. âlemin içindedir. onun sırlarını ve iç yüzünü bilmiyorsun! Seninle konuştuğum bu sözleri senin şeyhinle konuşmadım. Ama o ben. imam ve bütün cemaat arkamızı kıbleye çevirmişiz. Falan kimse iblis ile şöyle yaptı. şu aldatıcı dünyadan hoşlanmamasıdır. O zaman şeytan da bu adam kiminle uğraşıyor diye gülmez. akşam namazına durduk. yazık sana. şeyhimizsin. Şu halde beni nasıl tanıyorsun? Öyle bir ormana daldım ki. Önce tekrar ona doğru yürüdüm.Ben Kadı Şemseddin'den şu sebepten ayrıldım: bana istediğimi öğretmedi. Bana böyle şeyler gerekmez. ne söyleyelim. oyundan dönersin de. diye seslendi. Hazreti Muhammed'e (haşa) sihirbaz dediler. Eyvallah.) yakasından çıkar ki. Ben Allahya karşı mahcup düşemem o seni nasıl yarattı ise öyle korur. Ona hiç aldırmadım ve bakmadım bile. damarlarının içine kadar girmiş olan sevgilinin sırrını el ayası gibi açık bilemiyorsun! Sen nasıl Allah kulusun ki. Rüzgâr ağaçlara vuruyor. kuyruğuna da ebed adını koydular. karşımda oynanmasını istemediğim o oyun için bir şey söylemiyorum. Kul vardır ki şeytana uymaz. sana uyalım. Zamanın başına ezel dediler. Her kimin yüzünü o tarafa çevirirsek bütün dostlarına ve sevgililerine yabancı olur. Sen de yüzünü duvara çeviriyorsun. bir daha onları çağırdığımız zaman gelmesinler. Muhammed ümmetinden olanlar söyle olmalıdır.Ona y uzumuzu gösterelim ama delil yüzü göstermeyelim. Alemin eskiliği yeniliği bahsinde ne ömür harcıyorsun? Allahyı tanıma bahsi derindir. Başka bir incelik daha var ki. ona Allah hayatınızı size mübarek kılsın! der geçerim. Ayın. Güneş . Bunlar daha dün meydana çıktı. dedi. Hayır dedim zikri göbekten değil canın içinden getirmeli. Elimde henüz hiç bir silâhım yoktu. ebed ne? (M. senin için korkuyorum dedi. Mevlâna kendi âlemine dalmıştı. Muhammed şöyledir. Şu halde Hazreti Muhammed'in söylediği şu nükteyi sen anlamıyorsun: "Kabe. buyurmuştur. Hocanın biri namaz vaktidir. Sen böyle diyorsun ama o ne diyor? Yahut o böyle söylüyor. Işteıbunefsin inanç ve güven mertebesinde bulunması yani mutmainne bağıdır: C bağı. şeyhim. o tarafta ışık yok. ona bu işten dolayı bir utanç gelmez. H bağı da emmâre (kınayıcı) bağıdır. sonra geldi ve bana yazık olur sana. diyor. o sensin! Sen nasıl bir dostsun ki. Benim seninle işim yok.286) Mevlâna da başka bir şey söylüyor. O ki. Onu kahr içinde bıraktım gittim. Eliyle işaret ediyordu. yüzü nü butu n cihandan çevirir. Bu sözüm onu şaşırttı. Çünkü yüzlerini bir taşa veya bir duvardaki resme çevirirler. dedi. kıbleden yüz çevirmiş olarak sazcıların arasına geldim. (M. Git diyordu. karanlığında bundan hiç haberi yok. ne de resullük ve marifet makamına benzer. ne adamdır ki şeytan ile daima savaştadır diyerek. Ezel nedir. yine aldırmadım. Gerçek yürekli Yusuf sağ olsaydı. Herkese söylerim. Bir kaç kere baktım gördüm ki. Her kime yüzümü dönersem. Halbuki Allah adının anıldığı her yerde sihir bozulur. Bana gelince. Bundan sonra bir kere daha. Bana şöyle bir fikir geldi: Bunlar ne garip insanlar ki ezelden ebedden doğmuş bir güneşten habersizdirler. Arka üstü yere düştü. taşa vursa parçalardı. ne adamdır o. oraya aslanlar bile giremez. Ben ne diyeyim! Allahnın gizli velileri derler ki: Biz niçin kendimizi açıklayalım. Sihir orada nasıl barınabilir? Yağmur yağmaya başladığı vakit sihir kaçar. Ezel ve ebed nedir ki! Bunların her ikisi de senin sıfatındır. Bizde cevher var. Bu kadar hayat yağmuru ve canlılık iksiri.

Ben asla yazmayı âdet edinmedim. runanî ve safi idi. sen neredesin? Sormak istedim. benden sen ne soracaksın? Ne itiraz edeceksin? Ben mürid tutmam. göz yaşların niçin gül rengine boyandı? sordun neden olduğunu dosdoğru anlatayım sana. Sus dedim. cüzî şeyleri bilmez dediğimiz zaman noksan söz söylemiş olmaz mıyız? Meselâ benim karnımda uyuyan bir üzüm tanesi var. Ne oldu da. Her defasında. Şiir: Diyorsun Mademki ki. yuvarlanıyor ve nara atıyordu. yani emredici olan o nefis ben de. Müslümanlık ise teslimdir. Şahap dedi ki: Öyleyse. Arapçada yoktur. Kaçtım. o.Şahap her ne kadar küfür söylüyordu ama." anlamındaki âyetlerden konuşmak istedi. perhiz ile ne ilgisi var? Her kim. O.288) Söz bahanedir. tekrar Müslüman olur. Getirdiklerini oraya döktüler. düzeltirim. olgunlaşıncaya kadar böyle devam eder. cılızlık ona yaraşmaz. Halbuki sizde teslim yoktur. Farsçaya ne olmuştur ki. ben yanlış hareket etmiyorum. Müslüman olur. Çünkü teslim makamındadır. hiç bir parça bilmiyorum ki o küllün dışında olsun. O kafasını kırdığım şeyh ileri yürüdü. bu çok hoş bir dildir. Ben kendime bir şeyh edineyim ki. Yani. yani parça denildiği vakit kül yani tüm yahut bütün bunun içinde yoktur. O zaman orası bağ olmaz dağ olur. Konuşan kuvvetlidir. Şimdi ben Hintçeyi bilmiyorum. Bu acizliğimden değil. Hak.289) Öteki. yüzünü yere sürerek bana doğru geliyordu. Ama eğer bu kâbeyi aradan kaldırırsan. dedi. mutmainne (kanmış) durumuna geldikten sonra. şu hali riyazattan bilirse. karada taşıdık. Şahap kaçtı. Mananın ona gizli kalmasını istemiyordum. Çünkü yazmadığım şeyler bende kalır ve her an bana başka türlü yüz gösterir. Gerçekte mazlum budur. kaçıyor ve kaçarken acayip şey diyordu. Asla ağaçları içinde olmayan bir yere bağ denilmez. sözü ağzımdan kaçtı. herkes ancak birbirinin gönlüne secde eder.bunun secdesi onun gönlüne olur. sonra. Artık senin yüzüne bakmaya takat getiremedim. Bu yolda atılacak adımın hangi adım olduğunu bilemez. bize gel! Dedim ki: C gizliden Müslümandır. Bismillah. Başka biri. sana mürid olalım. katlandı. bahis konusu ettiğim her sözü inceler. Dedim ki: Bu gece. Faydası olmadı. Benim yönümden hiç bir perde ve hicap yoktur. onunla tartışayım. Nefsini bilen mutlakaRabbini de bilir. kendisine söz vermiş olduğum Hıristiyanı ziyarete gideceğim. cemalini göstermiştir. dediler. yuvarlanıyor. Bu küllî âlemden neyi kastediyorsun? dedi.buyurmuştur. Bir gün de bir nükte anlatıyordum. Ben o üzümü bilmezsem onu bilmek veya bilmemek bana ne noksan verir. Şimdi bu halin amel ile ne ilgisi var. Biz Müslümanız. sonra kâfir olur. sohbet ile olur. Başımda coşkunlaşarak gözlerimden taşıyor. yine sustu. yanlış. onun secdesi bunun gönlüne. der. Ona yanlış. Beni bırakın. Adı emmare. tümden bahsettim. cüzî âlemi parçaları bilmez. Kara nerede. Dediler ki: Sen gel teslim. Ben külden. gıda ondan uzaklaşmıştı. Ferman geldi: Ey Ruhanî Cebrail! Allahsal levhadan şu kutsal sözü oku. Nihayet mazlum falandır ki. dedim. ne gam! Bütün âlemden korkusu yoktur onun. oradan uzaklaştım. (M. Evet cüz. her şeyden dışarı çıkar. bu kadar güzelliği ve hoşluğu ile beraber bu lisandaki sözler. "Biz Adem'i mükerrem yarattık. maksattan daha çok uzaklaşır. Onun bu hararetli konuşması üzerine bir feryat kopardılar. Yoksa her şeyhi kâmil sanan müritleri istemiyorum. Başını kırdım. ama Arapçaya ne olmuştur ki! Eğer Hintli onu işitse. Hak sözleri deryasının coşkunluğundan bir Elif nakş olundu. Bana çok ısrar ettiler. arkamdan bir konak mesafeye kadar geldiler. bu âyetten nasip yoktur. ses çıkarmadı. duvağı çözmüş. küllî âlemi yani tümü bilir diyorsun. onu denizde. O günü bir toplantıda o şeyh ile cenkleştim. o kâfirdir dediler. dedi ve gitti. Bizim önümüzde bir kimse bir defada Müslüman olamaz. Henüz sözümü tamamlamamıştım ki. Sevdanın kanlı yaşı gönlüme dökülüyor. öz ruh olmuş. bize hırka ver dediler. Bilmiyor musun ki. ona soğup saydım. bu kadar sabretti. dedim. Mısra: . riyazat ile. Bazı açıklamalarda bulunuyordum.çevirirler. tecrübe ediniz! (M. gülümsüyor.

candan ve (M. Şeytan. Beyit: (M. okun düştüğü yerde bir hazine saklıdır.291) cihandan geçti. Rüstem beyaz dev'e demişti ki: Tenimi dağ başına göm. acayip haller görünebilir. yayı çek diye emir vermedik.292) Ben. çocuklann kitapta okudukları ve Allahnın. ünümü işitenler hakaret gözü ile bakmasınlar. bir saat da yalvarmakla vakit geçiriyordu. bir kervana katılmıştı. bir kul'dan bakarlar. feryada başladı. Ailesi olsun yabancılar olsun elinden kan ağlıyorlardı. Diyordu ki: Allah hakkı için yemin ederim ki. Bu arada karşıdan çölün koyu perdesi arasından bir insan belirdi. şimdi senden nasıl ayrılalım? Adamcağız. Falan kabristandan dışarı çıkınca arkanı falan büyük kubbeye çevireceksin. Şaka değil. Nihayet şu cevabı verdi. 290) İrfanım öyle bir mertebeye yükseldi ki Bilgisiz olduğumu şimdi anladım. Elinizi eteğinizi benden çekin. Zincirini kımıldattılar. onun sözü kuvvetli şahsiyetlerin söyledikleri sözler den değildir. Bu haberi padişaha ulaştırdılar. Artık benim için hac ümidinden bahsetmeye bile takat kalmadı. Kendisine yaklaşınca bir anda ona doğru koştu. Sen kimsin? O eteğini çekti ve beni bırak. bu ululuğu ve kudreti sana vermiştir. Biz. Nasıl ki Hakîm Senayî buyurmuştur. yüzünü doğuya döneceksin. Hemen yerinden fırlayarak can korkusu ile yola koyuldu. Oklarını sınadılar. Musa Aleyhisselâm. bu sene yüz dinar bulur. onu sapasağlam kervana yetiştirdi. Dünya halkının hali ve yücelik peşinde koşanların akıbeti şuna benzer. Ne kadar uzağa ok atabilen okçular varsa toplandılar. Biri hafızlar halkasında otururken ansızın vecd'e tutuldu. yalnız kendilerini görürler. her ne kadar aradı ise de bulamadı. bu sene açlıktan öleceği hakkında bir şikâyeti olmadığındandır. gerçek inanç bekleyenlere de böyle garip cilveler. kovucu bir insandı. dedi. diyordu. Gece yaklaşınca umutsuzluktan. İnayet erişince iki adım sonra maksada erişebilirsin. Çöl yolunu tutmuş. Padişaha döndükleri zaman ona şöyle ilham olundu. oku yaya koyarak atacaksın. Kendi kendine diyordu ki. hemen yola çıkmalıyım. Adam yolda bir kanlı ishale tutuldu. halbuki bu adam şer ve kötü işlerle tanınmış. dedi. Ağlamaya. çünkü ona bir şey gösterdiler. Hah! dedi. Biri. Belki de Allahya yakın meleklerden biri olmalı. Bu sevdanın baskısı altında hiç sabrım kalmadı. Birinin eline bir definenin planı geçmişti. Ey Ulu Allahm! dedi. Bu ergin kul hürmetine şu umutsuzluk saatlerinde elimden tutuyorsun! Uzatmayalım. Dilencinin o sevinci. Hasta kendine gelince. Bunu sana anlatmaya ne lüzum var! Adam korku ve ıstırap içinde bir saat kendinden geçiyor. vaizlerin kürsüde.Ey bedenine hizmet eden gafil! Onun hizmetinde daha ne kadar uğraşacaksın? Derler ki bu mısra Ebülalai Maarri'nindir. Sık sık deveden iniyor. Sana kulluk edemedim. gelirler. (M. halka da böylece yayılır. Ey dost. artık. inanan bir kimse herhangi bir şahıs . Ey aile efradı! dedi. Adam o anda iki elini o kurtarıcının eteğine vurdu. yerinde kalakaldı. bir gün böyle bir saate kavuşmak umudu ile bekledik. Ailesi dedi ki: Biz senin bu kadar zahmetlerini çektik. sevinir ama o nazlı Şehzade ki devlet ve varlık içinde doğmuştur. dedi. oku attı. sağalttı. Kendilerine bakarlar. benim artık insanlarla alışverişim kalmadı. O da benim baştan sonuna kadar söylediğim bir şey olmadığını bildi. onu arayanlar için insanlık ışığıdır. O kadar da değil. kemiklerim yücelerde kalsın ki. ne oluyor diye merak ederler. seni seçkin insanlardan kılmış. biz seni bilemedik. imamların mihrapta. fakirin bu sevincine o güler. temizleniyordu. karanlık üstüne çökmüştü. yalvarmadan da takati kesilmişti. işte böyle bir kimseye. Umutsuzluk gittikçe artıyordu. Hakkın çehresi. Kendisi gelerek oku yaya koydu. Onun bu sözünden bir şey kokusu geliyor. Asıl kötülük zamanlarında sana yakın idik. Yani nefsimi bilemedim demektir. işte bunlar gelirler. Önce gerçi dileği yerine gelmedi. "Kıyamet gününe kadar lanetim üzerine olsun" dediği kimseyim. bana hac seferi görünüyor. kervanı gitmiş buldu. deniliyordu Adam gitti. yani nefsime kulluk edemedim anlamınadır. elime yapış. Koşarken yolda bir ağaç dikeni ayağına saplandı. ihtişam içinde büyümüştür. Fakat yine bir şey çıkmadı. bu ya Hızır olacak ya llyas Peygamber. bu yürüyüş insan yürüyüşüne benzemiyor. Nihayet biraralık kervan geçip gitti. karanlık. ok hemen önüne düştü. gelen adam eliyle zavallının ayağını oğuşturdu. dedi. yalvarmaya başladı. o ışık içinde bayıldı düştü.

insan yüklendi. o git işareti. ta atadan dededen ve hayatının ilk çağlarından beri. Gönlünden geçen gizli düşünceleri anlatan o şahıs acele ile oradan uzaklaştı. Sonra görüyorum ki öyle bir arkadaşın yoldaşlığı. onların halinden. Bir gün kendinden daha önce yola çıkmış olan bir yolcuya rastladı. Gerçi görünüşte halk onların çevresinde toplanmıştı. Ama bizim ilk görüşümüz onu nasıl geçebilir? Her kimin sıfatı ilk defa gözümüze ilişse o bir şey söylemese bile biz cefa yönünden kendi kendimize o neye yarar. Ona bakınca yürüyüşü hoşuna gitti. Önce. O bundan korkuyordu. açıklamaları vardır. dediler. dediler. Onun yayını semalar bile çekemez. Bu kadar para kimde var. ancak Hazreti Muhammed'e ve ona uyanlarda olabilir. bunu ancak o çekebilir. Ne küfürdür bu! Sonra cehennemin. hiç olmazsa şu yalnız yürümek âdetini terk ederim". yalnız başına yolculuk yapmaktan daha zevkli olacaktır. Şah cevap verdi: Vah vah bu ne cimriliktir." demesi ne kadar ibret vericidir. ama yüzünü kapamıştır. Yüzünü Allaha çevirse henüz Allahın halkasına ulaşamamıştır. sırlarından söz açıyordu. "Adem henüz su ile toprak arasında iken. bu emaneti taşımak bizim işimiz değildir. Olur ki. Şimdi bu insan Muhammed'in veya İsa'nınsıfatını anlatıyor." (72/33) buyurulmuştur. git derler ama. Bir okka arpa ekmeği iki akçeye satılıyor. ben seni arkadaşlığa kabul ediyor muyum? dedi ve başını önüne eğdi. Bunlar deselerdi ki: Eğer yay sert ise onu biz nasıl elimize alabiliriz. Yüzünü rıza yönüne çevirse. bir makam halka korku verir. "Yoksulluğum benim kıvancımdır. Kendi kendine acaba bu adamla yoldaşlık yapayım mı? diye düşündü. Şu iyi arkadaşla Hak rızası için dost olayım. işte o görüş ve Hakka dayanma kuvveti. Yoksa nasıl olur da. Çünkü onların (M. hacca gittiği zamanlarda daima yalnız gitmek isterdi. uzun ömür gerek ki bunu bir daha elde edeyim. gerçekte gitme manasındadır. Eğer biri bir din adamına alicik dese bu küfürdür. Hak yolu değildi. Onların vasıflarından bahseden bu zatı niçin görmüyorsun? Belki de bu odur. Allah sevgisi nuru ile yetişmiştir diye zan beslerse. işte böylece hangi tarafı seçeyim diye kendi kendine hayal kurarken. yerler ve gökler bile. diyordu. fakircik. Birine coşkunluk geldi." sözündeki hikmetten bir koku almamış olanlardır. Şimdi din bahsinde de böyle olur. utanmıyorlar mı bunlar Ona göre ucuzdu. onların ardından yürüyorsun. Bir sıfat. dervişcik diye onları küçümserler. feryat ediyor. İbrahim Peygamber yüzünü öyle bir şeye çevirmişti ki. o halde dervişcik diyenler hakkında ne söylersin! Bunlar.) hakkında beslesin. Bilmem ki onlardan ne elde edebilir? Bir kimseyi neden kurtarır veya neye yaklaştırabilirler? Nihayet sen peygamberlerin yolunu tutmuşsun. Yahut büyüklerden birinin vasıflarından bahsediyor. Peygamber sözlerinin yorumlamaları.hakkında. Nasıl ki Kuran'da "Biz emaneti yerlere ve göklere gösterdik.293) gözleri başarı kazanmakta değildir. bak gör ki. Bayezid. keşke dedi onu göreydik. Öteki. kıtlıktan Niçin? dedi. dediler. Bizim ardımızda biri vardır ki. onlar Hak ile ilgilendiler. "Geç ey mümin! şüphesiz senin nurun benim ateşimi söndürecek. ben Peygamber idim" buyuran Hazreti Muhammed (S. ey ahmak! dedi. İki akçe nedir ki dedi. Ama ona göre kolaydır her şey. . İki akçe şu kadar para eder. Ama yüzü o tarafa çevirmekle. uygunsuz bir kimse ile yol arkadaşlığı yapmak istemezdi. deriz. Peygamberler halk ile pek az düşüp kalktılar. Bu ilâhî işarete göre. Harzemşah'a dediler ki: Halk ekmek pahalılığından. bir kere bütün karınları doyurursam bu kadar mülkü nereden bulayım. Çünkü çok hoş bir arkadaşa benziyor. henüz rıza mertebesine erişmemiştir. onu yüklenmekten kaçındılar. ona göre bir açın karnını doyurmak için senin bütün mülkünü veririz demek çok ağır gelecekti. Halka karşı yavaş yavaş yabancı ol! Çünkü Hakkın halk ile hiç bir yoldaşlığı ve ilgisi yoktur. baktı ki o adam yüzünü geri çevirdi.A. ulaşmak aynı şeydir.

tam dinlemek gerektir. Şeyh kendine geldi ve sordu: Ne oldu size. halimiz ne olacak? Allahya yalvararak ağlaştılar. 3/7) Ben gelmiştim. Nasıl ki. ama Allah kullarının. Elinde bir bardak buzlu su olduğu halde etrafımda dolaşıyordu ve soruyordu: Susuz musun? Evet. Bu açıktan görünmez ama buradaki mana başkadır. Nasıl ki hadiste. Şiir: Gündüzleri senin yüzünden gözlerimden inciler saçılır. onu bağlayamazlar: belki daha kuvvetli olur. seni Hazreti Muhammed'e uymakla (M. Hazreti Ömer'e geldi. şehadet getirsin. . Gönüllerde sevgi var. Henüz bizim konuşmaya gücümüz yetmiyor. öteki mesci din köşesinde uyuyor. benim bundan haberim yok. Ben de ondan yüz çevirdim. Ya Ömer! dedi. dedi. nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir. dedim. Bu da doğrudur. Ya Ömer! Şu kapının yarığından bak dedi. Gerçi şeytan cismi olan bir varlık değildir. ne gördün? dedi. gel de sana garip bir şey göstereyim. Tam olarak söylemek." diye feryat eder. Onu mescide götürdü. Müridleri. ona inananlar çevresini kuşatmışlardı. bağ sefasına gitsem bile Hiç kimsenin sevgisini gönlümde saklayamam. çevresindekiler ısrar ettikçe." buyurulmuştur. Şeyhin biri can çekişirken çok ıstırap çekiyordu. Der ki: Ben bir sivrisineğin bile benim yüzümden ezilmesini ve incinmesini istemem. Ateşe nur yaraşmaz. Ademoğullarının kan damarları içinde dolaşır. Şükretmek hal dili ile olursa. Nasıl ki cehennem. Şeyh. Bir gün şeytan. Gerektir ki başbuğluğundan vaz gecesin! (M. dillerde sevgi var. bir kişi namaz kılıyor. onu düşünmesemşu namaz kılan adama öyle bir is yaparım ki. Az bir ışık varsa şükredince artar.Ebû Ali Sina yarım filozoftur. Onların bildikleri bir sır vardır.2 4) Çocukluğumda bir kitapta bir hikâye okumuştum. kulaklarda sevgi var. Niceleri birçok riyazatlar yaparlar. ancak Allah erlerinin ark ateşi yakar. Ve cevap gelir: "Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. istiyorlardı ki. Kanımı dökersin diye beklemiyorum belki. onlar o tarafa gittikleri zaman da bu tarafa dönüyor. Şeyh yüzünü onlardan öte tarafa çeviriyor. Geceleri sabaha kadar gözlerim semalarda dolaşır. yüzümü yine ondan çevirdim. Tam filozof Eflatun'dur aşk davası eder insaf et ki makbul olasın! Bu naklolunmuş sözlerdendir. has kulların vakitleri geldiği zaman şeytan onların etrafında dolaşmaya nasıl cesaret edebilir? Melek bile onların çevresinde hesap ile dolaşır. Döner misin diye o umutla bekliyorum. "Şeytan. Ayağını çekti ve dedi ki: Ya Ömer. eğer ondan korkmasam. O haldeAllahya ortak koş ki şu suyu sana vereyim. asıl bu saatte şehadet getirmek lâzım. Evet güneşten ayrı düşen insan. söylemiyorum. Hazreti Ömer. Çünkü o şehvet ateşinden yaratılmıştır. O bu tarafa geldi yine aynı şeyi söylüyordu. Ama yanıma şeytan gelmişti. Allahtan başka Allah yoktur desin. Ömer baktı. dedi. Güneş yerine karşısında mum yakar. ah diyorlardı. Müridler arasında feryat ve figanlar yükseliyor.29) aziz kılan ve seni benden kurtaran Ulu Allah hakkı için. bu ne hal? Müridler meseleyi anlattılar. (Allah ondan razı olsun) şeytanın bir gözüne vurarak kör etti derler." (K. yalvardıkça hayır diyordu. "Allahm bize eşyayı olduğu gibi göster" der. sana karşı beslediğim son derece sevgim dolayısıyle başka bir vakit gizlice şeyhin yanına varalım diyecektim. bu ne iştir başımıza gelen? Bu ne karanlık iş. keşke dinlemeyi bilseydik. Sen de şu şiiri söylüyordun: Başkaları ile içki derneğine. onu aç köpek un dağarcığına yapmaz! Bu şeytanı hiç bir şey yakmaz. hem de onun kullarını incitir. Nurun ateşimi söndürdü. Halbuki o hem Allahyı.

Adam tekrar şu cevabı verdi: Babası çok olgun adamdı. "Halkın en kötüsü. Küçük yaşta iken seni düşkünlüğünden kurtarayım ki. Ona. İşte şu sert tavsiyeden maksadım ancak nefsin terbiyesidir. dedi. Toprağı harap etmesen. Yoksa ekin bitmez. bu melektir. 296) Gel! Tekrar gel ki. ne söylüyorum? deyince. Emirsiz ağzına bir lokma komaz. yüzünü gözünü yırtmazsan o zaman harap olur. Meğer ki onu öldüresin veya ölünceye kadar dayak atasın. dünyanın içindedir. fakat benimki öyle değil. bununla beraber bütün güzel şeyler ve bütün hoşa gidecek şeyler hazırdır. Üst tarafı oyuncaktır.A. başka biri geldi. Onun terle dışarı çıkması zor olur. şu bıyıkları kestirelim. Zaman zaman çorba ile et de olur. Hikmet ve bilgi sahibi Allah katından ona kudret verildi.Kendi kendime dedim ki: O gecedir. dünya sevgisinden bahsediyordu. Biri." sözündeki sırrın mânası nedir? Bu mânayı halka anlatmak çok güçtür dedim. kâfirler bıyıklarımızdan korksunlar. ama sana açılmamıştır. Kur'an'da sözü geçen secde edenler acaba hangileridir? Önce gelmiş geçmiş peygamberler değildir. dedi. Hattâ dört yüz kırk veli de değil. olduğundan daha ileri gidesin! Bu güne kadar olmadınsa şimdi olasın! Savaş zamanında bir can ve cihan değerdin. Biri benden sordu. sen işitmiyorsun. Rubai: (M. Ama ben babasını sormuyorum. çok acayip bir insan olur. Hikmet ve bilgi sahibi Yüce Allahnın katından imdat olmasaydı velilerin işi nasıl olurdu? işleri belki kırk bin yılda düzelmezdi. Çünkü böyle olmazsa büyüdüğü zaman kendi bildiğine göre hareket eder. O benden badem istese. ne onu istesin. işitmiyor musun. Yüce Peygamberimizin yoldaşları ve onlara uyanlar da değil. artık öfke yönünden bir şey yapamaz. Biri ötekine sordu: Falan kişi olgun bir adam mıdır? Babası çok faziletli. büyüdüğün zaman oyunun ne olduğunu anlayasın. O yapmakla yıkmak ne demek olduğunu bilmiyordu. bu zorluk bendendir demelisin! Allah. kulu ile. Ben görüyorum ki. derisinin açık mesamelerinden ter çıkıncaya kadar üzüm yer. bu insan oğlu değildir desinler. parmakla ağzından çıkarırlar. bu sağlam toprağı niçin harap ediyorsun diye çıkıştı. Eğer bu çocuğu bana verirlerse onu öyle yetiştiririm ki. Tıp budur. Dışarı çıkalım. dinler. beliren ışıklar sizin tarafınızdan gelir. onun değeri nispetinde ilgilenir. Yolcu. Ben senin sözünü işittim. Yirmi misli daha ömür sürseler bile yine yetmezdi. halbuki kendisi de aynı sevgide idi. Kedi bir yere pisleyince nasıl pisliği ona gösterir sonra yüzüne sürerlerse ben de öyle yaparım. Güneş yerinde duruyor. Savaşa gitmeyeceğiz ki. ne de bunu. Görenler. işitmeseydim ne sorduğunu bilmezdim. Onu böylece kısa bir zaman içinde yetiştirirsem. O başını nereden kaldırırsa kaldırsın. yüzüne bir tokat vururum: Aç isen işte ekmek. Bunlar. Ölünceye kadar hasta olmaz. Başka bir şey yerse onu zorlukla yakar. . İnsanın gıdası ekmektir. dense. (M. tek başına yiyendir. Nihayet dünya sevgisi. yoksa saçmalama derim. Benim nefsimin işi çoktan beri sona ermiştir. Yüzünü bize çevirirsen gönül açıklığı seni bekliyor! Açılan her perdeden. Barış zamanında bak ki nasıl oluyorsun? Vaizin önünde öğüt vermek hanendenin karşısında şarkı söylemek olmaz. Ama içimizdeki kâfirlerin her birinde bu kıllar sayısınca birer mızrak çeksen yine korkmazlar. Güneş batmadı. Başka peygamberlerin bin senede elde edemediklerini Hazreti Muhammed (S. kendisini soruyorum. olgun bir adamdı. Her ne zorluk görürsen kendi noksanından bilmeli. bu perde gariptir. Güneş battı diyor.) en kısa bir süre içinde elde etti. Meğerki büyük üstat olmalı. öğüt kâr etmez. O yırtıp kazmak toprak için bayındırlıktır. Kul ne yaparsa Allah da öyle yapar. 297) Adamın biri toprağı kazıyordu.

Nefsin . sen de onlarla birliktesin" hikmeti gereğince bu kadar azap ve ayrılık içinde olunca Allah nasıl seninle birlikte olur? Meğerse surette seninle nifak halinde olsun. derler. Babası yerinden sıçrar. Başka bir sofu da ben midemi ikiye böldüm. tekrar yarasının üzerine koyarmış. Keşke her neyimiz varsa hepsini alsalardı da ancak hakikatte bizim olanı bize verselerdi. ekmeği ye. onunla konuşuyor ve onu dinliyormuş gibi. Hazreti Muhammed'in (S. diyoruz. İsa' nın sıfatını söyleyin. Peygamberin dilinden söylenmemiş doğruca Allah yönünden söylenmiş olan. bu âlemi meydana çıkardı. haydudun biri oğlunu pek üzüntülü buldu. İşte insan böyle bir zamanda ondan ayrılıp gitmenin neler kaybına sebep olacağını bilemez. çiviyi alnına çakmalı. Biz ise içimizi sevgi ile dolduralım da başka bir şeyimiz olmasın. o sayede devlete erişti. Onu öldürmek ister. derdi. Yani yollarımızı kendilerine göstermiş olduğumuz müminler.) sıfatını söyleyin. Hümameddin daima insanlar nazarında hoş görünür. gerektir ki bizim kılavuzluğumuz olmadan yürüsünler. ekmeği de tabutla beraber satmalı. pek acayibime geliyorîBu kimseler ki o müjdeyi almadan sevinç içindedirler. Nasıl ki. şeklinde de okuyabilirsin. Biz bunu ne yapacağız? desinler. Çocukluğumda bana. O kendi yerini kendi yapar eğer ona can lazımsa gelir. her birinin başına altın taç giydirseler bile gerektir ki razı olmasınlar. duvara vuran ışık daha başka. o ötekilerin tarafındandır. yoksa paran mı yok?Keşke dedim üstümdeki elbisemi de alsalar. duvarda yansılandı. Aradan epeyce bir zaman geçti. (M. Hakkın nefesi beliriyor. derler. Derler ki. 298) Sofunun biri şöyle demişti: Karnımı üç bölmeye böldüm. Sana elbise mi lâzım." denilmesinden maksat bedenimizin görünürdeki savaşı ve hizmetidir. lâzım olur. omuz vurarak denize atarlar. Maksat Allah yolunda savaştır. Pazar. "Bizim yolumuzda savaşanlar.İçimde bir müjde var. kolay zannediyorlar. Tabutu ne yapayım? diyenlere de bir gün ölecek değil misin. kaba saba bir adam var. Güneş ışığında vücudunun bir tarafından bakılınca öteki tarafı görünürmüş. Şu halde biz ne iş yapalım? İhlas (bağlık) perdesi arkasından bir ışık sıçradı. bakarlar ki. Ben saymadığım için bunların sayılarını bilmem. Şimdi bunlar birer sır söylüyorlar. Nasıl okursan oku. su lâtiftir üstünde kalır. latif bir şeydir. Ey kancık evlât! der. Meğerse bir tanecik pul varmış. onu görür. Anladım ki. "Bizim yolumuzda savaşanlara elbette yollarımızı gösteririz" (K. netice aynıdır. Onlara yollarımızı gösteririz buyurulmasmdan kasıt da ruhlarımızın veya gerçek inancımızın yollarıdır. üçte birini nefes için ayırdım. nefes lâtif ve hafif şeydir. beni bir katırın karnına koysunlar ki onun arkasından şu cihanı seyredeyim. Sanki göklerin ve yerin Allahsı ile sevişir. Yoksa bu gönül karanlığı azapların en beteridir. Biri sırasız oruç tutar. geminin yükü ağır olunca. belinde bir kemer gördüm içi altın doludur sandım. Bu tutmaç suyu mudur ki getiresin de içesin ve bitiresin. kuvvetli üç tokat vurur. Onun sevgisini. Calinos hekim bu âlemi bilir ve tanırdı ama öteki âlemden haberi olmadığı için söz açmazdı. Yoksa bu yolda savaşanlar. yarısı da su için. Sanki saymışlar da ona göre söylüyorlar! Kurtlardan biri yere düştü mü onu alır. 29/69) buyurmuştur. Zır deliler de. şu cevabı aldı: Bir delikanlıyı öldürdüm. iki yüz bin kurt ve böcek onu ısırıyordu. gönül sefası gerektir. İsfahan'da ekmeği demir çivilerle satarlar. yeri yarattı. Perşembe ve karışık günlerde aç durur. Bir üçüncüsü de şöyle demiş: Ben karnımı ekmekle doldurayım da. Üçte ikisini ekmek. (M. Siz hep bildiklerinizi söylüyorsunuz. elbette secdeye kapanır. bizim yolumuzda savaşanlardır. Eğer ölmezsem. Eyyub Peygamber (Allah'nın selât ve selâmı ona olsun) bedenini kemiren kurtlara o cihetten sabrediyordu ki. Bu âyeti ister başından sonuna kadar oku. görsün ki nasıl olur. Hint kılıncı bile ona yetişemez. yarısı ekmek. Akıllı olan satıcılar. desinler. çünkü orada ekmek pahalıdır. Vahy. semaları yarattı. Bildiğiniz bütün bu şeyleri söylemeyin. O zaman bizim onlara yol göstermemiz nasıl olur? Derler ki. Yüzünden saçılan o niyaz ve ihlâs ışığı beni doyurmuyordu. Nihayet o engeller aradan kalktı. Gönüle vuran ışık başkadır. dilerse gider. hep tasalısın? diyorlardı. oğlana üzüntüsünün sebebini sordu. Ulu Allah.A. Bıçak öylesine keskinlik gösterir ki. Aşırı konuşurlar. Ona bakarken birçok engel araya giriyordu. demiş. Nefes de ister bunun üstünde kalsın ister kalmasın. 299) Kul gerektir ki Allah'yı görsün. derler. Bize o iç aydınlığı. onun tarafından değil. Acaba bunlar bu Allah sevgisi yolunda neler neler biliyorlar? Allah ki. Bu ne? diye aşağıdan bir ses gelince hiç derler suya bir parça şarap düştü. Ama ölmek bana daha hoş gelir. istersen sonundan başına doğru. "Allah onlara azap vermedi. ne türlü aşk oyunları oynar. O kendisi ölmek isteseydi onu biraltına bile öldürmezdim! Gemiciler de. çiviyi pabucuna vur.

30/10) ve ayrıca "Sizi ancak tek bir nefisten yarattık" (Lokman sûresi. ama bütün külhancıların bahsettiği sabah değil."buyurmuştur. ama engel olmaya gücüm yetmiyor. ey oğul! derdi. Başkaca her ne söyledilerse o Elifin açıklanması konusunda söylediler. ah! dedim bana iş hususunda cömertlik gösteriyorsun. Kuran'da bir benzeri olursa işte o hadis gerçek hadis sayılır. Bizde bir çare bulalım çaresiz değiliz.hep sana söyledim. Benim maksadım neydi? Bana. Sordum. tekrar yaratılır. O da soranın haline göre cevaplar verirdi ki ona lâyık bir cevap olsun. (M. Biri sordu: Peygamberlik nedir? Peygamberliğin iç yüzü nedir? Peygamberlik kapısı nasıl kapandı? Yoksa insan oğulları mı kalmadı? Bir başkası ibahat yani her şeyi serbest ve mubah saymak ne oluyor? dedi. Bu nasıl sözdür? Biliyorum ki. içinde bulunduğu o ayrılık âleminden cem âlemine yani birlik makamına getirmek istiyordum. Bilirdi ki. "Gideyim bir iş tutayım. dedi. Hazreti Peygambere daima. zekâtını veren kimsedir". dağı. başka yere varayım. 33/44) buyrulmuştur. Meselâ bir gün şu bahse dalmıştık. ta ki Allahlığına açık şahit olsun. diyorduk ki: Peygamber sözü olan hadisin. O Elif de hâlâ anlaşılamadı. falan yanıldı gibi sözler çok geçerdi. 300) derecesine göre konuşunuz. yahut bu yüz arşın derinliğinde bir kuyudur. ya da bu tehlikeli çöldür! Bildiğim halde nasıl giderim? Biliyorsan gitme. Onu. Bazan öyle bir hal içinde bulunurdu ki. Nefsine şiddetli davran ki. onu hikâye ettiği vakit ben o makamda nasıl durabildiğini kendisine anlatırdım. "Halk ile onların akılları (M. bu öldürücü zehirdir. Kadı Şemseddin'e dedim ki. bunda ihtilâf vardır diyordum. Ama ziyana sokuyorsun! Sabah ona yakın gelmişti geri döndü. Hele şu adama bakın. benim işim. Her şey onun katında mahvolur. başlangıcı yoktur denilmez. işte "Halk ile akılları derecesinde konuşun" diye buyurulmasının yeri burasıdır. falan hata etti. elinden ve dilinden. Bunları eğer şehirde bir topluluğa söyleseydim bana yüz binlerce saygı gösterir. nedir? Bir iş yapmayayım mı? iş yapmak bilir misin? dedi ve ilâve etti: Bu kadar dalgınlık ve bu derece incelikle. anlamına gelen hadise benzeyen âyetlerin Kuran'ın neresinde olduğunu sorduğum zaman derhal cevap verir. ayrılıkta ölmüş zavallı Ey deniz kıyısında susuz uyuyan gafil. oruç tutuyorum diyebilesin. Benim bunda hiç bir maksatım. Bir aralık onun da hata ettiğini gördüm. bağlılığımla beraber. dileğim yok. "Şüphesiz müminler kardeştirler. Ama her defasında bunlar gibi yüz bin söz tekrarlanır dururdu. Yani burada oğul hitabının ne yeri var demek isterdi. Zaman zaman bunu kendisine anlatırdım. Şiir: Ey düğümler çözme sevdasında olan ölü! Kavuşma sırasında doğmamış. Alemin çaresini biz bulalım.sırtına bin ki. Müslümanların güvende olduğu kimsedir" buyururlar. 301) Bir defasında "Müslüman. O bir hadis anlatıyor ve soruyordu: Bunun benzeri Kuran'ın neresindedir? O sırada ben kendisine garip bir hal geldiğini görüyordum. gerçek hadis midir. Buyurmuş olduğunuz bu hadis. Başını önüne eğer ve derdi ki: Oğlum sen kuvvetle dağı kamçılıyorsun. Bir Elifin ne olduğunu bilsen bütün Kuran'ı biliyorsun demektir. 302) büyük bir halk kümesi bana mürid olurlardı. Bütün sırlardan ancak bir Eliften başka bir şey açıklanmadı. iman nedir diye sorarlardı. Ben bir şey düşündüm. kamçıyı kuvvetli vuruyorsun. Şeyh Muhammed'in sohbeti sırasında. 27) anlamındaki ayetlerden örnekler söyler. benim maksadım soru sormak değildi. onu günün birinde Müslüman edesin! Peygamber." (K. Sizin aklınız derecesine göre dememiştir. bu deniz boğucudur kendimi içine mi atayım? Yahut bu ateş yakıcıdır. Daima oğul! diye hitap ederdi ve gülerdi. cevabını verirlerdi. sözleri. Bu Kâdim'dir." âyetini ele alalım." (K. Ey hazinenin başında dilencilikten ölen miskin! Biliyorum ki fenadır. "Namazını kılan. Bütün bu inancımla. Diğer bir defasında. Mademki bana ders vermiyorsun. değil midir. "Güneşi gördüğün zaman onu şahit kıl" ve yine Kuran'da "Biz seni görücü müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik. Kendi kendime. Bir zümre de birbirinin saçlarını yolarak kavga çıkarırlardı. mollalarım nazarında hayretle karşılanır. yahut bu bir yılan yuvasıdır. bilmiyorsan bu nasıl bilgi olur? Buna nasıl akıl veya bilgi denilebilir? Bu kadar öğütleri. sonra yine kendi âlemine dalardı. "Gökleri elimizle kurduk. şu makam ve saltanat içinde nasıl çalışıyor? derler. Halbuki . tatlı canlarını. sevgili mallarını bağışlarlardı. Bilginler tek bir insan gibidir". Sorularını uygun sözlerle oyalıyordum. (M.

Başka bir Allah gerektir ki onu dile getirsin. dedim. Bir başkası da bir iki lâkırdıyı esirger. yoksa bir dilek için değildir. beni hapsetti. Olaki tekrar bir yol bulabilirsiniz. Adam şu cevabı verdi: Ben önce o yel ile gelmedim ki. biraz murakabeye varmak istedi. Bunu seyreden halk acaba Şeyh ne yapacak diye hayretle bakmıyordu. Allah için ne söyleyebilirler? Her ne söyleseler çirkin düşer. senin huyundan başka bir huy ile yaşamıyorum. (M. Bu saygı ve ululama yönündendir. Vaaz etme sırası geldiği vakit bize haber verin. karşısında secde edenlerin. insanda iz bırakır. onlara karşı bir hareket göster ki. Şeyh bir zaman düşünceye daldı. Bir yumuşak huyluluktan bahsederler ki. Dedim ki. Ey hoca! Şunu da söylemiştim ki. dostu sözü ile boğmak ister. sana İsa nefesi verdik. Tek bir çeşnisi yoktur. sonu olmayan yüce Allah. kendini halka göster. hayranların gösterdiği saygı ve sevgiden sıkılmıştı. Başka bir âlemden gelen bu ses. Zaman olur ki. Bundan yani iyi sözden dem vur. Şeyh karnından bir yel çıkardı. Haktır" sözü Hallacın "Ben Hakkım" sözünden çok daha yüksek bir deyimdir. Yoksa öğüt. Bana fena söylediğini isbat etmiş olman. Hep birden onu inkâr anlamında. durmadan yerinden fırla! diye gürledi. Ne dostlar vardır ki. başlarını sallayarak uzaklaştılar. Halbuki o yelden zahmet ve ıstırap duydunuz. benim için hayrın tam kendisidir.) ilgilenmekte. o konuda henüz dem vurmaktan geri kalmamıştır. sözsüz ve sessiz konuşur. "Kâfirlere karşı şiddetli. Tekrar söze başladı: Alaeddin Honcî falan şeyhden şöyle nakletti ve dedi ki: Bizim Hak yolunu aradığımız sıralarda idi. o gerçekte yumuşaklık değildir. Dedim ki. ben de derim ki. "O." yani ilâhi ahlâk ile vasıflanın buyurmuştur. yine aynı yel ile gideyim. diyordu bu ne keramet idi ki. kardeşlik ve yoldaşlık yönünde hareket ediyorum. O yol tozlarla doludur. Eğer sırasında konuşursa. kötü sözden dem vurma! Sizin nişanınızı söyleyen ve size ulaştırılan sözlerden bahsetmemen. kendi aralarında merhametli. Kuş şeklinde yapılmış olan helvayı tabaktan aldı elinin içine koydu. her şeyi dile getiren ve kendisi hiç konuşmayan o yüce kudret sahibidir. Çünkü bu yel ile mübarek zatınız rahata kavuştu. Belki Şeyhi bir heybet kapladı. O yel. Eğer fena söyledinse ben razıyım."(K. Kendi sözünü hep ileri sürme ki. Şeyhin biri Bağdat'ta çileye çekilmişti. Şeyh dışarı fırladı. o tozdan geçer ama henüz eğri konuşmaktan vaz geçmemiş. O bütün ululuğu ile bizim nüktemizi dinlemekte ve işitmektedir. Kırlara doğru yollandı. 29) buyurulmuştur. Çünkü onun üstünde biri daha var. Bu sözün karşısında yapılacak iş ancak onu dışarı atmak ve bununla kendini doldurmaktır. Kuş şekeri diye bağırıyordu. Camsız varlıkları bile söyletir. Kuran'da buyurulduğu gibi. 304) Devlet de bundadır. Nihayet bu sözün geçmiyor mu? Bak ki bu söz mü. geri dönsünler. Nasıl ki müminler vasfında. Bayram gecesi geldi. Şeyh ona niçin öteki arkadaşları ile birlikte dönmediğini sormak istedi." (Fetih sûresi. o gitmiyordu. daha olgun olan sözleri uzaklaştırmasın! O eksik sözü anmak bu olgun sözün anılmasına engel olur. öyle bir vakit olur ki o derviş . ondan. bir söz ile dostlarını ıstıraptan kurtarırlar.sende hiç bir iz bırakmadı. hem de kahir'dir. derisi ve kanadı belirdi ve uçtu. Allah ahlâkı ise hem lütuf. "Allah ahlâkı ile ahlâklanın. Allah konuşmaz fakat kendi kudreti ile bütün varlıkları konuşturur. Bağdad'ın kalabalığına karışarak yürümeye başladı. Ona seslendi. çileden bir ses işitti. halk birbirine bakıştılar. halk arasına karış ki sana İsa nefesi verdik! Şeyh. Size yaraşan şimdi susmaktır. öbürü bir şey değildir. Halbuki ulu Allah. Allah'ın sırlarından bir sır olan kullar. Şeyh halkın bu kalabalığından. Eğer dostluğumuzun ayağı havada olduğu o günden beri bu bilinmiyordu ise. Başka biri de. aciz bıraktı? O sırada bir ilham geldi. dışarı çık. Kırda uzun müddet yürüdü. diyordu. Fakat halk peşine takılmıştı. Şu helvacıyı bir sınayayım dedi. daha olgun bir sözdür. onun yüceliklerini anarım. derhal eti. 3/43) âyeti gereğince kuşta bir kımıldanma oldu. 303) Kuş şeklinde şeker helvası satan bir tatlıcıya rastladı. Yarabbî. (M. dedi. Bütün bu hale rağmen sebebini sordu. Bu sesten maksat ne idi? Bir imtihan mı? Ne istediğimi sınamak için mi? ikinci defa daha heybetli bir ses çınladı: Vesveseden vazgeç! dedi. sanki taş veya ondan daha katı dedikleri gibi. kalbin yumuşamadı. Ancak o bir eşeklik sayılır. bunun delili senin gevelenmiş sözler söylemendir. hem de kendileri rahat ederler. Bayram günü idi. "Size çamurdan kuş şeklinde bir mahlûk yaratayım. her ne kadar gelmeyin bizim işimiz halvet yaşamaktır dediyse de. maksadın ne olduğunu anlamak için düşünceye daldı. şimdi bizim mazeretimiz var. bu yelden daha iyidir bana göre. Tek bir kişi kalmıştı. Hazreti Muhammed'le (S.A. ona üfledi. bir dervişin hizmetini görüyordum. dışarı çık. Fakat üçüncü defa daha sert ve keskin bir ses: Çabuk dışarı çık. diye düşündü. içimizi temiz tutalım. diyen olursa. Halk hep birden toplanmış o kuşlardan birkaç tanesinin uçtuğunu seyretmişlerdi. Dostun mazeretini kötü hayale kapılanlara anlatarak hem dostlarını rahata kavuştururlar. Çünkü Şeyh helvadan uzakta idi. yine arkasından ayrılmadılar. Onun niyazındaki parlaklık ve inancındaki aydınlıktan Şeyhe utanç geldi. yoksa öteki mi? Bu mu daha tamam sözdür? Yoksa öteki mi? Eğer bu söz daha olgun ve daha tamam ise. O söyledikçe ben de dudağımı kımıldatıyordum.

asla o kaleye girmeyin! Padişah bu öğüdü vermeseydi. kul da pek çabuk hak tarafına gitmektedir. . Geceleri halk uykuya vardıktan sonra yeni sevgililerin aşk ışıkları ile dağılan gece uykuları yerine aşk lezzeti faslı başlıyordu. Şehzade gece öküz heykelinden dışarı çıkıyor. Şu âyetteki mâna nedir? Allah arş üstüne yükseldi" (Tâhâ süresi 5). Bir padişahın üç oğlu vardı. çocuklar önemli bir iş için sefere çıkacaklardı.yükselir. meclisten biri sormuş: Allah kitabında elbise yırtmak var mıdır? Sofî şu cevabı vermiş: Allah kitabında ayaklara ve boyuna mesh etmek var mıdır? Büyükler hep cebir tarafına giderler. ama ortada hiç kimse yoktu. Oraya varınca Allah Allah diyerek geçin. Diyelim ki olgunlaşmamış olsun niye susturayım? işitmiştim ki. ona içten bağlanmıştı. ben gideyim oradan nişan getireyim diye iddia etti ama aciz kaldı. Babaları onlara birkaç gün. içine girerek saklanmasını söyledi. ama bu ariflerin yolu başka yoldur. kızın bir bileziğini aldı. O kul yönünden gelir. O da aynı sevdada idi. siz de ayağından tutar dışarı atarsınız. Ben doğrudan doğruya nişanı gösterirsem. 305) Cebir hakkında birkaç âyet vardır ama azdır. kendi kardeşlerinin akıbetinden de mi ibret almadın? dedi. biz de padişaha kastedelim dediler. oğlanın bu içten sevgisini anlayınca gönlü yumuşadı ona kılavuzluk ederek altından bir öküz heykeli yaptırmasını. Çünkü çok sevimli bir gençti. Sabır feryada yetişmiyor. Ancak Allah Resulü olan Hazret! Muhammed çeker. bütün bunlar kaderiyecilik inan casını destekleyen şeylerdir. Aralarında eğer padişah ona kastedecek olursa. Büyük şehzade. (M. Bu öküz. içi kesik başlarla dolu olan hendeği gösterin. Oğlan şu cevabı verdi: Şiir: Aşkta sabır yeterli değil. konuşmak can yıkmak. şaraplar dolanıyor. geçip gideceklerdi. sen kendine niçin cebriyeci diyorsun? Allah. Halk onda hiç bir nişan ve alâmet görmeden de gerçek ve samimî sevgisine vurulmuş. Fakat bu ısrarlı tavsiyelerden onlarda gizli bir merak ve heyecan uyandı. 306) sevgi şarabı ile ıslanıyordu. vaadin ve korkutmanın icabı. dedi. Sabırlı olmak hoş bir erginliktir ama Gönül hiç kimsenin fermanı altına girmiyor. Oğlan bu vuslatın bir nişanı olarak. Şöyle bir kaledir. zaten Padişah ölür. Şart koştu. Acaba bu kalede ne var da babamız bizi bu kadar ısrarla oraya girmekten menediyor. Kaleye geldikleri vakit hikâye malûmdur: Bir duvar gördüler üzerinde padişahın kızının resmi vardı. Cebir inancası dışında bir hoş nükte vardır. Çünkü emir ve nehy'in gereği. kızın kıvırcık saçları (M. Peygamber göndermek. engel olalım. Ortanca da böylece kurban gitti. düzelttiğimiz şeyleri o bir lâhzada alt üst ediyor. belki de o kale tarafına bakmak için hiç bir merak ve heyecan uyanmayacak. sana kudret sahibi diyor. Dervişlik gururu başıma vurup da sertleştiğim zaman ipimi asla çekmez. ilâve ettim: Bizim öyle bir yularımız vardır ki. Allah sana kaderiyeci demiştir. ben konuştuğum zaman o konuşmaz mı? O zaman ben mahrum olurum. onu da öldürdüler. kızın babası. yüz gün içinde iyi hale getirdiğimiz. eğer başkalarından ibret almadınsa. "Kişi yasak edilen şeye düşkündür" derler. hile ile kızın bulunduğu köşke götürüldü. Gidip babasından kızı istediler. dinlemek can beslemektir. mumlar yanıyor. onu çekmeye hiç kimsenin kudret ve cesareti yoktur. O da hesap ve ölçü ile hareket eder. görenekte olgunlaşır. Ama ona sormalıdır ki. kızı istemekte ısrar etti kızın dadısı. Babasına kızından nişan getirdim diye gösterecekti. Gündüz olunca bazı nişanlar görüyorlardı. Görür görmez âşık oldular. sana kaderiyeci diyor. belki de üst üste on kere vasiyette bulundu: Yol üzerinde falan kale vardır. oğullarında. Sıra küçük kardeşe gelmişti. bilgide. dedi ve söze tekrar başladı: Kendi kendime dedim ki. Padişah emir verdi: Bunları götürün. İşi haber alan şehzade buna lüzum yok. Nasıl ki sofi elbisesini yırttı denildiği vakit.

onlardan bir tarafa çekildim. Şehzade kızdan aldığı baş örtüsü. başkalarının yanında keramet ve mucizedir. Temaşa ancak Ayı tamam görenlere yaraşır. aklın başından gitsin. Çünkü fakihler bir kerre zahmet ve meşakkat çekmişlerdir. Musa Peygamber. hep dervişlerle otururdum. Tâki bununla başka bir güzellik daha elde etsin. Mtisâ Peygamberde. sen. derviş bütün ömrü boyunca bir kerre tövbe etsin ve ettiğine pişman olsun da niçin şu hatalı iş benim yioluma rastladı diye üzülsün. Bu şarap baş ağnlarıyle doludur." diye feryat etmiştir. Saz başlamıştı. artık hikâye de bu yüzden eksik kalmıştır. yüzük ve başka armağanları ortaya attı ve onlara gösterdi. temiz ilâhi ilham! Bir aralık bir mahalleden geçiyordum bir çalgı sesi işittim. öteki sema diye İsrar ediyordu. sana tamamiyle yakın hasıl olsun. Kedi benden eti kaptıktan sonra hep onu yakalamakla uğraşır. Bana perde olacak bir şeyin karşıma çıkmaması için kendimi nasıl koruyayım? Haydi o kuruntuyu içimden atayım. beni uğraştırır. Muhammed ümmeti olanlara göre. Sağ kaldığın müddetçe ecel münadisi gelmeden önce çalış. Hikâye ve fıkra da bu nükte için anlatılır. sana öyle bir nişan göstereyim ki. Kendimi savunmaya. Gerektir ki. senin iltifatınla sonsuzluğu kazanır. Şems'in kısa bir özetini verdiği hikâye bu suretle tamamlanmıştır. Bunlar ise ben dervişim diye yan çizerler. her kıssanın. o saatte et yemekten vaz geçerim. Nihayet dervişlik nerede? Bütün ulu Peygamberler. . O anda öyle yaptım. Aşk. zan ve yanlış bir düşünce kalmasın. Ondan bir parçayı görmek gerçi sana hayret verdi ama tamamını görmenin zevki derecesinde olamaz. ama yine de hoştur. Halvete çekildiler. Ona dedim ki. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl. (M. getirdim ama. Aşk ile uğraşmak çok çetin bir iştir ama. biraz sonra arka arkaya secde ediyor daha sonra yerlerde yuvarlanıyor. Senin gibi bir sevgili ile gönül alışverişi pek tatlıdır. vezir ve ben. (Bu hikâye Mesnevi'nin altıncı cildinde sonu gelmemiş olan Kale ve Üç Şehzade hikâyesinin aslıdır. Şehzade cevap verdi: Getirdim. (Ç)) Şiir: Gam. 307) eğer atmazsanız şehir halkı bütün evlerini bırakıp kaçacaklar. Biri derviş diyordu. Tövbeler ediyordu. Ömür. Büyükler yanında da susmak yaraşır. içimizdeki hesap soran kuvvet dışarı çıksın. işitiyor musun bu münadi ne söylüyor? Minarenin başından şöyle sesleniyor: Birini şehirden dışarı atıyorlar. Bu tuhaf bir iştir. Gerektirir ki. iş pek nazik bir duruma girmişti. Bir şeyh gördüm etrafına şaşkın ve dalgın bakmıyordu. Önce fakihlerle düşüp kalkmaz. senin lütfün ile sevinç içinde kalır. Bununla beraber. Ansızın ağzımdan şu sözler fırladı: Ne gör ne işit. dervişlik aşkı ile yanıp yakılmışlardır. Beni ve başkalarını hayretle süzüyordu. nerede nişan? dedi. "Susan selamete erdi" derler. çabuk dışarı atın. yoksa büyükler can sıkıntılarını gidermek için hikâye yolu ile konuşmuş değildir ki maksatlarını o hikâyede belirtsinler. (Allahnın selâmı üzerine olsun) o yüce mertebesi ile Hızır Peygamberden. her üçümüz halvete çekilelim. pabucunu başına vuruyordu. Ne mutlu Farsça Kuran ve kutlu konuşan. onun yoldaşlığından kendi peygamberlik sıfatını olgunlaştırmak için yardım diliyordu. Fakihleri bu dervişlerden daha üstün tutuyordum. fıkra veya hikâyenin bir özü ve nüktesi vardır. Bunda hiç bir şüphe. Başını önüne eğdi.Padişahın yanına girince. ama daha fazlası gelir. Din bilgini geçinenler dervişliğe yabancıdırlar derdim. kendi işimle uğraşmaya imkân bulamam. her ne kadar zamanın belâsı ise de hoştur. Ama dervişliğin ne olduğunu anladıktan sonra onların nerelerde oturduğunu gördükten sonra şimdi dervişliğe meylim kalmadı. Mevlâna'nın son günlerinde mizacına arız olan hastalıklar yüzünden kendi deyimince "Söz devesi bir daha kalkmamak üzere çökmüş.

Şeyh Ebu Mansur'un çok yakışıklı bir çocuğu vardı. Hemen dışarı çıkmak istedi. 309) O şimdi her tarafı duvar görüyor. bu makama erişesin. odayı kan içinde gördüler ama bir türlü feryat etmeye cesaret edemediler. Şeyh gülerek neşeli neşeli ileri doğru yürüdü. Allah huyları ile bezenin: "Sevgili Peygamberim! Şüphe yok ki sen en yüce huylarla bezenmişsin!" (Kalem sûresi. Çocuğu içeriye. hepsinden evvel Fahri Razî ve onun gibi yüzlercesi gerektir ki. Ama önceden sonunu göremedi. Şeyh dervişleri uyandırdı. Şeyhin bu söylentilerden haberi yoktu. Gidiniz. Çünkü Şeyhin işaretinden korkmuşlardı. yaptıklarını da biliyor. aşk ateşi içinde Şeyhin yanına geldi. kendilerinden bir dilekte bulunan kadınların baş örtülerini düzeltsinler. hiç benlik davası eder miydi? Muhakkak ki sakınırdı. kaçmak istiyor biz onun yolunu kesmişiz kapıyı bulamaz. Ona. kolundan tuttu kendi hırkasını sırtından çıkararak ona giydirdi. Halbuki Şeyhlerin gönlü yalnız dış duygular yolu ile haber almaz. Ama o baş örtüsüne de yazık olur. Dervişler geldiler. 12) anlamındaki âyetlerde de böyle işaret buyurulmuştur. Onu kendi yakınları ve güvendiği insanlar arasında bıraktı.A. kaçacaktı. . kapıyı açtılar. Şeyh de kabul etti. hem de büyük bir utangaçlık. Bunu size de göstereceğim. Sanki. 308) Genç delikanlının aynada gördüğü şeyleri. insan sonunun neye varacağını önceden görse idi. belki vahiy ve ilham yolu ile de haber alır. Bir gece çocuğa saldırdı ve nihayet çocukcağızı öldürdü. Korkulur ki ödü patlasın. Nasıl ki. onlara şöyle dedi: Falan mürit şöyle bir harakette bulunmuştur. Birisiyle konuşmanın manası şöyle olmalı: Senin gözünün önünde ve gönlünde sanki bir perde var. ben de onu kaldırayım düşüncesi ile konuşmalı ve mecliste niyazsın olmalıdır. delikanlıyı gizli bir yerden gözetlediler. "Onun kulağı ve gözü olurum ". 4) Beyit : Geçinme sırasında halk ile ol.66/3) buyrulmuştur.Beyit: (M. Gizlice diyordu ki: Bu delikanlıda hem büyük bir cevher var.) üstünlüğü buradadır. Her insanoğlunda bir benlik vardır. Onlar ki gerçeği arayan ve yol gösteren erenlerdir Fakat güzel huyları dolayısıyla kimsenin perdesini yırtmazlar. pişmiş tuğlada görür. Nasıl ki: "Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberi olan Ulu Allah bildirdi". Delikanlıyı Şeyhin yanına getirdiler. Ben mürid olacağım dedi. Tecrübeli Pir. Şiir: Feleğin bütün hallerini bilirler. Ben iki halini de bilmekteyim. ona deyiniz ki. (M. Aşık. (K. dedi. getirip kendi makamına oturttu. Şeyh seni istiyor. onlardan öğünerek söz açsınlar. zamanenin gidişini onlar yürütüyor. İşte Peygamberlerin sultanı ve sonuncusu olan Hazreti Muhammed'in (S. Koca karıların âdetlerini benimseyin! Çünkü onlara göre. 'Allah nuru ile görür””Gördüğünü kalbi yalanlamadı" (Necim sûresi. halvete çağırmalarını emretti. onlarla hoş geçin! Allahnın yumuşak huyluluğuna özen çirkin şeyleri at! Seven delikanlı. Bir delikanlının gönlü ona kaymıştı. benliğini sevmek sevdasından kendini kurtarırsa sevilen ve istenilen sevgili de benlik sevdasından vazgeçer. senin için zaten şu bir tek perde kalmıştı ki.

ne kadar uzak! Sana sonsuz ömür mü versinler? Ben görüyorum ki ölüm yabancılıkla dolu birâj lemdir. (M. halbuki. Geç kalsa bile yine önceden davranmış sayılır. Biri gelse de kendisini övmek istese derdi ki: Bunu önce benim şu tuğlama. benim sıfatım da onun sıfatı demektir. Her kimi işitse koşardı ama hiç bir kapı açılmıyordu. derdi. . Nasıl ki Hallacı Mansur vak'asında başkaları gökten buz yağdığından bahsetmişlerdir. ancak iyi kişilerde bulunur. Derler ki: Hallacı astıkları zaman şeriat ulularının fermanı şöyle idi: Hallaç darağacına çekilince Bağdat halkından her biri ona bir taş atacaktır. felek bu halimi beğenmedi. Arapça şiir: Fakat kalbim ağladı. Hal ehli olan bir kişiden nakledilen bu hikâye ise daha hoştur. önce elini şu tuğlaya sür. Hallaç derin bir inilti çıkardı feryada geldi.sevgilinin cefası çok çetindir. Ama benim bu haberimden hayret ettinse ben hakkın sıfatıyım. Herkes bir kaç mancınık taşı atmakla beraber (M.Şiir: Her ne derlerse onun içyüzü budur. şu cevherime söyle! Yanına bir ziyaretçi gelse de el sıkmak istese. dün gece başımı bu tuğlanın üzerine koyunca onu tekrar elde ettim. senden bize binlerce faydalar ulaştı. O da ağladı. 310) dostlarını da bu işe zorladı. bizim hem dışımızı hem içimizi besledin. misafirliğe onsuz gitmez. Hastalıkta bile dışarı çıkarken tuğlasız durmazdı. Sana kavuşmayı asla ummazdım! Gamdan uzaktım.derdi. Aradığını düşünde görmüştü. Bir gün başını bir tuğla üstüne koyarak uyudu. Parmağında yüzüğünü çevirirken Peygambere şöyle hitap olundu. Eğer şimdi ağlayacağıma. ululuk artık ölmüştür. üstünlük ilk davranandadır. 23/117) Bana. Sadi'nin başı için şu pişmanlıktan önce nefsimi şifaya kavuştururdum. ama o biricik sevgiliden bir kıl ucu yakalayayım o rahmet ve şefkattir. 311) Benim bilgim onun bilgisi ve onun sıfatıdır. Çaresiz herkes buna katıldı. fena kişilerde bulunmaz. Bana seninle geçmeyen zaman daha hoştu. Her sabrı yüz yıl. koltuğuna kıstırarak her nereye gitse asla yanından ayırmaz. baş sağlığına. sözündeki ilk davranan ile geç kalanın anlamı şudur: Sevgili için ilk azığı hazırlayıp saklayan ilk davranan demektir. bir yabancı yüz kere de vursa. R ü b a î: Ey ay parçası. çocukluk ve gençlik çağlarımda ağlasaydım. Ne kadar uzak. Uyanınca hemen tuğlayı öpmeğe başladı. hiç bir şey demem. Hele sana ki. Adamın biri yıllardan beri kendine bir mürşid arıyordu.o olmadan namaz kılmaz.Bütündostlarıma sonsuz ömürler diliyorum: Ondan başka dua etmiyorum. düğüne hattâ uyumaya hep tuğla ile beraber giderdi. ona dedim ki. bulunmaz bir şeydir. Bu hali seyredenlerden birihayretle ondan sordu: Niçin o taş yağmurundan hiç bir ses çıkarmadın da bir gül demeti atılınca inledin? Bilmiyor musunuz ki. ağlamaktan öyle coştu ki. Derler ki. Arada taş yerine bir gül demeti de atılmıştı. Şiir: Ey sevgili! Ey can! Gönlüm buna nasıl inanır ki. "Bizim sizi boş yere yarattığımızı mı sanıyorsunuz?" (K. Bu nedir? diyenlere. doğdun ve parladın. otuz sene idi ki bir şeyi kaybetmiştim. Dirilik de budur. bin yıl sürer. dedi. Üstünlük ilk davranandadır. Allahnın yumuşak huyluluğu ve sabrı vardır. yetiştirdin.

Bezirganın biri bütün malını harcadı elli defa memleketinden dışarıya sefer yaptı.dedi. peki. üzüntüsünün sebebini sordu. Bizim altınımız Kuran'dır. öğretmene karşı şu şartı ileri sürdü: benim babamın adeti her sahife için bir altın vermektir. Mısra: Nihayet kedi delik başlarından ayrılmaz. Çünkü o bir aralık seni yol ortasına kadar götürür.Kendi feleğinin çevresinde salınarak gezdin! Bilirsin ki.60/10) buyrulmuştur. gerektir ki biraz yük taşısın. Baba (M. dalgıçlar da batıp çıkmaktan aciz kalırlar. Ötekinin günahı da Allahdan uzak kalmaktır. kuvvetimiz ve varlığımız Kuran'dır. mülkümüz. ahvali anlatınca ihtiyar güldü. Çok zahmet çekmiş. misafir etti. işte onu burada tecrübe et kf. anlayasın. 313) Bana senin akik gibi dudağın gerek. O sırada bir ihtiyara rasladı. Nasıl ki Kuran'da "Her şeyi bilici olan Allah onların imanlarını sınar. Ansızın Bağdat'ta bir öğretmen haber aldı ve derhal yanına gitti. Ama canlı olan bir mahlûk suç işlemekten nasıl kendini korur? Çünkü burası onun yeri olduğunu bilmektedir. Ama bir gün geldi ki verecek altını kalmadı. Onu burada sınayın. Onun işi gizli kalmaktır. altın damarına kayıp diyorsun. Kuran öğrencisi baktı ki ömrünü boşuna harcamış. bazan da gizlenir. Bu ancak seni sınamak içindir. madeni belli değildir. öğrenci. işte bak bütün paraların buradadır al dedi ve oradan ayrıldı. O sana Yasin okuyor. O da günahları terk edeyim diye beni uyardı. o da. Sen kayboluyorsun. bir yetim inci çıkarmak umudu ile durmadan para harcarlar. Geri dönmeye imkân yok. vah şeyhim. yaramazlıktır. ihtiyar sizin o öğretmeniniz benim oğlumdur. içinden altın çıkarırlar ama o yetim incinin ocağı. derler. Oğlumun altına ihtiyacı yoktur. yoksa hemen geri göndermeli. Genç öğrenciye Kuran'ın sırlarını öğretiyor. Kuran'ı ezberlemişti. Onu sürersin. Toprak vardır ki." (K. Eğer köprü geçerse ne iyi. ticaret ederlerdi. işe yeniden başlamak gerekli. Herkesin kendine göre bir günahı vardır. can ile beraberdin. Ama hâlâ arzusu vardı. Hazret! Peygamber. Birinin günahı sarhoşluk." buyurmuştur. Öteki bezirganlar da onun parası ile etrafı dolaşır. Öğretmen. Bunlar paralarını dalgıçlara yedirirler. Sen ona ne yapayım diyorsun! O teslim damarı kayboldu ama altın damarı yerinde duruyor. 312) canının sıkıntısından yemek yemiyordu. Şeyh ayva yer. Kuran okuyan öğretmen kimdir? Diye soruyor ve Allahya yalvararak Kuranuzmanı veAllah adamı has kullardan bir öğretmenle tanıştırmasını diliyordu. gölgeden kaçar. kamerin ne yeri var? . dünyayı canına bağlar. Arapça beyit: Veki'a beni korumamasından şikâyet ettim. zaman zaman ayaklanır. ama arkadaşları köprüyü geçtikleri halde o geçmez. ileri gitmeye imkân yok. dedi. senin verdiğin altınlar da şu halının altındadır. köprü üzerinde ayakları titrer. "Kuran'ı güzel ses ve ahenk ile okumayan bizden değildir. Kuvvetli ihtimale göre su içindedir. Baba üzülüyordu. Bir öfke vardır ki. Biz Kuran'ı böyle öğrenmedik ki ondan başka bir şeye muhtaç olalım. Ancak başkalarının parası ile ticaret edenlere falanın sofrası seferdedir. ancak içinden bir şey çıkaramazlar. altınları gönül hoşluğu ile veriyordu. Ezberindeki her âyeti ona tekrar ediyor o da şöyle oku böyle oku diye düzeltiyordu. En iyi Bir ge'nç Kuran öğrenmek istiyordu. vah müridim! dersin ama o senin müridin değil sen onun müridi oldun. Eğer o hatırayı kendinden uzaklaştırmamış olsaydın öğüde muhtaç olmazdın ve zahirde senden köprü geçmez bir merkep sıpası istememize bile lüzum kalmazdı. şekerin ne faydası var? Bana senin cemalin lâzım. Onu evine götürdü. onun haline uygun düşer. Ne olursa olsun dedi. Beyit: (M. Ansızın battın ve görünmez oldun. sedefleri dışarı çıkarırlar.

Ama bugün kendimden ayıramadığım içimdeki pislikleri ne yapayım? Şah bu attan aşağı inmek istemiyor. Şimdi bunların hizmetini ancak anasından ve babasından görmüş olanlar yerine getirebilirler. şeytan onu önüne katmış. güzelliği söz konusu olunca. olaki o yüzbinlerce para değerinde olan sedefi yakalayabilirsin. o da bizim dengimiz değil. Gönlümü orada görürsen. yardımcı gibi kullanıyor.Dalgıç nihayet işin sonuna bakar. Biz ona lâyık değiliz. evlâtlarını incitmezler ama Akıl ve ruh velilerdedir. hiç olmazsa ayağımda bir pabuç kaldı. ancak eşeğin köprüden geçmediği zaman olur. . Eğer oraya yetişebilirsen aheste git. Çünkü şeytan. O adama dedim ki. Hazineden anlayamayan yalnız onun sözünü işiten ve gören kimse için hazine ancak bir armağandır. Yâr geldi meyler dostların kadehlerine boşandı. vuslat sana haram olsun! Ben böylece senden uzakta. Şehvet nereden geliyor? Ancak bir kimsenin yüzünü kapıyan şu zümrenin zihnini bulandırır ve der ki: Kendini göster de hatırından şu düşünceler çıksın. Rubai: Aşk. O sümbül (saçlarla) gül (yanaklar) atlarların neşesini kaçırdı. O mest nergis (mavi gözler) ayıkların kanını döktü. der. şeytan nasıl Allah kılığına girebilir. Hatıra gelen bir şeyi yapmamak veya geciktirmek nedir? Gecikme. Şah ise. kendisini kabul etsinler. bizim ölçümüze göre başımızda değil işin garibi bizim yükümüz bineğimizin yükünden daha ağır Dilberlerimizin cemali. sen ise hep onunla diz dizesin. hem de cismanî kudretler vardır. Onda hem ruhani. o muhakkak Allahdır diyor. de ki. benden onun tarafına bir selâm götür. Şiir: Ey sabah rüzgârı. gül yapraklan mey tiryakilerinin başlarına saçıldı. Beyit: Ana ve baba. O zaman onu kovarsın! Derler ki: Ayakyolunda Allah adını söylemek gerekmez: yavaş da olsa Kuran okumak yaraşmaz. Onun kitabından yüz Bayezid'in künyesi okunur. zülüflerinin kıvrımları dağılıp da birbirine karışmasın! Rubai: (M. yavaş yürü! Tâ ki. Hele bir kere daha dal. 314) Yel esti. Yenini aşağı sarkıtsa yüz Ebusaid (Ebülhayır) dökülür. elinden gelirse bir gececik onun yurdundan geç! Gönlün isterse. Allah kılığında da görünür ki. askerini toplamış.

Bundan daha başı dönmüş. Rübaî: Bundan daha perişan gönül hali olur mu? Yahut bundan daha başsız. senin çağında açıkça küfür söylensin. acaba bu hoşa gitmeyen çirkinin değeri nedir? Şiir: Diyorsun ki. Götürürlerken Halifeye sordu: Benim hakkımda bu cezayı neden reva gördün? Halife halkın maslahatı icabı (Müslümanların selâmeti için) seni suya attıracağım. gerdan da benden olursa! Alemin güzelliklerine değer biçmişler her biri için şu kadar değer vermişler. Halife. Dervişlerin bineklerine ayak toprağı ol! "Göklerim ve yer yüzü beni kapsayamadı. senin semtinde görürüm. Bir kaç kerre bu isnadı tekrarladılar. bunu Dicle'ye atın dedi. Beyit: Ey cihanın canı. yüz yüze gelince. bu olur mu? diye Halifeye tekrar ısrarda bulundular. dedi. halkı yoldan çıkarıyor. Acaba bir koku almadın mı ki. Muhammed dini harap olsun. bunları doğru yoldan saptırmış dediler. adamı sarayına çağırdı. Halife işe ehemmiyet vermedi. Çok susuz kalırda su içersem. Bir aralık falan kimse açıkça küfür söylüyor. Adam o. benim mahmurluğumdan yüzlerce küp parçalanır. Can istersem. Kâsede yüzünün hayalini görürüm. Ey sevgili can. saçlarının kıvrımlarında bulurum. Ayağına bir desti bağladılar. ölmek ne hoştur. dediler. bundan daha şaşkın olsun. Bu sefer de adam bir alay ayaktakımı ile dost olmuş. Bu senin hakkında uğursuzluk getirir. anlamındaki kutsal hadis malumdur.R ü baî: Gönül ararsam. halde benim maslahatım için benim selâmetim namına . sonsuz bir olay var mı? Alemde hangi mihnete uğramış zavallı var ki. 315) Ey gönül git sonunu düşünenlerden ol! Yabancılık âleminde yakinlerden ol! Sabah rüzgârına binip dolaşmak istersen. Ama ben bir imanlı kulumun Gönlüne sığdım". bu derece sarhoş oldun? Rubai: (M. Hele kılıç senden.

bir anda semaları ve yerleri dolaşırsın. "Nefsini bilen. ama içindeki Şehzadeyi göremediler. Kafes demirden olmalı ki kuş uçtuğu 'zaman huy huy etmeyesin. Muhammed'de (S. Evet kâfir idi. Bunu yapabildi ise Cennete girer. (Mahkemede) hasım tarafın suçunu açıkça söylemesi seksen tanık dinlemekten daha iyidir. Bir kerre dergâhın. her zerrende bir heves. Aksaray'dan Konya'ya geliyorsun. Hazreti Muhammed (S. Bundan ötesi ıssız çöllerdir. Biri bu yoldan gelir öteki o yoldan gider. bunu bilmek lâzımdır. yahut yedi renkli hırka ile! Tahkik ehli kişilere feryad yaraşır. O bir parmaklık yoldan geri kaldın!-Üst tarafı yokluk çölüdür. adama acıdı. buyurun herkes başını dizleri arasına koysun. bir şey söylemez. dedi: o zaman. hırkasınınyenine bir dilim ekmek yerleştirir. "De ki. mümin oldu. Ancak yolu ara. Bir parmak mesafe için yoldan kadın. derler. A) uymuşuz. Derler ki: Hiç bir Müslüman. Ey şeyh sana renkten sıyrıl. Öküz heykelini gördüler. Ama her kim ancak bu kalenin adını söyler de geçerse. Orada adil bir Sultan vardır. Kürsi'nin yüceliklerini-seyrettim. Gizli benlik duyguları onları bağlamıştır. Bu sözde gizli bir hazine vardır. Arşa. sor yol bu mudur? diye araştır." nüktesini de anlatsın. Bunu kimin yanında söyledi? derlerse gerektir ki biraz kerem etsinler. Çünkü nefsi ile alışverişi olan kimse ne kendini ne de başkalarını düzeltebilir "EY RESULÜM! Sözü istersen açık konuş o gizli ve kapalı her şeyi bilir" buyurulmuş. Başka biri benim nazarım Arşı de Kürsiyi de . Cehennemin de benim nurumla nasıl karardığını görmüş olurdum. de ki Allah görücüdür. Bunu yapabildi ise Cennetin tam kendisidir. 6/19) sözlerindeki hikmete bakalım: Kuran tefsiri yapıyoruz. Dikkat et ki. Bahsi geçen Şehzadeler hikâyesinde de böyle oldu. 316) cehenneme atsın! Keşke. 6) Nefsin yeri ancak ayak altıdır. işleri ya açık sözlerle konuşursun. Bir parmaklık yoldan. Zeyneddin Sadaka dedi ki: Başlarımızı eğelim. vaz geç dediler! önce tekkede de anlayışlı olmuyorlar. secdeye kapanmış insanlar görüyorsun. Kutsal hadiste "Lâilahe illallah inancı benim kalemdir. Bununla beraber vaizin öğütlerini o kadar çok tekrarlama ki halka soğukluk gelmesin. birdir diyorsun. bir zaman murakabeye varsın. Muhammed'e uymak daha doğrudur. Dedi ki: Bundan sonra. Kâbenin damında namaz kılmaktan daha üstündür. Kalenin adını söylemek çok kolaydır. "Allah arş üzerine hakim olmuştur" anlamındaki âyeti şerh eden gerektir ki. Her kim benim kaleme sığınırsa selâmette olur. Açıklansın da hiç anlaşılmayan bir tarafı kalmasın. aklı ile tam içten bağlılık gösteren cennete girer. bendeki nurun Cehennem ateşi ile ne hale geldiğini. biz de Muhammed'e (S. der. (Tâhâ süresi.halkı suya at. Kürsiye yükselirsin. Yedi renge boyanmış. ya kafestedir yahut kafesten kaçmıştır. İsterse Kabe'nin damına götürsünler. Bundan bir müddet sonra biri başını kaldırır. huzura murakabeye varalım. Burada huy huyun ne yeri var? yani kuş uçtuktan sonra gel gel demek neye yarar? Bir zümre vardır ki. doğruyu eğriden ayır! Çünkü yol arada bir takım dallara ayrılır. bırakmazlar. hayır deriz. (tanımadığı kimseye) bu zındıktır der mi? Kendi mektuplarını okumazlar da falan kâfir oldu derler. Senin yanında benim o kadar itibarım yok mu? Bu sözden halifenin içine bir korku düştü. Bu. Sen kimsin? Sen altı binden daha fazlasın! Sen bir ol! Yoksa onun birliğinden sana ne? Sen yüz bin zerresin ki. Sen nazar ehli ol. Niyetiyle gönülden. Halk (M. Yüzünü o ekmeğe çevirerek: Ey ekmek der eğer başka bir şey bulabilirsem elimden kurtulursun.) "Tam içten ve gönülden Lâilaha illallah diyen mümin Cennete girer. Şimdi dışarı çıkayım.A.A. Yoksa kimbilir onu nasıl öldürürlerdi.) Ahad'i (tek Allahyı) bulabilirsin ama Ahad'de Muhammed'i bulamazsın! Sofi evden dışarı çıkar. hangi şey en büyük şahadettir. sen doğru yol tarafını koru. Bir şeyhe dedim ki: Allah seni (M. 317) daha isdidatlı olsun. O. Konya'ya eriştikten sonra başkaca düşünceye lüzum yoktur. Arşın." buyuruyor. her zerrende) bir hayâl taşıyorsun. dedi. Rabbini de bilir. o bir şeyler anlatmak ister. benim yanımda o ne derse öyle yapacağım. o şaşırtıcı uğrular birer hırsız olmasınlar. yoksa zaten elimdesin! Onlar hep Ahad'e uyanlardır. Benim dilimle ben kaleye girdim veya Şam'a gittim dersen." (K. tekken var ama o doğanın şahı." buyurulmadı mı? Her kim bu tevhid kalesine bu Lâilaha illallah hisarına girerse. Şimdi sen otur da söyle: O. kimse kimseye zulmetmez. yolundaki vaade hacet yoktur.

Çünkü şeyhin rahmet ve şefkati. Belki ancak Hakkın işareti ile ileri atılır. yiyemediklerinizi de köpeklere dökün. Bir gün kırlara doğru yollandı. Nasıl ki başkalarına yoksulluk yaraşmaz. Köpeklere verin.. insanı Haktan kaçırır. sofraları döşediler. iki ayağından asılmış bir kuş gibiyim. halka götürür. sonsuz rahmete bitişiktir. Ben. der gider. yolunda canımı da feda ettim. herhangi bir sebeple öne geçsin. Eğer şeyhin onlara karşı meyli kalmazsa bu sefer onlar Şeyhe itibar etmeye başlarlar. Gönlümü dava ettin ama. Çok aç oldukları için iştiha ile tatlı tatlı yediler. (M. 318) Gül ter içinde kaldı. Ansızın bir köye geldi. bir sebeple ve maksatla bir Şeyhe bağlanmıştır. Rubai: . bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra ancak kapında bir altın tabak kaldı. der. Haktan başkasından kaçıran yine yoksulluktur.geçti. Artık kime hoşgeldin diyeyim? Ben zaten bunu istiyordum. Ancak insanı hakka götüren de yoksulluktur. Hatta bu öküzü. Artık altınım gümüşüm kalmadı. 319) O zaman kendilerinden de sebepten de vaz geçer ve şöyle söyler. Şiir: Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı Bugün biraz daha derdimi çek! Ancak bir şafak vakti kaldı Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan. belki de madenden de mekândan da kurtulma yolunu arıyorum ki. kuzular çevirdiler. Mutluluk o kimsededir ki. ay da sıkıntı içinde. balığı koruyan melekleri görüyorum der. denizde balığı seyrediyorum. kaba tabi atlı değildir ki. Bu adam bizi daha ne zamana kadar aldatacak diyerek. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek! Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı! Şehrimizde hatırı sayılır bir zahid vardı. Geçe yarısından sonra gelen köylüler de kebapları yaptılar.. Çünkü birzaman olurki. kâh nazlanarak. Zahidin önüne ekmek ve yoğurt getirdi. Köylüler. kah inkâr yoluna saparak ondan baş çevirdiler. fezadan sonsuz boşluklara daldım. Ben her görüşümde kendi arıklığımdan. Bırakalım yesinler bunu. o da iş böyledir. Şeyh onlarda bir bozukluk görürse bunu kendi tarafına çeker. iki türlü maden istiyorum! Altın ve gümüş madeni. O. Fakat Zahid ne yapayım dedi artık iştaham kalmadı. zavallılığımdan başka bir şey göremiyorum. Zahid ve müridleri çok yorulmuş ve acıkmışlardı. Başka biri de ben yer öküzünün sırtını. ansızın o bağlantı artık bir karşılık beklemeden olur. Yani bir yoksulluk da vardır ki. yiyebildiğinizi yiyin. bir çok ağırlamalar oldu? Köyün hocası koştu. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. asılmışım ama sevgilinin tuzağında asılıyım. ondan başkası benim işime yaramaz. yarına bırakmak olmaz deyince köylüler Şeyhin meclisinden ayak çektiler. kebaplar hazırladılar. Ben iğ istemiyorum. onlara varlık yaraşır. Evet asılmışım. çabucak evlerine koştular. B ey i t : Gülden değil dikenden hoşlananlara Mimber yaraşmaz darağacı yaraşır.sanki (M.

"Nefsini bilen rabbini de bilir. dedi. o da bunun eşidir. Menekşe filizlenmedikçe kokusu dışarı çıkmaz. Nasıl ki. bu çünkü kelimesi peltek idi.' göreyim o dervişi. fazlaca incitmemeye çalışın! Adamın yanına geldiler. Naiblerinden biri. Peygamberine niçin "De ki. Bir saat sonra onlara cesaret geldi.A. Hakka ermiş olsan da. miskin olarak öldür ve beni miskinler topluluğunda hasret. Onda divânelerin sıfatını da göremiyoruz. eşek midir göreceksin. 1) Çünkü dedi ama. ama yine menekşenin işini görürler. dediler ki: Falan derviş senin arkandan hakaret etti.. hem de biziz. Eğer kalırsa. her şey sen! der. 320) Senin güzelliğin belâ tuzağında bizi avlayan bir danedir. Başka bir toplulukta yine onu anlatmaya başladı. olmayana delâlet eder ki. Hazreti Mustafa (S. hep bizim pervanemizi yakar.. Madem ki her şey diyor kocakarı da bu herşey kavramına girer. Hakkın hakikatina. ama ney gibi içimiz boştur İyi bakar ve kendimize gelirsek. buna batmıştır Kocakarıların âdetini koruyun! Yani ey sen. ben ruhum. ondan şu ciheti soracaktı: sen niçin bize benzemiyorsun? Her ikimiz de aynı asıldanız yani sen cisimsin. beraber ol! Kadı Bahaeddin'e geldiler. ne Müslümanlarla kaynaşır. Doğruca yanıma geldi ve sordu: Kadı Efendimizi niçin yermişsin? Bunu nasıl düşündün? Ne söylemişim ki? dedim. Kadı öfkelendi. eğer hakkın hakikatinden haberin olsaydı "Ben Hakkım" demezdin.. Allah. Menekşeler öldükten sonra ırmak kenarında şarap içmenin ne tadı olur! Beyit: (M. O zaman anlaşılır ki biz. Burada bir kişi var ki. Bir gün bazı Sahabe (Peygamberimizin dostları) Hazreti Muhammed'in (S. içi boş karınsız demektir. selâmımı söyleyin ve deyin ki: Efendimiz senin yüzünü görmeyi çok arzulamaktadır. Ey sevgili senin zülfünün zencirini şundan dolayı seviyorum ki O bizim divane gönlümüzün ayağına yaraşır. Namaz kıldığını görüyoruz. dediler. Yani mürşidimiz ve elimizden tutan kılavuzumuz diyor ki: Kocakarıların âdetini koruyun sözünü bir kocakarıdan öğren. Halbuki bizimkiler böyle değil tamamıyla aksinedir. Akıllıların kısmetlerini arama yolundaki çabaları da!. Nihayet o miskinlerin işi ile uğraşır. İşimiz çok. Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. Şu halde bu sözü söylemek "Ben Hakkım" demekten daha iyidir. hele bir gideyim. Onu buraya çağırmayın. O öyle bir mumdur ki. Buyurdu ki: Şimdi onu görün. kendisi sayıdan olmayan Ahad'de bu sayıların delilidir." (ihlâs suresi. Efendimizin içine bir acıma duygusu geldi.keşke bir tek müridin olaydı ve ilâve ettim: Onunla da kaynaş. önce selâm vermeye cesaret edemediler. dedi. Ahmağın biri daima karları toplar. getirir su içinde saklardı. demişsin!. Karnı boş olan. Şeyhin biri dedi ki: Yüz tane has müridim var ki açlıktan ölsem hiç biri bana bir ekmek vermez. iş o tarafta. Nefiste şüphe vardır. Samed. iyi bir öğütçülük ediyorsun ama ötekinin elinde de uzun bir ney var. Yani sayısızlık da sayının delilidir. o da. dedim. şu hitabta bulundu: "Ey resulüm söyle ki. Başka bir delil de Allanın varlığı hakkında onların sadece "Allah vardır. O miskindir. Bu onun eşidir. . Oyunla ve gereksiz işlerle uğraştığını da görmüyoruz . yahut ben cisim sen de ruhsun demedin! Başka biri bunu ben söyliyeyim. Samed ulu Allahdır. eşsiz ve tek olan Allahtır. hem bizden eksik.) yanına geldiler. Şeyhe dedim ki: Yüz müridim var diyorsun. o miskindir dedi. iç yüzüne eremezsin.A.) bütün yüceliği ile Allahya şöyle yalvarırdı: Ey Allahm beni miskin olarak yaşat. O yani görünmeyen Allah. ne kâfirlerle uyuşur. Şimdi tekrar.Biz hiç bir hesaba sığmayız." demeleridir. ben tek ve eşsiz Allahyım" demedi de." sözüne gelelim.

dedi. O ses çıkarmadı ve kızardı. Karşıdan gelen yolcu ayağına yapışarak onu kervan kafilesine ulaştırdı. (M. Yine sordu: Ey Bayezid! Nereye gidiyorsun? Gideceğin yer Allahnın evidir ama şu benim gönlüm de Allah evidir. Şeyh tekrar söze başladı. geceleri rahatça uyumaya bak! Önce daima çalışmak gerektir. O umutsuzluk içinde uzaktan bir yolcunun geldiğini gördü. Karısına.) de susuyordu. O gece kocası bir düş görüyordu. Bahtiyar odur ki. Hazreti Peygamberin (S. . Çüneyd bunu işitince. istemesen de pencere açılınca her geçeni görürsün. Kim olduğunu söyleyemem. ailesine de dua etti. Derviş ona sordu: Ya Ebayezid? nereye gidiyorsun? Bayezid cevap verdi: Mekke'ye. Şeyh şu cevabı verdi: Allah dilerse sizi ve bizi rindlik makamına eriştirir. Ama kapalı olunca geçenlerin seslerini işitirsin bir zevk duyarsın. Çocukların kitaplarında. 322) Çölde erkeğin ayağına bir Muğaylan dikeni saplandı. günahlarına tövbe etti. "Ondan gizlenmeye" güç yetiremez. o kimsede tesirini gösterir. Basra'da bir dervişin yanına uğradı. gönlünü birlikte bağışlar." buyurdu. gönüllerini vermezler.) yerinden kalktı. Bu etten yapılmış dört duvarın müderrisi büyüktür. Ama bu ev yapıldıktan sonra hiç bir zaman buradan ayrılmamıştır.A) kendisine zahmet vermemeleri hususundaki emirlerine uyarak fazla bir şey konuşmadılar. Ulu Allah hem o evin hem de bu evin sahibidir. Halbuki onun tövbesi daima incittiği karısının Allah'ya yalvarışının hayırlı bir sonucu olmuştu. İste İblise inanç besleyen. Hazreti Peygamber (S. Uyanıklık önce Çüneyd'in canı gibi idi. Allah elçisine imansızlıkla bakanlar da bu halin aksine olarak Ebucehil gibi düşkünlük ve perişanlık içinde yollarını sapıttılar. Şimdi (M. artık ben aile hayatından vaz geçtim. Allah evini ziyarete gidiyorum. imanlı kişilerin inançları. yüzümü hac yoluna çevireyim. Bir aralık mecliste sessizce oturdu.A.Kendisine iltifat göstererek Hazreti Peygamber'in (S.sana lanet olsun. hemen yerinden fırladı. büyük bir saçıdır. O paraları bana ver! Bayezid yerinden fırladı para çıkısını kuşağından çözdü öperek Şeyhin önüne bıraktı. Ama nereye Nereye gidiyorlar? Şairin dediği gibi: Tozlar yatışınca altındaki at mıdır. Bugün olaki. o geceden sonra sabaha kadar uyanık kalmayı adet edindi.Allah erleri kendilerini gizlemek yolunu araştırırlar. Şu gelen Hızir'ın hürmetine Yarabbi beni kurtar! diye yalvardı. Kasıtsız olarak biri kapıyı çalar. ilerisi yokuş olmasın! İstesen de. nerede ise evin tavanını tutuşturacaktı.) selâmını söylediler. Şeyhe dedi ki: Rindler gibi geldik. hacca gideyim diye düşünüyorum ama seni böyle ayaı bağlı bırakmak da elimden gelmiyor. Ona "Senin üzerine bir ışık saçıldı. ona güvenle bakan kimse muradına erdi. kendisini görmek hususundaki derin arzusunu açıkladılar. 321) Adama hem gelişinde hem de gidişinde gönül alçaklığı gösterdi. Nasıl ki bazı Allah erleri "Kalbim bana Rabbimden haber verdi" demişlerdir. Çocuklar birbirlerine Çüneyd-i Bağdadî'yi göstererek. Bizim medresemiz budur. Allah ise bin türlü yoldan kendini açıklamak ister.A. Tövbe eden ve hacca gitmeye karar veren bir adam. olmaya ki onların zannını yanlış çıkaralım. Yazıklar olsun onlara ki. Vardığı bu şehirde önce oradaki şeyhleri ziyaret etmeyi sonra da başka işlerle uğraşmayı âdet edinmişti. Sonradan dediler ki. Şimdi tam birbirimizi tanıyıp anlaştıktan sonra ayrılığın ne yeri var? Ben de hacca giderim. Bayezid-i Bistami (Allahnın rahmeti üzerine olsun) daima hacca gidiyordu. dedi. O evi yaptırdıktan sonra orada hiç oturmamıştır. işte bütün gece Allah yolunda uyanık duran adam. ağlamaya başladı. Kadın şu cevabı verdi: Yabancılık günlerimizde birlikte yaşıyorduk. O susuyor. yaralandı kafile gitmişti. hiç kimse. Bir saat sonra da adamın Hazreti Peygamberi (S.diye beddua ettikleri iblis. Ey Hoca! onların içinde bir şey olmadığı için böyle rahatça konuşurlar. sonra şöyle dedi: Bunu neden merak ediyorsun? Nihayet belâdan kurtuldun dileğine kavuştun! Hac yolcusu: Allah hakkı için dedi. Bir mürid geldi. diyorlardı. kim olduğunu söylemezsen yakanı bırakmam! Kurtarıcı cevap verdi: Bana İblis derler. Adam bu kurtarıcıya sordu: Eşsiz Allah hakkı için söyle sen kimsin ki. Öyle ise kalk yedi defa benim çevremde dolan. Sıkıntı ve kalabalık çoğalınca gönül penceresi açılır. . sen çok zayıfsın. gözlerini verir.A. 323) bak ki. gözünü. bereketi.A.kapı açılır. eşek midir göreceksin. Yanında ne kadar yol harçlığı var? İki yüz dirhem. O hep susuyordu. bu sana. (M. Allahnın sekiz yönlü gözü vardır ki.) ziyarete geldiğini gördüler. Onun sevgisini. Daha önce her gün gece yarısına kadar uyumazken. Çünkü kadıncağız erken bir seher vaktinde öyle birah çekti ki.bütün bu işler senin erdemli davranışının eseridir. Onun mabedi de gönüldür. Hazreti Peygamber (S.

Bu topluluğun büyük savaşı. ama ağzı kilitlendi.) benim elimde ne var? ben ancak Allah'elçisiyim buyurdu. 325) Biri geldi. bu hendek tamamiyle dolmuştu. (Bilki) böyle hatalı gören herkes erkekliğe lâyık değildir. Ancak Allah dilediğini hidayete kavuşturur. İnsan bedeni de başka birâlemin örneğidir. onlara. Kancıklık senden uzaklaşmıştır. kutsal hadisinde "Göklerim ve yerlerim beni kapsayamadı ama ben bir mümin kulumun gönlüne sığdım. Benim için de incinmenin hiç yeri yoktur. Ey Allahm. 71) hitabını işitmiştir." (Aynı âyet) buyurduğu bal meydana gelir.nasıl ki yine Ulu Allah. şöyle yap yahut şöyle yapma derler. içimden kovarım.Artık üst tarafını hesap' . iki şahzâde bu yolda başlarını verdiler. 324) Yemekten korktuğun. Çünkü o şunu yap. Eğer o öğüdü vermeseydi onların da oraya uğramak hatırlarından bile geçmeyecekti. nasıl ki Hazreti Peygamber (S. Çünkü varlığım kalmamıştır. Bir kaç yoksulu yanına alarak onlarla birlikte yerdi. Yukarı baktım." (K. Yarabbi! derdi. Hem kim onu ister de ondan bir nişan getirmezse kafasını uçururum." buyurmuştur." buyurmuşlardır. iki şehzadenin başı da aynı hendeğe atıldı.Bu tozlar kaç defa çekildi. sen yemeğini ye. falan kaleden gecesiniz! diye öğüt vermişti.et. sert sözlerden maksadım şudur ki: O sertlik ve kabalık onların içlerinden dışlarına çıksın da onlara bir ziyanı dokunmasm. Ama bu saltanata rağmen zenbil satar. Isa Peygambere Allahnın oğlu diyen Nasranî'den Hıristiyan'dan daha beterdir. Kızı isteyenlerin başları bir hendeğe atılmış. erkekleri de tanımıyorsun! Firavunun sihirbazları gibi sana erkeklik kudreti bağışlanmıştır. yatıştı. bana o sırada babam ah ey oğul! dedi ve gözlerinden iki ırmak gibi kanlı yaşlar boşandı. Üçüncü defasında kafasına bir nacak darbesi indirdi. Orada anlatılması imkânsız olan bir dilber sureti gördüler. kâfirden daha sapkın. her yere konma. Köpeklere birer kemik atarsın uğraşsın dursunlar. Kel. kınama gibi duyguları atar. Bu dünya evi. (M. ondan kızı istedi. Niçin dış sıkıntılarını kendime mal edeyim. diye homurdandı. büyük savaşa başladık. yola getirir. Allah da ona: "Sen sevdiklerini doğru yola yöneltemezsin. Onda katlanma ve hoş görme son kertesindedir." deniliyor. Altında falan Padişahın kızı diye adı yazılı. insan bedeninin bir örneğidir. yapmaktan çekindiğin şeyleri yeme ve yapma! Ademoğlunun kara yüzlülüğü yüzünden. incinme varlıktan olur. iş o iştir ama herkes bu cinsten olsaydı! Ben şöyleyim. Ancak yeter ki kendisinde varlığından biraz bir şey kalmış olsun." demek doğru olmaz. arı yere yuvarlandı çırpınmaya başladı. Kasap kaç kere onu ete konmaktan vaz geçirmek istedi ise de aldırmadı. O hal içinde başka bir şey de söylemek istedi. ev ve bütün şehir halkı onun çevresinde dolanıyorlar. Karşılık verme.) savaş dönüşünde "Artık küçük savaştan döndük. Büyük savaş nedir? Oruç değildir. oradan gitti. namaz değildir. . Üst tarafı hep ruh olmuştur. oturur... gönül dediği nihayet bir et parçasıdır. Gördük ki altımızdaki Arap atıdır. Yani senin konuşman boştur. Burada Allahnın kalp. Padişahlar için "Hayır. Dudakları uçukladı. Bu yermelerden. Biri geldi. Halbuki şöyle demek gerektir: Ey Ulu Padişah! O testiyi al. ne fena olay! Utanmıyor musun? dedim. sözden ibaret olan ben de harflerle birleştiğim için kara yüzlü oldum. ama maya olmayınca neyi yola getirsin? Gördüm ki. Şüphe yok ki her ne yerse yüce Allahnın. ötekilerine karıştı. kele demiş ki: Bana derman bul! Öteki kel de şu cevabı vermiş: Eğer bende derman olsaydı kendi başıma sürerdim. Yani kalk. toplu geçinmektir. (M. diyen gafil kişi. toprak üstünde otururdu. Yanıltma mı yapıyor? Herkese "Göreceksin. Bunu herkese söylemek nasıl doğru düşer? Anadan doğma köre "Göreceksin. dilediği yere konar. Kasap. Şehzadeler gittiler.daima incinen ve hiç incitmeyen biri varsa o da ancak eşektir. şuraya koy. Bu kadar zamandır kurbağalık davası güdüyorsun. Madem ki erkeği tanıyorsun. ben sana demedim mi. Padişah benim kızım yoktur dedi.A. derler. sövüp sayma.ben böyleyim diye benlik davasına kalkışanlar beyinsiz kişilerdir. evin tavanını göremedim-. bu gün şu varlık tozundan silkin! Sen kancık huyluları tam olarak bilmiyorsun. başını bedeninden ayırdı. olmaz" demek kutlu düşer. Kerametleri arasında bir nur gördüm ki hiç bir dille tasvir ve tavsif edilemez. ah! dedi: Tatar akıncıları yetişti. ben yoksulum yoksullarla düşer kalkarım. Onun aş evinde çuvallarla tuz sarfolunurdu. aman sakının. Benim bedenim ise hoş duygularla doludur. Bugün beni daha ne zamana kadar yüzü kara bırakacaksın? Mayası olan herkesin mayasını Allah elçisi geliştirir. Tufan'dan niçin bu kadar titriyorsun? Ördek olababildinse keyfine bak! Üç oğlu olan o Padişah.. Arıyı görmez misin. bunu yapma diye emreder.olmaya ki.A. Hazreti Peygamber (S. "Onda insanlar için şifalar vardır. 28/56) dedi. O bal arısı insanla beraber Allahnın "Her türlü meyveden yeyin!" (Nahil sûresi. çarh vuruyorlar..

Bütün bu yaslı hali ile bana. Ne Muhammed'den. Bir saat başını önüne eğdi.A. Bu sözün açıklanmasında sonuna kadar konuştu ve dedi ki: Böylece kendilerine ikilik gelen bir zümre vardır ki kuvvetli olurlar Ama bunlar pek az kimselerdir. "Allahm kavmini doğru yola yönelt!" diyen Peygamberin yalvarması ancak Allahya uymaktır. Gönlünde öyle bir şey vardı ki açıklayamadı. Bu Şahabeddin ile hiç kimse halvete girmenin yolunu bulamazdı. nasıl olur da sözümü anlamaz? Bir yazı üstadı. Böylece kalacağım. bizzat onda buldu. bize niçin baş ağrısı veriyorsun? Hayır diyor. çünkü sen gönlümün huzurusun! Ben de. o zaman içeriden iki yüz yerden yüz bin söz kapısının açıldığını tekrar kapandığını anlatmaya başladı. Yoksa bu nükte ilejlgili âyetler de vardır. Birini yalnız kendisi okur başkası okuyamaz. Bizim tefsirimiz bildiğiniz gibidir dedim. 327) Nihayet benim soruma geldik. Ben de kendi kendime dedim ki: Sana o sayıları pek az olanlardan sorayım da buradan başla. benim varlığım bile hana zahmettir demişti. Ona diyorum ki: Münkirlerdensin! Git kendini kurtar. ama bunu ne ben bilirim. dedim. o imanı. Orada gördüm ki. Katır deveye dedi ki: Sen pek az başa geçiyorsun. "Araştırmak dindir. hayır. O bir bahane buluyor ve istemiyor? "Fakat bir çokları bilmezler.A. hele. üç türlü yazı yazardı. (M. Ben Levhi Mahfuz'a (Gizli levhaya) kadar levhasına baktım gördüm ki. Bana cihanı dolaştırsan o tarafı hiç istemem.)'ı Ebu talib besledi. Derler ki: Melekler kıskançlıklarından onun yüzünü halka çevirir. falan münkir olmuş. Ama hiç kimse kendini suçlamaz. bu yönden de söyleyecek sözü yoktu." (K. bana zahmettir. yani önde yürüyorsun. Hazreti Muhammed'i (S. Üçüncü çeşit yazıyı da ne kendisi okur. Demezler ki. o bengi suyu içen." (Kasas sûresi. Bana demişlerdi ki: Yetmiş yaşındaki bir kâfir eline bir desti su verir. O belki bizim bilgisizliğimizden ve hayal kurmamızdandır. yüce sıfatlarını o terbiye etti. Bir şeyi bal içinde saklarsan taze ve hoş kalır. bu bir yanıltma (Safsatadır) dedim. dadı ile kız ve nihayet nişan göstermek gibi fıkralarda. o zaman birer birer aralarında bir sevgi belirmeye başlar. Bana Allah elçisi hazreti Muhammed'in (S. Yani gerekli görmüyorlar. sen gel dedi. hem de başkaları. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. ne de Allahdan söz açarız. Herkes bir hayal karıştırarak o sözlerin sahibini suçlar. Niçin kurtarıyorsun? Yani bu kolaydır. Bunların açıklanmasında ve Peygamber sözlerinin anlatılmasında. 326) kendi kitabı (kalb) gerektir. Bu konuda ne dersin diye sorarlarsa." Ben. Biri o mümin değildir dedi: Münafıkların başkanı o idi. halk ile oyalamak isterlerdi. şu anlamdaki âyette buyurulan. Bir gün de. birbirlerine Pehlevî dilinden manzum sözler yazıyorlar. yüzlerini gösterirler. sormam. bu nasıl oluyor? . senin kendini kurtarmandır. 63/7) anlamındaki âyete göre de o Müslümandır. Söz söyleyen benim. ötekini hem kendisi okur. 56) anlamındaki hitapta da bir işaret vardır. Hava bal ile bu cisim arasına girmek için yol bulamaz ki onu bozabilsin. o sözde yoktur. Aşk gelince onların parlaklığı kalmaz. Cebrail bile. Burada ben de kendimi inkâr ediyorum." derim. Yoksa bin kitap da okusam yine karanlıkta kalırım. Yoksa üstünde lütuf deryasını nasıl dalgalandı-rırdı? Rastladığı herkesi Allah kulları ile birlikte düşünen. Şam'da Heratlı Şahabeddin riyazetten o kadar yanıp tutuşmuştu ki. ama asıl işin çetin tarafı da odur. Bunu inkâr eden benim nefsimdir. Bana Kur'an-ı tefsir et.) kitabı fayda vermez. ne de başkaları bilir! Bazı âyetleri tefsir etmiyorlar. Müslümanlığı örtmektir. madem ki beni böyle vasıflandırıyor ona bir soru sorayım dedim ve şunu söyledim: Bu söz bana ikilik getiriyor. derdi. Allahya ant içerim ki. Nasıl hoşa gider mi bu manzara? Bilsek ki hoşluk denilen şey dostlar derneğindedir.Allah velilerinin sırlarını bilenler. onun aksini meydana koydu ve ilâve etti. onların kitaplarını okurlar. sanki bütün Peygamberlere göz kırpardı. altın öküz heykeli. ne de başkaları. gitmem. "Araştırma Müslümanlık değildir. Birbirlerinin yanlarında salınıp gezerler.Bütün bu hikâyelerle huzurunuzu bozmayayım. Asıl gerekli olan şey. dediler. Allahyı bilen kimsedir. bana önce Allahnın (M. bu küfür söz ve yanlış anlayış. bir kalabalık toplandı. "Sen sevdiğini doğru yola yöneltemezsin. Nihayet en düşkün biri varsa o da benim. kendini kurtarır.

Ayaz'ın içi de hep Mahmud'dur. Başkaca mümkün olan şeyden sormak yok. Herhalde aranızda bir olay geçmiştir ki. Allah Peygamberine şöyle öğüt veriyor: "De ki. Nasıl ki "Örtmek imandandır" buyuruldu. önce onu elde edin o zaman biz hazırız. Şeyh tekrar sordu: Bu zaman içinde aranızda hiç bir çekişme olmadı mı? Hayır. Onun piçliği. Şimdi bize. Evet hiç bir kimse yoktur ki.bu ağırlık bırakmaz ki önde gideyim. onunla yüzünü kapamaksızın bir nefes alabilsin. belki hikâyenin suretinde bilgisizliği gidermelidir. söz yerine geçer. Asıl surettir. Tersine de olur. "Sizden iki erkeği tanık getirin. Birisi başka birini dava etmişti. Kadı şu cevabı verdi: Bu on kişi bir tanık demektir. yüksek her tarafı görebilirim. haramzâdeliği kalmadı. Sen haramzadesin. Vezir birine dedi ki: Bin altın al. Derler ki: iki arkadaş yıllarca birlikte yaşadılar. Şeyh dedi ki: (M. Kendimi sağır yerine koyarım.öfkeleniyorum. ayrılmaz bir sıfat değildir. Nasıl dersin ki. her şeye katlanırım. kabul etmem. Şahap nasıl kâfir olabilir? Eğer bu bir nur ise. kılavuzum olmadan gidemem. dediler. hep hoş geçindik. Benim gönlüm için bu bilgiyi öğrenme! Akıl buraya nasıl sığar? Burada akıllı kâfirdir. geçerken kendisini orada bir bağa götürdük. akıl hükmündedirler. Akıl nasıl küfür olur? O köpekler Şahabeddin'e açıkça kâfir diyorlardı. Ancak üzüntülerini gidermek için hikâyenin dış anlamına bakmamalı. arzular dünya güzellikleri. Allah. inkârında idi. Öfkelenmek gerekirse öfkeleniriz. mürid yani dileyen odur. çok kere ben de kaçarım. O bir yere gitmez. cevap vermem. haydi demek lâzım. deyin! Bu bir tuzaktır. Ancak bir kimsenin dileği veya mutluluğu için olursa. dediler. yani. evet. şu işittiğin şeyi kimseye söyleme! Adam bin altını alır ve şöyle bağırır: Biliniz ki vezirin çıkardığı bu yeli ben çıkardım. Kadı. Böyle değerlenir. Dedi ki: Seninle birlikte olmanın faydası yok. Evet. ne de dıştan. Ben öyle herkesi iğneleyerek incitenlerden değilim. Halk için. Dostlar yine. ancak onların iç âlemini görebilmektir. Çünkü haramzâdelik. Davacı: Efendimiz. Çünkü o mal. Mahmud'un iç âlemi hep Ayaz'la doludur. sonra bedenimin iriliği. piçsin! Katır piçliğini benimsedi.Deve cevap verdi: Evvelâ benim üzerimde fazla bir yük var. Bunlardan yüz bin tane getirsen yine bir sayılır. içeriye girmezsiniz. öz ve halistir. Şu hikâyeyi anlatmaktan maksadımız da yine hikâye işidir. Davacı on sofiyi birden getirdi. Ama başkalarına karşı da çok . Murad. görelim de gelelim. Eğer Öfkelenir de kaçarsa. Ama ne içten kurtardın. Hey hey. içinizden biriniz gönülden hoş görmemiş veya beğenmemiştir. iki görünmüştür. başımı eğer. gözümün keskinliği sayesinde yokuşun başından bakar inişin sonuna kadar alçak. dediler. o hatıraya ziyan verir. dersiniz ki: işitmedik ki. Ben on tanık birden getirdim. bir gün bir şeyhin yanına vardılar. nihayet ben helâl süt emmişim. Benim öfkeli zamanımda. Söz. kendini göstermez. Şeyhi gerçeklediler. 328) işte o beğenmemezliği korkudan dile getirmediniz. Allah inciten sevgili! (M. her ikisi tek bir isimdir ki. Yoksa boşuna girmiş oluruz. boyumun yüceliği. Murad (istenilen) da budur. Sanırsın ki bütün varlıklar onundur. dedi. deyiniz ki: Yanımda üstadım. niçin gelmiyorsun? Ben niyaz ehli. derlerse. Söylediklerimi anla! Eksik tarafını düşünüyorum da . benim bir bakışım bütün varlıkları kavramıştır. Güneşin önünde (Şems'in huzurunda) Şahap kâfir olur. dediler. cevaptan men edersek Allahnın sözü değişiktir: Beyit: Ey sevgileri. sevgiler koparan güzel! Ey Allahları. Eğer üstat o taraftadır derlerse. Kendisinden tanık istediler. dedi. niçin bulunmuyorsun? öfkeli vaktimde. asıl olan mânadır. Felsefeciler." (Bakara Sûresi. sevgili ve herkesin kıblesidir. Ama Şems'in yanma gelince de dolunay gibi olur. örtünür. 329) Bu da öylece yüzü örtülüdür. Dedi ki: Görmek. selâm sana! derim. âyette. bana göre çirkin ve iğrenç şeylerdir. Allahm bilgimi artır" diyor. 282) Duyurulmuştur. Şeyh sordu: Kaç yıldan beri birbirinizle dostsunuz? Birkaç yıldan beri. Evet dedim. Ben böyle bir yoldaşla nasıl yarış yapabilirim? Bu gün dileklerimizden biri şudur ki: Eğer sizi bir yere çağırırlarsa. içerde uyumuştur. bir tanık daha getir. bana on defa selâm söyler. o zaman bağın kapısına kadar gidersiniz. Şeyh şöyle dedi: Biliniz ki siz nifak içinde yaşıyorsunuz. Onuncu defadan sonra. ak'ıl kâfirdir. çok hoşa giden şeyler. beni rüsva ettin. Eğer derlerse ki: O buradan geçiyordu. gerçek dostlara karşı çok alçagönüllüyüm. Bazı vakitlerde maksat mâna da olur.

yine Hazre-ti Muhammed'in (S. konuşmaları kalpte soğukluk yapıyor. Köylülerden bir kalabalık acaba bu gelen. öteki öfkeyi bastırsın. nefsinin ve mizacının havası ile olmadığını söylediyse de anlatamadı. insan oğullarının eşeklerle ne ilgisi var? Nihayet arada bir fark olmamalıdır ki. der. Nasıl ki.Bana karşı hayranlık göstererek. Ömer'le bazı dostlarının onun halinden haberleri vardı. dörtte dört murdar oldu. Çünkü parmakla tutabilirsin. Sultandan bir at armağan etmesini dileyeyim der. ne kadar mazeret gösterdi ise." deseydi o derece soğuk düşerdi. Bir gün kendi başıma yola çıkmıştım. Veys-EI-Karanî (Allah ondan razı olsun). Böylece üç gün geçmişti. öyle bir yerden selâmetle kurtuldu? dediler. Nihayet Veys. Hazreti Muhammed'in (S. "Kendimi kutlarım şanım ne yücedir.onurlu ve kibirli davranırım H. Gizli sadaka ona verilir. 1) kime işarettir? "De ki ben tek Allahyım. Bu Celâl'in hikâyesine benzer. Ama onların sözleri. (M. Benden ona selâm söyleyin. Sahabeden bir kısmı onun ahvaline dair birçok sorular sordular: O da cevap verdi.Keşke üzüm pekmezi de tatlı olaydı. Bir gün kendini soğuk ve tatsız bir kuruntuya kaptırmıştı. Bizi değerlendirmek. yahut hiç.acaba bu Peri mi. Fakat bulunduğum mesafeye göre köy uzaktan bir yüzük halkası gibi dağ tepecikleri de birer çocuk gibi görünüyordu. fakat onunla fazla konuşmayın. gür bir su kaynağı akıyordu. "De ki o Allah tek ve eşsizdir. ancak meyhanelerde olur. Hazret! Muhammed'in (S. yoksa Hızır mı idi ? Nasıl mahlûk idi ki. Nihayet Sultana ait olan av doğanının nişanını iyi tanı. O işi de yine Allahnın ve peygamberinin işaretine uyarak yapıyordu. Köye geldiğim zaman bütün köylüler gelip ayağıma kapandılar. Demişti ki. Onlar daima Veys'i suçlamaya uğraştılar. Ama aralarında perdeler kalkmıştı.) türbesini ziyaret etti. o medrese hocası bu noktada kalmıştır.A. Ama hâlâ evime ulaşmadı. Veys. O havuz. O. Bir okkasını yerinden kaldırabilirsin. erken sabahtan ilk namaz vaktine kadar yolu şaşırmış gitmiştim. bizim Allahlığımızı yüceltmektir. Hele Balebek pekmezi daha tatlı olur. sudan topraktan ayrılmadı. Nihayet insan oğulları niçin ayrı ayrıdırlar? Ayrılık ikiliğe düşmektendir. mazeretini söyledi. gideyim. o razı olsun. gönlü hoş olsun. Şu hale göre. Bunlar dediler ki: Ana baba ne demektir? insan Allah Peygamberinin katma varmakta nasıl olur da kusur gösterir? Biz ve dostlarımız bütün yakınlarımızı. diye bakmıyorlardı. hayvan mı. Bizim sözlerimize karşı soğuk düşüyor. Onların bütün sözleri Cüneyd'den veya Bayezid'dendir.A. ey bizim has kulumuz. 331) onun işareti şöyledir. Bir gün diyordu ki: Padişahın ahırından zaman zaman nice' atlar geçti. Bir ömür boyunca nasibini ancak o an içinde alırsın! O dakikayı sakın elden çıkarmamaya bak! .) ile düşüp kalkıyorsunuz? Her biri ayrı ayrı şu kadar seneden beri diye cevap verdiler ve dediler ki: O günlerin her biri bin yıldan daha değerlidir. Öyle bir öfke gerektir ki. o pek aşağılık kertede olan eşeklerde olur.A. On kere Mevlâna Celâleddin beni arar. yüzünü onlara çevirdi ve dedi ki: Sizler ne zamandan beri Hazret! Mustafa (S. beni on defa kucaklar da ben ancak ya bir kere veya hiç kucaklamam. kaplan mı yoksa başka bir şey mi. Peygamberin sağlığında. Kur'an'da. 330) Şimdi bütün ömrü boyunca." sözü nasıl soğuk olur? Bu sözde hiç ikiyüzlülük yoktur. sözü uzattılar. Gayet rahat bir inişten aşağı yuvarlanmıştım. Büyük Sahabelerin hazır bulunmadığı bir sırada Hazret! Muhammed'in (S. şekerin özü ve katıksız şeker olan nöbet şekerini yememiş kimseye. Bunu nasıl hesap edelim? Şiir: Kendini bir an için sevgili ile baş başa bulursan.A. Veys'in annesi öldü. kendine değer vermedin. Onun mazereti. Biz de Cüneyd'den ve Bayezid'den konuşuyoruz. Gönlünü henüz yıkamadınsa.) sevgisi uğrunda öldürmeyi sivrisinek öldürmekten daha kolay sayarız. Öte yanda ilerde bir cadde ve bir köy görünüyordu. Seninle benim aramda bir şey kayboldu. Rum ülkesine nasıl gidebilir? Şurasını bilmez ki." (İhlâs Sûresi. Dedi ki: Biz kendi kullarımızı ve akdoğanlarımızı sizin işleriniz için bu tuzağa attık. ben ona ya bir defa iltifat ederim. üzüm pekmezinin tadı ekşi gelmez. Eğer benden sonra gelirse (M. annesine yardım etmek idi. zaman zaman beyle konuşmak yaraşır.) huzuruna erişemedi. Peygamber dünyadan göçtükten sonra.A. Bu iş ise asla kadere uygun olmaz. Artık ölümü göze alarak yukardan aşağı sekmeye başladım. Rum ülkesine-'. Bir dağın tepesinden büyük bir pınar. ziyaret edememesinin sebebinin.) işareti ile olduğunu.-Uzun bir gecikmeden sonra geldiğini haber verirler.

onları sormuyorum dedi. Bunlar beni kendilerine başkan seçtiler. düğün ettiler.Çünkü böyle bir anı bir daha pek az bulursun. iki dizinin üzerine edeple oturdu. Adam bana alçakgönüllülük gösterdi. Kulağımızı ağırlaştırarak. dedi. işitmek. (M. Yemek yedikten sonra. Bir gün beni gördü ve dedi ki: Nihayet beni şu çetin durumdan kurtar! Dostluk asla tek taraflı . Bir nara atarak yere yuvarlandı. 332) Eğer sahabelerin uluları orada olsalardı. Kölesini göndererek burada niçin beklediğimi sordurdu. Çünkü pek arıklaşmıştım. 3) hükmüne göre namaz kılardı. Herkesi götürdüler. Zaten hiç kimsede de dinleyecek hal kalmamıştı. yiyecek bir şey bulamadılar. bir ağlama belirdi. o asla bu . Nasıl ki sofinin biri ekmeğe yüzünü dönerek. ne de senden izinsiz sofra kuracağız dediler. yüzü rengi böyle idi diye anlatmaya başladılar. eğer senden daha iyisini bulursam elimden kurtulursun. işte onun bu sözü oraya bir daha gitmeme engel oldu. diyordu. Beni tanıdıktan sonra da etrafıma toplandılar hep toy. dşdi. Senin buyruğun olmadıkça ne bir konakta ineceğiz. bana haber ver. Bunları da sormuyorum. Bazıları da. ben oracıkta kalakalmıştım. onun nasibi budur dedim.beni evine götürdü.soruları sormayacaktı. Şiir: Yüzümü zamane altını gibi gör de sorma! Bu göz yaşını nar daneleri gibi gör de sorma! Evin içinde neler olduğunu benden sorma. Bir şöy söylemelerine imkân olmadı. Allah adına ant vererek dervişler buraya gelsinler. Hazreti Mustafa'nın (S. Sen yolun kâhyası mısın? dedim. dediler. Uzaktan bir bostan tarlasından bir adam eliyle işaret ederek sesleniyordu. dedi. dediler. Bir kaç gün geçmişti. Beni tanımadıkları süre içinde günlerimiz hoş geçti. bulamazsam. Veys. Çünkü onlar da onun nişanını görüyordu. Dergâhın kapısında kan gör de sebebini araştırma! Sahabeler bu soruların karşılığını vermekten aciz kalınca. Bunları da sormuyorum. böyle cömert. Yolda büyük bir adamın gözü bana ilişti. şakalaşıyorduk. ayrı düştüm. kuzular kesti. bana bu şehirde bulundukça her gün gel karnını doyur.A. şimdilik elimdesin. Üç gün iş aramaya gittim. (M. Dervişleri üç gün konakladı. gece gündüz şöyle ibadet ederdi. eğer şehri ve yolu sözleşme ile aldınsa. Veys cevap vermek için ağzını açacağı sırada on yedi kişi yüz üstü düştüler. Ama biz açız dediler. Adama dedim ki: Bir şart ile geliriz. ama sana da nasip erişti diyerek ayrıldım. Erzincan'a varınca dostlarda. Dervişler için karpuz toplamıştı. şimdi sen söyle. ne diyorsun diye sorar gibi elimizi kımıldattık daha çok yaklaştı ve ısrar gösterdi. Ayağıma kapandı. dediler. Veys dedi ki: Şimdi soruyorum sizlere. Ona dedim ki: Sakın olmaya ki sen iyilerini yiyesin de dervişlere Allah için ondan daha fenasını veresin. ötekilerde de bir yufka yüreklilik. Baygın bir halde kendilerinden geçtiler. gözle görmek gibi değildir. Çünkü o bunu rüyasında görmüş ve vaktini bekliyormuş.) nişanı ne idi? Bir kaçı boyu şöyle idi. Onlara dedim ki: Nihayet orası yerinde duruyor o şimdilik elimizdedir. demiş. yemekler getirtti. Kur'an'ın "Geceleri biraz kalk. mucizesi böyle idi. biz bu nişanlardan başkasını bilmiyoruz. 333) Azizleri üç gün geri bıraktım. Karpuz mevsimi idi. Beni kimse çağırmadı. Sofilerden bir kaç kişi bana Erzincan yolunda arkadaş olmuşlardı. ilmi şöyle idi. Hattâ senin emrin olmadıkça birbirimizden incinsek bile hiç bir şey anlatmayacağız. güzel bir yer gösterdi. sen de aç isen gecikme! Keramet inkâr olunmaz. Bunlara acele etmeyin dedim. Oyunlar çıkarıyor. Sen ne yiyorsan dervişlere de ondan vereceksin." (Müzemmil Sûresi. Şöyle gönlü alçak.

334) Çünkü bana öğüt verdin. Dervişin azığı yoksulluktur. Burada gerçi başka bir incelik vardır. "Sanır mısınız ki. Evet o Hak ışığının önünde yoksuldur. neticesi iyiliktir. Ben yüzümü hep sana çevirmişim. sen. O yanıp yakılmanın rahatlığını ancak o bilir." sözü ile işaret edilen hal. dedim . yerleştiler. Sonradan yüz gösterecek devleti bekler. Etimle. Çünkü sen ayrılık âlemindesin yüz binlerce zerreden ibaretsin. "Ben Hakkım. sürekli olur mu? Bu ahmak şeyhler. Kahraman olur. aramıza ne bir mahlûk. ta ki her şeyimle onun olayım. Benim bir adetim vardır. Derler ki: Bazı fenalık vardır ki. beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur. o onunla öğünsün . Biri kapının önünde içeri girmek için hep ağlayıp sızlar. fakat sana cevap veremem." (Müminun Sûresi. Bunlarda onun başlangıcı olmayan varlığı gizlidir.diye sorabiliriz. Dervişliğin hırka ile ne ilgisi var ki. Zevkini ancak o çıkarır. belki bin ölümsüzlüğe ulaşır. Onun karşılığı olarak benim varlığımda bol bol senin varlığın yaşıyor." (Haşir Sûresi. Aşağı indiler. Benim bütün varlığım. vereceğim cevabı kavrayacak kafa göremiyorum. "Benim Allah ile öyle bir anım otur ki. donuk âlemler var. parmak kaldırdı." diyebilirdi? Hak nerede. Allahsına erişiyor. Her zerrede dağınık. sana izin yoktur derler. Yoksulluk nedir ki. tekrar tazeleneydi. yüzümü sana çevirdim. Onun göğsü. Ama aynı o ruh âlemini Allahsal âlem sananlar da vardır. Onu nereye eriştireceğini düşünür de başını o tarafa çevirir. iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. Sürekli olmaz. sen başka bir yerde uğraşıyorsun. Yoksa nasıl olur da. (M. Sana ne oluyor? Çünkü sen yoksun. önderinin nasıl sabırlı olduğunu görür ve onunla başına gelecek belâya da katlanır. peki sana ne? dedi. Hazreti Peygamber buyurdu ki: Hey hey bu duayı bana etme! Bana dua ederken.A. dostluklarına göre nazlan! Doğru söylüyorsun. karmakarışık. Halk ile onların anlayışları ölçüsüne göre konuş! Sonra onların zevklerine. senin bütün varlığınla dolu. Allahsal âlemden söz açtılar.Allah. Hele havadan gelen gelirleri de sayısızdır. her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım. Ulu. Dedim ki: Dervişin biri Hazret! Peygambere (S. o dağı Allah korkusundan çökmüş parça parça dağılmış görürdün. Yüce Allah. ne de en yakın bir melek giremez. çaresizdir. neticede hiç de ölmez. örs oldum. öteki. Orada birini gördüm. âleme sığmaz. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. sizi gereksiz yarattık. Onu dağ üstüne bile koysalar taşımaya güç yetıre-mez O nur yansılanır. Bin kere de Müslüman olsan. Allahm ona dağınıklık ver diye yalvar! Ben topluluk içinde aciz kaldım. derimle.A. Gönülden gönüle pencere vardır. dediler. "Eğer bu Kuran-ı bir dağ üzerine indirseydik. bu nasıl olur? . bana göstermiyorlar. Bu Şeyhlere sordum:"Benim Allah ile öyle bir anım olur ki. Öteki de bir saat dışarı çıkmak için sızlanır hayır derler.). Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki. saçılıp döküleydi. Hak ışığı önünde arıktır. "Yoksulluk benim kıvancımdır" diyen yüce bir insandır. Hep yanar ve der ki: Keşke yüz göğsüm daha olaydı da her gün bu nur içinde yanıp tutuşaydı. Belki ölümsüzlükte ölümsüzlüğe. Allahm topluluğu ondan kaldır. (M. hayır. 115) buyuruyor. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki .) dua ediyordu ve diyordu ki: Allah sana daima topluluk versin. her yıl dokuz yüz bin akçe derviş hücrelerinde yatanlar için harcanır. Hallacı Mansur'a henüz ruh tamamı ile yüzünü göstermemişti. bu nasıldır? Evet dedim. ona uyarlar. Yoksa niçin o fersiz bakışlarınla hep bana bakıyorsun? Orada bir şeyh vardı. Giremezsin. Sana saygı gösteriyorlar. ben nerede? Bu ben nedir? Bu ne sözdür? Eğer ruh âlemine dalmış olsaydı. Nün nereye sıyırdı? Biri. yahut onu kolundan tutarak Allahsal âleme çeken bir adam vardır ki. dedim yine sende o küfürden bir şey artık kalır. Bu âleme niçin indik." buyuruyor.olmaz. 335)Hazreti Muhammed (S. derler. sende. bana öğüt vermeye kalkıştı. ölümden korkmaz. Ancak er odur ki. Yani ben yüz orduyu yağmaladım. Her gün on koyun kesilir. orada söz nasıl yer bulurdu. Elif nereye sığar. Yoksulluk da Allah yolunda dervişliktir. Bunlara Allahsal bir ilham yahut gönül çekici bir hal gelir. Bir topluluk ruh âleminde başka bir zevk buldular. Allah birdir dedi. 21) buyuruyor.

Denilebilir ki o gelir. herkes kendi halini anlatır. Başka biri sus demiş. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye yalvarıyordu. Çünkü ona gönül kırıklığı gerektir. bakkala çıraklık eden Hintli kölenin hikâyesine benzer. seni yalnız buldum. 336) Herkes bir şeyle uğraşır. Bir derviş dedi ki: Bana aksi gerektir. Peki o halde balığın nişanını söyle nasıldır. geçici varlığı kalmayıncaya kadar bu yolda ilerlesin. şimdi tulum tulum boşalt! Kardeşi için kuyu kazan bir gün içine düşer. bir insanın parlak ışığı dağ üstüne inince dağ küçüldü. Ben dostları olmayan bir dostum. ancak gönül gönül olmak için çok kere böyle olur. benim yolumda kalpleri kırılmış olanlarla beraberim. İsa'ya bakarsın ö nur içinde şaşırmış bir halde bulursun. bildirdi. Biri. Bir an dedi ki: Her peygamberin bir mucizesi vardır. der.Allah kelâmının mânasın söylüyoruz. 10) buyruldu. Hakka erişince Hakkın nurundan onun yüceliğinin nurunu görürsün. sen balığın nasıl olduğunu ne bilirsin? Öteki ben bilmez miyim. bütün dostlar. Allah kalır. Haktan başka herşey orada idi. her ne kadar dışarı çıkmasa bile. Bir aralık Hakkın parlak ışığı gönülde yansılanırsa. Ruhu gelir. Dedim ki: Bu. Kalpleri kırılmış olanlara gönül sahibi diyorsun. gönül ehli olmalı. Biri malımı yağmaladılar diye şikâyet ediyordu. kendi sevdaları peşine takıl mış gitmişler. Allahdan sordu: Seni nerede arayayım? Buyurdu ki. Bundan dolayı Musa. Kötülük görürsün! Kuyu kazma. Hazreti Peygamber (S. kıskançlıktan ona gönül ehli derler. Asıl budur. varlıktan her ne varsa hep orada idi. bu nasıl olur? Yüz binlerce yılı göz önüne getir ki bedenler yaratılmazdan önce geçmiştir. (M. Gerçekte cenaze namazı onu Allahnın bağışlaması demektir. diye sorar. Gerçek Allah kulu olan Yusuf Peygambere sözleri yorumlama yetkisi verilmişti. O işten hoşnut ve memnundur. çok kere gönül kırılır. diye sordu. Benim işim değildir. "Onları (Velîleri) benden başkası bilmez. tabiata bakma! Gönülün yeri nerede? Gönül gizlenmiştir. içine sen düşersin! Biri dedi ki: Falanın cenaze namazına gidelim. Evet her şey yok olur. donuk ve eksik olmakla beraber şöyle demiştir: Muhammed gerçi orada idi. Musa'ya bakarsın o nur içinde başı dönmüş görürsün. ruhu yok oluncaya kadar." buyurmuştur. O aslı. "Beni Muhammed ümmetinden kıl!" diye tekrar yalvardı. Onun büyüklüğünü. kökü bilmeyip de dallarla uğraşanlar. Hele bir hadiste. sorar ki. fakat bir şey söyleyemezmiş. Necim Sûresinin başından bu onuncu âyete kadar dışarı çıktı. "Kendini bana göster sözünden de yine beni Muhammed ümmetinden kıl diye yalvardığı anlaşılıyor. 337) Tabiat ehli olmamalı. Hızırda. Yine bir hikâye vardır: Biri balıktan bahseder.Efendi. şimdi görüyorum ki. Dedi ki: Ne söyledi ise söyledi. Kimi ruh ile ilgilenir. elbet de tersine ve yanlış söylerler. elbet de abdest almayı gerektirir. "Ben. Çünkü Musa gördü ki. dedi. . demiş. içindeki bal hep dökülmüştü. Bakkal her müşterinin kâsesinden bal. Şimdi onun alnında bir satır yazı yazılmıştır. "Kendini bana göster" dileği. kendi ruhu ile uğraşır. Musa ile Hızır'ın kapıştıkları başka bir nur daha var. ama yokluğa ve fanilik ülkesine gitti. kuluna vahiy yolu ile neler bildirdi ise.derler. O ışık. Ama Muhammed ümmeti için gerektir ki sözleri yorumlama bilgisi yeter derecede olsun. Ona şimdi bir kaç gün git Hızır'la görüş denildi. bu kadar deniz yolculuğu yaptım. Akıl da böylece gelir sorar. o niçin vahyetti diyor. bir anda kaybolur. Palavracı hemen atılır: Deve gibi iki bacağı var.) ona ne konuştuksa konuştuk der. Gönül ara. "Beni göklerim ve yerim kapsayamaz. Bunu fırsat bilen Hintli köle. Onu Allah yargılasın dedi. o sana söyledikleri ne idi. bilindi ki Muhammed ümmetine yaraşan bir dilektir. "Allah. yani sonradan meydana gelen şey. Onlar arasında gidenlerden şu nükte meşhur oldu: "Allah. yahut yağ asırır. Bilmiyorum ki sonradan yaratılan bir nesne yüce Allahnın sözünü nasıl kavrayabilir? Ancak gerektir ki. iriliğini anlatırmış. Hades'ten yani abdesti bozan şeylerden arınmalıdır ki. gizli gizli Hak yolunda yürüsün. sen deve ile öküzü de birbirinden ayıramıyorsun! (M. namaza ve Allah katına yol bulasın. o da aynı cevabı alır. Nasıl ki o hikmet ehli zat. yahu der ben senin yalnız balığı bilmediğini sanırdım." buyurmuştur. Hades. ama bir mümin kulumun kalbine sığarım. seni yalnız bırakmışlar. ruhları tenlerden önce yarattı. gönül sevinçlidir. Seni kimsesiz buluyoruz. müşteri gittikten sonra de çıraktan gizlermiş. Kötülük yapma. parmak parmak topladın. nefsi ile alışveriştedir." Bir de. selâm sana. evet. Bir gün büyük birtulumun ağzı açık kalmıştı. Çırak içinden kızar." (Necim Sûresi. aradan kalkar. O Allah adamıdır.A. "Yarabbi beni Muhammed ümmetinden kıl!" diya yalvarıyor. Adam. Davud Peygamber de bu nükteyi işaret etti: Davud. Daha başkaları aklı ile. Yanar." buyurulmuştur. O sırada sofinin ondan çekinir yeri yoktu.Bu Hadis yani sonradan yaratılan varlıklardan birer perdedir.

karanlık kuruntular baş gösterirdi. gündüz ışığı karanlık denizinde boğulur. bir imtihan geçirmeden kabul olunur. ancak adları söylendiği için meclis kızışır. İşte o bütün temiz iman ile üstadını eve getirinceye kadar atının başını çekti. Kur an'da. Musa onu dilememiş olsun! (M.Muhammed (S. o zaman kim olduğunu da anlarsın! Veli. 1) buyurulmuştur. panzehir ocağıdır. "Hele. yahut yüksek bir dağa doğru yürütürler. Fetih Sûresinde buyurulduğu gibi Allahnın geçmiş ve geçecek günahlarını yarlıgadığı kimselerden zarar gelmez. 338) Belki. kaç kere de karanlığın deryası nurun alevinde yanar.. coşar. Sonra tekrar gölgeye daldı mı. henüz gelişme yolunda olsun. diyor.. "İnsanlar bir imtihan geçirmedikçe. Şam'da Şahap Herive büyük bir soydan gelmişti. 339) anlamındaki âyetle müjdelenmiş olanlara ne mutlu. seçkin bir topluluk kendisini kınamakta idi. yani Allahnın bize bildirdiği kadar onu anlayabilseydiniz. Ben onlara şöyle diyorum: "Bilim Hak yönünden verilir. Birbirinizin makam ve mansıplarını kapmak için nasıl kıskançlık gösteriyorsanız. . İşte o adam birdenbire nasıl hafifler. o çilede ve o zikir âleminde. Dedi ki: Ölüm bana göre neye benzer bilir misiniz? Artık bir insanın sırtına ağır bir yük vururlar. Alemde hangi şey vardır ki.) öyle bir nurdur ki. Muhammed'e uymak ciheti nerede kaldı ki. Mansur'un vaaz meclisinde o kadar keramet ile birlikte öfke yer bulmazdı. dedi. kendiliğinden gelmez. Diyelim ki onun durağı orasıdır." Bir adam şeker gibi tatlı bir düş görmüş. Beyit: Dağ yılanlarla dolu olsa da korkma! Çünkü orada tiryak taşları da var. atının dizginlerini benim elimden kapardınız. tatlılaşır. Çeşitli fenlerde yetişmiş yüzlerce öğrencisi. içinde parlak düşünceler belirirdi." (M. Onlara dedi ki: Varlıkları yaratan ulu Allah hakkı için siz eğer onun bir tüyünü anlayabilseydiniz. Çünkü şeyh. yere bıraktırır. Allah kulu olan o ailenin ışığı içinde onları alçaltır ve kıskançlık gözüyle bakarlar. iki kere yere eğilir. veli olduğunu bilmez mi? Meğerse olgunlaşmamış olsun. onu da öylece benden kıskanırdınız. en üstünüdür. 340) Simdi onun hali tıpkı o kimsenin haline benzer ki. ben sana söylemiyorum. Ama onların hallerinden haberleri olduğu için değil. nasıl yükten kurtulur ve canı tazelenirse. Ondaki insafa bak ki nasıl düşünmüş. ulu bir ocağın köleleri olduklarına inanırlarsa. Bütün bu üstün vasıfları ile birlikte şeyhin yanında yaya yürüyordu. böyle pek genç çocuğa karşı neden bu kadar gönülalçaklığı ve iltifat göstersin? diye kuşkulanıyor. Yolda kaç kere hem ona gönülden inanmış. insan Aksaray'a varınca nasıl olur da vardığını bilmez? Hocendî diyor ki: Ailemin uğradığı acıları görünce kendi acılarımı unuttum. kuşku ve düşüncelere sürüklemek bir erkek işi midir? Şeyh onu görünce selâm sana. onu zorla çamura sürüklerler. Nasıl ki bir gün o Mansur der ki: Eğer kuru bir ağaca bile yürü dese. ey minber! der. bir gün ecel gelince ocak ulularının yasını tutarlar. onu yürütür. bizi düşünmek hususunda nasılsın? Tekrar unutuyor musun? Seni gerçeklemekten veya inkâr etmekten nasıl kurtulalım. yahut imtihansız ise geri çevrilir? Ama Allah dilerse sonunda iş doğrulur. Mansur. (M. "Yarabbi beni onun atının terkisine yapışanlardan eyle!" diye yalvarır. Sonra yine kendi kendine ona ne ziyan gelir ki. hiç Muhammed'e uyma hakkında bir işaret var mıdır? Evet Musa'ya kırk gece diye bir işaret verildi. Mevlâna'nın öğüt meclisinde bir aralık hoş bir şey oldu. Allah onların suçlarını iyiliğe çevirirse. Kaç kere. Sanki halkı yoldan çıkarmak. hem de inkâr etmiştir. Nihayet gör ki. Bu sırada hemen tahta minber yerinden ayrılır. Şeyh ona okşayıcı bakışlarla baktı mı. Dutun nurların en parlağı.doğru yolu tutarsın. Gökten şeker yağıyormuş. sen yerinde dur! Öğüt meclisleri onları anmakla kızışır. ölüm de insanı öylece rahata kavuşturur. diye şüpheleniyor musun? Allah geceyi ve gündüzü değiştirir.A. Bin bir zorluk içinde tırmanmaya çalışırken birisi gelir sırtındaki çuvalın urganını keser. sadece inandık demekle kurtulacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebut Sûresi.

bu çağın dönmesi sayılmaz mı? Mutlak kâfir olmaz mı? Meğer ki tövbe etsin. Ben Hakkı arama yolunda bir çok büyük ve küçüklerle düşüp kalktım. Ama Allah sözü değil. deyiver. erenleri sen istemeseydin hepsi de kapı halkası gibi dışarda kalırlardı. Muhammed-i Razî. ama Allah güzellerinden değil. ne de Mevlâna sevmiyor. Hem öyle zındık olur ki: Mazandıran'daki Girdikuh Tapınağı zındıklarını ona köle ve hizmetçi yapmak yaraşır. Bütün evlerin üstünde dolaşıyordum.bin Yusuf (Haccac Bin Yusuf. o direkler . Eğer bize saygın varsa bizden işittiğin şeyleri bizim işaretimiz olmadan niçin açıklıyorsun. bunlara yeyin diye emir vermiş ve sormuş: Hiç tadları arasında bir fark buluyor musunuz? Mademki âlemin pabucuna pabuççu demek küfürdür. "Ne mutlu beni görenlere. iki damla yaş dök. Hazreti Mustafa (S." Yani. Yerden göğe kadar uzanan direkler gördüm. en çok Hak ile dostluk ederdi. Pilâvları getirmişler. fakirin pabucuna ne dersin? Bana yüz bin dirhem masraf etsen yine sözüme saygı göstermek derecesinde değeri olamaz. O altın gümüş peşindedir. bir başkası da-bir gece sabaha kadar onun harem dairesinde kalsam diye söylenirmiş. halkın kendisine karşı fazla sevgisi biran veya bir saat için perde olur diye düşünürdü. Bu adam. hoş bir sözdür. Bir adamı bir çok yerlerde dolaştırsalar yirmi fersah alan içinde." buyurulmuştur. Haccac bu adamları çağırmış ve sarayının ahçısına. önceleri halktan çok sakmırdı. Nefis. Allahm. diye sordum. susamış bir insan arıyorum. yüzünü yere koy. Emreden nefis. Sunu da söyledi: (M. yine kendimden geçtim. yedi renkli pirinç pişirmelerini emretmiş. Evet bizim işimiz bütün halkın aksinedir." Bir söz söylüyordu.(Ç)). Buyurdu ki: "Beni halka satın. ben o işin peşindeyim ki. Berrak ve temiz su. adamın biri kendi makamına imrenirmiş. 342) Ben bu yolda çok taban tepmişim. iyiden kötüden çekinirdi. gayet sert ve zalim bir adam idi. Bana bir ateş geldi. Dedi ki: Senin küpün her ne kadar sızarsa da suyu temiz saklar. yaradılışındaki iyilik ve cömertliği ile susamış insan arar. Çizmelerimi giymek istedim. Bir gece sabaha kadar onun harem dairesindeki kürsüsünde otursam. Ben para peşinde değilim. onların red ettiği her şeyi de biz kabul ederiz. Öyle bir insan eğer bir yaprak okursa zındık olur. Eğer her iki yaprağı okursa Müslüman olur. beni görenleri ben de görürüm" buyurmadı mı? Hazreti Peygamber (Selât ve selâm ona olsun). Nitekim Mevlâna Mesnevî'de: Eğer akıl bu yolun kılavuzu olsaydı Fahri Razî dinin inceliklerini bilen bir bilgin olurdu diyor. Bir gün Haccac gizlice haber aldı ki. yüksek bir ses işittim. eğer peygamberleri. Şems'in ona rahmet okumasının hikmeti bu hikâyeden anlaşılmaktadır. Anladım ki. 341) Buyuruyor ki: "Onlara danışın ama her ne söylerlerse aksini yapın. Olmaya ki. gökten yedi kapı açıldı.Niçin Allahya yalvarmıyorsun? Gece yarısı kalk ikilik âleminden geç. kadın huyludur. "Onlara danışın. Hem de öyle bir gerçek dost olur ki. Bir zındıkla gören de zındık olur. Emeviler devrinde Şam valisi. dedim. dedim. Simdi bana falan ulu kişiyi gösterdin. Çağdaş tefsirciyi ne Şems. kendimden geçmiş bir vaziyette idim. Güzel söz. ama düşüncelerine aykırı davranın. Saygısızlık edersen git." buyurulmuştur. gözümü onunla aydınlat. Eğer sende saygı varsa gel. Hele kamunun menfaati ve sevinci olan bir işte ne yapalım? Şimdi eğer erkeksen gel gidelim. nasıl edelim? (M. Fahri Kazı'nin ne haddine düşmüştür ki Muhammed-i Tazi. onlarla danışma yapalım. şeyh olmuşlar. Bak ki Hak ne diyor? Beni yüz kere satın diye haykırmıyor mu? "Kullarımın gönüllerinde benim nimetlerimi ve vergilerimi anmaları hoşuma gider. Tam olgunluk çağına erince. yani Arap Muhammed şöyle der.) böyle buyurmuşsa ne ziyanı var. Çünkü gönüller kendilerine nimet bağışlayanın sevgisini taşır. gözüme başka bir şey göründü. kendisine karşı seksen bin âlemin saygısı ve sevgisi ile iki kişinin sevgisi farksız oldu. Artık saygısızlıktan vaz geç. anlatılması imkânsızdır. yahut da söz derleme sevdasında idin. O kendini niçin incitir?O zaman Allah kullarından hangisinin kılıcı ona acır? Bunlar kendi kendilerine de hiç acımazlar. Bizi her kim bir Müslümanla birlikte görürse Müslüman olur. Orada kadınlar vardır. Kendilerine fenalık edenlere karşı kin beslerler. kendini sat! der. tekrar bir nara atarak kendime geldim. yani Reyli Muhammed de böyle söyler diyebilsin (Fahreddin-i Razl'nin asıl ismi Muhammed Fahreddin'dir. şehrin yakınlarında gezdirseler de şehre sokmasalar. dedi.A. Ey Allah elçisi! Onlara danışın buyuruyorsunuz. Hazreti Peygamber. (Ç)) Allahnın rahmeti üzerine olsun. tekrar dolaştırsalar ne çıkar? dedim. Haccac. eşek köprüden geçsin. Onların kabul ettiği her şeyi biz red ederiz. ben onlara ne yapayım? Yalvarayım mı? Aç kalmış birini arıyorum. ey dostlarım beni halka satın ki ben kendi kendime satışa gelmem. Onlar büyük adam olmuşlar. Kendimi bir bağda gördüm.Ya rahat peşinde idin.

ötekine çimdik atar. . boyuna aşık atıyorlardı. gizlice ona seslendim. ben keşke beni görse de kaçsa idi diye düşünüyordum. hem suda yaşayan kurbağa değil ki tiksineyim. Fakat hiç aldırış etmiyor gibi görünüyordum. Sordum kendisine: Paydos vaktine kadar ne okudun? Gel oku. sana olan teşekkür borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? dediler. Eğer onlara bir ölü için verin desen mezardan mezara kaçarlar. nihayet çocuğu kaldırdılar. işte bu şımarıklığı yapmak başkalarına yaraşmaz. dedi. Aramızda Hoca Reis dediğimiz bir kalfa vardı. oynamak istedi. Ben müezzinlik ederim. ne kadar uzak olduğunu anladı. üç yüz isterse sen dört yüz ver. Bir kaç gün sonra yine unuttu. o ışık öyle bir ışık ki hiç bir sınama ile kararmamış. iman ışığı yüzünden fışkırıyor. dedim. kalfa olacağım. üstat diyorlardı. ellerini kanattım. öteki ışıklarla bu nur arasındaki ayrılık şudur: Öteki ışıklar ufak bir tecrübe sonunda kararır söner. ayağıma kapanarak. öyle bir toprak çömlek ki. (M. Ona seslendim. biraz sonra da bana artık bu sefer izin verin de ayaklarını çözeyim diyordu. müridlik davasında idi. benim arkamda kalan çocuğun canı burnuna geliyor. Orada dışarıdan biri işaret etti. Öteki çocuklar onunla benim aramdaki vazgeçtiyi bilmedikleri için ona kaç demiyor. Bir de o insana bak ki. iş bu şekilde uzayıp giderken kendimi her şeyden habersizmiş gibi gösteriyordum. Halbuki kendi kendime belki gelmezler de ben de kurtulurum demiştim. çocuklar da onun oturduğu tarafa oturmak istemezlerdi. Gizlice korkak bakışlarla etrafı süzüyordu. ya çamura düşer. benim bir canım var ama. 343) Diyelim ki: Bir doğan kuşu geldi. Su halde bir kere ona ayak uydurmak gerek. Ya boynu kopar. Bana dost görünen biri vardı. Bir gün geldi. Evet oraya oturdu anne ve babası ile sözleşme yaptım. Benden sordular: Yol kesenlerin soyup bana getirdikleri mal helâl olur mu? Benim için helâl olan bir mal ile bu mal arasında ne fark var? Hem karada. Artık ben gideyim üstat! Pek erken geldim. sanki yalpa vuran bir sarhoş gibi geldi. Kitabı önümde açtı. içerde çocukları dövmek için değil ancak korkutmak için bir sopa vardı. Mevlâna'nın önüne koydular. ona işaret ediyor. Yanına havadan iki kişi geldi. (M. diye mırıldanıyordu. Ellerinde üst üste konmuş içleri mücevherlerle dolu tabaklar getirdiler. bir kenarından biraz yırtılmıştı. hoş sesim var. ışık saçan iri gözleri vardı. 345) Bu sefer tekrar terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Birisi ona atmak üzere yerden bir taş aldı. babası geldiler. 344) Gizlice birinin tüyünü çeker. Alevîlerin büklüm büklüm saçları gibi kıvırcık saçları. Çömlek değil ki murdar olur. Bir toprak çömlek ki. aman bana yardım et. ödü koptu. sonra da falakaya yatırdım. yere vurul-sa kırılmaz. Simdi oynadıkları yeri temizlemişler. Adam yerinde donakaldı. ikinci. ikinci gün tekrar geldi. Sizi görmek istedim de onun için geldim dedi. Kitabı nasıl koruyorsun? dedim. diye yalvarıyordv Kalfa dudaklarını ısırarak kendisini kurtarmak için fırsat koFıac^ğım anlatmak istiyordu. henüz yeniyim. dediler. elli kere kayalara çarpılsa bile kırılmazdı! Ama yumuşak bir kum üstüne düştü. Ben. Ben susuyordum. dersini okumaya başladı. Önce ona bağırdım. (M. bu sönmez. yahut bozulur diye korkayım. Nihayet bir hafta sonra oğlan yanımıza geldi uzakça bir yere oturdu. O konuşurken çocuk gizlice yutKunuvor. Bir hafta evinden dışarı çıkamadı. şakalaşmak. bir hamalın sırtında evine gönderdiler.mümin kulların ibadetleridir. Herkesten daha terbiyeli bir durumda kitabını açtı. Hayret ettim. Çocuğa yardım etsin diye işaret ettim.Öğrencilerden birini çağırdı. Bu sopayı aldım. bir tokat patlattım. Dışarda aşık oynadığını söylediler. Ertesi sabah namazda idim. Bu çocuk bizi darağacının başına götürmüştür. dedim. Ama sen döversen hiç ses çıkarmayız. dedim. ne gürültü ediyorsunuz? Hiç. bir çocuk getirdiler hoppa! Gözleri kıpkırmızı. şimdi ben burdayım korkma diye gizlice işaret ederken. Nihayet ey nazlı sevgili! Akıllıdan daha az mı akıllısın. Annesi. Şeytandan daha az mı şeytansın? Öğretmenlik yapıyordum. dersini okumaya başladı. Hiç kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini görünce kendi kendine. yerine otur. dedi. size senet verelim. Sonra Mevlâna'yı bir minber üzerinde gördüm. Ona bir gerçek açıklandı kendisine pek yakın sandığı adamın. bir kale duvarı üstüne kondu. Keşke'o söyleyen gammazlık etmeseydi. fakat kuş uçup gitti. Eğer eli kırılmış olarak yanınıza gelse bile hiç bir telâş göstermeyeceksiniz. Mektebimizin çocukları hep başları önlerinde çalışıyor. Hoca Reis. bunlar ne adam-larmış. bana güzel bir kadın bul. Ama o duvar üstünde bir merkep olsaydı ben de bir taş alır onu oradan kaçırmak için atardım.etrafında bakışıyorlardı.diriler için verin desen külhandan külhana gizlenirler. biraz sonra yerinden sıçradı. Herkesten daha terbiyeli ve uslu olmuştu. ikiyüzlülük ona asla bulaşmamış. Hemen yere yuvarlandı. Karun gibi alçaldıkça alçalırdı. bilmem ki senin kalıbında mı yaşıyor dedi. O sevgili bizim yanımızda sanki ana kucağındaymış gibi davranır. şaşılacak bir şey değil. Selâm sanaüstat! dedi. üçüncü tokatı da vurduktan sonra saçlarını yolmaya başladım. sönmemiştir. kendisini sınamak için ona şöyle dedim: Senin paran var. Ara sıra ne oldu? diyordum. Çünkü niçin geldin diye kalfaya çıkıştım. kırıldı. Bizim çocuğumuza karşı beslediğimiz yufka yüreklilik yüzünden belki kendi elimizle dövmeye gönlümüz razı olmaz. Arkası bu tarafa dönüktü. Çocuk içinden hele bakın Hoca Reise karşı nasıl davranıyor diye hayret ediyordu.

Nihayet kısa bir süre içinde bütün Kuran-ı ona öğrettim. O vaizdir. Bundan sonra bir tek söz söyledim. O bakıyordu bu sefer sopayı kaldırdım kalfaya vurdum. onun yerini kim tutar? Ben ölünceye kadar ondan ayrılmam. elleri titredi.Halbuki o kendinden geçmiş haldeydi. ondan yoksundur. Birinci ve ikinci sopada bağırmıştı. Kalfaya diyordum ki: Bari sen vur çünkü benim vura vura elim şişti. yüz adam öldürmüş olan bir kanlıya karşı bile pervasızca davranırdı. çok saygılar gösterdi. Bütün bilgisi ve erdemi ile beraber. Kelâm bilgini Esedüddin bir gün. Onu ana tüyü ile süslemek daha uygun düşer. dedi Allah kulu ile bilgi yönünden beraberdir . üç defa elini alnına götürdü. dedi onu Arık bir çocuk bile falakaya çeker. sakal ve bıyığının yalancı şahididir. 57/4) anlamındaki Allah sözünü yorumluyordu. Beni Şeyh Evhadüddin-i Kirmani sema meclisine götürdü. gizli hikmetler söyleşir. halk önünde kendisinden bir şey sorduğum için bana gücendi. bundan sonra da sopayı suya koydum. Dedim ki: Sen bahtiyar bir fasik (günahkâr) olursun. bıyığı ile öğünürlerdi. Allahnın perde arkasında gizlediği kullar vardır. Uçuruma gidiyorsun dikkat et. Sonra kendi özel hücresine davet etti. hoş bir sesle ezan okuyordu. Bir şey ki başka bir şeyin sebebi olmuş ve onu meydana getirmiştir. Bir gün ne olur dedi bizimle beraber kalsanız? Dedim ki: Bu bir şartla olur.dedim. öyle bir fedaiydi ki ne kendisini. Kalfaya tutun dedim şöyle vurun. Ben ise bahtsız bir günahkâr olurum. ancak yüzünü yüzüne sürer o kadar. Benim ne olacağımı. Benim bu soruma karşı maksadın nedir? demek uygun değildir. ama ben içmem. Onlarla birlikte sırlar konuşur. öyle cesaretli. o benim efendimdir. Annesi ama nasıJ gideceksin? deyince. sen müritlerin önünde içki içersin. Bunu yapamam dedi." (K. hem de diyorlardı ki. sözcüler hâlâ Elif harfinin derisini geveliyorlar. Çünkü erlikleri yoktur. Beni tekrar mektebe götürün. Geldi. Onun sakalı. öyle korkusuzdu ki. daha saygılı olmuştu. kalk gidelim. Bundan sonra bir daha gelmedi. Nihayet yine evine götürdüler. ben bu işe katılmam. Her ne derlerse desinler. Bir arkadaşı kendisine bir işarette bulunsa elini ağzına götürür sus diye mırıldanırdı. ayaklarını sarar. sen dinle: Bir şüphe bağlamışsın kendine zahmet vermeyi huy edinmişsin. öyle bir şey oldu ki hiç sorma. bu.bahsetsem. Bir işaret versin de arkadaşını bu tarafa kaçırsın diye çırpınıyordu. Aman üstat. Hülâsa bu öğrenci şimdi bütün arkadaşlarından daha uslu. kitabının yanına götürdüm. komşuları hep birden ellerini kaldırmış hem dua ediyorlar. Bunun mânası nedir. kupkuru kesildi. Nasıl ki erkekliği olmayan bir adamı bir güzelin yatağına koyarsın ne yapabilir? Tatsız okşayışlardan başka elinden ne gelir? Bir şey yapamaz. Allah! dedi. Anne ve babası dua ediyorlar. O beni yola getirdi. ne halkın ve ne de başka yakınlarının bu halden haberleri yoktu. hangi kuru darağacında kalacağımı Allah bilirdi. onunla göz göze gelmek için fırsat kolluyordu. ötekilerde ses çıkarmadı. insafsızlığı pek ileri götürürlerdi. Tek başına on iki çocuğa birden vuruyordu. Açıkça ikimiz birlikte otururuz. Beyit: Erliği. Sen niçin içmezsin dedi. . taş atardı. Önüne vardım. ne de büyükten. Onu falakaya çektiler. 346) Üstada gidiyorum dedi. Öyle yumuşadı ki. onun mânasını hiç anlayamıyorlar. Kendimce çocuğu dövüyordum sanki. Sonra dışarı çıktı annesi sordu nereye gidiyorsun? (M. "O sizinle beraberdir. bir ay dışarı çıkmadı. Hemen yere yuvarlandı. Kalfa da bir kaç sopa vurdu. diye annesine babasına yalvarıyordu. "Her nerede olursanız olunuz o sizinle beraberdir. Şehrin şahından . 347) Allah kelâmına bu mânayı nasıl veriyorsun. küçükten hiç kimseyi sağ bırakmayacaktı." evet ama Allah kul ile nasıl beraber olur? Evet. Bu erkekliği olmayan delikanlı ile iğneci arkadaşının hikâyesine benzer ki. (M. rengi uçtu. Kalk diyordum. ona söverdi.renkten renge giriyor. İçimden sanki bir şey koptu aşağı düştü. öğütçüdür ne bilir derler. Selâm sana. Allah sizinle beraberdir demek nasıl olur? Bana şu cevabı verdi: Senin bu sorudan maksadın nedir? Allah yumuşaklık ve merhamet tarafında iken ne ise sertlik yönünde de öyledir. Artık işini bulmuştu. Dördüncü sopada ayağının derisi sopayla beraber kalktı. Bir gün tekrar sordum: O sizinle beraberdir diyorsun.

Kendi kendine. Uyku sırasında adet olduğu üzere ışıkları da söndürürsün. içinde bir öfke duydu. Her şey varlık alanına gelmekte Haktan bir müjdedir. beni ve bütün Müslümanları da birlikte yarlığa! diye yalvarır. bir bağıştır. ayakların kesilmesine yol açan altın ve gümüş paraları kaldırsın. iğneci. benden selâm söyle. Anlayabilselerdi hepsi de mürid olurlardı. 348) Fakat halvete girince hiç konuşmazsın ki kız işi çakmasın. Ama geline yaklaşamadı. Sahabeddin'in sözü de yukarı adı geçen o kelâm bilgini Esedüd-din'in sözünden daha aşağı sayılırdı. ben de can korkusundan seninle çarpışmak istemiştim. emrindeyim. Ama hemen pişman oldu. Ey kahpecik! dedi. beni şu baş ağrısından kurtarırsın. Melikin lâkabına Meliki Zahir derlerdi. "Biz onu (Kur'an-ı) Kadir Gecesi indirdik. (Açıkça) biz kâfiriz. çünkü ben çarpışma hususunda çok hünersizim." (Kadir Sûresi. Dimağı son derece arıklaşmış olmasından dolayı. Belki bilmiyorduk. şefkat yönünden gözlerinden ateş saçar. Kızcağız onu kendi zavallı kocası sandı. müderrisler. heybetli kişilerin durmakta olduklarını gördü. derim. Kıskandılar. Mâna bakımından da senin olduğu gibi. Bu gün din âleminde de iş böyledir. Düğün dernek yapıldı. Yolcunun biri yolda yürürken karşıdan hafif silâhlar kuşanmış ılgar bir atlı gördü. alt tarafı yalan olur. içlerinden iki kişiyi de fesat karıştırdıklarından dolayı öldürttü. hemen hazineye gitti. bir aralık dimağının gücünü artırmak için bir iki kadeh ferahlatıcı sudan almak isterdi. ecel kılıcından hem başını. Dost odur ki. Halep Sultanı katında çok değerli ve olgun bir insan olarak tanınmıştı. benim en yakın arkadaşım sensin dedi. Bir gün onunla bir ordudan söz açan Meliki Zahir sordu: Sen ne bilirsin? Ordu nedir? Yukarıya ve aşağıya bakınca her tarafta yalın kılıçlarını çekmiş askerlerin. fitne ve fesata sebep olan. Ey kadılar. Halim şu durumdadır. yasaktır. Bugün gece sularında bana gelir. Bahtiyar odur ki. benim elbisemi giyersin. binlerce genç kız arasında seçtiği güzel bir dilberle evlendi. meseleyi açtı. Nasıl ki siz benim sözlerimin içine daldınız. hayır gitmiyordu. dostluk iddiasında bulunmazlar. Bu Şahabeddin istiyordu ki. O insafsız bu makamda bizdendir. feryat. (M. hâkim olsun. işi araştırmadan hemen ona saldırmak için." Belki meşgulsünüz acaba bizimle mi? Hayır. kızı altına çekti. Şöyledir veya böyledir diye sözü çoğaltalım. Kâfirleri şu cihetten severim ki. Söz onlardan da geçerdi. onun varlığında yürürsün. bu adam bana kastetmeden önce ben onun işini bitireyim dedi. Lâfı çok uzatırsak. O Sahabeddin'in bilgisi aklından üstün idi. Mektup okununca sarığı aşağı düştü. Akıl gerektir ki. alışverişi başka bir şeyle yaptırsın. Yolcu şu cevabı verdi: (M. Beni mi sandın ki ciğerimi dağlayasın? Ona iğneci derler. Daha fazlası da işe yaramazdı. İğneci halvete girince hemen ışığı söndürdü yatağa fırladı. tavan. Şimdi sana dostluğu öğreteyim: Dostlukta yalnızlık haramdır. Simdi gel artık el ele tutuşalım. Atlı yaklaşınca yolcuya. O kalmazsa sen de kalmazsın. Sen biz olunca ulu Allahnın. Çok düşkün bir durumda kaldı. Komşu kim oluyor? Senin komşun ancak benim. Yer. 1) anlamındaki âyette de aynı veçhile ifade ediliyor. Sahabeddin-i Sühreverdî. Nasıl ki. Şimdi daha ne kadar onların sakallarına göre tarak vuralım. düşmanız derler. . figan sesleri yükseldi. Sultana dediler ki: Ey Melik! Falan kimseye bir mektup yaz hep birlikte mancınığa koyalım atalım. Onda aklın durağı olan beyin arıklaşmıştı. İğneci yiğitçe yaklaştı. Güzel bir kitap beş akçeye satılır. ellerin. Başını kestiler.Yukarıda sözü geçen delikanlı. o zaman bu kelâmcı Esedüddin onu kötülemişti. (M. kendini onda yok edersin. demiri yırtar. Koca. şeyhler! O zayıf Allah dostuna karşı gönülalçaklığı göstermeyenler yaralanırlar. Allahyı görürsen. 349) Halkı Muhammed dinine uymaktan vaz geçirsin. kapının dışında idi. bana öyle kötü nazarla bakma! dedi. Dost çok iyidir. bunu hiç kimse anlayamaz. Birkaç kişiyi de dışarı göndererek pazarda sattırdı. Bunun üzerine çocukluğundan beri sır yoldaşı olan iğneciye geldi. Katillere buyurdu: Mazlum Sahabeddin'in kanını köpekler gibi yalasınlar. dedi bir komşu ile. Eğer o Muhammed'in izinden gidiyor muydu diye benden sorarlarsa. ama bu yolda bilgisizlikle nasıl yürünür? "Allah cahili kendisine dost edinmedi. cezayı gerektirir. Bu külahı taşımak istiyorsan önceden başına giymelisin ki bu er meydanından mertçe başını çıkarabilesin. Yerinden sıçradı. Düşmanların tuzağı açığa çıktı. 350) Güzel söylüyorsun. aralık hep askerlerle dolu. "Maktul" Şahabeddin de derler). hem de külahını kurtarır.hay hay! dedi. Yarabbi onları günahtan kurtar. Çünkü herkes kitaptan anlamaz. Yoksa yolda kalırsın. bilgiden üstün olsun. Burada dava boş lâftır. delik deşik eder. Gizlice kırk dinara satın aldılar. (ona.

Misafir sorar: Bu nasıl ceviz ki hiç elim kararmadı? Kolum kirlenmedi. Şeyh ibrahim. "Güneş yuvarlanıp karardığı zaman. Dedim ki: Bu debdebe ve saltanat. Dedi ki: O yerdeki marifet hakikati vardır. bir kere bu sende onu aynı münacaatta. kabuğunu soyun. Bir çocuğa sorarsın: Bizi kim yarattı? Hak yarattı. O şaşkın ve perişan idi. bu tasarrufu bırak ki. Uşaklar da o şekilde temizlenmiş cevizi getirirler. Hayyam kendi halinin vasfını söylüyor. gözünü açsın. Bir türlü uysallık tarafına yanaşmaz. kırılmış olarak getirin. ancak o ve onun Allahsı bilir. Dedim ki: Kendinde gördüğün şeyi. Muhammed'i gör ki. o bu ay ve güneşin varlığı için bir sebeptir. Eren de şaşkına döndü. Bunun ne olduğunu Allah bilir. Niçin o dar ve tatsız menzildedir diyordum. Onun içine girersen bütün dertlerden selâmette olursun. O güneş ise öyle bir makamdadır ki. düğün dernek şuna benzer: Biri seni ceviz yiyesin diye bağa davet eder.) bizim perdedarımızdır. Çünkü bu hidayet güneşi Hakkın yüceliğinden nur almıştır. perdesiz taklitsiz yaratıcıyı temaşa etsin. der. benim sana karşı duyduğum şefkatin ne derecede olduğunu bilesin. O halden vazgeçesin diye ne kadar çabaladım. (M. Biri diyordu ki. Ettiğin bu inkârdan vazgeç. davetin tam kendisidir. ermeyenlerde ise şaşkınlık nasıl olur. Derler ki: Simdi git. Hem davet ediyorsun. yapma hitabı nerede kalır? Dedim ki: Nihayet. Sair diyor ki: Kimse aşk sırrına eremedi. der. O Sems'in (Güneşin) yüzü kara olur. 351) Yap. Muhammed'de niçin görmüyorsun? Herkes kendi kendisinin perdecisidir. işin varsa da şöylece biraz olsun değdir. maşuklar ve sevgililer ise durgundurlar. 1) anlamındaki âyet ile işaret buyurulan makamdır. Bir zaman kabahati feleğe yükler. tekme vurmaya başlar ve sana buyur kendi elinle ye der. Ben seni'o halette ve o makamda gördüm. bunu tanırım. ama bu Şems'in yüzü kararmaz. bütün bu varlık Allahındır. Başka biri ise misafiri bağa götürür hoş bir yerde oturtur. temizleyin.A. bütün cihanla top oynayama-sın bütün bu insanlar arasında topunu meydandan dışarı çıkarırsın! Dedi ki: Bazı âşıklar debdebeli ve saltanatlı olur. o onun içindir ve bu başkaca fazladan bir fazilettir. istiyordum ki. var ve yok eden mi daha güçlü. Fakat onun için bir sebep yaratılmadı. Şiir: Her kim Allah inayetinin kalesine girerse Örümcek ona perdecilik eder. Misafirin eli ve yeni ceviz boyası ile kararır. Ne söylüyorsun der? Divane misin? Pekâlâ bizi yaratan.Bugün sen de. aynı cennette görecek kadar kudret yoktur. Şimdi bir kere elini şöyle bana sür. ben bu işin sırrını bilmem. aynı Kabe'de. Ben böylesin! hiç görmedim. Onun hiç bir sebebi yoktur. Ortada bir dönderici olmadan bu çarh döner mi dersin. iyi insan cana yakın. Fakat Şeyh Muhammed bu yolda uygunluk göstermez. bu galip ve yüce varlığı görebilsin. hem de davet etmemelidir diyorsun! Bu Cebriye'ciler ne yaparlar? Kuvvetli adam bilmez mi ki. Aşk sırrına eren niçin sasırsın. Ben bunu yiyemem. şeyhi meyhanede gördüğün halde. (M. diyecek kadar hoşgörürlük varsa. misafirin önüne koyarlar. hiç değilse bu kadar temiz düşünmek de çok iyi olur. onu Allahya yalvarış halinde gördüğün zaman. uşaklarına emreder: Gidin ağaçtan ceviz indirin. 352) Selâm sana! Bayramın kutlu olsun! Bizim selâmımız bir kaledir. hem yok etmeye kim güç yetirebilirdi? Daima en yüce kudret odur ki. davet nereyedir? (M. Hayyam'ın sözüne itiraz etti. yoksa biz mi? sana şu cevabı verir: Eğer o bizden daha kuvvetli olmayaydı. 353) Evet dedim. bu cevize benzemiyor. Acaba o yabancılık makamında niçin oturmuştur? diye gönlüm hep seninle idi. ağaca çıkar. Çoktandır sürmemiştin. İyi insan dert ortağı olur. buyur derler." (Şems Sûresi. Aleme tek başına geldin. Muhammed (S. o makam ancak. daha kuvvetlidir. bir gün . bizi hem var. Allahı görsün. tatlı bir insan olur.

bunu yine ben onarırım. çocuktur.A. diye sızlanmaya başlar. Biri gedi. bu acıları ben verdim sen çek. inkâr eder. (M. ama mümin kimdir? Bir an için meyhaneye 'uğrayalım. ama o küpün başında oturur. Allah kulları. ben de onun ıstırabına çalışmış olurum. başcağızın kucaklar. Her zaman onların doldurduğu sürahiden içenler bir daha kendine gelemezler. bir gün de Allahya çatar. 355) Eğer kaşını eğerse anlarım ki bana değildir. bir gece sıkıntı çeker. Çünkü açıkça görüyorum. Aslından değil. Allahnın yarattığı o zavallı kadıncıkları ziyaret edelim. kuşluk vakti her taraf aydınlık içinde. der. vehimlerle karışık sözler söyler. sonu iyi olur dedim. Ebu Hanife eğer Şafiî'yi göreydi. Gerek ki sen pişesin! dedim. Ben sordum: İslâm bilginleri arasında nasıl uyuşmamazlık olabilir? dedim. kulluk eder. Başkaları sarhoş olur. Bu vasıflar. ah vah ederek karşınıza gelir. Cevap verdim: Ben senin pişirdiğin şeyleri ne yapayım. Ne istediğini ve ne dilediğini bilir. çünkü bana bu iş pek zor geliyor. . Öyle ye ki sen ağırlığını ona yükleyesin. hayır der. yiyorum. yemek öyle yenmelidir ki sen onu incitesin. daima olumsuz düşünür. işaretten anlamıyorsun dedim.) olsun. Kiliseye de uğrayalım. bende o velilik yoktur. Ben ye demem. dedi. Oğlundan çok şikâyet ediyordu. rahatsızlık veriyor. Sana bunu yüz bin defa söyleseler ancak onlarla alay eder ve gülersin. niçin gündüz olmuyor? Sen görüyorsun. Çünkü Mevlâna'nın benimle olan ilgisini açıkça görüyor ve biliyorum ki o yüz ekşimesi başkalarının işi içindir. işaretlerde ve ibarelerde islâm bilginleri uyuşmazlığa düşmezlerdi. O velilik ancak Allahtandır ki. Evet ben de aynı şaşkınlık içindeyim. Nasıl ki koruk ile ham erik acımtırak ve ekşidir. koruğun henüz tazeliğinden ve eriğin hamlığındandır. Nasıl ki adamın biri günün birinde tam kuşluk zamanında bir elinde sopası. Nasıl pişeyim? dedi. Onu bütün açıklığı ile görmekten. ama o seni incitmesin. bundan ne şüphem olabilir der. mazur gör bu gün bir şey pişiremedik. Allah huzurunda nikabmı atmış. (M. Mümin. Ama gamlı zamanımda da istemem ki hiç kimsenin gamı bana bulaşsın. Zındık ise. 354) Benim işime kimse takat getirmez. Ancak gerektir ki koruk daima güneşin önünde olsun. Mevlâna'nın halka hitap yoluyla söyledikleri bana ait değildir. Ama aslında ekşi kokan koruk da vardır ki taş gibi sert kalır. Cevap verdi: Eğer anlayış denilen şey. Biri gelir bana yemek yemenin usullerini öğret. Ben nasıl sevinçli olabilirim? Bütün âlem gamlı olsa bile beni hiç mi hiç ilgilendirmez. Allah bana bilgi vermiştir. O iki türlü görüş ve o taassup senin işindir. Ben onun benimle olan ilişkisini bilirim. Sen nasıl müritsin ki. dışarı kaçarlar. ister Muhammed'den başkası. öteki eliyle de duvarı tutarak. doğudan batıya kadar bir lezzet duyar. değişik olmayaydı. oradaki biçareleri görelim. Yoksa aslında bilerek değildir. Yoksa o ağırlığını sana yüklemesin! Dedi ki: Simdi sizinle birlikte yiyelim. gözlerini öperdi. hiç tatlılaşmaz.zamaneye. (Ben) sözü ile konuşur. Ağlayarak niçin söylemiyorsun? Bu ne iştir başımıza geldi? Bu ne belâdır acaba? Bu gün güneş doğmadan. Bu gün mümin olan yoksun değildir. Taklitçiye bu işte bize uymak gerekmez. perdeye yapışmış olan kimsedir. TANRI TANRIDIR Yaratılmış olan kimse Allah olamaz. çocukluktandır bu yaptığı şeyler. Bu ayrılık nasıl mümkün olur? Sen ayrılık görüyorsan kurban ol ki uzaklıktan kurtulasın. bir gün bahtına. Eğer ben bu yiğitliği yapmasam o zavallı mide bir gün. der. İster iyi ister kötü olsunlar. diğer bir sefer de ispat eder. Doğru sözdür: Taklit ehline uysallık yaraşmaz. ister Muhammed (S. Halbuki imanlı adam şaşkın ve perişan fikirli değildir. Dilimin ucuna geldi. Onu ancak ben yaparım. onların haline bakalım. Ben buna ancak gülerim. tadıyorum. Hele naslardan tek mâna çıkarırlardı. Benliğinde hiç şüphesi yoktur.Konuşurken bazan karanlık. Allahnın öyle kulları vardır ki. hiç kimse onların çektiği cefaya güç yetiremez. Bir kere Allah yoktur der. Niçin evet diyeyim? Bunu siz dilediğiniz gibi söyleyin. Allah ile nasıl ayrılığa düşerler. bir başka şey doğdu. ayakları titreye titreye. onları da gözden geçirelim. Cevap verdim.

onun şöyle olmalı. "Allahu Ekber" demek kurban. (M. Hem de olmamalı diyorsun. kurusa da incinmez. Ya hizmetçi olurum. Bu ona benzemez. 35?) Yapacağı işi özgürce seçmek kolaylığı kalmaz. kurtulasın dedim. yahut kendine hizmet olunan efendi durumunda kalırım. Ben ondan çok faydalandım. Davalı tarafın tanığı yoktur. canı gider. yanında namaz kılmakta olan başka bir Hintli bunu işitince. Yahut senin gitmen icap edince ben giderim. ona sen yemin edeceksin. Benim gitmem gerekli olunca sen gidersin.Sözü geçen bu kurban hikâyesinden nasıl kurtulayım dedi. İnsaf et ki dervişin hoş bir âlemi vardır. Ancak oğullarınız sizi hiç anlamazlar. Halbuki. Namazda. Sevgi davasında olan kimseden bir aralık bir kaç para iste! Aklı yerinden çıkar. (M. Aynı zamanda itiraz gelince hürriyet kalmaz. gerekirse gideyim. 358) Çoklarını sınadım beni pek az görenler hemen kınamaya başladılar. sus der. git ki sana söğmeyelim! Bunu niçin söylüyorsun dedi.Bir topluluk görürsün bazı inanışları vardır. Müridin yolu bu değildir. Biraz sınamaya başladın mı onların inançlarının senin yanında nasıl çıplak kaldığını görürsün. ben bunu yapamam. yani Allaha yaklaşmak içindir. Ben de dedim ki: Eğer onu bir sınamadan geçirmezsem kendisinin kim olduğunu anlayamaz. Bu Allahnın onun hakkındaki sevgisindendir. Dedim ki: O yapmadı. kadıya şikâyete gider. Ama sizden faydalandığım gibi değil. "Benim velilerim kubbelerim altındadır. Küçük yaşta fakirliğe alışmak gerektir. Siz oralarda değilsiniz ki oğul olanlarla. Ayak pabuç içinde yerleşince. yani Allah uludur diyorsun. Ulu Allah halkın beni bilmesini istemiyor. Bu adam bütün gün kendisine inananları soğutmuştur dediler. ikiyüzlüler gibi putun koynunda duruyor. kendisi de kimseye mal olmayan kişidir. Kendimi ne zaman açığa vurmak istersem zahmetim artar. Halka karşı kutsal hadiste buyurulduğu gibi. Bu sözle ibadete başlayan kul kendinden geçer. yatayım hülâsa kendi irademle hareket edeyim. ama münafıklar. böyle olmalıdır diye tenkitlerde bulunuyor. Biri pek çok uğraşır ki kendinden bir şey gösterebilsin. Bayatlayınca iş zorlaşır. Ama onlara uymazdı. billahi de. Öteki yüz türlü kurnazlıkla kendini gizlemeye çalışır. ben de sana öğretiyorum. ne efendisi olur. Dedi ki: Falan kimse sana asla yakın değildir. onları benden başkaları bilmezler. Hakir (gerçek yoksul) malı olmayan. rükûa varırdı. Her iki halde de o irade ve ihtiyar ortadan kalkmış olur. Eğer sende ululanma ve" büyüklenme duyguları varsa. ötesini Allah bilir. Şimdi bu şeyh ile mürit arasında hoş kaçmaz. bana gerektir ki serbest davranayım. Cevap verir: Vallahi de yemin etmem. gerekirse oturayım. derler. 356) Zaman zaman Şeyh Muhammed secde eder. namazda konuşulmaz. Dedim ki: Senin benim karşımda konuşman şuna benzer: Sen bilmiyorsun. böyle olmalı dediğinden bahsetmek yersizdir. Nasıl ki Hintlinin biri namazda konuşur. Ama sen benimle birlikte olursan irade kalmaz. Allah demelisin. Ahlat'lılar derler ki: Ey'tırıl herif defol. Dedim ki: Onun bana yakın olmadığını sen ne biliyorsun? Sen ondan daha olgun olmalısın ki bunu an Tayası n! Çünkü o şöyle olmalıdır. böyle olmalı gibi sözler nasıl yer bulur? Ona şu cevabı verdim: Ettiğin bu itirazlardan sonra. olmayanları gösteresiniz. Şiir: Ne kimsenin uşağı. (M. Ben şeriat erlerinin kuluyum derdi. Sen onları böyle çırılçıplak görünceye kadar. Çünkü bana hayat lâzım." anlamındaki . Fedakârlıklar gösterirler. Kurban ol ki. Henüz yeniyken ayağı pabuca uydurmak gerek. taze dalın ateşe girmeden doğrultulması kolaydır. Tanıdıklar. Dedi ki: İsteyerek veya istemeyerek kimseyi incitmek veya soğukluk etmek fakirin işi değildir. yabancılar etrafıma toplanır. Mademki itiraz etmek gerekmez. başını ayağını sallamaya başlar. ben sınamaya devam ederim. Tuhaftır belki kendilerini de anlamazlar. ona yaklaşmayı dilemelisin! Şimdi daha ne zamana kadar putu koltuğunda taşıyarak namaza geleceksin? Allahu Ekber. Çünkü bunu sen de yapıyorsun. Halbuki teslim makamında şöyle olmalı. Adamın biri.

Ona ister levha üzerinde yazıldı diyelim. hafızın minder üstünde. kendini de baba biliyorsun? dedim. küpe bulundu dediler. ama tam bir erkekmiş. Mısra: Ev sevgili. her tarafını sarmışlar. bu yalvarış halinde iken içeriden bir ses geldi. diyor. dedi. . Nasuh halvete girer korkudan titremeye başlar. Tam otuz yıl bu işte çalışmış. Ama onu da nasipsiz bırakmak olmaz. Görmediğin şeyden ne dem vuruyorsun? Nihayet ben senin babanım. dinleyenlerin. müridin. ama onlardan haberim var.Farkına varınca bunun hamamda kaldığını anlamışlar. Arayanlar bir Lahavle çekti. Herkesi aradık yalnız Nasuh kaldı onu da arayın. Sırrını Allahya ısmarladı. MUHAMMED'İN OLDUĞU YERDE ADEM NE SÖYLEYEBİLİR? Aklın ayağı topaldır. erkekten hiç bir eksik tarafı yokmuş derler. sen de benim oğlumsun. şeyhin ayrı ayrı halleri olduğu gibi mürşidin de bir hali." (Tahrim Sûresi. evin kapısına gelir. Onları kim görebilir? Onlar böylece Allah katındadırlar. Allahya söz veriyor eğer bu defa kendimi kurtarırsam bundan sonra bütün ömrüm boyunca böyle bir iş yapmam. Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin. 8) buyurulmuştur. ama içeriye girmeye gücü yetmez. Sende Allah nazarına gel ki onları göresin! Halk. maşukun bir hali vardır. 359) Kur'an'da. Bir topluluk daha vardır ki. Nasuh. Ben onlardan değilim. Kadınlar hamamında tellâklık edermiş. Şiir: Her işin tam vakti gelmedikçe Sana dostun dostluğu fayda vermez. Bazıları bu Nasuh sözünün yorumlanmasında nefse dönmeyen şey demişlerdir. isterse yer ve göklerin ortasında. Eğer şu yükü benim sırtımdan kaldırırsan. Aklı başından gitmişti. Herkesin bir özel hali vardır. ondan bir şey gelmez. çavuşlara emir verilmiş hemen gidin hamamda hiç bir delik deşik kalmamak şartı ile araştırın! denilmiş. yüzü kadın yüzüne benzeyen bir adammış. ister yer üstünde. gözleri görür ve gördüklerini de bilirler. o görüş? Madem ki görüyorsun nerede o? NASUH TÖVBESİ (M. Onları görmek dileyenler Allah Nazar'ına gelirler. Derler ki: Nerede kendini görme. senin Allahlığına sığınarak söz veriyorum. Hadis. sonradan yaratılmış bir varlıktır.hikmet gereğince onların alınları damgalanmıştır. bundan böyle Nasuh kulun bir daha bu günahı işlemez. Onları da kendileri bilir. Niçin vakitsiz uyuyorsunuz ki beni oğul görüyor. yazılsın. "Ey iman edenler. Bir gün Sultanın kızı hamama gelmiş. Şimdi araştırma sırası bana gelecek diye sızlanıyor. Vaizin minber üstünde. ALLAHTAN BAŞKA TANRI YOKTUR Bu ne sapkınlık ve körlüktür ki. Hakkı nasıl a'nlayabilir? Nasıl görebilir? Onun nazarında olan bu şahsı da hoşa giden her şey gibi hoş karşılarlar. âşıkın bir hali. Çavuşlar hamamın kubbesini ve içini. Bu hoş bir deyimdir. Bazıları da Nasuh. kör olduğunu bilmez. Bir levha üzerinde bir Elif yazıldı. Allahım bundan sonra bir daha kadın tellâklığı etmeyeceğim. Tam bu sırada bir ses daha geldi. arka arkaya secdeye kapanıyor. nerede Her şey ondan nur almıştır. O hadis. kulağındaki büyük yakut küpe kaybolmuş.

Çünkü mutluluk ona yâr olmadı. kadın yapılı idi. Allah sevgisi nerede kalır? Diyelim ki. Kendini aradan çıkarınca da onu ispat etmiş oldu. Çünkü bendeki gam onlara bulaşırsa dayanamazlar. kimi mevkie düşkündür. öteki uygunsuz. Kimi güzele. Kendilerini o gam kuyusuna bırakırlar. 361) Bu Hıristiyan yüz gün üst üste söz söyler hiç üzülmem. yoksa onlara iyilik yapılsa hiç kabul etmezler. o da hasta oldu. gitti. Şu Müslümanlardan sıkıntı duymuştum. beni açlıktan öldürüyorlardı. her şeyi kaplamıştır. Nasuh şu cevabı verdi: Benim elim bu gün işlemiyor. yiğit. 360) Peygamberin yoldaşları tövbe ederlerdi. silâh kullanmayı. Beyit: Bu yolda yüz bin tane Adem yüzlü iblis var. 362) Bir padişahın iki oğlu vardı. Rüstem gibi bir pehlivan aradı ki oğluna arkadaş ve yoldaş olsun.Bu hayallerden geçen kim se bilir ki bunların da bir yaratıcısı vardır. diyor. Oğlunun neler öğrenmiş olduğunu görmek istiyor. Halbuki İbrahim ben batan şeyleri sevmem dedi. Biri uslu. Çünkü ruhlar âleminde felekler vardır. Başlarında başörtüsü. Onlara karşı işte benim Allahm budur. padişahın yanına .Nasuh'un hakkında kötü düşüncelere saptık dediler. iç sırları âleminde de felekler. iyiliksever. O birtakım oyuncaklar. Nerede o İbrahim yaratılışh insan ki. oyuncaklar önlerinde. Şu halde kulluk. çevik. İbrahim Peygamber gibi. Bu gün padişah geliyor dediler. Onu küçüklükte huy edinmek gerektir." buyruldu. aylar vardır. Bu öğretmek içindir. bu dua doğrudur. Ama vefaları yoktur. kötü huylu. kimi paraya. der. Evet dedim. Dediler ki: Bugün 'Hatib çok hastadır. iblis der ki: Hırsızın kendisi mahalle içinde hırsız var diye bağırır. (M. "Hasta olsam o bana şifa verir. Her insan yüzlüyü sakın insan sanma." diye dua ediyor. ancak yüzünü yıkarken okunur. gidişleri de senin gidişinden başkadır." (Araf sûresi: 23) buyurulmuştur. Sen öyle bir insansın ki. Bütün halkı sağlık yoluna çağırdı.ama hiç faydası olmadı. (M. ama ben senin nefsindekini bilmem. saz âlemine giderim ama Allah yolunda on para vermem. Padişah onu tam bir erkek gibi yetiştirmek için erkek yapılı. Niçin aklını bilen yahut ruhunu bilen denmedi? Dedim ki: Nefis. Herkes bir şeye tapar. kabul etmediler. Bari gelsin eliyle Sultanın kızını okşasın kız da onun kendisini okşamasını istiyor. Kendini aradan çıkarıyor ki bu benlikten sıyrılmak demektir. ama "Ey Allahm bana cennet kokularını koklat. Yani ben hastayım. hırsız var diye feryat eder. Ama Allah erleri açtı! Kendi keyfim için yüz dirhem harcar. Ama pisliğini temizlerken değil. İnsan şeytanları bunlardır onların hali senin haline benzemez." (Şuara Suresi. Nefis bir şeyin varlığıdır. Bu arkadaşı gece gündüz ona mertlik hik